Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #15 — Ahzâb 35: «31. Nasîhat» On Esas ve Hadîs-i Kudsî «Kulumun Zannı Gibiyim»

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #15 — Ahzâb 35: «31. Nasîhat» On Esas ve Hadîs-i…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Ahzâb 35 ve On Esas — Müslim, Mü’min, İtaat, Sıdk; Ümmü Seleme/Ümmü İmâre Sebeb-i Nüzûlü ve Müslümanlık-Mü’minlik Ayrımı

nasihat, Ahzâb 35. âyet. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm Bismillahi r-Rahmânirrahîm İnnel müşlimin vel müşlimat vel müminin vel müminat vel gânitin vel gânitat vel gânitin vel gânitat vel sâdiqin vel sâdiqat vel sâbirin vel sâbirat vel sâbirin vel sâbirat vel kâşi’in vel kâşi’at vel mütesaddiqin vel mütesaddiqat vel sâimi’n vel sâimati vel hafidin furucağım vel hafidatı vel zâkirin Allâh’ı kâthir’an vel zâkiratı yadda’l-lahu lehum aghfirat’an vel ecran’a azîm’a sadeqa’l-lahu’l-azîm Ashab 35. âyet. Müslüman erkeklerle müslüman kadınlara, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlara, sâdık erkeklerle sâdık kadınlara, sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara, Allâh’tan hakkıyla korkan erkeklerle hakkıyla korkan kadınlara, sâdaka veren erkeklerle sâdaka veren kadınlara, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlara, iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlarla, Allâh’ı çokça zikreden erkeklerle Allâh’ı çokça zikreden kadınlara şüphesiz ki Allâh mağfuret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.

Allah Hakkında

Tabi bizi ilgilendiren son kısım Allâh’ı çokça zikreden erkeklerle Allâh’ı çokça zikreden kadınlar. Ama velakin bu âyet-i kerîme hemen hemen İslam’da ibadetle alakalı genel kaedeleri koyma noktasından önemli bir âyet-i kerîme. Hemen hemen bunda on ayrı ayrı başlıklar var. Tabi birinci başlık o Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlara. Ayet-i keriminin böyle inzal olmasına sebep birçok bazı sebebi nücl açısından söylenenler var. Ama birisi Ümmü Seleme’ye ait. Bu Ümmü Seleme normalde sadece erkekleri ilgilendiriyor bu din. Sadece erkeklere hasmı diye böyle bir Hazret-i Peygamber’e sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir soru yöneltiyor. Yine başka bir rivayette yine Ensardan kadın Ümmü İmâre her şeyin erkekler için olduğunu görüyorum.

Kadınların herhangi bir hususta anıldıklarını görmüyorum deyince Cenâb-ı Hak hemen bu âyet-i kerimeyi inzal eyledi. Ve Peygamber’in üzerine Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlara dedi. normalde kadınları da ilgilendiren bir ibaret çıktı orta yere. Tabii bunlar Müslüman kadın ve Müslüman erkek deyince bunlar İslam’a girmiş. eşhedü enne eylehe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü diyerekten iman etmiş. Müslümanlara normalde din bu noktada Allâh’ın hükmünü kabul etmiş. Allâh’ın hükmünü boyun eyen hem erkeklere hem kadınları kapsıyor. Ve ikinci âyet-i kerimede de Mümin erkeklerle Mümin kadınlara. ilk önce Müslüman dedi, sonra Mümin dedi. Müslümanla Mümini ayrıştırdı. Müslümanla Mümini ayrıştırması ne demek?

Bir kimse kelime-i şahadet getirdi, o kimse Müslüman oldu. Ama burada Mümin kadın, Mümin erkek deyilince o zaman onlar İslam’ın emirlerine bağlı, İslam’ın kaidelerine sımsıkı yapışmış, İslam’ın emrettiklerini yerine getirmeye çalışan kimseler. O zaman Müslümandı, İslam’ın emirlerini yerine getirmeye başlayınca o Mümin sıfatıyla sıfatlandı. Üçüncüsü, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlara. İtaat, o zaman o kimse Müslüman ve o kimse Mümin ve Müminlik’te de artık Allâh’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Başka bir âyet-i kerimede kim Allâh ve Resulüne itaat ederse kurtuluşa ermiştir. Bu âyet-i kerimeler mûcibince burada Müminliğin bir vası da itaat etmek.

Neye? Kur’ân’a, neye? Sünnet’e, neye? Sizden olan emir sahiplerine itaat etmek. Neye? Kur’ân’a, neye? Sünnet-i seneye. Veyahut da başka bir âyet-i kerimede Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri size bir şey emrettiyse, Sizin bu konuda yapacak bir şeyiniz kalmamıştır. Peygambere itaat ile alakalı. Dördüncüsü ne? Sadık erkeklerle sadık kadınlara. O zaman o kimse her konuda Kur’ân ve Sünnet-i seneye sadık kaldığı gibi normalde çünkü itaatin üzerinde de bir de sadık kalmak var. Bir şey de sıdgıyet, bir şey de samimi olma, ihlaslı olma ve o ihlasını, o samimiyetini, o sadıklığını kaybetmeme. Bu noktada bütün her şeyine sadık bir kul olma, sadık bir sufi olma, sadık bir eş olma, sadık bir evlat olma, normalde sadık bir kardeş olma.

Artık o kimsede sıdgıyet söz konusu. Normalde itaat etti, ardından o itaatinde sadık kaldı. bir zorluk geldi, bir sıkıntı geldi, bir bela geldi, bir müsibet geldi. O dostluğunda sadık, eşliğinde sadık, çocukluğunda sadık, anne babalığında sadık, dervişliğinde sadık, kardeşliğinde sadık. O kimse vefasızlardan değil, o kimse orası burası oynayanlardan değil, zorluğu görünce çekip gidenlerden değil, bir düdük evine kapananlardan değil. Yok bugün ben hasta oldum, yok bugün belim ağrıdı, yok sırtım ağrıdı, yok başım ağrıdı, yok bugün buradan buradan esiyor ben hasta olabilirim. Ben bir yere gitmiyorum öyle bir şey yok. Kur’ân Sünnet dairesinde o kimse hem itaatkar hem sadık ve aynı zamanda da beşincisi devam ediyor.


Beşinci Esas — Sabır: Sûfînin Gözünde İmtihân Hediye, Eşkıyâlıktan Evliyâlığa Dönüşümün Zorluğu ve Aile Bireylerinden Gelen Söz

Sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara ve bütün bunların üzerine bütün bu hadiselerde sabretmek. Sabırlı kimse. normalde Kur’ân-ı Kerîm’de imtihanlar bellidir. Kur’ân’da Cenâb-ı Hak korkuyla imtihan eder insanı. Açlıkla imtihan eder, yoklukla imtihan eder, yakınların ölümüyle imtihan eder. Bir öyle bir ticarette durgunluk, ürünlerde bozukluk veya az gelme. mavla imtihan eder, canla imtihan eder, eşle imtihan eder, anne babayla imtihan eder, dervişlik yolunda imtihan olur. Her şeyle bir şekilde imtihan olur. İmtihan olur. Avam bunu imtihan gözüyle bakar. Avamın gözünde bu imtihandır. Sufilerin gözünde bunlar imtihan değildir. Bunlar Cenâb-ı Hak’ın hediyesidir. Onun başına bu tip şeyler gelir, o bunlarla mücadele eder, bunlara sabreder, onun makamı derecesi artar.

Ve muhakkak o sıkıntılarla o kimse kemale erer. O problemlerle o kimse kemale erer. eşinden imtihan olur. Öyle hanım laf söyledi, küüt bir tokat olmadı veya küfretti olmadı. Veya anne babasının yaşlığına denk gelirdi, cennetlik olmazsa burnu sürtülsün diyor. Kimse onun anne babaya yaşlığına denk geldi. Onlara yok moruk, yok ihtiyar dedi, yok onları görüp gözetmedi. Babasına isyan etti, anasına isyan etti, imtihanı kaybetti. O yüzden normalde, avam için bunların hepsi de imtihandır. Ama bir kimse, Sufi için annesinin babasının yaşlılığı cennet yoludur. Sufi için eşi cennet yoludur. Sufi için çocuğu cennet yoludur. Sufi için hastalık cennet yoludur. Sufi için varlık, yokluk, sıkıntı, ürünün az olması, ticaretin az olması, karın az olması gibi bu tip insanı sıkıntıya sokan şeylerin hepsi de nedir?

Cennet yoludur. Hepsi de Allâh’a vuslat yolunda birer normalde sebeptir. Veya sağlığınla alakalı bir sıkıntı olduğu isyan etmeden ona sabretmek. İsyan etmeden sabretmek. Ve onu güzellikle karşılamak. Onu normalde Allâh’tan bir hediye olarak görmek. Bu tedaviyi reddetmek değil. Allâh’tan bir hediye olarak görüp başına gelen sıkıntılarda sabretmek. Namazda sabretmek, oruçta sabretmek, haçta sabretmek, dervişlikte sabretmek. Yanındaki ayağına bastı, haydi isyan Allâh isyan derviş böyle yapar mı? Ya gelip de 9-15 terenin seni çapacak değil ya. Burada dergahta oturuyorsun, sen ne imtihanın olacaksın? Dervişin birisi gelecek ayağına çapacak senin veya basacak. Birisi öte git biraz diyecek, kafanı düzgün sallamıyorsun diyecek.

Bir şey diyecek bahane bulacak, laf söyleyecek sana. Öyle. Ama düşünce şu ya, ben dergaha gittim herkes oradaki süklümen değil kardeşim. Herkes eşkiyatı buraya geldi evliya olmaya. Eşkiyalıktan evliyalığa dönüyor herkes. Ben bazen soruyorum ya, içinizde medreseden gelmen var mı diye, yok. Bazen de üstüne hamd olsun diyorum ya. E şimdi normalde birisi bizden diyemez ki ya ben önceden eşkiya değildim diye. Var mı içinizde eşkiya olmayan öncesinde? Bak maşallah, herkesin öncesi eşkiyalıktan gelme. Güzel bir şey bu. Bunu böyle nakıs gördüğümü düşünmeyin. Zaten önemli olan o, zor olan iş o eşkiyalıktan evliyalığı döndürmek. Sıkıntı olan o zaten önceden kırıyordu, döküyordu, vuruyordu, kızıyordu, küfrediyordu, hakaret ediyordu.

Kimse ona laf söyleyemiyordu. Dergaha girdi derviş oldu. Önüne gelen laf söylüyor şimdi. adam derviş değildi, herkes ipe dizilir gibi diziliyordu. Adam derviş oldu, evdeki hanım bile laf söylüyor. Hem de nasıl söylüyor. Önceden ağzı çıkmazdı, mıkı çıkmazdı. Derviş olunca bir değişti ortalık. Öyle dervişlerin büyük bir çoğunluğu yaşar bunu. Kadındalar daha erkekler de. En güzel örnek bende var. Geldi bir gün, ne olursun bana müsaade et. Ne olur dedim ben. Hatun öyle laf söylüyor ki dedi ya. Ben bir müsaade et dedi ya, ben bir içeceğim ya. Olur mu öyle şey? Yapma, etme. Yok. Sen çekiyor kafaya bir gidiyor eve, güüm kapıya. Hop bir bağırıyor çağırıyor. İki gün sonra yalvarıyor hanımı. Mustafa Efendi ne olursun buna el al.

Ne kadar namık adama laf söylemedik, laf bırakmadın. Ne diyeyim adama ben? Derviş olunca öyle, imtihan başlıyor. Evden başlıyor, çocuktan başlıyor, herkesten başlıyor. Anne baba bile önceden laf söyleyemez. E derviş olunca laf söylüyor. Ya diyorum bu adam her gün içip geliyordu. Bir şey diyebiliyor muydunuz? E diyemiyorduk. E şimdi neden diyorsunuz? Diyor. İmtihan, bunlara sabretmek. Sabır geniş bir mesele. Allâh bizi oradan imtihan eylemesin.


Altıncı Esas — Allah Korkusu: Hayvânî Güdü Korkudan Kaçar, Mü’min Allah’tan Korkup Yaklaşır; Tirmizî Süt-Meme Hadîsi ve İki Damla Gözyaşı

Altıncısı Allâh’tan hakkıyla korkan erkeklerle hakkıyla korkan kadınlara. bu artık Allâh korkusu. Yalnız şimdi bazı korkular vardır. İnsan korktuğundan kaçar, öyle değil mi? Uzaklaşır. Bir şeyden korkar insan. Bir şeyden korkun, depremden korkar, yangından korkar, selden korkar. Zalim bir idareciden korkar, zalim bir patrondan korkar. Zalim bir kocadan korkar, zalim bir kadından korkar. Zalim bir çocuktan anne baba korkar. Çocuk zalimse annesi babası ondan korkar. Ve korktuğu şeyden insan enteresan bir şekilde kaçar. Korktuğundan kaçmak hayvani bir güdüdür. Bu hayvani bir güdüdür. Çok özür dilerim. Hayvanlar da korkularından kaçarlar. Kuş avlanmaktan korkar, kaçar. Balık avlanmaktan korkar, kaçar.

Geyik avlanmaktan korkar, kaçar. Ormanda bir yangın çıkar. Bütün hayvanlar kaçar. Deprem olur, deprem olmazlar önce. Hayvanların büyük bir kısmı depremin olacağına ilahi bir frekans alırlar. Hayvanlar kaçarlar. Bakın hayvanlar da kaçar. Çok enteresan bir şeydir. İnsan Allâh’tan korkar ama Allâh’tan kaçmaz. Müslüman, mümin Allâh’tan korkar enteresan bir şey. Ama Allâh’tan kaçmaz. Korkarsa daha Allâh’a yakınlaşmaya çalışır. Allâh’tan korkarsa Allâh’la dost olmaya çalışır. İnsanda hayvani güdü var ise, güdü var ise o Allâh’tan korkarak Allâh’tan da kaçar. O kafirdir. O münafıktır. O mürtettir. O dinden uzaklaşır o. Ama mümin ise Allâh’tan korkuyorsa o Allâh’a yaklaşır. Ve Hadîs-i Şerîf süt çıktığı memeye girmedikçe Allâh korkusundan ağlayan kimse de cehenneme girmez, tirmizî. o kimse Allâh’tan korktuğu için ağlar ise o kimse de normalde ne yapıyor?

O kesin cennete gidiyor. Hele başka bir Hadîs-i Şerîf’te bir tenhada Allâh korkusuyla akıtılan iki damla gözyaşının karşılığı cennettir der. Hatta başka bir Hadîs-i Şerîf’te melek bir böyle çok örneğin altın kasede veya böyle bir mücevheratın içerisinde Allâh için akıtılan gözyaşını getirir. O kimse cehenneme girecekinde o iki damla gözyaşını onun cehennemine atar, cehennem söner o esnada. O kimse ateşten kurtulur. Allâh için akıtılan gözyaşı bu kadar kıymetli ve Allâh’tan hakkıyla korkan erkekler ve hakkıyla korkan kadınlar. O korkması onu Allâh’a daha da yaklaştıracak çünkü. Allâh’la dost edecek onu.


Yedinci Esas — Sadaka, Zekât ve İnfâk: Buhârî-Müslim İki Melek Hadîsi; Maddî, İlim, Kuvvet, Duâ, Hasta-Yaşlı Yanında Bulunma

Yedincisi sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlara. Buradaki sadakadan, bu âyet-i kerimelerde genelde hep sadaka olarak geçer. İnsana farz olan zekattır birinci derecede. Bir kimse ticaret mallarından örneğin kırkta bir, senede bir sefer zekat vermekle mükelleftir. O kimse farz olan bu zekatını verdiği müddetçe vazifesini yerine getirmiştir. Bunun üstü ne olur? Mesela o kimsenin örnekliyorum 400 milyarı var. 400 milyarından bir milyar o kimse kırkta bir olarak zekat verdi. Vazifesini yerine getirdi. Üzeri ne olmuş oldu? Üzeri nafile olmuş oldu. Hadis-i şerif Buhârî Müslim’den her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri, Ya Rabbi infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver der. Diğeri de, Ya Rabbi cimrilik edenin malını telef et diye dua eder.

Bir kimse zekatını düzgün hesaplayıp vermezse bu meleğin, ikinci meleğin duasının tecelliyatını yaşar. Ne olur? Onun malı telef olur. Hem Müslümansın hem müminisin hem de malının zekatını düzgün hesaplayıp vermiyorsun. İkinci melek dua ediyor. Bunun malı helak olsun. Öbürkü de zekatını vermiş. Birinci melek ona dua ediyor. Ya Rabbi onun verdiğinden aslında 700 mi isteyip bazı şeylerde 1000 mi isteyeyim? Fazlasını ver diye. O da ne yapıyor? O da dua ediyor. Sadaka veren erkekler yine başka bir hadîs-i şerifte, Ey Ademoğlu infak et! Ey Ademoğlu infak et! Sana da infak bu dünyada, sana da infak olunsun. infak et, sana da infak olunsun. Infak edersen sen de infak bulursun. Ne ekersen onu biçersin.

Infak edersen sana da infak edilir. Bu infan hem maddi tarafı var hem de manevi tarafı var. Sen infak ettin maddi tarafı. Sen 3 kuruş, 5 kuruş veya zekatını verdin veya zekata muktedir değilsin. Bir sadaka verdin. Bir infak ettin bir şeyi. İnsan ilmini de infak eder. Bir kimsenin bilgisi vardır. Bilgisi de infakın içerisine gider. Kuvveti infakın içerisine girer. Duası infakın içerisine girer. Duva etmek. Mümin kardeşine dua etmek. Onun bir sıkıntısı var. Sıkıntısına dua ediyorsun. Görüyorsun elinden bir şey gelmiyor senin. Öyle ya. Elinden bir şey gelmiyor. Dua et hiç olmazsa. Dua da bir infaktır. Onun yanında bulun. Hasta git ona infak et. Git yanında bulun geçmiş olsun de. Ameliyat olacak bir kimse.

Ameliyat olmuş. Telefon aç git yanına. Geçmiş olsun de. Bir ihtiyacın var mı? Bu da infaktır. Hatta yaşlı bakılacak kimsesi yok. Git ona bak. Bu da infaktır. Infak edersen infak bulursun. Hem dünyevi hem uhrevi olarak.


Sekizinci Esas — Oruç: «Geçmiş Ümmetlere Farz Kılındığı Gibi Size de Farz Kılındı»; Şâfiî-Hanefî İhtilâfı, Şeker Hastası ve Lohusa

Sekizincisi. Oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlara. Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerîme’de geçmiş ümmetlere farz kılındı gibi oruç size de farz kılındı buyurdu. o zaman bir kimsenin namazdan oruçtan kaçması mümkün değil. Zekattan kaçması mümkün değil. Bakın bunlardan mümkün değil. Bir kimse kasten namazı terk ediyorsa. Bakın kasten namazı terk ediyorsa o kimsenin imani zayıflığı vardır. Allâh muhâfaza eylesin. Veya kasten o kimse hacca gitmiyor. Kasten oruç tutmuyor. Şâfiî’ye göre bunlar küfür. Hanefîler imanla ibadeti ayırmışlar. O yüzden küfür dememişler. Ama normalde öyle hanefi alimleri var. Bunları çok tehlikeli görmüş. Bakın çok tehlikeli görmüş. Ama böyle biz safları seyretmeyelim, safları sıkılaştıralım düşüncesiyle.

Biz namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekat vermeyen kimseleri siz kafirisiniz demiyoruz. O çünkü Lâ ilâhe illâllâh ve Lâ Muhammeden Resûlullah demiş. İman etmiş. Onu biz iman etmiş olarak kabul ediyoruz. İmâm Mâtürîdî de aynı noktadadır. Hanefîlerden İmam Muhammed, İmam Yusuf da aynıdır. O nokta. Serahsî aynı noktadadır. Bazı hanefi ictihâd eden alimlerin bir kısmı var. Bunlar çoğunlukta değiller. Tehlikeli noktada konuşanlar. Ama o yüzden oruç tutmak bu manada her Müslümanın üzerine farz eğer sağlığı sıkıntılı değilse. Kimisi şeker hastası örneğin o tutmaması onun farzı. Sayıt tutmayacak mesela. Tuttun mu geçen sene? Bu sene ne yapacaksın? Allâh gerin. Ameliyat da oldun. Kaç parmak gitti şimdi?

İki mi oldu? Daha sekiz tane var diyorsun. Allâh hayırlı şifa versin inşallah. Öyle iki olmuş da ardından sekiz tane daha var diyor kendince. Fazla bir sıkıntı görmüyor yani. Rabbim şifalandırsın inşallah. Şimdi mesela bu tip şeker hastalarının tutması uygun değil. Bana da diyorlar tutma diye. Ama benimki o kadar şeyin tehlikeli noktada değil yani. En fazla 350-400 oluyor 450 oluyor. Komaya girmedim o komaya giriyor. En son komaya girdin değil mi? Tamam. Allâh’ıma fazla eylesin. Şimdi böyle olunca mesela o kimse tutmayacak. Veya hamileler, veya lohusalar, veya çok zayıf kimseler, çok yaşlı kimseler, yolculuğa çıkanlar, yolcular. Bunlar tutmak zorunda değil. Ama normalde oruç farz mı? Evet. Ve oruç tutanları söylüyor.

Ve birçok Hadîs-i Şerîflerde de oruç bir terbiye aracı. Sabırla alakalı sıkıntıyı gider mi aracı? Nefisle mücadele etmede en önemli ibadetlerden birisi ve en makbul ibadetlerden birisi.


Dokuzuncu Esas — İffet: Sadece Cinsî Suç Değil — «Nefsin İffeti İçin Çalışan Allah Yolundadır»; «Kim İffetli Davranır İstemezse Allah Onu İffetli Kılar»

Dokuzuncusu, iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlara. Burada iffet denilince bizde sadece cinsel suçlar aklımıza geliyor. iffet dediğimizde, örneğin bir kimsenin cinsel suç işlemesi gelir genelde bizim toplumumuzda. Ben bugün buna farklı bir pencere aralamak istedim. iffet sadece cinsel suç değildir. Muhakkak bir kimse namusunu koruyacak, muhafaza edecek. Muhakkak muhafaza edecek, iffetini koruyacak. Bunu böyle zayıf görme veya küçümseme değil. Ama iffet sadece bu noktada değil. Mesela Hadîs-i Şerîf böyle bir kimse sağlıklı, güçlü, kuvvetli böyle bir çalışıyor kendince çalışkan bir kimse. Sahâbe diyor ki, bu kimse keşke diyor bu çalışmalarını Allâh yolunda cihâd ederken yapsaydı diyor.

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem onlara cevap veriyor. Eğer bu adam küçük çocuğu için çalışıyorsa Allâh yolundadır. Yaşlı anne babası için çalışıyorsa Allâh yolundadır. Nefsinin iffetini korumak için çalışıyorsa Allâh yolundadır. Nefsinin iffetini korumak için çalışıyorsa Allâh yolundadır. Ancak tefâhur ve övümek için çıkmışsa şeytan yolundadır. o kimse nefsinin iffetini koruması ne demek? namuslu bir hayat yaşayacak. Hiç kimseden bir şey istemeyecek. Kendini ayağa düşürmeyecek. Dilenmeyecek. Çünkü aynı başka bir hadîs-i şerifte de bir grup insan geliyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir şeyler talep ediyorlar. Allâh Resûlü veriyor. Bir daha talep ediyorlar bir daha veriyor.

Bir daha talep ediyorlar bir daha veriyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Ve verilecek bir şeysi kalmıyor Hz. Peygamberin. Sonra herhalde onlar bir daha istediler ki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Yanımda bir mal olsa bunu sizden ayrı olarak kendim için biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır istemezse Allâh onu iffetli kılar. Kim iffetli davranır istemezse. Bir şey istemiyorsun sen. Hâlini birisine açmıyorsun, arz etmiyorsun. Söylemiyorsun durumunu kimseye. Şenli Allâh demiyorsun. Cenâb-ı Hak seni iffetli kılıyor. Kim istina gösterirse Allâh da onu gani kılar. Kim sabırlı davranırsa Allâh ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır.

Sen sabırlı davranırsan Allâh seni sabırlı kılıyor. Sen kimseye boyun bükmüyorsan Allâh seni gani kılıyor. Allâh seni gani kılıyor. Bu o kimsenin Allâh’a güvenmesiyle alakalı bir şey. Rabbim bizi onlardan eylesin.


Onuncu Esas — Allah’ı Çokça Zikir: İbn Abbâs Tefsîri (Namaz Sonu, Sabah-Akşam, Yatakta) ve Ebû Dâvûd «Karı-Koca Sabah Namazına Kalkar» Hadîsi

10. Allâh’ı çokça zikreden erkeklerle Allâh’ı çokça zikreden kadınlara şüphesiz ki Allâh mağfiret ve büyük mükafat hazırlamıştır. Allâh affetsin. Ben 10 madde halinde böyle bunu anlatmaya çalıştım. Çünkü şu hadîs-i şerîf aklıma geldi. Geçmiş ümmetlerden 10 tanenin birisini yapmazsa onlar helak oluyorlardı dedi. Birisini yapmazlarsa. Oysa ahir zamanda onun birisini yapacaklar. Allâh onları affedecek dedi. Şimdi bu hadîs-i şerîf aklıma gelince sıraladım 10 madde bu. Dedim bu 10 madde bu. Birisi şimdi iman etti. Ben Müslümanlardan oldum dedi. Cenâb-ı Hak onun sonunda cennetlik edecek. Muhammed ümmetinin özelliği. Bu Muhammed ümmetine has bir şey. O kimse Lâ ilâhe illâllah Muhammed’in Resûlullâh dediyse sonunda cennete girecek.

Bakın sonunda o cennete girecek. 10 tanenin birisini yaptı. İman etti. İman ettiyse o kimse sonunda cehennemde azabını çektikten sonra Allâh’u alim. Bilemeyiz. Cenâb-ı Hak belki de başka bir sevabı, hayırı, iyiliği vardır. Allâh affeder. Direkt cennete girer. Orası Allâh’ın bileceği bir iş. Ben oraya hükmetmek noktasında değilim. Ama normalde bu 10 maddeni yaptığı o kimse. O zaman Cenâb-ı Hak ne yaptı? Allâh mağfiret ve büyük mükafat hazırladı ona. Mağfiret af demektir. Allâh onu affetti ve onu bir de affetmenin üzerine bir de ne yaptı? Mükafatlandırdı. Bizi ilgilendiren, sufileri ilgilendiren, bu geceyi ilgilendiren ne? Allâh’ı zikir. İbn Abbâs, İbn Abbâs, Allâh-u Teala buradaki zikirle namazların ardından sabah akşam ve yatakta yapılan zikri kastetmektedir dedi.

Bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken. İbn Abbâs diyor ki, Allâh-u Teala buradaki zikirle namazların ardından sabah akşam ve yatakta yapılan zikri kastetmektedir. Namazların ardından 33, Sübhânallâh 33, Elhamdülillah 33, Allâhu Ekber. Sufiler için namaz arkasında tevhiddir falan böyle bir evrat var. diyor, Hz. Abbâs Efendimiz’in oğlu Abdullah diyor ki, sabah akşam ve yatakta yapılan zikri kastetmektedir. Yatakta bir de sabah akşam yaptın, sabahlı akşamlı gündüz vakti namazlardan sonra bir de yattığın yerde de Allâh’ı zikrettin. Yattığın yerde başladın tevhid çekmen, tevhidle uyudun. Veya esman varsa Allâh esması, Hu esması, Hay esması, Hak esması, Üstadın sana sayısız bir vir çek demiş. Sen o vir sayısız çekerekten yattın.

Bütün geceyi zikirle geçirmiş gibi sevap aldın. Sabah uyanır uyanmaz Allâh’ı tekrar tesbih ettin, zikrettin ve geceyi normalde bütün ibadet uyurken sen geceyi ibadete geçirmiş gibi sevap aldın. Yine bir hadîs-i şerîf, Ebû Dâvûd İbn-i Mâce Nesâî, Hâkim bunu nakletmiş. Kim uykudan uyanıp hanımını da uyandırır ve ikisi birlikte iki rekat namaz kılarlarsa Allâh’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar sınıfına kaydedilirler. siz şimdi erkekler olarak kalktınız sabah namazına ve ondan sonra sabah namazına eşiniz de uyandırdınız, kalk namaz vakti dediniz. Kafanıza bir tane çelikten muhafaza alın veya göğsünüze çelikten bir siperlik alın her an her şey olabilir. Sabah namazına kaldırıyorsunuz ya, hatta evdekileri namaza kaldırıyorsun çoluk çocuk.

Bir de ezan okuyorsun veya kavmet getiriyorsun sabahleyin, Allâh-u Ekber, Allâh-u Ekber evde. Bunu söyleyin yatak odasını kilitleyin kendinizi, her türlü tacize uğrayabilirsiniz sen nasıl beni uyandırdın diye. O yüzden bazıları böyle söyleyince tebessüm ediyor o benim. Ve hanım seni uyandırdı. Böyle hanımı uyandırıyor adamı, adam bir de küfür ediyor kadına. Kadıncağızın biri söyle dedi benim dedi eşim dedi ben onu sabah namazına kaldırınca bana hakaret ediyor, küfür ediyor dedi. Dedim kaldırma. Dedim yapma. Namaza küfür etmiyormuş, kadına küfür ediyormuş. Dedim o namazdan dolayı nikah dedim gidecek neredeyse Allahumme en fazlalık eylesin. Rabbim korusun. O hale geldik. Bakın o hale geldik. hangi birimiz çocuklarımızı sabah namazına kaldırma cesareti var?

Çok acı bir şey. Hangimizin eşlerini sabah namazına kaldırma, kadın erkek önemli değil cesareti var? Kendimizi kaldırdığımızda mutlu oluyoruz. Diyoruz ki oh elhamdülillah ya sabah namazına uyandık, kalktık, kıldık. Şöyle bir hane halkı düşünebiliyor musunuz? sabah imsak vakti girmiş, herkes ayağa kalkmış, abdestler alınmış. Birisi namaz vakti girinceye kadar böyle bir Yasin-i Şerif okuyor evde. Bir Kur’ân-ı Kerîm okunuyor. Hayal yapıyor. Sabah ile çatır çatır şakır şakır herkes sabah namazını kılıyor. Evin adamı dönüyor sonra, imanlık ediyor bütün herkese. Sonra evin adamı dönüyor onlara bir kısa tevhid çektiriyor hane halkına. Sonra evin hanımı hemen böyle akşamdan hazırlamış, böreğini çöreğini neyse hafiften ısıtıyor, kahvaltı hazırlıyor.

Herkes kahvaltısını yapıyor, işe gidiyor herkes. Murtaza, hayal benimkisi. Ben cennetten bahsedeyim. Hayal ile eşi, müziksiz dans edermiş. Ayışında olursa daha romantik olurmuş. Ben hayallı kurayım, birisi bakarsın der ki ya böyle bir hayal vardı adamın. Ben bu evde ben bunu icra edeyim der. Şimdi gece birisi ders yapmaya kalksa öyle üç bin beş bin tevhid çekecek erkek veya kadın. Evde kıyamet kopar be. Kadın der ne oldu hatta mırıldansa bir kimse kendi kendine kadın onun tespih çektiğini görmese sen kimle konuşuyordun beni kimle aldatıyorsun der. Öyle gece hanımdan ayrılacak bir kimse ben gece namazı kılayım veya biraz zikrullâh yapayım, tespih çekeyim. Bir binte sonra kadınlar problem çıkarır.

Erkekler de çıkarır kadına problem. Adam diyecek lan ben burada yatıyorum senin benimle beraber yatman nafile ibadet gel buraya Allâh onun da sevabını verir diyecek. Kadını bozacak durumuna. Ama kim uykudan uyanıp hanımını da uyandırır ve ikisi birlikte iki rekat namaz kılarsa Allâh’ı çok zikredenlerden olacak. Rabbim bizi onlardan eyleyesen. Âmîn. Son hadîs-i şerîf.


Hadîs-i Kudsî — «Ben Kulumun Zannı Gibiyim»: Hafî Zikir, Çarşıda Allah’ı Anmak ve «Bir Karış Yaklaşana Bir Zira’ Yaklaşırım»

Hadîs-i Kudsî bu. Hazret-i Peygamber’e naklediyor sallallâhu aleyhi ve sellem. Allahu Teala Hazretleri diyor ki ben kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O beni zikrettikçe ben de onunla beraberim. O beni zikrettikçe ben onunla beraberim. O beni zikrettikçe ben onunla beraberim. Bu muhteşem bir müjde. O yüzden tekrar tekrar dönüyorum ben bunu bir daha söylüyorum. Kendime de ben bunu söylüyorum. Diyoruz bu Mustafa Özbağ’a sen onu zikrettikçe onunla berabersin. Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. Âyet-i Kerîme. Bu muhteşem bir müjde. O beni içinden zikrederse ben de onu içimden zikrederim. Öyle otobüste trende orada burada gidiyorsunuz veya çarşıda dolaşıyorsunuz bir işiniz var. Yolda yürürken içinizden Allâh’ı zikrediyorsunuz.

Yalnız bu içinden zikretmek kafeyi sallamak değil. Bu içinden zikretmek senin zikrettiğini hiç kimse anlamayacak. Hafi zikir budur. Sen elini böyle tespih al yolda giderken böyle kalbin üzerine vay ne zikir ehlisin ya. Veya 99’lu çıkar elinde böyle ne kadar zikir ehlisin ya. Böyle değil. O kimsenin üzerinde bir emare yok. Allâh’ı zikrediyor ama. Hafi zikrullâh. O hafi zikrullâh da senin üzerinde zikir emaresi yok. Ancak zikir ehli senin zikrettiğini anlar. Sen çarşıda orada burada Allâh’ı zikrede zikrede yürüyorsun. Kalbinde Allâh’ın zikri olduğu müddetçe nereye gidersen git. Şeytan seni ablukası altına alamaz. Sen zikrettiği müddetçe hatta kalabalık yerlere gittin çarşıydı orasıydı burasıydı.

O zikir varsa sen de daha büyük sevap aldın. Daha fazla sevap aldın. Diyor ya siz öyle bir zaman gelecek ki çarşı denilen yerler olacak diyorum. Çarşı denilen yerler. Oralara gittiğinizde diyor orada diyor şeytanlar çok dolaşır. Orada diyor. Allâh’ı zikrederseniz böyle çok büyük sevabı vardır manasında. Zişerif var. siz öyle kalabalık çarşıya filan gittiniz orada Allâh’ı zikrettiniz. Hafi olarak. Çok büyük sevabı var. O beni bir cemaat içinde zikrederse ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bir cemaatte zikrullâh yaptın, cemaatte zikrullâh yaptın. Veyahut da bir cemaata sohbet ettin. Allâh’ın Kuran Sünnet tarihisindeki hakikatlerini anlattın. Birine tebliğ ettin. Öyle ya cemaatle veya cemaatle namaz kıldın.

Yarın cemaatle cumaatle cuma’ya gittin. Daha hayırlı bir cemaat içerisinde, daha iyi bir cemaat içerisinde seni zikrediyor. Kim? O şayet bana bir karış yaklaşacak olursa ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulak yaklaşırım. Eğer o bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulak yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım. Rabbim bizi gece gündüz kendisini zikreden kullarından eylesin. Âmîn. Her daim Allâh’ı zikirle, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarını müşahade ile geçiren kullarından eylesin. Âmîn. Zikri dilden kalbe, kalpten sırra, sırdan ruha erdirdiklerinden eylesin.

Âmîn. Cenâb-ı Hak her halimizde, ilmel yakin, hakkel yakin, aynel yakin sırlarına ulaştırdıklarından eylesin. Âmîn. Kalbimize ilham eylesin. Âmîn. Kalbimize basiret nurunu ikram eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak bizim ferasetimizi, basiretimizi açsın. Âmîn. Hak ve hakikati bize öğretsin. Âmîn. Hak ve hakikati bize göstersin. Âmîn. Âmîn. Âmîn diyen dillerimizi Nâr-ı Cehennem’den azad eylesin. Âmîn. İcmâ’ya yapışın.


Soru-Cevap I — Helâlleşme ve Hırsızlık Sınırı: Anne-Baba/Eş Cebinden Para Almak Câiz Değil, Salça-Peynir-Tencere Götürmek Câizdir

Birkaç soru var, bunlarda inşallah vakit kalmışken cevaplandıralım. Bu akşam dağıtılan şekeri suya koyup çoğaltıp içebilir miyiz her gün? Çoğaltıp içebilirsiniz. Allâh şifa versin inşallah. Âmîn. Bir dervişin başka bir dervişe hakkını helal etmemesi, o kişinin dervişinin hakkını helal etmemesi, o kişinin dervişine zarar verir mi? Helalleşecekler. Helal etmiyorsa diyecek ki, hakkını bana helal et, ne yapmam lazım? özür dilerim, af dilerim diyecek, ondan helallik dileyecek. Dervişler de birbirlerinin haklarını helal etsinler inşallah. Bir evde hane halkının habersiz olarak babanın cebinden para almalarının adabı nasıl olmalı? Bu haram, bunun adabı mı olur? Bir insan babasının cebinden para alamaz, ondan habersiz.

Veya eş, kocasının cebinden para alamaz, ondan habersiz. Olur mu öyle şey? Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Bunlar doğru şeyler değil, çocuklarınızla böyle şeyler öğretmeyin. Adam saydı parasını, bin lira para var, durdu orada. Sen içinden yüz lirasını aldın, ertesinin adamı bir saydı, dokuz yüz lira. Ne diyecek eşine ve çocuklarına? Diyecek ki hanginiz aldınız? Hırsız kim? Aynı şey, erkekler içinde geçerler. Erkek kalktı, eşinin parasından aldı. Eşinin, örneğin bir kira geliri var, babasından kalmış veya babası bir harçlık vermiş veya annesi bir harçlık vermiş. Kadının kendi parası veya kadın çalışmış. Çalışıyor bir yerde, iş yapıyor. Adam da kalkıyor, onun parasını alıyor. Hırsızlık. Adam da şunu diyemez yani, benim bu parada hakkım var.

Nereden hakkın var kardeşim? Babanın evinden mi getirdin? O da hırsızlık. Veya orada çalışan bir kimse. Ne dediydi o? Benim maaşımı ödemez diye düşündüm. Benim maaşımı ödemez diye düşündüm. Öyle dediydi değil mi? Nasıl düşündün dedim, bir daha söyle. Benim maaşımı ödemez diye düşündüm. çalışan eleman. Gelen çeki cebini almış. O çek de dön. Çeki sahibi de işlerin patronunu arıyor. Selamun aleyküm, aleyküm selâm. Yok ben çeki ödeyemedim. Çeki ödeyemedim deyince haydi çek, elemandan çıktı. Dedim ne yaptın, anlat bana. Dedi ki benim maaşımı ödemez diye düşündüm. Hırsızsın sen dedim. Dergahı terk etti tabi. Şimdi muhalefet edeceğim diye uğraşıyor. Dedim nasıl böyle bir şey yaparsın? Ödemez diye düşündüm.

E dedim normalde çek tahsil olsaydı ne olacaktı? Var mı sana borcu? Yok dedi. Dedim var mı sana borcu? Yok. Çeki tahsil etmiş olsaydı ne yapacaktın? Dedim seninki düpedüz hırsızlık. Allâh muhâfaza eylesin. Hiç kimsenin parasını pulunu elini uzatmayacaksınız. Hiç kimsenin. Bu babanız da olabilir. Onun parasını elini uzatılmaz. Çocukların, anne ve babalarının evinde yemeleri, içmeleri, bakın yemeleri, içmeleri hatta çocukların anne babanın evinden salçadır, peynirdir, zeytindir bir şey götürmeleri caizdir bunlar. Evlenmiş oğlun hiç önemli değil. Anne babasının evinden götürebilir bunları. Evlenmiş kızın önemli değil. Anne babanın evinden bunları götürür hanefiler de caizdir bu. kızın evlenmiş senin salçası kalmamış.

Anne babanın izniyle ihtiyacı yok. Gelir salçayı alır. Kız ve erkek çocuklar hepsini almayın. Annenize babanızı da bırakın az bir şey. Sıkıntı çıkmasın. Problem çıkmasın. Veya bir tencere lazımmış, tencereyi almış. Alacak. Kız babaları düşünsün biraz daha fazla çalışsınlar. Erkek babaları da düşünsün biraz daha fazla çalışsınlar. Alacak çocuklar. Bak bunu caiz görmüş hanefiler. Bunda bir sıkıntı yok. Bak bunda bir problem yok. Ama cebinden para almak, kasasından para almak yok. Baba erkek evladına şunu diyebilir. Oradan yüz bin lira getir bana. Erkek evladına diyebilir bunu. Git benim adıma bir trilyon borçtan gel. Erkek evladına diyebilir bunu. Öyle adamda hayırlı evlat vardır. Erkek evlat öyle erkek evladın da hayırlısı önemli. öyle erkek evlat var.

Babası iki tane kurban kesmiş o babasına sövüyor. Erkek evladı var o kimsenin. öyle olacağına on tane kızı olsa daha iyi adam için. Şimdi de o tarafı var. Her erkek evlat da hayırlı değil. Ama hayırlısına denk geldin ya. Zor böyle bir şeyler ama. Birisi acı acı gülüyor bazıları böyle. Görüyor musun onların acı acı güldüklerini. Allâh onların da evlatlarını hayırlı eylesin. Öyle hayırlı eylesin ki Cenâb-ı Hak onları böyle dünyada cennet nimeti gibi yaşatsın inşallah. Allâh herkese hayırlı evlat nasip etsin. Kız erkek önemli değil. Önemli olan hayırlı evlat olması. Cenâb-ı Hak cümlemize hayırlı evlatlar nasip eylesin. Züriyetlerimizi hayırlı eylesin. İcmâ’ya yapışın. Kur’ân ve sünnet dışında olan eylemler ve düşünceler bidat ise.


Soru-Cevap II — Şiş Burhânı ve Kerâmet Hak’tır: Hz. Ali’nin Namazda Ok Çıkarttırması, Hz. Ebû Bekir Zehir Burhânı ve Sahabe Kerâmetleri

Örneğin şiş burhanını nasıl değerlendirmek ve görmek gerekir. Burhanın ortaya çıktığındaki durumuyla ve çıktıktan sonra sürdürülmesindeki durumunu nasıl değerlendirmeliyiz? Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretlerinin normalde ok battıydı ayağına. Dedi ki namazı da çıkarın. Allâhu Ekber namaza durdu namazda oku çıkardılar ayağından selam verdi. Dedi ki oku çıkarın dedim namazda. Çıkarmadınız çıkardık ya emir el-Mü’min dediler. Bunlar sahâbelerin üzerinde kerametler. Mesela sahâbelerin kimisinin kılıç mesela yediği halde kan çıkmazdı. Veya oklanırlardı oklandıklarından düşmezlerdi. Cenâb-ı Hak onların normalde gelirlerdi. Tabiri caizse Çanakkale’de milletin üzerinden saçma kurşun çıkardıkları gibi ok çıkarırlardı sahâbelerin üzerinden.

Veya hatta mesela zehir buhranın sahibi Hazret-i Ebû Bekir efendimizdir. Yılan ısırdı, zehirledi onu. Yılan ısırıp zehirleyince Hazret-i Ebû Bekir efendimiz o zehirden herhangi bir şey görmedi. Zehirlenmedi. Nakşibendîlerde zehir buhranı vardır Hazret-i Ebû Bekir efendimizdendir. İyi bir nakşibendi mürşidi zehir buhranlığı yapması lazım. Örnek. Tabii bunlar şimdi böyle tasavvuf, tarikat, bunlar böyle lav edildiğinden yasaklandığından bunlar sanki dini, İslami değilmiş gibi görünüyor. Şiş buhranı da sanki İslami değilmiş gibi görünüyor. Örneğin. Kılıç buhranlığı İslami değilmiş gibi görünüyor. Sahabeden bir kimse savaş meydanında bacağı koptu komple. Savaş bitti, normal bacağı yerinde zannediyor.

Atından inerken bacağının kesildiğini o zaman anladı. Kütük gibi düştü yere. Öyle savaştı ama. O yüzden bu tip evliyaların üzerinde, veylilerin üzerinde görülen harikulade haller keramet sınıfına geçer. Keramet de haktır. Hem sahabede görülmüş, hem tabiinde görülmüş, hem tebaatabinde görülmüş. Hem İmâm Â’zam, hem İmâm Şâfiî, hem İmâm Mâlikî, hem İmam Muhammed. Dört mezhep imamının dördü de, hatta 33 mezhep imamının 33’ü de kerameti hak görmüşler. Keramet hak. Şiş buhranı da bir keramettir. Kılıç burhanı da bir keramettir. Ateş burhanı da bir keramettir. Zehir buhranı da bir keramettir. Kerametler müminlerin üzerinde tecelli ettiyse haktır. Ama keramet veya bu olağanüstü haller mümin olmayanların üzerinde tecelli ederse istidrâctır.

O yüzden şiş buhranı sahâbelerin üzerinde bir çoğu var. Oklarını namazda çıkartmışlar, oku hissetmemişler, çıkmış kan akmamış. Kimisi yaralarını dağlamak, yarayı dağlamak. Kılıç yarası var, ok yarası var. Dağlanması lazım. Allâh Resûlü bazı hadislerilerde dağlamayı uygun görmemiş ama dağlamışlar sahâbeler. Demek ki o dağlamayla, o uygun görmediği dağlama aynı noktada değil şifa niyetine dağlamışlar örneğin. Namazda dağlatmışlar kendilerini. Demişler ki namazda dağlayın. Dağlamak ne demek? Ateşi normalde o kimse kılıcını veya bıçağını veya hatta demiri ateşte kızdırıyor kızdırıyor, yaranın üzerine basıyor, coz diye. İbrahim Aleyhisselâm ateş yakmadı. Onun üzerinde görünen mucize, geçmiş peygamberlerin üzerinde görülen mucizeler, ümmet-i Muhammed’in velilerinin, evliyaların üzerine keramet olarak zuhur eden.

Haktır. O yüzden kılıç burhanı da bu manada haktır. Veya şiş burhanı haktır, ateş burhanı haktır. Bunun üzerinde herhangi bir şek şüphe olmaz. Rabbim bizleri Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışanlardan eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Ahzâb 35 ve On Esas — Müslim, Mü’min, İtaat, Sıdk: «İnne’l-müslimîne ve’l-müslimâti ve’l-mü’minîne ve’l-mü’minâti ve’l-kânitîne ve’l-kânitâti ve’s-sâdıkîne ve’s-sâdıkâti…» — Ahzâb 33/35; Buhârî, Tefsîr 33/8; Müslim, Tefsîr 7; sebeb-i nüzûl rivâyeti — Ümmü Seleme bint Ebî Ümeyye radıyallâhu anhâ’dan, «Allâh’ın Resûlü her şeyde erkekleri zikrediyor, kadınları zikretmiyor» sözü üzerine — Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/305; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 33/29 (no 3211); Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6/433-434; Ümmü İmâre Nesîbe bint Ka’b el-Ensâriyye rivâyeti — İbn Sa’d, Tabakât 8/412-415; Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl s. 376; Suyûtî, Lübâbü’n-Nukûl; Müslim ve mü’min ayrımı — Hucurât 49/14 («Bedevîler ‘îmân ettik’ dediler, de ki: ‘Henüz îmân etmediniz; lâkin müslüman olduk deyin, çünkü îmân kalplerinize girmedi’»); Cibrîl hadîsi — Buhârî, Îmân 37; Müslim, Îmân 1, 5 (İslâm/Îmân/İhsân tarîfi); itaat — Nisâ 4/59 («Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Resûle itaat edin ve sizden olan emir sâhiplerine de»); Nûr 24/52 («Kim Allâh ve Resûlüne itaat ederse… kurtuluşa erenler işte onlardır»); Haşr 59/7 («Resûl size ne verdiyse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan kaçının»); sıdkıyet — Tevbe 9/119 («Sâdıklarla beraber olun»); Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 4/200 (sıdk bahsi); İmâm Maturîdî, Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne, Ahzâb 35 tefsîri; Ebussuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Hâzin, Lübâbü’t-Te’vîl; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili 6/3897-3902.
  • Beşinci Esas — Sabır ve Eşkıyâlıktan Evliyâlığa: «Ve’s-sâbirîne ve’s-sâbirâti» Ahzâb 33/35; Bakara 2/155-157 («Sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltmekle imtihân ederiz; sabredenleri müjdele… İşte hidâyete erenler onlardır»); Bakara 2/45 («Sabır ve namazla yardım dileyin»); Âl-i İmrân 3/200 («Sabredin, sebât gösterin, ribât yapın»); imtihâna sûfînin penceresi — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’s-sabr; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, bâbü’s-sabr ve menâzilihî; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr (4. cilt); İbn Atâullah el-İskenderî, el-Hikem, hikmet 8 («Sıkıntılar Allâh’tan kullara birer hediye/sünuh’tur»); İmâm Süllemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye; eş-anne-baba imtihânı — İsrâ 17/23 («Anne-babaya «öf» bile deme»); Lokman 31/14-15; Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1-3; ana-baba rızâsı hadîsi — Tirmizî, Birr 3 (no 1899) («Allâh’ın rızâsı baba-rızâsında, gazabı baba-gazabındadır»); cennet ana-ayağı altındadır — Nesâî, Cihâd 6 (no 3104); İbn Mâce, Cihâd 12; eşkıyâlıktan evliyâlığa kalp tahavvülü — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 76. Mektûb; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri‘âye li-Hukukillâh; «derviş kabuğu kıran ceviz» — Niyâzî-i Mısrî, Dîvân; Mustafa Özbağ Efendi dergâhının terbiye usûlü — Mustafâ Özbağ Efendi, İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Altıncı Esas — Allah Korkusu (Havf): «Ve’l-hâşi‘îne ve’l-hâşi‘âti» Ahzâb 33/35; Allah’tan korku — Bakara 2/40 («Yalnız Benden korkun»); Âl-i İmrân 3/175 («Onlardan korkmayın, mü’minseniz Benden korkun»); Mâ’ide 5/3; Tevbe 9/13; havf-ricâ tevhîdi — Mâide 5/35; Müslim, Tevbe 17 (Cibrîl Aleyhisselâm’ın Resûlullah’a havf-ricâ ders verişi); süt-meme hadîsi: «Allâh korkusundan ağlayan kimse, süt çıktığı memeye girmedikçe cehenneme girmez» — Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd 8 (no 1633); Nesâî, Cihâd 8; Ahmed, Müsned 2/505; Hâkim, Müstedrek 2/77; iki damla gözyaşı hadîsi: «Allâh için akıtılan iki damla gözyaşı… birisi cehennemi söndürür» — Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd 12 (no 1669); Ebû Dâvûd, Cihâd 40; mücevherât kâseyle gözyaşı — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 1/491; Suyûtî, el-Câmi’u’s-Sağîr; Acluni, Keşfu’l-Hafâ 2/195; havfin Allâh’a yaklaştırma vasfı — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri‘âye, bâbü’l-havf; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Havf ve’r-Recâ; İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, bâbü’l-havf; «kâfir korkudan kaçar, mü’min korkudan yaklaşır» tahlîli — Mevlânâ, Mesnevî 3. Defter, 4540-4570 beyitleri arası (havf-i Hak ile havf-i ğayr ayrımı); Hücvirî, Keşfü’l-Mahcûb, bâbü’l-havf.
  • Yedinci Esas — Sadaka, Zekât ve İnfâk: «Ve’l-mütesaddikîne ve’l-mütesaddikâti» Ahzâb 33/35; Bakara 2/261 (yedi başak yedi yüz tane misâli); Bakara 2/267 («Kazandıklarınızdan ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infâk edin»); Bakara 2/271 («Sadakaları açıkça verirseniz ne güzel; gizleyerek fakirlere verirseniz daha hayırlıdır»); Tevbe 9/103 («Mallarından sadaka al ki onları temizleyesin»); zekât hadd-i nisâbı (kırkta bir) — Buhârî, Zekât 1; Müslim, Zekât 1-3; iki melek hadîsi: «Her sabah iki melek iner; biri ‘Ya Rabbi! Infâk edenin malına bedel ver’ der, diğeri ‘Ya Rabbi! Cimrilik edenin malını telef et’» — Buhârî, Zekât 27 (no 1442); Müslim, Zekât 57 (no 1010); Ahmed, Müsned 2/305; «Yâ ibn Âdem! Infâk et, sana da infâk olunsun» hadîs-i kudsî — Buhârî, Tefsîr (Hud) 9 (no 4684); Müslim, Zekât 13 (no 993); ilim, kuvvet, duâ — infâk çeşitleri — Müslim, Zekât 53 (no 1006) («Her ma‘rûf bir sadakadır»); Tirmizî, Birr 36; Buhârî, Edeb 33 (tebessüm sadakadır); hasta ziyareti sadakadır — Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Birr 39; ihtiyacı olana ödünç vermek sadakadan üstün — Tirmizî, Sadaka 33 (kâr-ı hasen) — Hadîd 57/11; cömertlikte Hazret-i Osman zi’n-nûreyn modeli — Tebûk gazvesinde 300 deve, bin altın — Tirmizî, Menâkıb 18; İmâm Gazzâlî, İhyâ, Rub‘u’l-‘Âdât, Kitâbu Esrâri’z-Zekât.
  • Sekizinci Esas — Oruç: «Geçmiş Ümmetlere Farz Kılındığı Gibi…»: «Ve’s-sâimîne ve’s-sâimâti» Ahzâb 33/35; Bakara 2/183 («Yâ eyyühellezîne âmenû kütibe aleykümü’s-sıyâmu kemâ kütibe ‘ale’llezîne min kabliküm»); Bakara 2/184-187 (oruç hükümleri, Ramazân, fidye); İslâm’ın beş şartı — Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 21-22; oruç-cennet kapısı «Reyyân» — Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166; oruç-kalkan hadîsi — Buhârî, Savm 2; Müslim, Sıyâm 161; Şâfiî mezhebinde namaz/oruç/zekât terkinin küfür meselesi — İmâm Şâfiî, el-Ümm, Kitâbu’s-Salât (kasden namazı terk edenin tekfîri ictihâdı); Hanefî mezhebinde îmân-amel ayrımı (irca‘ tezi değil, fıkhî amelîlik) — İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber; İmâm Maturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, bâbü’l-îmân; Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; Şeybânî, el-Asl; İmâm Serahsî, el-Mebsût 1/172-180 (savm); Kâsânî, Bedâi‘u’s-Sanâi‘, Kitâbu’s-Savm; oruç tutmama özürleri (hastalık, hamilelik, lohusalık, yolculuk, yaşlılık) — Bakara 2/184-185; Buhârî, Savm 33-34; Müslim, Sıyâm 92-95; şeker hastalığında orucun fıkhı — Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu kararları; Mahmûd el-Aynî, el-Binâye; orucun nefisle mücâdeledeki yeri — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Esrâri’s-Sıyâm.
  • Dokuzuncu Esas — İffet: Cinsî Suçtan Öteye: «Ve’l-hâfizîne fürûcehum ve’l-hâfizâti» Ahzâb 33/35; Mü’minûn 23/5-7 («Onlar ki ferclerini korurlar»); Nûr 24/30-31 (gözleri sakınmak ve mahrem yerleri korumak); Mearic 70/29-31; Furkân 25/68 («Allâh’ın haram kıldığı canı öldürmezler, zinâ etmezler»); İsrâ 17/32 («Zinâya yaklaşmayın»); iffetli kazanç hadîsi: çalışkan kişiyi gören sahabenin Resûlullah’a sorması; Resûlullâh’ın «Eğer küçük çocuğu için çalışıyorsa Allâh yolundadır, yaşlı anne-babası için çalışıyorsa Allâh yolundadır, nefsinin iffetini korumak için çalışıyorsa Allâh yolundadır; ancak tefâhur ve övünmek için çıkmışsa şeytan yolundadır» — Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 4/325; Taberânî, el-Mu‘cemü’s-Sağîr; «Kim iffetli davranır istemezse Allâh onu iffetli kılar; kim istina gösterirse Allâh onu ganî kılar; kim sabırlı davranırsa Allâh ona sabır verir; hiç kimseye sabırdan daha hayırlı bir ihsân verilmemiştir» hadîsi — Buhârî, Zekât 50 (no 1469); Müslim, Zekât 124 (no 1053); Tirmizî, Birr 77; Ebû Dâvûd, Zekât 28 (no 1644); ilelmüteahhir tâifesi-i muhâsiblik — İbn Atâullah, el-Hikem, hikmet 124-130 (istina); İmâm Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn, bâbu’l-iffet ve te‘affuf.
  • Onuncu Esas — Allah’ı Çokça Zikir ve İbn Abbâs Tefsîri: «Ve’z-zâkirîne’llâhe kesîran ve’z-zâkirât» Ahzâb 33/35; çokça zikir emri — Ahzâb 33/41-42 («Yâ eyyühellezîne âmenü’zkürullâhe zikran kesîran ve sebbihûhu bukraten ve esîlâ»); Cum‘a 62/10; Bakara 2/152 («Beni anın, Ben de sizi anayım»); İbn Abbâs (Hibrü’l-Ümme) tefsîri: «buradaki zikirle namazların ardından sabah-akşam ve yatakta yapılan zikri kasdetmektedir» — Taberî, Câmiu’l-Beyân 22/9-10; İbn Kesîr, Tefsîr, Ahzâb 35; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr; namaz sonrası tesbihât — Buhârî, Ezân 155 (no 843); Müslim, Mesâcid 142-146 (33 Sübhânallâh, 33 Elhamdülillâh, 33 Allâhu Ekber, 100. tehlîl); sabah-akşam evrâdı — Mü’min 40/55, Furkân 25/62; Ebû Dâvûd, Edeb 110-112 (sabah-akşam tesbîhâtı); yatakta zikir — Buhârî, Daavât 6, Tevhîd 13; Müslim, Zikir 17, 19; Karabaş tarîkatında esmâ-yı seb‘a (Lâ ilâhe illâllâh — Allâh — Hû — Hayy — Hak — Kayyûm — Kahhâr) usûlü — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Karabâşî; «Kim uykudan uyanıp hanımını da uyandırır ve ikisi birlikte iki rekât namaz kılarlarsa Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar sınıfına kaydedilirler» hadîsi — Ebû Dâvûd, Tatavvu‘ 18 (no 1309); İbn Mâce, İkâmet 175 (no 1335); Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ; Hâkim, Müstedrek 1/308; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ.
  • Hadîs-i Kudsî — «Ben Kulumun Zannı Gibiyim» ve Hafî Zikir: «Enâ ‘inde zanni ‘abdî bî, ve enâ me‘ahû izâ zekeranî; fe-in zekeranî fî nefsihî zekertühû fî nefsî, ve in zekeranî fî melein zekertühû fî melein hayrin minhüm; ve in tekarrebe ileyye şibren tekarrebtü ileyhi zira‘an, ve in tekarrebe ileyye zira‘an tekarrebtü ileyhi bâ‘an, ve in etânî yemşî eteytühû hervelen, ve in lekiyenî bi-kurâbi’l-arzi hatîeten, lâ yüşrikü bî şey’en, lekîtühû bi-mislihâ mağfireten» — Buhârî, Tevhîd 15 (no 7405); Müslim, Zikir 2 (no 2675); Tirmizî, Daavât 131; İbn Mâce, Edeb 58; Ahmed, Müsned 2/251; «Beni anın Ben de sizi anayım» — Bakara 2/152; hafî zikir delilleri — A‘râf 7/55, 205 (içten ve sessizce yalvarmak); Meryem 19/3 (Zekeriyyâ aleyhisselâmın gizli niyâzı); Karabaş tarîkatında hafî-celî zikir farkı — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle; Mehmed Muhyiddîn Üftâde-i Velî, Vâkı‘ât; Hocazâde Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-Evliyâ; çarşıda zikir — Tirmizî, Daavât 28 (no 3428) (çarşıya girerken duâ ve zikrin fazîleti); İbn Hibbân, Sahîh; cemaatle zikir hadîsi — Müslim, Zikir 8, 11 (no 2700) («Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere oturursa melekler onları kuşatır, sekîne iner, rahmet onları bürür»); İbn Atâullah el-İskenderî, Miftâhu’l-Felâh ve Misbâhu’l-Ervâh; İmâm Nevevî, el-Ezkâr.
  • Soru-Cevap I — Helâlleşme ve Hırsızlık Sınırı: Helâlleşme âdâbı — Buhârî, Mezâlim 10 (no 2449) («Kim kardeşinin haksız yere üzerinde dünyâda iken hak varsa, dirhem-dînâr olmadan önce ondan helâllik istesin; çünkü kıyâmette amel-i sâlihinden alınır»); Müslim, Birr 60-61; Tirmizî, Kıyâme 2; hırsızlık had-cezâsı — Mâide 5/38 («Hırsız erkek ve hırsız kadın — kazandıklarına bir karşılık olarak ellerini kesin»); Buhârî, Hudûd 13; Müslim, Hudûd 1-12; gizli alma «hıyânet» kategorisi — Enfâl 8/27 («Ey îmân edenler, Allâh’a, Resûlüne hıyânet etmeyin, emânetlerinize de bilerek hıyânet etmeyin»); ailede mahremlik ve mâlî sınır — Hanefî fıkhında usûl-fer‘ ve eş arasında «mâlü’l-gayr» — İmâm Serahsî, el-Mebsût 11/132-150 (sirka); İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbu’s-Sirka; baba evinden yetişkin evlat tarafından zarûret-i hâcet kadar gıda alımı — Şâfiî, el-Ümm, Kitâbü’l-Lukata; cumhûr ulemânın «kifâyetü’l-mâ’unet» kâidesi — Kâsânî, Bedâi‘; tencere-zeytin-peynir-salça gibi mu‘tâd lâzımelerin câizlik şartı (akrabaya ihtiyâcı kadar, israfsız) — İbn Kudâme, el-Muğnî 8/210; çalışan elemanın «maaş tahsîli» bahanesiyle çek/parayı alıkoyması — kasten gizli zaptetme: hırsızlık-i mâlî — Hanefîlerde «hâinin kazandığı haram» — Buhârî, Mezâlim 1; emr-i bi’l-ma‘rûf ile aile içi tahsîl — Yusuf el-Karadâvî, el-Halâl ve’l-Harâm.
  • Soru-Cevap II — Şiş Burhânı ve Kerâmet Hak’tır: Hazret-i Ali radıyallâhu anh’ın bedenine ok saplanması ve namazda iken çıkarılması rivâyeti — Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 3/372; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ; Hâkim, Müstedrek; sahâbede meşhûr fizikî sebât kerâmetleri — Buhârî, Cihâd 99 (Ebû Talha’nın ok darbesi); Müslim, Cihâd 132; Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh’ın Hicret’te mağarada yılan deliği ısırılması ve zehirden müteessir olmaması — Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 2; Nakşibendiyye’de zehir burhânı — Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Mecmû‘atü’r-Resâil; Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâeddîn, Risâle-i Nakşibendiyye; mu‘cize ile kerâmet ayrımı — Bâkıllânî, el-Beyân ‘ani’l-Fark beyne’l-Mu‘cize ve’l-Kerâme; İmâm Maturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, bâbu’n-nubuvve; Ebû’l-Hasan el-Eş‘arî, Makâlâtü’l-İslâmiyyîn; kerâmet hakk’tır kavlinin dört mezhep imâmınca tasdîki — İmâm-ı ‘zam Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik, İmâm Şâfiî, Ahmed b. Hanbel — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 11/280-285; istidrâc tehlîkesi — Sâd 38/27; A‘râf 7/175-176 (Bel‘am b. Bâûrâ kıssası); kâfir-üstüne harikulâdelik = istidrâc — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Hacer Heytemî, el-Fetâvâ’l-Hadîsiyye; Karabaş tarîkatında şiş-zincir-kılıç burhânının manevî yorumu (mücâhede-i nefsin sembolü, ifrât yasağı) — Mehmed Muhyiddîn Üftâde, Vâkı‘ât; M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, kerâmet bahsi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Sabır, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı