Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #178 — Ramazân-ı Şerîf: Burnu Sürtülen, Az Yeme Sünneti, Bir Çeşit Yemek, Bağlı Şeytân ve Cemalleşme

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #178 — Ramazân-ı Şerîf: Burnu Sürtülen, Az Yeme…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Ramazân-ı Şerîf’in Fazîleti — “Ramazân’a Ulaşıp Affolmayanın Burnu Sürtülsün” Hadîsi (Cebrâîl Duâsı, Üç Burnu Sürtülen İnsan)

Kim Ramazân ayına ulaşırsa affolmazsa onun burnu sürtülsün demiş hadîs-i şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Uzun bir hadîs biliyorsunuz. Üç tane burnu sürtecek insan var. Birincisi Ramazân ayına gelir de o affolmazsa. İkincisi anne babanın yaşlılığını da affetir. Üçüncüsü benim bir mecliste adım anılır da orada bana salât ü selâm getirilmezse burnu sürtülsün diye. Cebrâîl aleyhisselâm’ı söylüyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de âmîn diyor bu duaya. O yüzden Ramazân ayına ulaşırsa o insanı affetir. Ramazân’ın sonunda inşâ’allâh affolmuş olarak bu dünyadan göçer gider. Eğer göçer giderse, göçüp gitmezse bir dahaki Ramazân’a inşâ’allâh Cenâb-ı Hak hayırlı ömür nasîb eylesin.

Bir dahaki Ramazân’ı da yaşasın inşâ’allâh.


Ramazân Af / Lütuf / İkrâm Ayı — Allâh İçin Oruç Tutmak Geçmiş Günâhları Affettirir; Dedikodu / Gıybet / İftirâ Orucu Mânevî Zedeler

Malum Ramazân ayı, af ayı, lütuf ayı, ikrâm ayı, ihsân ayı Cenâb-ı Hak’ın Ümmet-i Muhammed’e bahşettiği bir ikrâm. Çünkü belli bir şey değil. Malum Ramazân ayı, af ayı, lütuf ayı, ikrâm ayı, ihsân ayı Cenâb-ı Hak’ın Ümmet-i Muhammed’e bahşettiği bir ikrâm. Çünkü belli bir zaman oruç tutuyorsunuz, o orucun karşılığında bütün geçmiş günahlarınız affoluyor. Ne kadar ne var ise. Bunu böyle Hadîs-i Şerîf’te ayırmamış, şunlar müstesnâ dememiş, bunlar affolmaz dememiş. Kim Ramazân ayını Allâh için orucunu tutar, Allâh için orucunu tutar ve Ramazân ayını öyle geçirirse Cenâb-ı Hak geçmiş günahlarını affeder. O yüzden Ramazân’ı inşâ’allâh dolu dolu yaşamak, inşâ’allâh dolu dolu idrâk etmek, dolu dolu bu konuda gıybete, dedikoduya, iftirâya düşmeden dilimizi tutarak da Ramazân’ı geçirmeye nasîb eylesin.

Çünkü orucu zedeleyen şeyler dedikodu, gıybet, laf, küf, iftirâ, insanın kendince hala da harâmlara Ramazân’da da devam etmesi, bunlar orucu manevi olarak zedeleyen şeyler. Biz yemeden içmeden kesildiğimiz gibi harâmlardan da kendimizi uzak tutmalıyız. Haramlarla da bağımızı kesmeliyiz ki Ramazân bizde tam olarak böyle otursun yerleşsin. Yemeden içmeden kesilmeliyiz ki biraz böyle az yemeliyiz. normalde Ramazân ayı gelince çok yeme ayı olarak nitelendirilmemeli, az yenmeli. nedir?


Az Yeme Sünneti — Hz. Pîr Hânımı’nın “Pîrâğâ’nın Sofrası” Sözü; Resûlullâh’ın Yanık Paça’ya İcâbeti ve “Sirke Ne Güzel Ni’mettir”

Hazret-i Pîr’in sözünü getirsem şimdi ağır gelir. iki çeşit yemek çıkarmış hanımı, hanım sofra, Pir’ağ’ın sofrası oldu demiş. Onlar hep böyle mütevâzı’ bir hayât yaşamışlar, az yemişler. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri az yemiş. Ama biz Ümmet-i Muhammed olarak bu sınavı kaybettik. Biz çok yemeği takvâ zannettik. Böyle çeşit yemek yapıp, çeşit tatlı yapıp, çeşit çeşit ikrâmlar yapmayı mahâret gördük kendimize. Birisi bundan az yaparsa kadınlar dedi kodu yaptılar, az yapmış. Ben kaç çeşit tuzlu, kaç çeşit tatlı yaptım. Gittik filanca o şu kadar yapmış denli. Veyahut da iftâra da’vet etti. Buna mı da’vet etti dedi. Oysa Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine yanık bir paça dedi ayak.

Sahabeden bir kadın ayak, yanık bir ayak yaptı, ayak kaynattı. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerini da’vet etti. bu da konuşuldu yanık bir paça. Paça dedi ayak. Allâh Resûlü dedi ki yanık bir paçaya da da’vet edilsem icâbet ederim dedi. yemeği beğenmemezlik yapmadı, yemeği eksik görmedi. Sirke getirdiler, sirkeye ekmek bandı, sirke ne güzel ni’mettir dedi. Biz bunları hadîs olarak okuduk, hadîs olarak biz bunları anlattık ama ne yazık ki Ümmet-i Muhammed bu çizgiden ayrıldılar.


Ramazân’ın Alışveriş / Lüks İftâr / Belediye Eğlencesi’ne Dönüşmesi — Kur’ân / Zikir / Tövbe Ayı Eğlence Ayı Yapıldı

Ramazân ayı alışveriş ayı oldu. bir İslâm ülkesinde Ramazân geldiğinde gıda fiyatlarının düşmesi lazım. Düşmesi lazım. Ramazân ayında gıda fiyatları artıyor bizden. Bildiğin Ramazân değil mi az yeneceği için düşmesi lazım. Ete peynire, zeytine, kuru mahsullere, gıdalara zam gelmemesi lazım. Ramazân’ı bekliyor bütün herkes. Hep sana birden zam geliyor. Her sene aynı. şu Ümmet-i Muhammed yemeği bıraksa, yemeği bıraksa ortalık düzelecek. İsraf olarak giymeyi bıraksa, her sene kreasyonlar düzmese, Ümmet-i Muhammed düzelecek ama biz Ramazân’ı da lükse çevirdik, sefâhate çevirdik. Ramazân’ı da gösterişe çevirdik. Ramazân iftârlarını gösterişe çevirdik. restoranlarda, orada burada gösterişli ondan sonra Ramazân iftârları.

Hem böyle cemâatler, cem’iyyetler, siyâsî partiler, gösterişli otellerde Ramazân iftârları vermeye başladı uzun zamandan beri. Biz Ramazân’ın Ramazân olmaktan çıkardık. Ramazân eğlenceleri ürettik. Ramazân eğlencesi. oruç tutulacak, zikredilecek, tefekkür edilecek, oruç tutulup Allâh’ı çokça tövbe edilecek zamanlarda biz tırnak içerisinde Ramazân eğlenceleri düzenliyoruz. belediyelerin böyle bir afişleri var. Ramazân eğlencesi. Filanca meydanda, Filanca yerde Ramazân eğlencesi. Ramazân eğlenme ayı değil. Ramazân oruç tutup, tövbe edip Kur’ân okuma, zikretme ayı. Ramazân Kur’ân ayı. biz oturup Kur’ân-ı Kerîm okuyacağımıza eğlencelere katılıyoruz. oturup biz kendimizce zikre, fikre, kendimizce ibadete vereceğimizi herkes birbirine sıraya giriyor.

İftara alıyor. Fırya, iftâr fıryası. Ona gitmezsek ayıp olur, onu almazsak ayıp olur, şunu yapmazsak ayıp olur, buna gitmezsek ayıp olur, ben onu çağırmazsam ayıp olur. Ne zaman ibadet edeceksiniz? Onu al iftâra, onu al, şunu al iftâra, şuna git iftâra. İyi. İbadet ne zaman olacak? Ne zaman tövbe edilecek? Ne zaman Kur’ân okuyacak? Ne zaman Allâh zikredilecek? Ne zaman Allâh’ı hatıra gelecek?


Kadınların İftâr Telaşı — “Çavuş Ne Yaptın İftâra?” Telefon Hâdisesi ve Antep Lahmacuncu Lâtîfesi

Kadınlara ayrı bir telaş. Tabi iftâra hazırlık yapacaklar. Evin adamı telefon açıyor. Bunu normalde rahat konuşacağım. Seyit Taş’a veriyorum örnek. Yanındayım, telefon açıyor. Çavuş ne yaptın iftâra? sayıyor, şunu yaptım, şunu yaptım, şunu yaptım. Yanına şunu da yapıyor, saat 11.00. Saat ikili bir telefonda açıyor. Şunu da yap yanına. Saat dörtte bir telefonda açıyor. Şunu da yap yanına. Diyorum hacı kaç kişi gelecek iftâra? E beraberiz ya diyor. Kim yiyecek bunları diyorum ben. Duruyor. En son eve giderken bir de Antep’li lahmacuncu var orada. Bir de Antep lahmacunu yaptırıyor. Gitti geri açtı sofrayı. Hepsini getirdiler. Hadi ye. Çorbadan iki kaşık ondan bir kaşık ondan iki kaşık. Bitti. Kim yiyecek şimdi bunları dedim ben.

Kaldı. Dedim bunlar da insan. Yemek yapanlar da insan. Onlar da oruç tutuyor. Eşleriniz de oruç tutuyor. Erkeklere diyorum. Az, öz, küçük yemekler. Böyle. Basit. Çorba. Örnekliyorum.


Bir Çeşit Yemek Sünneti — Misâfir Yoksa Tek Çeşit Kâfî; Filancı’nın Masa Doldurması ve Lokanta İftâr Menüsü İsrâfı

Bir çeşit yemek. Bir çeşit. Misâfir gelirse iki üç yapabilirsiniz. Misâfir yok. Bir çeşit yemek. Sünnet olan ne? Ne tuhaf değil mi? Çok tuhaf değil mi? Bu akşam bir çeşit yemekle iftâr eden eline kaldım. Aldırın. Ne güzel. Sünnet isteyen bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz. On kişi var. Sünnet. Bakın sünnet. Biz yemekte dahil sünneti terk etmişiz. Bir çeşit yemek. Misafirin var. Misafire ikrâm edeceksin. Hiç sıkıntı yok. Göstereşe ve şatâfata düşmedi müddetçe. Aa filancıya iftâra gittik. Masayı doldurdu. Beş çeşit yemek yapmış. İsraf etmiş. Sünneti seneyeden çıkmış. İftar menüsü yazmış şu kadar para. Yolda gelirken bir lokantanın tabelasını okudum. Menü yapmış böyle. Sıralamış aşağı kadar.

Beş altı tane şey koymuş. Saymadım o kadar ama sıralamış. Fiyatını da okuyamadım. Hemen geçtim oradan. İçime gelen şu, isrâfa para veriyor insanlar. İsrafa para veriyor. Ramazân derinlik isteyen bir ay. O yüzden az yiyeceksiniz. Aç kalkacaksınız iftardan. Sağurdan da aç kalkacaksınız. Tıka basa yemeyeceksiniz. Derinlik istiyorsanız. Ve bu böyle Ramazân açların halini anlamadığı ay değil. Din o değil. Ramazân derinlik ay. Allâh’a yaklaşmada derinlik. Allâh’a yaklaşmada o derinliği yakalamayı. Aç olacaksın. Seni rahatsız etmeyecek. Zikrullâh’a bırakacaksın kendini. Salavati şerifeye bırakacaksın kendini. Tövbeye bırakacaksın kendini. Ve dilin zikirle ıslak olacak Ramazân boyunca. O oruç vursun size elleme.

Diliniz çıksın biraz dışarı. Biraz takatsiz kalın. Biraz vücudunuz düşsün yere. Düşsün. O oruç o zaman böyle tatlı gelecek. Zikrullâh’la, tövbeyle, salavât-ı şerîfeyle açlık birleşecek. Akşamüstü saat dörtte beşte gidecek gözünüz kaşınız. Konuşacak mecaliniz kalmayacak. Kadınlar da böyle yaparsa kadının da konuşacak mecali yok. O yüzden hanım bir çeşit yemek yap. İkinciyi yapma. Biz şu Ramazân’ı sünnet-i seniyyeli bir şekilde, sünnet-i seniyye uyarak geçirelim. Misâfir yok mu? Yok. Örnek, ya kuru fasülle pilavsız olur mu? Olmaz. O zaman kuru fasülle pirinci karıştır da pişir. Nasıl bas ve gene bir çeşit olsun. Ayrı ayrı yapma. Karıştır. Said karıştırmayı sever. Ben de severim karıştırmayı. Üç çeşit olur bir çeşit.


Şeyh Efendi’nin Karıştırma Hâdisesi — Sirkeli Salata + Pilav + Kemâlpaşa Tatlısı: “İçeride Karışacak Zâten”

Sirkeli salatanın içerisine Kemâlpaşa tatlısı koymuşum ben. Sulu yemek var. Pilavı koydum içine. Baktım masada daha var bir şey. Şeyh Efendi de seslenmiyor. Ben yemeğin içerisinde pilavı boşalttım. Pilavın içine sirkeli salatayı boşalttım. Baktım gene ses seda yok hiç kimseden. Bu sefer Kemâlpaşa’yı da boşalttım içine. Üstâd Efendi bir karıştır şunu dedi. Bir karıştırdım güzelce onu. İçinde yemek var, pilav var, salata var, Kemâlpaşa tatlısı var. Daha birkaç tane bir şey vardı şimdi aklıma gelmediğinden sıralayamıyorum şimdi. Birkaç tane de bir şey var. Şeyh Efendi tebessüm etti çok hoşuna gitti. Üstâd Efendi karıştırmayı sever dedi. Çok lezzetli olmuştur bu dedi. Birkaç tanesinin içi kakıyor.

Tabii bir güzel kaşıkla yedi. Oldu bir çeşit. Bir de Şeyh Efendi dedi. Allâh rahmet eylesin. İçeride karışacak zaten dedi. Sen onu ayrı ayrı yesen de içeride karışacak. O yüzden Ramazân ayı ibadet ayı olsun, lezzet ayı olsun.


Ramazân İyilik Ayı — İyilik Parayla Değil Tebessümle; Oruç Tutamayanın Keffâretini Peşin Verme; “İyilikler Allâh’ındır” (Âyet-i Kerîme)

Ramazân ayı iyilik ayı olsun. Her gün bir iyilik yapın. Her gün. Her gün. Gün iyilik siz geçmesin. Maddi olabilir, manevi olabilir. Bir iyilik yapın. İllaki iyilik parayla olacak diye bir şey yok. Birine bir selam vermek, ona bir tebessüm etmek, onun haline hatırını sormak. Birisi kimisi kimisi yok. Onu ziyaret etmek. Ramazân. Ramazân. İyilik ayı. Bildiğiniz iyilik ayı. Biz iyiliği paraya bağlamışız. Değil. Ha paralı olanlar paralı iyilik yapsınlar. Paralılar da kalkıp da tebessüm etmek, sadaka herkesle tebessüm edeceğim diye uğraşmasın o da. Tebessüm etsin yanına bir de zekât versin. Öyle diyor tebessüm ediyoruz ya diyor. Ben ne ediyorum dedim. Para plus sadaka da. Zekat da. Şimdi mesela oruç tutamıyoruz diyenlere fakîr fukarâ taş toprak mı yiyecek diyorum.

Kefaretini öder. Sonra tutacağım. Sonra tuttuğunda diyorum ne olsun sadaka yerine geçer. Ver şimdi. Öldün Ramazân’ın içinde. Ramazân bitti. Selâmün aleyküm. Gittin. Ne olacak? Oruç üzerinde kaldı. O tutamıyorsun. Öde keffâretini ya. Sonra tutarsın gene oruç. Ne olacak? Yabana mı gidecek verdiğinde? Verdin Allâh’a verdin. Başkası bir şey değil. Verdin Allâh’a verdin. Sen onu fukaraya verdin mi zannediyorsun değil Allâh’a verdin. Allâh’a verdin. Sen namaz nasıl Allâh’a kılınıyorsa bütün ibadetler Allâh’a. İyilik yaptın Allâh’a. Sen öyle insan görmü onu. Allâh’a verdin onu. Allâh’a verdin. Bütün iyilikler Allâh’adır çünkü. İyiliklerin sahibi de Allâh’tır. İyiliğin sahibi de Allâh’tır. Ne diyor Âyet-i Kerîme’de?

İyilikler Allâh’ındır. Sana bir iyilik isâbet ederse o Allâh’tandır. Bak Ahmed’den Mehmed’den demiyor. İyilik isâbet eden sen de Allâh’a hamd et. İyilik Allâh’tan geldi. İyilik yapan kimse o iyiliği sana bahşeden, o iyiliği sana lütfeden, o iyiliği sana ilhâm eden Allâh. Sen Allâh’a iyilik yap. O yüzden Ahmed’i Mehmed’i görme. Ramazân iyilik ayı. İyilik yapın. Aslında dâ’im iyi olmak lazım. Dâim. Dâim belki de bunu beceriz, başaramayız.


Sûfîlik Dâ’im İyilik Yapmaktır — Ramazân Disiplin Ayı; Şeytânlar Bağlı (Tasma / Hortum Metaforu) ve Biz Kötülükle Çözüyoruz

Sûfîlik dâ’im iyilik yapmaktır. Eyvallâh. Ama biz dâ’im iyilik yapamayacaksak dair Ramazân’da kendimizi disiplin edelim. Disiplin edelim. Disiplin ederekten iyilik yapmaya yönelenelim. Her gün bir iyiliğimiz olsun. O iyiliğe de hamd edelim Cenâb-ı Hak’a. İyilik yapabildik elhamdülillâh diyelim. Kötülüğümüz de böyle bir şey yapalım. Ne o? Dizginleyelim. Ramazân’da şeytânlar bağlanır diyor ya, gerçekten, şimdi bunu böyle konuşmak istemezdim. Dün zikrullâh esnasında şeytân şurada yan tarafa kadar, yolun öbür tarafında şu boşluk tarafa geldi. Bu köpeklerin ağzına tasma gibi bir şey takıyorlar. Böyle ısırmasın diye. Böyle şeyli. Ondan sonra telli melli. Şimdi benim Yusuf Hoca daha iyi beni şey yapacak.

Develere bir kese takıyorlar ya böyle keseli. Öyle kese gibi bir şey böyle. Hortumu var hafiften. Böyle bağlamışlar onu. Böyle gözleri kan çana. Şurada cemâat bizim zikrullâh yapıyoruz. Ona bakıyor. Ben de diyorum ki içimden. Hamdolsun diyorum. Şeytanın ağzı dili bağlanmış diyorum. Ramazân geldi ya diyorum şimdi. Şeytanın ağzı dili bağlanmış diyorum. Şeytanın ağzı dili bağlanmış. Sen gidiyorsun kendi kötülük yaparaktan o bağı sen çözüyorsun. Allâh’ın bağladığı bağı sen çözüyorsun. Kötülük yaparaktan, kötü düşünerekten, kötü söyleyerekten. Cenâb-ı Hak Ramazân gelmiş Müslümanlar, mü’minler Ramazân ayını iyi geçirsinler diye şeytânın ağzını bağlamış. Ama Müslümanlar kötü düşünerekten, kötülük yaparaktan bağlı şeytanı çözüyorlar.


Bağlı Şeytânı Çözmek Bizden — Ramazân’da Mutluluk Dağıtmak: Eşler / Çocuklar Şaşırsın, Kalbe Sekîne ve İncelik İnsin

Bağlı şeytanı çözüyor. Ondan sonra şunu diyor. Ramazân’a iyi gelince şeytânlar bağlanırdı? Ya şeytânlar bağlı da sen gittin çözdün. Günahı kebari işleyerekten. Sen gittin çözdün kötülük yaparaktan. Sen gittin çözdün gıybet ettin, dedikodu ettin, iftirâ ettin. Sen yaptın. Yoksa Cenâb-ı Hak şeytanı bağladı. Sen çözdün. E sen çözdün. Gittin haramla iştigâl ettin. Gittin gıybet ettin, dedikodu yaptın, kötülük yaptın. Ondan sonra da Allâh’ı suçladın. şeytânlar bağlıydı diye. Bağlı şeytân. İnsanlar gidip çözüyorlar. Ramazân’da biz çözmeyelim. Ramazân’da kötü düşünmeyelim. Ramazân’da ağzımızdan kötü bir şey çıkmasın. Ramazân’da bizden mutluluk çıksın, sevgi çıksın, lütuf çıksın, ikrâm çıksın, aşk çıksın bizden.

Ramazân’ı böyle aşkla, sevgiyle, lütufla, ikrâmla yürütelim. Eşlerimiz şaşırsın. Desin ki bu adam böyle değildi, bu kadın böyle değildi, ne oldu? Ramazân mutluluğu yaşansın. Çocuklarımız şaşırsın. Ramazân mutluluğu yaşatalım. Etrafımıza Ramazân mutluluğu yaşatalım. Kötü düşünmeyelim, kötü konuşmayalım, kötü söylemeyelim. Bütün herkese ve her şeye iyilik saçalım. Pozitif düşünelim, negatif bir şey düşünmeyelim. Ramazân’ı böyle cennet bahçesinde yaşarmış gibi yaşayalım. Kötü ve kötülüklerden uzak duralım. Kendimizi bu konuda iyiliğe disiplin edelim. Böyle kendinizi böyle disiplin edin gerçekten. Kendinizi çok farklı göreceksiniz. Hafifleyeceksiniz, rahatlayacaksınız. Üzerinize bir sekîne inecek.

Kalbinize bir incelik inecek, bir sekîne inecek. Bırakın, Allâh’a bırakın kendinizi. Mutluluğa, sevgiye, lütfa, ikrâma bırakın kendinizi. Genişliğe bırakın kendinizi. Allâh’ın lütfu geniş, ikrâmı geniş, Allâh’ın hazinesi geniş. O yüzden mutlu gönüller olun, mutlu insanlar olun. İbadetlere karşı sevgiyle, aşkla koşun. Ne güzel bir şey.


Sahûr Bereketi — Ne Yediğin Değil Nasıl Yediğin Önemli; Mutlu Ol Kardeşim, Cenâb-ı Hakk’ın Lütfu Geniş, İkrâmı Geniş

Sahûra kalkacağız ya. Sahûr berekettir, lütuftur, ikramdır, ihsandır. Sahûr ni’mettir, âfiyettir. Sahûr maddi manevi şifâdır. Sahûr maddi manevi berekettir. Sahûr böyle, aman nereden işte, böyle değil. Ne kadar güzel bir mutluluk ya Rabbi ya. Bir de sahûr ni’meti vermişin bize. Mutlu bir şekilde, hiç önemli değil ne yediğimiz. Ne yediğin önemli değil. Nasıl yediğin önemli. Senin önüne dünyanın en lezzetli yemeğini koysak, gönlünde mutsuzluk varsa o yemek zehir sana. Senin gönlünde hamd varsa, şükür varsa, senin gönlünde sevgi varsa taş kan atsam o yemek şeker sana. Şifa. Şifa. O yüzden o ne yediğiniz değil, nasıl yediğiniz önemli. Nasıl yedin yemeği. Senin gözlerin görmesi önemli değil, nasıl baktığın önemli.

Dilin var, tamam dilini nasıl konuştuğu önemli. Kulağın var, var. Neyi dinlediğin önemli. Nasıl dinlediğin önemli. Önemli olan o. O yüzden Ramazân’ı, Ramazân geldi eyvallâh. Mutluluk ayı, bereket, lütuf ayı. Nasıl geçirdiğin önemli senin. O orucu nasıl karşıladığın önemli. Oruç tutmaktan tat mı aldın, lezzet mi aldın yoksa oruç tutmaktan kahır mı gördün. E vah ya oruçluyum şimdi ya. Vah karnım ağrıdı, yok midem ağrıdı. Yok ben bu orucu yavşayamayacağım, yok ben bunu tutamayacağım. Bak oruçluyum benim üzerime gelmeye. Değil ya. Mutlu ol cânım kardeşim ya. Cenâb-ı Hak öyle bir lütuf vermiş ki sana. O lütfu mutlulukla yaşa, ikrâmla yaşa, ihsânla yaşa, güzellikle yaşa, sevgiyle yaşa, etrafına tebessümle yaşa, gülücükle yaşa.

Mutluluk dağıt etrafına. Mutluluk dağıt. Ramazân gelmiş, mutluluk gelmiş. Etrafına mutluluk dağıt. Hiçbir şeyden şikayet etme. Ramazân ayı. Şikayet yok. Mutsuzluk yok. Şükürsüzlük yok. Hamtsizlik yok. Ham, şükür, mutluluk, doğruk düzeyde. Evet mutlu olup sevgiyle uğraşın, yorulun. Sevin, ramazanı sevin, orucu sevin, zikri sevin. İbadetlerinizi sevin, eşlerinizi sevin, çocuklarınızı sevin, etrafınızı sevin, akrabalarınızı sevin. Hiç görmek istemediğinizde selam verin. Nefret ettiniz kimseye bir tasarrufu gönderin varsa. Evet.


Hz. Pîr’in “Ey Oğul, Bağı Çöz” Tedrîsi — Altın / Gümüşe Köleliği Bırak; Cemâlleşme Ayı ve “Oruçlunun Ağız Kokusu Misk u Anber”

Bağı çözün. Bağı çözün içinizden. Ne kadar küskünlüğünüz varsa atın. Bağı çöz kardeş. Hazret-i Pîr demiş ya ey oğul, bağı çöz. Ne zamana kadar altına gümüşe köle olacaksın. Bu altın-gümüş sadece para değil. Bu senin Kur’ân ve Sünnetin dışındaki tutkun altın ve gümüş. Çöz kardeş. Çin’i nefreti at içinden. Kibri at içinden. Kibri at. O zaman Ramazân vuslât ayı olacak. O zaman cemâlini belki de bir perde aralayacak, kâkülünü gösterecek sana. O zaman perdeyi kaldırıverecek. O kara gözleriyle bir bakacak sana. O zaman perdeyi kaldırıverecek. Dice ki aradığın benim buradayım. Bir an dahi olsa o cemâlini sana tecellî ettirecek. Bir an dahi olsa. O anı gözet. Ramazân ayı, cemâlleşme ayı. O anı bekle.

O anı yaşamak iste. Âyet-i Kerîme’de ne diyordu? Cemalini isteyerek sabah akşam. Sûfî sabah akşam onun cemalinin hayaliyle yaşa. Cemalleşme hayaliyle yaşa. Oruçlunun ağız kokusu bana misk u anber gibi gelir dedi. İftar vakti dudağının kenarında onun dudağının olduğunu düşün. Mademki oruçlunun nefesi ona misk u anber geldi, o zaman bil ki senin ağzın açlık kokusun. Tokluk değil. Çünkü o açlık kokusu ona misk u anber gibi gelecek. O misk u anberi kokla. O misk u anberi hisset. Dudağının kenarında o var. Senin ağız kokunu çekecek olan o. Bunu idrâk etmeye çalış. O yüzden az ye, koksun ağzın senin. Ya ağzı yiyince kokuyor ağzımız. Oh ne kadar güzel. Senin kokuna kurban olan Allâh var. Allâh var.

Bırak az ye. Çok zikret, hamdet, şükret. Ramazanı cennet bahçesinde yaşarmış gibi yaşa. Ramazanı. İnşâ’allâh.


Kaynakça

  • Ramazân-ı Şerîf’in Fazîleti — “Ramazân’a Ulaşıp Affolmayanın Burnu Sürtülsün” Hadîs-i Şerîfi (Üç Burnu Sürtülen İnsan, Cebrâîl Duâsı): Tirmizî “Da’avât” 100, no.3545 (Ebû Hüreyre r.a.: “egıme enfü racülin dehale aleyhi Ramedânü sümme’n-selaha kable en yugfera lehû”); Ahmed b. Hanbel Müsned 2/254, 484; Hâkim, el-Müstedrek 4/153 (sahîh); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 3/271; «üç burnu sürtülen» rivâyeti — Cebrâîl aleyhisselâm’ın duâsı, Resûlullâh’ın âmîn demesi; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; klasik tefsîr — Bakara 2/183-187 (oruç âyetleri); Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb; klasik fıkıh — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “Sıyâm”; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/232-260 (“Esrâru’s-Savm”); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Ramazân Af / Lütuf / İkrâm Ayı — Allâh İçin Oruç Tutmak Geçmiş Günâhları Affettirir: Buhârî “Savm” 6 (“men sâme Ramedâne îmânen ve’htisâben gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî”); Müslim “Sıyâm” 203; Ebû Dâvûd “Savm” 1; Tirmizî “Savm” 1; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim 8/35; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 4/115; «orucu mânevî zedeleyen şeyler — gıybet, iftirâ, harâmlar» — Buhârî “Edeb” 51 (“men lem yeda’a kavle’z-zûri ve’l-amele bihî”); Tirmizî “Sıyâm” 16; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/232-260 (“Mertebe-i Savm”: avâm-havâs-havâssu’l-havâs); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; klasik halvetî sülûk — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Az Yeme Sünneti — Hz. Pîr Hanımı, Resûlullâh’ın Yanık Paça’ya İcâbeti ve “Sirke Ne Güzel Ni’mettir”: Müslim “Eşribe” 167-168 (Câbir r.a.: “ni’me’l-üdmü’l-hall” — “sirke ne güzel katıktır/ni’mettir”); Ebû Dâvûd “Et’ime” 39; Tirmizî “Et’ime” 35; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim 13/229; «yanık paça da’veti» rivâyeti — Buhârî “Hibe” 1, Müslim “Eşribe” 142 (“lev dü’îtü ilâ kurâ’in…”); klasik tasavvuf — “az yeme/cû'” tedrîsi: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/74-100 (“Kesru’ş-Şehveteyn”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Cû’ Bahsi”; «Pîr Efendi sofrası — bir çeşit yemek» — Şâbân-ı Velî, Risâle-i Şâ’bâniyye; Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Ramazân’ın Alışveriş / Lüks İftâr / Belediye Eğlencesi’ne Dönüşmesi — Kur’ân / Zikir / Tövbe Ayı’nı Eğlence Ayı’na Çevirmek: klasik tefsîr — Bakara 2/185 (“şehru Ramedâne’lleẕî ünzile fîhi’l-Kur’ânu hüden li’n-nâs” — Ramazân Kur’ân ayı); Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb 5/231; klasik fıkıh — “isrâf harâmı” hükümleri: A’râf 7/31 (“külû ve’şrabû ve lâ tüsrifû”); İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “İsrâf”; klasik tasavvuf — “şatâfat-tekellüf eleştirisi”: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/195-220 (“Riyâ”); İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn 2/170; «Ramazân’ı Kur’ân/zikir/tövbe ayı yapma» — klasik halvetî sülûk: Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; klasik modern tatbîkat — Said Halîm Paşa, Buhrânlarımız, “Müslüman Hayât”; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Kadınların İftâr Telaşı — “Çavuş Ne Yaptın İftâra?” Telefon Hâdisesi ve Antep Lahmacuncu Lâtîfesi: klasik fıkıh — “yemekte tekellüf yasağı” hükümleri: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “İsrâf”; klasik tasavvuf — “hânim sofrasında basitlik” tedrîsi: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/74-100 (“Kesru’ş-Şehveteyn”); Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Edeb-i Et’ime”; «iftâr menüsünde tek çeşit kâfîliği» — Buhârî “Et’ime” 1, Müslim “Eşribe” 167 (Resûlullâh sofrası tedrîsi); klasik halvetî sülûk — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat, “Ahkâm-ı Et’ime”; Şâbân-ı Velî, Risâle-i Şâ’bâniyye; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Bir Çeşit Yemek Sünneti — Misâfir Yoksa Tek Çeşit Kâfî; Lokanta İftâr Menüsü İsrâfı: Buhârî “Et’ime” 8 (Resûlullâh “mâ şebi’a Resûlullâhi sallallâhu aleyhi ve sellem hubzen mufetteten”); Müslim “Zühd” 28-30 (Hz. Âişe r.a.: Resûlullâh sofrasında nâdiren iki çeşit yemek); Tirmizî “Zühd” 38; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim; klasik tasavvuf — “sofrada tek çeşit” tedrîsi: İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/4-15 (“Âdâbü’l-Ekl”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Edeb-i Sofra”; «misâfire ikrâm» — A’râf 7/31; klasik fıkıh — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “İkrâm-ı Mu’tâd”; klasik halvetî sülûk — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Şeyh Efendi’nin Karıştırma Hâdisesi — “İçeride Karışacak Zâten”: klasik tasavvuf — “şeyh sofrası ve mürîdin teslîmiyeti” tedrîsi: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Sohbet-i Şeyh”; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; «şeyhin lâtîfeli tedrîsi — sofrada îkâz» — klasik halvetî sülûk: Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat, “Sohbet Bâbı”; Şâbân-ı Velî, Risâle-i Şâ’bâniyye; «içeride karışacak zâten» tedrîsi — sofrada ayırma şatâfatına i’tirâz: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/195-220; klasik fıkıh — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “İsrâf”; modern tatbîkat — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi (Şeyh Efendi: Adnan Erdoğmuş Hazretleri ile sofra hâdisesi).
  • Ramazân İyilik Ayı — Tebessüm Sadakası, Keffâretini Peşin Verme, “İyilikler Allâh’ındır” Âyeti: Müslim “Birr” 144 (“tebessümüke fî vechi ehîke sadaka”); Tirmizî “Birr” 36; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim; «iyilikler Allâh’ındır» — Nisâ 4/79 (“mâ esâbeke min haseneten fe-min Allâh”); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb; İbn Kesîr, Tefsîr; «keffâret-i savm» fıkhî hükümleri: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “Keffâret-i Savm”; «iftâr/sahûr edeni doyurma» — Tirmizî “Savm” 82 (“men fattara sâ’imen kâne lehû misli ecrihî”); klasik tasavvuf — “sadaka ve iyilik” tedrîsi: İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/214-230 (“Esrâru’z-Zekât”); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Sûfîlik Dâ’im İyilik Yapmaktır — Şeytânlar Bağlı (Tasma / Hortum Metaforu) ve Biz Kötülükle Çözüyoruz: Buhârî “Savm” 5, Müslim “Sıyâm” 1 (“iẕâ câ’e Ramedânu fütihat ebvâbü’l-cenneti ve guligat ebvâbü’n-nâri ve sufide’ş-şeyâtîn”); Nesâî “Sıyâm” 5; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «şeytânın bağlanması» te’vîli — şehâveti azaltır, vesvesesi düşer; «kötülükle bağı çözmek» — Tirmizî “Sıyâm” 21 (“er-rüfes ve’l-cehl”); klasik tasavvuf — “sûfîlik dâ’im iyilik”: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/4-30 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Tarîkat-ı Sûfîyye”; klasik halvetî sülûk — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Ramazân’da Mutluluk Dağıtmak — Eşler / Çocuklar Şaşırsın, Kalbe Sekîne İner: Bakara 2/248 (“sekînetün min Rabbiküm”); Fetih 48/4, 18, 26 (“sekînetehû alâ Resûlihî ve ale’l-mü’minîn”); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb; İbn Kesîr, Tefsîr; klasik tasavvuf — “sekîne ve nüzûl-i tum’inîne” tedrîsi: İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/2-30 (“Şükr”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «mutluluk dağıtmak — etrâfa tebessüm» tedrîsi: Müslim “Birr” 144 (“tebessümüke fî vechi ehîke sadaka”); klasik halvetî sülûk — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat, “Edeb-i Sülûk”; «pozitif düşünce / hüsn-i zan” tedrîsi: Buhârî “Edeb” 57, Müslim “Birr” 28 (“iyyâküm ve’z-zann”); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Sahûr Bereketi — Ne Yediğin Değil Nasıl Yediğin Önemli; Cenâb-ı Hakk’ın Lütfu / İkrâmı Geniş: Buhârî “Savm” 20, Müslim “Sıyâm” 45 (“tesahharû fe-inne fi’s-sahûri bereke”); Tirmizî “Sıyâm” 17; Ebû Dâvûd “Savm” 17; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «sahûrun maddî / mânevî bereketi» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/232-260 (“Esrâru’s-Savm”); «ne yediğin değil nasıl yediğin» tedrîsi — “hâl-i ekl ve şükr”: Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye, “Edeb-i Yemek”; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Edeb-i Sofra”; «Allâh’ın lütfu / ikrâmı / hazînesi geniş» — Necm 53/32 (“inne Rabbeke vâsi’u’l-mağfira”); A’râf 7/156 (“rahmetî vesi’at külle şey’in”); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Hz. Pîr’in “Ey Oğul, Bağı Çöz” Tedrîsi — Altın / Gümüşe Köleliği Bırakmak; Cemâlleşme Ayı ve “Oruçlunun Ağız Kokusu Misk u Anber”: Buhârî “Savm” 9, Müslim “Sıyâm” 163 (“le-hulûfu femi’s-sâ’imi atyabu indallâhi min rîhi’l-misk”); Nesâî “Sıyâm” 41; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «cemâlini isteyerek sabah akşam» — Kehf 18/28 (“yürîdûne vechehû”); En’âm 6/52; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb; klasik tasavvuf — “vuslat-ı cemâl ve tecellî-i cemâl” tedrîsi: Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, el-Fütûhât el-Mekkiyye; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; «Ey oğul bağı çöz / altın-gümüşe köle olma» — Hz. Pîr Şâbân-ı Velî, Risâle-i Şâ’bâniyye; Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «kibri-kîni atmak ile vuslat» — klasik halvetî sülûk: Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; bu sohbet 01.03.2025 Ramazân-ı Şerîf’in 1. gecesi sohbeti — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tarîkat, Zikir, İhsân, Sülûk, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı