Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Divan-ı Kebîr Okumaları #3 — Şems ve Vuslat Gazelleri

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Divan-ı Kebîr Okumaları #3 — Şems ve Vuslat Gazelleri. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış: Ölüm İkâzı ve İlâhî Nur

Destur yâ Hazret-i Allâh. Destur yâ Hazret-i Allâh. Destur yâ Hazret-i Allâh. Destur yâ Hazret-i Allâh. Destur yâ Hazret-i Allâh. Ey altın sevdasına kapılan! Ey dünya nimetlerine âşık olarak ağlayıp inleyen zavallı! Ölüm gelmeyecek, kapıyı çalmayacak mı sanıyorsun? Düşün ki sen sayıyla verilen nefeslerini bitirmek üzeresin. Eşin ise bir başka koca düşüncesinde. Aklını başına al da, ecel gelip kapıyı çalmadan önce Hakk’ın emirlerine uyu. Dini ve insani vazifelerini yerine getir. Adam olmaktan maksat bakış ve görüş sahibi olmaktır. Ey anlayışa, görüşe, bakışa durmadan yağıp duran ilâhî rahmet! Ey nuru güneşe de, aya da bol bol vuran eşsiz varlık! Sen bizim gözümüze, görüşümüze, güneşte de, aydada bulunmayan başka bir nur ver!

Ârif kişinin hatırı dünya nimetlerine doymuştur da, başka bir nimete, gökyüzü nimetine gönül vermiştir. O başka bir şeye âşık olmuştur. Ârif kişi şunu anlamıştır ki, sen olmadıktan sonra dünyanın suyunu içse, onun susuzluğu gitmez. Sen dünyaya âşık olmuşsun, onun nimetlerine kapılmışsın. Bu yüzden de bütün gece uyumaktasın, ağlayıp inliyorsun. Hiç olmazsa seher vakti uyan da Allah’ı zikret. Geceleyinde seher vakti uyuyup kalmayanlar, günün birinde ansızın o hakîkat hazinesine kavuşmuşlardır. Mûsâ bütün geceleri nur aradı da, sonunda ağacın tepesinde hiç görülmemiş, acayip bir nur gördü. Ya’kûb canla gönülle gecenin karanlık saçlarını yurt edindi de, sonunda oğlunun yanağını, saçını öptü. Fakat maksat hak idi, oğul bahaneydi.

Hiçbir peygamberin canı bir insana âşık olmaz. O Halîl’in soyundandır, batılam eylemez. Fâni olan batmaya mahkum olan şey, onun gözüne diken kesilir. Ey can putu halini alan sevgili, güzel varlık. Sen bir resimden, bir kerpiçten ibaretsin. Senin hakkı inkar etmen taştan yontulmuş puta tapanların yolundan başka nedir? Ey güzel gözleri, nergisi çirkin bulan dilber. Bir an için olsun bana kulak ver, sana bir şey söyleyeceğim. Ey gözü, bana neden oldu keşke olmasaydı gibi düşüncelere, kaygılara kapılmış kişi. Ey dost, sen şu ana bak, geleceği bırak. Senin dostun sana peşin verilendir. Ben dudaklarımı kapadım, sana söyleyeceğimi göz yolu ile söylüyorum. Sarhoşlu fâni olan, gelip giden her şey başa yüktür, yük.

Hayır, hayır, söylemeyeceğim. O görüş kuşudur, acayip bir kuştur. O hayırlara konmaz. Kardeşim, incir satan bir kişiye incir satmaktan daha iyi bir iş yoktur.


Mestlik ve Toprağın Sırrı

Biz mest olarak yaşıyoruz, mest olarak yaşıyoruz. Biz mest olarak yaşıyoruz, mest olarak ölürüz. Mahşerde de mest olarak koşa koşa gideriz. Ölsek de, toprak olsak da kullarını besleyen bütün yaratıklarını lütuflarda, ihsanlarda bulunan manasakisi, bizimle beraberdir. Ayak altında çiğnenen toprağı hor görme. Onun yarattığı toprak güzelleşsin, hoş olsun. Çünkü o da aşıktır. Toprağın toprağı da can şarabı ile yoğrulmuştur. O toprak çiçekler yetiştirir, güller bitirir. Biz burada da mestiz, orada da mestiz diye söylenir. İnsan mest olunca daha güzelleşir. Fakat toprak insandan da daha fazla mest olmuş, yerlere serilmiştir. Ayak altında çiğnenmektedir. sen de mest olunca toprak kesilirsin, yerlere döşenirsin.

Hayat gemisinin kaptanı artık demir alır, ötelere yolculuk başlar. Böyle mest olup yerlere döşenmek, ayak altında çiğnenmek nasıl olur da güzel olmaz. Aklının iki gözünü aç da bak, hakikati gör. Benim kötü huyum var. Sen beni mazur tut, hoş gör. Sevgilim, senin güzel yüzün olmadıkça benim bu kötü huyum nasıl güzelleşir? Sen olmayınca ben kış mevsimimi gibi soğuk bir hal alıyorum. Halk benden hoşlanmıyor, benim yüzümden azaba giriyor. Fakat seninle beraber olunca hoş bir hal alıyorum. Güllük gülistanlık kesiliyorum, huyum bahar huyuna dönüyor. Sensiz olunca aklım başımda değil, mevlâm. Yaşayıştan uzanmış, bezmiş bir hale geliyorum. Ne söylesem ters düşüyor, kötü oluyor. O zaman ben akıldan utanıyorum, akıl da senin yüzünün nurundan utanıyor.


Sevgilinin Yüzü ve Kötü Huyun Çâresi

Bozulmuş, kokmuş bir suyun kullanılır bir hale gelmesi için ne yapmalı? Onun tekrar rırmağa karışması lazımdır. Kötü huyumun düzelmesi, güzelleşmesi çaresi nedir? Tekrar sevgilinin yüzünü görmektir. Can suyunu da bu beden girdavunda hapsedilmiş görüyorum da. Hakîkat denizine yol açayım diye toprağı kazıyorum. Senin ümitsiz zavallılara gizli olarak sunduğun bir şarabın mevcut olduğunu seyredikleri için ümitsizlerin hasretle feryadı göklere yükseliyor. O isterse seni kucaklasın, bağrına bastın. İsterse seni istemesin, bir kenara çekesin. Hey gönül, sen mümkün oldukça gözünü sevgiliden ayırma. Ne mutlu sana bu dünyada gönlüne ötelerden haberler geliyor. Ne mutlu sana ki içinde manevî zevkler, tatlı duygular duyuyorsun.

Gam neşenin gölgesidir. Gam neşeyi kovalar, onun arkasından koşar durur. Aklını başına al da kahkahalarla gülmeyi, fazla neşeli olmayı bırak. Çünkü neşeyle gam birbirinden hiç ayrılmazlar. Gam neşenin arkasından koştuğu gibi gece de gündüzün peşinde koşar. Gündüzü görünce bil ki karanlık geceden kurtulmaya imkan yoktur. Sen gamın peşinde koştukça neşe de senin peşinde koşar. Fakat sen neşenin arkasında koşarsan, yol kavşağında gam önüne çıkar, yolunu keser. İnsanda anlayış da kalmasın vehim de, güzel de yok olsun, çirkin de, kuru da kalmasın, yaş da. bu yüzden bizi çekip sömüren zaman timsahını düşün. Ona göre davran. Ona göre davran. Sevgilim yapma, sevgilim etme. Ey pek kurnaz ay yüzlüm gitme.

Ne olur bir kerecik olsun görünce insanın içi açılan uğurlu yüzünü örtme. Sen Allah’ım bir kerecik olsun görünce insanın içi açılan uğurlu yüzünü örtme. Sen Allah’ım bir deryasısın. Bütün halk, bütün yaratıkların balıklar gibi o deryanın içindeler. Onları kendinle mahrum edersen, onları karaya atarsan, hepsi birden ölür giderler. Senin aşkından deli olmuş gönüle yarın görüşürüz diye vaatte bulunma. Senin yarın değişinden ötürü çıkan feryatlar gökleri açtı. Senin elinde olunca kendimizden geçeriz de başımızı ayağımızdan ayırt edemeyiz. Senin meslin olunca da baş da düşer sarık da. Senin lütufların ihsanların peşindir şikayet edilemez. Ama ayarın, senin yaratıkların balıkları, yaratıkların balıkları, yaratıkların balıkları, sevgimizi çekemeyenlerin gönüllerini hoş etmek için şikayet etmiş gibi görünürüz.


Aşk, Muhabbet ve Can Bağışlayan Pâdişâh

Aşk bana, ey hoca ne istiyorsun diye sordu. Ona mahmurun başı meyhanenin kapısından başka nereyi ister dedim. Ey aşk benim bütün ayıplarımı, kusurlarımı gördüğün halde yine beni satın aldın. Bu ne kusurlu, ayıplı meta, bu ne kusur görmeyen lütuf sahibi bir alıcı. Padişahların hepsi de altın bağışlarlar. Halbuki sen öyle bir padişahlar padişahısın ki can bağışlarsın. Seneler önce ölmüş çürümüş ölü bile senin yüzünden dirilir. Mezardan baş çıkarır. Sevgilinin aşkı gönlümde ne elen bırakır ne de keder. Kıskansa da can yolumu kesse ben candan bile bıkarım. Sevgilinin bulutundan yağmur yağınca kumlarda bile yaseminler biter. Güneşi parlayınca her yer güllük gülistanlık kesilir. Sevgilim biz senin hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük.

Ya seninle buluşursak ne hale geliriz kim bilir ne oluruz. Hepimiz de meyhanede şişeleri kırdık. Ayaklarımız paralandı tabanlarımız kesildi. Bütün arkadaşlar mest hepimiz mestiz. Sen düz yoldan başka bir yola sapma. Altyazı M.K. Senin yanındayım. Beni uzak görme. Benim yanımdasın. Benden ayrılma. Mimardan kendini yaratandan uzak düşen kişinin iş yolunda uygun olur mu? Benim gözümle neşelenen göz parlar keskinleşir öteleri gaybı görür. Duyduğu manevî zevkten ötürü mahmurlaşır. İçinde benim rüzgarımın esti, sevgimin dolaştığı gönülde manevî güller açar. Nurlarla dolu güğül bahçesi olur. Bensiz sana bir parmak bal verseler o bir parmak baldır ama yüzlerce arısı vardır. Bensiz seni bir işe bir yere amir tayin etseler binlerce memurdan beter hale gelirsin.

Bir emir kulu olursun.


Hak Mestliği ve Mahrûmiyet Hasreti

Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleymanız. Sus, sırlı ol, gizlen. Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleymanız. Sus, sırlı ol, gizlen. Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleymanız. Sus, sırlı ol, gizlen. Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleymanız. Sus, sırlı ol, gizlen. Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleymanız. Sus, sırlı ol, gizlen. Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleymanız. Sus, sırlı ol, gizlen. Senin yüzünü görmedikten sonra yüzlerce dünya güzeli görmüşüm ne önemi var? Senin sözün olmadıktan, senden bahsedilmedikten sonra yaşayışın, sırrının, sırrının duysam ne işime yarar? Seni ne Âdem rüyasında gördü, ne de onun neslinden gelenler, onun soyu sopu.

Ben senin güzelliğini kimlere sorayım? Bütün insanlara teker teker sorsam bile bir anlatan çıkmaz. Ey güzelliklerden bile gizli olan aziz varlık! Seninle beraber bulunmadıktan sonra ben cennette sonsuza kadar hurilerle dost olmuşum. Devlet bana yar olmuş. Ben bunlardan hiçbir şey anlamam. Ben senden başka hiçbir şey istemem. Ben her an senin şekerler gibi tatlı öfkeni görmedikten, ballar gibi hoş nazını çekmedikten sonra ben mânâ padişahlarına bile nazlanmışım. Onlar bile nazımı çekiyorlar. Bunun ne faydası var? Ayrılık bulutu senin ay gibi parlak olan yüzünü örtükten sonra o bulut yağmur yerine gökten başıma inciler, mücevherler yağdırsa, bunda benim ne karım olur? Sarhoşlara mum da sevgili de senin nurlu yüzündür.

Senin yüzünü görmedikten sonra her taraf yüz binlerce şarap köpü ile dolmuş olsa ne çıkar? Sen yok iken Hızır senin yüzünü görürse bana yazıklar olsun. Fakat yüzünü görmezse o her an bu hayat içse ne faydası var?


Şems-i Tebrîzî Övgüsü ve Duâ

Çirkin binlerce kocadan arta kalan büyücü kadın gibi olan şu dünya, sana taht bağışlamış, baht bağışlamış, bütün alemin hazinelerini sana vermiş, ne çıkar? Bunların hepsi yok olup gitmeyecekler mi? Ezelde sığdıkların gerçek velilerin canları senin yoluna dökülmüş, saçılmış. Senin yüzünü görmedikten sonra ayrılığınla iki dünyada da en mazlum olan biri varsa o da benim. Öyle farz et ki zalim senin mazlumundan feryat ediyor. Varsın etsin ne çıkar? Hey Şems-i Tebrîzî ben senin köpeklerinden bahsetmesem de dünyadaki arslanları methetsem ayıp olmaz mı? Sevgilim dudaklarınla lütuflarda bulundun. Bu lütufların sonsuza kadar devam etmesini dilerim. Sevgili zaten baştan başa lütuftan ibaret. Allah’ım sen onu sonsuza kadar yaşat.

Ayın karanlık gecelere çok hakkı geçmiştir. Ey gündüzün gecenin Rabbi sen onu daim kıl. Hakîkat yolunda ilerleyen ruh bir çok güzel menzillere konaklara ulaştı. Allah’ım sen onu bu hoş yolculuktan ayırma. Can çocuğu okulunda hocalarında hocası oldu. Allah’ım sen bu çocuğu o okuldan ayırma. Din ordusunun yolunu şemsi tebrize aydınlatmaktadır. Allah’ım onun yolunu aydınlattığı din ordusunu sonsuza kadar yürüt. Amin. Amin. Amin. Amin.


Kapıyı Çalan Benim: Benlik Sırrı

Sevgili bir şeye kızdı da acı sözler söylemeye başladı. Bilmiyorum ki nereye kaçayım. Yokluk aleminden haydi kalkın diye feryatlar gelmeye başladı. Ben nerelere gideyim. Kapıda yüz binlerce şule, alev, yüz binlerce meşale var. Kapıdaki kimdir, kapıyı kim çalıyor. Kapıyı çalan benim başkası değil. Ben kendi kapımı çalıyorum ama ben nerelere gideyim. Ben beni arıyorum. İçeriden kapıdaki kimdir diyen de benim. Kapıdan gidip halkayı çalan da ben. Bilmiyorum ki ben benden kurtulup nerelere gideyim. Kim beni iki gördü ise ikiye ayrılmış sandı ise kahrından çatladı ikiye bölündü. Eğer ben iki değil bir isem ben hem suyum hem de yağ. Ben birbiriyle anlaşamayan, barışamayan, birbirinden de yaşayan iki kişiyim.

Ben nasıl bir olabilirim ki saçların binlerce karanlıklar diyarı. Fakat nasıl iki olabilirim ki karanlık gecelerde parlayıp duran ay gibi meydandayım. Ben kendimi bırakarak nerelere gidebilirim. Sen beni bir kumaş hırsızı gibi ne zamana kadar evin etrafında arayıp duracaksın. Halbuki hırsız evin dışında değil içinde ve pencereden başını çıkarmada ben nerelere kaçayım bilmem ki. Bu kafesin her deliğinden başımı çıkarmadayım. Buluşma yurduna doğru kanat açıp uçmadayım. Ben nerelere gideyim. Bedenim bu kafesin içinde sevdalara düştü yandı yıkıldı. Fakat başım her an bu kafesten dışarıda bulunuyor. Ben nerelere kaçayım bilmem ki.


Aşk Bahçesi ve Çeşit Çeşit Varlık

Ay ay ay ay Ay ay ay Her gece kendi kendimi kucaklayınca kendimde sevgilimin kokusunu bulurum. Dün aşk bahçesine gitmiştim. Aklıma onu görmek hevesi düştü. Ona karşı duyduğum başını özlem sevgi gönlümden taştı. Gözlerinden coştu da gözyaşı ırmağı halinde akmaya başladı. Gönültü yaşları halinde akan sevgi ırmanın kıyısında her gülen görüntü varlık benlik dikeninden kurtulmuş solmaktan eman bulmuştu. Dalından kesecek kılıçtan kendini kurtarmıştır. Çayırlıkta bulunan her ağaç, her ot oynamaktaydı. Fakat benlik sevdasına kapılmış değersiz kişilerin gözleri onları görmüyordu. Ansızın o selvi boylu güzelimiz bir taraftan çıkageldi. Onun güzelliği karşısında bahçe kendinden geçti. Heyecana kapılan çınar el çıkmaya başladı.

Yüz ateş gibi, şarap ateş gibi, aşk ateş gibi. Bunların üçü de hoş. Can bu ateşler yüzünden alt üst olmuş, perişan olmuş, feryatlar içinde nerelere kaçayıp deyip duruyordu. Allah’ın birlik dünyasında bu çeşit çeşit varlıklara sayıya yer yoktu. Sayı, beş duygu ile dört unsur arasında anlatılması zor olan bu konular anlatmak için meydana gelmiş bir şey. Yüz binlerce tatlı elemanları teker teker saymayı düşünebilirsiniz. Onların hepsinin bir olmasını istiyorsan onların hepsini sın, suyunu çıkar. Görmüyor musun? Yüz binlerce yüzün tanesi birer yuvarla kabuk pördesinin içine gizlenmiştir. Onları ezilerek kabuk pördeleri yırtıldığında padişahın şarabı olurlar. Hazleri saymaksızın gönülde beliren sözlere dikkat et.

Bu sözler nereden meydana geliyor? Sözlerin rengi yoktur fakat bu kaynatta her şeyi güzel, hoş bir şekilde yaratan, her şeyi akılamaz bir hadde tertip edenden bir şekle bürünüp gelir. Aslında o sözler bizim değildir. Bizim ötemizde bulunan birisi o sözleri bize söyletiyor. Ey Ay Yüzlü Sevgili! Sen olmayınca gül bahçesi bana cehennem gibi gelir. Ağaç ateş, vidan ateş, gül ateş, meyveler ve yapraklar bana hep ateş gibi görünür. Güzel tatlı sözler onun cemalinin, hoş olmayanlar da onun celalinin bir tecellisidir.


Issız Çölde Sevgili Arayışı

Tebriz Şems’i’ız bir padişah gibi gönül tahtına oturmuş. Benim şiirlerimde kullar, köle misali onun huzurunda sahip olamışlar. Ey, Hey! Hey! Issız bir çölde yürüyorum yapayalnız. Her yer karanlık, geceler sonsuz. Düştüm bir derde, sanki dermansız. Nereli’sin ey sevgili? Kaldım çaresiz. Anlatsan derdimi dağlarla ağlar. Akıtsan gözümü yaşım, nehirler çağlar. Haykırsam aşkımı, inan denizler coşar. Neredesin ey sevgili? Aşkın beni yakar. Beklerim an be an görmek için yüzünü. Dünyanın son günü olsa da duysam sözünü. Karanlığın içinde aydınlatsan yüzümü. Neredesin ey sevgili? Gözler bana yüzünü. Seni ararım doğal her güneşte. Sorarım seni ayda, mastam, erikte. Ararım yeryüzünde, tomurcuk gürde. Neredesin ey sevgili?

Kaldım ıssız çölde. Mustafa bu halime yalnız geldin, yalnız yaşadın. Çektinizdir ağabey çileyi, ne acılar taktın. Görmedin bir gün yüzü, hep nara kaldın. Neredesin ey sevgili? Beni ateşe attın. Beni ateşe attın, beni ateşe attın. Neredesin ey sevgili? Sızın bana yar oldu. Hasret düştüm hasretine. Hasretim bana arkadaş oldu. Korkmaz oldum ateşinden. Ateşin adı ne? Korkmaz oldum, ne? Korkmaz oldum, ne? Korkmaz oldum ateşinden. Ateşin adı bana dost oldu.


Mecnûn, Ferhâd ve Yol Arkadaşları

Şîrîn değilsin ki dağın arkasında. Ferhâd olup dağları döveyim. Dağlar bana yurt oldu, yol oldu. Çöllerde leyle alsaydım, gözlerini meydanı olurdum. Çöller yeniden kavrulur, toz olurdu. Çöller kurudu, benim ağrım oldu. Çöller eridi kayalar, ufalandı dağlar. Sevdan düştü kuyuları da, kuyular bana dağır oldu. Yüreğim çatladı, yıkıldı haneler. Halimi gören dostlar düşman. Düşmanlar bana dost oldu. Yollar perişan, yollara karanlık çökmüş. Mecnûn’u gördüm, yollara düşmüş. Mecnûn’un reylazı bana kolay geldi. Ferhâd’ı gördüm elinde kazma. Dudak büktüm, göğsüzdüm. Yokluğum bana bir dağ çelikten içimden. Eritmek için sevdan ateşim oldu. Neredesin gül kokulu, bahar gamı? Yıkıldı gül haneler, kış oldu baharlar.

Bülbüller eskisi gibi değil cillesiz. Baharlar hep yorgun sanki çiçeksin. Bak kemanların sesi bile üşümüş. Tanrı’nın dili yok derin suskunlukta. Sensiz onların da çilesi oldu. Hey! Hey! Gül yüzdüm sevgilim, sevgilim. Susma bir ses ver yüreğime. Sus kumlu bana zor geldi. Susunca bak bütün şarkılar sustu. Notalar silindi, küfteler karıştı. Şiirler bile silindirdi, akıllar sus oldu. Sevgilim, seni kaybettiğimden beri, ayrılıklar ayrılıktan kaçar oldu. Bak ayrılıklar dahi bana acır oldu.


Gel de Ayrılık Hasreti Bitsin

Hadi gel yine eskisi gibi. Sen gelince Türküler köyüne dönsün. Halkların sonu gelsin yüreğinde. Sarların feline düşsün nabalar. Baharlar çiçeklerine açsın kış aylar. Veydun leylahasına kavuşsun. Ferhâd şirine varsın. Yollar aydınlansın. Gel de kuyulardan yüzükler çıksın. Güzelliğinin uğrundan Züleyhâ var yıksın. Gel de ayrılık garibinin hasreti bitsin. Hasreti bitsin. Cennet şanına.


Hatm-i Şerîf Duâsı ve Gülbank

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın zikrini ver. Ve hak ile ilan et. Ve hak ile ilan et. Ve sabır ile ilan et. Allah’ın zikrini ver. Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti. ammâ yasıfûn. ve selâmun ale’l-murselîn. Ve el-hamdu lillâh Rabbil alemin. Sübhâne Rabbi’l-aliyyi’l-a’le’l-vehhâb. Amin. Eûżu billahî mineş-şeytânir-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Amin. El-hamdu lillâh El-hamdu lillâh El-hamdu lillâh. es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammed. Amin. Allahümme risvi gagrü secereti la ilahe illallah. Amin. Lâ ilâhe illallâh. Amin. Allahümme risvi gagrü secereti la ilahe illallah. Amin. Lâ ilâhe illallâh. Allahümme risvi gagrü secereti la ilahe illallah. Amin. Amin. Küfrin. Amin. kiyâli. Amin. bi-mekri’l-mâkirîn.

Amin. naşede’l-hâsidîn. Amin. me’avete’l-muhâribîn. Amin. kifâye şerri nefsîn. Amin. kifâye. Amin. kiyâli. Amin. Kıhvali. Amin. İlayeti. Amin. Ligayeti. Amin. nefs-i Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh. Amin. Ol besmisiz okuyanlar ve mottubu aşşarililahi. Amin. Ol besmele-i şerîfi okuyan aşkına Cenâb-ı Rahmân. Amin. Bu besmisiz şerifi cümlemiz hakkında bahisi keset-i aşk. Amin. Ve muhabbet. Amin. Ve istirahat. Amin. Ve hayrat eyleye. Amin. Allâhumme Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve ve fi’l-âhireti haseneten ve vekınâ azâbe’n-nâr. Amin. Bir rahmetge yâ erhame’r-râhimîn. Amin. Bir rahmetge yâ erhame’r-râhimîn. Amin. Rabbenâ îcâb eyle vaadide eyle müminine yavmeyakum inhisar. Amin. Sadaka’llâhu’l-azîm.

Amin. Sübhâne Rabbike rabbi lizeke ammâ yasıfûn. Amin. ve selâmun ale’l-murselîn. Amin. Ve alihin vel hamdülillahi rabbil alemin. Amin. Allâh Allâh Allâh Allah. Amin. Vakt-i şeref-tarı hayr üla. Amin. Allah Allah Allah Allah Allah. Amin. Vakt-i şeref-tarı hayr üla. Amin. Hayrlar feth ola. Amin. Şerler def ola. Amin. Allâhu azîmuş-şân ismine kadem-miz tâhir mütahhar pâk ola. Amin. emen sefâlar müjde ola. Amin. Gülbâng-i Muhammedî duhândan ola. Amin. Fâtihâ. Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Amin. Azze destur. Lâ ilâhe illallâh Muhammedun ala alim destur ya Hazret-i Allâh.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış: Ölüm İkâzı ve İlâhî Nur: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Dîvân-ı Kebîr, A. Gölpınarlı tercemesi, İş Bank. Kült. Yay.; “Ey altın sevdasına kapılan” gazeli (nûr-ı ilâhî mevzûu); “Ecel gelmeyecek mi?” ikâzı — Münafikûn 63/10-11; nûr-ı Musa (şecere-i Tûr kıssası) — Tâhâ 20/9-14, A’râf 7/143; Ya’kûb-Yûsuf hasreti — Yûsuf 12/83-96; seher vakti zikri — Âl-i İmrân 3/17, Zâriyât 51/18; Hazret-i Halîl (İbrâhim) soyu ve “fâni olan batar” (En’âm 6/76-79)
  • Mestlik ve Toprağın Sırrı: “Biz mest olarak yaşar, mest olarak ölürüz” gazeli — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “Mânâ sâkisi” kavramı — İnsan 76/21 (“Rableri onlara temiz bir şarab içirir”); mest olmak-toprağa dönüşmek münâsebeti — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (hayat gemisi kaptanı metâfiziği); toprağın can şarâbıyla yoğrulması — Türkçe tasavvuf edebiyatı (Niyâzî-i Mısrî, Yunus Emre)
  • Sevgilinin Yüzü ve Kötü Huyun Çâresi: “Benim kötü huyum var” gazeli — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; bozuk suyun ırmağa karışması metâforu (tevbe) — Nasûh tevbesi, Tahrîm 66/8; “Can suyunu beden gırdabından kurtarma” — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt (sazlıktan koparılmış ney); ümitsizlerin şarâbı — Zümer 39/53 (“Ey kendi aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin”); “gam neşenin gölgesidir” — Şems-i Tebrîzî, Makâlât
  • Aşk, Muhabbet ve Can Bağışlayan Pâdişâh: Mahmûrun meyhane kapısı — klasik sûfî mecazı (İbn Fârıd, el-Hamriyye); “can bağışlayan pâdişâh” — Bakara 2/260 (İbrâhim ve kuşların dirilmesi), Yâsîn 36/78-79 (kemiklerin dirilişi); “Sevgilinin bulutundan yağmur, kumlarda yasemin” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “sen düz yoldan başka bir yola sapma” — Bakara 2/213, En’âm 6/153 (sırât-ı müstakîm)
  • Hak Mestliği ve Mahrûmiyet Hasreti: “Senin yanındayım” vusül-kurb gerçeği — Kaf 50/16 (“Biz insana şahdamarından daha yakınız”); “Halk karınca, biz Süleymânız” — Neml 27/18-19 (Süleymân ve karınca kıssası); “sus, sırlı ol” — Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî I. cilt (“Şems’le konuştuğum dili sustum”); hüri va’di — Rahmân 55/56-74, Vâkıa 56/22-23; Âdem’in görmediği güzellik — Bakara 2/30-33
  • Şems-i Tebrîzî Övgüsü ve Duâ: “Hey Şems-i Tebrîzî, senin köpeklerinden bahsetmesem…” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; Şems’in din ordusunun yolunu aydınlatması — Şems-i Tebrîzî, Makâlât (Mevlânâ – Şems mulâkı); “Allah’ım sen onu sonsuza kadar yaşat” duâ kalıbı — Mesnevî II. cildin giriş duâsı (Hüsâmuddîn Çelebi duaına mukâbil); can çocuğu-okul metâforu — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Rıyâzeti’n-Nefs
  • Kapıyı Çalan Benim: Benlik Sırrı: “Kapıyı çalan benim, ben kendi kapımı çalıyorum” gazeli — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “Beni iki gören ikiye ayrıldı” tevhîd-i ef’âl — Fena fi’lllâh kavramı, Küşeyrî Risâle; insânın iki serûvi (ruh-beden) — Şems 91/7-10; “kafesin her deliğinden başım dışarıda” — rûhun beden kafesinden taşması (Mü’minûn 23/12-14); İbn Arabî, Füsûsu’l-Hikem, vahdet-i vücûd faslı
  • Aşk Bahçesi ve Çeşit Çeşit Varlık: “Dün aşk bahçesine gitmiştim” gazeli — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; yine ayet benzetmeleri — Ra’d 13/4 (“bir su ile sulanır, lakin meyvelerini fark kalırız”); sevgilinin karşısında çınârın el çıkması — İsrâ 17/44 (“Hiçbir şey yoktur ki O’nu tesbih etmesin”); “Allah’ın birlik dünyasında sayıya yer yoktur” vahdet — İhlâs 112; “sözler bizim değildir” — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât (işlere büyüklere nisbet)
  • Issız Çölde Sevgili Arayışı: Modern Türk tasavvuf edebiyatında “çöl-ayrılık-hasret” metâforu (klasik Mecnûn mirâsı); “her yönde seni arayış” — Bakara 2/115 (“Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır”); Mustafa ismi sîgâsıyla müridin kendine hitâbı (tasavvuf geleneğinde tahalluz); ateşle dostluk — Hazret-i İbrâhim’in Nâr-ı Nemrûd’a atılması kıssası — Enbiyâ 21/68-70; ay-mastam-erikte sevgiliyi sorma — yarattığı her şeyde tecellî (Bakara 2/164)
  • Mecnûn, Ferhâd ve Yol Arkadaşları: Mecnûn’un “rey lâzı” (Leylâ yolu) — Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn; Ferhâd’ın kazma ile dağ kırması — Şeyhî, Hurrem ile Halâvet, başta Nizami Gencevî Hüsrev ü Şîrîn; Züleyhâ-Yûsuf kıssası — Yûsuf 12/23-35, Molla Câmî Yûsuf ü Züleyhâ; kuyudan yüzük çıkması — Yûsuf 12/19 (sûre kuyu motifi); “Tanrı’nın dili yok derin suskunlukta” — Haşyet-i ilâhiyyeden sukut (Zümer 39/23); keman ve notâların yorgunluğu — ney-insân münasebeti (Mesnevî dîbâcesi)
  • Gel de Ayrılık Hasreti Bitsin: Sevgilinin gelmesiyle tabiatın yenilenmesi — klasik kasideler motifi (Bâkî, Fuzûlî); “Türküler köyüne dönmek” — Türkçe tasavvuf edebiyatının maksadı (Yunus Emre’nin “Ben gelmedim davî için, benim işim sevî için”); “bahârlar çiçeklerine açsın” — Rahmân 55 (yarattıkların tesbihî); “Veydun leylâhasına kavuşsun” — Leylâ-Mevlâ mecâzı üzerinden hakîkî vuslat
  • Hatm-i Şerîf Duâsı ve Gülbank: “Bismillâhirrahmânirrahîm” besmele tâcı — Neml 27/30; “el-hamdu lillâhi Rabbi’l-âlemîn” hamd — Fâtihâ 1/2; “Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasıfûn” Sâffât Sûresi’nin son üç âyeti (37/180-182); “es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammed” — Ahzâb 33/56 mucibince salavât; “Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten…” — Bakara 2/201; “Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh” kelime-i şehâdet; Halvetî-Şabânî-Karabaşî gülbânk edeb-i: “Vakt-i şeref-tarı hayr üla, hayrlar feth ola, şerler def ola” — dergâh âdâbı (Mustafa Râsım Efendi, Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil); “Azze destur yâ Hazret-i Allâh” — sûfî meclislerinin kapânış istidâsı

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Muhabbet, Aşk, Tecellî, Vahdet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı