Rabıta: Büyü Meselesi ve Korunma Yolları
Bir kısım ulema, büyüklükten kurtulmak veya nazardan korunmak için bazı şeylerin bulunmasını makul görmüşlerdir. Fakat bu makul görülen şey zamanla başka tarafa dönmektedir. İnsanlar ilk önce büyüyü bozmak için öğrenmeye çalışıyorlar, sonra kendileri de büyücü olup çıkıyorlar, Allah muhafaza etsin.
Büyü haktır; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e de büyü yapılmıştır. Cenab-ı Hak ona Felak ve Nas surelerini indirmiş, bu surelerle büyüden kurtulmuştur. Büyüden korunma meselesinde en temel yol Ayet-ül Kürsi, Felak, Nas ve Fatiha surelerini okumaktır.
İşlere Sahip Çıkmak ve Sebeplere Sarılmak
İnsanlar işlerine sahip çıkmıyorlar, makul dairede durmuyorlar, sebeplere sarılmıyorlar. Bir kimsenin dükkânını açması, çeşidini takip etmesi, işini takip etmesi, elemanlarını takip etmesi, kendini sıkı bir şekilde disipline etmesi gerekmektedir. İnsanoğlu kendi başarısızlığını, kendi beceriksizliğini bir yere bağlamak istediğinde işler raydan çıkar. Kardeşler işlerine sahip çıksınlar, evlerine sahip çıksınlar.
Tasavvufta Rabıta Meselesi
Ehl-i tasavvufun içerisinde rabıta hep tartışılmış, bir disiplin olarak tasavvufun içine girmiştir. Bütün tarikatlar bir şekilde bunu kendilerine bir disiplin edinmişlerdir. Rabıtayı kendi kendimize tarif ettiğimizde; kalbini uyanık tutmak, üstadını düşünmek gibi bir sürü tarifleri vardır. Ama bunlar tarikatların hiçbirisinde yerli yerinde kullanılmıyor.
Rabıtanın aslı sevmektir. Eğer sen seviyorsan sevdiğini düşünürsün. Seviyorsan sevdiğinle aranda bir yol oluşur, bağ oluşur. Sevmiyorsan sabahtan akşama kadar “rabıta edeceğim” diye uğraşırsın.
Rabıtanın Yanlış Uygulanması
İnsanlar birbirleriyle muhabbetleri yok, üstadını hiç görmemiş, üstadının sohbetine katılmamış, üstadının zikrine katılmamış; bunlar da rabıta ediyorlar üstadlarına. Hatta ölmüş şeyhine rabıta edenleri de biliyoruz. Şeyhi vefat etmiş gitmiş, hayatında o şeyhle hiçbir teşrik-i mesaisi yok; onlara rabıta ediyor adam.
Bu ipin ucu kaçık vaziyette. Madem ki ölmüş bir kimseye rabıta edilecekti; o zaman neden ölmüş bir şeyhine rabıta etsin, gitsin Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne etsin. Ya da neden Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne etsin, gitsin Hz. Ebubekir Efendimiz’e etsin. Ya da neden Hz. Ebubekir’e etsin ki, gitsin Hz. Resulullah’a yapsın.
Asıl Rabıta: Kendi Kalbine Rabıta
Bir kimse kendi gönlüne rabıta eder; bu aslında kendi kendisini hesaba çekmesidir, kendisini sorgaya çekmesidir, kendi kalbinde ne olup olmadığına bakmasıdır. Sen kendine rabıta et, kendi kalbine rabıta et. Kendi kalbindeki muhabbetleri bir gör, kendi kalbindeki sevgilileri bir tanı, kendi kalbindeki putları bir tanı. O putları yıktıktan sonra merak etme, bir ilah gelip oturacak, yerleşecek oraya. Gönlündeki sahte ilahları, sahte putları yıkamamış olanların birilerine rabıta etmesi kadar gülünç bir şey olmaz.
Namazı Namaz Gibi Kılmak
“Vay o namaz kılanların haline, onlar namazlarından gafildirler” buyuruluyor ayet-i kerimede. Bu gafil olma nasıl oluyor? Adam namazını kılar ama namazda çekler, senetlerle uğraşır, alım satıma devam eder namazda. “Namaz sizi kötülüklerden alıkor” — o zaman öyle namaz kılın ki o namaz sizi kötülüklerden alıkoysun.
Öyle namaz kılın ki kime namaz kılıyorsanız namazda onu görün. Öyle namaz kılın ki namaz sizi yukarılara taşısın. Öyle namaz kılın ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri imamınız olsun. İşte o namaz, o namaz olacak. O öyle namaz kılın ki bütün namaz kılanlarla beraber saf tutmuş olasınız; dünya üzerinde ne kadar namaz kılan varsa hepsiyle saf tutmuş olasınız.
Sahabe’nin Namazda Huşusu
Sahabeden birisinin yarası varmış, yarasının yakılması gerekiyormuş. Namaza durmuş, “Allahu Ekber” demiş; namaz kılarken yarasını yakmışlar. Namazdan çıkmış, selam vermiş. “Ne oldu, yaramı yaptınız mı?” demiş. “Yaptık, haberin olmadı mı?” demişler. “Hayır” demiş. Tıpkı Hz. Ali kerremallahu vechehu Efendimiz’in ayağından okun namazda çıkarılması gibi.
Sevmek mi Sevilmek mi?
Sevilmekte biraz ilahlık vardır, tanrılık vardır. Hepimizin nefsi sevilmeyi ister. İsteriz ki şeyhimiz bizi sevsin, eşimiz bizi sevsin, çocuğumuz bizi sevsin. Herkes sevilmeyi ister; hepimizin içerisinde yarı tanrılık var biraz, yarı ilahlık var.
Sevmek ise dünyanın en zor işidir. Sevmek için mangal gibi bir yürek lazım. Sevmek için nefisten geçmek lazım, varlıktan geçmek lazım, kendinden geçmek lazım, hesap etmemek lazım. Dünyanın hiçbir şeyinin gözünün önüne gelmemesi lazım.
Sevmek Allah’ın Ahlakıdır
Allah’ta hem sevmek hem sevilmek vardır. Ama Allah sevmeyi öne almıştır. İlk ruhundan ve nurundan Muhammed Mustafa’nın ruhunu yaratınca “Ben bunu sevdim” buyurmuştur. Sevmek Allah’ın ahlakıdır. Sevilmek de Allah’a yöneliktir ama sevmek kadar güçlü değildir.
İlahi Aşka Ulaşmak
Aşka ulaşmak istiyorsanız, onun tecelliyatının altında duran bir aşık muhakkak vardır. Siz aşığa ulaşırsanız aşka ulaşırsınız. Nasıl ki iman noktasında Muhammed Mustafa’ya ulaşmadan Allah’a ulaşılamıyorsa, nasıl ki İslam noktasında Muhammed Mustafa’ya ulaşmadan İslam’a ulaşılamıyorsa, aşk noktasında da aşığa ulaşmadıktan sonra aşka ulaşamazsınız. Âşıklar Padişahı Muhammed Mustafa’dır.
“Ya aşık ol, ya aşığın yanında hizmetçi ol. Eğer ikisinde de olamıyorsan git dağda taş mı olacaksın, toprak mı olacaksın ne olursan ol.”
Müzik Dinleme Meselesi: Şafi ve Hanefi Görüşleri
Bu konuda hadis-i şerif vardır. Ne kadar üzerinde tartışma olsa da, Şafiiler bilhassa birkaç hadis-i şerifi kendilerine esas alarak müzikle iştigal edenleri çok ağır hükümlerde bulmuşlar, zemmetmişlerdir. Hanefiler ise onlara katılmamıştır.
Hanefiler, Hz. Resulullah’ın baldızının kına gecesinde cariyelerin dinlenmesi, bayramlarda davul çalanların halk arasında oynamasının menetilmemesi, Hz. Ayşe validemizle beraber mescidinde bunları seyrettirmesi gibi rivayetleri kendilerine ölçü alıp, musikiyle alakalı bu kadar ağır hükümler kullanmamışlardır.
Sakal Bırakma ve İş Hayatı
Sakal sünnettir; sünnetlere herkesin yaşaması arzu edilir. Gönül arzu eder ki herkes sakal bıraksın. Ama adamın işi, çevresi buna müsait değilse bu illa ki olmak zorunda olan bir şey değildir. Adamın işi müsaitse, sorumlusu müsaitse salsın sakalını, bıraksın. Ama “sakal bıraktığım için iş bulamıyorum” dediğin anda kendini tehlikeye sokuyorsun. Burası Dar-ı İslam değil. Kendi hayatınızı kendiniz yönlendireceksiniz.
Hıdrellez’de Ateşten Atlama Geleneği
Ateşten atlamanın arka planında cehennem ateşinden kurtulma düşüncesi yatmaktadır. İnsanlar sapıklığa uğramışlar; cehennemin varlığını biliyorlar, ateşle cezalandırılacaklarını da biliyorlar, ama kendi sapıklığına din süsü verip bir tane ateş yapıyorlar, üzerinden atlıyorlar, “cehennem ateşinden kurtuldun” diyorlar.
Eğer bir kimse bu ateşin üzerinden atlayarak cehennem ateşinden kurtulduğu düşüncesiyle atlarsa, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh gereklidir. Yok başıboşuna atladıysa, o ayrı mesele.
Cemaat İçinde Birisi İçin Ayağa Kalkmanın Hükmü
Misafire ayağa kalkılır. Anne babaya ayağa kalkılır. Kadın kocasına ayağa kalkar. Çocuklar anne babalarına ayağa kalkarlar. Padişahlara, sultanlara, devlet büyüklerine ayağa kalkarlar. Din büyüklerine, üstadlara, ustalara ayağa kalkarlar. Hanefiler bu noktada fetva da vermişlerdir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hz. Osman Efendimiz’in edebinden elini ayağını toplamıştır. Fakat bir kimsenin dünyalık meta için ayağa kalkması hoş görülmemiştir. Zalim sultanlara ayağa kalkılması hoş görülmemiştir; ancak zulmünden kurtulmak için ayağa kalkılabileceğine dair fetva verenler de vardır.
Ehl-i Tevazunun Alameti
Gönlümün en çok arzu ettiği şey şudur: Bir kimse bir cemaate girdi, hiç kimsenin haberi olmadı. Ve oradan gittiğinde de eksikliği duyulmadı. Ehl-i tevazuyu görmek istiyorsanız işte o kimseye bakın.
Alimlerin Etine Dokunmanın Tehlikesi
Harekuller’in Feth-i Vay Bediye adlı kitabında, bir kimse alimle alay etse karısı boş olur diye yazılmıştır. Çünkü ona göre alimi istihza irtidattır.
İmamlardan biri olan Hafız İbn Asakir diyor ki: “Kardeşim, Allah seni ve beni hayır yönünde hidayet etsin. Bilmiş ol ki alimlerin eti zehirlidir. Onların kusurlarını araştırıp açıklayanlara karşı Allah’ın adetinin ne olduğu malumdur. Kim ki alimlerin kusur ve ayıplarını diline dolarsa, Allah-u Teala ölmeden o kusurla onu müptela eder.”
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim: Felak Suresi (Sure 113) — büyüden korunma; Nas Suresi (Sure 114) — büyüden korunma; Maun Suresi (Sure 107, Ayet 4-5) — “Vay o namaz kılanların haline, onlar namazlarından gafildirler”; Ankebut Suresi (Sure 29, Ayet 45) — “Namaz sizi kötülüklerden alıkor”
- Hadis-i Şerif: Hz. Peygamber’e büyü yapılması hadisi (Buhari, Tıb 47; Müslim, Selam 43) — Felak ve Nas sureleriyle şifa bulması; müzik/musiki ile ilgili hadisler — Şafi ulemanın delilleri; aşk ve iffet hadisi — “Ümmetimin hayırlıları, Allah kendilerine aşk belası verdiğinde iffetini muhafaza edenlerdir”
- Fıkıh Kaynakları: Hanefi mezhebi — musikiyle alakalı meselelerde daha müsamahakar tutum; Şafi mezhebi — müzik dinleme konusunda ağır hükümler; Harekuller, Feth-i Vay Bediye — alimle alay edenin hükmü
- Tarih ve Tabakat: Hafız İbn Asakir (ö. 571/1176), Tebyinu Kezibi’l-Müfteri — alimlerin etinin zehirli olduğu uyarısı
- Tasavvuf: Rabıta kavramı ve tarikatlar arası tartışması; fenâ mertebeleri; Abdülkadir Geylani Hazretleri — büyük velilerden
- Siyer ve Sahabe: Hz. Ali kerremallahu vechehu — namazda ayağından okun çıkarılması kıssası; Hz. Osman radıyallahu anh — Resulullah’ın huzurunda edep göstermesi; Hz. Ayşe validemiz — mescidde eğlence seyretme rivayeti (Buhari, İydeyn 2; Müslim, Salatu’l-İydeyn 17); Hz. Ebubekir Efendimiz’in kızının kına gecesi rivayeti
- İbrahim aleyhisselam: Ateşe atılması kıssası — ateşin mümin kulları yakmaması
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Nefs, Kalb, Şeyh, Râbıta, Aşk, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı