Başı Açık Kadına Küfür Hâdisesi
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak, Muhammeden, Resûlullâh, cemiyyen, enbiya, yuval, mürselin vel hamdülillahi rabbil alemin. Es-selâmü aleyküm. Aleykümüsselâm. Geceniz hayır olsun inşâallâh. Âmin. Gündüzünüz hayırlı olsun inşâallâh. Âmin. Cenâb-ı Hak cümlemize Hakk’ı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin inşâallâh. Âmin. Rabbim Hakk’ı, Hak bilip Hak yolunda mücâdele eden, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin inşâallâh. Âmin. Allâh gecemizi hayırlı eylesin inşâallâh. Âmin. Birkaç soru var inşâallâh. Sonra tekrar maturiden konuşmaya devam edeceğiz. Buradan çıkan bir bayan başı açık bir bayana neden hâlâ daha başın açık dolaşıyorsunuz diye küfür etmiş ne buyurursunuz?
Matüridi Hakkında
Bu normalde burada komşulardan birisi ne olmuş böyle? Ben de özellikle böyle bir şeyin bizim kardeşlerimizden, bizim arkadaşlarımızdan böyle bir şeyin olamayacağını söyledim. Bizim bayan kardeşlerden böyle bir şeyin de olamayacağını söyledim. Ama burası herkesin gelip gittiği bir yer. İllaki bizim dersli kardeşlerimizin olma zorunluluğu yok. Kapımız herkes açık. O yüzden tabi buradan çıkan ama bizim vakfımıza müntesiptir, değildir. Bunun kim olduğunu da bilmiyoruz. Ama ben net bir dil ile böyle bir şeyin kardeşlerimizden sudur etmeyeceğini beyan ettim. Bizim bu konudaki duruşumuz, bu konudaki inanışımız, felsefemiz meydanda, hareket tarzımız, tavrımız da meydanda. Biz başı açık, başı kapalı böyle bir ayrımın hoş olmadığını biliyoruz.
Bu bir. İkincisi, bir kimsenin başının açık olması, bir bayanın onun küfrüne fetvâ değildir. Bu ikincisi, bu böyle bela okuyarak, küfür ederek konuşulması bizim dilimiz değil. O yüzden bunun bizle alakalı olmadığını beyan ediyorum. Ve arkadaşlara da bu konuda dikkatli olmaları için de bir nasîhatte bulunuyorum. O yüzden biz bu konuda tavrımızı, tarzımızı koruyup herkese kucak açan, herkese sıcak tavrı olan bir noktadayız. Allâh bizi affetsin. Bu normalde bizim arkadaşlardan olduğuna hala da inanmıyorum ama bunu bir başkası yapsa dair çok ayıp ve abes bir iş yapmış. Doğru değil. Es-selâmü aleyküm.
Tayyip Erdoğan ve Dini-Siyasi Duruş
Mustafa Özbağ, şu anki iktidarla Tayyip Erdoğan’la ters herhalde. Böyle Müslüman bir hocamız ne oldu ki ters düştüler? İyi de bir ülkücü biri, yanlış bilmiyorsam. Bizim dini duruşumuz bellidir. Dini duruşumuz Kur’ân Sünnet çerçevesidir ve temelidir. Biz bir konuda bir hadîs-i şerîf var ise mezheb imamları ona caizdir veya caiz değildir deseler de o konuda bir hadîsi varsa biz hadîsi delil kabul ederiz. Mezhep imâmlarına karşı çıkmayız ama velakin hadîsi de kendimize ölçü biliriz. Kur’ân’da bir şey hükmedildiyse Kur’ân’ı kendimize ölçü biliriz. Sünnet-i seneye de bir ölçü var ise, Sünnet-i Seniyye de biz kendimizce ölçü biliriz. Muâz’ı Yemen’e gönderiyor ya neyle amel edeceksin diye sorunca Kur’ân’la diyor.
Bulamazsan Sünnet-i Seniyye ile diyor senin sünnetinle. Bulamazsan ben kendim ictihâd ederim diyor. Yemene kâdı olarak gönderilen Muâz o gün için sahâbenin içerisinde helâlı haramı ayırt edebilecek fıkıhta zirve bir kimse. Bu benim için bir ölçüdür, bir delildir. O yüzden biz dini duruş olarak Kur’ân-ı Kerîm bir şeye hükmettiyse o bize delildir. Orada bulamazsak Sünnet-i Seniyye bakarız o bize delildir. Biz oradan bulamazsak örneğin imâmların ijdatlarına bakarız gibi dini duruşumuz bu. Biz her topluluğun ve her şahsında kendince bir siyasi duruşu vardır. Bu siyasi duruşu da bende şekillendiren şey, benim siyasi duruşumu şekillendiren olgu benim îmân ettiğim dinim ile milletin vatanın menfaatleridir.
12 Eylül’de Gömülen Parti Siyâseti
O yüzden benim dini duruşum Kur’ân-i sünnet siyasi duruşum da vatanın ve milletin selametlidir, iyilidir. Ben bir partici değilim. Ben siyaset yaparım ama ben partici değilim. O yüzden AK Parti ile ters düşmem için benim önce AK Parti ile olmam lazım. Benim CHP ile ters düşmem için önce CHP ile olmam lazım. Benim örneğin MHP ile ters düşmem için önce MHP ile olmam lazım. Benim herhangi bir parti ile ters düşmem için önce o parti ile olmam lazım. Ben partili siyaseti 12 Eylül’de gömdüm kendimce. Ben 12 Eylül 1980 darbesinden sonra benim partili bir siyasetim yok. O zamanki etrafımızdaki ülkücü arkadaşlara da bunu söyledik. Arkadaşlar, ben o zaman daha dinle bağıma bağlantım yok. Dedim ki bundan sonra benden aktif siyaset beklemeyin.
Benim için Türkiye’de siyaset bitmiştir dedim. Ondan sonra herhangi bir parti’de aktif bir siyasetim olmadı. Olmayacak da bunu da defalarca hep arkadaşlara Bursa’ya geldiğimden itibaren teyit ederim. Bir gün gelip de sizin karşınızda milletvekili adayı olmayacağıma, belediye başkan adayı olmayacağıma, belediyede meclis üyesi olmayacağıma, herhangi bir siyasi teşkilatın içerisinde bulunmayacağıma dair benim arkadaşlara sözüm var. O yüzden ben hiçbir zaman böyle bir siyasi oluşumun içerisinde olmam. Hiçbir partili de olmam. Bakın hiçbir partili de olmam. Ama örnekliyorum, bir şey Kur’ân’a, Sünnet’e, vatan’a, millete faydalıysa bunu kim yaparsa yapsın alkışlarım. Bir şey Kur’ân’a, Sünnet’e, vatan’a, millete menfaatlerine aykırıysa ona karşı çıkarım.
Demek ki bu iktidarda olmak, iktidarda olmak, eleştirilmeye de hazır olmaktır. Doğru işler yaparlarsa insanlar alkışlarız. Ama yanlış işler yapıyorsa eleştiririz. Bunu hep söylerim, biz sûfîyiz. Sûfî olduğumuz için böyle Türkiye’deki mevcut tarîkatlar, mevcut cemâatler gibi değiliz. Biz yanlışlık nerede, kim nasıl yaparsa yapsın, yanlışlığa karşı çıkarız. Kim Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir işin içindeyse biz ona karşı çıkarız. Kim vatana zarar veriyorsa, bu millete zarar veriyorsa ona karşı çıkarız. Bizim bu noktada duruşumuz belli. O yüzden birileri Kur’ân’a, Sünnet’e, vatan’a, millete aykırı işler yapmıştır kendileri. Kendileri aykırı işler yaptılarsa bizimle karşı karşıya kalmışlardır. Aykırı işler yapmazlarsa karşı karşıya kalmazlar.
Aykırı iş yaptıklarından dolayı karşı karşıya kalırız. Biz aynı yerdeyiz. Bizim için bir yön değişikliği veyahut da bizim için bir hedef değişikliği söz konusu değil. Bugün gündüz de bir sohbet oldu, bangır bangır bağırıyoruz biz. Evet, hem namaz kılacak hem rüşvet yiyecek. Böyle bir Müslüman tipi yok. Hem namaz kılacak hem fuhuş işleyecek. Böyle bir Müslüman tipi yok. Hem namaz kılacak hem zulmedecek. Böyle bir Müslüman tipi yok. Hem namaz kılacak hem vatandaşlarına zulmedecek. Böyle bir Müslüman tipi yok. Bizim durduğumuz yer meydanda TÜİK raporları kaç yıldan beri açıklansın. Bu ülkede uyuşturucu bataklığına düşen ne kadar genç var. Açıklansın. Bu ülkede fuhuş bataklığına düşürülmüş kaç kişi var açıklansın.
Bu ülkede deist oluyor gençler açıklansın. Açıklansın. Bizim bu noktada parti ile bir işimiz yok. Bize ne? Ben bugün bayan dersinden çıktım. Tramvay yolundan geliyorum. Öbek öbek üçer kişi üçer kişi oturmuşlar. Hakkınızı helâl edin. Ayağım da böyle biraz sancıdı. yavaş yavaş yürüyorum ayağımı iyice zorlamayayım diye. Her öbeğin yanından geçerken konuşulan şey şu.
Tramvay Yolunda Esnâfın Derdi
Bu benzin paraları mazot paraları geriye gelmez. Öbür tarafa gittim bu pahalılık geriye gelmez. Orada dükkanların önünde esnâflar konuşuyor. Bir öbür tarafa daha geçiyorum yavaş yavaş. Duyuyorum. Diyorlar ki bu ticaret olmaz battık hepimiz. Biraz daha ileri gidiyorum. yürüyorum. Allâh duyduracak ya. Adam diyor ki geçen sene ile bu sene arasında zararım var diyor. Bıraktım dolarımı onları diyor. Türk parası ile bile zararım var diyor. İçimden söylediğimi söyleyeyim. Bu insanlar dedim 300 metre arayla 300 metre içinde 4 tane grup bunları konuşuyorsa dedim. Ülkenin durumu iyi değil dedim. Ben kendimden pay biçiyorum bunu. Savaşa dedim ki savaş bende mi yanlışlık var. Yoksa dedim ortam iyice sıkıntılı mı.
Ne oldu dedi. Dedim valla bu sene dedim. Biz dedim 2021’i normal kapatmadık dedim. Nereye elimi atsam elimde kaldı dedim. Yok sadece seninle alakalı diye bütün piyasa öyle dedi. Arkadaşlar şunu unutmayın hiçbir zaman. Size din öğretirken bunu söylüyorum. Ben Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey yaparsam siz bana diyeceksiniz ki burada Kur’ân ve Sünnet’e aykırı konuştun. Burada Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir şey söyledin. Bunu geri al. Benim dostumsanız, benim arkadaşımsanız, benim yoldaşımsanız bana bunu söyleyeceksiniz. Ben de onu geri alacağım sizden helallık alacağım. Diyeceğim ki hakkınızı helâl edin. Burada hatalı davranmışız. Burada bunun hakkında Kur’ân ve Sünnet tarihinde bir hadîs bulamadık, bir ictihâd bulamadık diyeceğiz.
Bakın. Bir siyasi liderin önüne burada hatalı davranılıyor, burada yanlış yapılıyor denilmiyorsa o kimse de haşa peygamber değil vahiyle hareket edecek. O da yanlışlarını görmeli. O da eksikliklerini görmedi. İslâm toplumunun eksikliği burada. İslâm toplumu, Ömer bozulursa ne yaparsınız dediğinde bedevinin birisi kılıcını çekip bununla düzeltmesini biliriz. Yolunu terk ettiği için bu halde. İslâm toplumu ne yazık ki bir şeyde körü körüne bağlanıyor. Körü körüne bağlanmayı da sûfîlere söylüyorlar. Hayır. Gerçek bir sûfî hiçbir şeye körü körüne bağlanmaz. Hiçbir şeye değil. Bakın dikkat edin. Buna Kur’ân da dahildir. Sebep Kur’ân ne dedi dinler anlar dinleyip anladıktan sonra Kur’ân’a itaat eder.
Gerçek sûfî budur. Tekrar altını çiziyorum. Gerçek sûfî körü körüne Kur’ân’a bile bağlanmaz. Gerçek sûfî Kur’ân ne diyor diye bakar, dinler, analiz eder, düşünür, tefekkür eder, ondan sonra onu icra eder. Sünnet-i Seniyye de aynı şekilde bakar. Hadîs-i şerife bakar, hadîs-i şerîfi analiz eder, düşünür, tefekkür eder, ondan sonra hadîs-i şerîfi yaşar. Benim dediğim gerçek sûfî tahkiki imana ermiş olan sûfî. Takditten kurtulmuş o. Ama İslâm dünyasında bunu kaybetti. Bakın bunu kaybetti. Bu sefer o kimse şahıs perest oldu, o kimse parti perest oldu, o kimse cemâat perest oldu, o kimse tarîkat perest oldu, o kimse şehperest oldu, o kimse şahıs perest oldu. Bu hale geldi. Ben bazen diyorum ya, sûfîlere laf söylüyorlar, siz körü körüne bağlanıyorsunuz diye.
Ben öyle bir sûfî görmedim bizim içimizde körü körüne bağlanan. Ama dışarıda çok körü körüne bağlanmış her şeyi insan gördüm. Adam lâik perest. Bildiğiniz lâik perest. Övürkü ne? Övürkü milliyetçi perest. Irkçı. Övürkü ne? Övürkü cemâat perest. O da ırkçı. Kendi cemâatının dışında bir cemâat kabul etmiyor. Övürkü tarîkatına sımsıkı bağlamış, kendi tarikatının dışında hiç bir tarikatı doğru görmüyor. Tarîkat perest olmuş. Övürkü kendi şeyhinden başka şeyh görmüyor. Şeyh perest olmuş. Övürkü, övürkü de diyor ki ya, en büyük parti benim partim, parti perest olmuş. Başka bir şey görmüyor. Hatasını da görmüyor, kusurunu da görmüyor. Kusurunu da görmüyor. Kusurunu da görmüyor. Hatasını da görmüyor, kusurunu da görmüyor.
Körü körüne bağlanmış herkes. Asıl körü körünelik bu. Meselayı toparlıyorum. Gerçek sûfîler, körü körüne bağlı değillerdir hiçbir şeye. Ben o yüzden derim rüyasında görsün, dersini verin. Neden? Körü körüne bağlanmasın. Perest olmaya gerek yok.
Perest Olmak ve Mâtürîdî Ölçüsü
Allâh bizi affetsin. Bu siyasi meselemiz de anlaşıldı herhalde. Bizim bu konuda duruşumuz belli. Ben biraz daha konuşacağım bunun üzerine ama, biz bu gece buna bağlayacağız, kalacağız. O yüzden bunun üzerine konuşmak istemiyorum. Biz hiçbir partinin yalakası olmayız. Biz hiçbir siyasi liderin yalakası olmayız. Biz hiçbir devlet kurum ve kuruluşunun yalakası olmayız. Biz hiçbir gücün kuvvetin yalakası olmayız. Biz doğru bildiğimiz Kur’ân ve sünnet yolunda, doğru bildiğimiz vatan millet yolunda yürürüz. Biz kimseye yamalık da olmayız. Biz hiçbir sebebi yabancı olmayız. Biz hiçbir sebebi yabancı olmayız. Biz hiçbir sebebi yabancı olmayız. biz hiç kimseyi ağırlıkta olmayız, biz hiç kimsenin çantası da olmayız.
Biz kendimize münhasır bir topluluğuz. Soruyorlar bana, tarîkat mısınız diye, onların tarîkat hallerini görüyor mu? Biz tarîkat değiliz diyor. Soruyorlar cemâat misiniz diye, etraftaki cemâatlere bakıyorum, bizi de aynı kefeye koyacaklar çünkü biz cemâat de değiliz diyorum. Biz insanların, onların bildiği tarikatlardan değiliz. Onların bildiği cemaatlerden de değiliz. Onların bildiği siyasi bir teşekkül de değiliz biz. Biz onların bildiği dini, topluluk da değiliz. Evet. Biz kendimize münhasır derken, Kur’ân Sünnet niye emrediyorsa biz onu yapıyoruz. İmamların iştahı ne diyorsa biz onu yapıyoruz, yapabildiğimiz yere kadar. Bizim bağımız ve bağlantımız bu. Bakın bağımız ve bağlantımız bu. O yüzden biz milletin kafasına uymuyoruz ya, düşmanımız da çok bizim hamdolsun.
Ama sözüm açık, Kur’ân ve Sünnetin dışında bir şey getirsinler bizim önümüze. Biz o konuda tövbe edip geri dönelim. Evet. 12. sayfadan İmam-ı Mâtürîdî’yi konuşmaya devam ediyoruz. Ya normal bir tarîkat, normal bir cemâat İmam-ı Mâtürîdî konuşabilir mi? Konuşmaz. Konuşamaz ki. Konuştuğu zaman kendisiyle ters düşer. Bir parti İmam-ı Mâtürîdî’yi konuşamaz. Sizin İslâmî gördüğünüz partilerin hiçbirisi de İmam-ı Mâtürîdî’yi konuşamaz. Konuşursa kendisiyle ters düşer. Hiçbir Türkiye’deki cemâat, dini topluluklar İmam-ı Mâtürîdî’yi konuşamaz. Konuşurlarsa kendileriyle ters düşerler. Ama bu topluluk konuşur. Sebep bizim ilkelerimiz, bizim duruşumuz, bizim bu konudaki inanışımız, bizim yürüyüşümüz bunun dışında değildir çünkü.
Biz az önceki meselede İmam-ı Mâtürîdî’nin çizgisinde takip ederiz. Ne yapar? İmam-ı Mâtürîdî’nin çizgisinde takip ederiz. Biz az önceki meselede İmam-ı Mâtürîdî’nin çizgisinde takip ederiz. Neydi? Başı açık bir kadına küfredilmek, küfretmek. Bu İmam-ı Mâtürîdî’ye yasaktır.
Günâh-ı Kebâir ve Lâiklik Kökeni
Sebep İmam-ı Mâtürîdî’ye göre, İmâm-ı Âzam’a göre bir kimse اَشْهَدُوا اَللَّا اِلٰهَ اِلَّا اللَّهُ وَاَشْهَدُوا اَلَّا مُحَمَّدًا نَبْدُهُ وَرَسُولُهُ dediyse îmân etmiştir. İsterse hiç ibadet etmesin. O kimse bu îmânıyla, bu îmânıyla. Cehennem, Allâh bilir onu. Bir varsa bir suçu kabâhati, cezasını çeker, cennete gider. İmâm-ı Âzam’a göre onun başı açık gezmesinden dolayı onun küfrüne fetvâ veremez hiç kimse. Bir kimse sabahtan akşama kadar içkiyse, hiç ayılmasa, o kimse içki helâl demezse, o kimse îmân sahibidir. Ona hiç kimse sen küfr ehlisin diyemez. Bakın diyemez. İmâm-ı Âzam, imam-ı mağturi dizi çizgisine göre bir kimse günah-ı kebâir işlemekle küfre düşmez. Ama şimdi çarşaf giymedi diye kadınların küfrüne fetvâ veren topluluklar var.
Bırakın örtünmeyi. O yüzden mağturi diziyi konuşamazlar. İmam-ı mağturi dizinin bu meselede siyasetle alakalı hükümleri var. Hangi siyasi parti imam-ı mağturi diziyi konuşacak? Konuşamaz. Konu başlıyor. İslâm dünyasındaki kendine özgü, lâikleşme çabalarının en köklüsü ve en eskiye gideni tazminat fermanı ile başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti ile şekillenen Osmanlı tecrübesidir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde diğer İslâm ülkelerinden çok önce benimsenen ve uygulamakta olan bu bir lâikleşme çabalarının en köklüsü ve en eskiye gideni, bu ayırımın hukuki teolejik ve sosyolojik argümanlarla meşrûlaştırılmaya çalışılmış olmakla birlikte henüz tam olarak gerçekleştirilememiştir. Prof. Dr. Sönmez Kutlu, mağturi diye göre din siyaset ayırımı.
Evet, bunun oluşması da çok zor bu ülkede. Bakın bu, şimdi meseleyi bir başka cenahtan bakayım. Layıklıkla alakalı mesele, buradaki pararafa Osmanlı’da başlamıştır. Bakın Şapka devrimi Osmanlı’da başlamıştır. Harfle alakalı Osmanlı’da başlamıştır. Bunları tabii tarih bilmediğimizden biz, Cumhuriyet de bunlar olgunlaşma haline gelmiş veya zorla yaptırılma haline gelmiştir. Bunlar normalde Osmanlı’da başlamış olan hareketler. siz İstanbul’da Osmanlı zaptiyelerinin sarık sardı diye Müslümanları dipçikten geçirdiğini bilmezsiniz. İstanbul’da kıyafetlerinden dolayı Osmanlı zaptiyelerinin insanları dipçiklediğini bilmezsiniz. Bunlar şimdi ayrı şeyler. bizde böyle bir şey var, handikap var. Ya yeni Cumhuriyeti yüceltmek için Osmanlı’yı gömeceğiz, batıracağız komple ona böyle her türlü bir şey yapacağız.
Kötülüğü yapacağız. Ya da yeni Cumhuriyeti gömmek için biz Osmanlı’yı yücelttebildiğimiz yere kadar böyle iki tarafta da uç noktada duruyoruz. Osmanlı’nın hatalarını görmekten uzağız, Cumhuriyet’in hatalarını görmekten uzağız, kesimler arasında. Birimiz Osmanlı’yı methedde diye kendi devleti olan Cumhuriyet Devleti’ni düşman olacağım diye uğraşıyor. Öbürkü de Cumhuriyeti yücelttebildiğim için Cumhuriyet’den önceki Osmanlı Devleti’ni batıracağım diye uğraşıyor. Biz arkaya dönüp ders alıp yolumuza devam edeceğimize toplumun içerisinde de böyle bir cederleşme ve ayrışmaya sebep oluyor. Ve Türkiye’de lâiklik anlaşılabilmiş değil, anlaşılabilmiş olmamanın sebebi çünkü lâiklik, adı lâiklik olarak kaldığı müddetçe tekrar söylerim.
Algılardan dolayı anlaşılması da mümkün değil. Ama kendimize münhasır, kendimize münhasır, bu topraklara münhasır, toleransı koysak orta yere bu topraklara münhasır, kardeşliğimizi, dostluğumuzu, insanların özel hayatının dokunulmaz olduğunu, dini hayatlarının dokunulmaz olduğunu, inanışlarının kimseye zarar vermediği müddetçe dokunulmaz olduğunu orta yere koyulmuş olsa mesele anlaşılır. Ama sen lâiklik adına kadının başörtüsünü kafasından aşağı çekeceğim diye uğraşırsan, lâiklik adına Kur’ân-ı Kerîm okuyanları dipçikten geçirirsen, sen lâiklik adına milletin evinde rafta duran Kur’ân’ını alır da yakarsan, sen lâiklik adına Kur’ân-ı Kerîm öğrenenleri, sen karakollara çekilmeyi, sen karakollara çekilmeyi, sen karakollara çekilmeyi, sen karakollara çekilmeyi, sen karakollara çekilmeyi, bu soaking g牛 reden sayı böyle bir şeyle böyle örnek olur der mâdem bunun diyor.
Sen karakollara çekip dipçiklettirirsen bu millet layıklı istemez ve herkes şunu der, lâik demek din düşmanlığı demek. Böyle bilmiyor musunuz? Evet.
Anneannemin Dikenli Tel Kıssası
Anneannem anlatıyor, Biz de böyle dikenli teller, orman deriz biz böyle orada. Dikenli tellerin içerisinden kendilerine bir yer yapmışlar. Gündüz olunca o dikenli tellerin içerisinde duruyorlar. Yunan çünkü dedem Efe. Dedem Efe olduğundan, Yunan’la savaştığından onların evine, tarlasına, bahçesine baskın yapıyorlar. Anneannem, iki oğlan kardeşi var. İkisi de Efe. Kocası var. Kocası da Efe. Yunan’ı koğlayanlardan. Aileyi şöyle düşünün. Kadının iki tane abisi var. İkisi de Yunan’ın peşinde Efe. Kadının kocası var. O da Efe. Genç yaşta. Ve kadının iki abisi de, ikisi de zengin. Kadının kocası da zengin. Bayındır’ın en zengin aileleri. Benim anne dedem gençliğinde Bayındır’ın en zengin ailesi. En köklü ailesi.
Bayındır’ın yaslandığı dağ var ya, o dağın üçte ikisi onların. Üçte ikisi. Üçte ikisi. Bunlar Yunan gelince ormanlıkların içine kaçıyorlar. Anneannem aktarıyor. Oğlum dedi, Yunan gitti dedi. Bizim Yunan geldi dedi. Anneanne sizin Yunan kim dedim ya? Biz dedi, Kur’ân-ı Kerîm okuyacağız diyoruz dedi. Bu sefer jandarma basmaya başladı dedi. Biz gene ormanlığın içine gidiyoruz dedi. Şimdi bu kadının anlattığını dinleyen benim. Bu kadının anlattığını kızları dinledi. Oğulları dinledi. Bu kadının anlattıklarını torunları dinledi. Sen lâiklik adına bunu yaparsan, bu insan, bu toplum lâiklikle barışmaz. Barışmaz. Sen üniversitenin önünde lâiklik adına kızın başının örtüsünü çekersen, üniversiteye katmazsan, bu toplum bu lâiklikle barışmaz.
Uygulanan lâiklikle barışmaz. Sonra da 20 yıl sonra da aynı başörtülü kadına, başörtülü bir polis de jopla vurursa barışmaz. Hiçbir şeyle barışmaz. Bak barışmaz. O jopla varan kadın polis daha çocuktu. İnsanlar başörtüsü için üniversitelerin önünde mücâdele ediyordu. O daha çocuktu. Sonra kalkıp da başörtülü sırtını dönmüş, giden bir kadına, kadın sırtını dönmüş, önce gaz sıkmışsın, kadın gidiyor. Sırtını dönmüş gidiyor. Onun arkasından gelip de sen onu aşağıya deviriyorsan, barışmaz hiç kimse seninle. Evet. Sen gazdan çökmüş adam, vatandaş. Çökmüş ya. Vur iki tane kelepçı arkadan götürün adamı. Sen adamı düşman belirleyip arkasından jopu daha vuruyorsan, bir de üstüne aşağı düşecek neredeyse, bir de tekmeye basıyorsan, bu insanlar hiçbir şeyle barışmaz.
Sen Gezi Olayları’nda çadırları yakanı bulup da orta yere koymazsan, bu insanlar barışmaz. Barışmaz. Bakın barışmaz. Şimdi ama dinin biz Hanefî Mâtürîdî ekolünden gelen anlayışta veyahut da dinin ilk başlangıcı olan Kur’ân ve sünnet dairesindeki Mekke ve Medîne’deki uygulamalara biz bakarsak, o zaman sıkıntımız kalmayacak ki zaten.
Medîne Hristiyan-Yahûdî Barışı
Problemimiz kalmayacak. Medîne’de Hristiyanlar var mıydı? Evet. Medîne’de Yahûdîler var mıydı? Evet. Medîne’deki Yahûdîler ve Hristiyanlar barış içinde yaşadılar mı? Evet. Canlarının, mallarının, namuslarının güvenleri sağlandı mı? Evet. O zaman bizim sıkıntımız nerede? Bazen derslerde söylüyorum ya, geldi Necrânlı Hristiyanlar, bize dediler ki din tartışmaya geldiler. Biz nerede ibadet edeceğiz deyince, Mescid-i Nebevî’nin kapısını açtı. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Biz bununla, biz bunu kendimize ölçü almazsak barışmayız. Kendi aramızda da barışmayız biz. Ben kendi arkadaşlarıma bunu 30 yıl sonra söyledim. 30 yıl sonra bunu söyleyince benim arkadaşlarım buna inanmakta güçlük çektiler.
Dedim ki, Habeşli bir kadın, mescidin içerisinde çocuklarla oynuyordu. Kadın, Allâh Resûlü Hazret-i Âişe Annemiz de onu seyretti dedim ben. Bizim içimizdekiler de, bizim arkadaşlar da bir şoka uğradılar. Sebep? Çünkü herkes kulaktan dolma bir din görüyor. Biz Zeybek ekibi kurduk, Zeybek ekibi kurduk diye küfrümüze fetvâ verdiler bizim. Çünkü onların algıladıkları din böyle bir şeye müsaade etmiyor onlara göre. Sonra sıraladım, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin uygulamalarını sıraladım. Kafamız kabul etmiyor daha bizim bunu. Bakın bunu kabul etmiyor. Sebep? Çünkü biz din olarak, filanca cemâatın ictihâdlarını din zannettik. Filanca tarîkatın kendi içerisindeki olgusunu, ictihâdını din olarak telakki ettik biz.
Burada, sünnet-i seniye ne diyor? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin uygulaması ne? Bu konuda imam Mâtürîdî ne demiş? İmam azam ne demiş? Bakmadık. Ve bize dil olarak laikliği dayattılar. İyi, tamam. Lâik bir devlet var, doğru mu? Yok. Anayasamıza’e göre Türkiye Cumhuriyeti devleti, lâik, demokratik, insan haklarına saygılı bir hukuk devletidir. Değil mi? Doğru mu? Doğru. Doğru. O zaman Diyânet İşleri Başkanı’nın da lâik bir kurum. Doğru mu? Doğru. Doğru. İmam hatipler de lâik bir kurum o zaman. Doğru mu? Doğru. Ülkenin neden bir kısmı o zaman imam hatiplere karşı? Ülkenin bir kısmı neden Diyânet’e karşı madem lâik bir kurum? Hatta Diyânet’in lâik bir kurum olduğuna dair Anayasa Mahkemesi kararı da var.
Anayasa Mahkemesi kararı var Diyânet İşleri teşkilatının lâik bir kurum olduğuna dair. Bu tartışma niye o zaman? Sen biliyor muydun Diyânet’in lâik bir kurum olduğunu? Bilmiyordun değil mi? Diyânet’in lâik bir kurum olduğunu? Anayasa Mahkemesi kararı var Diyânet’in lâik bir kurum olduğuna dair. Bir ülke düşünün, din işleriyle alakalı bir kurumu var. Lâik bir devlete din ve devlet işleri ayrılır diye devlet dine karışmıyordu? din işleriyle alakalı bir kurumu var. din işleriyle alakalı bir kurumu var. Lâik bir devlete din ve devlet işleri ayrılır diye devlet dine karışmıyordu? Ben ortaokulda öyle öğrendim lâikliği, lisede de öğrendim. Başka türlü öğrenen var mı aranızda lâikliği? Ne lâiklik bizim için?
Din ve devlet işlerinin ayrılması öyle değil mi? Evet. Böyle öğrenmediniz mi? Öyle değil. Öyle değil ama. lâik bir devletin Cumhurbaşkanı açılış yapıyor. Ne diyor? Ya Allâh bismillah. Kurdele kesiyor değil mi? Lâik bir devletin başkanı böyle bir şey yapabilir mi? Yapamaz. gitse şimdi bir tane de kilise açılıyor olmuş olsa, kiliseyi açarken de Ya Allâh bismillah olarak mı açacak? Arkadaşlar bunların hepsi de birer film, senaryo. Bulgaristan kilisesini açtı Cumhurbaşkanı değil mi? Bulgaristan şeyiyle geldi. Ne o? Cumhurbaşkanı da geldi. Kilisenin açılışında Ya Allâh bismillah diye mi açtı? Evet. O yüzden oturmaz. Çünkü kelime olarak dedim ya Sûfî, Kur’ân-ı Kerîm’i anlar, tefekkür eder, idrâk eder, yaşar.
Layıklığa anlatamazsınız, anlaşılmaz. Veya en sonunda şunu derler. Her toplumun kendine göre bir lâiklik anlayışı var. İyi. Peki. Bizim anlayışımız ne? Anayasada lâikliğin tarifi yok. Tarifi yok lâikliğin. Biz kendi kendimizin tarifi yok. Tarifi yok lâikliğin. Biz kendi kendimize tarif ediyoruz değil mi? Ve devlet işlerinin ayrılması diye. Kendi kendimize tarif ediyoruz. O yüzden. Ama bakın tekrar söylüyorum. İmâm-ı Âzam, İmam-ı Muğatirüdî çizgisinde bir devlet sistemi, bugünkü lâikçi diyenlerin devlet sisteminden daha ileri bir devlet sistemi. O devlet sistemi var ya, bugün dünya üzerinde o devlet sistemini kurmuş olsanız, bugün bütün dünya insanlığı o devletin tebaası olmak ister. Hristiyanlar dahil buna.
Neden Osmanlının yükseliş döneminde bütün etrafındaki tebaa Osmanlı olmak istiyordu? Sebebi buydu. Dil olarak lâikliği kullanmak istemiyorum ama Osmanlı bunu uyguladığı için öyleydi. Siz Osmanlı’da tek hukuk var zannedersiniz, öyle değil mi? Değil. Osmanlı’da her tebaanın kendine göre bir hukuku var. Ermenîlerin hukuku ayrı, Hristiyanların hukuku ayrı, Katolik Hristiyanların hukuku ayrı, Ortodoks Hristiyanlarının hukuku ayrı, Mecûsîlerin hukuku ayrı, Tahtacıların hukuku ayrı, Şîa’nın hukuku ayrı, Osmanlı’da. Bu sonradan oluştu Osmanlı’da tek hukuka bağlamak için. Tek hukuka bağlamak için, uğraştıkları için de battılar. Sebep bu sefer herkes kendince, kendi milliyetçiliği, kendi ırkı aklına geldi.
Osmanlılığı kaybettiler. Önceden Ermenisi de Osmanlıydı. Katoliği de Osmanlıydı. Protestanı da Osmanlıydı. Mecûsîsi de Osmanlıydı. Neye tapınıyorsa tapınsın. Osmanlıydı önceden. Ne zaman bütün ülkeyi tek hukuka bağlamaya çalıştılar, herkes dedi ki ben Arnavut’um, ben Boşnak’ım, ben Bulgar’ım, ben Rum’um, ben Ermenîyim, ben Fârisîyim, ben Arab’ım, ben Çerkez’im, ben Tahtacı’yım, ben Kızılbaş’ım. Bölündü. Sonuç bu oldu. Allâh bizi affetsin.
Seyyid Bey ve Osmanlı Tecrübesi
Ancak bu meşrûlaştırma teşebbüslerinde hilâfetin kaldırılması ile ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşma yapan ve milli hâkimiyet tezini işleyen, Türk hukukçu Seyyid Bey konuşmasında Hanefî Maturidiliğin hukuki ve kelâmın metinlerini referans aldığı ve sık sık atıflarda bulunduğu açıkça görülür. Evet, bununla alakalı ben bu konuşmayı bir yerden okuduydum böyle. Gerçekten de düzgün bir İslâm hukukçusu çıksa, Hanefî Mâtürîdî çizgisini bizlere anlatmış olsa, gerçekten bizim inanıp da yaşadığımız dini bazı meseleler ile anlatılan Hanefî Mâtürîdî çizgisinin çok farklı olduğunu görür. Ama ne yazık ki bunu idrâk ettirecek bizde alan yok ve bu konuda çalışma yok, her neden ise. Meselâ üniversitelerden tutun da imam hatiplere varıncaya kadar dinin Hanefî Mâtürîdî çizgisi anlatılmış olsa, insanlar kendi içlerinde farklı anlayışları daha toleranslı davranırlar. buradan çıkan bir kadın, kendi hemcinsine başı açık diye küfretmez.
Veyahut da bir kimse, bir kimse içki içiyor diye ona küfretmez. Meselâ bilse ki o kimse, Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zamanında içkiyi bırakamayan bir sahâbe vardı, ikide birde içerdi, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de ona ceza verirdi ama sahâbeden bir kimse, Allâh seni kahretsin, yine sen bu melaneti mi içtin deyince, Allâh Resûlünün sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin büyük bir hızla ve sinirle geriye dönüp o sahâbeye, o Allâh ve Resûlünü sever, içki içen insan için, o Allâh ve Resûlünü sever deyip ikaz etmesini, kendisine ölçe edinecekti. Veyahut da ben zinâ yaptım, beni temizle ey Muhammed diyen bir kadın, taşlandıktan sonra, cenaze namazını bizatihi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kıldırdığını görseydi, ve onun parmak, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin parmak uçlarına basaraktan cenazenin başına geldiğini öğrenmiş olsaydı, ve oradaki sahâbeden bir kimse, o ölen kimseyi kötülemeye kalktığında, cennetlik birisini görmek istiyorsanız, buna bakın dediğini, öğrenmiş olsaydı, o zaman toplumun birbirine bakış açısı değişik olurdu.
Yine bir adam gelip, kendisi mezar soyguncusu olduğunda, ve o gün taze bir genç kızın öldüğünü, sonra defnedildikten sonra onun mezarını açtığını, onunla cinsel temasda bulunduğunu, ve ondan sonra pişman olduğunu, ama Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri seni gözüm görmesin deyince, Medîne’nin uhudunda bir mağaraya çekildiğini, ve mağarada tövbe ederekten öldüğünü, ve ondan sonra Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin Hazret-i Ebû Bekir ve birkaç arkadaşını görevlendirip, cenazesini getirin yıkayın kefenleyin deyip, sonra yine parmak uçlarına basarak cenazenin başına geldiğini, ve Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’e kimmiş ölen dediğinde, filanca genç dendiğinde, Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin, cennetlik birisini görmek istiyorsanız, buna bakın dediğini, bu toplum öğrenmiş olsaydı, günah-ı kebâri işleyen bir kimsenin, tövbe edip geri döndüğünde Allâh’ın affedeceğini bilir, ve o günah-ı kebâri işleyen bir kimseye, kalkıp yüzüne karşı bir laf söylemezdi.
Demek ki biz, toplum olarak, Hanefî mağturi diş çizgisinden ayrılıp, birbirinden ayrıldığımızdan dolayı, toplum birbirine düşman oldu. Düşman olma sebebi din. Herkesin kendi dini algısından dolayı, düşman oldu insanlar birbirlerine. Mağturi di meshebinin, Türklerin hakim olduğu geniş Orta Asya topraklarının, mağturi di meshebinde kabul edilmiş olması önemlidir. Muhtemelen Gazneliler döneminde, Gazne ülkesinde mağturi dini yerleşmesine destek verenler, yine Türklerdi. Normalde, tabi imam mağturi dininin, bunun geldisi İmâm-ı Âzam. Bu mağturi di, mağturi di çizgisinin piiri, asıl menbaı imam-ı azamdır. İmam mağturi di, İmâm-ı Âzam bu konudaki görüşlerini, teknik olarak sıraya koymuş, öyle söyleyelim.
Ve daha fazla açıklamış, daha böyle teknik hale getirmiş, daha böyle anlaşılır hale getirmiş. Tuğrul Bey, Şâfi’îlere mani olmada kararlı olduğunu açıkça göstermek için daha da ileri gitti. Bağdat’a girmesinden iki yıl önce, 1053 yılında Horasan’da eş’arînin minberlerden lanetlenmesi için meşhur bir ferman yayınladı. İbnü’l-Cevzî. Şimdi zaman zaman evet, Türkler genel olarak eş’arî zihniyetini, bazen çok ağır bir şekilde eleştirmişler. Hatta bazı yerlerde yasaklanmıştır da. Peki, eş’arî zihniyeti sonradan bizim içimize Osmanlı’da girdi mi? El cevap girdi. Bakın, girdi mi? El cevap girdi. Hatta eş’arî zihniyetinde olan kimseler, Türkiye Cumhuriyeti, Devleti kurulduktan sonra da, Türkiye’de etkin oldular mı?
Evet. Bu etkin oluş, taşıma timlerin üzerinden oldu, siyasilerin üzerinden oldu. Osmanlı’daki hastalığı taşıdılar. Acı şeyler. Maturili diliye, Osmanlı’nın sonlarında başlayan din-siyaset ilişkisi tartışmalarında Ziyâ Gökalp sosyolojik, Seyyid Bey hukuki ve Alî Abdurrâzık’ın teolojik yaklaşımlarını söyleyebiliriz. Evet, yeni cumhuriyet kurulduğunda bu tip yaklaşımlar var ama bu bunlar da cılız. Bu benim biraz temenni öyle söyleyeyim, olmuş bitmiş.
Medrese Kapatılışı ve Parti Aldatması
Bu meselenin Osmanlı’da, son dönem Osmanlı, bu konuda hür bir şekilde davranıp, bütün Osmanlı medreselerinde Hanefî Mâtürîdî çizgisi, akâidde ve fıkıh meselesi, ictihâd edilip konsaydı, bu mesele biraz daha farklı yönde olurdu. Ama Osmanlı’nın son döneminde de buna es geçtiler. Meselâ, şimdi bir şey daha söyleyeceğim, ortalık karman çorman olacak. Atatürk’ün medreseleri kapatılmasını yapmak için, medreseleri kapatma sebeplerinden birisi medreselerde eş’arî zihniyetinin hakim olmasıdır. Tekkeleri kapatmasının bir sebebi, bir kısım tekkelerde İngiliz ajanlarının kol gezmesidir. Bu böyle çok handikaplı bir mesele. Ama ne yazık ki, yeni cumhuriyet de bu meselede özgün bir şekilde davranamamıştır.
Ve hala da özgün davranamamaktadır. Hala da okullarda Hanefî Mâtürîdî çizgisi öğretilmez. Hanefî Mâtürîdî çizgisi mevcut anayasaya aykırıdır. Hem Hanefî Mâtürîdî çizgisi mevcut anayasaya aykırıdır. Hanefî Mâtürîdî çizgisi mevcut anayasaya aykırıdır. Hem Hanefî Mâtürîdî çizgisinin topluma çok iyi anlatılması gerekir hem de anayasa da belli değişikler olması gerekir. Anayasa da belli bir değişikler olmadığı müddetçe Hanefî Mâtürîdî çizgisinin din algısı olarak topluma da yerleşmesi mümkün değildir. Zaten Türkiye’yi idare eden komple siyasetçiler parti ayırmaksızın. Bugünkü mevcut durumdan herkes memnundur. Sebep bu çarpıklıktan geçinir bütün herkes. Şikayet ettiğiniz her ne var ise hükümet olduğunuzda sizin lehinize dönmüştür.
Dokunmazsınız ona. Şikayet ettiğiniz her ne var ise belediye başkanı olduğunuzda sizin lehinize döner o. Şikayet ettiğiniz her ne var ise hükümet olduğunuzda sizin lehinize döner o. Dünyayı yöneten deccâlî kuvvetler size buna müsaade etmez. Bunu sadece siyasilere ve devlet bürokrasisine aynı zamanda millete de mal etmek biraz işin zor tarafı. Çünkü dünya siyasetini elinde tutan güçler kendilerinden bağımsız, bir devlet kurmanızı size müsaade etmezler. O devleti de kendilerinden bağımsız yönetmelerine de müsaade etmezler. Bunu böyle hamasi milliyetçilikle kimse konuşmasın. Müsaade etmezler. İçeride söylediğim lafımı esirgemeyeceğim burada da söyleyeceğim. Ve seçilenler. Ülkelerini yönetmek için seçilmezler.
Onlar yönetilmek için seçilirler. Koskoca ABD’nin başına Trump gibi bir adamı kim seçer ya? Ondan sonra Biden’ı kim seçer ya? Adam iki kelimeyi bir araya getirmekten uzak. Ya Putin’i kim seçer ya? Dünya üzerindeki bütün seçimler bütün seçimler bir aldatmacadan ibarettir. Bütün dünya halkı, insanları biz seçtik zanneder. Değil seçilmişi seçerler. En küçüğünden en büyüğüne kadar. muhtarlıklar hariç. Onlarla oyalanın siz. onlara gerek yok. Geri kalan hepsi de. Avrupa’da ayırırlar. Bir Hristiyan demokratlar var, bir de ne var? ABD’de iki tane var değil mi? Bir Cumhuriyetçiler var. Bir de ne var? Demokratlar mı var? Evet. İki ana grup var değil mi? Cumhuriyetçiler, demokratlar var değil mi? Birbirleriyle düşman.
Öyle biliyorsunuz değil mi? Halka öyle der. Hepsinin nemâlandığı yer aynı. Türkiye’de de ana iki akım var değil mi? Ne var? Bir tarafta muhâfazakârlar var, bir tarafta da solcular var, Kemalistler var. Öyle mi? Değil. Aldatmacadan ibaret. Türkiye’de bir tane anayasa var, iki tane yok. Bütün partiler o anayasaya uygun kurulur. O anayasanın değil, anayasanın. Anayasanın, anayasanın. Anayasanın, anayasanın. Anayasanın, anayasanın. Anayasanın dışında da bir şey yapamazlar. Yapabilirler mi o zaman? Nereden çıkardığınız iki tane parti? Üçü, dördü, beşi? Boş muhabbet. Evet. Orada on dördüncü sayfanın başından başlayacağız. Şuraya devamlıyorum. El-Fâtiha ma’a’s-salavât. Âmîn.
Mâtürîdî Ekolünde Devlet ve Adâlet
Mâtürîdîliği konuşunca çaresi yok, siyasete giriyor işin içerisine. Girer zaten mağturidilikten, o yüzden Mâtürîdîliği konuşmazlar. İşin içerisine siyasete girer çünkü. İşin içerisine siyaset girdiği için uzaklaştırılır. İşin içerisine siyaset girdiği için uzak dururlar. Çünkü devlet yönetimi girer için içerisine. Devletin siyaseti girer işin içerisine. Bakın devlet yönetimi ve devletin siyaseti girer. O yüzden sıkıntılıdır konuşmak istemezler. Hocalar da konuşmak istemez. Türkiye’de bu mevzular konuşulmaz. Türkiye’de diyanetin konuşacağı şudur. İbadet ve ahlakla alakalı konuşur diyanet. Başka bir şey üzerinde konuşmaz. Türkiye’deki bütün cemâatler, tarîkatlar ibadet ve ahlak üzerinde konuşur.
Başka bir şey konuşmaz. Şurayı es geçiyor İslâm dünyası. İslâm dünyasının es geçtiği yer şurası. Din hukukla ayakta durur. Devletler adaletle ayakta durur. Bakın devletler adaletle ayakta durur. Devletler liyakatli insanlar tarafından ayakta tutulur. Ben devletten din beklemem. Hanefî Mâtürîdî çizgisinde bir vatandaş devletten mal güvenliği, can güvenliği, din güvenliği, akıl güvenliği, namus güvenliği bekler. Devlet kendi vatandaşına din öğretmez. Bakın Hanefî Mâtürîdî çizgisinde devlet vatandaşına din öğretmez. Vatandaşına hristiyanlık öğretmez. Vatandaşına yahudilik öğretmez. Vatandaşına müslümanlık öğretmez. Size bu tuhaf gelir. Vatandaşına sufili öğretmez. Vatandaşına hanefili, şafili, malikili öğretmez.
Bu tebaanın kendi işidir. Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre devletin câmisi olmaz. Devletin havrası da olmaz. Devletin kilisesi de olmaz. Olmaz. Size bunlar tuhaf gelir. Bakın devletin câmisi olmaz. Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre. Câmi yıkılıyorsa yıkılır. Devlet o câmiyi yapmaz. O câmiyi tamir etmez devlet. Devlet kendi akçesinden câmi de yapmaz Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre. Devletin bütçesinden câmi parası ayrılmaz Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre. Size bunlar tuhaf gelir. Hiç duymadığınız şeyler. Devlet kilise de yapmaz. Devlet havra da yapmaz. Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre. Devlet tekke de yapmaz. Devlet balıkla da yapmaz. Devlet bu manada bakın belli bir mezhebe okulda yapmaz. Medrese de yapmaz. Bunlar Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre devlet eğliyle olmayan işlerdir.
Kimin işine gelir şimdi bu? Devlet imamatif de yapmaz. Devlet ilâhiyat fakültesi de açmaz Hanefî Mâtürîdî ekolüne göre. Şimdi diyanet bunu konuşabilir mi? Bunu ilâhiyat konuşabilir mi şimdi? Bunu Türkiye’deki tarîkatlar konuşabilir mi? Belediyeden bedavadan arsalan cemâatler bunu konuşabilir mi? Belediyeden bedavadan arsalan tarîkatlar konuşabilir mi? Belediyeden para alan şeyhler konuşabilir mi bunu? Uyduruktan konferans düzenleyip belediyeden para alan ilâhiyâtçılar bunu konuşabilir mi? Konuşamaz da. Konuşamaz. Şeyhler de konuşamaz. Tekkemize kilit vurulur diye konuşamazlar. Belediyelerden gelecek olan erzak yardımı gelmez deyip konuşamazlar. Belediyelerden biz cemâatlere, tarîkatlara yardım ediyoruz deyip de örtülüğüne ödenekten gelecek olan paralara baktıkları için de konuşamazlar.
Konuşamazlar. Hanefî Mâtürîdî ekolünü konuşamaz ülkede hiç kimse.
Seksen Beş Bin Câmi Çelişkisi
Babanın yanına çabuk. Konuşamazlar hiç. Asla konuşamazlar. Bürokratlar konuşamaz. Evet. Hiç kimse konuşamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Hanefî Mâtürîdî ekolünü. Konuşan herkes kendisi açığa çıkar. Adam bunu konuşamaz ki. O yüzden dedim Türkiye’de bu mevzuyu kimse konuşamaz diye. Kim? Diyânet mi konuşacak? Nerede Hanefî Mâtürîdî ekolünü’da? O zaman da devletine ait bir tane câmi söyleyin bana. Söyleyin Selçukluların bir tane câmisini söyleyin devlete ait. Söyleyin bana Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk ililere devlete ait bir tane câmi söyleyin bana. Yok ki. Ulu Câmi, Padişah kendi akçesinden değil. Vakıf kurmuş kendi akçesinden kurmuş. O vakıfla ayakta durmuş. Devlet yardımı değil. Devlet yardımı değil.
Çünkü o devletin Hristiyan tebaası da olur. Yahûdî tebaası da olur. Onlardan alınan vergilerle siz câmi yaptıramazsınız. İslâm hukukuna göre. İslâm hukukuna göre. Siz Hristiyan ve Yahûdîlerden alınan vergilerle câmi yaptıramazsınız. Hadi. Siz İslâm hukukuna göre. Müslümanların haricindeki bir kimsenin parasıyla câmi yaptıramazsınız. Arkadaşlar. Siz İslâm hukukuna göre, Yahûdîlerden ve Hristiyanlardan alınan vergilerle fakire fukaraya yemek veremezsiniz. Siz Müslümanlara ondan yemek veremezsiniz. Siz Müslümanlara ondan iftar ettiremezsiniz. Hanef-i Mâtürîdî fetvasına göre, hukukuna göre söylüyorum size. O yüzden konuşamazlar diyorum ya. Mustafa Özbağ konuşur. Evet. Siz câmi yaptıramazsınız. Nasıl yaptıramazsınız?
Bir ihale edip bir şeyin o ihaleyi alan mütehede bu câminin de şurasını yapacaksın. Diyemezsiniz siz. Hanef-i Mâtürîdî ekoline göre. Siz bir belediye olarak siz bir câminin bahçesini tanzim edemezsiniz. Hanef-i Mâtürîdî ekoline göre. Çünkü o belediyede Hristiyan tebaasında, Yahûdî tebaasında, Müslüman olmayan tebaasında parası vardır orada. Onunla yapamazsınız. O yüzden maturidiliği kimse konuşamazlar. O yüzden o hukuklar, maturidiliği kimse konuşamaz derim. Yapamazsınız. Bunları şimdi videodan kesip biçip yazın, ülke ayağa kalksın. Desinler ki bu Tayyip düşmanı, desinler ki bu Reis düşmanı, desinler ki bu AK Parti düşmanı, desinler ki bu şu düşmanı, bu düşmanı. Korkum yok. Yapamazsınız ama.
Yapamazsınız. Ne maturidiliğini konuşacak insanlar? Adalet lazımdır önce. Adalet. Senin 85 bin câmin var. 85 bin câmi. 85 bini de devlete ait. Hadi 85 bin tane şey, no. Havra 85 bin tane kilise. Ne? Cemevi 85 bin tane olacak. Cemevini koyunca, evet ben de sufiyim. O zaman benim tekkenin de parasını ödeyeceğim, diyeceğim. Hadi. Camiler diyanete ait. Parası pulu, her şey diyanete ait. Peki? Laikizya. Cemevleri nereye ait? E laikizya. Ben diyaneti tasvip etmiyorum kardeşim. Ben namazı burada kılacağım. E hadi bana da imam tayin et. Veya benim tayin ettiğim imamın banışını ver buraya. Ben hemen ayrılıkçı olurum, hain olurum, vatan haini olurum, her türlü hain olurum ben. Hadi. Yapamazsınız. Hiç Mâtürîdîliğe böyle bakmadınız değil mi?
Evet. Hiç İslâm hukukuna da böyle bakmadınız. Okumuyorsunuz bunları zaten siz. Söyledim ya siz bir tek ibadete bakıyorsunuz. İbadetlerinizi edin. Ahlakınızı da düzgün tutun. Çalmayın, çırpmayın. Sebep biz sizin yerinize çalıp çırpıyoruz çünkü. Siz sakın çalmayın, çırpmayın. Sakın şundan uzak durun, bundakın uzak durun. Doğru. Siz de çalmayın, çırpmayın. Çalın. Çalın. Sizin yapmadıklarınızı biz yapacağız. Merak etmeyin. Yaptıklarımız yapacaklarımızın güvencesidir. Aman vatandaş olarak, millet olarak sakın ha, dikkat edin. Çöpü yere atmayın. Bu ülke bizim. Ulan memleket ahlaksızlık çöpü olmuş. Sen benim attığım kağıdı görüyorsun. Ama bunu böyle dikte edeceğiz size. Anlatacağız. Ama biz yapacağız sizin yerinize.
Konuşamaz hiç kimse, mağdur ediliyor o yüzden. Sürç-i lisân ettiysek affola. Haklarınızı helâl edin. Vaktinizi aldık. Saat oldu 11’e çekin. Yine de, Hela edin. Vaktinizi aldık. Saat oldu 11’e çeyrek var. O yüzden bayan kardeşler sizler de haklarınızı helâl edin. Helâl etmeyen varsa söylesin. Çatapata, çatapaca. Elimde jop yok ama girişeyim. Ülkem adına üzgünüm. Gerçekten. Bizim toplumumuz adına çok üzgünüm. Bunu zaman zaman dile getiriyorum ya. 35 yıl sonra az önce Hakan’la içeride konuşuyorduk. O benden daha ümitsiz vakı olmuş. Dedim beni ümitsizliğe götürme. Ben dedim ben ümidimi bitirmedim daha dedim. Beni ümitsizliğe götürme dedim. Toplum adına, insanlarımız adına gerçekten çok üzgünüm. Bu aldatılmışlıkları kandırılmışlıklarımızı gördükçe ve bunlar böyle devam ettikçe de üzgünlüğüm devam ediyor.
Bazen kendi kendime öyle içine kapanıp gidiyorum. Ama kendi kendime bir daha derleyip toparlıyorum kendimi. Sen konuşmazsan, o konuşmazsa, bu konuşmazsa, bu insanlar nereden öğrenecek, nasıl öğrenecek diyorum. Bir hamle daha yapıyorum kendime. Hazret-i Pîr diyor ya ben bir hamle daha yapıyorum. Öteye geçeyim diye. Biz bir hamle daha yapıyoruz, öteyi de geçemiyoruz. Nefes tutuyor. Ama inşâallâh toplum adına inşâallâh düzeliriz. Hakkınızı helâl edin. Es-selâmü aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Başı Açık Kadına Küfür Hâdisesi: Sohbet açılışında okunan kelime-i tevhîd ve salavât — Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikir 19 (“Efdalü’z-zikr Lâ ilâhe illallâh”); Hakk’ı hak, bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); dinde zorlama olmayışı — Bakara 2/256 (“Lâ ikrâhe fi’d-dîn”); Müslümânın Müslümâna küfür etmesi büyük günâhtır — Buhârî, Edeb 44; Müslim, Îmân 111 (“Bir mü’mine küfreden fâsık olmuştur”); kadın-erkek tesettür ayırımında tekfîre gidilmez — İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber; el-Âlim ve’l-Müteallim; Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd (günâh-ı kebâir ile tekfîr mes’elesi); başörtüsünün farzlığı — Nûr 24/31; Ahzâb 33/59; ancak başörtüsüzlüğün tek başına küfre fetvâ olmayışı — Diyânet Dîn İşleri Yüksek Kurulu, “Örtünme ve Tesettür” fetvâsı; İslâm ahlâkında herkese kucak açmak — Âl-i İmrân 3/159 (“Allâh’tan bir rahmet sebebi ile onlara yumuşak davrandın, eğer kaba ve katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi”); herkese tebessüm sadakadır — Tirmizî, Birr 36 (“Mü’min kardeşine tebessümün sadakadır”); konuşmanın âdâbı — Fussılet 41/34 (“İyilikle kötülük bir olmaz; sen kötülüğü en güzel şekilde uzaklaştır”); vakfımızda böyle bir hâdisenin sudûr etmeyeceği beyânı — tasavvuf ahlâkı edep usûlü; Hasan Kâmil Yılmaz, Tasavvuf Mes’eleleri
- Tayyip Erdoğan ve Dini-Siyasi Duruş: Dînî duruşun Kur’ân-Sünnet çerçevesinde şekillenişi — Âl-i İmrân 3/103 (“Hep birlikte Allâh’ın ipine sarılın”); Nisâ 4/59 (“Allâh’a, Resûl’üne ve sizden olan ülü’l-emre itâat edin; eğer bir şeyde çekişirseniz onu Allâh’a ve Resûl’üne arz ediniz”); Hucurât 49/1 (“Allâh ve Resûl’ünün önüne geçmeyin”); mezheb imâmlarının hadîse muhâlefet ettiklerinde hadîsin delîl alınışı — İmâm Şâfiî, er-Risâle; “İzâ sahha’l-hadîs fe hüve mezhebî” kâidesi — Nevevî, el-Mecmû’; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; Kur’ân’da kâtî hüküm varsa o ölçü — Nisâ 4/115; Sünnet-i Seniyye’nin teşrî’î değeri — Haşr 59/7 (“Resûl size ne verirse alın, neden sakındırırsa sakının”); Muâz b. Cebel radıyallâhu anh’ın Yemen’e kâdı olarak gönderilmesi ve Hz. Peygamber’le Kur’ân-Sünnet-İctihâd sıralaması diyaloğu — Ebû Dâvûd, Akdiye 11; Tirmizî, Ahkâm 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/230 (“Allâh’ın kitâbıyla hükmederim, bulamazsam Resûl’ünün Sünneti ile, bulamazsam kendi reyimle ictihâd ederim”); Muâz’ın fıkıhtaki yüksek mertebesi — Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 12 (“Ümmetim içinde helâl-harâmı en iyi bilen Muâz’dır”); siyâsî duruşun îmâna ve vatan-millet menfaatine bağlı oluşu — Bakara 2/143 (vasat ümmet); partici olmamak, iktidarı eleştirebilmek — Bakara 2/44 (“Siz Kitâb’ı okuduğunuz hâlde insânlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?”); Tayyip Erdoğan ile ters düşme ithâmına verilen cevap — sûfî bağımsızlık: yalakalığın reddi
- 12 Eylül’de Gömülen Parti Siyâseti: 12 Eylül 1980 askerî darbesi ve etkileri — Feroz Ahmad, The Making of Modern Turkey; Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri; darbe öncesi ülkücü-solcu siyâsî kutuplaşma — Kemal H. Karpat, Türkiye’de Siyâsal Sistemin Evrimi; partili siyâsetten çekilme ve aktif siyâsetin bırakılması — ülkücü geçmişten sûfî yolculuğa dönüş tarîhi; Bursa’ya gelindiğinden beri milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi olmama sözü; siyâsî parti yerine doğru bildiği şeyi destekleme ve yanlışa karşı çıkma ilkesi — emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker: Âl-i İmrân 3/104, 110 (“Siz insânlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olarak ma’rûfu emreder, münkerden nehyedersiniz”); Lokmân 31/17; Buhârî, Fiten 2; Müslim, Îmân 78 (“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin, gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbi ile buğzetsin — bu îmânın en zayıfıdır”); sûfînin yanlışlığa karşı bağımsız duruşu — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, Cilt 1 Mektûb 47 (umerâya nasîhat); hükümdârı eleştirmek hakk — Halîfe Ömer b. Abdülazîz rivâyeti; Emevî hiciv şiirleri; hem namaz kılıp hem rüşvet-zulüm-fuhuş işleyen Müslümân tipine reddiye — Ankebût 29/45 (“Namaz fahşâdan ve münkerden alıkor”); münâfıkların alâmetleri — Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 106 (“Konuştuğunda yalan söyler, va’dettiğinde durmaz, emânete ihânet eder”); Müslümânın ameli Îmânını destekler — Mâide 5/8 (adâletten şaşmamak)
- Tramvay Yolunda Esnâfın Derdi: 2022 Mayıs Türkiye ekonomik buhrânı — benzin, mâzot, pahalılık, dolar krizi — 2021-2022 kur krizi ve enflasyon verileri (TÜİK resmî istatistikleri); esnâfın dile getirdiği ticâret sıkıntıları; TÜİK’in açıklamadığı sosyal hakîkatler (uyuşturucu batağına düşen gençler, fuhşa sürüklenmiş kimseler, deizmin yükselişi) — Hâlis Ayhan, Türkiye’de Din Eğitimi; deizmin gençler arasında yükselişi — Özgür Mumcu haberleri, Diyânet raporları; iktisâdî imtihân — Bakara 2/155 (“Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden yana eksiltme ile imtihân ederiz; sabredenleri müjdele”); rızk Allâh’tandır — Hûd 11/6 (“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allâh’ın üzerinedir”); Zâriyât 51/22; mü’minin sabrı ve sabrın mükâfâtı — Zümer 39/10 (“Sabredenler mükâfâtlarını hesâbsız alır”); Müslim, Birr 52 (mü’mine isâbet eden her sıkıntı kefâret); sûfînin gerçek körü körüne bağlanmayışı, Kur’ân’ı bile dinleyip düşündükten sonra icrâ edişi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/266 (şerîat-tarîkat-hakîkat bütünlüğü); Kur’ân’ı tedebbür etmek emri — Muhammed 47/24; Nisâ 4/82 (“Onlar Kur’ân’ı tedebbür etmezler mi?”); Sâd 38/29 (“Sana indirdiğimiz mübârek Kitâb’ın âyetlerini düşünsünler”); tahkîkî îmân — Âl-i İmrân 3/190-191 (ulü’l-elbâb tefekkürü); kişi parti perest, lider perest, cemâat perest, tarîkat perest, şeyh perest olmamalı — Câsiye 45/23 (“Hevâsını ilâh edineni gördün mü?”); Furkân 25/43
- Perest Olmak ve Mâtürîdî Ölçüsü: “Perest” olma eleştirisi — her şeye körü körüne bağlanmanın tevhîde zıt oluşu — Kâfirûn 109/1-6; tek ibâdet edilecek zât Allâh Teâlâ’dır; taklîdden kurtulup tahkîke ermiş sûfî tanımı — İmâm-ı Gazzâlî, el-Münkız mine’d-Dalâl (taklîd-tahkîk ayırımı); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye li-hukûkıllâh; lâik perest, milliyetçi ırkçı perest, cemâat perest, tarîkat perest, şeyh perest tipolojisi reddi — Nisâ 4/135 (adâlet ve şâhidlik); Tevbe 9/24 (mal, aile, kabile Allâh ve Resûlü’nden üstün tutulmamalı); Hucurât 49/13 (üstünlük takvâda); vakfımızın hangi tarîkat ve cemâat kalıbına girmediği beyânı — kendine münhasır yol, sadece Kur’ân-Sünnet ve mezheb imâmlarının ictihâdı ile amel; başı açık kadına küfretme konusunun İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve İmâm-ı Mâtürîdî çizgisinde yasaklığı — el-Fıkhu’l-Ekber; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Ebû Hanîfe’nin mürci’e kelâm sîmâsı olarak günâh-ı kebâirin îmândan çıkarmayacağı görüşü — Sa’duddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; Ebû’l-Muîn en-Nesefî, Tebsıratü’l-Edille; Kemâleddin el-Beyâzî, İşârâtü’l-Merâm; sâdece kelime-i şehâdet getirmenin îmâna yeterli olduğu — Buhârî, Cenâiz 55; Müslim, Cennet 14 (“Lâ ilâhe illallâh diyen cennete girer”); Peygamber Efendimiz’in Üsâme b. Zeyd’i “Lâ ilâhe illallâh” diyeni öldürdüğü için îkâz etmesi — Buhârî, Meğâzî 47; Müslim, Îmân 158
- Günâh-ı Kebâir ve Lâiklik Kökeni: İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’ye göre kelime-i şehâdet getiren mü’mindir, ibâdet etmese de îmân sâhibidir — el-Fıkhu’l-Ekber, Bâbü’l-Îmân; İmâm-ı Mâtürîdî’ye göre günâh-ı kebâir işlemek küfre sokmaz — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, “İmânü’l-Fâsık” bahsi; çarşaf giymeyen kadınlara küfür fetvâsı verilmesinin Ehl-i Sünnet’e muhâlif oluşu; Hâricîlerin günâh-ı kebâir işleyeni tekfîr edişinin reddi — Eş’arî, Makâlâtü’l-İslâmiyyîn; lâikliğin Osmanlı’da Tanzîmât Fermânı (1839) ile başlayıp Türkiye Cumhuriyeti’nde şekillenişi — Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Mâtürîdîliğe Göre Dîn-Siyâset Ayırımı (Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi); İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı; Tanzîmât ve Islâhât Fermânları — Şerîf Mardin, Türkiye’de Din ve Siyâset; Şapka Kânûnu ve harf devrimi düşüncelerinin Osmanlı’da başlayışı — II. Mahmud devrinden itibâren modernleşme adımları; Osmanlı zaptiyelerinin sarık saran Müslümânları dipçikle sorgulaması — Osmanlı’nın son dönem polis pratikleri: Noemi Levy-Aksu, Osmanlı’da Asayiş, Siyâset ve Şiddet; Osmanlı-Cumhuriyet mukâyesesinde cederleşme — Mustafa Armağan, Osmanlı’nın Kayıp Atlası; lâiklik adına başörtülü kadının başörtüsünün çekilmesi — 28 Şubat 1997 post-modern darbe uygulamaları: İhsan Dağı, Turkey Between Democracy and Militarism; üniversite önlerinde başörtü mücâdelesi; lâik Cumhurbaşkanı’nın câmi-kilise açılışlarında “Yâ Allâh, Bismillâh” demesinin teolojik tutarsızlığı; lâikliğin Anayasa’da tanımının bulunmayışı — 1982 Anayasası, Madde 2 (“lâik, demokratik, sosyâl hukuk devleti”) ancak lâiklik tanımsız; Lâiklik İlkesi tartışmaları — Niyâzi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma
- Anneannemin Dikenli Tel Kıssası: Bayındır’da Efe dede — Kuvâ-yı Milliye dönemi ve Yunan işgâline karşı Efelerin direnişi — İzmir bölgesi 1919-1922: Yücel Özkaya, Millî Mücâdele’de Halkın Katkısı; Mustafa Turan, Yunan Mezâlimi; anneannenin Bayındır’ın en zengin âile mensûbu oluşu, iki abisi ve kocasının hep Efe olarak Yunan’a karşı mücâdele edişi — Bayındır yerel târihi, Batı Anadolu Efeleri: Sabahattin Selek, Millî Mücâdele Efeleri; dikenli teller arasında Kur’ân-ı Kerîm okuma — Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kur’ân eğitimine getirilen sınırlamalar: İsmet Parmaksızoğlu, Türkiye’de Din Eğitimi; jandarmanın Kur’ân öğrenenlere baskını — 1928-1933 devrimler dönemi uygulamaları: Hakan Yavuz, Modernleşen Müslümânlar; Tevhîd-i Tedrîsat Kânûnu (3 Mart 1924) ve Kur’ân kurslarının resmî izin prosedürü; “Bizim Yunan geldi” ifâdesinin toplumsal travma boyutu — Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu; dipçikleme ve mahalle baskısının kuşaklar boyu taşınışı — sözlü târih ve toplumsal hâfıza: Leyla Neyzi, Ben Kimim? Türkiye’de Sözlü Târih, Kimlik ve Öznellik; üniversite önünde başörtülü kıza yapılan müdâhale (28 Şubat ve sonrası); başörtülü bir polisin kadına jopla vurması — travmatik paradoks: kendi eliyle aynı pratiği tekrar etme trajedisi; Gezi Olayları’nda çadır yakılması ve fâillerin hesâba çekilmemesi — toplumsal barışın önündeki engel; Kur’ân-ı Kerîm yakma fiilleri — en ağır hürmet-i dîn ihlâli olarak değerlendirilmesi — Bakara 2/191; Âl-i İmrân 3/85
- Medîne Hristiyan-Yahûdî Barışı: Medîne Vesîkası (622) — Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Yahûdî ve Hristiyan tebaa ile imzaladığı çok dinli yaşam anlaşması — Muhammed Hamîdullâh, el-Vesâiku’s-Siyâsiyye; İbn-i İshâk, Sîre; İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye; Medîne’de Yahûdîler ve Hristiyanların can, mal ve nâmus güvenliğinin sağlanışı — Bakara 2/256 (“Dinde zorlama yoktur”); Mümtehine 60/8 (“Sizinle dîn uğrunda savaşmayanlara, sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik etmenizi ve onlara âdil davranmanızı Allâh yasaklamaz”); Necrân Hristiyan heyetinin Mescid-i Nebevî’de ibâdeti — İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye 2/222; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 5/382; Hz. Peygamber’in Mescid’in kapısını açıp Hristiyanlara ibâdet yeri göstermesi — dini tolerans mûcizesi; Hz. Âişe annemizin Habeşli kadınların mescid içerisinde çocuklarla oynamasını Peygamberimiz ile birlikte seyretmesi — Buhârî, Salât 69; Müslim, Salâtü’l-Îdeyn 18 (“Allâh Resûlü beni örtüsüne alırken Habeşliler mescidde oynuyorlardı”); Mescid-i Nebevî’nin sadece namazgâh değil, toplumsal hayâtın kalbî olduğu — Muhammed Hamidullâh, İslâm Peygamberi; Zeybek ekibi kurmak ve milletin kültürel miraslarına sûfîce sâhip çıkmak — tekfîr ithâmlarına mukâyese; Mısır’dan Fas’a, Anadolu’dan Hindistan’a tasavvufun yerel kültürü dönüştürücü rolü — Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islâm; sûfî geleneğinde insâna hizmet ve kültür entegrasyonu — Mevlevîlik ve sema geleneği; lâik devletin bütün îtibârıyle kurumlarından (Diyânet, imâm-hatip) şikâyet etmesinin çelişki oluşu — Diyânet’in lâik kurum olduğuna dair Anayasa Mahkemesi E.1970/53, K.1971/76 sayılı kararı; Diyânet’in gerçek lâik konumu — Talip Küçükcan, Turkey and the European Union; İmâm-ı Âzam ve İmâm-ı Mâtürîdî çizgisinde devletin bugünkü lâik sistemlerden daha ileri oluşu; Osmanlı yükseliş döneminde farklı dînî hukuk sistemlerinin bir arada yaşayışı (Ermenî, Rum Ortodoks, Katolik, Mecûsî, Tahtacı, Şîa); Osmanlı’nın tek hukuka bağlama teşebbüsü ve milletleşmenin doğuşu — Kemal H. Karpat, Ottoman Past and Today’s Turkey; Osmanlı Milletleri’nin dağılışı — Stanford Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye
- Seyyid Bey ve Osmanlı Tecrübesi: Hilâfetin kaldırılması görüşmelerinde TBMM’de Seyyid Bey’in konuşması (3 Mart 1924) — millî hâkimiyet tezini Hanefî Mâtürîdî kelâm ve fıkıh metinlerine dayandıran konuşma: TBMM Zâbıt Cerîdesi 3 Mart 1924; Seyyid Bey’in Hilâfet ve Hâkimiyet-i Milliyye risâlesi; Hanefî Mâtürîdî kelâmına başvuru — İmâm Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-Tevhîd‘i ve Hanefî fıkhı metinleri; İlâhiyat hocalarının Hanefî Mâtürîdî çizgisini topluma yeterince anlatmayışı — Sönmez Kutlu, Türkler ve İslâm Târihi; Gazne Devleti döneminde (999-1186) Mâtürîdîliğin Türkler eliyle Horasan’a yerleştirilmesi — Osman Turan, Selçuklular Târihi ve Türk-İslâm Medeniyeti; Tuğrul Bey’in Bağdat’a girişinden iki yıl önce 1053’te Horasan’da Eş’arîlerin minberlerden lânetlenmesi fermânı — İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam fî Târîhi’l-Mülûk ve’l-Ümem, 8/152; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, 9/600; Selçuklu-Eş’arî mücâdelesi — Mahmûd Kırbıyıklı, Tuğrul Bey ve Zamanı; Eş’arî zihniyetinin sonradan Osmanlı’ya girişi ve Türkiye Cumhuriyeti’nde de taşınması — Yaşar Nuri Öztürk, İslâm’da Düşünce Târihi; tasavvuf tarihçiliği ve Osmanlı medreselerinde kelâmın yeri — Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ; son dönem Osmanlı’da din-siyâset tartışmalarında üç yaklaşım: Ziyâ Gökalp’in sosyolojik yaklaşımı (Türkçülüğün Esâsları), Seyyid Bey’in hukukî yaklaşımı, Mısırlı Alî Abdurrâzık’ın teolojik yaklaşımı (el-İslâm ve Usûlü’l-Hükm, 1925) — Hamid Enayat, Modern Islâmic Political Thought; Aristoteles-İbn-i Rüşd etkisiyle siyâset felsefesi tartışmaları — Yavuz Köktaş, Modern Dönemde Hadîs Kültürü; Osmanlı çok-hukuklu sisteminin çöküşü ve tek hukûka bağlama teşebbüsünün milletlerin bölünmesine yol açışı — Şükrü Hanioğlu, Brief History of the Late Ottoman Empire
- Medrese Kapatılışı ve Parti Aldatması: Tevhîd-i Tedrîsat Kânûnu (3 Mart 1924) ile medreselerin kapatılışı — 430 sayılı Kânûn: Resmî Gazete 6 Mart 1924; medreseleri kapatma gerekçelerinden birinin Eş’arî zihniyetinin hâkim oluşu ithâmı — akademik tartışmalar: İsmail Kara, Din ile Modernleşme Arasında; Tekke ve Zâviyelerin Kapatılması Kânûnu (30 Kasım 1925) — 677 sayılı Kânûn; bir kısım tekkelerde İngiliz ajanlarının bulunduğu ithâmı — Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması; Hakan Yavuz, Secularism and Muslim Democracy in Turkey; yeni Cumhuriyet’in özgün davranamayışı ve Hanefî Mâtürîdî çizgisinin okullarda öğretilmeyişi — Sönmez Kutlu’nun teşhîsi; Anayasal değişiklik ihtiyâcı — 1924, 1961, 1982 Anayasaları ve lâiklik maddeleri: Ergun Özbudun, The Constitutional System of Turkey; siyâsetçilerin parti ayırmaksızın mevcut çarpıklıktan geçinişi — “şikâyet ettiğin her ne varsa hükümet olduğunda lehine döner” tesbîti; dünya siyâsetini elinde tutan küresel güçler ve bağımsız devlet kurulmasına müsaade etmeyiş — Noam Chomsky, World Orders Old and New; David Harvey, A Brief History of Neoliberalism; seçilenlerin yönetmek için değil yönetilmek için seçilişi — kukla demokrasi eleştirisi: Peter Dale Scott, The American Deep State; Trump, Biden ve Putin örnekleri — küresel seçimlerin hakîkî mânâda seçim olmayışı iddiâsı; ABD’de Cumhuriyetçi-Demokrat ayırımının aslında tek sermâye havuzundan beslenişi — Ralph Nader, The Seventeen Solutions; Avrupa’da Hristiyan Demokratların iki kanadının aynı sistemi beslemesi — Susan Strange, The Retreat of the State; Türkiye’de muhâfazakâr-Kemalist ayırımının aldatmaca oluşu — Anayasa tek olduğu için partilerin ancak o çerçevede kurulabilmesi; muhtar seçimi haricinde halk hakîkî bir seçim yapmamaktadır iddiâsı — yerel yönetim tartışmaları
- Mâtürîdî Ekolünde Devlet ve Adâlet: Mâtürîdîlik konuşulduğunda siyâsete kaçınılmaz biçimde girişin sebebi — Hanefî-Mâtürîdî fıkhının hukuk-devlet-adâlet üçgenini kapsaması; Ebû’l-Muîn en-Nesefî, Tebsıratü’l-Edille (kelâm-siyâset bütünlüğü); Türkiye’de Diyânet’in ancak ibâdet ve ahlâk üzerine konuşabilişi — Diyânet İşleri Başkanlığı teşkilât kânûnu çerçevesi; tarîkat ve cemâatlerin de sâdece ibâdet-ahlâk konuşabilişi; dinin hukûk ile ayakta duruşu — Abdülkâdir Udeh, et-Teşrî’u’l-Cinâî el-İslâmî; devletlerin adâlet ile ayakta duruşu — Nisâ 4/58 (“Allâh size emânetleri ehline vermenizi, insânlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emreder”); Mâide 5/8; Enbiyâ 21/107; “el-Mülkü yebkâ me’a’l-küfri ve lâ yebkâ me’a’z-zulm” kâidesi — küfürle devlet durur ancak zulümle durmaz: İbn-i Teymiyye, el-Hisbe; devletlerin liyâkatli insânlar tarafından ayakta tutuluşu — emânet ehline verilmesi: Buhârî, Îmân 41 (“Emânet ehlinden olmayana verilince kıyâmeti bekleyin”); Hanefî Mâtürîdî çizgisinde vatandaşın devletten beklentileri: mal güvenliği, can güvenliği, dîn güvenliği, akıl güvenliği, nâmus güvenliği — makâsıd-ı hamse (şerîatın beş maksadı): İmâm-ı Gazzâlî, el-Mustasfâ; İmâm-ı Şâtıbî, el-Muvâfakât; devletin vatandaşa dîn öğretmeyişi — Mâtürîdî ekolünde dînin tebaanın kendi işi oluşu — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; İmâm Ebû Hanîfe’nin el-Âlim ve’l-Müteallim‘i; devletin câmi, kilise, havra, tekke, hânkâh, medrese, imâm-hatip, ilâhiyat fakültesi yapmayışı — İslâm hukûkunda bu tip müesseselerin vakıflar eliyle ayakta durması — Bahaeddin Yediyıldız, XVIII. Yüzyılda Türkiye’de Vakıf Müessesesi
- Seksen Beş Bin Câmi Çelişkisi: Türkiye’de Diyânet İşleri Başkanlığı’na bağlı 85 bin câmi; Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde devlete ait câmi bulunmayışı — târihsel hakîkat: Oktay Aslanapa, Türk Sanatı; Selçuklu câmilerinin ve Ulu Câmiinin Pâdişâh’ın kendi akçesinden değil, vakıf eliyle inşâsı — Ömer Lütfi Barkan, Osmanlı İmparatorluğu’nda Vakıflar; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Târihi; vakıf sisteminde Müslim ve Gayr-i Müslim tebaanın vergisinin câmi inşâsına harcanamayışı — İslâm hukûkunda fey ve cizye hükümleri: Serahsî, el-Mebsût; Kâsânî, Bedâyi’u’s-Sanâyi’; Gayr-i Müslimlerin vergisi ile câmi, iftar, fakîr yemeği yapılamayacağı fetvâsı — cizyenin sarf yerleri: Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; belediyelerin câmi bahçelerini düzenleyemeyişinin Hanefî Mâtürîdî ekolünde temelsizliği; Diyânet’in lâik kurum oluşuna dair Anayasa Mahkemesi kararı — lâik devletin dîn işleriyle alâkalı kurumu bulunmasının mantıksal tutarsızlığı — İhsan Dağı, Turkey: Between Democracy and Militarism; lâik Cumhurbaşkanı’nın câmi ve kilise açılışında “Yâ Allâh Bismillâh” deyişi — 2021 Bulgaristan kilisesi açılışı örneği; câmi yapımının devlet bütçesinden karşılanmayışının Mâtürîdî fıkhında ilkesel oluşu; Cemevi’nin lâik bir devlet tarafından resmî ibâdet yeri sayılmayışı çelişkisi — Alevî-Bektâşî taleplerinin gündemdeki yeri: Cemil Kılıç, Alevîlik ve Cumhuriyet; devletin câmi-câmi-cemevi-havra-kilise ayırımında tutarsızlığı; “adâlet önce gelir” ilkesi ve Mâtürîdî bütünlüğü — Nisâ 4/135; lâik-dinî kavgada kaybolan hakîkî tolerans; sûfî geleneğinin Türkiye’de körü körüne bağlılığa karşı durulması çağrısı; 35 yıl sonra toplum adına üzgünlük ifâdesi, Hz. Pîr Mevlânâ’nın “bir hamle daha yapıyorum, öteye geçeyim diye” beyti — Mesnevî-i Ma’nevî, Defter 1 (istek ve mücâdele beyti); sohbet kapanışı — sürç-i lisân âdâbı; Es-selâmü aleyküm ile ayrılış — Mâide 5/16 (selâm âyeti)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı