Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette dârü'lharpte ticâretin harbînin hukûku dâiresinde yapıldığını, yâni dârü'l-İslâm hukûkunun değil oradaki gayri Müslim hukûkunun geçerli olduğunu tafsîl etmektedir. Hanefî fıkhında dârü'lharpte bir Müslüman harbîye içki, domuz eti, vb. dârü'l-İslâm'da câiz olmayan malları satabilir; faizle muâmele yapabilir; kazanacağı kesin olan kumarda oynayabilir. Bütün bu hükümlerin altındaki esâs «Müslümanın harbîni ütmesi, harbîni zayıflatması» ölçüsüdür. Lâkin Müslüman ile Müslüman arasındaki muâmelelerde dârü'lharpte de olsa İslâmî kâidelerin uygulanması zarûrîdir; bu kâidelerden taviz vermek câiz değildir.
Dârü'l-Harpte Hukûk Harbînindir
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel kâideyle başlar: dârü'lharp ve dârü'l-İslâm'da normalde ticâretin kendi içerisindeki hukûklarında bâzı değişimler vardır. Bir Müslümanın dârü'lharpte harbîden faiz alması câiz görülmüştür; bir kimse harbîden faiz alabilir. Aslında Hz. Mekhûl hadîsi şerîfinde «harbî ile mü'minin arasında faiz yoktur» diye direkt hüküm vardır. Bu hadîsi şerîfi içtihâd eden ulemâ «faiz almasında bir sakınca yoktur» diye söylemişlerdir; bâzıları ise hiç bu mes'eleye girmemiş ve direkt hadîsi şerîfin metnine bakıp «dârü'lharbde harbî ile mü'minin arasında faiz yoktur» demişlerdir; almak ile vermek olarak bunu ayırt etmemişlerdir.
Dârü'l-Harpte Domuz Eti, İçki, Faiz
Mustafa Özbağ Efendi Hanefî fıkhının dârü'lharp ahkâmını şöyle tafsîl eder: gayri Müslime içki ve domuz eti satılması câizdir. Bir Müslüman bir gayri Müslime içki satabilir; bir Müslüman bir gayri Müslime domuz eti satabilir. Diğer Müslümanların câiz olmayan, yemediğiiçmediği şeyleri dârü'lharpte harbîye, yâni gayri Müslimlere satabilir, taşıyabilir, ve onlarla ticâret yapabilir. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yoktur. Hattâ kazanacağı kesin ise kumar da oynayabilir; lâkin burada kazanacağının kesin olması lâzımdır. Kazanacağı kesin değil ise bu konuda kumar oynaması câiz değildir.
Asıl Maksad: Harbîni Ütmek
Mustafa Özbağ Efendi bütün bu fetvâların altındaki esâs maksadı şöyle açıklar: aslında buradaki genel mantık «harbîni ütmek»tir. Dârü'lharpte bir Müslüman harbîni ütmek için, kazanacağı kesin ise harbîye karşı bu fetvâlardan istifâde eder. Şer'-i Şerîf bu konuda «gayri Müslim hukûkukânûnu neyse onun içinde kalarak yapılabilir» hükmü çıkarmıştır. Bu hüküm harbîye karşı bir hîle veya aldatma değildir; bilakis onun kendi hukûku dâiresinde rızâî bir muâmeledir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın» (Enfâl 8/60) buyurmuştur. Bu kuvvet harbî, iktisâdî, ilmî bütün cephelerde aranır; ve harbîni ütmek bu kuvvet hazırlığının bir tezâhürüdür.
Almanya Misâli: Hukûk Çerçevesi
Mustafa Özbağ Efendi pratik bir misâl ile mes'eleyi somutlaştırır: «Siz buradan atıyorum Almanya'ya gittiniz; Almanya'nın hukûku neyse orada uyuyorsunuz. Almanya hukûkuna göre kumar oynamak serbest mi? Serbest. O zaman orada kazanacağınız kesinse kumar oynayabiliyorsunuz. Almanya hukûkunda faiz serbest mi? Serbest. Kazanacağınızı biliyorsanız orada faizcilik yapabiliyorsunuz. Almanya'ya gittiniz, Almanya'da içki serbest mi? Hukûken serbest. Siz orada içki alıp satabiliyor musunuz? Almanya'ya gittiniz, Almanya'da domuz serbest mi? Serbest. Orada domuz eti alıp satabiliyor musunuz?» Bu misâller dârü'lharp hukûkunun nasıl işlediğini açıkça gösterir; ve mü'mîn için pratik bir hukûkî kılavuz teşkîl eder.
Dârü'l-İslâm'da Bunlar Yapılamaz
Mustafa Özbağ Efendi tezâdı vurgulamak için şu hatırlatmayı yapar: dârü'l-İslâm'da bunların hiçbirisini yapamıyorsunuz. Bakın dârü'l-İslâm'da bunları yapamıyorsunuz! Normalde dârü'l-İslâm'da Müslümanların Müslümanları ile olan ticâretlerinde helâller belli, haramlar bellidir. Siz o helâller ve haramlar dâiresinde ticâretinizi yapıyorsunuz dârü'l-İslâm'da. Lâkin dârü'lharpte ise normalde orada harbînin hukûku geçerlidir. Harbînin hukûku geçerli olunca harbînin hukûku dâiresinde orada ticâretinizi yapıyorsunuz; orada İslâm hukûku yok. Çünki İslâm hukûkunun olduğu yerde domuz etinin normalde alınıp satılması câiz değildir. Bir Müslüman bunu yapamaz; ama gayri Müslim unsurlar kendi işlerinde domuz etini alıp satabilirler dârü'l-İslâm'da. Lâkin dârü'lharpte bir Müslüman da domuz etini alıp satabilir.
At Eti Misâli ve Müslümana Bildirme Mecbûriyeti
Mustafa Özbağ Efendi sohbette at eti gibi nâdir bir mes'eleyi de zikreder: Hanefîlerin bir kısmı at etini yemezler; lâkin Türkî cumhûriyetlerde at eti câizdir, ve Hanefîlerin içerisinde de bu fetvâyı veren vardır. Genel çoğunluk at etini alıp satmaz, yiyip içmez; ama bu dârü'lharpte yenilir, içilir, alınır, satılır. Lâkin bir Müslümana satacaksa onun «bu at etidir» diye söylemekle mükelleftir. Aynı şekilde dârü'lharpte bir Müslümana domuz eti satılamaz! Dârü'l-İslâm'da, dârü'lharpte de olsa Müslüman Müslümana domuz eti satamaz. Bu kâide Müslüman ile Müslüman arasındaki muâmelenin İslâmî kâidelere mukîd olduğunun en açık delîlidir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Birbirinize mallarınızı bâtıl yollarla yemeyin» (Bakara 2/188) buyurmuştur. Müslümana haram olan bir şeyi haram olduğunu bildirmeden satmak bu âyeti kerîmenin ihlâlidir.
Türkiye'de Ahlâkî Çürüme
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda Türkiye'deki ahlâkî yıkıma da temâs eder: ülkenin her yerinde içki serbest; fuhuş serbest; eşcinsellik tartışmalı; uyuşturucu yaygın; kumar yaygın. Devlet genelevi çalıştırıyor, vergi alıyor oradan; önüne de bir bekçi dikiyor. Domuz eti yiyenler ortalığı ayağa kaldırıyor; halbuki devasa miktarda domuz üretiliyor ülkede. Bu manzara dârü'l-İslâmdârü'lharp ayrımının yalnız hukûkî bir mes'ele olmadığını, aynı zamanda ictimâî-ahlâkî bir gerçek olduğunu da göstermektedir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun» (Âli İmrân 3/104) buyurmuştur. Mü'mîn yaşadığı ülkenin ahlâkî bekâsı için tebliğ ve nasîhat ile mücâdele etmek mecbûriyetindedir.
- Kur'ânı Kerîm: Bakara 2/185, 188, 275-279; Enfâl 8/60; Âli İmrân 3/104; Mâide 5/1.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Buyû'.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Müsâkât.
- Süneni Tirmizî, Kitâbü'l-Buyû'.
- Süneni Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Buyû'.
- Süneni İbn Mâce, Kitâbü't-Ticârât.
- İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, dârü'lharb fetvâsı.
- İmâm es-Serahsî, el-Mebsût, X/92.
- İmâm Kâsânî, Bedâiu's-Sanâi'.
- İmâm Merğînânî, el-Hidâye.
- Fetâvâyı Hindiyye.
- İmâm Şâfiî, el-Üm.
- İbn Kudâme, el-Muğnî.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn.
- İmâm Şâtıbî, el-Muvâfakât.
- Yûsuf Kerîmoğlu, Emânet ve Ehliyet.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Darü'l Harp Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet dârü'lharpte hukûkun harbîye âid olduğunu, dârü'lharpte domuziçkifaiz muâmelelerinin câizliğini, asıl maksad olan harbîni ütmeyi, Almanya misâli ile pratik tatbîkâtı, dârü'l-İslâm'da bunların yapılamayacağını, at eti misâli ile Müslümana bildirme mecbûriyetini, ve Türkiye'deki ahlâkî çürümeyi tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Darü'l Harp Sohbetleri