Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #63 — Q&A: Nisâ 4/86 Selâm Verme Âdâbı, Dervişin Sünnet’i ve Silsileye Saygı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #63 — Q&A: Nisâ 4/86 Selâm Verme Âdâbı, Dervişin…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Nisâ 4/86 — Selâm Verme Âdâbı; «Daha Güzeliyle» veya «Aynı İle Karşılık Verme»

Âmîn. Nisâ 4/86. ayette, bir selamla selamlandığınızda siz ondan daha güzeliyle selam verin. Ya da aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allâh her şeyin hesabını tam yapandır şeklinde hükme bağlanan, selam verme âdâbına rağmen dergahta verilen selâmı, kimi dervişlerin karşılık vermediğini gördüm. Bu konuyla alâkalı edebî açıklar mısınız? Evet, birisi selâmünaleyküm dedi, ona aleykümselâm. Aleykümselâm bunun aynıyla karşılık oldu. Aleykümselâm ve rahmetullâhu ve berakâtuhu dedi, o daha iyi bir selâm verdi. Selâmla karşılık verdi. Bunun gibi bir kimse size bir selâm verirse, en altından, en alt seviyede onunla aynı seviyede karşılık vermek. Selâmünaleyküm, aleykümselâm. Bunun gibi. Aslında selâm, Allâh’ın ismidir, onun bir sıfatıdır.

Selam Hakkında

Böyle olunca selâmünaleyküm diyen, aslında Allâh’ın selâmı senin üzerine olsun diyor. Selâmı bu mânâda gerçek mahiyette, selâmı şahıstan görme. Şahıstan görürsen yine yanılırsın. Sana selâm veren Allâh, Celle Celâlehu. Çünkü selâmünaleyküm dedi, Cenâb-ı Hak sana selâm verdi. Sen aleykümselâm dedin, Allâh’ın selâmına yine Allâh’ın selâmıyla karşılık verdin. Bunun sufice durumu bu. Birisi selâmünaleyküm dediğinde, sen de ona aleykümselâm de. Şimdi bazen böyle yazışmalarda bu son dönemde kısaltıyorlar ya, S.A. selâmünaleyküm demek. Doğru değil. Bakın bu doğru değil. Çünkü sen selâm yazdığında aynı zamanda Allâh’ı zikretmiş oldun. Selâmünaleyküm aynı zamanda Allâh’ı zikir oldu. O yüzden S.A. yazanlar, batı taklitçisi.

Selâmünaleyküm, aleykümselâm. Bunu böyle yazacak dervişler. Dervişler böyle S.A. karşılık A.S. yazma o zaman. O zaman sen böyle yazışma dilini bilmiyorsun. Bu yazışma dili değil. Veya o ne diyorlar? Emoji mi diyorlar? Emoji kullanmak. Taş devrinde mi yaşıyorsun? Taş devrinde kelime bulamadın mı kendine? Taş devrinde. Veya gülümse işaretiymiş o. Bir tane parantez, iki nokta. Ben bazen birisi öyle diyor, bu ne diyorum ben? Bu gülümseme işareti diyor. Yaz güldüm de. Güldüm de. Yok hayır. Bunun gibi şimdi selâmlaşmada da normalde yazışırken bu yazışma ile alakalı. Şimdi birisi içeri girdiği dervişlik adabı değil mi? Oradaki yakındakiler duyacak kadar selâmünaleyküm der. Oradan yakınlardaki birisi kim duyduysa aleyküm selâm der ona.

Bu topluluğa girerken yapılacak olan edep adab. En yakınındaki duyacak kadar. Ama diyelim ki o kimse burada birbiriyle sohbet eden yok. Mesela orta yere selâmünaleyküm dedi. Herkes içinden bir tanesi aleyküm selâm dese yeterli. Eğer birinin direkt kendisine selâm verildi, o selâmı almak mecburiyetinde, selâmı karşılık verme mecburiyetinde, vacip çünkü o. bunu normalde es geçmek. Hazretmediğin kimse olabilir, hoşlanmadığın kimse olabilir. Beğenmediğin insan olabilir, kibirlisin ya. Öyle kibir öyledir. Beğenmezsin, hazretmezsin, senin sınıfından değildir, senin tarzın değildir. Sen yüksek uçuyorsun, o alçaklarda dolaşıyordur. Tabii onun selâmı alınır mı? Onun selâmı alınmaz. o kim ki sana selâm veriyor?

Selâmünaleyküm demiş, yüzünü çevir ondan. Onun selâmı alınır mı? Bir de o sana selâm verecek hâle seviyeye mi gelmiş ki? onun selâmı alınmaz. O biraz büyüsün, ekmek yesin, kendini geliştirsin, yetiştirsin. Ancak o zaman biraz daha böyle üç seviyeye çıksın. Hiç kimseyi inelimiyorsun, kendini ineliyorsun. Öyle yanlış anlaşılmasın. Ben dervişlikten önceki hâlimi ineliyorum. Hâlimi ineliyor. Sözüm kendime, kendi nefsime, başkasına değil. Karar aldım çünkü dervişlere bir şey söylememeye. Bu benim kendi nefsime ait. Benim derviş olmazdan önceki nefsim bu. Kim ki o bana selâm verecek? Selâm verdiğine bin pişman ederim onun. Kimsin lan sen bana selâm verecek? Terbiyesiz abi. Yürü git. Bir daha bana selâm verme.

Tert çıkarım. selâm verecek olan yiğit adam olmalı, delikanlı adam olmalı, özünde sözünde adam olmalı, adam gibi adam olmalı. Adam gibi adam değilse onun selâm alınır mı? Kim ki? Adam veriyor, seni kendi seviyesine çekiyor. Adam mı ki o? O adam değil. Adam değilse o sana selâm da veremez. Onun sana selâm vermesi demek kendisi çukur, seni de çukura çekiyor. Onun selâmı alınmaz. O senin gözünün içine dahi bakamaz. O sana baktığı zaman ne ola ne baktın? Sen bana bakacak insan mısın? Çevir gözünü. Başlarım senin gözünden. O sana bakamaz da. E tabi böyle olan şimdi yazmış ya derviş kardeşler bazen selâm almıyor diye. Böyle kibir deryasına kendisini atanlar vardır. Olur mu olur. selâm almayabilir.

Ya da bu kardeş yanlış anlamıştır. Bizim derviş kardeşlerimiz asla böyle şeyler yapmazlar. Herkesin selâmını alırlar. Herkese selâm da verirler. Kardeşlerimiz de kusur aramayın. O yüzden normalde bu böyle bir şey değildir. O yanlış anlamıştır. Veya kimisi de şöyle yapar böyle. Selâmünaleyküm der. Herkes ona aleyküm selâm diyecek. Birisi demedi. Kim? Sen. Sen demedin.


Cemâatte Selâm Vermeme Edebsizliği — Karşı Tarafın Müdâhalesi ve Düzeltme

Ona neden aleyküm selâm demedi? Cemaatin içinden bir tanesi aleyküm selâm dese yeterli. Yok. Herkes onun selâmını alacak. Kimisi de böyle düşünür. Allâh muhâfaza eylesin. Selâmlaşma güzel bir şeydir. O yüzden birisi bize selâm verirse dervişlik adabı biz onun selâmını alırız. Aynıyla veya daha güzel bir selâmla biz onun selâmını karşılık veririz. O bize selâmünaleyküm dedi ve biz ona aleyküm selâm ve rahmetullâhu ve rekatuhu deriz. Örneğin. Bu sünnet olan, güzel ahlak olan bu. Birisi selâm verdi. Aleyküm selâm deriz. Bu da güzel olan bir şeydir. Bu aynıyla cevap verdi. Aynısıyla cevap verdi. Bu da güzel midir? Bu da güzeldir. Ama öbür kül daha güzeldir. O yüzden öyle selâmlaşırız. Derviş kardeşler de selâmlaşmada bir hata kusur yapmıyorlar.

Soruyu soran kardeş kendince böyle alınlık, kalınlık yapmıştır. Böyle anlamıştır. O yüzden hamdolsun. Bir arkadaşım, onu dört yıldır bekleyen bir çocukla evlenmek istiyor. Aileler arasında tanışma yapılmasına rağmen babası karşı tarafın doğulu olması sebebiyle istemiyor. Bu durumda ne yapmalı? Çocuklar anne babalarına tâbi olsunlar. Ne yapacak ki başka? Kendi kendilerine, gençler kalkıyorlar, kendi kendilerine konuşuyorlar birileriyle, anlaşıyorlar kendilerince. Ondan sonra anne babayı mecbur kılıyorlar onunla evlenmeye. Anne baba da çocuğunun istikametinde gitmek zorunda kalıyor. Gitse bir türlü gitmese bir türlü. Bu gayrimeşrubî durumdan gayrimeşrubî başka bir duruma doğru evriliyor. Yapmayın.

Kızlar da erkekler de hata yapıyorsunuz. Bakın hata yapıyorsunuz. Gençlik heyecanına kapılıyorsunuz. Kendinize böyle bir şeyler yapıyorsunuz. Sonra anne babaları kendi yaptığınız hataya zorluyorsunuz. Ben bir hata ettim, ben kendi kendime bir halt işledim. Anne baba gelin benim bu işledim haltı kabul edin. Bu aile sana uyar mı, uymaz mı? Bu çocuk sana uyar mı, uymaz mı? Bu delikanlı, bu kız olur mu, olmaz mı? Buna bakmıyor gençler şimdi. Kendilerince kendi kendilerine bir şeyler yapıyorlar. Anne babalar da bunu tahsil etmek zorunda kalıyor. yapabileceği fazla bir şey yok elinde. Bakın anne babanın elinde yapabileceği fazla bir şey yok. Erkekse yapma etme diyor. O diyor ki olacak erkek. Kızsa kıza diyor yapma etme, kız da diyor olacak diyor.

Anne babanın bir hükmü kalmadı. Şimdi ayeti kerimede anne babaya öf bile demeyeniz var. Ayeti kerimi ezdi mi? Çocuk ezdi. Devam edeceğiz şimdi. Ayeti kerimi ezmek de kalmadı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin birçok hadîs-i şerifinde, Anne babaya itaat edilmesi var. Bilhassa babaya itaat, Allâh’a itaat gibidir. Hadîs-i Şerîf var. Şimdi babaya itaat etmeyince de, babayı da ezdi mi? Kız erkek hiç önemli değil. Ezdi. Bakın birbiri ardına devam ediyor. Şimdi Allâh’ı ezdi. Kur’ân-ı Kerîm’deki ayeti kerimeye karşı çıktı. Hadîs-i Şerîfe karşı çıktı. Fiyiliyatıyla Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i ezdi. Ya ağır bu şimdi? Ya ağır değil. Ayet belli, hadîs belli. Müslümansın evet Allâh’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin.

Ben söylüyorum burada oturduğum yerde nasihat ediyorum yapmayın. Haram işlemeyin. Kızlar kendinize sevgili edinmeyin. Erkekler gidip de bir kızla sevgili olmayın. Kendi kız kardeşinize olunmasını ister misiniz? Kendi kızını kendi kızınıza olunsun ister misiniz? Yapmayın. Haram işliyorsunuz. Haram işliyorsunuz. Sonra işlediğiniz o harama anne ve babalarınızın kabul etmesini istiyorsunuz. harama anne babanınla kolunu taktın götürdün. Anne baba da harama ortak oldu. Kabul ederekten, bunu destekleyerekten, bunu tasdik ederekten anne baba da harama ortak oldu. Şimdi anne babaya desen ki gel zina et etmez, gel zina göz yum yunmaz. E oğlun yaptı kızın yaptı, göz yumdun. Göz yumdun. Çocuklar anne babalarını bu noktaya getiriyor.

Çocuklar işlemiş oldukları harama anne babalarına da harama ortak oldu. Anne babalarını ortak ediyor. Orada bitmiyor. Nasıl orada bitmiyor? Örnekliyorum şimdi. işte erkek, anne baba derviş. Çocuk da kısmen derviş. Konuştuğu kız derviş değil. Onunla evlenecek. Kız diyor ki ben derviş düğünü falan bilmem. Bizim çevremiz böyle bilmez. Bir sefercik olsun, düğün böyle olsun. Bir daha ne zaman evleneceğiz? Nasıl olsun? Herkes soyunsun anadan öreceksin, düğün olsun. Haydi. Kim yapacak düğünü? Erkek yapacak. E oradaki işlenen bütün haramdan, çıplaklıktan, her şeyden daha düğün olurken daha damat aldı. O öyle bir düğün yapmakla. Damadın annesi babası da aldı. Desek ki şimdi damadın annesine babasına bu kadar çıplak bir yere toplar mısın?

Toplamam. E düğünde topladığın? Oğlanın söz geçiremedik. Allâh. Oğlan senin değil mi? Sen yetiştirmedin mi? Kıza söz geçiremedik. Kızı sen yetiştirmedin mi? E söz geçiremedik. E gitmeye ver o zaman. De ki yavrum böyle düğün yaparsanız. Yaparsınız. Tamam. Ben gelemem. Dervişliğimden utanırım. Kızım ben böyle bir düğünün gelemem. Sen böyle yapacağım diyorsun ama ben dervişliğimden utanırım. Ben yapamam bunu. Böyle de değil. Bozulmadan herkes payını alıyor. Bozulmadan herkes payını alıyor. Dervişler de payını alıyor. Bakıyorsun nur gibi çocuk pırıl pırıl burada küçüklüğünden yetişmiş. Sonra gitmiş bir kızla konuşmuş. E onunla evlenecek kızın kültürü farklı. Bunu doğu-bata ayırım yapmıyorum. Bunu derviş, sufi ve sufi olmayan ayırımı yapıyorum.

Ben ırkçı değilim. Doğulumuş, batılıymış, Arapmış, Kürtmüş, Lazmış, Çerkezmiş, Boşnakmış, Pomakmış. Ben ırkçı değilim. Takvaca üstün olan üstündür. Ben meseleye sünnet-i seniyye açısından bakıyorum. Allâh’ın haram ettiklerinin komple orada yaşanacak mı?


365 Günlük Kur’ân-Sünnet Tatbîki ve Mü’minin Disiplini

Yaşanacak. Sen yıl 365 gün Kuran ve sünnet de ondan sonra oğlunun düğünde Kuran ve sünnet’i kenara koy. Herkes orada cız çibuldak oynasın. Onların da parasını sen ver. Düğün salonunun parasını tut, orkestranın parasını ver. Yemesi, içmesi, oradaki ikramı her şeyi sen ver. Ona desen ki böyle bir şey talep ettiğimden değil. Ya bu pilavı sen ver dergahı. Vermez adam. Oradaki çıplakların hepsinin yemeğini öder mi? Öder. Oradaki bütün masrafını öder mi? Öder. Ama bu baştan sıkıntılı. Bakın bu baştan sıkıntılı. Biz Kuran ve sünnet yaşantımızdan taviz vere vere bu noktaya geliyoruz. Hepimiz için geçerli bu. Kimsenin evladına laf söyleme derdinde değilim. Ölçüyü konuşmaya çalışıyorum. Ve ne acı, ne acı.

Toplumun içerisinde bunlar fazlalaştı. Fazlalaştı. Ve anneler babalar artık bunlara dur diyemiyor. Aslında ahir zaman elameti tecelli ediyor. Ahir zaman elameti ne? Ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurduğunda kıyameti bekleyin. Biz kral ve kraliçelerimizi kendimiz doğurduk. Kral ne? Oğullarımız. Kraliçe ne? Kızlarımız. Onların istediği hayat stilinde bir hayat oluyor. Onların istedikleri oluyor. Bu da çocukluktan başlıyor. Çok kıymetli bizim çocuğumuz. Ne yemeği var? Tarana çorbası. Ben tarana çorbası yemeyeceğim. Bana patates kızartması yap. Tabi yavrucuğum. Anne hemen tarana çorbasını bıraktı. Oğluna veya kızına patates kızartması yaptı. Bir de beğenmedi. Bunu mu yaptın? Beğenmedin bugün yaptığını.

Hemen bir daha kızı yiyin. Kızartayım yavrum. Şimdi kendinizi hesaba çekin. Hepimiz bunları duymuşuzdur. Hiç halimiz vaktimiz yerinde veya değil hiç önemli değil. Biz iflas etmişizdir. Çocuğumuz ne ayakkabı istemiştir alırız onu. Ben alma derim. O da der ki ne yapayım abi ya aldım işte. Ben derim ki alma alıştırma yapma yanlış yapıyorsun. Biliyorum yanlış olduğunu çarem yok. Evet çare yok. onu alacak o. Alıyor o. Hepimiz alıyoruz. Hepimiz yapıyoruz bunu. Bak hepimiz yapıyoruz. Aslında farkında değiliz. Biz çocuklarımıza zulmediyoruz. Nasıl zulmediyoruz? Çocuklarımızı reel hayatta yaşatmadığımızdan dolayı zulmediyoruz. Biz çünkü bizim nesil şöyle. Biz görmedik çocuklarımız görsün. Biz çok sıkıntı çektik çocuklar çekmesin.

Biz çok problem yaşadık. Çocuklarımız problem yaşamasın. Bizim nesil bu. Ben 63 yaşındayım. 40’tan sonraki nesil bu. 45’ten sonraki nesil bu. Hele bizim nesil bu yaşın benim yaşımdakinden bu yaşımda. Hele bizim nesil bu yaşın benim yaşımdakinden bunu daha iyi yaşayanlar. Abimin bir lafı var bir şey oluyor. Babası var diyor. Doğru söylüyorsun diyorum. kendi içimizde kendimizle alakalı istişare ediyoruz. Güzel söz hoşuma gidiyor. Babası var diyor. Bizim babamız yoktu. Şimdikilerin babası var. Şu lazım tak bu lazım çat. Sıkıntı yok babası var. Ya o çocuk Kur’ân ve Sünnet dairesinde ben öyle söylüyorum. Kur’ân Sünnet dairesinde dursun bütün mal varlığımızı bizim akıtalım onlara. Sıkıntı yok. Ama yok öyle değil ya harama gidiyorlar.

Haramla iştigal ediyorlar. Haramla uğraşıyorlar. bir şey söyleyeyim normalde konuşuyoruz böyle ben diyorum ki bak yavrum bu baban diyor ki diyorum ben. Ben sana bunun Türkçesini söyleyeyim. Baban diyor ki evladım haram işleme. Benden ne istersen iste. Diyor dedim. Böyle bir bana baktı bir babasına baktı. Benim yaptıklarım yanlış değil ki dedi. Dedim erkek arkadaş edinmek yanlış değil mi dedim ben. Sizce yanlış dedi. Dedim Kur’ân Sünnet imamların iştahı haram. Haram. Ne diyeyim şimdi dedi dinden çıktım mı diyeyim ben dedi size dedi. Bitti. dinden çıktım derse diyor ki dinden çıktım derim dinden çıktım dediğim zaman da haram meselesi kapanır. Böylece onun üzerine haram işliyorsun diyemezsin. Daha da canı sıkıldı ise gider bir nikah kıyar kendine.

Sen yine haram diyemezsin. Yanlışlıklar yanlışlıkları getiriyor. Yenliğin bir şey değil. Yenliğin bir şey değil. Yenliğin bir şey değil. Yenliğin bir şey değil. Yenliğin bir şey değil. Yanlışlıklar yanlışlıkları getiriyor. Haramlar haramı getiriyor. Haram koluna helal takıp gelmez. Haram koluna haram takar gelir. Helal koluna helal takar gelir. O yüzden ne yazık ki çocuklar bizim krallarımız, kraliçelerimiz. Ben artık öyle görüyorum. Diyorum ki herkes kendini muhafaza ederse Nur ala Nur. Çocuklar bizim değil artık. Evet. Bu acı, acı. Bakın bu acı mı? Acı. Ben kardeşlerin üzerinde de görüyorum çocuklarıyla alakalı. Ben hayatın içindeyim. Hayatın içindeyim. Çok acı, çok acı. Söyleyecek bir laf yok.

Allâh bizi affetsin. Âmîn. Telegram gruplarının kuruluş amacı nedir? Yazılan, paylaşılan bir mesajlara herkes cevap verebilir mi ya da kimler cevap verebilir? Ben iki tane Telegram grubu kurdum. Bir bayanlara ait, bir de erkeklere ait. O sayfalar benim kendime ait. Genel olarak sayfalarda paylaşım yapan benim. Benden başka paylaşım yapan yok. Oradaki normalde bayanların kendi aralarında konuştukları sohbet ettikleri var. Erkeklerin de kendi aralarında konuştukları sohbet ettikleri var. Ben orada da kaide olarak koydum. Burada paylaşım yapacaksanız Kur’ân, Sünnet, İmamların iştahı, Pir Efendilerin sözleri bir de Üstad’ın sözlerini paylaşacaksınız dedim. Bunlarda tartışılacak bir şey yok. Bunun dışında paylaşımların yapılmasına çok hoşnut değilim açıkçası.

Burada grubu ilgilendirmeyen, değişik paylaşımlar söz konusu oluyor. Onları görüyorum, onları gördüğüm zaman da bunun yeri burası değil diye içimden geçirdiğim zamanlar oluyor. Kardeşlerin, arkadaşların orada birbirlerine sataşmalarına da gönlüm razı değil. Bakın burası bir dergah, Allâh’ı zikredilen yer.


Allâh’ın Zikredildiği Yer — Halaka-i Zikrin Hudûdı; «Burada Sataşmaya Müdâhale Ederim»

Burada birisi birine sataşmış olsa ben ona müdahale etmek zorundayım burada. Burada birisi birine hakaret etse ben ona müdahale etmek zorundayım. Bu kapıdan içeri girdi kadın, erkek, namusu, şerefi, haysiyeti hepsi de sorumlusu benim bana ait burada. Burada kimse kimseye laf söylememeli. Kimse kimseye bir şey dememeli. Tırnak içerisinde, dervişlik hukuku içerisinde hiç kimseye hakaret edemez, laf söyleyemez. Bunu çok önemsiyorum bu konuda. Kadın erkek, aynı şey sayfalarda da geçerli. Özellikle söylüyorum burada sayfada birbirinizle atışmayın. Dinlemiyor insanlar beni. Oysa o pandemide bu sayfalar iş gördü, arkadaşlar birbirleriyle görüştüler, konuştular, dertleştiler, sohbet ettik, oradan zikrullâh yaptık.

O pandemi döneminde gerçekten faydalı oldu. Hala daha faydalı. Ben nereye gideceğimi orada paylaşıyorum. Sohbet hazırlarken hazırladım sohbetlerden küçük paragraflar, hadistir, ayettir onları paylaşıyorum. Ondan sonra ve hatta bizim dergamızı ilgilendiren bir şeyler varsa onları paylaşıyorum. Bir haber verilecekse onları paylaşıyorum. Bu, oradaki amaç bu. Amaç, arkadaşların birbirlerini iğnelemeleri, birbirlerine laf atmaları değil. Birbirlerini iğneleyen, birbirini böyle laf atan benden değil. Bunu defalarca söyledim ama bazen arkadaşlar unutuyorlar bunu herhalde. Haddi aşıyorlar, görüyorum orada onu. Kimisi başka şeyler de paylaşıyor. Tekrar söyleyeyim herkes dersini alsın. Kur’ân-ı Kerîm, Hadîs-i Şerîf, imamların iştahadı, büyük pire efendilerin sözleri, bir de üstahadın varsa sözleri.

Bunun dışında orada bir şey paylaşmak uygun değil. Gönlüm razı da değil. Birisi kendine bir sayfa açmış, Allâh yolunu açık etsin, milleti oraya toplamış. Beni ilgilendirmez. Herkes kendi konumundan sorumlu. Ben arkadaşların kardeşlerin birbirleriyle atışmalarına ve tartışmalarına razı değilim. Bu bir. İkincisi sosyal medya denilen Twitter’da da, arkadaşların orada benim sayfada bir başkasına cevap vermelerini de istemiyorum. Vermeyin cevap. Bunu defalarca söyledim ben mahçur değilim, ben kısıtlı değilim. Ben istediğime cevap verebilirim, istediğim anda veririm. Beni savunmaya kalkmayın. Ben kendi kendimi savunabilirim. Twitter’da beni savunmaya kalkma. Sen beni savunacaksan çık dışarıda başka bir yerde savun gerek yok.

Ona da gerek yok. Gerek yok. Bakın gerek yok. Hiç gerek yok. Bırakın. Allâh kulunu savunur. Allâh kulunu muhafaza eder. Boş verin. Benim durduğum nokta şu. Ben fiisebillillah gittim Abdullah Efendi Hazretleri’ne derviş oldum. Ben zâkirlik nedir bilmezdim. Çavuşluk nedir bilmezdim. Nâkıblık, nügebalık, halifelik, şeyhlik nedir bilmezdim. O kendisi beni zâkir etti. Dedik ki sen bayındırın zâkirisin. Eyvallâh. Kendi diliyle söyledi. Sen bu bölgenin nâkibisin. Eyvallâh. Oradan oraya götürdü. Eyvallâh. Sonra dedi ki sen nâkibin nükabba’sın. Eyvallâh. Bizim kalkıp da böyle bir şey dilimizin ucuna gelmedi. Ondan sonra dedi ki şeyhsin. Açıklayın. Söyledi arkadaşlara. Bizim arkadaşlar kalktı açıkladı.

Eyvallâh. Sonra bir Kaçınididin şeyhi icâzet verdi. Eyvallâh. Kapba’yı davet etti. Oraya gittik. O orada bir icâzet verdi. Eyvallâh. Benim ağzımdan ben şeyhim diye duyanınız var mı? Yok. Ben mürşid-i kâmil oldum. Ben şunu oldum. Ben bunu oldum. Ben şuyum. Ben buyum diye. Ağzımdan duyanınız var mı? Yok. Beni Allâh sürdüyse orta yere. Beni koruyacak olan da o. Beni kim orta yere koyduysa, sürdüyse. Bunun sorumlusu da onlar. Koruyacak olan da korumayacak olan da onlar. Ben bir gelin, ben şeyh oldum. Toplanın. Ağzımdan duydunuz mu benim? Yok. Şeyhimin vasiyeti. Oğlum rüyasında görenler tabi olsunlar. Arkadaşlar istihara yapın, istişare yapın. Rüyasında gören gelsin dersini alsın. Rüyasını görmemiş.

Allâh yolunu açık etsin. Nereye gidiyorsak gitsin. Gerçekten. Hiç umurumda değil. Derviş toplamaya çıkmadım. Benim böyle bir derdim yok. Ben Kur’ân Sünnet mücadelesi veren garip bir kulum. Ben kendimi böyle tanımlıyorum. Birisi şeyh görmüş. Allâh razı olsun görenden de görmeyen de. Öbürü ki şunu görmüş, öbürü ki bunu görmüş. Eyvallâh. Öbürü ki sevmiş, öbürü ki aşık olmuş. Öbürü ki nefret ediyor, öbürü ki düşmanlık yapıyor. Eyvallâh. Hiç umurumda değil. Sebebi, benim ticarethanem değil burası. Ben de Allâh’ın dergahında sizin gibi geliyorum, burada Allâh’ı zikrediyorum. Ben dergahı benim diye olarak da görmüyorum. Ben de buranın hizmetçisiyim. O yüzden, yok Twitter’da savunmaya kalkmayın. Bu sufi ahlakı değil.

Korunacaksa kendimi korurum ben. Merak etmeyin. E kurmuş olduğum sayfalarda da arkadaşların birbirlerine atışmaları hoşuma gitmiyor. Bu sufi ahlakı değil. Bir de bir derviş kardeşi kırmayayım. Bir derviş kardeşi kırmayayım. Bu sufi ahlakı değil. Bir derviş kardeşi kırmak, incitmek, ona laf söylemek açık konuşuyorum. Bakın, lafımı sözümü gizlemiyorum. Nefret ediyorum. Bak saklayıp gizlemiyorum. Nefret ediyorum ondan. Buna senin hakkın yok. Bunu yıllardır söylüyorum. Yıllardır söylüyorum bunu. Yapma kardeşim. Tersleme kimseye. Tepeden konuşma. Yapma. Bu senin hakkın değil. Bunu yaptığın zaman sen bütün silsileye zarar veriyorsun. Sen bütün silsilenin emeğine de zarar veriyorsun. Birisi derviş oldu.

Mustafa Özbağa derviş olmadı o. O bütün silsileye derviş oldu. Tam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar. Sen ona bir haksızlık yaparsan, sen ona bir yanlışlık yaparsan, bütün silsileye yanlışlık yaptın. Mustafa Özbağa da bu dergahta hizmetçi kardeşim. Kendi birisi derviş oldu. Ona sen kalktın, dervişlik tasladın, makam tasladın, ona laf söyledin. Kardeş, orada ders aldı. Bütün silsileden aldı.


Silsileyi Kırmak — Mürşid’i Kırmak Bütün Silsileyi Kırmaktır; Manevî Bağ Tehlikesi

Sen onu kırarak bütün silsileyi kırmadın mı zannediyorsun? Sen onu incitince bütün silsileyi incitmedin mi zannediyorsun? Sen onu bir laf söyleyince bütün silsileye laf söylemedin mi zannediyorsun? Hem düzeyde bir laf söyleyince bütün silsileye laf söylemedin mi zannediyorsun? Hem diyeceksin, elinden tutan Allâh’ın elini tuttu. Ayeti kerimi bu mu? Evet. Sufilerin bir atlaşması da bu ayeti kerimi mi temel olarak? Evet. O kimse geldi, üstadın elinden tuttu mu tuttu. O senin namusun. Aynı üstada mı bağlısın? Evet veya başka üstad. Önemli değil ki o senin namusun. Sen onun namusunu, şerefini, haysiyetini koruyup kollamakla mükellefsin. Mümin kardeşinin arkasından namusunu, şerefini koruyanın Allâh da onun namusunu, şerefini korur.

Hadîs-i Şerîf. Sen kime laf söylüyorsun ya? O lafı söylendiğinde sen de orada mısın? Oradasın. Sen onu susturacaksın. Diyeceksin ki derviş kardeş için böyle konuşamazsın benim yanımda. Derviş kardeş için böyle konuşamazsın benim yanımda. Derviş kardeş için böyle konuşamazsın benim yanımda. Diyeceksin ki derviş kardeş için böyle konuşamazsın benim yanımda. Derviş kardeşinin namusunu, şerefini gıyabında koruyacaksın. Derviş kardeşinin namusunu, şerefini, haysiyetini senin yanında, sen korumuyorsan, susuyorsan, sen de dilçi şeytansın. Öyle bir şey yok. O yüzden diyorum benim hassas olduğum yer burası. Yapmayın. Ben bir dervişin nasıl yetiştiğini benden iyi bileniniz yok. Bir grubun bir bölgede bir yerde nasıl oluştuğunu benden iyi bileniniz yok.

Bir grubun bir bölgede bir yerde nasıl oluştuğunu benden iyi bileniniz yok. Oraya gidiyorsun, geliyorsun, oranın tolerans gösteriyorsun, susuyorsun. Herkes orada heva hevesini konuşturuyor ilk etapta. Heva hevesine katlanıyorsun. Derviş yapacaksın çünkü orada bir grub oluşacak. Ondan sonra birisi gelecek orada bozacak onu. Sen de susacaksın. Öyle bir şey yok. Gelecek birisi tepeden bir şey konuşacak. Sen de susacaksın. Böyle bir şey yok. Yok böyle bir şey. O yüzden diyorum hakkım helal değil diye. Öyle bir şey yok. Ben haftada bin kilometre yapacağım. Sen birisini kırasın diye mi? Ben 63 yaşındayım. En az gittim, bin kilometre benim gidiş gelişi. Ben siz, yapanlar için söylüyorum, hakaret edin.

Millete bağırın çağırın diye mi çabamız? Biz toplayalım siz dağıtın diye mi çabamız? Biz tamir edelim siz kırın diye mi çabamız? Manevi olarak bunun altından kimse kalkamaz. O yüzden yapmayın diyorum. Manevi olarak bunun altından kimse kalkamaz. Bakın kimse kalkamaz. O yüzden diyorum kırmayın, dökmeyin, tartışmayın. Birbirlerinizin aleyhine konuşmayın. Birbirlerinizin aleyhinden arkadan birisi alay ediyorsa, hakaret ediyorsa, dalga geçiyorsa, sizin yanınızda oluyorsa susmayın. Konuşmayın. Nasihat edin, susturun. Konuşma kardeşim derviş kardeşimizin arkasından. Alay etme derviş kardeşimizin arkasından. Küfürlü konuşma kardeşim bizim yanımızda. Bizim yanımızda küfürlü konuşma.


Kaynakça ve Referanslar

  • Nisâ 4/86 — Selâm Verme Âdâbı: «ve izâ huyyîtum bi-tahiyyetin fe-hayyû bi-ahsene minhâ ev ruddûhâ, innallâhe kâne alâ külli şey’in hasîbâ» (Bir selâm ile selâmlandığınızda, ondan daha güzeliyle veyahut aynı ile karşılık verin) — Nisâ 4/86; Taberî, Câmiu’l-Beyân 5/118; İbn Kesîr, Tefsîr 2/342; selâmı yayma — Buhârî, Edeb 27 (5882); Müslim, Îmân 96 (54); Ebû Dâvûd, Edeb 130 (5193); Tirmizî, İsti’zân 9 (2688); selâmı dönmenin vâcibliği — Şâfiî, el-Ümm; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi; modern selâm âdâbı — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Cemâatte Selâm Vermeme — Edebsizlik Düzeltme: Cemâat içinde selâm vermenin sünnet olduğu — Buhârî, Edeb 27; Müslim, Îmân 96; «emr-i ma’rûf nehy-i münker» — Âl-i İmrân 3/104, 110; Tevbe 9/71; «kardeşine yumuşaklıkla nasîhat etme» — Hücurât 49/12; Lokman 31/19; modern Müslüman edebi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb.
  • Mü’minin 365 Günlük Disiplini: «mü’min her vakit Allâh ile bağ kurar» — Asır 103/1-3; Ahzâb 33/41-42; «sürekli ibâdet» — Buhârî, Daavât 1; Müslim, Zikr 1; modern müslüman günlük disiplini — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «vaktimizin Allâh için kıymetlendirilmesi» — Said Nursî, Lemalar; Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Halaka-i Zikrin Hudûdı: Halaka-i zikir — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); «Allâh’ın zikredildiği yer» kutsiyeti — Cum’a 62/9-10; Bakara 2/114; «sataşma yasak» — Hücurât 49/12; «mürşidin müdâhalesi» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern Karabaş tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Silsileyi Kırmak — Manevî Bağ Tehlikesi: «el-mürşidu vâlid-i ma’nevî» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «silsile kırılması» tehlikesi — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet ve’l-icâze; Ahmed Sirhindî, Mektûbât 1. cilt 187; «bütün silsileyi kırmak» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern Karabaş silsilesi (Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi) — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «mürşid’e edebsizlik» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Karabaş Silsilesinde Selâm-Sünnet Edebi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş selâmı ve sünnet edebi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Silsile, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı