Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (28 Ocak 2012) — Sevginin Hakikati, Şevk ve İştiyâk, Mevlânâ ve Şems Aşkı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (28 Ocak 2012) — Sevginin…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Mustafa Özbağ Efendi, 28 Ocak 2012 tarihli Karabaş-ı Velî Tekkesi sohbetinde sevginin hakikatini, beğenmek ile sevmek arasındaki derin farkı, şevk ve iştiyâk hallerini, Hz. Mevlânâ ile Şems-i Tebrîzî arasındaki aşkın mahiyetini ve sevginin kutsallığını anlatmıştır. Sohbet, sevginin korunması gereken en kıymetli hazine olduğu vurgusuyla sona ermiştir.


Sevginin: Sevgi, Beğeni ve Arzu Arasındaki Fark

Efendi, insanların günlük hayatta beğendikleri şeyleri sevdiklerini zannettiklerini, oysa beğenmek ile sevmenin birbirinden çok farklı olduğunu açıklamıştır. Bir elbise beğenilir, alınır ve birkaç gün sonra kenara atılır; bu üç günlük duygu sevgi değildir. Bir gülü seven onu dalından koparır mı? Bir elmayı seven onu yer bitirir mi? İnsan bunları beğeniyor, arzu ediyor; ama bunu sevgi zannetmesi sevginin kutsallığına leke getirmektedir.

Arzu etmenin nefisten geldiğini, nefsin arzu ettiği şeye ulaşınca zevk duyduğunu belirtmiştir. Yemek yemek, ilişkiye girmek, güzel koku almak — bunlar nefsin zevkleridir ve helâl dairede olduğu müddetçe ibâdet hükmündedir. Cenâb-ı Hak nefsimizin istek ve arzularını helâl yörüngede tuttuğumuzda buna da sevap vermektedir.


Şevk ve İştiyâk — Âşığın Halleri

Nefis zevk duyar, ruh ise şevk duyar. Şevk duymak mânevî bir haldir, nefsânî değildir. Şevk ehli bir kimse sevdiğinden bıkmak, usanmak, yorulmak bilmez. Bunlar kalbî yolun durakları, seyr ü sülûk halindeki dervişin menzilleridir.

Şevkten sonra iştiyâk gelir ki bu işin zirve noktasıdır, bitmeyen bir haldir. İştiyâk ehli olmak demek hayretten hayrete geçmek, perdeden perdeye geçmektir. Her “Allah” deyişinde gözünde ayrı perde, kalbinde ayrı perde, ruhunda ayrı perde tecellî eder. Her “Allah” deyişinde sevgili ayrı bir güzellikte tecellî eder, ayrı bir yüzünü gösterir, ayrı bir sesini duyurur.

Âşıklık şevki getirir, şevk iştiyâkı getirir. Hepsinin beslendiği kaynak ise aşktır. Bu mertebeye ulaşan kimsenin yeri dünya değildir; kalbi Arş’ın gölgesindedir, semâlardadır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Hakkıyla sana kulluk edemedim Yâ Mahmûd” demesi de iştiyâkın zirvesidir; kullukta zirveye oturmuş olmasına rağmen bu sözü söylemesi, hakiki sevginin asla tatmin olmayışındandır.


Sevgi Her Şeyi Hakikate Götürür

Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden “Sevgili o cihetten de olsa bu cihetten de olsa bize yoldur, ölçüdür, kapıdır” sözünü nakleden Efendi, bir insanın bir şeyi gerçekten çok sevmesinin onu hakikat kapısına götüreceğini ifade etmiştir. Önemli olan sevgide derinleşmektir; insanlar sevgilerinde derinleşemediklerinden hakikat kapısını açamamaktadırlar.

Fotoğrafı sevmek demek fotoğrafın kendisi olmak demektir. İnsan sevdiğine benzer, çünkü insan sevdiğidir. Sevgi o denli kutsaldır ki insanın bir şeyi gerçekten sevmesi — sevdiği şey doğru ya da yanlış olabilir — o sevginin hakikati sebebiyle onu hakikate ulaştırabilir.


Hz. Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî Aşkı

Şems-i Tebrîzî Konya’dan çekip gidince Hz. Mevlânâ’nın nasıl yandığını, onun kıymetini bir daha anladığını anlatmıştır. Hz. Mevlânâ, Şems’i râdar ile izler gibi izliyordu; aldığı nefesi, yediği yemeği biliyordu. Bir çorba içerken “Şems’in canına can olsun” diyordu. Sevmek kendinden geçmektir, sevdiğin olmaktır; sen yoksundur, sevdiğin vardır.

Hz. Mevlânâ en kıymetli evlâdı Sultan Veled’i Şems’i bulmaya yollamıştır. Şems’i bulduğunda dama oynuyor olacağını, karşısındaki papaz elbiseli kimsenin zamanın kutbu olduğunu anlatmıştır. Sultan Veled’in aslında Şems-i Tebrîzî’nin dervişi olduğunu, onu yetiştiren kişinin Hüsâmettin Çelebi olduğunu belirtmiştir; çünkü Hz. Mevlânâ artık aşıklığın zirvesindeydi ve birisini yetiştirecek hâli kalmamıştı.

Gelen hançerledi, giden hançerledi; gelen laf söyledi, giden laf söyledi. Hz. Mevlânâ insanlardan firar etti, “Alın bu âlem sizin olsun, ben Rabbimle baş başa kalmak istiyorum” dedi. Onu anlayacak bir tek Hüsâmettin Çelebi kalmıştı. Şems’in ikinci dönüşü de ancak sevginin kutsallığıyla mümkün olmuştur.


Sevginin Kutsallığını Korumak

Efendi, sevginin korunması, kollanması ve muhafaza edilmesi gereken en kıymetli hazine olduğunu vurgulamıştır. Her şeyinizi kaybedebilirsiniz ama sevme gücünüzü, sevdiğinizi kaybetmeyin. Günler gelir geçer, döner bakarsınız sevdiğiniz evinizde yoktur artık, gözünüzün önünde yoktur, dertleşemezsiniz artık.

Ham olan kişi gidene kabahat bulur, gerçek seven ise kendine bakar: “Ne yaptım da kırdım seni, ne hatalar işledim” der. Sevdiğinin geri gelmesi için yoluna güller döker, gözyaşları döker, nâmeler yazar, şiirler yazar. Kimi sevdiğiniz önemli değil, nasıl sevdiğiniz önemlidir; ciğerinizi yaka yaka sevebiliyorsanız koşun sevdiğinize.


Dervişlerin Başka Cemaatlere Gitmesi

Sohbetin sonunda “Dervişlerin başka cemaatlerin sohbetini dinlemesinde sakınca var mıdır?” sorusuna Efendi net bir cevap vermiştir: “İstediğiniz yere gidin, nereyi seviyorsanız oraya gidin, hangi cemaate, hangi şeyhe gitmek istiyorsanız gidin. Bana bir daha bu tür sorular sormayın.” Dersini geri almak isteyenin bile söylemesine gerek olmadığını, herkese hakkını helâl ettiğini belirtmiştir.

“Biz insanların sevgisiyle ayakta durmuyoruz, insanlara hükmetmekle ayakta durmuyoruz. Hiç dervişimiz yok, herkes Allah’ın kulu. Derdimiz Allah demek, Allah’a doğru koşmak, başka derdimiz yok” diyerek sohbeti tamamlamıştır.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Enfâl 8:17 — “Sen atmadın, Allah attı; sen öldürmedin, Allah öldürdü.”
  • Âl-i İmrân 3:31 — “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (İman ve peygamberi kabul etme bağlamında)

Hadîs-i Şerîfler ve Kudsî Hadisler

  • Hadîs-i Kudsî — “Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım.” (Levlâke hadisi — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II/164)
  • Münâcât — Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Hakkıyla sana kulluk edemedim Yâ Mahmûd” niyazı.
  • Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5 — Helâl dairede eşler arası ilişkinin ibâdet hükmünde olması.
  • Müslim, Zekât, 53 — “Sizden birinin eşiyle olan ilişkisi sadakadır” hadisi.

Tasavvufî Kaynaklar

  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf: “Sevgili o cihetten de olsa bu cihetten de olsa bize yoldur, ölçüdür, kapıdır.”
  • Şems-i Tebrîzî — Hz. Mevlânâ ile buluşması, ayrılığı ve ikinci dönüşü; aşk, şevk ve iştiyâk bahisleri.
  • Sultan Veled — Şems-i Tebrîzî’nin dervişi oluşu, Mevlevîlik ekolünün kuruluşu.
  • Hüsâmettin Çelebi — Hz. Mevlânâ’dan sonra Sultan Veled’i yetiştiren zât, Mesnevî’nin yazılış vesîlesi.

Sohbetin Özeti

Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette sevginin hakikatini beğenmek, arzu etmek, şevk duymak ve iştiyâk duymak mertebelerinde açmıştır. Nefsin zevk duyduğunu, ruhun ise şevk duyduğunu; iştiyâkın ise her “Allah” deyişinde ayrı bir tecellîye mazhar olmak demek olduğunu anlatmıştır. Hz. Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî aşkını canlı örneklerle detaylandırmış, sevmenin kendinden geçmek ve sevdiğin olmak anlamına geldiğini, sevgide derinleşmenin insanı hakikate ulaştırdığını vurgulamıştır. Sevginin korunması gereken en kutsal hazine olduğunu, gerçek sevenin kusuru kendinde aradığını belirtmiş ve dervişlerin istediği yere gitmekte özgür olduğunu, derdin yalnızca Allah’a doğru koşmak olduğunu söyleyerek sohbeti bitirmiştir.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Sülûk, Kalb, Aşk, Tecellî, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı