Mustafa Özbağ Efendi, 22 Ocak 2011 tarihli bu Karabaş-ı Velî Tekkesi sohbetinde mutluluk ve mutsuzluğun insanın iç dünyasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu, sahte değerlere tutunmanın insanı gerçek huzurdan uzaklaştırdığını ve edebin tasavvufun temel taşı olduğunu anlatmaktadır. Sohbetin merkezinde Kur’ân ve sünnete bağlılık, tövbe ve istiğfâr ile şeytanın tuzaklarından korunma konuları yer almaktadır.
Tövbe: Mutluluk ve Mutsuzluk İnsanın İç Dünyasındadır
Bir kimsenin iyiliği de kötülüğü de kendisinde saklıdır. Bir kimsenin mutluluğu da mutsuzluğu da kendisinde saklıdır. Bunu dışarıda aramak insanoğlunu aldatan bir şeydir. Mutsuz bir insanı hiç kimse mutlu edemez; o mutsuzluk insanın içindedir.
Bir kimse kendisini mutsuz edecek hâdiselere o noktadan yaklaşırsa mutsuz olacaktır. Kendisini mutlu edecek pencereden bakarsa mutlu olacaktır. Eğer bir kimse hâdiselere mutsuzluk penceresinden odaklanmışsa havanın bulutlanması mutsuzluk, yağması mutsuzluk, yağmaması mutsuzluk, rüzgârın esmesi mutsuzluk — her hâlükârda mutsuzluktur. Bu insanın kendi iç dünyasıyla, meselelere bakışıyla ve Allah’a olan bakışıyla alâkalıdır.
Bütün dünyanın insanları bir araya toplansalar sizi mutsuz edemezler — Allah izin vermediği müddetçe. Bütün insanlar toplansalar sizi mutlu edemezler — Allah müsâade etmediği müddetçe. Mutluluk da mutsuzluk da insanın kendi iç dünyasındadır.
Bir kuşun sesini duyabiliyorsanız, bir lokma ekmek yemenin lezzetini anlayabiliyorsanız, bir bardak su içmenin lütfunu idrâk edebiliyorsanız, bir eşe sâhip olmanın, bir evlâdın var olmasının mutluluğunu yakalayabiliyorsanız — bunlar büyük nimetlerdir. “Benim bu akşam gidebileceğim bir tekke var, orada kardeşlerle sohbet edeceğim, Allah’ı zikredeceğim — büyük mutluluk.”
Kur’ân ve Sünnete Uymak: Huzûrun Anahtarı
İnsanların kendi şahsî dâiresinde uymakla mükellef olduğu tek şey Kur’ân ve sünnettir. Eğer bir kimse Kur’ân ve sünnete uyuyorsa, üzerine gelen her şeyi hayır kapısından yorumlayabilir. İnsanlar Kur’ân ve sünnete uydukları müddetçe vicdanları râhat olacak, iç âlemlerinde herhangi bir hesâbın verilmeyeceğini göreceklerdir.
Hayatınıza bakın; eğer hayatınızı haramlarla süslediyseniz, o haram sizin önünüze bir gün çıkacaktır. O yanlışlık, o eksiklik sizin önünüze bir gün çıkacaktır. Siz eğer elma ekerseniz elma yersiniz, diken ekerseniz diken yersiniz. Bahçenize mutluluk ekerseniz mutluluk biçersiniz; bahçenize mutsuzluk ekerseniz mutsuzluk biçersiniz. Bahçesine ateş eken muhakkak ki yanacak; bahçesine gül eken muhakkak ki gül koklayacaktır.
Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Ey îmân edenler! Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.” (Bakara, 2/195). O mutsuzluk kapısını aralayan sensin. O yanlışlık kapısını aralayan sensin.
Sahte Dünya ve Gerçek Değerler
Bugün insanlar gerçek mânâda herhangi bir kokuyu algılamaktan uzaklar. Çünkü hayâl dünyasında, sahte bir dünyada yaşıyorlar. Sahte kokulara, sahte sevgilere, sahte arkadaşlıklara, sahte dostluklara, sahte eşliklere tutunmuşlar. Bu acıdır.
Seni gerçek mânâda sevmedikleri için etrafındaki insanlar sahtedir. Sen de onları gerçek mânâda sevemediğin için sahtelik devâm eder. Mutluluğu iyi bir kazakta, lüks restoranda, beş yıldızlı otelde, pahalı arabada arayan insan sahte bir mutluluk peşindedir. Bugün Antalya’da tatil yapan yarın Fransız sâhillerini, sonra Karayip adalarını isteyecektir — çünkü mutlu olduğu şey sahte, doğru ve gerçek bir şey değildir.
Ama bunları yaşarken önce kendimize bakacağız: Biz ne kadar sahîhiz? Ne kadar doğruyuz? Ne kadar iyi eşiz, iyi babayız, iyi dervişiz, iyi komşuyuz? Ne kadar namaz kılıyoruz, ne kadar tövbe ediyoruz? Bugün kaç kişinin kalbini kırdık, kaç kişinin gönlünü yaptık, kaç kişinin derdini dinledik?
Görmenin Büyük Nimeti
Muhyiddîn İbnü’l-Arabî Hazretleri mânâ âleminde Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna çıkar. Bütün ibâdetleri bir kefeye konulur. Diğer kefeye ise yalnızca sol gözünün görme nûru konulduğunda o kefe hemen ağır basar. Ömrü boyunca yaptığı ibâdetlerin kat kat sevâpları, sadece bir gözün görme nimetiyle bile ölçülemez. Muhyiddîn İbnü’l-Arabî Hazretleri hemen toparlanıp “Yâ Rabbî, lütfunu isterim, küstahlık ettim” diyerek tövbeye başlar.
Bir kimse görmenin, yürüyebilmenin, nefes alıp verebilmenin, aklının var olmasının, îmânla hemhâl olmasının mutluluğunu neyle ölçebilir ki? O yüzden ümitsizlik yaşamamak gerekir. Bu dergâh, Hazret-i Mevlânâ’nın İslâm’ıdır; Kur’ân ve sünnettir. Ümitsizlikler dergâhı değildir.
Tövbe ve İstiğfâr: Kulun Kapısı
Başınızda bir sıkıntı varsa tövbe edin. Bir problemle karşı karşıyaysanız tövbe edin. Önünüzde aşamadığınız bir engel varsa tövbe edin. Hazret-i Ömer Efendimiz yağmur duâsına giderken tövbe etmiş, dönerken de tövbe etmiştir. Sorduklarında şu âyeti okumuştur: “Kim îmân eder, iyi amel işler ve Allah’tan mağfiret dilerse, Allah onlara gökten yağmur yağdırır.”
Tövbe kulun kapısıdır, sırrın kapısıdır. Hazret-i Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem günde yüz kez tövbe ederdi. Onun tövbesi günahlarına değildi; O sırdan sırra, makamdan makama geçerdi ve her sır perdesi aralandığında bir önceki sır perdesinde kalışına tövbe ederdi. Biz ise onun ümmeti olarak günahlarımıza, kusurlarımıza tövbe ederiz.
“Kim ‘Sübhânallâhi ve bihamdihî’ derse cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.” (Hadîs-i Şerîf). Sen Sübhânallâhi ve bihamdihî dediğin anda cennete bir ağaç diktin. Habire söylüyorsun — düşünebiliyor musunuz? Derviş günde yüz tane söylüyor, yüz tane her gün cennete ağaç dikiyor.
“Kim ‘Sübhânallâhi ve bihamdihî, Sübhânallâhi’l-Azîm ve bihamdihî, Estağfirullâhe’l-Azîm’ derse deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.” (Hadîs-i Şerîf).
Şeytanın Tuzakları ve Deniz Kenarı
Hazret-i Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem şeytanla konuşmuş ve sormuştur: “En çok sevmediğin kim?” Şeytan: “Sensin yâ Resûlallah.” “Evini nerede kurdun?” “Benim evim denizlerin üzerindedir.”
Peygamber Efendimiz buyurmuştur: “Siz deniz kenarlarını kendinize yurt edinmeyin.” Şeytan her sabah askerlerini insanların arasına gönderir. Akşam olduğunda toplar ve sorar: “Ne yaptınız?” Biri der: “Karı kocanın arasını bozdum.” Şeytan: “Aferin, iyi yapmışsın.” Birisi der: “Onu dinden, îmândan uzaklaştırdım.” En beğendiği budur.
Şeytan kimi sevmez? Hazret-i Resûlullah’ı, peygamberleri ve Kur’ân ve sünnet yolunda olanları sevmez. Haramın içerisinde dolaşanlara ise dokunmaz: “Onlar zâten benim kucağımdadır, benim emrimdedir.” Kim kimi Kur’ân ve sünnet yolundan alıkoyuyorsa şeytanın müriddir.
Edep: Nurdan Taç
Hazret-i Mevlânâ buyurur: “Allah’tan edebi gözetmek için başarı dileyelim. Edepsiz, Allah’ın lütfundan mahrum kalmıştır. Edepsiz yalnız kendine kötülük etmez, bütün çevreye ateş saçar.”
Edep nurdan bir taçtır insanın başında. Edebi olmayanın dîni de olmaz. Edep güzel ahlâktır, tevâzudur, alçakgönüllülüktür, haramlardan uzak durmaktır. Edep büyüklere saygılı olmak, küçüklere sevgili, şefkatli ve merhametli olmaktır. Edep elini, gözünü, dilini ve kalbini muhâfaza etmektir.
Tasavvuf edebin üzerine kurulmuştur. Edep tövbeden başlar: Kendini günahkâr görüp devamlı tövbe hâlinde olmak, susmak, dinlemek, tefekkür etmek, Allah’ın fazlını ve ikrâmını düşünmek ve Allah ile zikir vâsıtasıyla sohbet etmektir.
İnatçılık ve Edepsizlik
Hazret-i Nûh’un gemisine binmek için keçi inat etmiştir. Hazret-i Nûh onun kuyruğundan tutup içeri zorlamıştır ve keçinin edep yerleri açılmıştır. Koyun ise mülâyim bir şekilde yürüyüp gemiye binmiştir; Cenâb-ı Hak onun kuyruğunu büyütüvermiştir — edep yerleri kapanmıştır. İyi niyetinden, iyi huyundan dolayı.
İnat eden insan keçi gibi olur. Allah, ne kadar yanlışlığı varsa herkesin gözünün önüne sürer. Koyun gibi mülâyim, edepli, Kur’ân ve sünnete tâbi olan ise muhâfaza altına alınır.
Günlük Hayatta Edep
Sabah namazına kalkmayan, edebe mugâyir hareket etmiştir. Sabahleyin besmeleyle kalkmayan, abdestsiz evden çıkan, abdestli çıkıp zikretmeyen — hepsi edebini muhâfaza edememiştir. Derviş hayatını edeple süsler, edeple derinleştirir.
Yollarda bağırıp çağırma, evinde bağırıp çağırma, çoluk çocuğuna, eşine, işinde çalışanlara bağırıp çağırma. Edepli ol. Sen edepli olmazsan kaybedersin; etrafa ateş saçarsın. Edepli ol ki herkes peşine takılsın.
Sohbet ve Zikir Meclisinin Edebi
Mûsâ aleyhisselâmın ümmeti, gökten inen bıldırcın eti ve helvâ sofrasını beğenmeyip “Biz soğan, sarımsak yemek istiyoruz” dediklerinde Mûsâ aleyhisselâm: “Siz edebi aştınız, Allah’ın ikrâmını görmez oldunuz. Çıkın bu şehirden!” demiştir. Îsâ aleyhisselâmın havârîleri de gökten sofra indikten sonra edepsizlik ettiklerinde aynı âkıbete uğramışlardır.
Zikir halakası, sohbet halakası, Allah’tan inen cennet sofrasıdır. Bir velînin dizinin dibinde oturmak gökten inen mânevî sofradır. O sofraya edepli davranmayanlar ilelebet bir daha bir velî sofrasına oturamazlar.
Kader ve İnsan İrâdesi
Kulun irâdesinin dışında olan kader vardır: Erkek ya da kadın olarak doğmak, güneşin doğması ve batması gibi. Bunu değiştirecek güç yoktur. Ama bir kimsenin iyiyi, doğruyu, güzeli seçmesi veya yanlışlıkla ısrâr etmesi kendi irâdesinin sonucudur.
İnsanlar değiştireceklerse kendi üzerlerinde haram kapılarını kapatacaklardır. Her haram kapının kapanması, bir helâl kapının açılmasıdır. Bundan sorumluyuz.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Bakara Sûresi, 2/195 — “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”
- Nûh (a.s.) kıssası — Kur’ân’da çeşitli sûrelerde geçen gemi ve tufan anlatımları
- Mâide Sûresi, 5/112-115 — Îsâ (a.s.) ve havârîlerin gökten sofra istemesi
- A’râf Sûresi, 7/160-162 — Mûsâ (a.s.) kavminin bıldırcın eti ve helvâ nimeti
Hadîs-i Şerîfler
- “Kim Sübhânallâhi ve bihamdihî derse cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.” (Tirmizî, Deavât, 60)
- “Kim yüz kez Sübhânallâhi ve bihamdihî derse deniz köpükleri kadar günahı olsa bile affedilir.” (Buhârî, Deavât, 65; Müslim, Zikir, 28)
- Hazret-i Resûlullah’ın şeytanla konuşması hadîsi — şeytanın evi, orduları ve en sevdiği amel (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
- “Deniz kenarlarını kendinize yurt edinmeyin.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
- Hazret-i Peygamber’in günde yüz kez istiğfâr etmesi (Müslim, Zikir, 42)
Tasavvufî Kaynaklar
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf — Edep bahsi, keçi ve koyun hikâyesi (Nûh gemisi)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — “Edepsiz, Allah’ın lütfundan mahrum kalmıştır” sözü
- Muhyiddîn İbnü’l-Arabî — Mânâ âleminde görme nimeti kıssası (el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye)
Sohbetin Özeti
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbetinde insanın mutluluğunun dışarıda değil, kendi iç dünyasında saklı olduğunu vurgulamıştır. Sahte değerlere, sahte ilişkilere tutunmak yerine Kur’ân ve sünnete sımsıkı sarılmayı, devamlı tövbe ve istiğfâr hâlinde olmayı, şeytanın tuzaklarından korunmayı ve her hâlde edebi muhâfaza etmeyi öğütlemiştir. Hazret-i Mevlânâ’nın “Edep nurdan taçtır” sözüyle taçlandırdığı bu sohbet, tasavvufun edep üzerine inşâ edildiğini ve edebin insanın sabah kalkmasından akşam yatmasına kadar bütün gününü ibâdetle doldurduğunu hatırlatmaktadır.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, İstiğfâr, Nûr, Dervîş, Dergâh, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı