Geçen Hafta Özeti — Kalpazan-Kalp Para Münâfık Benzetmesi; Mahalleyi Karıştırdık ve 12 Eylül’den Sonra Aktif Siyâseti Bıraktım, Vakıf Akçesi Yok
Kalpazanlar kalp paraya nasıl gümüş sürerler ve üstüne Pâdişâh’ın adını kazırlarsa, onların sözlerinin dış yüzü de tevhîd ve şeriattır. Fakat iç yüzü ekmekteki delice tohumuna benzer. Bu biraz münafıklarla alakalı bir meseleydi. Hazret-i Pîr burada dîn münafıklarını, dîn döneklerini anlatıyor. Tabii bizim o geçen haftaki sohbetten sonra da biraz mahalleleri karıştırmışız. Gene gündeme düşmüşüz. Konuştuğumuz sözlerle alakalı. Ama biraz böyle âkil düşünen, elini vicdânına koyan da demişler ki evet, söyledikleri doğru, haklı gibisinden. Bir başkasının doğrulaması bizi ilgilendirmiyor veya yermesi de bizi ilgilendirmiyor. Bizim gördüğümüzü söylüyoruz. Biz bu noktada hissettiğimizi, anladığımızı söylüyoruz.
Bu noktada birilerine yaranma derdimiz yok veya birileri konuştuklarımızdan dolayı düşman olacakmış. Onun konuda da derdimiz yok. Hak neyse gördüğümüz, biz onu anlatmaya çalışıyoruz. Benim herhangi bir partiyle işim yok. Bunu defalarca söylüyorum. Ben siyaseti 12 Eylül’den sonra bıraktım. Benim aktif siyasette işim yok. Benim siyasetim Kur’ân Sünnet, Vatan, Millet. O yüzden benim öyle bir Vatan’a, Millete faydalı bir şey varsa alkışlarız. Vatan’a, Millete faydalı bir şey değilse, eleştirilecek bir şeyse eleştiririz. Benim belediyelerden gelecek olan akçem yok. Devletten gelecek olan akçem yok. Bazen bunu öyle zannederler. Ben de diyorum ki yazanlara, diyorum gidin Osmangâzi Belediyesi, CHP’nin elinde, Büyükşehir de CHP’nin elinde bizim vakfımıza veya kendimize şahsıma veya vakfının adına bir kuruş geçtiyse biz her türlü hesabı vermeye açığız diyorum.
Elhamdülillah, hamdolsun. Bizim ne kardeşlerimizin kursağına girer öyle bir şey ne de bizim kursağımıza girer. Ben o yüzden biraz fütursuzum. O yüzden biraz rahatım. Benim böyle bir derdim yok. Belediyelerden, hangi partiden olursa olsun, oradan nemalananlar düşünsün. Benim nemalandığım bir yer yok. Veya hatta devlette iş peşinde koşturan, ihale peşinde koşturan bir kimsede değilim. Veya hatta işte, bürokratik veya siyasi oligarşiye gidip el pençe durayım, bana şurayı tahsis edin, bana buraya verin. Böyle bir derdim yok. Program yapacaksak gideriz, kirasını öderiz. Hatta en son, Merinos’ta kirasını ödediğimiz halde yine program yaptırmadılar. Dediler ki, önce valilik dedi ki, güvenlik nedeniyle yapamazsınız.
Mahkemeyi kazandık ondan sonra. Ama sonradan da oranın Merinos’un bir müdürü varmış orada. Bizim Ömer tanıyor demiş, ben izin vermiyorum. Parasını yatırdığımız halde. O yüzden bizim böyle bir hesabımız, kitabımız yok. Herhangi bir siyasi partinin arka bahçesi, ön bahçesi de değiliz.
Kur’ân-Sünnet-Vatan-Millet’ten Başka Derdimiz Yok — Oktay-Nuri-Harun-Cafer-Adnan-Hüseyin-İsmail Demirtaş Dergâhımı Satmamak ve Nâmussuz-Şerefsiz Tarîfi
Bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiriyor, vatanımızı ilgilendiriyor, milletimizi ilgilendiriyor, Kur’ân ve Sünnet bizi ilgilendiriyor. Bu konuda eksik yanlış bir şey görürsek, söyleriz deriz ki bunu yanlış yapıyorsunuz. Eleştirilecek bir şey varsa da eleştiririz kimseden bu noktada. Çekintimiz de yok. O yüzden derdimiz Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet başka bir derdimiz yok. Bizde zekât memurları da yok, sadaka kutuları da yok, sadaka memurları da yok bizde. Cenâb-ı Hakk’a hamdü sena olsun. Bizim böyle bir derdimiz de yok. O yüzden varsa hakikat neyse konuşuruz, Kur’ân, Sünnet neyse konuşuruz. Alınıyorlar, ne alınıyorsunuz kardeşim? Sonuçta dünya üzerindeki muhafazakarları söyledim. Yine aynı şeyi söylerim, Türkiye’dekiler de aynı.
Bu bir hastalık. Bu bir imani hastalık hem bir de. İmani bir hastalık bu. Sen normalde Allâh diyeceksin, Kur’ân diyeceksin, Sünnet diyeceksin, yola çıkacaksın. Sonra yola çıktın insanları bir makama bir mevkiye gelince sırtını döneceksin, satacaksın. Bunun en aşağı tarifi şerefsizlik. Sütü bozukluk, kanı bozukluk. Bunun en aşağı tarifi bu. Yola çıktıysan onunla beraber sen bir makama mevkiye gelince, sen bir şey oldum zannedince yola çıktın insanları satmayacaksın kardeşim. Onlara sırtını dönmeyeceksin. Böyle yapıyorsan hiç bu konuda lafımı da geri çekecek değilim. Sen nâmussuz, şerefsiz, sütü bozulun değnekçisin. Bu kadar basit. Ben bazen derslerde söylüyorum alınıyorlar. Ben yola çıktım. Kimle?
İlk ders verdim kimse, Oktay. Ben satmadım. Ölünceye kadar yanımdaydı. Kim Nuri hala da yanımda, kim Harun hala da yanımda. Burada da örnekliyorum arkadaşları. Ben Cafer’i satmadım, Adnan’ı satmadım, Hüseyin’i satmadım. Kursa da bana para teklif ettiler bu adamları terk et diye. Biz yeteriz sana dediler. Evet. Nerede İsmail bizim? İsmail’i satmadım. Tanıştık, sevdik birbirimizi. Bitti. Demirtaşlılar iyi bilir. Ben onu çavuş ettim de dergâh bir kısmı. Gitmedi mi İsmail Demirtaş’ta? Bitti. Biz adam satmayı bilmiyoruz. Yanlışlık yaparsa söyleriz, anlatırız, bir daha anlatırız. Devam ediyor. O zaman alınacaksa başa alınır, ayrı mesele. Ama adam satmayız, satmasını bilmiyoruz. Bizi satarlar. Biz satmayız yine.
Doğru bildiğimizi de söyleriz. O yüzden yola çıkıyorsun, Kuran diyorsun, Sünnet diyorsun, Vatan diyorsun, Millet diyorsun. İyi. Koştur Allâh koştur.
Çukkayı Görünce Etrafındakileri Satan Şakşakçı Siyâsetçi %90 Nâmussuzdur — 64 Yaşımdayım Şerefsizliğe Ayna Tutar, Münâfığa Alkış Îmânın Yarısını Götürür
Cukkayı görünce satıyorsun etrafındakileri. Beraber koşturduğunuz insanlar çünkü onlarla beraber o parayı yemezsin. Paylaşman lazım, paylaşmak da zor gelir. O yüzden onu satacaksın. Onun arasına mesafe koyacaksın. Telefonlarına çıkmayacaksın, aramayacaksın, sormayacaksın. Ha kalabalık lazım, siyâsetçiler öyle yapar. Orada şakşakçı lazım, açar telefon. Nasılsın işte, adı neyse. Yusufcum nasılsın, iyi misin? Canım kardeşim ben seni çok severim bak. Hadi arkadaşları topla gelin ben filanca yere geleceğim. Biraz kalabalık görürsün. Tabii ya. O zaman lazım. Parayı yerken lazım değil. Türkiye’deki tırnak içerisindeki siyâsetçiler böyledir. %90’ın böyledir. İçinden birkaç tanesi namussudur, onların içlerine barınamazlar.
Namuslu insan namussuzluğun kol gezdiği bir yerde barınamaz. Şerefli insan şerefsizliğin kol gezdiği yerde barınamaz. Ha topa tutacaklarmış beni, umrumda değil. Yaşım olmuş 64. 64’ten sonra değişmeyeceğim. Ben 16 yaşında da aynıydım. Ben 24 yaşındaydım. 34’te de, 44’te de, 54’te de, 64’te de aynıyim. 74’te olsa, 84’te olsa aynı olacağım. Ben yine lafımı esirgemeyeceğim. Çünkü şerefsizlerin yüzüne, şerefsizliklerine ayna tutulmadığı müddetçe onlar şerefsizliğe devam ediyorlar. Devam edecek. Siz münafığın önüne bir ayna tutmazsanız o münafıklığa devam ediyor çünkü. İstiyorlar ki hem münafıklık yapalım hem de insanlar bizi alkışlasın. Münafığı alkışlayamam. Şerefsiz bir insanı alkışlayamam. Rüşvetçi bir insanı alkışlayamam.
Hırsız bir insanı alkışlayamam. Yapamam bunu. Kur’ân’a, sünnete zarar veren bir kimseyi alkışlayamam. Kur’ân ve sünnete sırtını dönen insanı alkışlayamam. İmanım el vermez buna. Çünkü birisinin gücünden dolayı, birisinin zenginliğinden dolayı eğer siz ona alkışlarsanız, boyun bükerseniz hadîs-i şerifte diyor ki îmânınızın yarısı gider. Evet, siyasetçidir, bürokrattır beni ilgilendirmez. Ben Kur’ân ve sünnet ne emrediyorsa onu söylerim. Analiz ediliyorsa, bilgim nazarında analiz ederse söylerim. İşine gelmiyormuş beni ilgilendirmez. Allâh bizi dosdoğru yolundan ayırmasın. Kur’ân ve sünnet seneyeden ayırmasın. Hak ve hakikatten ayırmasın. Hak ve hakikat üzerine bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin.
Âmîn. Felsefecinin, şimdi Hz.
Bu Haftaki Beyt — “Felsefecinin Dîni İnkâra ve Dîn Ehliyle Mübâhaseye Kudreti Yoktur, Hak Dîn Onu Mahveder”; Yunânca Philo+Sophia, Felsefenin Ege Kökeni
Bir felsefecilere döndü. Geçen ders böyle münafıklarla alakalıydı. Bugünkü beytler felsefeyle alakalı. Felsefecinin dîni inkâra yahut dîn ehliyle mübahaseye kudreti yoktur. Böyle bir şeye girişirse Hak Dîn onu mahveder. Felsefe, Yunanca kökenli bir söz. Bunun normalde Grek dilinde philo + sophia olarak geçmiş. Aslında çıkış noktası gayet şey masumane. Hikmeti sevme, hikmeti arama. Yunân bunun normalde eğer ki böyle bizim topraklarımızdan çıkmış olan Yunân felsefesine veya eski Grek, helenistik felsefeyi incelediğimizde bu topraklardan çıkma. dünya üzerinde yazılı olarak felsefenin başlangıcı Ege bölgesi. Bildiğiniz Yunânistân değil. Aslında bildiğiniz Yunânistân helenistik çağın devamı da değil.
O helenistik veya Grek felsefesi Anadolu’nun. Avrupa böyle Anadolu’da böyle bir felsefenin varlığını biliyor. Yunânistân’ı Yunânistân olarak isim koymaları sanki o helenizmin devamıymış gibi göstermeleri kendi felsefelerinin temelini sağlamlaştırmak için. Avrupa onları normalde Yunânistân olarak söyler. Aslında Yunanlılar oradaki Yunânistlar gerçek helenist değildir. Bunun ayrı bir tarihi konuşması olabilir. Derdimiz o değil. Derdimiz normalde felsefenin nereden çıktı.
Hikmet Müslümânın Yitik Malıdır — İlim Değil Hikmet (Maddî+Metafizik+Allâh’ı Tanıma Bütünlüğü); Kur’ân-Sünnet Düşünmeyi Vahye Tâbî Tutar
Felsefe bu manada bu topraklarda Ege bölgesinde normalde südûr etmiş bir hikmet arayışı. Hikmet arayışı. Hikmet Müslümânların da arayışında. Hadîs-i Şerîf’te demiş ya hikmet Müslümânın yitik malıdır. Çin’de de olsa gidiniz alınız demiş. Bakın bunu çevirirlerken Türkiye’ye ilim olarak çeviriyorlar. İlim değildir. Hikmettir bu. Çünkü bana sorarsanız hikmet ne diye ben diyeceğim ki Hz. Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünneti. Bunu ilim olarak bizim dilimize çevirdiler. Bize öyle bunu söylediler. Bu hikmetin karşılığı ilim değildir. Hikmet ilimi de kapsar ama hikmeti sadece ilim dersek daraltmış oluruz. Çünkü hikmet hem maddî âlemi hem de bugünkü dilde metafizik diyorlar ya ma’nevî alemi de kapsar.
Hikmet feni de kapsar matemati de kimyayı da kapsar. Ama hikmet aynı zamanda Allâh’ın varlığının bilinmesini de kapsar. Allâh’ı tanımayı bilmeyi de kapsar hikmet. Zaten normalde o Helenistik çağın daha da eskisi Grek çağın felsefecileri varlığı tanıma, varlığı yaratanı tanıma için yola çıkmışlar. Onun çıkış noktası bu. İslâm’da hikmet dediğimizde o zaman bütün hem dünyevi hem de uhrevi ilimleri bütün bütünüyle bir bütün olarak içine alan bir kavram hikmet dediğimizde. âyet-i kerimede de diyor kime hikmet verildiyse ona çok güzel çok önemli bir şey verilmiştir. O yüzden bunun içerisine tefekkürü koy bunun içerisine normalde akli muhakemeyi koy bunun içerisinde fikri muhakemeyi koy. Fikir ayrıdır akıl ayrıdır bunun içerisinde hikmetin içerisine kalbi muhakemeyi koy.
Kalbi aklı koy bunun içerisine rûhu koy bunun içerisine sırrı koy bunun içerisine Allâh’a yakınlaşmayı koy. Hikmet dediğinizde bütün her şeyi için alır. İslami olarak düşünürsek bu manadan bakarsak Kur’ân ve Sünnet bu manadan bakarsak Kur’ân ve Sünnet düşünmeyi hakikat arayışı olarak görür. sonuçta biz vahye tâbî düşünürüz. Biz aklımızı da vahye tâbî tuturuz.
Aklı İlâhlaştıran Felsefeye Karşıyım — İbn-i Rüşd, Fârâbî, İbn-i Sînâ; Gazzâlî Tehâfütü’l-Felâsife’de Hepsini Limelime Atar; Entelektüel-Siyâsetçi-Şerî’atîci Savunucular
Ama son dönem felsefe genel olarak aklı ilahlaştırır. Bizim bu noktada felsefeye karşı çıkışımız aklı ilahlaştıran felsefeye karşı çıkarız. Ben aklı ilahlaştıran felsefeye karşı çıkarım. O yüzden İbn-i Rüşd’e de karşı çıkarım. Çünkü aklı önde tutmuştur vahyin üstünde tutmuştur. Fârâbî’ye de karşı çıkarım. Sebep Fârâbî de aklı önde tutup aklı ilahlaştırmıştır. Vahyin üstüne çıkarmıştır. Şimdi bir kısım bizim içimizdeki İslamiymiş gibi görünen profesörler, İslamiymiş gibi görünen felsefeciler Fârâbî’yi, İbn-i Rüşd’ü böyle havalara çıkarırlar. Aslında kalplerinde maraz var. İçlerinde maraz var. Maraz ne? Onlar İbn-i Rüşd’ü ve Fârâbî’yi vahyin üstünde tuttukları için öne alıyorlar. Ama Kindî okumazlar örneği.
Gazzâlî okumazlar örneği. Gazzâlî’ye eleştirirler. Oysa Gazzâlî de Tehâfütü’l-Felâsife de, Arabi’yi de, Fârâbî’yi de, özür dilerim Fârâbî’yi de, İbn-i Rüşd’ü de limelime atar. Zaten Aristo’yu, Eflâtûn’ımuş onları zaten atar. Onlar çekirdek gibidir. Zaten atar onları. Ama ülkemizde ne yazık ki İslâm ülkeleri bilhassa Anadolu’da, bilhassa İstanbul’da, Anadolu dediğimde bütün Türkiye, İstanbul’da dahil bunlar. Ama bir kısım böyle kendisini entelektüel görenler İbn-i Rüşd’ü ve Fârâbî’yi öne çıkarırlar felsefede. Hatta siyasetciler de vardır bunun içerisinde. muhâfazakâr, dîndâr siyasetçilerin de bir kısmı Fârâbî’ciğim veya İbn-i Rüşd’ücüdür gizliden. Mesela onlar kakallar Ali Şerî’atî’yi de koyarlar işin içerisine. o bir kısım dîndâr kesim Ali Şerî’atî’cidir mesela.
Siz onları mesela Refah Partili, Ak Partili olarak isim de vereyim. Görürsünüz öyle onların içindedir. Onların içerisinde bunları savunan insanlar vardır. o yüzden birisi çıkar 1400 yıl önceki dinin ahkamıyla bir şey yapamazsınız. Geçti onlar dinde bunların hepsinde yenilenmesi lazım da. Der. Sonra tepkiyi de görünce ben öyle demek istemedim der. Çünkü felsefenin çıkış noktası aklı kullanmaktır. İslâm ise aklı vahye bağlar. Bakın tekrar ediyorum bunu.
Felsefe Aklı Yüceltir, İslâm Aklı Vahye Bağlar — Âhir Zamân Dilinizden Konuşan Cehenneme Çağıranlar; İslâm Dünyâsı Vahye Tâbî Olmadığı için Cezâevleri Müslümân Doludur
Felsefenin çıkış noktası aklı yüceltmek, aklı kullanmaktır. Aklı ilahlaştırmaktır. İslâm aklı reddetmez. Akılla savaşmaz da. Ama İslâm aklı vahye tâbî tutar. Ayrıldığı yer burasıdır. Bakın ayrıldığı yer burasıdır. Ben kendimce örneklendirmek istersem ben düşünceye aykırı değilimdir. Ben hikmete aykırı değilim. Ama ben aklı ilahlaştırmaya aykırıyım. Sen aklını ilahlaştırma. Aklın vahye tâbî olduğu müddetçe sana faydalıdır. Aklı vahye tâbî tutmuyorsan o akıl seni helaka götürür, cehenneme götürür. Hatta sen o aklınla fitne çıkarır, o aklınla insanları da cehenneme götürürsün. Çünkü ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki bunlar sizin dilinizden konuşacaklar. Sizdenmiş gibi konuşacaklar ama onların götürecekleri yer cehennem olacak diyor.
Demek ki ahir zamanda öyle insanlar çıkacak bu insanlar toplulukları arkalarına takacaklar tabiri caizse. Devasa toplulukları olacak bunların. Ama bunların davet ettikleri, çağırdıkları o toplulukları götürdüğü yer cehennem olacak. Sebep bunlar sapkın çünkü vahye tâbî değil. Sebep bunlar sapkın çünkü vahye tâbî değil. Şu anda İslâm dünyası vahye tâbî olsa, İslâm dünyasının idarecileri vahye tâbî olsa, İslâm dünyası böyle zulüm altında durmaz. İslâm dünyası ne yazık ki vahye tâbî değil. Yöneticileri de vahye tâbî değil. Ama arkalarındaki kitleleri aldatıyorlar, kandırıyorlar, örtüyorlar. Bakın her gün Müslümânların kanına nâmûsuna şerefine, haysiyetine, ırzına tecavüz ediliyor. Ve Müslümânlar bütün ülkelerde haksız bir şekilde ceza üllerine tıkılıyor.
Ve haksız suçlamalarla ceza üllerinde ömürleri tükeniyor. O insanların ve İslâm dünyası bu zulümler altında inim inim inliyor. Adam Gazze’yi konuştu diye cezâevine konuluyor. İsrâil’e kahrolsun. İsrâil dediği için cezâevine konuluyor. Katil İsrâil denilince cezâevine konuluyor. Bütün dünya üzerinde böyle. Basında da okuyoruz, Türkiye’de de aynı. Ben okuduklarım tekirde adamı nerede bir yerde birisi bir böyle bir üç dört kişi toplanmışlar bir şey demişler. Altı aydan beri ceza ünlü adamlar. İslâm dünyası vahye tâbî olmadığı için bu sıkıntıları yaşıyor. Allâh bizi affetsin. O yüzden normade vahyi ise Allâh’ın mutlak hikmetidir bilgisidir vahyi.
Vahyin Kulu Olan Akıl Hikmete Ulaşır — Son 200 Yılda Vahyi Aklın Üstüne Çıkardılar, Namâzı Salât Diye Küçümsediler; Hz. Peygamber “Size Aklı Bıraktım” Demedi, “Allâh’ın Kitâbı ve Sünnetimi Bıraktım” Dedi
Ve normade akıl vahyin kulu olursa hikmete ulaşır. Akıl vahye tâbî olup hikmeti ulaşır. Akıl vahyin kulu olursa hikmete ulaşır. Akıl vahye tâbî olmazsa zındıklaşır, kafirleşir, şeytanın emrine girer. Ama ne yazık ki bu son iki yüz yıldan beri vahyi aklın üzerinde görmeye başladılar. Bu hastalığı bizim içimize attılar ve aklı vahyin üstünde görmek entellik oldu, modernite oldu. O yüzden İslâm’ın olmazsa olmazlarının üzerinde tartışmalar var. ne diyor namâz salattır diyor, yaptığınız ibâdet değil diyor, o namâz değil diyor. küçümsüyor. siz ritüellere tabisiniz. Ritüellere tabi olunca siz ritüeldesiniz. namazın özü sizde yok yani. Namazın özü önunda. Çıkıyor televizyona anlatıyor. Küçümsüyor namâz kılanları.
Kuran ve sünnete tabi olma mücadelesini verenleri küçümsüyor. Çünkü aklı Kuran’dan üstün tuttu, aklı vahyden üstün tuttu, aklı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den üstün tuttu. Büyük felsefeci, büyük düşünür oldu öyle denilince. Oysa Câsiye 45/23’te diyor ki, hevâsını ilâh edinen kişiyi gördün mü? Allâh onu bilerek saptırmış, kalbini ve kulağını mühürlemiş, gözünün üstüne perde çekmiştir. Buradaki hevâ dediği şey insanın nefsine bağlı aklı. O kimse hevasına uyuyor. Hevasına uydukça devam ediyor, Allâh da onun gözünü de, kulağını da, kalbini de mühürlüyor. Allâh mühürlediği için öyle yapmıyor, o öyle yaptığı için mühürlüyor Cenâb-ı Hakk. Ama ne yazık ki İslâm dünyasında Sünnet-i Seniyye tabi olmak, Kuran’ın ahkamına tabi olmak gericilikmiş gibi algılanıyor.
Moderniteden uzak o kimse Kuran ve sünnete bağlıysa. Oysa dîn söz konusuysa, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri size iki şey bıraktım. Kim sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz. Birisi Allâh’ın kitabı Kuran, diğeri de benim sünneti seniyeyim. Başka bir rivayette de ehli beytim der. E şimdi böyle olunca burada demez ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, size aklı bıraktım. Siz Kuran’ı kenara alın, aklınız nasıl hükmediyse öyle devam edin. Böyle bir hadîs-i şerîf yok. Aklın vahye tâbî olacak.
300-400. Yıllarda Grek Felsefesi Elden Geçirilmeden İslâm’a Girdi — Sokrat-Aristo’yu Peygamber İlân Etmeye Kalktılar; Allâh’ın Nûru Aklın Üstündedir, Fir’avn-Nemrûd-Ebû Cehil Akıllıydılar Vahye Yenildiler
O yüzden günümüzün genel olarak felsefe ile alakalı meseleler de eskiden de bu aynıydı. Bu önceden de böyleydi. normalde İslâm’ın o 300. 400. yıllarda ne yazık ki böyle o Grek felsefesi elden geçirilmeden çevirilerekten İslâm dünyasına hızla girdi onlar. Hızla girince neresi yaramaz, neresi yarar incelemediler bile. Onların hepsini aldılar. Hattada bir kısmı da kimisi Sokrat’ı, kimisi Aristo’yu, Peygamber ilan etmeye kalktılar ya. Peygamber olabilir dediler. Bunu söyleyenler var Allâh bizi affetsin. Ama mesela felsefede sadece akıl vardır. Oysa îmân eden Müslümanda aklın üstünde Allâh’ın nuru vardır. Kime o nûr verildiyse âyet-i kerimi hatırlayın. O nurla, o kalpte olan nurla aklın üstündedir o.
O kimse yanlışı doğruyu ayırt eder. Kim Allâh’tan hakkıyla korkarsa Cenâb-ı Hakk onun kalbine bir müftü koyar. Bildiğiniz mühtülerden değil o. Bu Cenâb-ı Hakk’ın müftüsü. Bu devletin müftüsü değil. O size doğruyu yanlışı öğretir çünkü. O yüzden akıl Allâh’ın nuruyla aydınlanırsa akıldır. Akıl eğer Allâh’ın nuruyla aydınlanmadıysa kördür, karanlıktır. Seni bir yere götürmez. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden, ister bunun içerisine İbn-i Sînâ’yı’de koyun. Bunun içerisine Fârâbî’yi koyun. Bunun içerisine İbn-i Rüşd’ü’de koyun. Bunlar aklı üstün tutmuşlardır. Allâh bizi affeylesin. O yüzden, ha Fir’avn, ağır olacak bu sözüm ama, ha aklı üstün tutan bir kimse, ha şeytan, ha vahiden üstün tutan bir kimse.
Arasında bir fark yoktur. Ha aklı üstün tutan bir kimse, ha şeytan, ha vahiden üstün tutan bir kimse. Arasında bir fark yoktur. Nemrûd da çok akıllıydı. Fir’avn da çok akıllıydı. kıllıydı. Ama vahyin karşısında yenildiler. Nemrûd İbrâhim’e yenildi. Fir’avn Mûsâ’ya yenildi. Ebû Cehil Muhammed Mustafâ’ya yenildi. sallallâhu aleyhi ve sellem’e. O yüzden felsefe aklı vahiyden üstün tutan felsefe dinin karşısında yenilmeye mahkumdur. Hazret-i Pîr de onu söylüyor. O yüzden bu felsefeciler böyle İslâm dünyasına veya Müslümânlara yaklaşırken şöyle yaklaşıyorlar.
“Hadîs Aklıma Aykırıysa Reddederim” Akılperestliğin Başlangıcı — Mustafa Öztürk Almanya’da “Âyet Allâh Kelâmı Değil” Dedi; Mehmet Okuyan-Süleyman Ateş-Yaşar Nûri-Hüseyin Atay Hocası Mason Afgânî
Felsefe dünya bir dünya görüşüdür. Varlık üzerinde genel bir teoridir. Baktığınızda bu böyle çok tatlı geliyor bize. bunu böyle tehlikeli bir şey görmüyoruz. Ben konuşurken diyorum kardeş. Aklın vahiyden üstün mü değil mi? Bunu aklım almıyor. bakın bunu hadîs-i şeriflerle başladılar. Ne dediler? bir hadîs-i şerîf akla aykırırsa biz onu red ederiz. Bu kafirlik bu münafıklığın işaret bir şeydi bu. Bunu İslâm dünyası satın aldı. Bunu dianetçiler, ilahiyatçılar satın aldı. Bunu siyâsetçiler satın aldı. hadîs-i şerife bakacaklar, hadîs-i şerîf onların akıllarını uyuyorsa hadîs-i şerîf olarak kabul edecekler. Ama hadîs-i şerife bakacak, onun aklına uymadı, onun aklına uymadığı için hadîs-i şerifi reddedecek.
Akıl perestliğin başlangıcı bu. Bizim hoşumuza gitti bu. İslâm dünyasının hoşuna gitti. Evet aklımıza uyuyor saldırırız. Allâh Allâh. sen Allâh Resulünden daha iyi düşünüyorsun öyle mi? vahiy sana geldi yani. Ve bu böyle yaygınlaştı farkında mısınız? Bütün böyle evlerde, okullarda, caddelerde, gazetelerde, televizyonlarda, ilahiyatta, dianette bunu böyle söylüyorlar. o hadîs-i şerîf akla uygunsa alıp kabul edeceğiz. Aklımıza uygun değilse biz onu kabul etmeyeceğiz. Reddedeceğiz. Bundan başladı ya burada durmadı bu. Şimdi ne diyorlar? Şimdi Kuran’a dil uzatıyorlar. Ve diyorlar ki mesela o gitti ya Almanya’ya gitti. Profesör. Neydi onun adı? Mustafâ Öztürk. Ne diyor? Bu diyor ayeti kerimeler Allâh’ın kelamı olamaz.
Işaret fişeğini patlattı. Bunu gizliden gizliden kendi kendilerine bunu konuşuyorlardı. Bunların başlangıcı nereden? Ilahiyetten. O da nereden? Şimdi hadîsleri inkâr eden neydi? Mehmet neydi o? Mehmet Okuyan. Hocası kim? Süleyman Ateş. Süleyman Ateş’in hocası kim? Nereden etkilendi? Afgânî’den. Peki. Öldü ya bir tane daha Diyanetçi vardı. Yaşar Nuri Öztürk hocası kim? Çok metheder o. Sorun akıllıları. Yaşar Nuri Öztürk’nin hocası kim? Profesör kim? Bir şeyin geldisine bakacaksınız. Adam şehlik yapıyor değil mi? Onun şeyhi kim? Onun şeyhi kim? Aynı şey. Hüseyin Atay. Neyse kurtarayım sizi. Hüseyin Atay. Ankara. Peki onun etkilendiği yer neresi? Mason Afgânî’yine. Bakın bunlar sapıklık kanalları.
Sapıklık kanalları. O devam ediyor. O yüzden böyle bunlar yaklaşırlarken az önce bir hadîs-i şerîf söyledim ya bizdenmiş gibi davranırlar. Bizdenmiş gibi davranıyorlar. Bizim gibi konuşuyorlar. Ve dediler ki hadîs-i şerifler aklı uygunsa kabul edeceğiz. Şimdi âyet-i kerimelere döndüler. Şimdi diyorlar ki bu âyet bu zamanda yaşanmaz. Tarihsel mi? Kur’ân’a nasıl bakacağız?
Târihsel mi Evrensel mi Kur’ân Okuma — Recm Cezâsı Örneği (Aile Nâmusuna Tecâvüz Eden Affedilirse), Macron “Cihâd Âyetlerini Çıkarın” Diyor; Fâiz %50 Türkiye 2., İngiltere %3, Ekmekte %75 Deccâliyye’ye Gidiyor
Târihsel mi bakacağız? Evrensel mi bakacağız? Bunu da çıkarmadılar mı? Bana soruyor Çanakkale’de profesörün birisi. Hocam diyor. Kur’ân’a târihsel mi bakacağız, evrensel mi bakacağız? Ben şimdi cevap veriyorum. Diyorum hem târihsel bakacağız hem evrensel bakacağız. Ya neden ayırt edelim Kur’ân’ı târihsel mi bakacağız, evrensel mi bakacağız diye? Arkasında bir hinlik olmamış olsa böyle bir şey olur mu? Kur’ân Kur’andır. Ama yok. Tarihsel bakacağız. Tarihsel bakınca şu çıkacak çünkü ortaya. Bu bin dört yüz yıl önce doğruydu. Şimdi doğru değil. Ne diyorlar? Recm cezâsı bin dört yüz yıl önce öyleydi. Hakkında âyet de yok. O yüzden recm cezâsı uygulayamazsınız. insanı öldüremezsiniz diyor. İdam edemezsiniz.
İyi gelsin birisi senin karının ırzına geçsin bir de öldürsün. Senin kızının da ırzına geçsin ardından öldürsün. Sen ne yapacaksın ona? Erdemlilik gösterip af mı edeceksin? Yoksa diyeceksin onların da öldürülme onun da öldürülmesini mi istiyorum diyeceksin? Hangisini yapacaksın? Şimdi desem ki buradaki evli ve kız çocuğu olanlara hangisini istiyorsunuz desem hepsi de der ki öldürülmesini istiyoruz. Doğru mu? Doğru. Ama bu bin dört yüz yıl önce kullanıldı. Şimdi kullanılmıyor. Ne olacak? Senin hem eşine tecavüz eden öldüren veya senin kızını tecavüz eden öldüren kimse cezâevine girecek. Sonra bir vesileyle bir af çıkacak. Af çıkınca gelecek karşında oturacak senin. Sonra sen de yediremeyeceksin vuracaksın onu.
Bu sefer sen katil olacaksın, gireceksin içeri, otuz üç yıl sen cezayı yiyceksin. Neden? Çünkü o bin dört yüz yıl önce kaldı. Revize edilmesi lazım. Diline revize edilmesi lazım. Ne kadar tatlı değil mi? Revize etmek ne kadar tatlı neydi bir de reyle başlayan gene? Reform. Dînde reform yapmamız lazım. Her şey bitti, dînde reform kaldı. Her şeyi revize ettik, bir de dînî revize edelim. Bu neden aklı üstün tuttu çünkü? Aklı üstün tuttu. Toplum veya İslâm dünyası bu sözleri nereye gittiğinin farkında değil. Bununla neyin kastedildiğinin farkında değil. Revize edeceğim dediğinde ben aklıma göre dînî tekrar reforma edeceğim. Bu âyetler olmaz, muhadisler olmaz, at kenara. Fransız gavurundan ne farkımız kaldı o zaman?
Fransız gavurun Macron’da diyordu ki Kur’ân’daki cihâd ayetlerinin çıkarılması lazım. Bu Kur’ân’da cihâd ayetleri durduğu müddetçe Müslümanlarla problemimiz var bize. Neden? Müslümanları istedikleri anda bombalayacaklar, istedikleri anda işgal edecekler, Müslümânların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, parasını ütecekler. Sen susacaksın. Paranızı ütecekler, yüzde elli kusur faizlerle paranızı ütecekler. Siz susacaksınız. Ekmek alırken yüzde elli fâiz ödeyeceksiniz. Bildiğiniz ekmek. Bildiğiniz ekmek. Türk toplumunun birinci gıdası ekmek. Onu alırken yüzde elli fâiz ödeyeceksiniz. Vergi hariç. Yüzde yirmi beşte vergi koy yüzde yetmiş beş. Bir ekmek alırken yüzde yetmiş beş gitti bedavadan.
Nereye gitti? Deccalist sisteme gitti. Dünya üzerinde en yüksek fâiz Türkiye’de ikinciyiz biz. Dünya üzerinde ikinciyiz. Faizin yüksekliğinde. Vahiy ister misin? İstemezsin. Hadîs-i Şerîf senin aklına o zaman uymaz. Ne diyor hadîs-i şerifte? Kim bir Müslümandan fâiz alırsa annesiyle Kâ’be duvarının dibinde zinâ etmiş gibi olur diyor. Ondan sonra bu hadîs-i şerife önce ilahiyatçılar karşı çıkıyor. Aklı üstün tutuyorlar çünkü. Vahyi değil. Vahyi üstün tutmuş olsa vahyi üstün tutmuş olsa haramları yasaklar. Vahyi üstün tutmuyorsa harâmlar yasaklanmaz. Haramlar serbest, helâller yasak olur. Allâh bizi affetsin.
Müslümân Hakikati Aramaya Mecbûrdur, Sorgulamak Farzdır — Asgarî Ücret-Emekli Maaşı-Fâiz-Zinâ-Uyuşturucu %5000 Artış Sorgulanmalı; Hadîsi Cımbızla Çekmek Yasak; Vahy “Miting Yapın” Demez “Savaşın” Der
Yani o yüzden bizim bu noktada düşünmek veya hakikati aramak veyahut da doğruya aramak bizim bu noktada bir sıkıntımız yok. Bir Müslümân hakikati arar, bir Müslümân doğruya arar, bir Müslümân hem ahlaki olarak en doğrusunu yaşamaya çalışır, hem de metafizik olarak en doğrusunu yaşamaya çalışır. Müslümân hem dünyevi hakikati arar hem de uhrevi hakikati arar. Müslümân aynı zamanda da bugünkü dilde söylüyorum. Manevi deyince anlaşılmıyor. Metafizik olarak da hakikati arar. Müslümân buna mecburdur. Bakın hakikati aramaya mecburdur Müslümân. Hakikati aramak farzdır Müslümana. Sen Kur’ân-ı Kerîm’deki hakikati aramak senin üzerine farz. Hadîs-i Şerîflerdeki hakikati aramak senin üzerine farz. Varlığı tanımak, varlığın hakikatini anlamaya çalışmak.
Farz. Bu noktada bir sıkıntımız yok. Hatta bu bize. Ama bu farzları da unuttuk biz. Biz bize farz olarak bir tek namâz abdest oruçtu. Onun da içini boşaltıyorlar. Diyorlar ki ya salât sizin kıldınız namâz gibi değil. Siz avamsınız. Bir kısım melamilerdi bunu diyor. Onlar hakkı vasıl olmuşlar. Namaz avamın işi. Allâh bizi affetsin. Oysa Kur’ân bize düşünmeyi emreder. Kur’ân bize sorgulamaya emreder. Sorgulayın. Neden asgari ücretlerini sizin yirmi lira? Sorgulayın. Neden emeklilik maaşınız on dört lira, on beş lira, on altı lira? Sorgulayın. Neden fâizler yüzde elli? Sorgulayın. Kur’ân bize sorgulamaya emrediyor. Kur’ân bize düşünmeye emrediyor. Kur’ân bize yanlışlıklara dur demeye emrediyor.
Neden sorgulamıyoruz? Hadîs-i Şerîfleri cımbızla çekmeyi biliyoruz. Hadîs-i Şerîfleri cımbızla çekme kardeşim. O benim inancım. Ben sorguluyorum. Ben neden dünyanın ikinci ülkesiyim, faizin en yüksek ülkesiyim? Ben sorguluyorum. Neden zinâ artmış ülkede yüzde beş bin? Sorguluyorum. Neden uyuşturucu kullanan gençler artmış yüzde beş bin? Iki bin on üçte yüzde bin sekiz yüz artmıştı. Iki bin on üçte iki bin yirmi beşteyiz. Her sene katlanarak gittiğiniz de yüzde beş bin artmış. Neden uyuşturucu kullananlar yüzde beş bin artıyor bu ülkede? Sorgulayın. Sorgulayın. Niçin ülkenin yüzde yetmişi açlık sınırının altında yaşıyor? Sorgulayın. Kur’ân size sorgulayın diyor. Vahiy size sorgulayın diyor. Vahiy size bu konuda itaat etmeyin diyor.
Vahiy size zulme karşı durmanızı istiyor. Neden İslâm dünyasında harıl harıl kan akıyor? Vahiy bunu sorguluyor. Diyor ki senin kanını akıtanı sen de kanını akıt. Onlar sizinle savaştıkları müddetçe siz de onlarla savaşın diyor. Vahiy sorguluyor. Miting yapın demiyor. Savaşın diyor. Neden savaşmıyoruz? Kur’ân bizi sorgulamaya yönetiyor. Kur’ân bizi cihada yönlendiriyor. Kur’ân bizim kanımızı akıtanın kanını akıtmaya yönlendiriyor. Neden sorgulamıyoruz? Neden zulme boyun eğiyoruz? Hazret-i Muhammed’i Mustafâ’yı örnek alırsan zulme boyunu eğemezsin. Muhammed’i Mustafâ’yı örnek alırsan adımlarını atarsan devasa camiler yapıp onunla övünemezsin. Gazete bir Müslümanın burnu kanıyorsa sorumluluk duyarsın.
Doğu Türkistân’da bir Müslümanı zulmediliyorsa sorumluluk altındasın. Inandığı için cezâevlerinde yatan, sürünen, tecavüze uğrayan, cezâevlerinde perişan olan insanların var ise sorgularsın, yatamazsın yatağında. Neden sorgulamıyorsun? Felsefe sorgulamayı söyler. Ben sorgulayınca önüme bunlar çıkıyor. Ben dînî onlar dînî sorgulayacağım diye uğraşıyor. Neden Deccâliyye sistemini sorgulamıyorsun?
Sorgulayın: Deccâliyye Sistemi-IMF-Dünya Bankası-NATO-Birleşmiş Milletler-Avrupa Mahkemeleri — Vahy İçki-Kumâr-Zinâ Harâm Etmiş; Merkez Bankası Kapatın, İngiltere %3 ile Türkiye’de %50 Satıyor
Neden IMF’yi sorgulamıyorsun? Neden Dünya Bankası’nı sorgulamıyorsun? Neden Dünya Sağlık Örgütü’nü sorgulamıyorsun? Neden Avrupa mahkemelerini sorgulamıyorsun? Bizim ne işimiz var? Neden bizim dünya Birleşmiş Milletler, birleşmiş milletlerden çıkmış, neden sorgulamıyorsun? Neden NATO’yu sorgulamıyorsun? Neden kanımıza emenleri sorgulamıyorsun? Neden bizi fukaralıya mahkum edenleri sorgulamıyorsun? Neden simit hesabı yapanları sorgulamıyorsun? Neden senin dininle ağlay edenleri sorgulamıyorsun? Neden Kur’ân’a karşı çıkanları sorgulamıyorsun? Neden Hadis şeriflerle ağlay edenleri sorgulamıyorsun? Neden senin dininle yedi yirmi dört ağlay eden medyayı sorgulamıyorsun? Bunlara uspus duran siyasetçileri neden sorgulamıyorsun?
Ben sorgulayınca önüme devasa bir sorgulanacak şeyler manzumesi çıkıyor. Evet. Ben sorgulayınca içime kapanıyorum. Evet. Sorguluyorum, bir bakıyorum ki İslâm nerede, ben neredeyim? İslâm nerede, toplum nerede diye kalıyorum. Ondan sonra diyor ki siz aklınızı kullanmıyorsunuz. Biz aklımızı kullanıyoruz. Evet. Aklımızı kullanmasak bunları konuşmayız herhalde değil mi? Vahye tâbîyim ben. Vahiyet içkiyi harâm etmiş, kumarı harâm etmiş, zinayı harâm etmiş, keraneyi, meyhaneyi, barhâneyi, sazhâneyi harâm etmiş. Sorguluyorum. Uyuşturucu harâm etmiş. Vahiy bunlara baktığım zaman vahyin bütün haramları helâl olmuş. Sorguluyorum. Evet sorguluyorum. Sorguladığımda bir çalışanın emeğinin karşılığını almadığını görüyorum.
Sorguluyorum. Birinin bir siyâset için eline vereceksin yirmi lira hadi geçin bundan diyeceksin evinde kira olsun. Sorguladığım zaman kalıyor. Kalıyor. Sorguluyorum. Bu Merkez Bankası kimin? Kapatın bu Merkez Bankası’nı diyorum. Sorguluyorum. Neye çalışıyor bu Merkez Bankası? Kapatın diyorum. Faizci bütün kurumları kapatın diyorum. Sorguluyorum. Ne güzel bir memlekette yaşıyoruz. İngiltere’de yıllık fâiz yüzde üç. İngiltere’de yıllık fâiz üç. Adam gidip İngiltere Merkez Bankası’ndan veya İngiliz bankalarından yüzde üçse faizle parayı alıyor ülkeye getiriyor yüzde elliyle burada satıyor. Sorguluyorum. Bu kan emiciler kim? Bu kan emiciler kim? Hangi hangi İngiliz mafyası bunu yapıyor? Sorguluyorum.
Evet.
Felsefe Tavuk mu Yumurtadan Yumurta mı Tavuktan Cevapsızlığı, Lâiklik Belirsizliği, %70 Açlık Sınırı Altında — Boğaz Yalıları-Köprü Altı, Tapulu Mal Devlet El Koymuş, Cezâevi Haksız Doludur
Avrupa’da yüzde üç hangi hatta bazılarında iki buçuk bazılarında yüzde iki fâiz Avrupa’da adam Avrupa’da Türk şirketleri Avrupa’da bir şirket kuruyor Avrupa’daki şirkete paralarını buradan aktarıyor Avrupa’daki şirket geliyor Türkiye’den alıyor yüzde elli faizle para satıyor. Sorguluyorum. Kimin cebine gidiyor bu para? Oturacağız felsefe yapacağız ya tavuk mu yumurtadan çıktı yumurta mı tavuktan çıktı söyle bakalım hocam ne söyleyeyim sana önce tavuk mu yaratıldı yoksa yumurta mı yaratıldı? Adamın gözü yaratıldı. Felsefe bu. Kumda oynayacak. Uyanmayacaksınız. Ve baskı altında tutulacaksınız. Baskı altında. Konuşursanız lâikliğe karşı çıktınız. Laiklik ne? Belli değil. Kolayın Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik insân haklarına saygılı hukûk devleti.
Aaaa. Hiç görmedik. Sorguluyorum. Sorguluyorum. Insan hakkı dediğinizde ne geliyor aklınıza? Normal yaşayacak kadar ücret mi aklınıza geliyor? Ne geliyor aklınıza? Yaşayacak kadar ücret ülkenin yüzde yetmişi almıyor. Yirmi bin lirayla evlenecek bir genç göster bana. On beş bin lirayla geçinecek bir emekli göster bana. Ben sorgulayınca evet aklını kullanan kavimler için hakikatler var. Ben aklımı kullanıyorum. Aklımı kullanınca deliriyorum zaten. Aklımı kullanıyorum, okuyorum. Yazıyorum. TikTok’ta dolaşmıyorum. İngiltere’de ne kadar fâiz, yıllık fâiz ne kadar? Üç yüzde üç. Yüzde üç İngiltere’de yıllık fâiz. Sömürülüyorsunuz. Ey Anadolu insanı, ey Müslümânlar, sömürülüyorsunuz. Benim sorgulamamdan bu çıkıyor.
Ben yerin yaratılışını da düşünüyorum. Ben göklerin yaratılışını da düşünüyorum. Ben bunlarda da derinleşmek istiyorum. Bu Cenâb-ı Hakk’ı tanımakla alakalı. Yerin yaratılışını öğrendin. Peki. Çok basit, avam bir şekilde dedin ki yeri Allâh yarattı. Iyi mi? Avam bir şekilde. Iyi. Iyi kardeş. Yeryüzünün hakimi kim ya? Diyeceksiniz ki Allâh. Doğru mu? Sen nesin? Sorguluyorum. Sorguladıkça da önüme devasa bir şey çıkıyor. Felsefeden laf açıldı. Felsefe sorgulamak ya benim ne yazık ki varlığı tanımlama ile alakalı mecalim kalmıyor. Diyorum ki bu insanların yüzde yetmişi, yüzde altmışı rahat geçinemezken yüzde kırkı nerede tatil yapalımın derdindeyken bu yüzde kırkının içerisinde yüzde beşi onu Türkiye’de tatil yapmak banal bir şey.
Aa geçen ay neredeydin Sâlih? Aa İngiltere’de. Ha Londra’da şöyle bir şey vardı oraya mı gittin? Aa Tühya. Biz o esnada Fransa’daydık Paris’teydik. Sorma biz Paris’teyken Belçika’dan bir arkadaşımız telefon açtı. Gel burada bir gece tertip ettim dedi. Biz o yüzden oradan Belçika’ya geçtik. Bu yüzde kırkın içerisinde yüzde beşlik hayatı böyle yaşıyor. Sorguluyorum. Sorguluyorum.
Harâmlar Serbest, Helâller Yasak; Zikrullâh Yapanlar Taşlanır — Hayat Zindan, Hançerler Aklımda; “Mustafâ Özbağ Sen Üzerine Düşen Vazîfeyi Yap”; Mesnevî Kapanış: “Felsefeciler Dilleriyle İnkâr Etse de Elleriyle Ayakları Şehâdet Eder”
Boğazın her iki tarafındaki yalılarda yaşayanları sorguluyorum. Sorguluyorum. Köprü altında yaşayanları sorguluyorum. Sorguluyorum. Evsiz olanları sorguluyorum. Sorguluyorum. Tapullu malı var. Tapullu malı var. Devlet oraya el koymuş. Sorguluyorum. Sorguluyorum. Bu adam neden cezâevine girmiş? Sorguladığım zaman aaa bundan cezâevine girilmemesi lazım diyorum. Sorguluyorum. Evet. Sorguladığım zaman bambaşka bir dünya çıkıyor önüme. Evet. Sonra dinimi öğrendiklerimi koyuyorum bir kenara. Öğrendiklerimle ters gidiyor her şey. Haramları bir yere yazıyorum böyle. Ondan sonra ülkede bunlar serbest mi değil mi diye bakıyorum. Hepsi de serbest. Sorguladığım zaman bu çıkıyor. Ve o haramları işleyenler alkışlanıyor.
Biz burada zikrullâh yapıyoruz. Biz taşlanıyoruz. Taşlanmaktan şikayetçi değilim. Umurumda değil benim. Düşünebiliyor musunuz? Bir memleket düşünün. Toplumun yüzde bilmem kaçı Müslümân ve Müslümânlar aşağılanıyor. Sorguluyorum. Sorguladığım zaman hayat bana zindan oluyor. Sorguladığım zaman yediğimden tat almıyorum. Yemiş olmak için yiyorum. Sorguladığım zaman giydiğimden tat almıyorum. Giymiş olmak için giyiyorum. Sorguladığım zaman diyorum ki ne zaman düzelir bu ülke? Ne zaman düzelir bu insanlar? Bunu sorguluyorum kendi kendime. Sorguladığım zaman aldatılmışlıklarım aklıma geliyor. Kandırılmışlıklarım aklıma geliyor. Sorgulandığı sorguladığım zaman yediğim hançerler aklıma geliyor. Sorguladığım zaman diyorum ki nerede nasıl satıldın?
Onlar aklıma geliyor. Sorguladığım zaman hayat bambaşka bir noktaya gidiyor bende kardeşler. Ama sorgulamaktan vazgeçiyor muyum? Hayır. Dertlenmekten vazgeçiyor muyum? Hayır. Diyor ki bir gün uyanacak her şey. Mustafâ Özbağ, sen diyorum üzerine düşen vazifeyi yap. Onun eli ayağı cansızdır. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar. Dediğini yapar. Felsefeciler dilleriyle cansız şeylerin hareketini seslenmesini inkâr ederlerse de elleriyle ayakları bunun imkanına şehâdet edip durur.
Kaynakça
- Geçen Haftaki Kalpazan-Kalp Para Beyti — Münâfık Sözünün Dış Yüzü Tevhîd-Şerî’at İç Yüzü Delice Tohumu: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf; klasik şerh — Tâhirü’l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi; Ankaravî, Şerh-i Mesnevî; Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi; modern Türkçe — Veled İzbudak/Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî Tercümesi; Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tefsiri; «münâfık alâmetleri» — Buhârî, “Îmân” 24 (Hadîs no: 33); Müslim, “Îmân” 107-110; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; «delice tohumu» — Bakara 2/204-206 (münâfığın güzel sözü); Tevbe 9/64-66.
- Kur’ân-Sünnet-Vatan-Millet Düstûru ve Adam Satmamak — Dergâhımı Satmamak: «Sadâkat ve emânet» — Nisâ 4/58; Enfâl 8/27 («Lâ tehûnullâhe ve’r-Rasûle ve tehûnû emânâtiküm»); Mü’minûn 23/8; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/130-180 (“Âfâtü’l-Lisân”); İbn Atâullâh, Hikem; «yârânı satmamak» — klasik dervîşlik: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Sohbet Âdâbı” bâbı; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; modern Türkçe — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufî Ahlâk; «12 Eylül 1980 darbesi sonrası aktif siyâseti bırakma» — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin biyografik tedrîsi.
- Çukka-Şakşakçılık — %90 Nâmussuz Siyâsetçi ve İmânın Yarısı Hadîsi: «Münâfığa müdâhane edenin îmânının yarısı gider» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 6/482 (Hadîs no: 9011); benzer hadîs — Ebû Dâvûd, “Edeb” 12 (Hadîs no: 4793); İbn Mâce, “Edeb” 22; Tirmizî, “Birr” 64; «zenginin gücüne tâzîm» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/389; klasik şerh — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/293-340 (“Âfâtü’l-Lisân: Riyâ ve Müdâhane”); modern Türkçe — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufî Ahlâk.
- Bu Haftaki Mesnevî Beyti — «Felsefecinin Dîni İnkâra ve Dîn Ehliyle Mübâhaseye Kudreti Yoktur, Hak Dîn Onu Mahveder»; Felsefenin Yunân-Ege Kökeni: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I/3265-3290 (Felsefe-i Cebriyye’nin reddi bahsi); klasik şerh — Tâhirü’l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi; Ankaravî, Mecmu’atü’l-Letâif; Abdullâh-ı Bosnevî; modern Türkçe — Şefik Can, Mesnevî Tefsiri; «philos + sophia» — antik kaynak: Diogenes Laertius, Vitae Philosophorum; Aristo, Metafizik A.1-2; «felsefenin Anadolu-İyonya kökeni — Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Heraklit, Empedokles, Pisagor» — modern okuma: Walter Burkert, The Orientalizing Revolution; W.K.C. Guthrie, A History of Greek Philosophy; modern Türkçe — Walter Kranz, Antik Felsefe; Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi.
- Hikmet Müslümânın Yitik Malı — İlim Değil Bütünsel Hikmet: «Hikmet Müslümânın yitik malıdır, nerede bulursa alır» — Tirmizî, “İlm” 19 (Hadîs no: 2687, zayıf sened); İbn Mâce, Mukaddime 17; Ebû Yâlâ, Müsned; klasik şerh — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; «hikmet» — Bakara 2/269 («Yü’tî’l-hikmete men yeşâ’ ve men yü’te’l-hikmete fe-kad ûtiye hayran kesîrâ»); İsrâ 17/39; Lokmân 31/12; klasik tefsîr — İbn Kesîr; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik tasavvuf — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; Abdülkerîm Cîlî, İnsân-ı Kâmil; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «aklın vahye tâbî olması» — İmâm Gazzâlî, el-Münkıẑ mine’d-Dalâl.
- Aklı İlâhlaştıran Felsefe — İbn-i Rüşd, Fârâbî, İbn-i Sînâ ve Gazzâlî’nin Tehâfütü’l-Felâsife: İmâm Gazzâlî, Tehâfütü’l-Felâsife (1095, 20 mes’eleyi tenkîd); modern Türkçe — Mahmut Kaya tercümesi (Klasik Yayınları); İbn-i Rüşd, Tehâfütü’t-Tehâfüt (Gazzâlî’ye reddiye); klasik felsefe karşılaştırması — Fârâbî, el-Medînetü’l-Fâzıla; İhsâü’l-Ulûm; İbn-i Sînâ, eş-Şifâ, el-İşârât ve’t-Tenbîhât; «Gazzâlî’nin felâsifeyi tekfir bahsi (3 mes’ele)» — Tehâfüt‘ün son faslı; klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; modern okuma — M. Saîd Şeyh Yâlçın, Tehâfüt Tartışması; Mübahat Türker, Üç Tehâfüt Bakımından Felsefe ve Din Münâsebeti; «Ali Şerî’atî tenkîdi» — Şerî’atî, İslâm Sosyolojisi; modern Türkçe tenkîd — İhsan Süreyya Sırma.
- Felsefe Aklı Yüceltir, İslâm Aklı Vahye Bağlar — Âhir Zamân Dilinizden Konuşanlar: «Sizden olup sizin dilinizden konuşan çağırıcılar — cehennem kapısı» — Buhârî, “Fiten” 11 (Hadîs no: 7084); Müslim, “İmâret” 13 (Hadîs no: 1847); Ebû Dâvûd, “Fiten” 1; klasik şerh — İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 13/35-50; Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim; «aklı vahye bağlama» — En’âm 6/116; Furkân 25/43-44; Yûnus 10/36; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/13-50 (“Akıl ve Şerefi”); İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; «Müslümân hapishânesi» — Hucurât 49/9 (kardeşler arasında ıslâh); Mâide 5/8.
- Vahyin Kulu Olan Akıl Hikmete Ulaşır — «İki Şey Bıraktım» Hadîsi (Sekaleyn): «Size iki şey bıraktım: Allâh’ın Kitâbı ve Sünnetim — bunlara sımsıkı yapışırsanız sapıtmazsınız» — İmâm Mâlik, Muvatta, “Câmi'” 3 (Hadîs no: 1619); Hâkim, Müstedrek 1/172; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ 10/114; Ahmed b. Hanbel, Müsned; «Sekaleyn rivâyeti — Allâh’ın Kitâbı ve Ehl-i Beytim» — Müslim, “Fedâilü’s-Sahâbe” 36 (Hadîs no: 2408); Tirmizî, “Menâkıb” 32; klasik şerh — İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâ’iku’l-Muhrika; «namâzın salât olarak küçümsenmesi» — Ankebût 29/45; Bakara 2/238-239; klasik tefsîr — Beyzâvî; modern okuma — Mehmet Saîd Hatîboğlu, Sünnet Olgusu.
- 300-400. Yıllarda Grek Felsefesi İslâm’a Girişi — Sokrat-Aristo’yu Peygamber İlân Etme; Allâh’ın Nûru Akıl Üstündedir; Fir’avn-Nemrûd-Ebû Cehil Vahye Yenilenler: «Tercüme Hareketi (Beytü’l-Hikme, 750-1050)» — modern okuma: Dimitri Gutas, Greek Thought, Arabic Culture; modern Türkçe — Mahmut Kaya, İslâm Filozoflarından Felsefe Metinleri; «Sokrat-Eflâtun-Aristo’nun bazı sûfîlerce övülmesi» — modern tenkîd: H.A. Wolfson, The Philosophy of the Kalam; «Allâh’ın nûru aklın üstünde» — Nûr 24/35 («Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-arẑ»); Tegâbün 64/8; Zümer 39/22; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik tasavvuf — Sühreverdî-i Maktul, Hikmetü’l-İşrâk; İbn Arabî, Fütûhât; «Fir’avn-Nemrûd-Ebû Cehil aklı» — Bakara 2/258 (Nemrûd-İbrâhim); Tâhâ 20/42-79 (Mûsâ-Fir’avn); klasik kısasü’l-enbiyâ — Sa’lebî; İbn Kesîr, Kasasü’l-Enbiyâ.
- «Hadîs Aklıma Aykırıysa Reddederim» Akılperestliği — Mustafa Öztürk-Mehmet Okuyan-Süleyman Ateş-Yaşar Nûri Öztürk-Hüseyin Atay-Mason Afgânî Zinciri: «Hadîsin reddi» tenkîdi — modern Türkçe: M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadîsler; M. Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Hadîs Metodolojisi; «Mustafa Öztürk’ün Almanya’da âyetin Allâh kelâmı olmadığı iddiâsı» — modern haberler (2020 sonrası); klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Ebussûud Efendi, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; «Cemâleddîn-i Afgânî ve Mason bağlantısı» — modern tenkîd: Edward G. Browne, The Persian Revolution of 1905-1909; Niyâzî Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma; modern Türkçe — Sadık Albayrak, Türkiye’de İslâmcılık; İhsan Süreyya Sırma, İslâmî Tebliğin Örnek Halîfeleri; «Hüseyin Atay-Süleyman Ateş-Yaşar Nûri Öztürk akāid çizgisi tenkîdi» — modern Türkçe: M. Sait Yazıcıoğlu, Türkiye’de Hadîs Çalışmaları.
- Târihsel mi Evrensel mi Kur’ân Okuma — Recm Cezâsı, Macron’un Cihâd Âyetleri Tenkîdi, %50 Fâiz: «Recm cezâsı» — Buhârî, “Hudûd” 30-31 (Hadîs no: 6829-6830); Müslim, “Hudûd” 12-15 (Hadîs no: 1691-1697); klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’ 7/33-58; Serahsî, el-Mebsût 9/36-83; «Kur’ân-ı Kerîm’in zaman üstü hükümleri» — Hicr 15/9 («Innâ nahnu nezzelnâ’ẑ-ẑikre ve innâ lehû le-hâfizûn»); klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; «Macron-cihâd âyetleri tenkîdi» — modern haberler (2020 Charlie Hebdo karikatür krizi); cihâd âyetleri — Bakara 2/190-194; Tevbe 9/5, 9/29, 9/36; Enfâl 8/39-40; «fâiz harâmı — Annesiyle Kâ’be duvârında zinâ etmiş gibi» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 5/396 (Hadîs no: 5520); Hâkim, Müstedrek 2/37; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’; Serahsî, el-Mebsût; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî.
- Müslümân Hakikati Aramaya Mecbûrdur, Sorgulamak Farzdır — Vahy «Savaşın» Diyor: «Aklını kullananlar için âyetler» — Bakara 2/164; Âl-i İmrân 3/190-191; Ra’d 13/4; Câsiye 45/13; Nahl 16/12; «sorgulamayı emreden âyetler» — Mü’minûn 23/68; Sâd 38/29; Muhammed 47/24 («E-fe-lâ yetedebberûne’l-Kur’ân»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «cihâd emri» — Bakara 2/190-191; Tevbe 9/5, 9/29, 9/36, 9/123; Enfâl 8/39-40, 8/65; Nisâ 4/74-76; klasik fıkh-ı cihâd — Serahsî, el-Mebsût, “Siyer” bâbı; Şâfi’î, el-Üm; klasik tefsîr — İbn Kesîr; «devâsâ câmi yapıp cihâdı terk etme» tenkîdi — modern Türkçe: Sezai Karakoç, İslâm; Necip Fâzıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü.
- Sorgulayın: Deccâliyye Sistemi-IMF-Dünya Bankası-NATO-BM-Avrupa Mahkemeleri; Vahy İçki-Kumâr-Zinâ Harâm Etti: «Deccâl ve Deccâliyye» — Buhârî, “Fiten” 26-27 (Hadîs no: 7122-7131); Müslim, “Fiten” 100-110 (Hadîs no: 2933-2942); klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; modern Türkçe — Bediüzzaman Saîd Nûrsî, Risâle-i Nûr (“Beşinci Şuâ”); İmâm Rabbânî, Mektûbât; «içki-kumâr-zinâ-fâiz harâmı» — Bakara 2/219, 2/275-281; Mâide 5/90-91 (içki-kumâr); İsrâ 17/32 (zinâ); Nûr 24/2-3; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’; Serahsî, el-Mebsût; «modern emperyalizm tenkîdi» — Edward Said, Culture and Imperialism; David Harvey, The New Imperialism; modern Türkçe — Cemil Meriç, Ümrandan Uygarlığa; İsmet Özel, Üç Mesele.
- Tavuk-Yumurta Felsefesi, Lâiklik Belirsizliği, %70 Açlık Sınırı; Boğaz Yalıları-Köprü Altı, Tapulu Mal El Konulması: «Yaratılışın yokken Allâh tarafından getirilişi» — Bakara 2/117 («Bedî’u’s-semâvâti ve’l-arẑ»); En’âm 6/101; Tâhâ 20/50; klasik kelâm — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Eş’arî, el-İbâne; «yaratılış sırrı» — klasik tasavvuf: İbn Arabî, Fusûsü’l-Hikem; Sadreddîn Konevî, İ’câzü’l-Beyân; «adâlet ve gelir dağılımı» — Hadîd 57/25; Nahl 16/90; Mâide 5/8; klasik fıkh-ı zekât — Kâsânî, Bedâi’ 2/1-32; Serahsî, el-Mebsût; «devletin tapulu mala el koyması (gasb)» — Bakara 2/188; Nisâ 4/29; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’, “Gasb” bâbı; modern Türkçe — Hayreddin Karaman, Fıkıh Usûlü.
- Harâmlar Serbest Helâller Yasak; Zikrullâh Yapanlar Taşlanır — Mesnevî Kapanış: «Felsefeciler Dilleriyle İnkâr Etse de Elleriyle Ayakları Şehâdet Eder»: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I/3275-3300 (Felsefe-i Cebriyye’nin reddi: «Felsefe gûyed zebân, lâkin destü pây güvâhî midihend»); klasik şerh — Tâhirü’l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi; Ankaravî, Mecmu’atü’l-Letâif; modern Türkçe — Şefik Can, Mesnevî Tefsiri; «cansız varlıkların hareket ve şehâdeti» — Yâsîn 36/65; Fussilet 41/19-22; klasik tefsîr — İbn Kesîr; «harâmlar serbest helâller yasak — kıyâmet alâmeti» — Tirmizî, “Fiten” 38 (Hadîs no: 2210); Buhârî, “Eşribe” 6 (Hadîs no: 5590); klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; «Mustafâ Özbağ — üzerine düşen vazîfeyi yapma» — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde standart tedrîs; bu sohbet 06.03.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Mesnevî dersi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Tevhîd, İhsân, Ruh, Kalb, Sünnet, Şeyh, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı