Mesnevî 1781. Beyit Girişi: Halkın Gözyaşları İncidir, Cânân Şikâyetinden Hikâye Etmek
Hazret-i Pîr, bir önceki beytte halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir. Halk onu gözyaşı sanır demişti. Buradan devam ediyor şimdi Allâh’ın izniyle. Bunlar bütün beytler, bu beytler biraz daha tel yakanlardan. Ben ben canlar cânânından şikâyetçi değilim, hikâye etmekteyim. Belli bir hale gelen sûfîlerin, bilhassa aşıklık yolunda olanların, maşukundan şikayet etmesi kerih görülmüş. Başına ne geldiyse gelmiş, o aşıklar hiçbir şeyden şikayet etmemişler. Gelen başına gelen bela, müsve sıkıntı, derdi, gam, kasvet her ne ise, bunlardan şikayet etmemişler. Aslında şikayet etseler de onların o şikayetleri başlarına gelen hadiseden bıkkınlığından dolayı değil, Allâh’a yalvarma, yakarma, ona münacaat etme, ona yakın olmaya sebep olduğu için Ve Cenâb-ı Hak da duâ edilmesini, kendisinden istenilmesini sevdiği için yapmıştı.
Onların şikayetleri, avamın şikayeti gibi böyle bir isyan niteliğinde ve hatta serzeniş niteliğinde değil. Onların şikayetleri dostla, daha fazla dost olmak, daha yakın olmakla alakalı. O yüzden onların şikayetlerini, avamın şikayeti gibi görürsek meselenin içinden çıkamayız. Ben sevgiliyle konuşuyorum aslında, onunla konuşmaya bahane arıyorum. Ben derpten şikayet etmem, aşk yolunda zahmet çekmeyen rahat akavuşamaz. Bu zahmet aslında bana da acı gelmez. Gönlüm lale gibi, gül gibi nasıl kanlar avlat olmasın? Sevgili bir kez olsun gözünün ucundan bile bakıp iltifât etmedi. Bu can yakan derdi kime söyleyeyim? Kimlere gideyim de anlatayım? Kime şikayet edeyim? Benim gönlümü yakan, yıkan, beni kahırdan kahıra sürükleyen yine benim sevdiğim.
Ben hem aşktan aşıklıktan demireceğim hem de sevgililer sevgilisinden de şikayet edeceğim. Vallahi olmayacak bir şey, billâhi olmayacak bir şey. Ben yalancı aşıklardan değilim ki bu ancak şikâyet etmek yalancı aşıkların işidir. Hazret-i Pîr öyle demiş ya ben de böyle diyeyim. Devam ediyor. Hazret-i Pîr. Gönül ben ondan incindim dedikçe, gönlün bu asılsız ve ehemmiyetsiz nifakına gülmekteyim. Gönül kalbi ben ondan incindim diyor. Hazret-i Pîr diyor ki ben buna gülmekteyim. Gönlün bu fevaranına ben ondan incindim demesine ben diyor gülüp geçiyorum. Öyle demiş Hazret-i Pîr. Biz de onu şerh etmeye kendimizce okumaya çalışıyoruz işte. Gönül çektiği ızdıraplardan dolayı kendi kendine incindiğini söylemekte.
Bu gönlün nazı niyazı hakikatte ise gönül sevdiğinden böyle söylemekte. İstiyor ki her an sevdiğiyle sohbet etsin. Gönül aşkın eziyetinden incinme Rabbine dayan. Çünkü aşk onun yolunda incinmek ve incinmekten şikâyet etmek kafirliktir. Ah sevgili bir nazar et de şu gönlüme bir bak. Bu perişan haliyle bile yine yüz binlerce sağlam gönüle değer. Meczuptur, sarhoştur, rezil rüsvaidir diye kınama beni. Senden hiç ümidimi kesmedim. Senden ayrı olsam da hep seni sevmediğim. Hazret-iPir devam ediyor. Ey istikametin medarı iftiharı! Sen de istikamette bulun. Bu beyit’e baktığımızda iki hal olabilir. Bir, gönülden şikayeti var ya, gönülden şikayeti olduğu için bunu Hazret-iPir kendi gönlüne de söylemiş olabilir. sen aslında istikametin medarı iftiharısın. senin istikametin sağlamdır.
Ve yine kendine söylüyor bunu, sen de istikamette bulun. Ya da bunu direkt sevgilisine söylüyor, sevdiğine söylüyor. Diyor ki sen istikametin medarı iftiharısın. Sen de istikamette bulun bize karşı. bana karşı, aşığına karşı sen de istikamette bulun. Ben biraz bunu bu tarafa doğru yordum. ikisini de düşündüm kendimce.
Cânân’ı Sevmek ve Cânân’dan Şikâyet Etmemek — Sevgili-Sevdiğine Niyet İhlâsı
Dedim ki kendi gönlüne mi söylemiş bunu? Yoksa sevgilisine mi söylemiş? Ben sevdiğine söylediğine kâne oldum. Tabi işin manevi tarafına sonra geleceğim. Ama istikamet ne? Biz işin bu tarafına bakalım önce. Sufîler istikametle alakalı çok konuşurlar. Buna çok ehemmiyet gösterirler. kerametten fazla istikamet ehemmiyetlidir derler. Allâh rahmet eylesin. Üstadım Nevşehli Abdullah Gürbüz Efendi Hazretleri istikamete çok önem verirdi. öyle çok istikamete önem verirdi ki istikamet onun için sûfîlik yolunun en önemli unsurlarından birisiydi. Tabi bütün sûfîler bu istikameti önemsemişler. Çünkü bir kimsenin istikameti düzgün değilse varacağı yol da düzgün değildir. Menzili de düzgün olmaz. Ve doğru menzile ulaşmaz.
Doğru adrese ulaşmak için doğru yolu takip etmek gerekir. Doğru adrese yanlış yoldan ulaşmak mümkün değildir. İslâm merkezi bellidir. Ulaşılması gereken yer de bellidir. O merkeze gidilecek olan yol da bellidir. Başka bir yoldan gidemezsiniz siz. Cennete gidilecek yol bellidir. Başka bir yol arama. Başka yollar seni sapkınlığa götürür. Veyahut da Allâh’a dostluk yolu bellidir. Başka bir Allâh’a dostluk yolu arama. Başka bir Allâh’a dostluk yolunun bulunduğunu söyleyen kimse sapkındır. Yoldan çıkmıştır. yol Kuran Sünnettir sonuçta. Ve o Kuran Sünnet tarihisinde bir istikametin olması gerekir senin. O yüzden tarih boyunca istikameti bozuk olanlar dağılmışlar. İstikameti bozuk olanlar yolun sonunu görememişler.
İstikameti bozuk olanlar kendileri dağıldıkları gibi peşlerinden gidenleri de dağıtmışlar. Kendileri helak olduğu gibi etrafından peşinden gelenleri de helak etmişler. Bakın Âdem’den itibaren insanlık tarihi bu tip sapkınlıklarla kendilerini helak etmiş, etrafındakileri helak etmiş. Hatta bu tip sapkınlıklardan dolayı kendi etrafındaki askerlerini helak etmiş komutanlar, kendi devletine helak etmiş devlet başkanları, içinde bulunduğu yolu perişan etmiş, o yolun içerisindeki insanları perişan etmiş insanlarla doludur. Ve bunlar yola çıktıklarında da kendi kendilerine bu işlerin kendilerince doğru olduğunu böyle olması gerektiğini söylerler. Oysa Âdem’den itibaren İslâm dini bellidir. Tüm peygamberler hangi kurallara uyacağını ümmetlerine söylemişlerdir.
Bizim peygamberimiz de, sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri Muhammed Mustafâ bize dinin ne olduğunu, istikametinin ne olduğunu, din denilince neye tabi olunması gerektiğini bize beyan etmiş. Size iki şey bırakıyorum, kim bunlara sımsık yapışırsa kurtuluşa erer. Bunun birisi Allâh’ın ilahi kitabı Kur’ân, diğeri de benim sünnetlerimdir demişler. Başka bir hadîs-i şerte de size iki şey bırakıyorum, birisi Kur’ân, birisi de ehli beytimin yoludur demiş. O zaman oradaki ehli beytten de kasıt, sülale silsile olarak değil, oradaki ehli beytten kasıt istikameti düzgün, Kur’ân ve sünnete uygun yol demek. Bunun dışına çıkanlar sapkınlığa uğramışlar ve bunun dışına çıkanlar etrafındaki insanları da cehennemlik etmişler.
Veyahut da hem dünyaları harap olmuş, hem ahiretlere harap olmuş, hem paraları harap olmuş, pulları harap olmuş, aileler dağılmış, bir sürü eziyetler çekilmiş. Devletler yıkılmış, askerler ne yazık ki canlarından olmuş. Neden? Komutanın istikametinin bozuk olmasından. Neden? Devlet başkanının istikametinin bozuk olmasından. Neden? O cemaatin başındaki, o tarikatın başındaki ehliyetsiz kimsenin istikametinin bozuk olmasından. Bu İslâm dünyasında istikametsiz insanlar çok fazla. Çünkü ne yazık ki salt Kur’ân ve sünnete uyan, salt Kur’ân ve sünnete uyan bu konuda çok azalmış. Hatta ümmet de salt Kur’ân ve sünnete uyan insanları kerih görmüş. Demiş ki bu böyle Batı’nın diliyle söyleyeyim ne radikal Müslüman, radikal İslamcı, ne terörist, ne bunlar gerici, ne bunlar yobaz, ne bunlar irticacı.
Bunlar hep böyle Batı’nın Müslümanların üzerinde, Müslümanların üzerinde oynamış olduğu oyunlar. Ve ne yazık ki bizim içimizdeki Yahudi bozmaları da, altını çizerek söylüyorum, korkmuyorum. Bizim içimizdeki Yahudi bozmaları da, Mossad bozması, siyah ev yosmaları da bu sözleri almışlar. Buradaki yerel halkın dinini yaşamaya çalışan Müslümanların üzerine bu elbiseyi giydirmeye çalışmışlar. Birisi sünnet sakal bırakmış, irticacı demiş, yobaz demiş. Sünnet sakal bıraktı diye, ne o? Dirgen sakallı, sünnet sakal bıraktı diye olmadık hakaretleri söylemişler. Hala da söylüyorlar mı? Evet. Birisi sünnet sarık sarmış, ona bütün hakaretleri söylemişler mi? Evet.
Müslümanları Sövenler — Yahudî Ağzı, İngiliz Bozması Söylemler ve Ümmet Tepkisi
Birisi, ben demiş bir sûfî dergâha gidiyorum, bir cemâate gidiyorum, olanca hakaretleri söylemişler mi, söylüyorlar mı? Evet. Bunların hepsi de Yahudi ağzı. Hepsi de İngiliz bozması bu ağızların. Bakın hepsi de. Bir Müslümanın sünnetine laf söylüyorsan, bir Müslümanın farzına laf söylüyorsan, İngiliz bozması, mos satıyosmasısın. Başka bir şey değilsin. Cahil diye nitelendirmiyorum bunları. Bunlar din cahili aslında ama bunlar bilinçli münâfık. Bilinçli münâfık. O yüzden İslâm istikamet dinidir. İstikametin üzerinde olması gerekir. Bir Müslümanın, bir Müslümanın en fazla dikkat edeceği şey istikametidir. Eğer bir Müslüman kendi istikametine veya gittiği yolun istikametine veya bulunduğu cemaatin istikametine bakmıyorsa Allâh muhâfaza eylesin.
Sadece kendini sıkıntıya koymaz, etrafındaki insanları da sıkıntıya koyar. O yüzden istikamet demek dini, ahlaki hükümlere uygun bir hayat sürmektir. Hem dini hem de ahlaki hükümlere, kurallara uyaraktan hayat sürmektir. Her türlü aşırılıktan, buna din dahil, her türlü aşırılıktan ve her türlü çizgi dışında olmaktan sakınmaktır istikamet. Ve istikamet Allâh’a itaat etmek, Resulüne itaat etmek, Kur’ân ve Sünnet dairesinde hem fiiliyat olarak hem akli olarak hem de kalbi olarak Kur’ân Sünnet dairesinde yürümektir, yaşamaktır. Bakın hem akli olarak, bu ne demek? Bu işin akaidi demek. Hem de fiili olarak, bu ne demek? Bu da bu işin ameli demek. Hem de kalbi olarak, bu da bu işin nesidir? Takvasıdır, sufilidir, istikamet üzerine olmaktır. bunlara dikkat etmektir.
Bu böyle istikamet noktasına girince senin sabah yataktan kalkman, uyuman, işin, aşın, eşin, çocukların, günlük hayatın, bütün hayatının bütün alanını Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaşamandır. bir yerde Kur’ân ve Sünnet’e uyup, öbür tarafta Kur’ân ve Sünnet’ten taviz veremezsin. İstikamet ehli hayatının bütün alanını, gününün bütün saatlerini Kur’ân ve Sünnet’e göre ayarlar. Ancak istikamet öyle düzülür. O yüzden diyebilirsin, ya ne içiyorsun? Çay içiyorsun. Kardeş çay içerken de istikamete ne dikkat edeceksin? Ne içiyorsun? Su içiyorsun. Su içerken de istikametine dikkat edeceksin. Ne yapıyorsun? Tuvalete giriyorsun. Tuvalette de istikamet lazım. Banyoya giriyorsun. Banyoda da istikamet lazım.
Abdest alacaksın. Abdestte de istikamet lazım. Oruçta da istikamet lazım. Namazda da, zekâtta da istikamet lazım. Yolda yürüyorsun. Istikamet lazım. Yolda da düzgün yürüyeceksin. Müslüman yolda yürürken de düzgün yürür. Orada da istikamet lazım. En önemli istikamet ne? Dilde istikâmet lazım. En önemli istikamet ne? Fiyiliyatta istikamet lazım. En önemli istikamet ne? Kalbî olarak da sen istikamet ehli olman gerekir. Rabbim o noktada bizleri inşâallâh muhafaza eylesin. O zaman istikamet dediğimizde ifrat ve tevhritten uzak. İfrat ve tevhrit. Uzak bir dini hayat yaşamak. Bu ne demektir? sen sapkınlıktan uzak, Kur’ân ve Sünnetin koyduğu kaidelerden uzak bir dini hayat kurgulama. Kendi heva ve hevesinden bir dini hayat kurgulama. meşhur ya bu hadîs-i şerîf.
Din psikolojisi için muhteşemdir. üç kişi kendi kendine niyet etti. Birisi dedi ki cima etmeyeceğim. Birisi dedi ki hiç uyumayacağım. Öbürkü dedi ki her gün oruç tutacağım. Devamlı oruç tutacağım. Cebrâîl aleyhisselâm geldi bu konuyu Hz. Peygambere söyledi. Allâh Resûlü dedi ki sizlere ne oluyor? Allâh’tan en fazla korkanınız benim. Yer içerim, uyuyorum, cimat ederim dedi. Demek ki istikamet ne? İstikamet fıtratınla hem dinin fıtratı ile insanların fıtratları, dinin fıtratı ile insanların fıtratları barışıktır. Din insan fıtratının dışında bir şey emretmez. Din insan fıtratının üzerinde de bir şey emretmez. Âyet-i Kerim’de ne diyor? Ne diyor? Biz sizi kaldıramayacağınız yükle, yük yüklemeyiz.
Sana kaldıramayacağın bir yük yüklenmez. Sen fıtratının dışına çıkma. Sen fıtratınca hareket et. Hüsûlet, âyet 30. Muhakkak ki Rabbimiz Allâh’tır deyip, sonra dost doğru bir istikamet tuturanların üzerine melekler iner. Onlara korkmayın, üzülmeyin. Size vaad olunan cennetle sevinin derler. Demek ki bir kimse Rabbim Allâh deyip dost doğru bir istikamet üzerine olursa, Cenâb-ı Hak onun başına melek görevlendiriliyor. Bakın dikkat edin. Daha âhirete gitmedi. Daha dünyada. Cenâb-ı Hak onu melekler görevlendirir. Ona tavr-ı caizse melekler ona konuşuyor. Diyor ki korkmayın, üzülmeyin. Size vaad olunan cennet verilecektir. Evet. Bu âyet-i kerîme aslında tavr-ı caizse çok ümit var olan, insanı ümit var eden, insanı bu noktada daha da böyle coğuşturan bir âyet-i kerîme, insanı daha da fazla Allâh’a yakın, Allâh’a dostluk peyda ettiren bir âyet-i kerîme ve insanı tavr-ı caizse korkmaktan, yeisten, ümitsizlikten uzaklaştıran bir âyet-i kerîme.
Korkmama-Yeise Düşmeme Âyet-i Kerîmeleri ve İstikâmet Tâlimi: Dilde İstikâmet Girişi
Burada ümitsizlik söz konusu değil çünkü. Korkma, vaad ettiği verilecek. Ama öndeki şart ne? Öndeki şart şu, Rabbim Allâh’tır diyecek. Evet, bir hadîs-i şerîf, ey Allâh’ın elçisi, bana İslâm’da öyle bir şey emret ki, senden sonra onu kimseye sormayayım demişti. Allâh Resûlü cevap veriyor. Allâh’a îmân ettim de ve dost doğru ol buyurdu. Allâh’a îmân ettim de ve dost doğru ol. O adam dedi ki, en çok sakınacağım şey nedir diye sordu da Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dilini işaret buyurdu. Dilini, dilinden sakın. İmam-ı Ahmet tirmizî, Nesai, başka kanallardan da, diğer hadîs imamları da bunu normalde nakletmişler. bir yerde denk gelirseniz, diğer hadîs imamları bunlarda, aa başkası da nakletmişti.
Birkaç kanaldan bu hadîs-i şerîf nakledilmiş. Bu hadîs-i şerîfi almamız sebebi şu, istikametle alakalı, Bütün istikamet fiiliyatlarını ve unsurlarını kendi içerisinde toplamış. Ne yapacak? Bir, Allâh’a îmân ettim diyecek. İki, dost doğru olacak. Üç, dilini muhafaza edecek. Dil. O zaman bize istikametle alakalı bir yol çizdi. Üç, istikamet çıktı bizim önümüzde. Bir, sondan başlasak, dilde istikâmet lazım. Dilde istikâmet. O zaman ikincisi ne? Dost doğru ol diyor ya, dost doğru ol deyince, o zaman o kimsenin fiiliyatta, amelde istikamete çıktı. Ve başında da ne dedi? Dedi ki başında da, Rabbim Allâh’tır de. Allâh’a îmân ettim. Evet, Allâh’a îmân etti. Dost doğru olacak ve dilini muhafaza edecek.
Üç, istikamet merhalesi çıktı bize. Dilde istikâmet, fiiliyatta istikamet ve aynı zamanda da kalpte istikâmet. Çünkü îmân neyle alakalı? Kalpte alakalı. Neydi îmân? Kalp ile tasdik, dil ile ikrardı. Bakın dil ile ikrar, kalp ile tasdikti. O zaman bir Müslümanda aranılması gereken üç önemli istikamet çıktı. Bir Müslümanda, bir mümünde, bir Sufide olması gereken istikamet. Dilde istikâmet, fiiliyatta amelde istikâmet ve kalbinde kalbî istikâmet. Bir mü’min için bunlar olmazsa olmaz istikametlerdir. O zaman önce biz nereden başlayalım? Önce nereden başlayalım? Ümmet-i Muhammed’i helak eden, Ümmet-i Muhammed’in kazandıklarını aynı anda sarf ettiren. Hz. Pîr diyor ya, senin havuzun neden dolmaz? Havuzunda delik var diyor.
Senin havuzun o yüzden dolmuyor. Başka bir beyette de diyor ki, senin ambarı neden dolmaz? Ambarda diyor delik var. Bir taraftan sen ambara atıyorsun ama o delikten çıkıyor. Bu ne? Ümmet-i Muhammed sevap işliyor, namazını kılıyor, orucunu tutuyor, kendince ibadetler ediyor. Ama haramlarla, yanlışlıklarla, eksikliklerle topladığını harcıyor. çok özür dilerim sözümden dolayı. Hovarda adamlar vardır ya, o sene mahsulü kaldırır, üç ay sonra elinde hiçbir şey kalmaz. Ne oldu? Bardaydı, pavyondaydı, gece alevindeydi, orada burada yedi. derler ya o para tutmaz. Sebebi? Adam, hovarda adam. Ona bayat paraya yakışır mı? O kazan da anında verecek. Anında. Bu normalde gayrimeşru hovarda. Bir hovarda daha vardır, meşrudur o.
O da meşru hovarda. O ne? O da bayat para yemiyor. O da kazandığını tasattük ediyor. O da bu da normalde meşru hovarda. Bu gayrimeşru hovarda değil yani. Meşru olan ne yapıyor? O da tasattük ediyor. O da biriktirenlerden değil. İkisi de biriktirmiyor. Birisi hayra harcıyor, birisi şerre harcıyor. bir kimse, bunun altını çizeyim, cömertse her yerde cömerttir. Cimri ise her yerde cimridir. Sen git meyhaneden bir adamı al gel. Meyhaneden başkalarının masasında otlanmıyorsa, gelin birader hesaplar bizden diyorsa, o adam Müslüman olsun, o adam îmân etsin, biz yola girsin, hesaplar benden der. O başkasının eline bakmaz. O yüzden böyle sarhoşlarım, bu kimin? Sarhoş da vardır. Onlar cimridir ama o sarhoş sünepenin tekidir.
Yancıdır o. Bakar kim kimin masasına oturayım diye. Ölelerinden uzak duracaksın. Bak kimin masasına oturayım, kim bana kendini gösterir o, içeri bir bakar. Birisi desin ki gel birader buyur filan. Tabii. Yancı o. Olmadı gider böyle gene oturur bir masaya sığışır o. Ne yapıyorsunuz ya filan der. Ulan sana laf atan oldu mu? Yancı o. Onlardan uzak dur. Bir kimse elini cebine atmıyor. Uzak dur. Ondan dostluk kurma, ondan arkadaşlık kurma, ondan yolculuk yapma. Ondan yolculuk yapma. Elini cebine atmayanla yolculuk yapma. Elini cebine atmayanla bir sofraya bile oturma. Hastalık bulaşır sana. Manevi hastalık bu. Cimrilik manevi hastalıktır. Deseler ki en çok neden korkarsın? Cimrilikten korkarım. Cimri insan Allâh muhafız.
Allâh’ın sevmededir. Cimri insanla beraber olan Allâh’ın lanetini yanında taşıyor. Altını çizerek söylüyorum. Cimri kimseyle yolculuk yapıyorsun ya arabaya aldın gidiyorsun. Cimri. Allâh’ın lanetiyle yürüyorsun. Evet. Allâh muhafız. Allâh’ın hiç sevmediği insandır cimri insan. Cömert ise Allâh’ın sıfatıyla sıfatlanmıştır. Para yap ula bakmaz bunlar. Paralı adam, cömert adam diye bir kaide yok. Cömertlik Allâh’ın sıfatı kimde tecellî edecek belli değil. Cenâb-ı Hak ona lütfetmiş, ikram etmiş. Şimdi meseleyi toparlayalım.
Dilde İstikâmet: Kelime-i Tevhîd İkrârı, Şehâdet ve Sürekli Lisân Sorumluluğu
Dilde istikâmet. Dilde istikâmet ne? O kimse Allâh’ın varlığını, birliğini ikrar edecek. îmân etmek neydi? İkrar etmekti. Dil ile ikrar edecek. Dil ile söyleyecek. Ben Müslümanım diyecek. Ben Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlü dedim. Dil ile ikrar ettim. Ben Müslüman olduğumu söyledim. Bakın Müslüman olduğumu söyledim. Bu dil ile ikrar önemli. Bakın dil ile ikrar önemli. Sebeb diyorsun ki ben Müslümanlardanım. Ben İslâm hukukuna tabiyim. Ben Müslümanım. Benim önüm, ardım, sağım, solum, altım, üstüm, Kur’ân ve sünnete tabi diyorsun. Dil ile ikrar ettin. Ama bitti mi? Bitmedi. Ondan sonra ne olacak? O kimse böyle bunu söyledi. Onu söyledikten sonra o kimsenin dilinden biz emin olacağız.
Ne dedi. Kardeş Şerif’te Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri? Müslüman odur ki dilinden diğer insanlar emindirler. O zaman senin dilinden emin olacak. Evde eşin emin olacak. Çocukların emin olacak. Arkadaşların emin olacak senin dilinden. Senin dilinden etrafındaki insanlar emin olacak. O zaman ne demek? Sen dilin afatlarından uzak duracaksın. Dilin afatı ne? İlk önce küfür, şirk. Allâh muhâfaza eylesin. Bundan uzak duracaksın. Ve yalan söylemeyeceksin, yemin etmeyeceksin, gıybet etmeyeceksin, dedikode etmeyeceksin. İftira etmeyeceksin. İnsanların gizlediğini sen açıya vurmayacaksın. Onun bunun açığını araştırmayacaksın. Onun bunun açığını bulduysan bunu dile koymayacaksın. Dilinle fitne çıkarmayacaksın.
Dilini muhafaza edeceksin. Dilini koruyacaksın. Ve dilde istikameti koyacaksın. Dil Allâh’ı zikretmek için yaratıldı. Dil insanlarla hoş muhabbet kurmak için yaratıldı. Dil, Kur’ân ve Sünnet’i seni tebliğ etmek için yaratıldı. Dilin yaratılış sebebi bu. İnsanlarla anlaşasınız diye. Allâh’ı zikredesiniz diye. Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ edesiniz diye dil yaratıldı. Sen dili şeytani yollara götürürsen, o zaman dilde istikameti kaybettin. Dilde istikameti kaybedenler, amelde de kalpte de istikameti kaybederler. O yüzden dili başa koydum, dildeki istikameti. Dilin istikameti yok ise, dilin istikameti yok ise, amelin de kalbin de istikameti olmaz. Kalbin istikameti olmazsa, amelin de dilin de istikameti olmaz.
Bunların üçü de böyle birbirine bağlı bir hadise. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlik mucizesi bu sözleri. Peygamber mucizesi hadîs-i şerîfler. Baktığınız zaman ciltler dolusu yazılacak olan kitabi bilgileri üç cümlede toplamış. Üç cümlede. Ancak bir peygamber bunu yapabilir. Bakın biz bu üç cümleyi otursak, günlerce tefsir ederiz. Günlerce otursak dilin afatlarıyla alakalı bir sürü madde çıkarız. Bir sürü madde çıkarız. Bir başlarız şirki konuşmaya, 10 gün 15 gün şirk konuşuruz. Dilin afatı. Bakın 10-15 gün şirk konuşuruz. Neden? Bugünün insanın farkında değil. Her an dinden çıkıyor dille alakalı. Dille alakalı. O kadar ki, o kadar ki, dille alakalı bir şarkı söylüyorsun herhangi bir kimsenin şarkısından.
Gittin dille alakalı bir şarkı dinliyorsun. Aa dinledin onu, ooo ne kadar güzel dedin. Gitti. Dille alakalı bir şarkı dinliyorsun. Dille alakalı. Farkında değilsin. İsyan ederim ben bu kadere. Olur. Et hadi bakalım. Oh ne güzel de efkarlandık. Ne oldu ama? Olmadı. Onunla beraber cehenneme gidermiş. Sen cehennemden bir tane iğnenin ucu kadar deliğinden ateşini görsen gözün kör olur. Gözü kör olmayan sıcak. Cehennem ateşinden haberi yok. Dille olan hadise bu kadar sıkıntılı. Ee biz şimdi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle üç cümlede cidler dolusu kitap yazılacak şeyi söylemiş bize. O zaman ne yapacağız? Biz dilin afatlarından uzak durup dilimizi istikamete alacağız. Kur’ân ve sünnet dairesinde tutacağız dilimizi.
Ardından ne geliyor? Ardından fiilde istikamet. Müslümanların en büyük sıkıntıları bunlar. Dilde istikâmet, fiilde istikamet. Fiilde istikamet ne? Sufilerin, müminlerin, dervîşlerin bütün fiiliyatlarını, hal ve hareketlerini Kur’ân ve sünnet dairesinde tutma. Fiilde istikamet. Namaz kılmak fiilde istikamet. Oruç tutmak fiilde istikamet. Zekat vermek fiilde istikamet. Hacca gitmek fiilde istikamet. Fiilde istikamet. Baktın davranışlarını kontrol edeceksin, yürüyüşünü kontrol edeceksin, bakışını kontrol edeceksin, kaşlarını dahi kontrol edeceksin. Kaşını çatıp birisine böyle bakmayacaksın. Fiilde istikamet. Mü’min güler yüzlü olacak. Mütesbim, güler yüzlü olacak. Neydi Arapçası? Müttebessim. Evet.
Dil karışıyor benim de bazen demek ki işte. Evet. mü’min bütün fiiliyatlarını zapturapt altında tutacak. Bütün fiiliyatlarını. aslında ribat dedikleri, rabıta dedikleri bir kimsenin bütün her şeyiyle kendini kontrol altında tutması, dilini kontrol altında tutması, hareketlerini kontrol altında tutması, hareketlerini. Bu büyük ribat bunlar. Büyük rabıta bunlar. bilhassa sufilere şunu söylüyorlar şimdi. Muhakkak faydası var. Oturacaksın, 15 dakika şeyhinin kaşının, iki kaşının arasını, iki kaşının arasını getireceksin, rabıta edeceksin. Gez göz arpacık yapacaksın. Kalkacaksın, sonra 15 dakika sonra ağzına geleni söyleyeceksin.
Amelde İstikâmet: Sûfînin Ribâtta Nöbeti — Fiilî Edeb ve Sürekli Murâkabe
Olmadı. Bu sûfîlik değil. Sufî her dâim ribatdadır. o nöbettedir. her dâim kendi üzerinde, kendi üzerinde, titizlikte durur. Sufî. Dilinde, fiiliyatında, kalbinde her dâim o uyanıktır. demiş ya peygamberine, ey Davut, uyanık ol. Uyanık ol. O uyanık olmak zorunda. Bu da ne? Bu fiiliyatta istikamet. O zaman yapman gereken ibadetleri, yapman gereken ibadetleri, dosdoğru yapman. Ve o fiiliyat içerisinde durman. O fiiliyattan asla asla uzaklaşmaman. Ve onları yaparken de istikamet ya dengeli yapman. Dengeyi bozmaman. E o yeni dervişlerde vardır o bazılarında. Oturacak okumuş ya bir yerde. gecede bilmiyorum kaç bin tevhid okuyormuş o. Bir yerden okumuş. Oturacak, bilmiyorum kaç bin tevhid okuyacak ya o gece o.
O gece okumaya çalışıyor, bilmiyorum kaç bin tevhid. Sabah namazı yok. Ne oldu? Neden kalkmadın sabah namazına? Sen gece o kadar tevhid çekiyordun, sabah namazına kalkaydın. Sabah namazının farzını kılmaklığı, dünya ve içindekinden daha hayırlı dedi adı şerifte. Sen gece oturdun beş bin tevhid çekeceksin, üç bin tevhid çekeceksin. Güzel rüya göreceksin bir de. Bir de böyle kaşını gözünü çatacaksın. Güzel rüya görmek için mimiklerini böyle değiştireceksin. Zikrullâh’ta da böyle sıkıyor adam, hali görecek. Öyle hal görülmez. Sen kendini sıkmakla, dişini sıkmakla, gözünü kaşını sıkmakla hal göremezsin. Öyle bir şey yok. İstikametle görürsün. E ne yaptın sen? Gece iki bin, üç bin tevhid çekmek için sabah namazını vaktinde kılmadın.
Ezanlar okundu, saatler çaldı. Kurdun bütün elektronik cihazları. Cebinizde bir de herkesin cebinde akıllı telefonu da var, alarmı da var. O akıllı telefonu olup da sabah namazına vaktinde kalkamayanlar hesabı vereceksiniz. Kaydırın siz gece. Akıllılar var ya, tabii videoları kaydırın, küfredin, hakaret edin, ne yapmışlar deyin. Kadınlar bakın yemek tariflerine tabi yap. Kim ne yapmış? Ondan sonra adama liste ver. Ben bir tarif aldım. Eee şundan şu kadar gram, bundan bu kadar gram. Ulan ne arar biz de onlar? Bilmem ne peyniri tarifte. Zaten şu peynirler, bilhassa eriyen peynirler olmamış olsa hiçbir yemek olmayacak. Ulan bundan yirmi yıl önce anamda eriyen peynir yoktu. Kadıncağız bir çökelek peyniri biliyordu, bir tulum peyniri biliyordu.
Bir de bizim orada çamur peyniri var, çamur peynirini biliyordu. Biz bundan otuz yıl önce, kırk yıl önce, Bayındır’da, ne o kaşarı bilmezdik. Yok çeçil peyniri, yok bilmem ne peyniri, yok hellim peyniri, yok bellim peyniri. Ulan peynirden bol bir şey yok, bir sürü peynir var. Ulan altı üstü tulum peyniri veya da keçi peyniri. İkisinden biri, ulan al yiyin. Otantik, orijinal, natural. Yok bir sürü peynir çıkardılar, her yemeğin üzerine rendele peyniri, at fırına. Ulan ekmeğin üzerine daire rendele peyniri, at fırına onu ben de yaparım. Ama yok bakacaklar oradan, bilmem ne peyniri, Hollanda’dan gelsin, nereden Fransa’dan gelsin. Düşünebiliyor musunuz? Bu ülke peynir ithal ediyor ya. Bu ülke peynir ithal ediyor, peynir.
Bildiğiniz peynir ithal ediyor bu ülke. Otur saçını başını yol ya. Otur saçını başını yol. Bu ülke peynir ithal ediyor. Bu ülke tereyağı ithal ediyor. Bu ülke yurtdışından süt ürünleri ithal ediyor. Süt ürünleri ithal ediyor. Atını bilmediğim ve söyleyemeyeceğim, dilimin dönmeyeceği envai çeşit peynir. Ondan sonra rendele üzerine bakacak oradan ya yemek tarifleri. Tamam. Sabah namazı ne oldu? Sabah namazı yok. Dizi seyret, sabah namazı yok. Muhakkak onun bir dizisi var seyretcek onu. Sabah namazı ne oldu? Yok. Bakın yok. Gençler bilhassa genç kızlar. Ne o? Güney Kore dizisi. Neymiş? Bir de dil öğreniyorlarmış oradan. Soruda soruyorlar bana. Diyorlar Güney Kore dizilerinden dil öğreniyor mu seyretmemiz caiz mi?
Dil öğreniyoruz deyince ne diyeceksin? Seyredin diyeceksin. Sabah namazı nerede? Yok fiilde istikamet. Allâh bizi muhafaza eylesin. Ve o kimsenin yolunu, yolunu İslâm’la bağlaması, İslâm’la çevrelemesi, dost doğru yolda yürümesi. Ne dedi Âyet-i Kerîme’de sırat-ı müstakimle alakalı? Enam suresi âyet 153. Doğrusu bu. Benim müstakim yolumdur. Buna tabi olun. Başka yollarım eyle etmeyin. Zira onlar sizi Allâh’ın yolundan saptırır. O zaman biz fiiliatta istikamet için dost doğru Allâh’ın yolunda gideceğiz. Başka yollara gitmeyeceğiz. Bu dost doğru yol ne? İslâm dini. Bugün size din olarak İslâm’ı seçtim. Ve dininizi tamamladım. Kendine başka yol arama. Kendine başka bir şey arama. Yok uzak doğudan mistik bilmem neymiş.
Hımmm yapacağım. Kardeş oradan bir şey olmaz. Gel otur Allâh’ı zikret. Sabahtan akşama kadar rum desen bir faydası yok. Sabahtan akşama kadar Allâh desen Allâh’a vuslât olacaksın. Başka yol arama. Başka din arama. Başka sırat-ı müstakim arama. Allâh muhâfaza eylesin. İslâm’ın dışındaki bütün dinler batıldır. Bütün dinler. İslâm’ın dışındaki bütün dinler batıldır. Atıldır. Seni Allâh’a yaklaştırmaz. Seni cennetlik etmez. Aldanma bugünün bu gevşek insanlarına. Aldanma bugünün deccalistlerine. Neymiş de Hristiyanlar da cennete gideceklermiş. Değil. Evet İsa a.s. zamanındaki Hristiyanlar. Bozulmamış olan iyi seviler. Evet cennete gidecekler. Ama İsa Allâh’ın oğludur diyenler cennete gitmeyecekler.
Mûsâ a.s. zamanındaki Mûsâ evliler. Evet cennete gidecekler. Ve Ya’kub a.s. zamanındaki Ya’kubiler cennete gidecekler. Yusufiyeler cennete gidecekler. Eyvallâh bunda bir sıkıntımız yok bizim. Davut a.s. zamanındaki Yahudiler cennete gidecekler. Bunda bir sıkıntımız yok. Ama doğru yol İslâm, Kur’ân ve Sünnet. O zaman biz bu noktada istikametimizi bu noktada dizayn edeceğiz.
Kalpte İstikâmet: Ümmetin Acısını Hissetmek, Kalbin Mahallesi ve İslâm İşbirliği Teşkilatı Tenkîdi
Fiyiliyatlarımız, yolumuz dosdoğru olacak. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Kalpte istikâmet. Sizde bir organ vardır. Orası iyi ve doğruysa bütün vücut iyi ve doğrudur. Orası doğru değilse bütün vücut doğru değildir. O da kalptir. O zaman bizdeki en önemli bu manevi organlardan birisi ne? Kalp. Zahirle işimiz yok. O zahir kalp emme basma tulumba gibi ne yapıyor? Kanı deverhan ediyor. Ama bizde kalp dediğimiz ikinci gönül dediğimiz bir manevi olgu var. O da ne? Bu göğüs boşluğunda duruyor. O gönül dediğimiz şey. Gönül boşluğunda. Onun merkezi ne? Gönül boşluğu. Tam o göğüsümüzün ortası. Onun merkezi o. Onun merkezi kafada değil. Onun merkezi göğüste. Gönül boşluğunda. Ve bu da ne? İman. Kalbin işi.
İman. Kalbin işi. Teslimiyet. Kalbin işi. İhlas. Kalbin işi bunlar. En önemli şey. Kalbin işi. Niyet. Ameller niyetlere göre. O zaman kalpte istikâmet lazım. Ve kalbin üzerindedir amel, hayat ve bütün doğru ve yanlış davranışların merkezi hükmünde nedir? Kalp vardır. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp var. Kalp vardır. O zaman kalpte istikâmet gerekli. Ve en sıkıntılı istikamet de kalbin istikametidir. En sıkıntılı. Çünkü kalp her tarafa yönelebilir. Her tarafa kayabilir. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya. Ya Rabbi benim kalbimi senin dininde sabit eyle. Âmîn. Bakın Peygamber aslında bunu bizim için söylüyor.
Diyor ki bu kadar önemli, bu kadar ciddiyet isteyen bir şey. Neden? O kalp istikameti bütün her şeyi bozan veya her şeyi düzelten bir nokta. Kalbi insanın. İnsanın kalbi. Ve o kalpte bir bozulma var ise bütün vücut, bütün akıl, bütün fikriyat, bütün davranış bozuluyor. Eğer o kalpte bozulma söz konusuysa. Eğer kalp istikametini buldu, düzeldiyse bütün vücut düzeliyor. Aklın, fikrin, için, dışın her şeyin ne oluyor? Düzeliyor. Bu yüzden normalde kalbin istikameti biraz da o yüzden sona bıraktım bunu. Kalbin istikameti bütün istikametleri yönlendiren bir şey. Kalbinde ne var? Kalbinde ne var? Otur, tefekkür et. Kalbinde ne var? Kayıtçı, şartsız îmân edip Allâh’a teslim olmak mı var? Yoksa soru işaretleri mi var?
Acabaları mı var? Yoksa ya bu da bu zamanda olmaz şimdi mi var? Kalbinde ne var? Bu aslında bütün İslâm dünyasının en fazla rabuta etmesi gereken yeri bu. Kalpte ne var? Kimin sevgisi var? Neyin sevgisi var? Ne ağır basıyor kalpte bu önemli. Ve o yüzden Rabbimiz Allâh’tır dedik, dilimizde söyledik bunu. Ama kalben biz Rabbimiz Allâh’tır dedik mi kalben? Kalben dediysek Rabbimiz Allâh’tır dediysek biz neredeyiz? Fihiliyat ve fikriyat olarak kalbimiz Rabbimiz Allâh’tır dedi. O zaman fiiliyat ve fikriyat ve dil aynı merkezde olması lazım. Ama kalp Rabbimiz Allâh’tır deyip îmân ettiyse dildeki bozukluk ne? Kalp îmân ettiyse ameldeki bozukluk ne? Sen Rabbimiz Allâh’tır dedin namazı taca attın. Fihiliyat bozuldu o zaman kalbindeki Rabbimiz Allâh’tır sözü boşa çıktı.
Haşa sende boşa çıktı. Sen şimdi kalben Rabbimiz Allâh’tır dedin. E eşine sinkaflı konuştun küfür ettin. nerede kaldı senin kalbim Rabbimiz Allâh’tır dedi. Eşine namak küfür ettin. Namak vurdun çocuğuna namak küfür ettin. Kimden öğrendin küfrü? Haşa peygamber mi öğretti sana küfrü? Şeytan öğretti. kalbin Rabbimiz Allâh’tır dedin. Kalbin Rabbim Allâh’tır dedi. E sen aramın göbeğindesin. Nerede kaldı kalbin Rabbim Allâh’tır dedi. Bakın nasıl bozdu fiiliyatlar. O zaman kalbin Rabbim Allâh’tır dediğinde fiiliyatın dilinde Kur’ân ve sünnet tarihinde dursun. Kıypıttırma. Kıypıttırma Allâh muhâfaza eylesin. O zaman o kimsenin bir de Rabbim Allâh’tır demeyi son nefese kadar götürmek var. Son nefese kadar Rabbim Allâh’tır.
Kalpte istikametin en önemlisi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri vefat etti. Vefat ettikten sonra sahabeymiş görünenlerin bir kısmı dinden geri döndü. Evet. Muhammed öldü dediler dinden geri döndüler. Bakın onlar bir kısım daha var. Her dinden geri döndüler. Bakın onlar o kalbin istikametini devam ettiremediler. Daha ilerisini söyleyeyim. Bazı Arap kavimleri Müslümanmış gibi görünüyorlardı. Hz. Muhammed Mustafâ vefat edince o günü şenlik günü yaptılar. O günü şenlik günü yaptılar. Düğün dümbek vurdular Muhammed öldü diye sallallâhu aleyhi ve sellem için. şimdi pis İsrailli askerler diyorlar ya Muhammed öldü diye. Bayram yapıyorlar ya. Eğlence düzenliyorlar değil mi? Ve ne diyorlar kızlarınız kaldı bize diyorlar.
Kime diyorlar? Ümmet-i Muhammed’in kızlarına diyorlar. Sen diyorsun ki kızım benim yanımda. Ee gazeteki kız kimin? Senin değil mi? Gazeteki kadın kimin? Müslüman değil mi? Mü’min değil mi? Gazete aç duran Müslüman değil mi? Mü’min değil mi? Sen nasıl düşünmezsin? Sen nasıl üzülmezsin? Sen nasıl kederlenmezsin? Sen nasıl kendince çözüm nereden ne buluruz diye düşünmezsin? Hiç olmazsa idrakini genişlettir. De ki Ümmet-i Muhammed’in başındaki sistemlerin hepsi de Yahudileşmiş de. İtiraf et. Neymiş? İslâm İşbirliği Teşkilatıymış. Yalan. Müslümanları durdurmak için kurulmuş bir teşkilat.
Kalbin Acısı: Filistin-Gazze Mes’elesi, BM-İİT Tenkîdi ve PKK-Siyonist Örgüt İlişkisi
İslâm İşbirliği Teşkilatıymış. Kalbin acımıyor mu? Kalbin istikameti. Ve sen kalbinde bunun acısını hissetmiyorsan, kalbinde bunun hüznü yoksa, kalbinde bunun acısı yoksa, sen müminliğini tartış. Kendi incelendi, kendi imanını, inancını tartış. Sen Çin’deki adını Doğu Türkistan dedikleri yerdeki zulmü görmüyorsan, sen Hindistan’daki Müslümanların uğramış olduğu zulmü görmüyorsan, İslâm dünyasının neresinde olursa olsun, Müslümanlar olan zulme, sen gözünü kapatıyorsan, kalbini kapatıyorsan, sen kardeş, kalbinde istikamet bozulmuş senin. Ne dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem? Müslümanlar, mü’minler bir vücut gibidir. Bir yerine dedi, bir yerde bir şey olursa, nasıl o acıyı bütün vücutu hissederse, bir Müslümanın başına bir şey gelirse, sen o acıyı hissetceksin.
Kalpte istikâmet. Sen gazleyi düşünmüyorsan, sen Doğu Türkistân’ı düşünmüyorsan, sen Suriye’de Irak’ta, Suriye’de Irak’ta zulüm gören, işkence gören Müslümanları düşünmüyorsan, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanları, hatta dahilleri, zulüm gören insanları, kim hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun, bir sistem, bir devlet eğer ki kendi tabağısına zulmediyorsa, oradaki insanlara zulmediyorsa, Müslümansın, bundan sorumluyum diyeceksin. Bunun acısını yaşayacaksın. Bunun sıkıntısını, bunun derdini, bunun gamını hissedeceksin ve kendi kendine çok gülmeyeceksin. Kendi kendine bu bunlar, bu sıkıntılar, bu zulümler devam ederken, böyle eğlence meğlence koşmayacaksın. Bu sıkıntılar, bu zulümler devam ederken, kalben, kalben hüzün noktasında duracaksın.
Fazla sevince yer vermeyeceksin. Allâh muhâfaza eylesin. Bunu dikkat edeceksin. Müslümanlar zulüm altındayken, Müslümanlar inim inim inlerken ve çocuklar, kundaktaki çocuklar, yeni doğmuş bebekler, yeni doğmuş bebekler, yeni daha yürüyemeyen çocuklar, üç yaşında, beş yaşında, on yaşında çocuklar. Çok özür dilerim ama, böyle katliam yaparcasına öldürülüyorsa, canlı canlı ölüme terkediliyorsa ve bunlar dinleri yüzünden bu acıyı çekiyorlarsa, dinleri yüzünden. Senin sevinmeye hakkın yok kardeş. Senin kahkahayla gülmeye hakkın yok. Kalbinde istikamet var ise. Sen bir kötülüğü hiç olmazsa buz ederekten önlemeye çalışın. Bu da imanın en zayıf noktasıdır diyorsun ya. Ama bütün İslâm dünyasının kalbi, bütün İslâm dünyasının kalbi, zulüm gören Müslümanlarla alakalı kalbi oraya hareket etmeli.
Ve kalben o zulmedenlere buğuz etmeli. Dil olarak o zulüm altındakilere duâ etmeli. Dil olarak da o zulmedenlere beddua etmeli. Evet. Evet. Allâh’ın laneti zalimlerin üzerine olsun. Allâh’ın laneti Müslümanlara zulmedenlerin üzerine olsun. Bu Müslümanın istikametidir. Korkmayın. Korkmayın. Çekinmeyin. Korkup çekinmeyin. Bu dünya geçip bitiyor. Geçip bitiyor. Merak etmeyin. 16 yaşında ben babasız kaldım. Biz ayakta yaşamayı öğrendik. Sensiz de bu dünya yaşanır. Sensiz de yaşanır. Dünyanın da, çoluğun da, çocuğun da, eşin de sahibi Allâh. Korkup çekinip tırsmayın. Hakikati, hakikati söyleyin, anlatın. Kalbe buğuz edin. Dilinle ona lanet oku, oku. Müslümana lanet okuma. Allâh Resûlü, sanallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kafirlere lanet okudu.
Müslümanlara okumadı. Müslümanlarla alakalı ben lanet edici değilim dedi. Bedir de lanet etti, Uhurt da lanet etti, Hendek de lanet etti. Müşriklere. Evet. Allâh lanet ediyor. Yahudilere. Yahudilere Allâh lanet ediyor. Sen neden lanet etmeyeceksin? Kimden korkuyorsun? Yahudi bozmalarından mı korkuyorsun? Korkma. Bu dünya geçip bitiyor. Ama bu korkuyla biz, korkuyla hakkımızı savunamıyoruz. Hak ve hakikata ikramıyoruz. Gidersiniz mahkemede ifade verirsiniz. Bu kadar. Suç. Yahudilere alakalı hakaretvari konuşmak suç. Var ya anlaşmanlarla. Evet. İşletilmiyor. Ayrı mesele. İşletilmiyor. Tabi biz onun da farkında değiliz. Antisemitizm var ya. Evet. Antisemitizm. Evet. Ne yapıyorlar şimdi Avrupa’da?
Antisemitizm maddeleri harekete geçiriyorlar. Konuşanları derdest ediyorlar. Neredeymiş özgürlük? Yokmuş demek ki. Yoktu ki zaten hiç. Neredeymiş demokrasi? Yokmuş demek ki. Yok zaten aldatmaca. Demokrasi, insan hakları bilmem ne. Bunların hepsi de aldatmaca. Hepsi. Nerede demokrasi, insan hakları? nerede Birleşmiş Milletler kararları? Nerede? İsrâil’de çalışıyor mu bir şey? Çalışmıyor. Toplanıyor. Birleşmiş Milletler ne kararı aldı gene? Ateşkes kararı aldı. Onu Birleşmiş Milletlere kinaye eder gibi. O orada karar alıyor. Hastane bombalıyor aynı anda. Adam ne Birleşmiş Milletleri ya? Dinlemiyor. Birleşmiş Milletler İsrâil için değildir. Birleşmiş Milletler Batı için değildir. Birleşmiş Milletler Müslümanlar içindir.
Müslümanlara karşı kurulmuş bir örgüttür. Siyonist bir örgüttür. Siyonist bir örgüttür Birleşmiş Milletler. NATO, Siyonist bir örgüttür. NATO. Bildiğiniz Siyonist bir örgüttür. Ne o? Paracı? Dünya Bankası. Siyonist bir örgüttür. İMF, Siyonist bir örgüttür. Bakın örgüttür diyorum. Kurum demiyorum. Örgüt. Kurum dersen kurumun bir kuralı vardır böyle kendince. O kurallara uyar. Örgüt dersen örgütün hiçbir kuralı yoktur. Örgütün kuralı kuralsızlıktır.
Kalbin Hüznü: Ümmet Şuûru, Kalbin Bozulması ve Kalpler Ancak Zikrullâh ile Mutmain Olur
Ne diyoruz biz? PKK terörist örgütü değil mi? Örgüt. Siyonist bir örgüttür o da. PKK da Siyonist bir örgüttür. Evet. Açık açık söylüyorum bakın bunları. Bunları bilin. PKK Siyonist bir örgüttür. DAİS Siyonist bir örgüttür. Siyonist bir örgüttür. Devgenç Siyonist bir örgüttür. Devsol Siyonist bir örgüttür. Bizleri böyle kandırıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Birleşmiş Milletler Siyonist bir örgüttür diyorum. İster bunu böyle arzu ederseniz böyle bir çalışma yaparım. Birleşmiş Milletlerin Siyonist bir örgüt olduğunu sizin önünüze belgelerle koyarım. NATO’nun Siyonist bir örgüt olduğunu belgelerle koyarım ortaya. İslâm dünyasının başındaki liderlerin Siyonist örgütün birer elemanı olduğunu sizin önünüze koyarım.
Siyonist bir örgütünün elemanlar olduğunu elemanı bakın. Elemanı önünüze koyarım. Evet. Ve Mason teşkilatlarının Siyonist örgütünün bir kolu olduğunu önünüze koyarım. Ve dünya üzerindeki bakanların, başbakanların, cumhurbaşkanlarının, yüzde 90’ının üstündekilerin hepsinin de Mason veya Siyonist örgüte üye olduğunu önünüze koyarım. Belgelerle. Belgesiz değil. Belgelerle koyarım. Allâh bizi affetsin. O zaman ne olmuş olduğu kalpte istikâmet. Bakın siz bir Siyonist örgüte müntesip bir kimseyi sevemezsiniz. Kalpte istikâmet. Siz Siyonist bir örgüte müntesip, Siyonist bir örgütün elemanını sevemezsiniz. Kalpte istikâmet. O yüzden derim sevdiklerinizi sıralayın kalbinizde. Sen Siyonist bir örgütün elemanını sevdiğin müddetçe o kalpten îmân bekleme sen.
Neden? Mûsâ’ya dedi ya. Mûsâ dedi ki ne yapayım? Bana söyle. Ya Mûsâ, benim dostumla dost, düşmanımla düşman oldun mu ki dedi ona. Dikkat edin Hadis-i Kutsi’ye. Benim dostumla dost, benim düşmanıma düşman oldun mu ki? Kalbin istikameti. Sen Allâh’a dostun, Allâh dostuyla dost olacaksın. Allâh’ın düşmanına düşman olacaksın. Biride yazmış bana ne olursan ol gel diyen insan. Ben ne olursan ol gel diyenlerden değilim. O söz Mevlânâ Celalettin Rum’a ait değil. Mevlânâ’ya da iftira atıyorlar. Ne olursan ol gel demiş. Ne alakası var? Ben Kur’ân’ın kuluyum. Muhammed Mustafâ’nın yolunun tozuyum. Bunun dışında bana söylenenlerden ben uzağım. Söyleyenlerden de o sözden de uzağım. Hazret-i Mevlânâ’nın söylediği söz bu.
Tutturmuşlar dünya üzerinde şimdi. Ne olursan ol gel. Yok kardeşim öyle. Tevbe et gel. İstamo’l gel. Allâh’a düşman olup da sen benden dostluk bekleme. Sen Allâh düşmanısın. Allâh’a düşmansın. Allâh’a düşman olanla mı dost olayım? Olmam. Allâh, Peygamber’in adına bir şey söyleyelim. Peygamberine dedi. Sen dedi gözünü onlara çevirirsen seni onlardan yapıveririm dedi. Peygamberine dedi. Peygamberine. Dedi sakın gözünü müminlerden çevirme. O gece gündüz Allâh’ı zikredip Allâh’a duâ edenlerle beraber ol dedi. Onlarla otur dedi. Peygamberine. Allâh düşmanlarıyla oturup kalkmayacaksın. Kalpte istikâmet. Allâh düşmanıyla işin yok. Allâh düşmanıyla muhabbet ettin kalpte istikametin kalmadı. Sevdiğine dikkat et.
Seviyorum dediğine dikkat et. Kalpte istikametin en önemli şeyi. En önemli kimi sevdin? Neyi sevdin? Bu önemli. O zaman kalbin istikameti neyle? Neyle? O istikamet zikrullâh ile. O istikamet Allâh dostlarıyla. O istikamet iyi amelle. Kalbi koru, kalbi muhafaza et. Kalbi muhafaza et. Neyle? Zikrullâh ile. Şimdi kalbi istikamete sokacağız ya. İman ettik, amel ettik. O kalbin istikamette durması lazım. Kalbin yalpalamaması lazım. Kalbin oraya buraya kaymaması lazım. Neyle? Dikkat edin. Haberiniz olsun kalpler ancak Allâh’ı zikir ile mutmain olur. Âyet-i Kerîme bu. Kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Kalbin istikametini istiyorsan o kalp Allâh’ı zikretcek. Kalbi zikrullâh ile hemhal edeceksin.
Kalbi zikrullâh ile hemhal edeceksin. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne buyurdu? Dedi ki kalpte zikrullâh var ise şeytan kalbin kapısının dışında durur. Hadîs-i Şerîfin başı bu. Şeytan diyor kalbin kapısında durur. İçeride zikrullâh var ise şeytan oraya giremez. Ama diyor kalp zikrullâhdan kesilince şeytan hemen oraya oturur. Tabiat, fıtrat, boşluk kabul etmez. Bir şey oradan çıkarsa başka bir şey gelir oturur. İman kalpten çıkarsa küfür oturur. Küfür kalpten çıkarsa îmân oturur. Allâh sevgisi kalpten çıkınca şeytani şeylerin sevgisi oturur. Zikrullâh sevgisi kalpten çıkınca şeytan sevgisi oturur. Zikrullâh kalpten çıktı şeytan geldi oturur. Kalp senin sarayın. Manevi sarayın.
Manevi sarayda padişah kimse orada onun hükmü çıktı. Bir padişah, bir ülke padişahı, bir sarayın padişahı hükmü kim koyuyor? Padişah koyuyor. E zikrullâh çıktı şeytan geldi otururdu oraya.
Nefs Mertebeleri (Fecr 89/27-28): Emmâre, Levvâme, Mülhime ve Nefs-i Mutmainne — Dördüncü Makam
Kalbin istikameti bozuldu. Kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Devam ediyor Âyât-i Kerîme’e. Ey nefis, ey insan! Rabbine mutmainne olarak dön. Rabbine mutmainne olarak dön. Senin dönüşün Allâh’a. O zaman Allâh’a dönerken mutmain olmuş bir kalple dön. Mutmain, Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne’e. Dördüncü makam. Dördüncü makam. Sen bir sûfî olarak en az dördüncü makamda vefat edeceksin. Kalbin mutmain olacak. Allâh bir, Allâh var. İman ettim. Ve kalbin Allâh diyecek. Sen yakazada kalacaksın. Ders çekiyorsun ya. yarı uykulu çekiyorsun ya. Aman şu dersi bitireyim ya. Ne yapayım cânım? Bu dersi de çekmem lazım. hiç olmazsa bin tevhid çökeyim ya. İyi hadi bir çek ya. böyle bir çek ya. La ilâhe illallah, la ilâhe illallah.
Kaldı. Lan film olsa uyumuyorsun. Maç olsa uyumuyorsun. Oyun eğlence olsa oyun o. Uyumuyorsun. Düğün denmek olsa uyumuyorsun. Zikrullâh’ta mı uyuyorsun? Ben şimdi başladım. Efendim uyuyamıyorum. Tevhid çek diyorum. La ilâhe illallah çek. Şeytan uyutacak zaten seni. Hiçbirisi de geri dönmüyor. Ben la ilâhe illallah demeye başladım. Hiç uyku tutmadı beni. Demiyor. Allâh razı olsun. La ilâhe illallah. Başladım uyudum. Uyuyacaksın tabi. Şeytan la ilâhe illallah dememen için. Hemen mışıl mışıl uyutmak için. Zaman ayırıyor zaten. Tabi. Bir bakmışsın. Horlamış la ilâhe illallah derken. Bir de onu zikrullâh yaparken uyudu ya. Ne kadar güzel. Tabi. Hele bir de küçücük böyle bir yeşillik gördü. Allâh.
Değme keyfine. Yeşilliklerin içinde dolaştı. Hemen yazması lazım bir de onu. Saat 3. Selâmün aleyküm efendim. Şimdi az önce yakaz halindeyken. Yeşilliklerin içerisinde dolaştım. Anlamı nedir? Tabi bakıyor saat 3. Ben okuyorum onu. Cevap yazmıyor mu? Bir soru işareti gönderiyor. El bombası o. Fitili çekiyor atıyor. ne oldu ben koskoca rüya anlattım buraya. Yazdım. Eee yeşillikler içerisinde de dolaştım. Eee saat 3. Eee bir de okudum sen ayaktasın uyanıksın. Eee soru işareti nerede cevap? Cevap yok. O zaman bir çaldırmak lazım. Hatırlat kendini. Kapatıyor. Bir çaldırıyor. Dervişler muhteşem ya. Şikayet etmiyorum. Şikayet değil. Diyor ya şikayet etmiyorum diye. Aşk yolunda şikayet yok. Muhteşem yeşillik görmüş.
Onun için o şey oldu. Değil kardeş şeytan seni uyuttu. Neden? Virdini bitirmedi senin. Sen virt çekiyordun böyle. La ilâhe illallah derken kalbin Allâh attı. Bu ses nereden geldi? Gecenin vaktinde. Dinliyor şimdi dervîş. Bu Allâh sesi nereden geldi? Kalbine bakmıyor daha yeni. Çömez daha. Ya korkuyor yavaşça. Kimse uyandırmadan şuradan yatağın içine bir gireyim. Veya hatta yavaşça şuraya divana uyduranayım ya. Bir de bakıyor etrafına. Bakma işte. Kalbinden geldi o ses. Allâh’tan geldi o ses. Yok öyle korkuyor. Yavaşça tespihi kenara bırakıyor. Göstermiyor. Göstermeyecek onu. Ses dahi çıkarmıyor. Yavaşça kenara koyuyor. Benim kalbime geleni söyleyeyim. Şimdi diyorum bunun kulağına. Huu diyeceğim pat ölecek.
Ya da korkudan diyeceğim. Ertesi sabah gelecek. Efendim şu tespihini bir şey söyleyelim. Korkunç bir şey. Korkunç bir şey. Korkunç bir şey. Ertesi sabah gelecek. Efendim şu tespihini al. Şu dersini de al. Duâ eşik sesler duydum ben. Ben dayanamayacağım bu seslere diyecek. O kalbin Allâh diyecek. Veya sen başlayacaksın. La ilâhe illallah. Her la ilâhe illallah. Sen dilinle yetiştiremezsin bunu çünkü. Ardından söyleyeceğim. Sen La ilâhe illallah. Oradan Muhammed Resûlullâh. Muhammed Resûlullâh. Muhammed Resûlullâh. Muhammed Resûlullâh. Muhammed Resûlullâh diyor. Aaa. Sen la ilâhe illallah dedikçe o da Muhammed Resûlullâh diyor. Sen la ilâhe illallah diyor. O Muhammed Resûlullâh diyor. Sen veya şeyhin dedi ya sana.
Sayısız hu çek. Öyle ya. Veya hu Allâh de. Sen şimdi oturdun hu Allâh. Hû Hû hu Allâh. Hû Hû hu Allâh derken. Kalbinden Hay ism-i şerîfi geldi. Bu ne demek biliyor musun? Meratip olarak hu dan hay’a geçiyorsun yavaş yavaş. Nefis meratip olarak. Veya hatta sen hu Allâh. Bir an gitmişsin. Hay. Kendiliğinden geliyor. Kalbinden geliyor. Bu senin bunda istikamet vermen yok. Senin ihtiyarın yok bunda. Kalpte istikameti anlatıyorum size. Sûfîcesini anlatıyorum. Sen üstadın sana bir esma var. Onu çekiyorsun sen. Ama kalp, kalp bir çift üstünü söylüyor. Harika. Harika. Bakın harika. Kalbinde istikamet var. Veya hatta sen vardır böyle dervîş kardeşler. Sen mesela tevhide başlamışsın. Bir kendine geliyorsun.
Hay esmasını çekiyorsun. Şimdi kendine. Ama bu böyle, ya kola yeme geldi. Hay. Öyle değil bu. Bu aklın işi değil. Bu kalbin işi olacak. Bu ne? O zaman kalbin istikameti. O yüzden Sufî kalbini nefs-i mutmainneye getirecek. Nefs-i mutmainliğe getirecek. Kalbin istikamette olması için. Bu da ne? Bu da kalbin istikameti. Daha çok böyle şeyler yazmışım. Bu baya baya yazmışım. Evet. Şimdi dilde istikâmet var. Amelde istikâmet var.
Sırda İstikâmet: Hûd 11/112 «Festakım Kemâ Ümirte», Vahdeti Müşâhede ve Mürşid-i Kâmillik Tâcı
Kalpte istikâmet var. Ee istikamet daha ilerliyor. Orada kalmıyor. Bu işin böyle işte. işte has. Hasül hasa bir de yaklaştı artık. Bu dördüncü makam has makamı. Ee hasül hası var bir daha ileri doğru. O zaman ne? O zaman bir de sırda istikâmet var. Kalpte kalmadı iş. Sırdan sonra ruhda istikamet var. Orada da kalmadı iş. O zaman sırda istikâmet lazım. Kalpte istikâmet oturunca sırda istikâmet. O iş büyüdü. Hz. Peygambere diyor ya Allâh’a bak. Emrolunduğun istikamet üzerine ol. Hûd Sûresi. Sonunda Hz. Şerif’de Allâh Resûlü diyor ya. Bu âyet-i kerimi okunduktan sonra bu geldikten sonra beni diyor bu hud süresi bu âyet ihtiyarlattı, kocattı beni diyor. Emrolunduğum gibi istikamet üzerine ol. Şimdi bu artık kalbi istikametin üstünde emrolunduğun gibi. burada işin içerisine sır perdesi oldu.
Sır perdesindeki emrolunduğun üzerinde. Burada artık senin ihtiyarın kalmadı. Hz. Piyerin bahsettiği yer burası olması. Allâh’u Alem. Peygamberine emrolunduğun üzerine ol demiş ya. O zaman buradaki mesele biraz daha kalbi istikametin üstüne çıktı. Kalbi aslında bu akşam konuşacağım şey kendimce kalbi istikamete kadardı. Ama laf lafa derler ya sırda istikâmet. O zaman o kimse artık sûfî kemale erdi. Kalbi istikametten ileri girdi. Kalbi istikametten ileri geçince o kimse artık böyle kemale erdiğince vahdeti müşahede etmeye başladı. Vahtet birliği müşahede ediyor. Birliği müşahede ettiğinde çokluğa gözü kör oldu. Çokluğu müşahede ettiğinde birliğe gözü kör oldu. Manevi olarak. Bu o kimsenin sırda istikameti.
Henüz daha ruhta istikameti var. Ve o çünkü bir perdeye geçtiğinde öbür perdeden bir haber oldu. Öbür perdeden bir şey göremez oldu. Öbür perdeden göremezliğinden dolayı sırda istikâmet. Bir tarafta müşahede etti, öbür tarafta müşahededen uzak oldu. Perdelendi. Sırda istikâmet. O kimsenin öyle bir noktaya geldiğinde iki perdeden de birden haberi olması gerekir. O zaman sırda istikameti yakalamıştır, ruhta istikamete geçer. Eğer bu sırda istikamette kalanlar ne oldu? Ondan sonra bir tarafa geçtiğinde bir taraf kör oldu, bir tarafa geçtiğinde bir taraf kör oldu. Bir taraf kör oldu. Asıl makam sahibi olursa o zaman bir tarafa geçtiğinde bir tarafı kör olmaması lazım. Makam sahibi olduğunda her iki tarafa da aynı müşahede altında oldu.
O zaman o kimse ne oldu? O zaman ruhta istikamete geçti. Burası seyr-i sülûkün son aşamaları. Sufî’nin yolunda son aşamalar. Bunların kitaptan okuyacağınız bir kitap yok. Bazıları böyle bunları kitaptan bulabilir miyim diye arıyorlar, aramasınlar bunları. Bu sırda istikâmet olan kimse kalbi istikametten bir çıt yukarı çıktı. Bir çıt yukarı çıktı artık mesela birliği, vahdeti müşahedetiyor. Her şeyi bir görüyor. Eyvallâh. Ama çokluğu görmüyor. Çokluk perdesine geçtiğinde birlik perdesine kör. Birlik perdesini gördü. Bu zaman dedi ki birlik perdesi bu. Onun da kendi içerisinde rumuzları vardır. Onun da kendi içerisinde delilleri vardır kendi içinde. Bunu senin şeyhin ya da pirin ya da sahâbelerden bir kimse ya da geçmiş peygamberlerden bir kimse, öğreticin olur.
Eğer normalde sen kurmayı olacaksan daha daha açığını söyleyeyim. Eğer sen mürşid-i kâmillik yolunda yürüyorsan, mürşid-i kâmillik yolunda yürüyorsan ve mürşid-i kâmilliğinin seviyesi ne olacak? Oradaki peygamberin öğretisinden bilirsin. İsa aleyhisselâm mı? Mûsâ aleyhisselâm mı? İbrahim aleyhisselâm mı? Kim sana bu sırda istikameti öğretiyor? O senin mürşid-i kâmillik tacını giyip giymeyeceğini belirler. O peygamberse. Sahabelerden bir kimse de olabilir. Örneğin sahabelerden kimse mesela cihar yeri güzinse evet bir mürşidlik tacı giyeceksin sen. Açık açık konuşuyorum bunları. Öleceğim gideceğim hiç kimse öğrenmeden gideceğim ben. Acı bir şey benim için de acı bir şey. Ben buna da üzülüyorum.
En büyük üzüntülerimden birisi de bu. En büyük üzüntülerimden birisi bu. Bu son zamanlarda iyice vurmaya başladı bana. O yüzden defteri kitabı attım artık kenara. Bu sırrın istikâmeti. Şimdi bunun üzerinde bir tecelliyatta rûhun istikâmeti. Ruhun istikametini o kimse ruh olarak oraya ulaştığında orada da ayrı bir tecelliyatı var. Orada da ayrı bir tecelliyât yaşanır. Allâh-u Alem Hz. Pîr Efendimiz şimdi konuşacağım hali belki de işaret etti. Oradaki hal şudur. O kimse kah cemal perdesine geçer kah celal perdesine geçer. Ne celâl perdesi onun için durak noktasıdır ne de cemâl perdesi onun için durak noktasıdır. O yüzden bu hususi bir nokta, hususi bir dairedir. Ve emrolunduğun gibi ol. Orada o kimsenin artık kendi idraki ve kendi iradesi yoktur.
Rûhta İstikâmet: Cemâl-Celâl Perdesi, Ayân-ı Sâbite, Cüz’î İrâde ve Hz. Pîr’in İstikâmet Niyâzı
Onun orada ayağı sâbit etsi devreye girer. Ayağını sabit etsin de celaldense celalden, cemaldense cemalden. Ne celale sözü geçer ne cemale sözü geçer. O kah celal perdesinde durur kah cemal perdesinde durur. Celal perdesinde durduğunda cemâliyyetin hüznünü yaşar. Celal perdesinde durduğunda cemâliyyetin kahrını yaşar. O kimse bir türlü bu noktada tam bir istikamet sahibi bu manada değildir. Artık o celalle cemal arasında bir o tarafa döner celal bu tarafı döner cemal. O celalle cemal arasında habire gider gelir. Ama buradaki bunun durumu bunun hali ayağını sabiteyle alakalıdır. Artık o ayağı sâbit esinde neyi istediyse ayağı sâbit esinde o istediğini aslında kendi istediğini yaşar. Ve hakikatte insanlar kendi ayağını sabitelerine koşarlar.
Bu belki de cüz’î irâde yokmuş gibi gelir insanlara. Ama burada cüz’î irâdesiyle ayağı sâbit edeki iradesine koşar. Ve insanoğlu ayağı sâbit edeki iradesine koştuğunu bilmez. Ama ayağı sâbit esinde ne yaşadıysa neyi istediyse kendi cüz’î irâdesiyle bu dünyada da oraya doğru koşar. Bu ayağı sâbit edesenin aklın vardı yoktu kalbin vardı yoktu bu ayrı bir meseledir. Ama belli bir hale gelen insanların buradaki ayağı sâbit edeki idrakleri kendi idrakleri değildir. O idrâk elbisesi ona giydirilmiştir o seçilmiştir çünkü. Peygamberler ayağını sabitede seçilmiştir. Büyük mürşid-i kâmiller ayağını sabitede seçilmiştir. O elbiseler onların kendi isteyerekten giydiği elbiseler değildir o elbiseler onları giydirilmiştir.
O yüzden Hazret-iPir durur ve Hazret-iPir der ki ey istikâmetin medâr-ı iftihârı sende istikamet sen bize istikamet çiz der. Çünkü kendisinin idrakı değildir kendisinin isteği değildir. O istikamet ama celalde durmak ama cemalde durmak o zatın kendi isteği değildir o zatın kendi idrakı da değildir. Onun kendi idrakı ve isteği olmadığından ayağını sabitedeki istek ve ayağını sabitede giydirilen elbise onda tecellî ettiğinden dolayı Hazret-iPir ama hüznün içinde ama kederin içinde ama sevincin içinde ama gamın içinde o sevgililer sevgilisine feryat eder. Der ki istikametin medarı iftiharı sensin sen bizde istikamette bulun. Bizim istikametimizi sen seç bizim istikametimizi önümüze sen koy. İster celal perdesine koy buna razıyız ister cemal perdesine koy buna razıyız ister bize rahmet perdesine koy buna razıyız ister bizi kahır perdesine kahhar perdesine koy biz buna razıyız.
O istikamet artık o zatın değildir bu da ruhta istikamettir dilime geldiği müddetçe kalbimdeki bu hale gelen bir kimsenin artık bazı şeylerden sorumluluğu kalkar. Gelen ama cemal onunla sorumluluğu kalmaz bu onun idraki değil bu onun ihtiyarı değildir. O yüzden kahır da sevinc de keder de mutluluk da onun için iki eli gibidir ister celalden cemal’e çevirir ister cemal’den celal’e çevirir. Bu da rûhun istikâmeti olsun. E burada bırakalım ya hakkınızı helal edin. El Fâtihâ. es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh. Âmîn. Âmîn. Hû Hû. Atmışın orta yere bir beyit arkandan gelenler ne eylesin ya. Atmış bir beyit ortaya. Hadi neymiş çıkın işin içinden çıkabilirsiniz.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî-i Ma’nevî 1781. Beyit: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1781. beyit («Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir; halk onu gözyaşı sanır»); Mesnevî-i Şerîf, 1. Defter, ney metaforu ve cânân şikâyeti — beyit 1-18 («Bişnev ez ney»); Abdülbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; Ankaravî İsmâil Rusûhî, Mecmuatü’l-Letâif; Sarı Abdullah Efendi, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî.
- Cânân Şikâyetinden Hikâye Etmek — Sûfî Edebi: «Ben cânânımdan şikâyetçi değilim, hikâye etmekteyim» — Mesnevî, 1. Defter; Yûnus Emre, Dîvân, «Ben yürürüm yâne yâne»; sûfî sevgi edebi — Ahmed Gazâlî, Sevânih; Rûzbihân Baklî, Abherü’l-Âşıkîn; İbn Arabî, Tercümânü’l-Eşvâk; mahabbet ve şikâyet edebi — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-mahabbe; Ankebût 29/2-3 (sınanma).
- İstikâmet — Hûd 11/112 «Festakım Kemâ Ümirte»: Hûd 11/112 («Emrolunduğun gibi dosdoğru ol»); Şûrâ 42/15; Fussilet 41/30 («İstikâmet eden kullara melekler iner»); Tirmizî, Tefsîr 11/6 («Bu âyet beni ihtiyârlattı»); İbn Mâce, Mukaddime 17; «Ben Allâh’a îmân ettim, sonra dosdoğru ol» — Müslim, Îmân 38; Buhârî, Tefsîr 11/6; Şâtıbî, el-Muvâfakât, bâbu’l-istikâme.
- İstikâmetin Beş Mertebesi — Karabaş Tasavvuf Yolu: Dilde istikâmet (lisân-ı tevhîd) — Beyyine 98/5; Saff 61/2-3; amelde istikâmet (fiilî sünnet) — Ahzâb 33/21; Buhârî, İmân 8; kalpte istikâmet (mutmainne) — Ra’d 13/28; Fecr 89/27-28; sırda istikâmet (vahdeti müşâhede) — Yûnus 10/61-62; rûhta istikâmet (cemâl-celâl perdesi) — Rahmân 55/26-27; mertebeler düzeni — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/261, 1/272; Mahmûd Şebüsterî, Gülşen-i Râz; Mustafa Özbağ Efendi, Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ.
- Kelime-i Tevhîd ve Lisân-ı Şehâdet: «Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlullâh» — Buhârî, Cenâiz 1; Müslim, Îmân 31 («Lâ ilâhe illallâh diyen cennete girer»); Tirmizî, Da’avât 9 («Efdalü’z-zikr, Lâ ilâhe illallâh»); Nesâî, İftitâh 8; Bakara 2/255 (Âyetü’l-Kürsî); ikrâr-tasdîk-amel üçlüsü — Eş’arî, el-İbâne; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd.
- Sûfînin Ribâtta Nöbeti — Murâkabe: «Ribât» istilâhı — Âl-i İmrân 3/200 («ve râbitû»); Buhârî, Cihâd 73 («Allâh yolunda bir gün ribât hâlinde olmak»); Müslim, İmâra 163; murâkabe makamı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbü’l-murâkabe; Muhâsibî, er-Ri’âye; Hâris el-Muhâsibî, Kitâbü’l-Vesâyâ; sürekli huzûr — Sülemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye.
- Ümmetin Acısı ve Filistin-Gazze: Müslüman birliği — Hucurât 49/10 («Mü’minler kardeştir»); Buhârî, Edeb 27 (mü’minler bir vücud gibidir); Müslim, Birr 66; Ümmet teşkilâtının zaafı — İmâm Gazâlî, İhyâ, Kit. el-Emr bi’l-Ma’rûf; Mevdûdî, el-Cihâd fi’l-İslâm; çağdaş tahlîl — Ali Bulaç, Ortadoğu’nun Sosyolojisi; PKK-Siyonist bağlantı analizleri — Mahmut Bulut, PKK ve Stratejik Operasyonlar.
- Kalp ve Zikrullâh: «Kalpler ancak zikrullâh ile mutmainn olur» — Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42 («Zikrullâhi kesîrâ»); Bakara 2/152 («Beni zikredin, ben de sizi anayım»); Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 4; Hâris el-Muhâsibî, Kitâbu’l-Mahabbe; İbn Atâullâh el-İskenderî, Miftâhu’l-Felâh; Yûsuf en-Nebhânî, Sa’âdetü’d-Dâreyn.
- Nefs Mertebeleri (Fecr 89/27-28): Nefs-i Emmâre — Yûsuf 12/53 («İnne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sû’»); Nefs-i Levvâme — Kıyâme 75/2 («Lâ uksimü bi’n-nefsi’l-levvâme»); Nefs-i Mülhime — Şems 91/8 («Fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ»); Nefs-i Mutmainne — Fecr 89/27-30 («Yâ eyyetühâ’n-nefsü’l-mutmainne irciı’ ilâ Rabbiki râdıyeten merdıyye»); makâmât tafsîli — Necmeddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşere; Necmeddîn Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; Aziz Mahmûd Hüdâî, Câmi’u’l-Fezâil.
- Vahdet-i Şühûd ve Müşâhede: «Külle yevmin hüve fî şe’n» — Rahmân 55/29; «Hüve’l-evvelü ve’l-âhirü ve’z-zâhirü ve’l-bâtın» — Hadîd 57/3; vahdet-i vücûd-vahdet-i şühûd ayırımı — İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye; Fusûsu’l-Hikem; İmâm Rabbânî, Mektûbât, 1. Cild, 272. Mektûb; Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb; Mustafa Özbağ Efendi, Tasavvufî Dîvân.
- Mürşid-i Kâmillik Tâcı: Vârislik silsilesi — «el-Ulemâü veresetü’l-enbiyâ» — Buhârî, İlim 10; Ebû Dâvûd, İlim 1; mürşid-i kâmilin tâcı — Sülemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye; Câmî, Nefehâtü’l-Üns; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmi’u’l-Usûl fi’l-Evliyâ; ihtisâs-ı peygamberî — İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem, fass-ı Şîsî; geçmiş peygamberlerden hisse alış — İmâm Rabbânî, Mektûbât, hâtemiyyet bahsi.
- Cemâl-Celâl Tecellîsi ve Ayân-ı Sâbite: Esmâ-i Cemâl ve Celâl — A’râf 7/180; Haşr 59/22-24; Rahmân 55/26-27 («Külle men aleyhâ fân»); Cemâl-Celâl tasavvufu — Mustafa Özbağ Efendi, Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ; Sadreddîn Konevî, en-Nefehâtü’l-İlâhiyye; Ayân-ı Sâbite (a’yân-ı sâbite) — İbn Arabî, Fütûhât, bâbu’l-ayân; Fusûs, fass-ı Âdemî; Câmî, ed-Dürretü’l-Fâhire; Abdülganî en-Nablûsî, Şerh-i Cevâhirü’n-Nusûs.
- Cüz’î İrâde-Küllî İrâde: Cüz’î irâdenin şer’î hükmü — Sa’deddîn Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; İbn Hümâm, el-Müsâyere; Karabaş ekolünde irâde-i cüz’iyye-küllî ilişkisi — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i İrâdiyye; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; ayân-ı sâbitedeki istek-koşma — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/272; Şah Veliyyullah Dehlevî, Hüccetullâhi’l-Bâliğa.
- Hz. Pîr’in İstikâmet Niyâzı: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin münâcâtları — Mevlânâ, Mecâlis-i Seb’a; Mektûbât; Fîhi Mâ Fîh; istikâmet duâsı — Ahmed Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; Sultân Veled, İbtidâ-nâme; «Yâ medâr-ı iftihâr-ı istikâmet» münâcâtı — Karabaşî dervîş edebi.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi: Çorumlu Hacı Mustafâ Anvârî Efendi; Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi; Hacı Haydar Baba; Hacı Bekîr Baba; Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ Efendi (mürşid-i kâmil); Mustafa Özbağ Efendi (Şeyh Alâeddîn Ali Atvel, ö. 1097H/1686M) — Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, Halvetiyye-Karabâşiyye babı.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı