Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette sûfîlikte içsel temizliğin, içsel tevbenin ehemmiyetini ve Eşrefoğlu Rûmî kuddise sırruhû kıssasını tafsîl eder. Sûfîler bu noktada — zikirle, tevbeyle, ibâdetle, ve sevmekle — kendi iç temizliklerini oluştururlar. Sûfîye, ve dervîşe iç temizliği lâzımdır. Dervîş iç temizliğiyle yürür: bir başkasının üzerinde kötü düşünmez, olumsuz düşünmez, kötülük düşünmez. Bu iç temizlik çok önemlidir; bu süreçte bir başkasına kibirlenmez, ters yapmaz, ters davranmaz, etrâfıyla ters konuşmaz. Bunlar sûfînin iç temizliği ile alâkalıdır. «Yûsuf şöyledir, Sâlih böyledir, Ahmet şudur» diye sû-i zan yapmaz, iftirâ etmez, gıybet etmez; etrâfını olumlar. Bunu yapmazsa dervîş yol yürüyemez, hâle eremez. «Kalbim temiz» demek bu değildir; öyle basit değildir. Hiç kimse hakkında olumsuz düşünmeyeceksin. Sevmekten yana, tolere etmekten yana, hoş görmekten yana, koluna girmekten yana şansını kullan. Cenâbı Hak Hz. Âdem'e ruhundan üflemiş; sen Allâh'ın ruhundan üflediği bir kimseye kibirlenirsen Allâh'a kibirlenmiş olursun; şeytândan farkın kalmaz. Şeytan da kibirlendi Hz. Âdem'e; sen de Hz. Âdem'e kibirlendin. Ne farkın kaldı? Eşrefoğlu Rûmî'nin Hâcı Bayrâmı Velî'ye gidişi, Şâm'a yürümesi, geri dönmesi, it yanına bağlanması, tuvalet temizletilmesi, sakal ile dervîş pisliklerinin temizlenmesi, ve sonunda icâzet alıp İznik'e geçmesi muazzam bir nefs terbiyesi misâlidir.
Dervîşin İç Temizliği
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: sûfîler bu noktada — zikirle, tevbeyle, ibâdetle, ve sevmekle — kendi iç temizliklerini oluştururlar. Sûfîye, dervîşe iç temizliği lâzımdır. Dervîş iç temizliğiyle yürür: bir başkasının üzerinde kötü düşünmez, olumsuz düşünmez, kötülük düşünmez.
Kibirlenmemek ve Ters Davranmamak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu süreçte bir başkasına kibirlenmez, bir başkasına ters yapmaz, ters davranmaz, etrâfıyla ters konuşmaz. Bunlar sûfînin iç temizliği ile alâkalıdır. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Müslümân müslümânın kardeşidir; ona zulmetmez, onu mahrûm bırakmaz, onu küçük görmez» (Müslim, Birr 32).
Sû-i Zan, Gıybet ve İftirâ
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: aslında böyle düşünmez, sû-i zan yapmaz, iftirâ etmez, gıybet etmez. Etrâfını olumlar; olumlaması gerekir. Yoksa «Yûsuf şöyleydi, Yûsuf böyleydi, Sâlih böyleydi, Ahmet böyleydi, İsmâ'îl böyleydi» — bu dervîşin içinin temiz olmadığını gösterir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Birbirinizi gıybet etmeyin; kiminiz biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?» (Hucurât 49/12) buyurmuştur.
«Kalbim Temiz» Bu Değildir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: «Kalbim temiz, kalbim temiz» — bu böyle değildir; öyle basit değildir. Hiç kimse hakkında olumsuz düşünemezsin. O zamân bu kapılar açılır sana. Sen oturdun yerde «Onu olumsuzlaştır, bunu olumsuzlaştır, ben onunla geçinemem, ha hiç geçinemem; sakalı var ya, benden uzak dursun» — yolda kalacaksın; sen yolda kalacaksın; çünki sen yürümeyeceksin; sen uygun adım yerinde sayacaksın.
Sevmek ile Hoş Görme Şansı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o da bir dervîşliktir; ben onu dervîş demiyorum, ama kardeş, bu dünyâ geçici. Yapma sen. Neden sevmekten yana şansını kullanmıyorsun da, onabuna kusur bulmaktan yana şansını kullanıyorsun? Sevmek varken, tolere etmek varken, hoş görmek varken, koluna girmek varken, neden sen kibirlenip onunbunun hatâsıyla, kusuruyla uğraşıyorsun? Neden ayrıştırıyorsun?
Allâh'ın Ruhundan Üflediği Âdem
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: sûfîlik bu değildir ki; Allâh'a yakınlık bu değildir ki. Cenâbı Hak ona insân sûreti giydirmiş, ruhundan üflemiş — Hz. Âdem aleyhisselâm'a (Hicr 15/29; Sâd 38/72). Sen Allâh'ın ruhundan üflediği bir kimseye kibirlenerek Allâh'a kibirlenmiş olmaz mısın? Şeytândan farkın mı var? Şeytân da kibirlendi Hz. Âdem'e; sen de Hz. Âdem'e kibirlendin. Ne farkın kaldı? Cenâbı Hak Hz. Âdem'e «Ruhumdan üfleyeceğim» dedi; üflediğinde «Ona secde edin» dedi (A'râf 7/11). Şeytân bu emri dinlemedi. Sen kibirlenerek aynı şeytân gibi davranmış olursun.
Dervîşe Kibirlenmek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî îkâzı tafsîl eder: «Sâlih mi? Ya küpeli mi? Küçümsüyor sa, o küpeli iyi dervîştir bizim» dedim, kaldım şimdi. Küçümseyecek; küçümseyecek; görmüyor kendindeki kibri. Kardeş sen yol yürüyemezsin; o iç temizliği oluşacak. Bâzen bana da söylüyorlar; susuyorum, kendi içimden diyorum ki: «Sus Mustafâ Özbağ; sus, yoksa bunun alacaksın dersini, atacaksın şimdi dergâhtan».
Manevî Bağı Kesik
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: sebep benim ders verdiğim kimseye sen nasıl küçük görürsün? Eksiği de benim, kusuru da benim. Sen kimsin? Nankör, kibirlisin; senin manevî bağın kesik onun değil. Sen ne zannettin kendini, küçümseyecek? Sen kendini ne zannettin, dağları mı açtın, ovaları mı düzledin? Bu hâl üstâdın tasarrufuna karşı çıkmanın doğrudan onun manevî bağı keseceğini ortaya koyar.
Allâh ve Resûlullâh Aşkı için İç Temizlik
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: zaten o makâma giden yolda senin o içsel temizliğinle berâber, sende bir aşk olmalı, sende bir de bağlılık olmalı. Normâlde Allâh aşkı olsa içsel temizliğin olur. Resûlullâh aşkı olsa sallallâhu aleyhi ve sellem o içsel temizlik lâzım bu yol; çünki o aşka giden yolda o içsel temizlik önemli. Üstâdı seviyorum desen, ondan önce yine içsel temizlik lâzım.
Eşrefoğlu Rûmî'nin Hâcı Bayrâm'a İlk Bakışı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: menkıbelerde dinliyoruz: Eşrefoğlu Rûmî, Hâcı Bayrâmı Velî'ye gitti — ne kadar güzel değil mi! Bir mürşîdi kâmil arıyor. Hâcı Bayrâm'a gitti, baktı, beğenmedi onu. Hâcı Bayrâmı Velî ne yapıyordu? Almış eline orağı, buğday biçiyor dervîşlerle berâber. «Nerede?» dedi. «Tarlada» dediler. «Kim Hâcı Bayrâm Velî?» dediler. «Burada tarlada buğday biçen, harman kovan». Eşrefoğlu Rûmî bakmış, «Bu mu mürşîdi kâmil olur? Mürşîdi kâmil dediğinin altında son model arabalar, başında kocaman kavuk, üstünde sırmalı cübbeler, etrâfında korumalar, dervîşler — James Bond gibi gözlüklü korumalar olmalı; kocaman külliyesi olmalı, millet gelmeli, şakşaklar gırla gitmeli, özel uçakları olmalı — odur mürşîdi kâmil. Sen yine ilim bitirdin» demiş; «Bu değildir senin aradığın mürşîd; haydi yürü, nerede?»
Şâm'a Yürüme ve Geri Dönüş
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: «Şâm'da filanca var; oraya yürü» — gitmiş Şâm'a kadar yayan. Hani gece bir beldeye girmek câiz değil; orada bir konaklama yerinde rüyâsında boynunda bir zincir, tasma, zincirin ucunda Hâcı Bayrâmı Velî. Şâm'dan geriye nereye? Ankara'ya bir daha gelmiş, boynunu bükmüş. Demişler ki: «Bir âlim geldi, üstâda; Hâcı Bayrâm Velî, sizinle görüşmek istiyor». «Götürün bizim itin yanına; bağlayın oraya» demiş; «İtin yanına bağlayın; görüşmüyor şimdi».
İt Yanında Yaşamak: İlk Nefs Terbiyesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: dervîşler ona ne demişlerdi? «Sen tefsîri bitir, nahvi bitir, hadîsi bitir, matematik bitir, fizik bitir, kimyâ bitir, Allâh bitir; hepsinden de icâzet al, gel buraya» demişti üstâd. «İtin yaşadığı yerde yaşa». Nefis ya — bir gün öyle, iki gün öyle, 3-5 gün öyle. Bir gün demiş kendi kendine: «Ey Eşref, bu it kim bilir kaç yıldır bu dergâhta duruyor; bu senden daha kıymetlidir; sen git onun yediğinden ye, onun yaladığından su iç; nefis, sana bu lâzım» demiş; yüklenmiş oradan, yiyecek itle berâber. Bir el çenesinin altından yumuşacık tutuvermiş: «Evlâdım, aferin; işte şimdi nefsini yendin» demiş.
Tuvalet Temizliği: İkinci Nefs Terbiyesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: bir sevinmiş, zannetmiş ki dergâha imâm olacak. Hâcı Bayrâmı Velî demiş ki: «Makam ne biliyor musunuz? Tuvalet temizliği verin; tuvaleti, dergâhın tuvaletini temizlemek gerçekten makamdır; makam dergâhta çaycılık yapmak, makam nefs terbiyesi — bu makamdır». Vermiş tuvalet temizlesin. Başlamış almaya, vermeye. «Yine sen, tuvalet temizleyecek insân mısın?» — tabii nefis böyle bir kibre yine en sona böyle aşk gâlip gelmiş.
Dervîşlerin Pisliklerini Sakalla Temizlemek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: demiş: «Bu dervîşlerin pisliklerini sakalından temizle». Yüzünü yere vurduğu anda yumuşak hâl gelmiş yine. Demiş: «Kalk evlâdım; bu sınıfı da geçtin». Şimdi demiş: «Dergâhın imâmısın; geç, insânlara hem va'z et, hem de imâmlık yap». Namâzlarını kıldır orada. Uzun müddet dergâhta yine imâmlık yapmış, seyri sülûk yapmış.
Hamadan'a Yürüme: Çilehâne
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: sonra Hâcı Bayrâmı Velî hazretleri demiş: «Dosdoğru Hamadân'a gidiyorsun şimdi; önceden Şâm'a gidiyordun; şimdi gidiyorsun Hamadân'a». Hamadân hazretlerine demişler ki: «Anadolu'dan Eşref adında bir dervîş geldi». Yüzüne bile bakmamış, demiş: «Atın çilehâneye onu». Paldırküldür, geldiği gibi çilehâneye. Esmâsını da göndermiş; «Kapatın kapısını, penceresini» demiş; kapatmışlar. Ne yemek götüren var, ne su götüren var, ne bir götüren var.
40 Gün Sonra Çilehâne Açılışı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: orada da dervîşler başlamışlar kum gibi kaynamaya: «Gördün mü, elin garîbi geldi, ta Anadolu'dan beri attı dergâha, attı çilehâneye; aç susuz bekletiyor. Vay garîbân, ne yedi, ne içti». «Yok canım, oraya gömerler onu» — bir muhabbet, bir muhabbet dervîşlerde. 40 günde olmuş efendi. 40 gün sabah namâzında kalkmış, hızla gidiyor çilehâneye. Dervîşler arkasından — herkes bekliyor ya: «Öldü; cesedi, cenâzeyi nereye kaldıracak?» Gitmiş, kapıyı açmış. Uzun, Eşrefoğlu Rûmî yatıyor yerde upuzun. Eğilmiş demiş tak — gözünü açmış Eşrefoğlu Rûmî, kalkmış, hemen bir selâm vermiş, bir boyun kesmiş. Demiş: «Evlâdım, bitti çilen; haydi gel bakayım şimdi».
İcâzet ve İznik'e Yerleşme
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: huzûra almış onu; icâzeti hazır, icâzetini imzalamış. Aynı zamanda kızını da hazırlamış, hemen nikâhını kıymış: «Senin eşin olur» demiş; «Al şimdi eşin de; dosdoğru yine Rûm bölgesine git» demiş. Rûmî ismi oradan geliyor. Nereye gelip yerleşiyor? Hıristiyanlığın merkezi olan İznik'e yerleşiyor — pîrimiz oluyor bizim. İznik'e yerleşiyor; Rûmî ismi oradan kalıyor.
Dervîşlerin Dedikodusu ve Üstâdın Su Mu'cizesi
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir tasavvufî kıssayı tafsîl eder: dervîşler gene başlıyorlar: «Adam geldi, icâzeti aldı, gitti». Bu uzaklaşmış, gözden kaybolmuş Eşrefoğlu Rûmî. Dervîşler böyle kendi aralarında konuştuklarını zanneder; bir duyan vardır onlara. Bir de manevî muhbir vardır; dervîş onu bilmez, fark etmez. İçinden konuştuğunu dahi Cenâbı Hak bâzen muhbirler vâsıtasıyla bildirir. Eşrefoğlu Rûmî gözden kaybolmuş, ama arkasından seslenmiş ihtiyâr — ya fazla da bağıramaz: «Eşrefoğlu Rûmî evlâdım» demiş bu kadar. Dönmüş oradan, ses vermiş: «Buyur üstâdım, sultânım» demiş. «Evlâdım, gel buraya» demiş; konuşur gibi gözden kaybolmuş, ama «Evlâdım gel buraya» demiş, sesi duymuşlar dervîşler. Eşrefoğlu Rûmî gelmiş: «Emredin efendim» demiş. «Evlâdım demiş, susadım, su içmek istiyorum; buralarda da su yok» demiş. Hemen secdeye kapanmış: «Yâ Rabbi, üstâdım susamış, sende yok yoktur, kudretin sâhibi sensin» demiş. Su kalkmış secdeden; «Bismillâhirrahmânirrahîm» demiş, bir tek vurmuş, cumbur lopu çıkmış dışarı. Almış avuçlarına, güzelce üstâdına getirmiş. «Buyurun efendim» demiş; içmiş üstâdı bu güzel suyu, demiş: «Evlâtlarım, hep dedikodu ettiniz; burnunuzun ucundaki suyu görmediniz» demiş — «burnunuzun ucundaki suyu görmediniz» demiş. Dervîş burnunun ucundaki suyu görmez, dedikodu eder, kibirlilik eder; işte o aşk hâlini yakalayamaz. Bundan dolayı o içsel arınmayı, içsel tevbeyitemizliği yapmadığından dolayı o aşk hâline, sevgi hâline ulaşamaz; ulaşamayınca da o makam kokusu alamaz. Hep böyle geçici hâller üzerinde yürür. O da yol mudur? O da bir yoldur. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni iç temizliği, sû-i zandangıybetteniftirâdan kaçınma, sevmekten yana şans kullanma, ve Eşrefoğlu Rûmî gibi nefs terbiyesi mertebelerinden geçmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Hicr 15/29; Sâd 38/72; A'râf 7/11-13; Hucurât 49/12; Lokmân 31/18.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Edeb.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr 32, Müslümân müslümânın kardeşidir.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 147.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Birr 61.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Sû-i zan, gıybet, iç temizliği bahsi.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, sıdkihlâs bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- Eşrefoğlu Rûmî, Müzekki'n-Nüfûs, İznik dergâhı eserleri.
- Lemezâtı Hulvîyye, Hâcı Bayrâmı Velî menâkıbı.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Kibir ve Tevâzu Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu uzun sohbet dervîşin iç temizliğini, kibirlenmemekters davranmamak kâidesini, sû-i zangıybetiftirânın yasaklığını, «Kalbim temiz» sözünün yetersizliğini, sevmek ile hoş görme şansını, Allâh'ın ruhundan üflediği Âdem'e kibirin Allâh'a kibir olduğunu, dervîşe kibirlenmeyi, manevî bağın kesilmesini, Allâh ve Resûlullâh aşkı için iç temizliği, Eşrefoğlu Rûmî'nin Hâcı Bayrâm'a ilk bakışını, Şâm'a yürüme ve geri dönüşü, it yanında yaşamayı, tuvalet temizliğini, dervîşlerin pisliklerini sakalla temizlemeyi, Hamadân çilehânesini, 40 gün sonra çilehâne açılışını, icâzet ve İznik'e yerleşmeyi, ve dervîşlerin dedikodusu ile üstâdın su mu'cizesini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Kibir ve Tevâzu Sohbetleri