Zülme sessiz kalm'ak sabır değildir; bilakis sabırın kendisi zalimle mücad'ele etmektir. Bu sohbette sabır kavramîn'ın yanlış an'laşîl'masî, gerçek manada sabîrîn manevi tezahürleri, peygamberlerin zalimlere kar'şı duruşu ve mü'min'in içtimâî vazifeleri ele alınmaktadır.
Sabır Kavramîn'ın Yanlış An'laşîl'masî
Sabır, halk arasında bazen pasif bir tahammül, sessiz bir kabül olarak an'laşîlîr. Özellikle zulüm kar'şîsînda «sabret» den'diğinde, mağdur kişinin zalimin yaptîğîna ses çıkar'maması istenir. Ancak bu sabîrîn yanlış bir tezahürüdür; gerçek manada sabîr, zulüm'e kar'şı sessiz kalm'ak değil, hak yolunda istikâm'et üzere durmak ve gerek'tiğinde mücad'ele etmektir. İslam'da sabîrîn manasî aktîf bir manevi mertebedîr; zulüm'e kar'şı durup hak sözü söyle'mek, gerek'tiğinde mücad'ele etmek ve manevi olarak yıkıl'ma'mak'tır.
Peygamberlerin Zalim Kar'şîsînd'aki Duruşu
Tüm peygamberler hayatîn'ın bir mertebes'inde zalim sistemler'e ve zalim kişilere kar'şı durmuştur. Hz. Mûsâ aleyhisselam Firavun'a; Hz. İbrâhim aleyhisselam Nemrut'a; Hz. Yûsuf aleyhisselam zindan'a atılm'a pahasîna ahlâkîlîğîn'ı koru'muş; Hz. Muhammed Mustafa Mekke müşrîk'leri ve Medîne yahûdîl'er'i ile mücad'ele etmiştir. Bunlar pasif bir sabîr değil, aktîf bir manevi duruş'tur. Peygamberler ne zalim'e tes'lîm olm'uşlardır, ne de fitne çıkar'mîş'lardır; hak yol'unda hikm'et'li bir mücad'ele yürüt'müş'ler'dîr.
İmâm Hüseyin'in Kerbelâ Duruşu
Hz. Hüseyin (radîyallâhu anh) Kerbelâ'da Yezîd'in zulüm'ne kar'şı durur'ken yetmiş iki kişiyle gerçek bir sabîrîn örneğini sergiledi. O ne zalim'e biat etti, ne de yer'inî terk etti. «Ben'im gibisi onun gibisine biat etmez» dedi ve ş'eh'adet yol'unu seçti. Bu sabîr, zulüm'e sessiz kalm'ak değil, hak yol'unda manevi olarak yıkıl'ma'mak ve şer'ef'le durm'aktîr. Hz. Hüseyin'in kanı, hak yol'unda dur'mayî ifa'de eden bütün mü'min'ler için bir manevi mira'stîr. Mü'min, Hz. Hüseyin'in duruşunu hatırlay'arak, kendi hayatîn'da nasîl zalim'e kar'şı dur'ac'ağînî idrâk etm'elîdîr.
Em'ri Bil-Mar'f Nehyi Anil-Münker
İslam'ın en temel emirlerinden biri «em'ri bilmar'f ve nehyi anilmünker»dir; ya'ni iy'lîği em'ret'mek ve kötülüğü men etmek. Âli İmrân sûresi 110. âyet'te «Siz ins'an'l'ar için çıkarîl'mış en hay'ır'lî bir ümm'et oldun'uz; iy'lîği em'reder ve kötülüğü men edersin'iz» buyrul'ur. Bu âyet, mü'min'in içtimâî vazif'es'in'in zulüm'e ses'sîz kalm'ak değil, iy'lîği em'ret'mek ve kötülüğü men etmek oldu'ğun'u sergil'er. Eğer mü'min çev'res'in'de bir zulüm görürse, mahsus oldu'ğu mertebede onu önle'mek üzere çaba sarfet'melîdîr. Hz. Resulullah, «Bir mün'ker gördüğünüzde elin'izle, eliniz yet'm'ezse dilin'izle, o da olm'azsa kalbin'izle yıkîn; ve bu manevi ima'n'ın en zayıf mertebes'idîr» (Müslim, İmân, 78) buyur'muş'tur. Bu rivay'et, mü'min'in zulüm kar'şîsînd'a hiçbir mertebede sessiz kalm'a'masî gerektîğ'in'i sergil'er.
Sabîr'de Hikm'et
Sabîr'de hikm'et'i bul'mak mü'min'e düş'er. Her zulüm kar'şîsînd'a aynı şekilde tepki ver'mek hikm'et'e ay'kîrîdîr. Bazen el ile, bazen dil ile, bazen sad'ec'e kalp ile mücad'ele uy'gun olabilir. Hz. Resulullah, Mekke dönemîn'de fizîkî mücad'ele'y'e izîn ver'memiş'tî; bu dönem'de müslümanlar manevi sabîr ve dil ile teb'lîğ yönünü takip etmiş'ler'dîr. Medîne dönemîn'de ise ây'et'ler izîn ver'diğinde müslümanlar manevi olarak ve fizikî olarak mücad'ele'y'e geçmiş'ler'dîr. Mü'min hikm'et'e göre davran'ır; durum'u, mertebes'in'i, kuv'v'et'in'i ve sonuçl'arîn'ı düşünüp ona göre hareket eder. Sabîr, hikm'et'li hareket etmek'tir; sad'ec'e ses'sîz kalm'ak değildir.
Manevi Güçlülük
Gerçek sabîr, manevi olarak güçlü olm'ak'tîr. Bir zulüm kar'şîsînd'a mü'min, hem manevi olarak yıkîl'ma'ma'lî, hem de hak yol'unda istikâm'et üzer'e dur'ma'lîdîr. Bu manevi güçlülük, zikir'ull'ah ile, du'a ile, hayır mer'c'eler ile güçlü tut'ul'ur. Mü'min manevi olarak güçlü olur'sa, zalim'in onu manevi olarak yıkîl'ma'ma'sî mümkün'dür. Gerçek yükıl'ma manevi yükîl'ma'dîr; mü'min Allah'a tev'ek'kül'lü bir kalp ile zulüm'e kar'şı dur'ar ve manevi olarak yıkîl'ma'y'a'rak hak yol'unda yürür. Bu sebeple sabîr'in temel'i Allah'a tev'ek'kül'dür; tev'ek'kül olmadan gerçek sabîr tezahür etmez. Sabîr ve tev'ek'kül birlik'te yürür; mü'min'e zalim kar'şîsînda manevi büyüklük ver'ir.
Bibliyografya
- Kur'ânı Kerîm, Bakara 2/153, 155-157; Âli İmrân 3/110, 200.
- Anke'bût 29/2-3; Asr 103/1-3; Mearic 70/5.
- Buhârî, Mezâlim, 1-3; Birr, 26.
- Müslim, İmân, 78; Birr, 50.
- Tirmizî, Fit'en, 13; Ebû Dâvûd, Melâhim, 17.
- Nesâ'î, Bey'at, 36; İbn Mâce, Fit'en, 16.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, sabîr âyetleri tefsiri.
- Râzî, Mefâtihu'l-Gayb, sabîrzulüm bahisleri.
- İmâm Gâzalî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, em'ri bilmar'f bölümü.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, sabîr babları.
- İbn Teymiyye, es-Siyâsetü'ş-Şer'iyye, zulüm kar'şîsînda dur'mak.
- Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu'l-Kulûb, sabîr ve manevi mertebeler.
- Küşeyrî, Risâlei Küşeyriyye, sabîr ve tev'ek'kül babları.
- İbn Atailah, Hikemi Ataiyye, sabîrtev'ek'kül hikmetleri.
- Mevlânâ, Mesnevii Şerîf, c. III-V (sabîr ve zulüm türevî konuları).
- Yûnus Emre Divanı, sabîrtev'ek'kül şühudu.
- İmâm R&abbacirc;nî, Mektûbâtı Şerîfe, sabîristikâm'et mektupları.
- Mahmud Sami Ramazanoğlu, Sabîr-İstikâm'et Sohbetleri.
- Mehmet Zâhid Kotku, Tasavvufî Ahlâk, em'ri bilmar'f faslı.
- Mustafa Özbâğ, Sohbetler, Sabîr-İmtih'an serisi.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet, «Zulüm'e ses'sîz kalm'ak sabîr değil'dîr» manasînda aktîf sabîr'in tezahürünü, peygamberlerin ve İmâm Hüseyin'in zulüm kar'şîsînd'aki duruşunu, em'ri bilmar'f nehyi anilmünker emrini ve manevi güçlülük tezahürünü bütünlük içinde sun'maktadır. Sabîrimtih'an serisinde manevi duruş boyutunu vurgulayan ana sohbet niteliğindedir.
Kaynak: Mustafa Özbâğ Sohbeti | Seri: Sabîr-İmtih'an