Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #64 — Q&A: «Allâh’ı Görüyormuşçasına Yaşamak» Hadîsi, Mafya Örgütleri ve Mübeşşirât Rüyâlar

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #64 — Q&A: «Allâh’ı Görüyormuşçasına Yaşamak»…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


«Allâh’ı Görüyormuşçasına Yaşamak» (İhsân) Hadîs-i Kudsîsi — Cibrîl Hadîsinin İdrâki

Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamak istiyorum lakin ben her zaman siz görüyormuşçasına yaşıyorum. Bu beni Allâh’a ulaştırır mı? Hadîs-i Kudsî uzun ya, hadisi kutsinin sonunda ne diyor. Cenab-ı Peygamber? Allâh’ı görüyormuşçasına diyor ibadet edin. Ya da diyor. Allâh’ı görüyormuşçasına, şahsın kendisi görüyormuşçasına. Ya da o seni her daim gördüğünü idrak ederekten hayatını öyle yaşa diyor. Bu normalde meselenin tabi en üst noktası ama asıl gören, asıl duyan, asıl işiten Allâh’tır. Öyle olunca her daim bir kimsen bunu idrak ederekten günlük hayatını yaşayacak. Öbür türlü bir dervişin şeyhim Allâh’ın izniyle beni görüyor demesi caizdir. Ama bu böyle burada takılır kalır her daim böyle Allâh’ı görüyormuşçasına veyahut da onun her daim kendisinin gördüğünü hissederek yaşaması lazım.

Şimdi Hakkında

Ayhan Bora Kaplan gibi devletle yol yürüyen mafya örgütleri var. Şu an hepsi tek tek ortaya çıkıyor. Bizim bu konuda hükümete karşı tek kümüz nasıl olmalı? Bunlar devletin işleri, siyasetin işleri. O yüzden sufiler bu tip şeylerden uzak olurlar. Bizim bu tip işlerle işimiz olmaz. Bunlar normalde devlet bir orada organize eder, bir şeyi kurar, onları kullanır. Ondan sonra işi bitince haydi hepsini de toparlar. Ondan sonra başka bir yerde başka bir organizasyon yapabilir. Onu yapar, onu kullanabilir. Devletle bağı var mıdır yok mudur bu tip insanların yoksa bunu böyle devlet dediğimizde sıkıntılı çünkü. Devletin biriliği içindeki klikler, hizipler, bu tip şeyler yapıyorlarsa sonuçta bunun gün döner, devran döner, bunlar da bunun hesabını verirler.

Bunlar böyle sunni büyüyen topluluklar. Sunni olarak büyüdüğü zaman, bu normalde ticarette vardır böyle insanlar. Dergahlarda veya tek yerlerde İslami toplulukların içerisinden böyle insanlar çıkar. Veya tanıdığın bu tip siyasi organların içinden çıkar. Bunlar sunnidir. diyeceksiniz ki dergahın da sunnisi olur mu? Onlar da böyle belirli güç odakları tarafından beslenirler. Onlar da böyle suni olarak büyüme gösterirler, kalabalıklaşırlar. Bunların hepsi de olabilir. Bunlar böyle ister mafyavari topluluklar olsun, ister tekkevari topluluklar olsun, ister cemaatvari topluluklar olsun. Bu tip devletin içerisine çöreklenmiş güç odaklarının organize ettiği şeyler hep tehlikelidir, sıkıntılıdır. Onların işleri bitince dönerler, onları komple tasviyeler ederler.

Mekke ve Medîne’den alınan taş toprak gibi şeylerin alınmasının doğru olmadığı ve geri götürmesi gerekiyor deniyor. Bunun doğru nedir? Mekke’den, Medîne’den alacak olduğunuz şey Kur’ân sünneti olsun. Siz Kur’ân ve sünneti yaşamadıktan sonra gidin isterseniz cebinizde Hacr-ı Lesvet’i koyun. Hiçbir faydası olmaz. Bakın ne diyorum, Kur’ân sünneti yaşamadığınız müddetse isterseniz Hacr-ı Lesvet’i alın, cebinizde koyun. Ondan sonra hiçbir şey olmaz. Taş bildiğiniz veya Mekke’den, Medîne’den toprak aldığınız toprak bildiğiniz toprak. Kur’ân ve sünneti yaşamadığınız müddetçe, Kur’ân ve sünneti yaşamadığınız müddetçe isterseniz Kabe’nin içinde yaşayın. Kur’ân ve sünneti yaşamadığınız müddetçe isterseniz Medîne’ye, Münevvere’ye gidin, orada açın, Hazret-i Peygamber’e sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabr-i şerifini, onun içinde yaşayın.

Faydası olacak olsaydı, Kabe’nin içerisinde putlar doluydu, faydası olurdu. Önemli olan, nerede olursanız olun, Kur’ân ve sünneti yaşamanız önemli. Kur’ân ve sünneti yaşamadığınız müddetçe, tırnak içerisinde kutsal atfettiniz, hiçbir şeyin hiçbir faydası olmaz. Kur’ân Allâh’ın kelamı mı? Evet. Şimdi bir evin içerisinde durması güzel bir şey, takdire şayan. Bu ev, Kur’ân, Müslüman evi. Ayet kespediyor. Güzel. Ama içindeki hukuka, hükme uyulmadığı zaman, onun sana bir faydası var mı? Kur’ân’a amel edilmek için. Amel etmiyorsan onunla, evet manevi olarak orada durur, muhakkak bir faydası vardır. Ama velakin burada önemli olan, onu yaşamak. Onu yaşamadığınız müddetçe bir anlamı yok. Allâh bizi affetsin.

Bir erkek eşine aynı gün içinde, üst üste, eğer anlaşamıyorsak, anlaşmalı bir şekilde boşanalım derse, bu durumda dini nikahları zedelenir ya da düşer mi? Bir kimse sabahtan akşama kadar ben namaz kılacağım dese, namaz kılmasa, namaz kıldı hükmünde olur mu? Bir kimse oruçlu olsa, sabahtan akşama kadar ben orucumu bozacağım dese, orucunu bozmuş olur mu? Bir erkek, bir kadını alsa, sabahtan akşama kadar ben seni nikahıma alacağım dese, nikahını almış olur mu? Olmaz. Bir erkek sabahtan akşama kadar kadına dese ki, ben seni boşacağım. Boşamış olur mu? Teşekkür ederim verdiğiniz cevaplar için. Evet, o yüzden bir erkek de bir kadına, anlaşamıyorsak, anlaşmalı olarak, bakın, şey de, tabir de güzel, anlaşamıyorsa, anlaşmalı olarak boşayalım, boşanalım.

Demek ki, anlaşamıyorum dediğin kimseyle anlaşma yolu arıyorsun. Nerede? Boşanmada. Boşanmada anlaşma yolu buluyorsun da, arıyorsun da, geçinmede neden anlaşma yolu aramıyorsun? geçinmede anlaşma yolu aramıyorsun. Boşanmada anlaşma yolu arayacak ama. Şeyhlik nedir? Halifelik nedir? Mürşid-i kâmil ne demektir? Bir kimse şeyh veya mürşid-i kâmil olduktan sonra geri dönüşü mümkün müdür? Göstereilen bir rüya tevil edilmeden bir kimsenin şeyh veya mürşid-i kâmil olduğu öğrenilebilir mi? Öğrenebilenirse nasıl olur? Yoksa kesin bir hükme varmak için rüyanın tevil edilmesi şart mıdır? İcazet nedir? Kaç tür icâzet vardır? Sahih rüya nedir? Nasıl anlaşılır? Soru buradan mı? Kaldır elini göreyim seni. Kalk kalk elini.

Seni görmek istiyorum. Maşallah subhanallah. Bunların hepsini 10 dakikaya sığdırılabilir mi? Sığmaz mı? Soruyorum 10 dakikaya sığdırılabilir diyorsan, sorduğunu göre sığdırılacağını düşünün değil mi?


Mafya Örgütleri (Ayhan Bora Kaplan) ve Devletin Açığa Çıkarması — Sufî Tarafsızlığı

Evet, şeyhlik nedir? Bir sürü şeyhlik var. Pir demek, gani demek, yaşlı demek. Halifelik nedir? O yaşlı pirin normalde halifesi, ondan sonra oraya girip oturacak olan kimse demek. Mürşid-i kâmil ne demektir? Asıl burası sıkıntılı. Mürşid-i kâmil, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin naibi, onun halifesi demek. Mürşid-i kâmil denilince velilerin içerisinde insanları Kur’ân ve sünnet tarihinde nasihat etmek için, eğitmek için manevi olarak görevlendirilmiş kimse. Ben böyle birer cümleden yürüyeyim. Bir kimse şeyh veya mürşid-i kâmil olduktan sonra geri dönüş mümkün müdür? Şeyh ayrıdır, mürşid-i kâmil ayrıdır. O yüzden Şeyh Efendi’nin tabiriyle tamircilerin şeyhi vardır, kaportacıların şeyhi vardır, öyle derdi.

Allâh rahmet eylesin. O yüzden bir mesleğin şeyhi olabilir. Bunlar normalde mesleği bıraktıklarında onlar da bir bilir kişi gibisinden bir kenarda bir şey bilirler. O yüzden mürşid-i kâmillerle şeyhler ayrıdır. Herkes kendi mesleğinde şeyhlik yapabilir ama mürşid-i kâmil dediğinizde mesele ayrıdır. O yüzden normalde geri dönüşü mümkün mü? Şeyhlikten geri dönüş mümkündür, mürşid-i kâmillikten de geri dönüş mümkündür. o kimse çok büyük hata, günah, kusur işler, onu da ısrar eder falan böyle değişik şeyleri var. Oradan da o kimsenin geri dönüşü mümkün olur mu? Olur. Bir tek peygamberler bu konuda geri dönüşsüzdür. Gösterebilen bir rüya teyvil edilmeden bir kimsenin şeyh veya mürşid-i kâmil olduğu öğrenilebilir mi?

Öğrenilebilirse nasıl olur? Yoksa kesin bir hükme varmak için rüyanın teyvil edilmesi şart mıdır? Normalde rüyanın durumuna bağlıdır. Rüyalar vardır, o rüya teyvile ihtiyaç duymaz o kimse. Her rüyanın teyvile ihtiyacı vardır, salih rüyaların. Ama bazı rüyalar vardır, mesela teyvile ihtiyaç yoktur. Şekline şemaline şeytanın girmeyen, peygamber veya geçmiş peygamberlerden bir kimse bir şey söylerse, onların şekline şemaline şeytan girmez. Bir hadîs-i şerîf var. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri aynı bu benim şekline şemalime şeytan girmez, Ebu Bekir’in de girmezler. Buradan ehl-i sufi kendine bir ölçü çıkarır. Zamanın mürşid-i kâmillerinin ve velilerin de, bilhassa mürşid-i kâmillerin, şekline şemaline şeytanın giremeyeceğini hükmediler.

Öyle olunca bir kimse rüyasında yine de teyvile ihtiyaç vardır diye not düşüyeyim ben oraya. Ama bir kimse rüyasına göre normalde kendince bunu anlayabilir mi? Anlayabilir. Mesela bir mürşid-i kâmilin, bir şeyhin, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ona işaret etmesi gibi, veyahut da ona elini öptürmesi gibi, veyahut da onunla alakalı bir şey söylemesi gibi. İcazet nedir? Her mesleğin bu mesleği yapabileceğine dair bir diploması olduğu gibi, bu sufi yolunun da, o sufi yolunda eğitici, öğretici olmanın getirdiği bir ölçüdür icâzet. Ben normalde son dönem olarak tarikatlar ama ondan önce sufilik yolunda da bu icazeti önemsemişler. Normalde son Osmanlı’ya kadar icazetsiz şeyhleri, icazetsiz mürşidleri şeyh ve mürşid olarak görmemişler.

Osmanlı’dan sonra tekke ve zaviyeler kanunuyla bunlar kapanmış. Yine o icâzet ve o övçüsü, icâzet şartı bir kısım Ehli Sufi ve Ehli Tarikat için önemli olmuş. Önemli normalde kaybetmemişler onlar. O yüzden bir şeyhin icazeti yok ise o ne olursa olsun intisâb etmeyenler olmuş. Bu da onların hakkı. Ama bir kimse, bir mürid normalde manaviyatı olmadığından dolayı o zahiren icazetli bir şeyhi sorar mı? Evet. İcazetli bir şeyhi intisâb eder mi? Evet. Hatta o icazetinin de geldisi, gittisi olması gerekir. silsilenin tam olması gerekir. Eğer silsilede bir kopukluk var ise, silsilede bir kopukluk var ise o icâzet doğru icâzet değildir. Teknik olarak. Burayı iyi anlayalım. onun şeyhine onun normalde icazeti silsilede kopukluk olmaması gerekir.

Ama birisi kendi kafasından bir kenarda icâzet yazaraktan icazetli şeyh oldu, ondan sonra kaktı bir başkasına da icâzet verdi. Bu doğru değil. O yüzden bir kimse icazeti yoksa yoktur, varsa vardır. Varsa da asacak dervişlerin görebileceği bir yere veyahut ders yapılan yerlere astıracak. Orada her dervişler onun icazeti bir şeyh olduğunu görecek. Ama buradaki icazette aranan teknik özellik arada kopukluk olmaması. Nasıl hadîs ravilerinde arada bir kopukluk var ise ravilerde diyorlar ki bu arada kopukluktan dolayı bu hadiste sıkıntı var diye hadîs uleması üzerinde çok ehemmiyetle durur. Aynı şey ehli tarikat için de geçerlidir, sufiler için de geçerlidir. O silsilede bir kopukluk olmaması gerekir.

Silsilede bir kopukluk var ise o zaman doğru bir silsilenin içinde değildir o. Doğru bir silsilenin içinde olmamanın ne zararı vardır? Zararı şudur. Hazret-i Mevlânâ der ya hangi mumdan yanarsan yan, bir mumdan yanmış olman lazım. Bir mumdan yanmış olman lazım. Burada o silsile Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri’nin bahsediyorum ya 29. Mektup 9. kısım 8. Telvi o silsile-i meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla şüpheye düşmez. Ama bu bakın silsile-i meşahiye dediğinde o silsilede kopukluk olmayacak. Silsilede kopukluk var ise orada sıkıntı var demektir. Birisi teberrüken bir şey yapıyordur bu ayrı meseledir. Ama söz konusu olan bu sufi yoluysa o zaman silsilede kopukluk olmayacak. o Şeyh Efendi’nin şeyhlik yapacak olan kimsenin hem silsilesinde kopukluk olmayan bir icazeti olacak hem de şeyhi tarafından hangi şeyh onu yetiştirdiyse onun şeyhliğini ilan etmiş olması gerekir.

Bir dergahta bir kimse orada bir Şeyh Efendi’nin zamanında yetişmemiş olabilir.


Şeyhlik Çeşitleri ve Pîr — Mü’minin Manevî Çatısı; Yetişmemiş Dervişlerin Hâli

Eyvallâh. Ama o yetişmemiş derviş başka bir yere intisâb eder. Rüyasında gördüğü bir kimseye o onu yetiştirir. Bakın bu da mümkündür. Mesela örneğin Hacı Bekir Baba normalde bizim Şeyhimizin Şeyh’inin Şeyh’inin Şeyhi. Dergahda yetişen olmamış. Demiş ki ben vefat ettikten sonra bekleyin. Ahiskalı Ali Efendi Ahiskadan gelmiş dergaha oturmuş. Şeyh Efendi de keramet gösteriyor diyor ki benden sonra diyor dergahtan kimse yok. Diyor ki dışarıdan gelecek o geldiğinde ona intisâb edersiniz diyor. Bekliyor dervişan Ahiskadan tabiri caizse çıkısını toplamış. Ahiskadan çıkmış gelmiş direkt çoruma direkt dergaha geliyor. Direkt dergaha geliyor oturuyor kendi dergaha gibi. Ahiskadan geliyor. Bu mümkün mümkün.

Elinde cazetiyle geliyor. Yetişmiş bakın Ahiskalı Ali Efendi Hacı Bekir Baba’nın zahiren yetiştirdiği bir dervişi değil. Dikkat edin. Zahiren yetiştirdiği bir dergah değil. Bir Şeyh değil. Zaten Hacı Ebu Bekir Baba da İstanbul’da… Ben bir şey sırza sordum mı? Sorarsam cevap verin. İstanbul’da Mahmud Hüdaye dergahından yetişme. Ama enteresan Mahmud Hüdaye dergahından icazetli değil. İcazetli değil. O dergahta orada yetişme. Ama icazeti yok oradan. Nereden icazeti var? Tantadan. Şeyhi onu çıkarıyor seyahate. Diyor ki seyahate çıkacaksın. Gidiyor. Tantaya. Hem Abdurrahim Tantaviden hem de Neşabiden oradan icâzet alıp geliyor. Bakın burada Mahmud-ı Hüdaye Hazretlerinin dergahından yetişmesine rağmen oradan icazeti yok.

Şimdi bir kimsenin şeyhlik yapabilmesi için o zaman Şeyhi ilan edecek. Diyecek ki o Şeyhtir. Delil midir? Evet. İkincisi o kimsenin normalde siyisireden, siyisiresi sağlam bir yerden icazeti olması lazım. O zaman o icâzet yerine gelmiş olur. O zaman zahiren bir derviş intisâb edeceği zaman icazeti var mı? Var. Şeyhi onun şeyhliğini ilan etmiş mi? Etmiş. Manevi olarak bunların hiçbirisine de ihtiyaç var mı? Yok. Senin gördüğün rüya önemli. Eyvallâh. Yeni bir dervişin, yola yeni girecek olan bir kimsenin maneviyatının kuvvetli olması beklenmez ki. Onu sorgulamak hakkı olur. O sorgular. Der ki kardeş ben intisâb edeceğim ama var mı icazeti? Bunu sorar, sorgular. Bu tabi normalde bizim gibi böyle konuşacağım şatahat gibi algılanmasın.

Biz böyle tevazulu yerlerde herkes bunu sorabilir. Anadolu’da, Türkiye’de enteresan bir şey vardır. Mesela Mahmud efendinin hiç kimse icazetini sorgulamaz. Veya sonradan gelenlerin de icazetlerini sorgulamazlar. Örnekliyorum bunu. Veya ota menzil cemaatinin, tarikat demiyorum cemaatinin, onların da silsilesini sorgulamazlar. Onların da icazetlerini sorgulamazlar. Ama hasbel kadar bizim gibi böyle kimselerin kibirli bir şekilde icazeti var mı? Sen var desen nereden almış? Sen desen ki şuradan almış tamam uydur kaydır bir icâzet almış işte. Böyle der. Acı tarafı bu. Ama öbür taraftan biz filan çelebiyiz der. Senin icazetin var mı? Yok. Örnek. Şu anda Türkiye’de mevlevirlikte icazeti bir şey yok benim bildiğim yok.

Biz kendimizi ariş tutuyoruz. Çelebidir çelebidir. Ne olacak ki çelebi olması icazetli olmasını gerektirmiyor. Çelebi olması icazetli olmasını gerektirmiyor. İcazeti yok. Ama bir böyle sağlam icazetli bir şeyhi de zaten sistem kaldıramaz. Sağlam icazetli bir üstadı da millete kaldıramaz zaten. E sebep? E tabi o böyle sağlam icazetli olunca Kuran, Sünnet bu diyecek, imamların iştahı bu diyecek, ilk sufilerin yolu böyle diyecek, taviz vermeyecek. Öyle olunca da o da millete ağır geliyor. Öyle olunca Kuran, Sünnet deyince sisteme ağır geliyor. E Kuran’ın sünnetini de bu kadar da ağır geliyor. Sisteme ağır geliyor. E Kuran, Sünnet deyince siyasilere ağır geliyor, bürokratlara ağır geliyor. istiyorlar ki gelsinler bizim elimizi ayağımızı öpsünler.

Baktığımız zaman ilk sufilere siyaset erkanından, devlet erkanından uzak durmuşlar. Hatta yakın duranlar için imanlarını sorgulasınlar demişler, atmışlar kenara. Öyle olunca da iş farklı bir noktaya gidiyor. Velhasıl kelam icâzet nedir dediğimizde, icâzet bu, diploma. Bugünkü dilde. Kaç tür icâzet vardır? Çok icâzet var. Ama bizi ilgilendiren hadise az önce anlattığımız. Yoksa bizim normalde bir usta düşünün. Cevdet Usta bir kimse kalf olarak yetişirse sen yetiştirdiğine dair ona mührü vuruyor musun? Değil mi? Senin öyle bir yetkin var değil mi? Ustalık belgesi veriyorsun ona yani. Veriyor. Bunun gibi mesela onunki de bir icâzet. O kimse onun yanında yetişti, orada kalfalık yaptı, kalfa, usta seviyesine geldi.

Ustalığına o altına imza atıyor. o kimse yetişmiş oldu. Bu da bir icâzet sonuçta. Sahih rüya nedir nasıl anlaşılır? Sahih rüya mümin insanların gördüğü rüyalardır. Ya da tam da mümin olmasa da, müminlik vasıfları yerine getirmese de, Cenab-ı Hakk’ın hususi manada irşad ettiği, rüyayla irşad ettiği edilen rüyalardır. o kimse namaz kılmıyordur, oruç tutmuyordur, öyleleri de vardır. Mesela Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i görür. Ve hatta Kur’ân Sünnet dairesinde düzgün bir hayatı yoktur. Ama o sahih bir rüya görür. O rüya onu irşad eder. O rüya onu titretir, kendine getirir. Bu da normalde sahih bir kimse değildir ama sahih bir rüya görür. O yüzden sahih rüya, hadîs-i şerifte ancak sahih insanlar sahih rüya görür derler.

Bizim zahiren sahih görmediğimiz manada. Bakın manada, salihdir o. O esnada Kur’ân Sünnet dairesinde yaşamıyordur ama manada salihdir. O sahih bir rüya görür. Sahih bir rüya görünce de o sahih rüyanın peşine takılır, gider, gelir veya gider bir yere neyse. O yüzden o sahih rüyalar da ahir zamanda mübeşşirattandır.


Mübeşşirât Rüyâlar — Müjdeci Rüyâların Sıhhati ve Delîl Vasfı

Yani müjdeci rüyalardır. O müjdeci rüyalar delildir. Hem görene delildir hem de görülene delildir. O yüzden o rüyalara normalde tevil gerekir mi? Tevil gerekir ama bazı rüyalar vardır açık ve nettir. Açık ve net olduğu için onun tevile ihtiyacı yoktur. Mesela İbrahim Aleyhisselâm bir rüya görür, rüyasına tabi olur. Hiç tevil etmez, bu da bir yoldur. Ama mesela aynı şekilde Yusuf Aleyhisselâm rüya görür, Yusuf Aleyhisselamın rüyası tevil edilir. İbrahim Aleyhisselâm rüyasını tevil etmez, oğlunu kurban etmeye gider. Ama Yusuf Aleyhisselâm bir rüya görür, babası Yakup’a gider. Yakup Aleyhisselâm rüyayı tevil eder. Yakup rüyayı tevil ederekten der ki, kardeşlerin senin için düşmandır demez. Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır der.

Tevili öyle yapar, kardeşlerini düşman olarak görmez. Ve tevili normalde şeytan sizin için apaçık düşmandır der. Ve kardeşlerinin yapmış olduğu yanlışlıkların şeytana atf eder. Çünkü kardeşleri iyi insandı, o esnada şeytanın vesvesesine kandılar. Ve rüyayı tevil eden de kimdir? Yakup Aleyhisselâm’dır. O yüzden normalde yıldızlar olarak kardeşlerini tevil eder. Ayı da Yunus Aleyhisselâm’ın halasına tevil eder. Yakup’un kız kardeşini tevil eder. Demek ki rüya peygamberi noktadan bakılırsa, İbrahim Aleyhisselâm hiç… Bu ses ne? Ventilatörden mi geliyor? Yakup Aleyhisselâm rüyayı tevil eder, İbrahim Aleyhisselâm rüyayı tevil etmez. Hz. Muhammed Mustafa Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, kendi görmüş olduğu rüyaları kendisinin tevil ettiği de olmuştur kendisinin.

Hiç tevil kaldırmayan rüyalar da vardır. Ama bir rüya görür, ashabı anlatır, tevil edecek olan var mı der. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz tevil eder, onun teviline de hayır demez. meşhurdur ya rüya, gökten bir ip sarkıtıldı, önce ben tuttum, sonra Ebubekir, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali, sonra ip koptu der. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz der ki, ben tevil edeyim mi ya Resûlullâh? O da et der. Der ki gökten inen ip, ip Kur’andır, İslam’dır. Önce sen ona sınır sıkı tuttun, sonra der ben tutacağım, sonra benden sonra Ömer tutacak, Ömer’den sonra Osman, Osman’dan sonra Ali tutacak, ondan sonra der, ip kopacak, ondan sonra bir kargaşa başlayacak. Ve zaten Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de, hilafet seçiminde Hazret-i Ömer Efendimiz’i işaret eder.

Bu rüya da bunun temelidir. Çünkü geçen derste işledik ya, Allâh rüya üzerinden vahyeder mi? Vahyeder. Daha başka görülen rüyalar da var. Mesela Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz. Hazret-i Ebû Bekir’in de şekline şemaline şeytanın giremeyeceğiyle alakalı. Böyle olunca ne yapıyor? Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz, Hazret-i Ömer Efendimiz’i hilafet olarak öneriyor. Hazret-i Ömer Efendimiz diyor ki, ben önermezsem, Hazret-i Peygamber’e uymuş olurum. Önerirsem diyor, önerirsem, Hazret-i Ebû Bekir’e uymuş olurum diyor. Benden sonra siz seçiminizi yapın diyor. Onlarda seçim Hazret-i Osman, aynı rüya tevil ediliyor bakın. Rüya tecelli ediyor. Tevil tecelli etti. Ardından Hazret-i Ali Efendimiz sonra ip koptu.

Hazret-i Hasan Efendimiz’in 6 aylık bir hilafeti var. Ondan sonra hilafet hakkından muaviyatına geri çekildi. Dedi ki, ben sizin imamınızım. Bu sefer hilafet muaviyyeye geçti. Muaviyyeye geçince, muaviyede dağılan böyle biraz tabiri caizse, gevşeyen devlet sistemini yeniden oturtturdu. Yeniden yerleştirdi. Muaviyye devletçi bir kimsedir. o böyle sistemcidir. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in şehadetiyle alakalı da bir dahli yoktur. Oğlu Yezid’in dahli vardır orada. Muaviyyenin burada bir dahli yoktur. Hatta muaviyye Hazret-i Hasan Efendimiz de de Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e çok hediyeler vermiş. Çok böyle onlara yardımcı olmuş, öyle söyleyelim. Hazret-i Hasan Efendimiz’i zehirleyen de muaviyyenin hediye olarak verdiği bir cariye.

Bu da bir tarihi not kötülemek için söylemiyorum. Bizim yolumuzda herhangi bir sahabeyi kötülemek yoktur. Biz bir sahabeyi kötülemeyiz. Ona sövmeyiz, onlara hakaret etmeyiz. Bizim yolumuzda böyle bir şey yok. Ehlibeyti severiz. Ehlibeyti her şeyden her şeyimizden fazla severiz. Ama herhangi bir sahabeyi sövmeyiz. Herhangi bir sahabeyi lanetlemeyiz. Herhangi bir sahabeyi bu noktada küfretmeyiz. Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olursanız, sarılırsanız beni bulursunuz hadîs-i şerifini. Kendimizi ölçe ederiz. Bir çok hadîs-i şerîf vardır bu konuda. Ashabımı sövmeyiniz, ashabımı hakaret etmeyiniz diye. Bir çok hadîs var. Ama tabi bir kısım böyle oluşumlar, Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in sevgisinin perdesini, onu perdeleyip, onun arkasına dayanıp, sahabeleri küfreden, sahabeleri lanet okuyanlar var.

Bunlar bizim yolumuz değildir. Biz asla ashabı Resûlullâh’ın hangisi olursa olsun, Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine çıplak gözle gördüyse, ve ona iman ettiyse, peygamberliğini kabul ettiyse, biz onu ashab olarak görürüz. İman etmeyeni ashab olarak görmeyiz. Bazen de çıkıyor profesörün birisi, Ebû Cehl de peygamberi gördü, onu da sahâbe kabul ediyorsunuz diye, basit ucuz laflar söylüyorlar. böyle, ashabı kötüleme adına, bunlar doğru değil, bunlar kasıtlı söylenen laflar. Bunlar tabiri caizse, Caferliliğin sapık kısımlarının söylediği laflar. İmam-ı Cafer’e sözümüz yok, gerçek Caferiliğe de sözümüz yok. Gerçek sahih Caferiliğe sözümüz yok. İmam-ı Cafer’e de sözümüz yok.

Ama her yolun sapkınlığı olduğu gibi, Sufilerin de sapkınlığı olduğu gibi, onların da sonradan gelenden içerisinde sapkınları var. O sapkınlar mesela su içerlerken, çok özür dilerim bunu söylemek istemem ama, lanet olsun. Ebu Bekir’e, Ömer’e, Osman’a, Ayşe’ye deyip su içiyorlar. Yemek yerken lanet okuyorlar.


Şîa Eleştirisi: Ehl-i Beyt Sevgisi ve «Sahâbeye Lânet Okumama»

Bizim yolumuzda böyle bir şey yok, Ehlibeyt’i severiz, Ehlibeyt sevgisinin arkasına saklanıp, biz ashabı Resûlullâh’a sövmeyiz. Ashabı Resûlullâh’a hakaret etmeyiz. İsterse o ashabın tabircası, kendi içinde en edna olsun. İmam-ı Azam’ın sözü çok hoşuma gider. Der ki, kendisi için söyler. Der ki, ben vahşinin, atının burnunun üzerindeki terinin tozu olamamlar. Bakın İmam-ı Azam’ın bu ölçüsü çok hoşuma gider benim. vahşi Müslüman oluyor, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, sen benim ciğerparemi şehit ettin, amcamı şehit ettin. Biraz diyor, cemaatın arkasında dur. Cemaatın arkasında duruyor. Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat edince kadar ağlıyor hep.

Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz halif oluyor, ve ilk savaşı biliyorsunuz, Müseylemetül Kezzab’a karşı. Ve o, Hz. Hamzı’yı şehit ettiği mızrakla, Müseylemetül Kezzab’ı uğruyor. Şimdi diyor, ben karşılık olarak bir şey yaptığıma inanıyorum diye, vicdanen biraz rahatlıyor. Öyle söyleyelim. İmam Hazretleri’nin ölçüsü çok hoş. Benim için çok hoş. Diyor ki, vahşinin sahabenin içerisinde en ednası. Sahabenin içerisinde derece olarak en aşağısı. Çünkü hiçbir biatta yok. Mesela ashabın içerisinde de fazilette önde olanlar var. Aşere mübeşşere var mesela. Cennetle müjdelenen. Bedir ashabı var. Hendek ashabı var. Uhud ashabı var. Bunlar önemli. Sahabenin içerisinde bunlar ayrı bir derecede. Bütün ashab bunları biliyor.

O hiyerarşi ashabın içerisinde oturuyor. bir sahâbe gidip bedir ashabına küstahlık yapamıyor. Bu ölçü ashabın içerisinde var. herkes haddini biliyor. birisinin kalkıp da Hazret-i Ebû Bekir efendimiz’e böyle had bildirecek noktada değil. Hazret-i Ömer’e, Osman’a, Ali’ye veya ilk sahabelere, ilk Müslüman olanlara çileyi onlar çekmişler. İlk Ensar çileyi onlar çekmiş. İlk muhacirler çileyi onlar çekmiş. O yüzden Allâh Resûlü diyor büyüğünü saymayan, küçüğüne merhamet ve şefkat göstermeyen bizden değildir. Bu yaş olarak değil. Bu takvâ olarak, ilim olarak, yol olarak. Bunu öyle de görecek insan. Siz şimdi büyüğünüze saygı göstereceğiniz, senden önce derviş olmuş. Senden önce çileye başladı o. Bir gün önce.

Ama ne yazık ki şimdi her şeyin çivisi çıktığı gibi, Sufili’nin de çivisi çıkıyor. nasıl 15 yaşındaki bir çocuk, şimdi Ebû Hüreyre’yi sorgulamaya kalkıyor, Buhârî’yi sorguluyor, Müslümanı sorguluyor. 15 yaşındaki çocuk, şimdi de adam derviş oluyor, 3 günlük derviş, başındaki Zakir’i sorguluyor, bilmem neyi sorguluyor. Büyük abilerini sorguluyor. Onlara laf söyleyeceğim diye uğraşıyor. Veya onları beğenmeyeceğim diye uğraşıyor. Ben bazen diyorum ya, 28 Şubat’ta siz neredeydiniz diyorum. Veya yolun başında yoktunuz hiçbirinizde. E şimdi geleceksen, ondan sonra Eh Hüseyin’i eleştireceksin. Açık isim vereyim. Sen geleceksin şimdi Adnan’ı Cafer’i eleştireceksin. Sen geleceksin şimdi, Murtaza o koltukta neden oturuyormuş diyeceksin, bir de yazacaksın bana.

Ben de diyeceğim onun hakkı. Sebep kardeş, çekilmiş bir çile var, yaşanmış bir hayat var. Çekilmiş bir çile, yaşanmış bir hayat var. E şimdi eskiler ha şimdi, gel sen İsmail’i sorgula şimdi. Bıyığını neden böyle bırakmıştı, örneğin, bıyıkların çok hoş olmuş İsmail. Tam horasan’ı olmuş bıyıklar. Adam gelecek onu sorgulayacak, vay bıyıklarını şöyle bırakmıştı, örnek. Yok, öyle değil işte, sünnet o değil. Sünnet vahiy çünkü, sen büyüğünü tanıyacaksın. Büyüğüne edebli davranacaksın, o edebi terk etmeyeceksin. Bu yaşça büyüklük ayrı, yol büyüklüğü ayrı. Adamın Zakir-i Nakib-i Nungabbu olması şart değil, orada durmuş o. Orada mücadele etmiş. Benim şimdi buradan sıralıyım şimdi. Hacı Mehmet, gel sen, ben yerden yere vururum canımı sıkılırsa.

Ama sen bir şey diyemezsin. Hacı Erkan, istediğim gibi çiğnerim. Ama sen bir şey diyemezsin. Sebep? Yok kardeşim ya. Bu yer her şeyi herkes bilecek, öğrenecek, yapmayacak onu. Örneğin işte, Çanakkale’de. Yusuf Hoca’yı nereye atıyorsunuz siz? Çanakkale’liler olarak söylüyorum. Yok, Yusuf’u nereye koyacaksın şimdi? Yok öyle şey. Orada Çanakkale’de yolun başında. Değil mi Abdullah? Abdullah öğrenciydi orada da. Sen Abdullah’ı kenara atamazsın. Yusuf’u ver, Yusuf’u ver. Yusuf’u ver, Yusuf’u ver. Yusuf’u veya oradaki o jenerasyonu sen kenara atamazsın. Hemen hemen hepsi de aynı jenerasyon. Siz onlara bir şey… O sonradan gelenler onlara saygısızlık yapamaz. Sünnet aykırı. Şimdi İzmit’te Cemile birisi bir şey diyecek demez.

Bakın bunlar ilk, göğsümü gere gere derim ki, ben istersem çiğnerim bunları derim. Tepinirim üzerlerinde. Ama bir başka derviş için bunu diyemem. Adam öte git diyorum, bana öte git dedi diye gidiyor adam. Nasretin hocanın hesabı. Hanımı demiş bey biraz öte git. O da benim gibi. İzmir’den haber göndermiş. Afyon’dan haber göndermiş daha gideyim mi diye. Hanımı biraz öte git demiş ona. Afyon’dan haber göndermiş. Hani… O da batıya doğru gidiyor yani. Doğuya doğru gitmiyor. Batıya doğru gidiyor, Afyon’dan haber gönderiyor. Daha gideyim mi diye. Bize hatun öte git dese, biz İzmir’den Ege Denizi’nin üzerinden yürürüz. Haber de vermeyiz biz. Daha gideyim mi diye. Biz yürür gideriz biz. Allâh bizi affetsin.

O gene Afyon’dan haber vermiş. Bunun gibi şimdi yeniye öte git diyemiyorsun. Şimdi yeni dervişler hatasız, kusursuz, eksiksiz. Hepsi bir tamam. Nereye ona bir şey dicen? O da mümkün mü? Şunu şöyle yap demen. Desen de o senden akıllı zaten. O senden fazla biliyor. Gelmediler mi daha? Batarya programları olmuş. Siz devam edebilirsiniz. Heee. Tamam. Eyvallâh.


«Demek Ki Biz De Kaptırdık» — Mü’minin Manevî Yolda Sürüklenmesi; Sünnî Sebât Niyâzı

Demek ki biz de kaptırdık gidiyoruz şimdi. Ben de bakıyorum gözüm kapıda. Burhan’ı görüyorum oradan hep. Eyvallâh. E şimdi Burhan, yatır yere, istediğin gibi çiğne. Neresini çiğneyeceksen. İstediğin yere çarp. Bir de Burhan’ın açması da şu. Babası bana emanet etti onu. Ölmezden önce dedi sana emanet ediyorum dedi. Tamam dedik sıkıntı yok. Emaneti başımız gözümüz üstüne. Problem yok. Bunun gibi mesela o eskileri burada yad etmek, onların nefislerini kabartmak değil. Onlar zaten kabarcağızsa kabardı, incağızsa indi. Zaten sıkıntı yok. Ama normalde insanlar bu noktada da büyünü küçünü bilecek. Ashab da büyünü küçünü bilirdi. Onlar büyüklerini küçüklerini bilirlerdi. Mesela insanın lideri vardı.

Herkes giderdi onun yanına, ondan alırdı fikri, onunla istişare ederdi. Bakın bunlar sünnette var. Hz. Buvekir efendimizin etrafında candan dostları sahâbeler vardı. İstişare ederlerdi. Hazret-i Ömer’in vardı, Hazret-i Osman’ın vardı. Hazret-i Ömer’in vardı, Hazret-i Osman’ın vardı. Hazret-i Ömer’in vardı, Hazret-i Ali efendimizin vardı. Bunlar hizipleşme, gruplaşma, birbirine kılıç çekmek için değil. Kur’ân ve sünnetin muhakim olması için, hakim olması için fikir yürütüyorlar. Allâh Resûlü bunların gruplarını dağıtmadı. Bu normal bir şey. Bu normalde dergahlarda da, sufilerin içerisinde de olur bunlar. Orada bir zâkir vardır, herkes onun etrafında toplanır. Ama zâkire şeyhinden, halifeden, veya nakipten yukarıda görmez onu.

Görürse sıkıntı olur. Bu ta savvuf adabına erkanlığa ikrıdır. Çanakkale’de iki yusuf var şimdi. Herkes iki yusufun etrafında toplanıp, her şeyini istişareyle götürecekler. Ama bu yusuflar, birisi kalkıp da, yusuf hocayı Cafer’le yarıştırmayacak. Veya Hüseyin’le yarıştırmayacak. Hatta kendi iç âlemlerinde, şeyhle de yarıştırmayacak. O kimse şeyhle de yarışmayacak. Olmaz. E o da kendisinin şeyhle yarıştırıldığını, bir kimse görünce nefsine uyuyor bu sefer. Nefsine uyuyunca çarpılıyor gidiyor. Olmaz. Bu sefer, nefsine uyuyunca çarpılıyor gidiyor. Olmaz. Şimdi gemliye bakıyorum, Harun’u görüyorum orada. E şimdi, normalde, hocalar nerede? Evet, hocalar başladı, gemliye gitti. Ondan sonra, ama sonuçta orada muhakkim olan Harun var.

Allâh razı olsun. Bak laf dinlemek, neredeydi? Mudanya’daydı. Öyle değil mi? Dedim, gemliye gitti. Tayinli dedim, gemliye çıkar. Cenâb-ı Hak yardım etti, Tayinli gemliye gitti, gemlikte şimdi derviş kardeşler var, hem bayanlar var, hem erkekler var. Şimdi söz dinlemek, itaat etmek, üstada bağlılık, büyüğünü, küçüğünü tanımak, bana böyle dedi, deyip gitmek örneği. Bunlar derviş için önemli, dervişlik için önemli bunlar. O yüzden, orada şimdi birisi kalkacak, hocaya bir şey diyecek, gemlikte. Yok kardeş deme. Neden? Ya dervişliğin, oradaki başlangıç sebebi o. Şimdi Harun, orada büyük çaba sarf etti, oradaki gemlikteki kardeşler şimdi, şey nerede bizim? Kasap yok. Kasap aştı, kasabı da anacaktı, analım şimdi gene, kasapsız bırakmayalım.

Gözleri orada, onun içini sağa sola gider, beni anmadı diye, şekeri yükselir. Allâh bizi affetsin. O yüzden, oranın büyüğü sayılır orası, oranın kutbu sayılır. O yüzden, insanlar orada o edebi, terbiyeyi takınacaklar. Gürsu’da Murtaza, değil mi Murtaza? Başlangıç olarak o bak, hiç hayır demiyor, evet diyor. Öyle bir özgüvenle, ya hayır estağfurullah filan demiyor. Evet Gürsu’da Murtaza. Hakkındır bir şey demiyor mu sana? Estağfurullah, Allâh razı olsun inşâallâh. O yüzden büyüğü küçüğü ne yapmak? Saymak. Sahâbe de sayardı, Allâh bizi onlara layık eylesin. Ashabı sevenlerden eylesin. Ashabın izinden gidenlerden eylesin. O iz çünkü bizi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine götürür.

Hazreti Peygambere tabi olanlardan eylesin. Onun izinden gidenlerden eylesin. O iz de bizi Allâh’a götürür. Cenâb-ı Hak bizi kendi dinini yaşayan ve yaşatanlardan eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • «Allâh’ı Görüyormuşçasına» (İhsân) — Cibrîl Hadîsi: «el-ihsân en ta’budellâhe ke-enneke terâhu, fe-in lem tekun terâhu fe-innehû yerâk» (Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet etmektir, sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir) — Buhârî, Îmân 37 (50); Müslim, Îmân 1, 5 (8); Tirmizî, Îmân 4 (2610); Ebû Dâvûd, Sünnet 16 (4695); İbn Mâce, Mukaddime 9 (63); Nesâî, Îmân 6 (4990); modern «murâkabe» tatbîki — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-murâkabe; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mafya-Devlet İlişkisi (Ayhan Bora Kaplan Davası): Türkiye’de organize suç örgütleri ile devlet ilişkisi — Ayhan Bora Kaplan davası (2023-2024) — kamuya açık adlî kayıtlar; «mafya-devlet» tartışması — modern Türk siyâsî sosyolojisi; Susurluk Kazâsı (1996) ve devlet-mafya iç içeliği — kamu raporları; «sufî siyâsî tarafsızlık» ilkesi — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «devlet işlerinden uzak duran sufî» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Şeyhlik Çeşitleri ve Pîr Tâbiri: «Pîr» Farsça «yaşlı, mürşid» anlamı — sufî terminolojisi — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; «mürşid-i kâmil şartları» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «şeyh çeşitleri» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern şeyhlik tartışması — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs; «yetişmemiş derviş başka yere intisâb edebilir» — modern Karabaş tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mübeşşirât Rüyâlar (Müjdeci Rüyâlar): «el-mübeşşirât» (rüyâ-i sâdıka) — Buhârî, Ta’bîr 5 (6990); Müslim, Rüyâ 6 (2263); Tirmizî, Rüyâ 1 (2270); Mâlik, Muvattâ, Ru’yâ 1; «müjdeci rüyâlar» peygamberlik dönemi sonrası — Buhârî, Ta’bîr 5; Müslim, Rüyâ 7-9; Yûsuf 12/4-6, 36-49; «rüyâ delîl olabilir» şartları — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, «rüyâ» mâdesi; modern rüyâ tâbiri — İbn Sirin, Müntehab Tâbiru’r-Ruyâ.
  • Şîa-Sünnî Ehl-i Beyt Anlayışı Farkı: Şîa’nın ilk üç halîfeye olan tutumu — Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal; Bağdâdî, el-Fark beyne’l-Fırak; «sahâbeye lânet okumak» yasağı — Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe 1 (3673); Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 211 (2531); «sahâbe-i kirâmın hepsi adâlet sâhibi» — İbn Hac er, el-İsâbe; Ehl-i Beyt sevgisi (Sünnî tarz) — Şûrâ 42/23; İmâm Rabbânî, Mektûbât; Hz. Hüseyn’in mertebesi — Tirmizî, Menâkıb 31 (3775); modern Sünnî-Şîa diyâloğu — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; «Bizim yolumuzda lânet yok» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Sünnî Sebât Niyâzı ve Manevî Yolda Sürüklenmeme: «yâ Eyyühe’llezîne âmenû ittakullâhe ve kûnû maa’s-sâdıkîn» (Tevbe 9/119); «sebât niyâzı» — Âl-i İmrân 3/8; Bakara 2/250; «sürüklenmemek» — Bediuzzaman, Lemalar 17. Lema; modern fitneye direnme — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «mü’minin sürekli uyanıklığı» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân.
  • Karabaş Silsilesi ve İhsân Mertebesi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «ihsân mertebesi» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern ihsân tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, İhsân, Sünnet, Şeyh, Halife, İcâzet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı