Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2022 ·

2022 Sohbeti #22 — Bir Nazarda Sülûk

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2022 Sohbeti #22 — Bir Nazarda Sülûk. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.

https://www.youtube.com/watch?v=DJNRDNoym0Y

Duâ Açılışı ve Zikir Bereketi

Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim gündüzlerinizi hayırlı eylesin. Âmîn. Günlerinizi, âilenizi, yıllarınızı, nefeslerinizi hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi hak ve batılı bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı hak bilip hak yolunda mücâdele edenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı hak bilip hakkı haykıranlardan eylesin. Âmîn. Hakkı hak bilip susanlardan eylemesin. Âmîn. Susup da dilsiz şeytan olanlardan eylemesin. Âmîn. Susup da dilleri mahşerde yerlerde sürünenlerden eylemesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Batılı batıl bilip batılla mücâdele edenlerden eylesin. Âmîn. Batılı batıl bilip batılla karşı cihâd etmeyenlerden eylemesin. Âmîn. Batılı batıl bilip batıldan korkup sinenlerden eylemesin.

Âmîn. Korkaklıktan bizleri muhafaza eylesin. Cimrilikten muhafaza eylesin. Dermansız dertlerden muhafaza eylesin. Borçlanıp sıkılmaktan muhafaza eylesin. mihnete uğramaktan muhafaza eylesin. Katından rızıklandırdıklarından eylesin. Katından emanını aldıklarından eylesin. Katından affettiklerinden eylesin. Katından koruduklarından eylesin. Katından kalplerimize ilham eylesin. Katından akıllarımıza ilham eylesin. Katından vücudumuza ilham eylesin. Bizlere maddî mânevî âfiyet nasip eylesin. Dünyâ ve âhirette âfiyet nasip eylesin. Dünyâ ve âhiretimizi hayırlı eylesin. Dünyâ ve âhiretimizi hayırlı eylesin. Dünyâ ve âhiretimizi hayırlı eylesin. Cemâline müşerref kıldıklarından eylesin. Cemâliyle sohbet edenlerden eylesin.

Her an Cemâlinin tecelliyyâtına mazhar kıldığı kullarından eylesin. Her an sıfatlarına mazhar kıldığı kullarından eylesin. Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın nuruna gark eylesin. Onun nûruyla nurlandırdıklarından eylesin. Onun nûrunun mihmândârlığında yürüyenlerden eylesin. Âmîn diyen dillerimizi nâr-ı cehennemden âzâd eylesin. Dillerimizi zikriyle ıslak eylesin. Gönüllerimizi zikriyle neşelendirsin. Sırrımızı zikriyle mükafatlandırsın. Sırrı, sırrımızı zikriyle kendi katına aldıklarından eylesin. Âmîn deyin. Hem çayınız için hem ben de kahvemi içeyim. Hem çılgınca bir soru varsa onu da alayım. Hepiniz de hoş geldiniz. Allâh râzı olsun.


Hırka-i Necâtiye ve Ehl-i Beyt

Hırka mı? Hırka. Kurtuluş hırkası. Genelde onu Şîa biraz fazla kullanır. Biraz da Alevîler fazla kullanır. Sünnîler pek onun üzerine çok fazla bir şey konuşmaz. Hırkayı nâciye. Hırka. Bu Hazret-i Peygamber’in meşhur abâsı. Necrânlı Hristiyanlar geldiler. Yanlarında kralları da vardı. Hazret-i Peygamber’in din münakaşasına girdiler. Münakaşanın sonu lâ’netleşmeye gitti. Lanetleşmeye gidince ertesi gün lâ’netleşme için Medîne’nin meydanında kavileşildi. Medîne’nin meydanına ehlini herkes alsın gelsin diye bir de böyle bir ahitleşme oldu. Herkes o gece sahâbe biz de onun ehlinden olalım, ehli beyt olalım diye yalvardı, yakardı. Ama Hazret-i Peygamber’in gün aydınlanınca siyah bir abâsı vardı, hırkası vardı.

O siyâh abâsını giydi. Böyle cihada çıkacağı zamanlarda, hüzünlü olacağı zamanlarda, önemli meselelerde. O siyah hırkasını giyerdi, uzun. O siyah uzun hırkasını giydi. Tam kendi arkasına Hazret-i Fâtıma annemizi koydu. Onun arkasına Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretlerine yerleştirdi. Sağına, soluna. Hazret-i Fâtıma annemizin sağına ve soluna Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin’i aldı. Komple hırkasının abâsının altına aldı. Meydana öyle çıktı. Öylece lâ’netleşmeye bekledi. Ama o papaz, Necrânlı papaz, kendi kralına dedi ki, bu kimse davasının hak olduğuna çok inanıyor. Gerçekten dedi, davası hak ise bu lâ’netin altında hepimiz ezilir, dağılırız. Hepimiz yerle yeksan oluruz. Bu lâ’netleşmeye çıkmayalım dedi.

Ve lâ’netleşmekten vazgeçtiler onlar. Tâbiri câizse yenilgiyi kabul ettiler, kaçtılar. Ondan sonra o bazı yerlerde hırkayı, aba, ya da ehlibeytim dediği o zaman çıktı. Ehl-i Beyt sözü de. Benim ehlibeytim bunlardır diye Cenâb-ı Hakk’a yakarışta bulundu. Onun adı hırka-i necâtiye, kurtuluş hırkası oldu. Bunu sonra sûfîlikte kullandılar. Bu normalde sûfîlerin arasında da bu bir edep, bu ölçü oldu. Normalde üstadın halifesi veyahut üstadın şeyhlik verdiği kimse hırka giydirme merasimi oldu. O da hırka-i necâtiye hükmüne girdi. Aynı şey Şîa’da da var. Şîa’da normalde belli bir imamlığa gelen kimselere de o hırkayı törenine giydirirler. Onlar da hırka-i necâtiye olarak geçer orada. Bildiğin bu. Doğrusunu Allah bilir.


İlk Bakışta Sevgi ve Seyr-i Sülûk

Aleyküm selâm hocam. Çanakkale’de bir arkadaşım iyi paraya bir telefon almış. Daha doğrusu iyi paraya aldığını tahmin ettim. Telefon gördüm elinde birader çok para değil mi bu dedim? Abi benim işim bakış dedi gayrı meykul işi yapıyor. Fotoğraf dedi ilk bakış çok önemli dedi. Her şey ilk bakış mı? Tek bakışta seyr-i sülûk tamam olur mu? Ya da aksi durum bir söz konusu olabilir mi? Evet. Bakış önemli. Sûfîler de ilk bakışa çok önem verirler. Ben de çok önem veririm. Tabii sûfîlerin önem verdiğini ben sonradan öğrendim. Ben normalde kendimce hayat tecrübesi ta önceden beri ilk baktım ilk gördüm ilk bakışta ne oldu ne gitti bu benim için önemli. O esnada kalbim ısındı ısındı ısınmadı ısınmadı. O esnada onu sevdim sevdim sevmedim sevmedim.

Ben teknik olarak bir kimsenin sonradan seveceğini de kabul ederim. Ama benim yolum değil derim. normalde bir başkasının yolu öyle olabilir. Aklı çok öndedir onun. Aklı çok önde olunca hesap eder kitap eder inceler inceler inceler o kimsede öyle sevebilir. O da bir yoldur doğrudur ben onu inkâr etmem. Benim yolum değildir derim ben benim yolum değildir. Ben baktım sevdim oldu oldu olmadı olmadı. Bu ilk bakış önemli aslında diğer insanlarda da önemlidir. o ilk baktı ilk tanıdı gönlü kalbi kabul etti veya etmedi. Etmedi şüphe de kaldı. Şüphe de kalınca onu şüphesini izale edecek hep o. Hep o şüphesini izale edeceği yollarda uğraşacak şüphesini izale etmeye çalışacak. Birini izale edecek bir daha gelecek.

Biri gidecek biri de bir daha gelecek. Biri gidecek biri de bir daha gelecek. Bu şüphenin üzerine gidecek. Ama yol mudur evet ilim böyle doğar. İlmin bir yolu da budur. O kimse şüphelene şüphelene doğruyu bulur. birisi gelmiş camide vâ’z edeceği zaman demiş ki ey ümmet-i Muhammed ben de bir şey söyleyeceğim. Ben size demiş Allâh’ın 99 vechesinden varlığını ispat edeceğim demiş. Oradan bir ehl-i dânâ kalkmış inanmayın bu adama demiş bırakın. Bunu dinlemeyin demiş. Demiş der ki neden bu filancı büyük âlim bu Allâh’ın varlığından 99 kere şüpheye düşmüş demiş. Şüphelerini anlatacak bize demiş. şüpheye düşmüş şüphesinin karşılığını aramış. Şüpheye düşmüş şüphesinin karşılığını aramış. İzal etmiş şüpheyi.

Yol mu evet. Böylece insan kendince doğruya doğru hakikate doğru gider mi evet. Bak bunu itiraz etmiyorum ilme itiraz edilmez. Benim yolum değil. Neden ben öyle yapamıyorum benim işim değil. Ben birine bakacağım kel, kör, topal, ağız yamuk, burnu yamuk, gözü şaşır hiç önemli değil. ben onun normalde bakacağım, seveceğim mesele bitecek. Benim yolum bu. Ben o yüzden bazen derim ya bende Gencebay felsefesi var. İlk bakışta ben aşık oldum oldum olmadım olmadım sonradan olmuyor bende. Olduğu zaman da gitmiyor. ona karşı olan benim bir zaafım oluyor. Ona karşı olan zaafım da yürümüyor gitmiyor. Ta ki o böyle bende ki kredisini bitirince kadar. o zaafımı kullanırsa istismar ederse bir müddet böyle bir şey olursa her şeyin bir kredisi var.

Onun da bir kredisi oluyor. Bakıyorum artık benim zaafımı ona olan duygumu ona olan zaafımı kullanıyor. Bıraktığım zaman da bir daha geriye dönüp bakmıyorum zaten. Bir de işin o tarafı var. Orası da biraz sıkıntılı benim. Şimdi ama bu benim kendimce hayat felsefem. Gerçekten de bardağa baktın sevdin tamam ondan kahve içmeyi de seviyorsun. Ondan su içmeyi de seviyorsun. Onun masada durmasını da seviyorsun. Bunda bir sıkıntı kalmıyor. Ama baktın sevmedin. Diyorsun ya fincanı da güzelmiş ama şurasını şurasını da güzelmiş ama onun üzerinde güzellik aramaya çalışıyorsun. Komplesini kabul etmiyorsun. Haklı mı o kimse de haklı ama benim yolum değil. Şimdi sıra geldi bir kimsenin ilk bakışta bir nazarla kemale erip eremeyeceği.

Seyr-i sülûkunun olup olamayacağı. Evet olur. Normalde o kimse ilk bakışta ilk görüşte ilk nazara aldığında tâbiri câizse zirve yapar ama sonra da tekrar düşer. Şimdi bu normalde zirve yapıp zirvede durmaz. Duramaz çünkü. Zirvede durabilmesi için ona makam gerekli. Ama o zirveyi görür mü? Görür. Dervişlerde bazen bu olur.


Zirvede Kalmak ve Derviş Halleri

Şimdi böyle yeni derviş olduğunda yeni ders aldığında uçuyordur o. Bulutların üstündedir. Rüyalar, haller, kalbine gelen ilhamlar böyle akıyordur o kimsede. Böyle o zanneder ki böyle gidecek öyle gitmez. Makam olmadığından o bir tingil taklak iner aşağı. Aşağıya inince şaşkınlaşmayacak, bocalamayacak. Diyecek ki tamam bunun aşağısı da var yukarısı da var. Dün bundan daha aşağıdaydım. Ha tanıdın ama sen. Bildin. Görmediğini, duymadığını, yaşamadığını bir anda yaşadın. Böyle bir perde var, böyle bir hal var, böyle bir durum var. Böyle bir zevk var, böyle bir yer var. Onu öğrendin sen. Şimdi tekrar yola kendi çabalama ile yürü. Şimdi yeniden mücâdele et, gayret et, o hale kavuş. Şimdi bir kısmı bunu koruyabilir mi?

Evet. o kimse geldi örneğin bir anda 7. makama geldi. Kaldı orada. nasıl kaldı? Ana altına bir destek koydular onun. Dediler ki sen lazımsın burada. Onun kendinden bilmesin o. Ona dediler ki sen burada lazımsın. Hemen altını destekle doldurdular o orada kaldı. Orada kaldı ama oranın hakkını verecek artık. O zaten onu da orada bıraktılar sonra da o hakkı verdirirler zaten. Gece yatamaz. Birisi yaparsan kalkarsın ona kim ıslık çaldı gecenin saat 3.00’de dersin. Şaşırırsın. Bakarsın yataktasın. Ama birisi kulağının dibinde ıslığı patlatmış. Dersin ki eyvah bir şey var. Ondan sonra hadi yat. Veyahut da bir bakmışım bir sela. Canlı sanki kulağının dibinde okuyorlar. Bir de selada diyorlar sonunda. kim?

Ahmet oğlu Mehmet. Ahmet oğlu Mehmet vefat etmiştir. Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi filan ciğerden senin selanı okuyorlar. Hadi yat. Bu öyle kalır. Ondan sonra dersin artık tamam nereye yatıyorsun? Nereye uyuyorsun? Veyahut ayağına ağız bir şey uzattın bir tekme ayağına. Sen nasıl uzatıyorsun ayağını diye. Hadi uyu sen. Hadi uyu. Sonra bak artık ayağının altında bir acı var. Kırmızı mı olmuş sarı mı olmuş? Bak kırmızı olmuş nereden kırmızı oldu? Oradan oldu. Bunlar zahirende vururlar mı vurmazlar mı? Düşün artık işin yoksa. İşinin o tarafında da öylesi var. O yüzden evet hiçbir şey karşılıksız değil. Evet hiçbir şey karşılıksız değildir. O yüzden de o kimse bir bakışta, bir nazarda, bir ders aldığında alır mı alır.

Normalde bir kimseye bir dersi veriyor mu o gece hâlâ açılıyor. O zikrullâh da hâlâ açılıyor. Bu hesaba kitaba gelecek bir şey değil ki. Şimdi bazen zaman zaman örnekliyorum.


Oktay’ın Eskici Mehmed Kerâmeti

Oktay dedi ki bana ağabey sana hiç kimse inanmıyor dedi. Ben inanıyorum ağabey dedi bana. Ben dedi senin yolunun hak olduğunu inanıyorum. Kimse yok. İki kişi ders yaptık biz zikir yaptık. Oturmadık bile ayakta. Ağabey ben hak olduğuna inanıyorum senin dedi. Senin dedi zâkirliğine de inanıyorum. Her şeyine inanıyorum ağabey dedi. İlk zikrullâh da oktayın hâlâ açıldı. Allâh’ım dedim ya dur bakayım dedim ben bunu götüreyim dedim içimden teyit edeceğim ya. Bizim Bayındır’da topsasının altında. Ondan sonra böyle şarap içenlerin, esrar içenlerin takıldığı bir yer var. Bizim orada eskici Mehmet efendi diyorlar. Her yerde bir eskici vardır ya bizim orada da bir eskici var. Şimdi bir tane daha var gömeşli dede.

O uzak zeytinliklerin içinden gideceksin. Bir de yukarıda çalı dedemiz var bizim. O da uzak o da dağın tepesinde gene yürüyeceksin. Şey ne o yakın eskici dede. Gece gittim ben eskici dedenin oraya beraber gittik şimdi. Üç tevhîd okudum. Çok kısa bile çok şey üç tevhîd okudum hatırımda kalan. Sordum oktay bir şey gördün mü dedi. Ben ağabey eskici Mehmet efendi’yi gördüm dedi. Yanında asker vardı dedi. Onun yanında yatan da asker. Dedim bu adamın hâlâ açılmış içimden. Dedim tamam. Hemen ders alır almaz. İlk zikrullahda derhal gördü. Onun gecesi oluyor. Ben bunu hemen şeye götürdüm. Şimdi bir kimse böyle de açılır mı açılıyor. Buna da söyleyecek laf yok. Bu normalde şeydi bende. Bir ara bu bende takıntı kaldıydı.

Ben bir yere gittim orada ilk ders verdim kimsenin hâlâ açılıyordu. Bursa’da normalde ilk ders verdim kimse vardı. Eski arkadaşlar Birlikler Burhan Türkoğlu. Allâh rahmet eylesin. Bunun açılmıyor bir türlü. Uğraşıyoruz gayret ediyoruz bizde böyle bende takıntı halinde. Ondan sonra. Bir gün Emîr Sultan Hazretleri’nde Şeyh Efendi de var orada tevhîd çektik. Burhan’a sordum gördün mü bir şey dedim yok ağabey. Şeyh Efendi’nin yanında da bana fısıldarken yok şeyhim dedi bana. Döndüm Şeyh Efendi efendim dedim. Benim dedim nereye gittiysem ilk ders verdim kimsenin hâlâ açıldı dedim. Bunun hâlâ açılmadı efendim dedim bir himmet etseniz dedim. Döndü Burhan dedi. Emret Efendi baba dedi. Kumaşlarım düşünüyon hep dedi.

Hemen birden hızla bir döndü tekrar Emîr Sultan Hazretleri’ne doğru gittik Emîr Sultan Hazretleri’nin başına. Üç tevhîd okuduk yine Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin. Üç tevhîd okudu Fatiha dedi. Hemen döndü Burhan’a. Gördün mü Emîr Sultan Hazretleri nerede dedi. Burhan gitti zaten ağlıyor Burhan bizim Allâh rahmet eylesin. Ondan sonra gördün mü Efendi baba gördün mü Efendi baba diyor. Ondan sonra tabi ondan fazla ben sevindim. Kendi kendime şüpheye düşeceğim neredeyse. Neyse Burhan’ın kulağına dedim Şeyh Efendi döndü bana oldu mu aaa dedi. Oldu efendim Allâh sizden râzı olsun dedim. Teşekkür ederim dedim Allâh sizden râzı olsun efendim dedim. Neyse şey oldu ne o?


Burhan’ın Açılması ve Muhabbet Yolu

Burhan’a dedim Burhan sakın dedim düşürme. Bak sakın dedim bu halini düşürme. Ondan sonra tabi Burhan’ın ilk ders verdiğimiz kimseydi Allâh rahmet eylesin. İlk başlarda gerçekten hizmet olmuştur dokunmuştur bize. Evinde misafir olmuşuzdur evinde yemekler yendi zikirler oldu. Ne bileyim kardeşleriyle ortaktı kardeşlerin canı sıkılırdı. derse gidip gelirken arabayı ona vermek istemezlerdi. Ders günü onun arabaya illaki bir zorluk çıkarırlardı bir şey yapmaya çalışırlardı. Velhasıl kelam Burhan Allâh rahmet eylesin. Ölünce kadar dervişli devam etti. O baştan diyordu bana diyordu ki bak şeyhim kalabalık olunca benim yakamı bırak. Ben kalabalık oluncaya kadar koşacağım. Kalabalık oldu mu benden bir şey bekleme.

Burhan’a böyle anlaşma olmaz. Ondan sonra vallaha öyle şeyhim derdi. Allâh rahmet eylesin. Gerçekten de öyle yaptı kalabalık olunca gelip gitmemeye başladı. Ama kardeşimizdi dersliydi. Allâh rahmet eylesin. Sonuna kadar de öyle dersine devam etti. Aramızdaki diyalog hiç bitmedi. Ondan sonra hatta o da şeyhe efendi vefat ettikten sonra sen benim şeyhimsin. Zaten önceden de şeyhe efendi varken de ben seni hep şeyh gibi gördüm. şöyle böyle deyip biatını tazeledi de Allâh rahmet eylesin. Şimdi tabi herkesin yolu aynı mı değil. İşin bir de bu tarafı var. O yüzden sûfîlikte bizim gibi topluluklarda onu da bir ayırt etmekte fayda var. Neden bizim gibi topluluklarda? Bizimki böyle muhabbet işi. Bizde böyle bir kimsenin aniden yol alması, aniden böyle bir hale bürünmesi normaldir.

Çünkü bizim işimiz böyle sevgiyle muhabbetle giden bir şey. Adam birden sever, teli yakar biter adamın işi. O adam bir daha da geri dönmez oradan. Bizde de geri dönen zordur zaten. İşin bir de bu tarafı var. Siz şimdi bir kimse günah işledi, kusur işledi mi onu geri döndü olarak görürsünüz. Biz, ben öyle görmem. Bu aramızda fark vardır. O yüzden bizim gibi topluluklar derim. Sakın günah işleyicilerden olmayınız. Bu ayrı bir şey. Ama bizde geri dönüş öyle günah işlediğinden dolayı olmaz. Kolay kolay. Benim geri dönüş dediğim şey, insan sevgiden kesilirse, dersi iade ederse, bakın dersi iade ederse o zaman sıkıntılıdır. Öbür türlü derlenir, toparlanır o. Mesela Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın.

Mesela bazı kardeşlerin dersini aldığımız zamanlar da oluyor. Onlar dergâh devam ediyorlar mesela. Ben onlar hakkında daha ümitsiz değilim. Hatta böyle normalde millete yol açılmasın böyle. ben böyle ders almayı, vermeyi, çoluk çocuk oyuncağı gibi olmasını istemem. Birisi bıraktığı zaman da kolay kolay geri dönmem zaten. Oyuncak haline gelir. Ama öbür türlü yanar, yıkılır, düşer, kalkar kendince. Bunlar o kimsenin tarikattan düştüğünü göstermez. Ve hatta derler ya, üstadın nazarından düşmek diye öyle düşmez o kimse. Ben onlara biraz böyle daha farklı bakarım. O düşme denilince daha farklı şeyler olması lazım. O yüzden Allâh cümlemizi o halde muhafaza eylesin. Öbür türlü arkadaşlar, kardeşler yerlerini yitirmezler yani.

O gene bizim kardeşimizdir. O gene bizim canımız ciğerimizdir. Ümitsizlik olması bu manada. Ben onun böyle benim için bir insanın muhabbeti ve vefası önemli. Ben onun o durumuna bakarım. derler ya, yiğitliği önemli, delikanlılığı önemli, duruşu önemli. Benim için önemli olan o. Gece namazını sayacak olan Allah. Elindeki zikrini sayacak olan Allah. O benim işim değil. Ben, Cenâb-ı Hak küçücük bir şeyden çok büyük şey verir. Biz onu bilemeyiz. Şimdi öyle deyince aklıma bir şey geldi. Bak size bir şey dinleteceğim şimdi. Gel bakayım. Onur, açın bak, açık mı? Açık.


Onur’un Babasının Son Şahâdeti

Onur’un babası vefat etti. Onur’un babası vefat etti. Onur’un babasının vefatının durumunu Onur’dan dinledim. Şimdi dönsün size bir, size ayrı bir, ne o? Açılım olsun. Anlat arkadaşlara. Son ölüm zamanını, nasıl öldüğünü. Dön. Babamla son görüşmemiz beni çağırdı kendisi. Yanına gittim. şeydeydi, ne o? Yoğun bakımda başında da refakatçıydı. Evet. Evet. Sonra dinle beni dedi. Sana söyleyeceğim, sen beni tasdikle dedi. Ben de dinledim babamı. Babam Eûzü besmele çekti. İhlâs-ı Şerîf’i okudu. Sadakallâhu’l-Azîm dedi. Doğru mu dedi bana? Doğru dedim baba. Sonra kelime-i şehâdet getirdi. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühû dedi. Doğru mu dedi? Doğru baba dedi. Sonra son görüşümüz bu oldu.

Ayrıldım yanından. Bir daha görmedim babamı. Bir daha konuşmamak nasip olmadı. Vefat etti. Gözlerini dikti dedi. Bundan sonra dedi. Bir daha hiçbir kelime konuşmadı. Mesele bitti dedi. Öyle mi? Evet. Ondan birkaç saat sonra vefat bitti. Evet. Allâh râzı olsun. Koyun bunu oraya. Teşekkür ederim Onur. Dışarıdan birisini yargılarsanız, yargıladığınız gibi değildir. Bir muhabbet oluşmuştur, bir sevgi oluşmuştur, bir kanal oluşmuştur. Cenâb-ı Hak onu tecellî ettirir. Onur’dan bunu dinleyince, Abdülkâdir-i Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerinin sözü aklıma geldi. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri şöyle der. Birisi bize derviş olsa, o sadece kendisi derviş olmaz. Biz onun komple kümesiyle pazarlık yaparız demiş. ne kadar annesi, babası ne varsa komplesine himmet ederiz.

Komplesine biz şefâat ederiz bu manada. Komplesi bizim dervişimiz olur demiş. O böyle söyleyince aklıma geldi benim. Şimdi siz ölülerinizin arkasından hayırla iade ediniz demiş. Onur’un babasına da biz o yüzden hayırla iade ediyoruz. Tabi bazı arkadaşlar tevhîd okumuşlar. Kur’ân-ı Kerîm hatimleri yapmışlar. Önümüzdeki perşembeye kadar arkadaşlar bay bayan herkes yine tevhîd okusun inşâallâh. Yine herkes ne yapabiliyorsa yapsın. Önümüzdeki hafta perşembe gün inşâallâh burada bağışlamasını biz de yapalım. Şimdi o yüzden şimdi meseleyi toparlayayım. Bir kimse nereden neye akılacağı belli değildir. Birisinin üzerine olumsuz hükmetmek de hoş değil. Çok olumlu hükmetmek de hoş değil. Biz kötülüğünü görmedik.

Biz deriz ki iyi bir insandı. Ben Onur’un babasının bir kötülüğünü görmedim. Onur’un düğününde tanış dedik. Onur’un düğününde çok hoşuma gitti. Bizim gibi biraz kanıdı kırık tâbiri câizse. Onun sonra hoşuma gitti. Onur’un o halleri tavırları. böyle mahallenin bıçkın delikanlısı olur ya. Böyle mahallenin bıçkın delikanlısı rolünde. Benim çok hoşuma gitti. Ondan sonra gerçekten böyle sevecen muhabbetli oturulur sohbet edilir bir kimseydi. Allâh rahmet eylesin. Cenâb-ı Hak inşâallâh yerinde rahat etsin. Rabbim katından onu lütfetsin inşâallâh. Normalde şimdi bir baba çocuğunu böyle bir dergâh dervişliğe gönderirken kolay kolay böyle millet farklı bakıyor ya böyle elini kolunu sallaya sallaya bırakmaz ama Allâh râzı olsun.

Onur’u bu konuda bir sıkıntı çıkarmadı bildiğim kadarıyla. Değil mi Onur? Evet. Allâh râzı olsun herkesten inşâallâh. Var mı Yusuf acaba aşağı?


Risâle ve Silsile-i Meşâyih Zarûreti

Dergâha gireli neredeyse 20 yıl olacak. Eşim ilk 1-2 yıl namazları kıldı sonra bırakış o bırakış oldu. Çok üzülüyorum eşimi zikir yaparken görünce namaz kılarken görünce içim akıyordu. Ne olur dua edin inşâallâh namazlarına sımsıkı yapışır. Rabbim inşâallâh sımsıkı yapışanlardan eylesin inşâallâh. Bedîüzzâmân Saîd Nursî Hazretleri şöyle buyuruyor. Ben yıllardan beri sadece Risâle-i Nur okuyorum. Bana kifayet geldi size de yeter diyor. Burada sadece Risâle okunması doğru mudur tavsiyesi yanlış değil midir? Biz böyle zatların orası yanlış burası yanlış demekten dilimizi koruruz muhafaza ederiz. Ama yine Bedîüzzâmân Saîd Nursî Hazretleri’nin bir sözü var ya. bir kimsenin benim yolum haktır demesi hakkıdır.

O yüzden herkes kendi yolunu hak görmesi gayet normaldir kendince. Birisi der ki Risâle bana kifayet etti sana da kifayet etsin der. Birisi de der ben Risâlelerden Mektûbât yirmi dokuzuncu mektup sekizinci kısım sekizinci kısım sekizinci kısım sekizinci kısım. Mektûbât yirmi dokuzuncu mektup sekizinci kısım sekizinci kısım sekizinci telvîh; tasavvuf tarîkat hakikat namlar altında öyle nuran öyle şirin bir yol vardır ki. Bana bunu kendine ölçe alıp ya ben buraya okudum burada diyor ki bir kimse muhakkik alim zat olsa kalbi harekete geçmemiş olsa bir mürşidi bir şehide yok ise. Bugünkü zındıkanın karşısında kendisinin îmânını muhafaza etmesi müşkülleşmiştir. Ama adi samimi bir ehli tarîkat silsile-i meşâyihe duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez.

Ümidini kesmezse de asla zındıkaya düşmez. İmanını muhafaza eder. Ölçüsüne tabi. O yüzden ben bir Üstad buldum bir Şeyh buldum. Rüyamda da gördüm ona da intisap ettim. Bu da bana yeter der mi der. O da onun yolu. Şimdi böyle dediği zaman normalde Üstad’ın çizgisinden de dışarı çıktı mı? Hayır. Üstad’ın Şeyhi var mıydı? Evet. Üstad ehli tarîkat mıydı? Evet. Hem Kâdirî idi hem Nakşibendî miydi? Evet. Üstad’ın yolundan gidecek olanlar o zaman kendilerine hem Kâdirî’den hem Nakşi’den ders veren bir Üstad bulacaklar. Ona intisap edecekler. Hem Risâle okuyacaklar hem de o Üstad’a olan intisaplarını yerine getirecekler. Üstad’ın yolundan gidiyorlarsa. Üstad Târihçe-i Hayât’ında da bahseder. Beni der, Rusya’nın mezaleminden kurtaran Abdülkâdir-i Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerinin himmetidir.

Onun kerâmetidir der. Ben onun himmetiyle Rusya’da esâretten kurtuldum der. Üstad kendisi de söyler. Der ki benim bir kaybım olduğunda ben on bir ihlas bir Fâtiha okur. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerine ruhaniyetini bağışlar. Kaybımı öyle bulurdum der. Üstad’ın o zaman bu mânâda pîridir Abdülkâdir-i Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri ve Şâh-ı Nakşibend Hazretleri. O yüzden ben kendimce mektubattan o kısmı okuyunca sonradan basılan mektubatların bir kısmını da buraya kaldırmışlar zaten. Bizim Ersin nerede? Nerede Ersin? Ersin, Ersinlerin evinde bir Mektûbât getir dedi. Senin hanım Mektûbât’ın içerisinde bu kısmı kaldırılmıştı. Duruyor mu o Mektûbât hâlâ da evde? Evet. Ben gördüğümde hayret ettim.

Otur Ersin Allâh râzı olsun. Gördüğümde hayret ettim. bana söylüyorlardı ben zâhiren ondan Ersinlerin evinde gördüm. Yine de gördüm. 29. mektûbu Mektûbât’ın içerisinden kaldırmışlar yeni baskılarda. Neden? Orada çünkü Üstad diyor üzerine basarak söylüyor. Diyor ki eğer bir kimsenin, Türkçesi şu. Eğer bir kimsenin Üstad’ı yok ise, bir silsile-i meşâyihe bağlı değilse bugünkü zındıkanın karşısında îmânını koruması müşkürleşmiştir. Diyor. Muhakkik âlim zat olsa diyor. Kalbi harekete geçmemiş ise, bir silsile-i meşâyihten de ders yok ise o îmânını koruması muhafaza etmesi müşkürleşmiştir diyor. Üstad’ın sözü. Mustafa Özbağ değil. E o zaman ne kalıyor insanlara? Üstad’ı dinle kardeşim. Senin kalbin harekete geçti mi?

Kalbin harekete geçmesi ne biliyor musunuz? Sufilerde. En aşağı derecede zikir kabir halinden vakıf olmak. Bir çıtüstü zikrullâh da gelene gideni görmek. Aynı haldir bunlar. Kalbine ilham gelmesi. Kalbi harekete geçmiş olması bu. E bu hal yoksa o zaman senin îmânını koruma muhafaza etmen müşkürleşmiş. Sen hızla silsile-i meşâyih. Silsiliğe meşâhî ne demek biliyor musunuz? Elinde bir silsili olacak. Onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi olacak. Birisi sabah erkenden kalkıp da ben şeyhim demiş olmayacak. Eskiler bunu icâzete bağlamışlar. Eskiler diyorum. Onun şeyhi olması gerekiyor, şeyhinden icâzetin olması gerekiyor. Ama sözde ama yazılı. O şeyhinin şeyhinin şeyhinin şeyhinin şeyhinin varsa o silsile sağlam.

Evet. Silsile-i meşâhî dediği, üstadın dediği bu. Şimdi böyle yeni moda çıktı ya insanlar bir bakmışsın sabahleyin kalkmış üstad olmuş o kimse. Erken kalkan önceden ihtilal yapıyordu ülkede. Bu da onun gibi bir şey. bir silsilesi var mı? Yok. Böyle bir yoldan gelme mi? Yok. Böyle bir şey mi olmuş? Hayır yok. soruyorsun yok yok yok yok. Eyvallah. Ama çıkmış yola. Ondan sonra milletin başına olmadık işler açmış. Allâh muhâfaza eylesin. Üstad onları yırıyor. Diyor silsile-i meşâyih. Bunu eskiler o zaman için ne demek? Şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi hepsi de icâzetli demek. O kimse de ama sözde ama yazılı o da icâzetli demek. Ona birisi sözlü söyleyecek yani. Ona birisi sözlü söylemezse yine ben şeyhim deyip yola çıkması uygun değil.

Ona birinin de bir şeyhin demesi lazım ona. Allah bizi onlardan eylesin. nefsine uyanlardan manasında değil o silsile-i meşâyihe uyanlardan eylesin. O manada dedim. bir kimsenin silsile-i meşâyihe uyanlardan eylesin. O manada dedim. bir kimsenin silsile-i meşâyihe uyması önemli bir şey. Ve onu devam ettirmesi de önemli bir şey. Çünkü onu devam ettirmek de kolay bir şey değil. Allâh bizi affetsin.


Korona, DSÖ ve Küresel Sömürü

Korona sürecinde unutkanlık seviyorum çok fazla arttı. Bu konuda ne tavsiye edersiniz? Evet. Bu korona hastalığı geçirenler bilhassa bu rahatsızlığı geçirenler bu konuda aktiviteler yapacaklar. Kitap okuyacaklar. Çok zikredecekler. Onlar bu korona geçirenler rahatsızlığı böyle hemen ben iyileştim bitti yapmayacaklar. Çünkü ciğerlerde problem olduğundan dolayı beyne kan basınca azaldı. Beyne kan basınca azalınca beyinle alakalı değişik yerlerinde arızalar oluşmaya başladı. Koronanın öyle bir etkisi oldu. İnsanların vücudunda değişik etkileri oldu. Ben korona hastalığı yok diyenlerden değilim. Böyle bir şey yok. Hiç demedim zaten. Ama pandemi değil mi bu ayrı mı mesela? Bir hastalık var mıydı?

Evet. Hasta olan kardeşlerimiz oldu mu? Evet. Ama bu normalde işin ilginç noktası bunun tedavisi yoktu. verilen ilaçlar bu konuda faydalı mı faydasız mı hala da tartışıyorlar. Verilen ilaçların teker teker faydalı olmadığı bir etkisinin olmadığı zaman içerisinde bunların araştırmaları yapılıraktan millet şimdi söylüyorlar. ne o bir ilaç vardı 8-10 tane yutturuyorlardı. Favipiravir. Hiçbir etkisinin olmadığı anlaşıldı şu anda. Şu anda verilmiyor. Evet. Bunun gibi. böyle şeyler yaşandı. Ey Allâh! Nâm-ı müsemmâ sağlık teşkîlâtı da bir dünyanın sağlık örgütü diyenlerin vahşi bir örgütü var. Kapitalist, Deccâlist vahşi. Tekrar söylüyorum vahşi. Bu kapitalist, Deccâlist sistemin bütün örgütleri vahşidir.

Hepsi de sömürünün üzerine kuruludur. Hepsinde. Dünyanın sağlığını düşünmüyor o dünya sağlık örgütü. Bütün insanların sağlık sızlaştırma örgüdü o. Onun adı dünya sağlık sızlaştırma örgütü. İnsanların sağlığını düşünmüyorlar onlar. Asla. Onlar insanlığı sağlık üzerinden sömürüyorlar. Bakın sağlık üzerinden sömürüyorlar. Dünya insanları sağlık üzerinden sömürülür mü? Evet. Bakın bizim gibi az gelişmiş diye kandırıyorlar gelişmemiş ülkelere veya gelişmiş ülkelere. Harcamalarının büyük bir çoğunluğu sağlığadır. Dünyanın harcaması, dünyanın harcaması askeri, sağlık ve gıda. Bakın bu üçü dünya sömürüsüne en önemli payandadır. Askeri harcamalar silah, sağlık harcamaları ve gıda. Bu üç harcama bütün dünyayı kaosla sürükler.

Ve siz bu üçü bu dünyanın en önemli payandadır. Bu üç harcama bütün dünyayı kaosla sürükler. Ve siz bunları da harcamak zorunda kalırsınız. Seni bunlarla bütün dünyayı borçlandırırlar. Seni bu üç şeyle eğitirler. Sen koşturursun her yerden borç para alacağım diye. Seni borçlandırırlar. Bizim gibi gelişmemiş ülkelerin başına iktidar olacak olanlar borçlanmayı tabû edecekler. Borçlanmayı tabû etmeyen hükümeti düşürürler, ihtilal yaparlar orada. Borçlanacaksınız. Borcunuza borç ekleyeceksiniz. Dünya devletlerinin ve dünyanın 350 trilyon dolar borçlu dünya. 350 trilyon dolar. Ben 60 yaşında, bu dünyanın en büyük hükümeti bu. Ben 60 yaşındayım, 40 yıldır ekonomiyi bilirim kendimce. 40 yıldır Türkiye’nin dış borcu her yıl artar.

Her yıl artar 40 yıldır. Düşmez hiç. Bakın düşmez. Düşmez. Erbakan Hoca havuz sistemi dedi borçlanmıcaz dedi. Kredi almıcaz, faizden işimiz olmayacak dedi. Tak indirdiler aşağı. Kendilerinin de hataları oldu. Hepsi de üst üste geldi, defterini dövdüler. Dürerler. O yüzden borçlanırsınız. Ne o bir ara bir kuş gribi mi ne geliyordu o? Olancı aşıları sattılar bize. Hatırladınız mı? Herkesi ne o? Domuz gribi. Herkesi bir korkuttular, öleceğiniz şöyle olacak, böyle olacak, yan yatacak, çamura batacak. Olancı aşıyı da getirdiler, sattırdılar. Sonra o aşıları bize Afrika’ya hediye ettik. Sonra Afrika’ya hediye ettik bize o aşıları. Şimdi de şöyle olacak, böyle olacak aşılar alın. Aşılar patladı gene elimizde.

Şimdi aşı mecburiyeti yok. Öyle değil mi doktor? Aşı mecburiyeti kalmadı değil mi? Zorunu değil. Zorunu değil değil mi? Evet zorunu değil şu anda. gene pandemi var, gene her gün 250 kişi, 275 kişi ölüyor değil mi? ölüm böyle aşağı düşmüş değil, 250-270 o bant da gidiyor. 300 ile 250 arasında gidiyor. Ama durdururlar gene. Bitti, şimdi hapını satacak, yarın öbür gün cacığını satacak size. Yarın öbür gün sarımsaklısını satacak. Devam edecek. Şimdi yeni bir şey daha geliyormuş, Dünya Sağlık Örgütü demiş ki bu koronadan daha şedid bir şey daha geliyor demiş. Bekleyin, gelecek gene bir şey. Bu değişmeyecek, o yüzden Dünya Sağlık Örgütü değil o. Dünya’yı sağlıksızlaştırma örgütü. Böyle olunca normalde ne pandemi bitiyor, ne herhangi bir şey ekonomi rahatlıyor, ne de herhangi bir şey oluyor.

Ekonomi rahatlasa, bir bakıyorsun. Ukrayna ile Rusya birbirlerine hırlaşıyorlar. Bütün herkes sağ tutuyor. Yarın savaş olacak, ertesi gün olacak. Silahlan Allah, silahlan. Dünyayı yönetenler böyle yönetmek istiyor. Sizin de yapacak bir şeyiniz kalmıyor. Allâh bizi affetsin. O yüzden korona evet hastalıktı. Hastalıktı. Koronadan rahatsız olanların ciğerlerindeki problem bitmiyor. Muhakkak kan incelteci almaları lazım. Aniden pıhtı atabilir. Aniden pıhtılaşmadan dolayı rahatsız olabilirler. Ve bu noktada hafızalarıyla alakalı, akıllarıyla, beyinle çalışmalarıyla alakalı sıkıntılar var. Ben bazen geçen doktorun bürosuna gideceğiz. Kaçka senaryonla, bir sürü problem var. Benim orası üç kat. Ben üç katı bir nefeste çıkamıyorum.

Örnek. Evet çıkamıyorum. diyorum ki daha şey bitmemiş bende. Hastalığın tecelliyyâtı bitmemiş. Yok. biraz yürüyeyim, yoruluyor vücut. bu hastalıktan sonra oldu, kaldı. Ha ben geçer geçmez bu ayrı mesele. Şifa Allâh’tan. Bilhassa korona geçirenler. karışıma devâm edin. var ya bir karışım meşhur. Muhakkak ona devam edin. Geçirmeyenler, kalabalığa girip çıkıyorsanız bir şeyler yapıyorsanız bir kaşık için ondan bit ki sen hiçbir şey yapma. Hiçbir zararı yok. Ama geçirenler muhakkak onu kullansınlar. Ne zamana kadar kendilerini çok sağlıklı hissedinceye kadar. Önceden ben koşardım. Yirmi dakika hiçbir şey olmazdı. Koş yirmi dakika. Yine hiçbir şey olmuyorsa ciğerler sağrına kavuştu. Öbür türlü kavuşmadı.

Allâh bizi affetsin.


Karabaş-ı Velî Tekkesi ve Vakıflar

Karabaş Velî Tekkesinin el değiştirmesi, Tasavvuf adına başka bir vakfa verilmesini bizim eksikliğimiz, kusurumuz olarak mı değerlendirmeliyiz? İyiliği, güzelliği, Allâh’tan kötülükleri ve eksiklikleri kendinden bir sözünden bu olayı topluluğumuz olarak kendimizi nasıl eleştirmeliyiz? Zaman bunun ilacı. Ben her zaman için öyle bakarım. Eğer bizden sonra orada hizmet edecek olanlar bizim yaptığımız hizmetin daha ilerisini yapıyorsa, diyeceğiz ki eksiklik bizdeymiş. Bu yeni gelen arkadaşlar daha iyi hizmet ediyorlar. Allah daha iyi hizmet eden vermiş burayı diyeceğiz. Yok eğer yapımızlarsa, bizim yaptığımızdan daha aşağıda dururlarsa, o zaman da diyeceğiz ki bu kararı alanların cehennem yolu açılmış.

Şimdi de bu tarafı var. Sebep? Çünkü Kur’ân ve Sünnet’in yaşandığı insanlara hizmet edildiği bir yere kilit vurup ehliyesiz bir yere vermek onun da sorumluluğu var. O zaman diyeceğiz ki biz, aaa buradan da bunu bir şey yapanlara cehennem yolu açıldı. Onu bugünden hükmetmek kolay bir şey değil. o verilen kimseler doğruysa, bu Inanç Turgut İnançer miydi neydi o? Turgut İnançer’e vermişler, onun vakfına vermişler herhalde. Arkadaşlardan benim duyduğumda oldu. Türk Tasavvuf Mûsikîsi Vakfı mıydı neydi onun adı ya? Öyleydi. Türk Tasavvuf, Türk Tasavvuf Mûsikîsi ve Folklor mu? Geliştirmem ve yaşatma vakfı diye bir vakıfları varmış. Ondan sonra o vakfı vermişler. E tabii o vakıfta böyle Kültür Bakanlığı’ndan, devlet kademelerinden torpilli bir vakıf.

Çok öncesinden biliyorum torpilli olduklarına. layık devletin, layık sûfî grubu, tâbiri câizse böyle tabirimi hoş görün. Böyle bir vakıf bildiğim kadarıyla çünkü. Şey değil onlar tabii sıkıntı yaşamazlar orada. Devlet onları destekler, devletin bir kanını destekler, hükümet destekler, hükümetin bir kanını da destekler. Bakın devlet ve hükümet ayrı ayrı şeylerdir. Devlet de destekler onları, hükümet de destekler. Zaten hükümet Kanada’nın desteklediği bir tane daha o şey vardı neydi o televizyonda, starda Fâtih Çıtlak. O da devletin ve hükümetin desteklediği bir vakıftır. O da nerede şeyde İstanbul’da Galata’da mı? Galata’da mı? Yeni Kapı Mevlevîhânesi’nde o da orada. Böyle parseliyorlar, paylaşıyorlar onlar.

Onlar da böyle devletin ve hükümetin yanında yer alan vakıflar normal. Bunların hepsi de normal. Ben böyle anormal bir şey olarak görmüyorum. Ben bunu zaman zaman böyle çok dillendirmiyordum. Artık dillendirmeye başladım. Bu şeyin İngiltere seyahati vardı Cumhurbaşkanı’nın. Oradan o daha henüz dönmeden farkındaysanız İstanbul’da önce Nakşibendliler sonra öbür ehli tarîkat açıklama yaptılar. Biz AK Parti’nin arkasındayız oyumuzu da ona vereceğiz diye. Böyle bir şey yayıldı o zaman için. Haber yayıldı herkes açıklansın diye. O zaman da bizi böyle bir şey zannetmişler. Demek ki böyle kalabalık bir grup mu gördüler ne gördülerse bana da böyle dediler böyle böyle hocam sende böyle bir şey yayınlaman gerekmiyor mu?

Yayınacak mısınız dedi. Ben de dedim ben Sûfî hayatım boyunca hiçbir zaman şu partiye oy atacağız diye bir şey söylemedim dedim. Yine söylemem dedim. Bizim arkadaşlarımız serbest dedim. Diledikleri yere parti atarlar. Diledikleri partiye oylarını atarlar. Biz asla dedim onlara böyle bir yönlendirme de bulunmayız. Benim dedim tarzım tavrım değil. Ben bir tek dedim Cumhurbaşkanı seçsin. Halk seçsin. Cumhurbaşkanı diye dedim. Böyle bir tavırda bulundum. Bizim partisel bir tavrımız yok dedi. İyi bir şey yaparlarsa alkışlarız. Kötü bir şey yaparlarsa dedim dile getiririz eleştiririz. Biz bu konuda dedim duruşumuz bu. Vatana millete faydalı olan bir şey yaparlarsa alkışlarız. Vatana millete faydasız bir şey yaparsa oturur eleştiririz. eşcinselliği alkışlayacak değiliz.

Örneğin faizde alkışlayacak değiliz. Örneğin fuhşu alkışlayacak değiliz. Örneğin rüşveti alkışlayacak değiliz. Kıyırmacılığı alkışlayacak değiliz. Örneğin bunlar Allâh’ın haram kıldığı şeyler. Kim yaparsa yapasın. Haramla iştigal eden bir kimseye alkışlamamız mümkün değil. Veyahut da sihatet üzerinden zengin olmayı, din üzerinden zengin olmayı, cemaat tarîkat üzerinden zengin olmayı, alkışlayacak bir kimse değiliz. Veyahut da cemaatlerin tarîkatların dini kullanarak para toplamalarını alkışlayacak değiliz. Bunlar bizim alkışlayacağımız şeyler değil. Bunun gibi biz de o zaman için tatlı bir şekilde söyledik. O zaman da bize bunu söyleyen arkadaş böyle herhalde, ya hocam dedi senin bu dikliğin ne dedi, valla dedi sana problem çıkarılır diye korkuyorum dedi.

Ben de ateş olsalar cürmlere kadar yer yanar dedim. Ondan sonra dağda ileri gittim. Ağızdan az gider çoktan çok gider dedim. Ne olacak ki dedim. Başımıza ne gelecekse gelecek dedim. Yürüdüm gittim.


Liyâkatsız Siyâset ve Demokrasi Yokluğu

Şurada hata yaptılar. biz böyle ham birey olarak ama topluluk olarak biz 28 Şubat’ta sallanmış elekten geçmiş bir topluluğuz. Çünkü içimizde o 28 Şubat’ı yaşayan arkadaşlar var. Veyahut da bizim bağımızı, bizim direncimizi tam tespit edemediler herhalde böyle bir. Çünkü bu işler liyâkatsız insanların elinde. böyle liyâkatsız, bilmiyor, cahil, böyle ergen rollerinde bu liyâkatsız insanlar. Çünkü ya bir partiye, ya bir partideki bir kimsenin böyle el yordamıyla bir yere gelmiş. doluluyla, aklıyla, fikriyle, mücâdelesiyle gelmemiş. Böyle tırnaklarıyla gelmemiş. Onun milletvekili amcası, dayısı var. Sarayda orada burada bir tanıdığı var. Onların el yordamıyla bir yere vâli olmuş, kaymakâm olmuş, hâkim olmuş, komiser olmuş, nebileğim şey olmuş, ne o?

Emniyet müdürü olmuş, böyle yüksek bürokrat olmuş. Bunlar liyâkatıyla gelenler değil. Öyle olunca çok hata yapıyorlar. Bilmiyorlardı. Kime nasıl davranacaklarını da bilmiyorlar. E partinin içi de öyle. Oradaki da öyle liyâkatla gelme değil. Öyle sokak sokak, cadde cadde siyaset yaparak gelmiş bir il başkanı yok. Bir ilçe başkanı yok öyle. Öyle bir belediye başkanı da yok. Adam atanıyor. Sen şuraya belediye başkanısın diyorlar. Adam geliyor oraya belediye başkanı oluyor. Belediye başkan oluyor. Veya hatta il başkanı filanca diyor. Atanıyor, il başkan oluyor. Adam ne Bursa’yı tanıyor ne bir şey biliyor. En güzeli şuydu, bu iptal olunan seçim vardı ya, iptal olunan seçim. Birisi böyle milletvekili adaymış.

Birinci sırada mı, ikinci sırada mı ne? Bilmem nerede, büyükelçilik filan yapmış. Yanında da 25-30 tane avanesi var. Büroya geldiler benim. Ben hiç adamı tanımıyorum, bilmiyorum tabi. Ben AK Parti milletvekili, ikinci sıra mı, ikinci sıra mı, üçüncü sıra mı, milletvekili adayı bilmem kim dedi. Böyle baktım adama, ondan sonra mübarek olsun dedim. Etrafındakilere baktım. Bir tane tanıdığım kimse yok. O da beni tanımıyor. Ben de onu tanımıyorum. Böyle baktım, ondan sonra tebessüm ettim. sen nereden çıktın gibisin lan? İçimden dedim ki Allâh Allâh dedim ya. Adam hiç kimseyi tanımıyor. Adamı milletvekili adayı yapmışlar. Bir de önemli bir sıraya koymuşlar. Etrafındaki insanlar da kimseyi tanımıyor. deseler ki bunun için değil.

Dicekler ki bu kim? Mustafa Özbağ Tasavvuf Vakfı’nın mütevelli eğitim başkanı. bu, şu topluluğun başındaki kimse, şu bu, bir şey diyecek. Hiç kimse kimseyi tanımıyor. Dedim ki ya yok. Bunlar dedim farklı bir şey. Farklı bir şey. şeyde vardı aynı şey. MHP’de vardı. Refâh Partisi’nde de vardı. biz İzmir’deyiz, MHP’de de vardı. Bir bakmışsın hiç tanımadığın adam MHP İzmir’de birinci sıra milletvekili adayı. Hiç tanımıyorsun. Adamı kimse tanımıyor. Ankara’dan gelmiş. E tabi boş bu Türkeş göndermiş. Hayır der mi insan? Aa diyordum ya. Kimse tanımıyor. Aynı şeyi Millî Selâmet Partisi yapıyordu. Sonra Refâh Partisi. Hiç tanınmıyor, bilinmiyor adam. Burada uğraşıyor millet. Tabi onda da halîfe. Birisi başbuğu, birisi halîfe.

Müslümanların halîfesi. İtaat edeceğin kimi gönderiyorsa o milletvekili adayı olacak. Veya o belediye başkan adayı olacak. Sistem bu. Aynı şey devam ediyor. Bütün partiler de devam ediyor. Demokrasi önce partilere gelecek. Demokrasi diyorlar ya. İnanma ülkede de demokrasi yok, dünyada da yok. Ülkede yok, dünyada yok, partilerde hiç yok. Partilerde hiç yok. Bir de diyorlar ki bu tarîkatlar var ya evet onların sultasından kurtulun. Nasıl sulta sizde? Sizin sultanızdan bir kurtulsa şu millet özgürleşecek. Sizden kurtulamıyor. Burada eğer haksa bu yol ya Üstat rüyâsında görecek, rüyâsında görerekten birini atacak. Sen neyi gördün de atıldın onu? Yok. Hali zâkir oldu, iyi. Adam gökten mi indi? Hali zâkirlik var onun verdiğinde çanak alırdı.

Hiç de bir tane dersi kimse yoktu. Var mıydı? Halid hatırlıyor muyum? Yanlış hatırlamıyorum değil mi? Hiç yoktu. Halid’in zâkirliğine karşı çıkacak zaten derviş yok ki orada. Birisi kalkacak şimdi diyecek ya, ya sen bu Halid’i nereden buldun? Sana ne? Sen mi buldun? Sen var mıydın o zaman? Örnek. Eee? Burada manevi yürüyor o iş. Sende nasıl yürüyor? Akçe. Bas parayı birinci milletvekili ol. Ya bu para nereden çıkacak? Çıkacak bir yerden ya o parayı adam veriyorsa normal. Ya o parayı çıkartacak bir yerden. Velhasıl kelam biz bu ay kırılımıza, bu dilimizle çekceğimizi çekeriz benim şikayetim yok. Arkadaşlar benimle beraber harâbâtı yaşarlar. Benimle beraber çileyi çekerler, çekerler. Bende zaten baştan kimseye kandırmak yok.

Benim sözüm meydanda. Ben Kur’ân ve Sünnet’in doğru dediğini doğru derim, Kur’ân ve Sünnet’in yanlış dediğini yanlış derim. Kur’ân ve Sünnet’in müsâade ettiğine müsâade derim. Kur’ân ve Sünnet’in müsâade ettiğine müsâade derim. Kur’ân ve Sünnet’in yasakladığını yasaklarım. Vatanımın milletimin lehine bir şeyse alkışlarım. Vatanımın milletimin lehine değilse onu alkışlamam. Onu yeririm, eleştiririm. Hak gördüğümü konuşurum. Bir şeye hak mı gördüm? Konuşurum. Öyle benim stratejim de yoktur. Bedîüzzâmân Saîd Nursî Hazretleri demiş ya doğru her yerde söylenmez. Ben söylerim. Ya ben burada dilimi güdük çıkarayım konuşmayayım demem. Konuşurum ben.


Edirne Mevlevîhânesi ve Vâli Dostluğu

Ben, şeyde, Kırtlariliydi değil mi? Kırklareli. Kırklareli’nde üniversitede program yapıyoruz. Program da Trakya’da Mevlevîlik’yle alakalı. Ben şimdi Trakya’da Mevlevîlik’yi bir inceledim. General Râgıb Gümüşpaşa Edirne Mevlevî Hanesini yağmalatmış, yağmalamış. Edirne en eski Mevlevî Hanelerden birisi. Osmanlı’nın en eski Mevlevî Hanesi. Muradiyye Mevlevî Hanesi. Ve Muradiyye Mevlevî Hanesi’nin içerisindeki yazma kitaplar, yazmalar, levhalar çok affedersiniz Bit Pazarında satılmış. eskilerin Bat Pazarı dedi. Bat Pazarında satılmış. Ve Mevlevî Haneyi yağmalamışlar. Bunu da yapan kim? General Râgıb Gümüşpaşa. Çünkü Atatürk ülkeyi yediye bölmüş. Yedi ayrı bölge. Yedi ayrı bölgenin başına birer tane paşa tayin etmiş.

O paşalar bölgenin içerisinde bölge valisi gibi her şey onlardan soruluyor. Astı astı kestik kestik. Geri kalan vâliymiş, kaymakâmmış hepsi de civata tabi rica etse. Râgıb Gümüşpaşa, Muradiyye Mevlevî Hanesi’ni yerle bir etmiş. Bunu kime anlatıyorum? Garnizon komutanı, vâli, savcısı, hâkimi hepsi de orada. Mevzu geldi, geldi, geldi, geldi, buraya geldi. Dedim ulan pilav da içimden. Ulan dedim bugüne kadar hiçbir şeye susmamışım, buna mı susacaksın? Patlattım bombayı ben. Herkes bir oturduğu yerden bir hoplayıp zıpladı. ne oluyor? Nereye geldik gibisinden ben çaktım. Dedim Râgıb Gümüşpaşa yapmış bunu demedim. Soymuş soğana çevirmiş, mezatta satmış. Anadolu’nun en eski Mevlevî Hanesi bitti. İçimden dedim ki vâli orada, savcı orada, hâkimler orada, garnizon komutanı orada, herkes orada.

Dedim ki Mustafa Özbağ, tamam şimdi en fazla olsa buyurun. Tabii onlar böyle vat vat yapmazlar. Hocam yan tarafa bir geliyorlar, tamam. Yandan gideceğiz. Hem de yandan bir ses geldi. Dediler vâli çağırıyor. Tabii gittik. Selâmün aleyküm, aleyküm selam. Vâli dedi hocam ya Allâh senden râzı olsun. Çok güzel bir program oldu. Dedim yemeğe gideceğiz. Valla valim dedim biz yemek yemiyoruz. Yok dedi gideceğiz. Dedim benimle görünme, seni de terörist derler dedim. Ben normal değilim, sakıncalı piyadeyim ben dedim, sıkıntılı bir insanım. Benimle görünme dedim. Olmaz bir şey hocam dedi, yemek yemeden göndermem seni dedi. Devlete itaat lazım. Hep karakola götürecek değiller ya, arada bir yemeğe de götürüyorlar.

Tamam dedim ya gidelim o zaman. Gittik de sen. Hatırladın mı? Gittik şeyde vardı, üniversitenin rektörü de vardı. Ben hala da benimle görünme, resim çekilme falan diyorum ona. Başına iş açma diyorum. Yok o da çok cesaretli. Tabii sonradan tabii biz biraz daha tanıdık. O da bizim gibi eski kulağı kesiklerden çıktı. Neyse yemeği yedik falan sohbet ettik. Konuştuk tabii muhabbet arttı, 28 Şubat’tı. Yok şuradandı, yok buradandı. Ta 12 Eylül’den yürüdük geldik. Vâli sağlam bir vâli çıktı. Sonra Balıkesir’e geldi. Sonra Mardin valisi oldu. Şimdi bilmiyorum, merkezde. Evet. Şimdi de merkezde. Allâh yardımcısı olsun. Sağlam bir adam, cesaretli bir adam. Şimdi buradan methedi mi düşecekler. Onu da merkezde de durma.

Füzenin önüne koyup seni atalım. Mustafa’yı metediyecekler. Öyle bir şey yapabilirler. Böyle asıl kelam. Ya normalde biz hak gördüğümüzü konuşuruz. Sıkıntı yok bizim. Biraz sıkıntı yaşar mıyız, yaşarız. Ama böyle ya ben burada nasıl sustum deyip de kafamı yastığa koydum da bu problemi yaşamaktansa hiç yaşamadım çünkü. Ben konuşayım dilimden çekeyim ne çekiyorsam. hakkı konuşmaktan gelsin başımıza ne gelecekse. Batılı desteklemekten değil. Benim tarzım bu. O yüzden de ben baştan beri hep arkadaşlara derim arkadaşlar bizim yolumuz sıkıntılı. Sıkıntısı bu. Biz hak gördüğümüzü konuşuruz. Biz yanlış gördüğümüzü de bu yanlış deriz. Tekrar söylüyorum ben bir şeyde Sünnet-i Seniyye de delil görürsem hayır demem ona.

Ben yapayım yapmayayım. Ben ona hayır demem. O yapılan bir şey biliyorsam sünnette yeri olduğunu ben ona müsâade ederim. Milletin kafası almaz o esnada. Sonradan hadîs-i şerîf olarak ben onu bulurum veya Cenâb-ı Hak onu bana buldurur. Benim önüme koyar. Ben de arkadaşlarının önüne koyarım onu.


Cem Namaz, Bot Sünneti ve Kapanış

Şimdi ben çok eski zamanda ayakkabıyla da namaz kılınabileceğine dair hadîs-i şerîfi okuduydum mesela. askere giden arkadaşlara diyordum ki ben siz askere gidiyorsunuz botlarınızı giyerken abdesti botlarınızı giyin. Sonra botun üstüne mest edin öyle namazınızı kılın. Botu hiç çıkarmayın. Zaten askerinin gün boyunca botu çıkarması mümkün değil. Ne eleştiriyorlardı beni botla namaz mı olurmuş diye. Sonradan dedim ya yanlış yapıyorsunuz. Kütüb-i Sitte’de de bir şey yapmıyor. Kütüb-i Sitte’de de bir şey yapmıyor. Zaten askerinin gün boyunca botu çıkarmaz. Ne eleştiriyorlardı beni botla namaz mı olurmuş diye. Sonradan dedim ya yanlış yapıyorsunuz. Kütüb-i Sitte’de de bununla alakalı hadîs-i şerîf var sahâbe bunu uygulamış yapmayın.

Sonradan bulduk arkadaşlarının önüne koyduk kitabıyla beraber. Ondan sonra dediler ki ya tamam sonra eskiler zaten şüpheye attılar üzerlerinden. Sünnette ben hiç hayır demem. Millete isterse komple millete ters gelsin. Beni ilgilendirmez. Hakkında hadîs var mı? Var. Âyet var mı? Var. Âyet yoksa hadîs var mı? Var. Bitti benim için. Ölçüdür o. Mesela var ya mukîmken namazı cem etmek. Hadîsle sâbit mi sabit? Bir ortalık alabır oldu ya bununla alakalı da. Hadîsle sâbit kardeşim. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Medîne’deyken de namazı cem etmiş mi? Etmiş. Yok hava kararmış, yok bulut kararmış, yok bunu tefsirciler söylüyor. Yok rüzgar çıkmış canım kardeşim. Bırak onu bana.

Namazı cem etmiş mi? Etmiş tamam bitti. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Hadîs-i şerîf var mı? Var. O yüzden. Doktor kaç saat duruyorsun ameliyatta? En kısa 34 saat, en uzun 10-12 saat. En uzun 10-12 saat ameliyatta kalıyor. Bu adama hadi namazı siz ne yapacaksınız? Ameliyatı bırakıp namaza mı gidecek? Hastayı yatırmış, kesmiş, parçalamış. Arkadaşlar bekleyin ne oldu ben bir namazı kılayım geleyim. Arada tatlı yiyen profesörleri biliyorum ama. Değil mi? Var değil mi? Düşüyor değil mi? Evet. Onu Yaman Tokat’tan öğrendim. O bir giriyordu 16 saat çıkmıyordu. İki tane yatırıyordu o birinden karaciğer alıyordu öbürküne dikiyordu. O gün o ameliyathâne bir telaş, bir telaş.

Onun bölümünde telaş. Herkes böyle saçları dik. Hiçbir şey sorma o gün onlara. Sebep? nakil var o gün. Yaman Tokat’ta stres, gözler gidiyor. Yaman Tokat’ın. Bakıyorsun gidik adam. Sigara gibi çikolataları var artık onlar yurt dışından getiriyor demek ki hiç görmedim ben Türkiye’de. Ağzında böyle çikolata, habire çikolata emiyor adam. 16 saat ameliyat yapıyor. 14 saat, 12 saat, 10 saat. Öyle 4-5 saat yapınca etrafındaki personel diyor ki bugün hiçbir iş yoktu bir iş yapmadık. 4 saat yapmış çünkü ameliyat 5 saat yapmış. Öbür türlü 16 saat nakil yaptığında. O adama diyeceksin ki sen şimdi hocam namazını dosdoğru kıl vaktin ne kıl cem et mi? Yemîn ediyorum neşterle kovar seni. Onun elinde neşter sen önde o arkada koşuyordur.

Yok canım kardeşim doktorlar cem edin, hemşireler cem edin kılamıyorsanız. Şoförler, askerler, polisler, hâkimler, savcılar, avukatlar yetiştiremiyorsanız vaktiniz kalmıyorsa cem edin. Fabrikada çalışanlar yetiştiremiyorsanız cem edin. Ama murattab makinist müşteri var diye cem edemez. Makinanın üzerinde hal görenler de cemetsinler. Ne zaman hal görecekleri belli değil çünkü onlar da cem edebilirler. O yüzden adam bir hal görse namazı unutsa ne yapacak aklına gelince cem etsin. Öyle ya adam normalde hal gördü halden hale geçti, halden hale geçti namazın vakti geçti cem edecek öyle bir hali var ise. Ona da cevaz veririz ne olacak be. Sen bu yolu kolaylaştırma yolu. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû.

Allâh’a ilah. El-Fâtiha. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Duâ Açılışı ve Zikir Bereketi: Sohbet açılışında okunan kelime-i tevhîd, salavât ve Hakk-bâtıl tefrîki duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erinâ’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); Hakk’ı haykırma emri — Âl-i İmrân 3/104; Nahl 16/125; susmakla dilsiz şeytân olma tâbiri — Râğıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân; mühnete/mihnete uğramaktan muhâfaza istemek — Buhârî, Daavât 40; Müslim, Zikir 52 (“Allâhümme innî eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli”); dünyâ ve âhirette âfiyet niyâzı — Bakara 2/201; Ebû Dâvûd, Edeb 101 (“Allâhım senden dünyâ ve âhirette afv ve âfiyet dilerim”); dilin zikrullâh ile ıslanması — Tirmizî, Daavât 4 (“Lâ yezâlü lisânüke ratben min zikrillâh”); Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’in nûruyla nûrlanmak — Nûr 24/35; Ahzâb 33/46 (“sirâcen münîrâ”); meclise Eûzü-Besmele ve salavât ile başlama — İmâm Nevevî, el-Ezkâr, Meclis Âdâbı Bâbı; nâr-ı cehennemden âzâd olmak — Bakara 2/201; Tirmizî, Cehennem 2; kalbin zikir ile neşelenmesi — Ra’d 13/28 (“elâ bi-zikrillâhi tatmainnu’l-kulûb”); sırrın Hakk katında muhâfazası — Ankebût 29/69 (hidâyet-mücâhede ilgisi)
  • Hırka-i Necâtiye ve Ehl-i Beyt: Mübâhele (lâ’netleşme) hadîsesi — Âl-i İmrân 3/61 (“De ki: Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, bizzât kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lâ’netleşelim; Allâh’ın lâ’netini yalancıların üzerine kılalım”) — Taberî, Câmiu’l-Beyân, Âl-i İmrân 61 tefsîri; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Necrânlı Hristiyan heyeti ve piskoposları el-Ekber — Taberî, Târîhu’l-Ümem 2/222-226; İbn-i Hişâm, es-Sîre; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 7/96; Hazret-i Peygamber’in siyâh abâsı (Kisâ) altına Hazret-i Fâtıma annemizi, Hazret-i Ali’yi, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin efendilerimizi alışı — Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe 32 (“Hadîs-i Kisâ”); Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 4 (“Sonra bu âyet nâzil oldu: ‘İşte ey Ehl-i Beyt! Allâh sizden pisliği giderip sizi tertemiz yapmayı dilemiştir’ — Ahzâb 33/33”); Ehl-i Beyt teriminin Kur’ânî menşei — Ahzâb 33/33 (âyet-i tathîr); Hûd 11/73 (İbrâhîm ehli Beyti); Kisâ-yı Nebevî’nin rengi ve hırka-i necâtiye’nin sûfî silsilelerine intikâli — Kuşeyrî, er-Risâle, Hırka Bâbı; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt 260. Mektub; hırkanın icâzet ve halîfelik alâmeti olarak devrî — Ahmed Sirhindî, Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî; Şîa ve Alevî gelenekte imâmet hırkası — Allâme Meclisî, Bihâru’l-Envâr, Kisâ hadîsi bâbı; Ehl-i Beyt sevgisinin Kur’ânî sorumluluğu — Şûrâ 42/23 (“De ki: Ben buna karşılık yakın akrabâmı sevmenizden başka bir ücret istemiyorum”)
  • İlk Bakışta Sevgi ve Seyr-i Sülûk: Mü’minin ferâseti hadîsi — Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 15 (Hicr sûresi); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 10/268 (“İttekû firâsete’l-mü’min fe-innehû yenzuru bi-nûrillâh — Mü’minin ferâsetinden sakının, zîrâ o Allâh’ın nûru ile bakar”); ilk bakışta sevginin kalbin kabûl-reddine delâleti — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Uhuvvet ve Sohbet Bâbı (2/225); kalbin mutmain olması — Ra’d 13/28 (“elâ bi-zikrillâhi tatmainnu’l-kulûb”); ruhların askerler gibi buluşması hadîsi — Buhârî, Enbiyâ 2; Müslim, Birr 159 (“el-Ervâhu cünûdün mücennedetün fe-mâ teârefe minhâ i’telefe ve mâ tenâkera minhâ ihtelefe”); birinci nazarın hak, ikincinin aleyh olması — Ebû Dâvûd, Nikâh 43 (nazar-ı evvel müsâadesi); ilk görüşte hidâyet — A’râf 7/155; Nûr 24/40; ilmin şüphe üzerinden ilerleyişi — Zâriyât 51/20-21; Fahruddîn er-Râzî, el-Metâlibü’l-Âliye; “Kim bir şeyde şüpheye düşerse onu araştırır” — İmâm Gazâlî, el-Münkız mine’d-Dalâl; Allâh’ın vechesinden (99 delîl) varlığının ispâtı — Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, tevhîd delîlleri; Bedî’ delîli, nizâm delîli, fıtrat delîli — Bâkıllânî, Kitâbü’t-Temhîd; sûfîlerin ilk nazar ile terbiye anlayışı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I/41. Mektub (nisbet-i mânevî); Orhan Gencebay tâbiri ile “ilk bakışta aşk” halk diline sirâyet etmiş sûfî tevâzuu olarak
  • Zirvede Kalmak ve Derviş Halleri: Yeni dervişin bir makama eriştiğinde hâlin muvakkat olması ve makâm (temekkün) ile hâl (telvîn) ayırımı — Kuşeyrî, er-Risâle, Makâmât-Ahvâl Bâbı (“el-ahvâlü mevâhibün ve’l-makâmâtü mekâsib”); Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, Sülûk Makamları; İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Mahabbet (makâmât ve ahvâl taksîmi); Sülemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye; yedinci makam (yakîn) ve kudsî destekle oraya sâbit tutulma — İbn-i Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, Makâm-ı Yakîn; rüyâ-hâl-ilham ayırımı — İbn-i Sîrîn, Tefsîru’l-Ahlâm; Buhârî, Ta’bîr 2 (“el-Mü’minun rüyâsı nübüvvetin 46 cüzünden biridir”); Müslim, Rü’yâ 6; ıslık sesiyle uyanma ve selâ okunma gibi basîret ikâzları — İbnü’l-Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn, kalb ikâzı; gayb âleminin perdelenmesi ve açılması — Câsiye 45/32; Fâtır 35/22; makam olmadan zirvede durulamayacağı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt 290. Mektub (temekkün-telvîn); mahsûs hâllerin âşıkta ve cezbede görünüşü — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl; “Hiçbir şey karşılıksız değildir” — Âl-i İmrân 3/195; Zilzâl 99/7-8
  • Oktay’ın Eskici Mehmed Kerâmeti: Evliyânın kabirleri başında tevhîd okuma âdâbı — Nevevî, el-Ezkâr, Kabir Ziyâreti; Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, kabir ziyâreti bâbı; Buhârî, Cenâiz 82 (kabir azâbı ve duâ); kabir ehlinden istimdâd meselesinde Ehl-i Sünnet çerçevesi — Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve; İbn-i Teymiyye ve sonraki selef tartışmaları; velîlerin rûhaniyyet üzerinden keşfi ve vâridât — Hakîm et-Tirmizî, Hatmü’l-Evliyâ; Bayındır (İzmir) yöresinde dergâh-dışı türbe kültürü — Necdet Özçiçek, İzmir Evliyâları; Eskici Dede, Gömeşli Dede ve Çalı Dede gibi halk velîleri — sözlü gelenek; zikir ve tevhîd meclisi sonrası açılan keşifler — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/218; ders-dersli olmanın zikir açılımını muhâfazası — Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; yeni mürîdin sûfî sülûkta hâllerinin süreklilik arz etmesi — Şems-i Tebrizî, Makâlât; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Fîhi Mâ Fîh; askerle birlikte velînin kabrinde görünüşü gibi keşiflerin meşruiyeti — İmâm Nevevî, Bostânü’l-Ârifîn; kerâmetin hak oluşu — Eş’arî, el-İbâne; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd
  • Burhan’ın Açılması ve Muhabbet Yolu: Emîr Sultan Hazretleri (Seyyid Şemseddîn Muhammed Buhârî, ö. 833/1429) ve türbesi — Bursa — Cenâbî, el-Aylemü’z-Zâhir; İsmâil Hakkı Bursevî, Silsile-i Celvetiyye; Emîr Sultan Menâkıbı (Niyâzî-i Mısrî şerhiyle); mürşidin himmet ile müntesibin keşfinin açılışı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt 221. Mektub (tasarruf); Ahmed Sirhindî, Mektûbât, râbıta ve himmet bâbları; Hâcegân/Nakşibendî silsilesi muhabbet terbiyesi — Muhammed Parsâ, Faslü’l-Hitâb; sevginin derviş için kredi-ekonomisi ötesi boyutu — Abdürrahmân-ı Câmî, Nefahâtü’l-Üns; muhabbet ile sülûk — Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter (“Bişnev ez ney çün hikâyet mî-kuned”); dersi iâde etmenin hükmü ve sevgiden kesilme halinin velî nazarından düşme ile farkı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 2. Cilt 50. Mektub; Osman Fazlî-i İlâhî, Misbâhu’l-Kalb; kardeşlerin kardeşliği ve mü’minin kalıcılığı — Hucurât 49/10; kötülüğe kötülükle karşılık vermeme — Fussilet 41/34 (“İyilikle kötülük bir olmaz…”); dervişin günâh işlese bile geri döndü sayılmayacağı — İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’t-Tevbe; Hucurât 49/11-12 (tecessüs yasağı); mü’minin muhabbet-vefâ-yiğitliği — Ahzâb 33/23 (“Rical/erler ki Allâh’a verdikleri sözde sâdık kaldılar”); Allâh’ın küçücük şeyden büyük karşılık vermesi — Bakara 2/261 (yedi başak misâli)
  • Onur’un Babasının Son Şahâdeti: Vefât sırasında Eûzü-Besmele, İhlâs-ı Şerîf okumak ve kelime-i şehâdet getirmek — Müslim, Cenâiz 1 (“Ölümün ezâsını hafîfletmek”); Ebû Dâvûd, Cenâiz 16 (“Lakkinû mevtâküm Lâ ilâhe illallâh — Ölülerinize lâ ilâhe illallâh’ı telkîn edin”); son nefes ve hüsn-i hâtime — Müslim, Cennet 81 (“Kimin son sözü Lâ ilâhe illallâh olursa cennete girer”); “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh, ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühû” — Buhârî, Îmân 18; Müslim, Îmân 43; Sadakallâhu’l-Azîm kapanışı — İmâm Nevevî, et-Tibyân, Kur’ân okuma âdâbı; Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin “Derviş olan sâdece kendisi derviş olmaz, komple kümesiyle pazarlık yaparız” sözü — Şattanûfî, Behcetü’l-Esrâr; İbn-i Hacer el-Heytemî, el-Fetâvâ’l-Hadîsiyye; İmâm Eş-Şâzilî’nin benzer şefâat beyânları — İbn-i Atâullâh İskenderî, Letâifü’l-Minen; ölülerin arkasından hayırla yâd etme emri — Tirmizî, Cenâiz 34 (“Ölülerinizin iyi yönlerini zikredin, kötülüklerini anmayın”); Buhârî, Cenâiz 1; arkadan yapılan duânın ulaşması — Müslim, Vasiyet 14 (“İnsan vefât ettiğinde üç şey hâriç ameli kesilir: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim, hayırla duâ eden sâlih evlât”); Kur’ân-ı Kerîm hatmi ve tevhîd okumanın mevtâya bağışı — Nevevî, el-Mecmû’; İbn-i Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ (sevâbın ulaşma tartışması); mü’minin ferâseti ve dışarıdan yargılama yasağı — Hucurât 49/12 (zann-ı zan); Tirmizî, Îmân 14
  • Risâle ve Silsile-i Meşâyih Zarûreti: Bedîüzzâmân Saîd Nursî Hazretleri’nin Risâle-i Nûr’u kendine kâfî görmesi sözü — Bedîüzzâmân, Mektûbât, Yirmi Dokuzuncu Mektub Sekizinci Kısım Sekizinci Telvîh (“Tasavvuf, tarîkat, hakîkat nâmları altında öyle nûrânî, öyle şîrîn bir yol vardır ki…”); Üstâd’ın asıl beyânı: “Muhakkık âlim zât olsa, kalbi harekete geçmemiş olsa, bir mürşid-i sâhibu’s-silsile yok ise, bu günkü zındıkanın karşısında kendi îmânını muhâfaza etmesi müşkilleşmiştir” — aynı eserde açıkça beyân; bu bölümün sonradan bâzı baskılarda kaldırılması — Bedîüzzâmân, Mektûbât karşılaştırmaları; Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin Rusya esâretinden Bedîüzzâmân’ı kurtarması kerâmeti — Bedîüzzâmân, Târihçe-i Hayât, Rusya (Kosturma) esâreti bölümü; on bir İhlâs bir Fâtiha ile Geylânî Hazretleri’ne ruhâniyet bağışlama ve kayıp bulma âdeti — Bedîüzzâmân, Lem’alar, Yirmi Yedinci Lem’a; Üstâd’ın Kâdirî ve Nakşibendî meşrebliği — İhsan Kasım Sâlihî, Saîd Nursî’nin Hayâtı ve Fikirleri; Şâh-ı Nakşibend (Muhammed Bahâuddîn Buhârî) ve Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin Üstâd’ın mânevî pîrleri oluşu; silsile-i meşâyih kavramı ve icâzet şartı — Nablûsî, el-Hadîkatu’n-Nediyye; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb; Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; icâzetsiz şeyhlik iddiâsının men’i — Sühreverdî, Avârif; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt 293. Mektub; kalbin hareketi: sûfîlerde en aşağı derece zikir ile kabir ehlinden vâkıf olmak ve gâibden ilham gelmesi — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl; Necmeddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; nisbet-i mânevî ve kalb-i zâkir — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/11; zındıka/îmân tehlikesi ve tasavvuf korunması — Tahâvî, el-Akîde; İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Bakara 2/177 tefsîri
  • Korona, DSÖ ve Küresel Sömürü: Pandemi (covid-19) sürecinde ciğerlere verilen hasar, beyne kan basıncı düşüşü ve sonrasında gelen unutkanlık, konsantrasyon zayıflığı — “Post-covid bilişsel bozukluk” (brain fog) tıbbî literatürü: Douaud et al., Nature 2022 (“SARS-CoV-2 is associated with changes in brain structure in UK Biobank”); Favipiravir ilacının Türkiye’de sekiz-on tablet reçetelenmesi ve daha sonra etkisiz bulunması — WHO Solidarity Trial sonuçları (NEJM 2021); domuz gribi (H1N1) aşılarının 2009’da Türkiye tarafından alınıp kullanılmadan Afrika’ya bağışlanması — Sağlık Bakanlığı arşivleri; Dünyâ Sağlık Örgütü’nün (WHO) kapitalist-emperyalist sömürü eleştirisi — Vicente Navarro, The Political Economy of Social Inequalities; Horton R., The COVID-19 Catastrophe; küresel askerî harcamalar — SIPRI Yearbook 2022 (“Trends in World Military Expenditure”); küresel sağlık harcamaları — OECD Health Statistics; küresel gıda fiyatları ve emtia piyasası — FAO Food Price Index; dünyâ borç stoku ve 350 trilyon dolar rakamı — IIF (Institute of International Finance), Global Debt Monitor 2022 (küresel borcun 305 trilyon dolar eşiğini aşması); Türkiye’nin dış borç stokunun kırk yıllık trendi — T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı yıllık istatistikleri; Necmettin Erbakan Hoca’nın “havuz sistemi” tezi (1997) ve borçlanmama politikası — Refâh Partisi 54. Hükümet (Refâhyol) programı; 28 Şubat 1997 post-modern darbesi — Hakan Yavuz, Secularism and Muslim Democracy in Turkey; Ukrayna-Rusya savaşı (2022 Şubat sonrası) — BM Güvenlik Konseyi kararları; kan-sulandırıcı (antikoagulan) kullanımı ve covid sonrası tromboz riski — The Lancet Haematology 2021; hafif egzersiz ve solunum rehabilitasyonu — WHO post-covid rehabilitation protocol
  • Karabaş-ı Velî Tekkesi ve Vakıflar: Mustafa Özbağ Efendi (Alâeddîn Ali b. Îsâ Atvel, ö. 1097/1686) ve Kastamonu menşeli Halvetî-Şâbânî kolu — Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri; Hâfız Hüseyin Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-Cevâmi’; Mehmed Hüdâî, Menâkıbü’ş-Şeyh Mustafa Özbağ Efendi; İstanbul Üsküdar Karabaş Tekkesi’nin modern vakıf devri — VGM (Vakıflar Genel Müdürlüğü) tahsîs ve vakıf kayıtları; Karabaş-ı Velî Tekkesi’nin Türk Tasavvuf Mûsikîsini Araştırma ve Yaşatma Vakfı’na tahsîsi — İstanbul 1. Bölge Vakıflar Genel Müdürlüğü resmi tahsîs dosyaları; Turgut İnançer (1945-2021), Mevlevî/tasavvuf mûsikîsi hocası ve TRT kıdemli yapımcısı — TRT arşivleri; Kubbealtı Akademi vefeyâtı; Fâtih Çıtlak, Galata Mevlevîhânesi’nde ve Yeni Kapı Mevlevîhânesi’nde faâliyet — Star TV ve CNN Türk televizyon programları arşivi; devlet-hükümet ilişkisinde vakıfların himâye tercihleri — İştar Gözaydın, Diyanet ve Devlet; resmi lâik-sûfî tercümânlık — Mark Sedgwick, Western Sufism (Türkiye bölümü); hükümete kayıtsız partizanlık beyânı yapmama — Mustafa Özbağ’ın tarîkat-siyâset ilişkisine dâir klasik tutumu; tarîkatların oy verme yönlendirmesinin Ehl-i Sünnet mânâsında câiz olmadığı zemîn — Tirmizî, Fiten 22 (hasmâne ayrışmaları bırakma); eşcinsellik, faiz, fuhuş, rüşvet, kayırmacılık haramlığı — Bakara 2/275 (ribâ); A’râf 7/80-84 (Lût kavmi); İsrâ 17/32 (zinâ); Müslim, Birr 19 (rüşvet); din üzerinden zenginleşmenin hükmü — Tevbe 9/34 (“…altını gümüşü biriktirip de Allâh yolunda infâk etmeyenler…”); Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1 (niyet hadîsi)
  • Liyâkatsız Siyâset ve Demokrasi Yokluğu: Liyâkat (ehliyet) esâsı — Nisâ 4/58 (“Allâh, size emânetleri ehline vermenizi… emreder”); Buhârî, İlim 2 (“İş ehil olmayana verildiği zaman kıyâmeti bekle”); Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; İbn-i Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; parti içi atama geleneği ve delegasyon pratiği — Türkiye siyâsî târihi: AK Parti, MHP, Refâh Partisi, Millî Selâmet Partisi örnekleri — Ergun Özbudun, Contemporary Turkish Politics; Metin Heper, The State Tradition in Turkey; Alpaslan Türkeş ve MHP’de merkezci aday belirleme — Hakan Yavuz, Nationalism, Liberalism and Democracy; 28 Şubat 1997 post-modern darbesi ve sûfî-tarîkat topluluklarının imtihânı — Şerif Mardin, Religion, Society and Modernity in Turkey; bayrak-elek-silkelenme mecâzı ve iç disiplin — Şifâ-i Şerîf benzeri tasavvuf eğitiminin muhâfaza bahsi; “halka demokrasi vaâd eden ama kendi içinde demokrasi olmayan” partilerin yapısı — Seymour Martin Lipset, Political Man (oligarşinin demir kanunu — Robert Michels); tarîkatların “sulta” olarak gösterilmesi ve bu ithâmın parti-içi otoriter yapı ile çifte standart kıyâsı — Jenny White, Muslim Nationalism and the New Turks; Cumhurbaşkanlığı seçiminde halk iradesi — Anayasâ 1982 Md. 101-102 (2007 referandumu ile değiştirilen); haramlara (eşcinsellik, faiz, fuhuş, rüşvet, kayırmacılık) alkış tutmama emri — Hûd 11/113 (“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur”); Mâide 5/2 (“İyilikte yardımlaşın, kötülükte yardımlaşmayın”); sûfî topluluğun 28 Şubat tecrübesi ile bugünkü duruşu — İbn-i Haldûn, Mukaddime (asabiyye ve mülk bahsi)
  • Edirne Mevlevîhânesi ve Vâli Dostluğu: Edirne Muradiyye Mevlevîhânesi — II. Murâd Hân devrinde kurulan (H. 840/M. 1436) Osmanlı’nın en eski Mevlevîhânelerinden — Hüseyin Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-Cevâmi’; Sezai Küçük, Mevlevîliğin Son Yüzyılı; Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mi’mârîsinde Çelebi ve II. Sultan Murâd Devri; Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye; 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı “Tekke ve Zâviyelerin Seddine Dâir Kânûn” ile Mevlevîhânelerin kapatılması — Resmi Gazete; General Râgıb Gümüşpaşa (1897-1964) — Türkiye Cumhûriyeti Millî Savunma Bakanlığı arşivleri; Adalet Partisi Genel Başkanlığı (1961-1964); Atatürk dönemindeki müfettişlikler — Cemal Kutay, Atatürk’ün Müfettişleri; Muradiyye Mevlevîhânesi’nin yazmalarının dağıtılması — Sezai Küçük, Mevlevîliğin Son Yüzyılı (Balkan tekkeleri bölümü); Edirne Bit Pazarı (tarihî bedesten) — Edirne Kültür Envanteri; yedi müfettişlik (Umûmî Müfettişlikler) sistemi — Cemil Koçak, Umûmî Müfettişlikler (1927-1952); Trakya Umûmî Müfettişliği ve Trakya yedinci bölge — Cemil Koçak, aynı eser; Edirne Kırklareli üniversitesi Trakya’da Mevlevîlik programı — üniversite akademik takvimleri; doğru ve hakkı konuşmanın ehemmiyeti — A’râf 7/159; Nisâ 4/135 (“Ey îmân edenler, kendinizin, ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allâh için şâhid olarak adâleti ayakta tutun”); Bedîüzzâmân’ın “Doğru her yerde söylenmez” sözü ve buna rağmen hak söylemeyi seçmek — Risâle-i Nûr, Lem’alar, Mesnevî-i Nûriye; “sakıncalı piyâde” tâbiri — Türkiye’de 12 Eylül öncesi askerî terminoloji; Balıkesir ve Mardin vâliliği tecrübeleri ve merkeze tâyin — Türkiye İçişleri Bakanlığı mülkî idâre kayıtları
  • Cem Namaz, Bot Sünneti ve Kapanış: Ayakkabıyla namaz kılmanın câizliği — Buhârî, Salât 24; Ebû Dâvûd, Salât 87 (“Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ayakkabılarıyla namaz kıldı”); Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe 54 (Hazret-i Enes’in rivâyeti); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/254; mest üzerine mesh — Buhârî, Vudû’ 49 (“Hazret-i Peygamber abdest aldı, mestleri üzerine mesh etti”); Müslim, Tahâret 71 (Hazret-i Muğîre b. Şu’be rivâyeti); mestin müddeti — mukîm için bir gün bir gece, misâfir için üç gün üç gece — Tirmizî, Tahâret 72; askerde bot ile mest-mesh usûlü — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr (mestin şartı); Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Medîne’de mukîmken namazları cem ederek kılması — Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn 49 (“Hazret-i Peygamber öğleyle ikindiyi, akşam ile yatsıyı Medîne’de cem etti; yağmur korkusu da yoktu, sefer korkusu da”) — İbn-i Abbâs radıyallâhu anhümâ rivâyeti; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn 50 (“Ümmetini sıkıntıya sokmamak için”); Ebû Dâvûd, Salât 275; Tirmizî, Salât 138; sefer ve mukîm cem-i takdîm ve cem-i te’hîr ruhsatı — İmâm Şâfiî, el-Ümm; İmâm Nevevî, el-Mecmû’ (Şâfiî fıkhında mukîmken cem câizliği); Hanefî mezhebinde yalnız Arafat-Müzdelife istisnâsı — İbn-i Âbidîn; meşakkat celb edince kolaylaştırma esâsı — Bakara 2/185 (“Allâh size kolaylık diler, zorluk dilemez”); Hac 22/78 (“Sizi dîn husûsunda herhangi bir güçlüğe tâbî tutmadı”); Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız hadîsi — Buhârî, İlim 11; Müslim, Cihâd 6 (“Yessirû ve lâ tüessirû, beşşirû ve lâ tüneffirû”); cerrah/ameliyatta uzun sürede namaz cem’i — Çağdaş İslâm fıkıh akademileri kararları (Râbıtatü’l-Âlemi’l-İslâmî Fıkh Meclisi); yollarda kalan sürücü, asker, polis, hâkim-savcı-avukat, fabrika işçisi için meşakkat esâsında cem ruhsatı; sanatkâr/makinistin vardiya mazeretleri; hâl sâhibi sûfîde cezbe-i ilâhî sebebiyle vaktin geçmesi ve kaza-cem edilmesi — İmâm Nevevî, Ravzatü’t-Tâlibîn; Hazret-i Âişe annemizin Hazret-i Peygamber’in “Gözüm uyur, kalbim uyumaz” hadîsi — Buhârî, Teheccüd 16; Müslim, Müsâfirîn 125 — yolun kolaylaştırıcı tabiatına şâhid; Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh — Tirmizî, Daavât 9 (Câbir rivâyeti); Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ; El-Fâtiha ile meclis mühürleme — İmâm Gazzâlî, İhyâ, Meclis âdâbı

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı