Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette «Sen Kur'ân-Sünnet, ve imâmların ictihâdı dâiresinde hayât yaşarım dedikçe dostun az, düşmanın çok olacak» nükresini tafsîl eder. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki 21. asır diyerek, ne yazık ki biz birçok sapkınlığa şâhid oluyoruz; dinsizliğe şâhid oluyoruz; birçok ahlâksızlığa, dinsizliğe, hırsızlığa, ve yolsuzluğa şâhid oluyoruz. Benim bir düstûrum vardır: insân kaderiyle savaşamaz, fıtratıyla savaşamaz; bu iki savaştan mağlûb ayrılır insân. Kaderindir senin; bilemezsin senin kaderindir; ama sen onunla savaştıkça hep mağlûb olursun, mağlûb oldukça da özgüvenini yitirirsin. Fıtratınla savaştıkça da en sonunda psikolojin bozulur; hiç kimseyle görüşüp konuşmak istemezsin. Erkek doğurur mu, doğurmaz; «Kadın olacağım» diye uğraşıyor — ameliyât üzerine ameliyât; akli dengelerini bozuyorlar; Allâh'ın la'neti onların üzerine. Biz kaderimiz ya — 21. asra gelmişiz; herkes isterdi ki o sahâbe devrinde yaşasın. Cenâbı Hak bizi tesbîh tânesi gibi bu zamana göndermiş; şikâyetçi değilim. Zor zamanlar büyük insânların zamanıdır; bugünkü Müslümânlar gerçekten büyük insânlardır.
21. Asrın Sapkınlığı
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: öyle bir zamanda yaşıyoruz ki 21. asır diyerek, ne yazık ki biz birçok sapkınlığa şâhid oluyoruz; dinsizliğe şâhid oluyoruz; birçok ahlâksızlığa, hırsızlığa, ve yolsuzluğa şâhid oluyoruz. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Karada ve denizde fesâd zuhûr etti, insânların kendi elleriyle kazandıkları yüzünden» (Rûm 30/41) buyurmuştur.
İnsân Kaderiyle ve Fıtratıyla Savaşamaz
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî düstûru tafsîl eder: benim bir düstûrum vardır: insân kaderiyle savaşamaz, fıtratıyla savaşamaz; bu iki savaştan mağlûb ayrılır insân. Kaderindir senin; bilemezsin senin kaderindir; ama sen onunla savaştıkça hep mağlûb olursun; mağlûb oldukça da özgüvenini yitirirsin. Fıtratınla savaştıkça en sonunda psikolojin bozulur; hiç kimseyle görüşüp konuşmak istemezsin.
Erkek-Kadın Fıtratına Karşı Gelmek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir asrî hakîkati tafsîl eder: erkek doğurur mu? Doğurmaz. «Kadın olacağım» diye uğraşıyor — ameliyât üzerine ameliyât; akli dengelerini bozuyorlar; Allâh'ın la'neti onların üzerine, çünki öyle göçüp gidiyorlar. Bu hâl asrımızın en bâriz sapkınlıklarından birini ortaya koyar; cinsiyet değiştirme operasyonları fıtratı bozma teşebbüsleridir.
21. Asra Gönderilmek: Tesbîh Tânesi Gibi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: biz kaderimiz ya, 21. asra gelmişiz. Herkes isterdi ki o sahâbe devrinde yaşasın — öyle değil mi? Herkes isterdi ki o altın devirde yaşasın; ama kader buya — Cenâbı Hak bizi tesbîh tânesi gibi bu zamana göndermiş. Şikâyetçi değilim. Zor zamanlar büyük insânların zamanıdır.
Bugünkü Müslümân: Gerçek Büyük İnsân
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: bugünkü Müslümânlar gerçekten büyük insânlardır. Kur'ân'ına sâhip çıkan, sünneti seniyyeye sâhip çıkan, kendince dînini yaşamaya çalışan insânlar, ve dînî yaşantıda tâviz vermeden hayâtlarına devâm ettirmek isteyenler gerçekten özgüvenleri yüksek, karakteristik yapıları sağlam, mücâdeleci de bir ruha sâhip olanlardır. Bu çok önemlidir benim için.
Dervîşlik: Sağlam Karakter İster
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: benim yaklaşık 35-40 yıllık İslâm mücâdelemde bunları gördüm. Meselâ dervîşlik sağlam karakter ister. Gerçekten sağlam, düzgün karakterli olan insânlar dervîşlik derini götürebilirler. Eğer onun karakteri düzgün değilse, sağlam değilse, o kimse bir bahâne bulup, bir bahâne üretip, bir bahâneyle ya kendi kendilerini dışarı atarlar, ya da attırırlar.
21. Yüzyılda La İlâhe İllâllâh Demek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: bugün için 21. yüzyılda bu kadar karanlığın, fitnenin, yolsuzluğun, ruhsuzluğun içine girmiş bir zamanda — Selefî-Vahhâbî çizgisinde Hz. Muhammed Mustafâ'nın getirdiklerini inkâr edenler, ve mason ilâhiyâtçılar, mason diyânetçiler, mason bürokratlar, mason bakanlar, mason başbakanlar, mason devlet başkanları — bunların hepsini bütün dünyâ üzerinde topladığımızda, evet bu zamanda böyle bir zamanda «Lâ ilâhe illâllâh, Muhammeden Resûlullâh» demek, Kur'ân ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmak, imâmların ictihâdı doğrultusunda yol yürümeye dînini yaşamaya çalışmak, ilk sûfîlerin ayak izlerini tâkip etmek erdemliliktir.
Dünyâ Hayâtının Lükslerinden Vazgeçmek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: böyle bir zamanda eşten, çocuktan, mâldan, cândan, rahattan, rahât gece uykularından, rahât gezmelerden, hangi kafede kahve içmek derdinden, hangi restoranda tuzu böyle atanlardan yemek yemekten, hangi lüksten, hangi şatâfattan vazgeçip — tekrâr söylüyorum vazgeçip — böyle bir hayâtı elinin tersiyle itip Kur'ân ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp «Ben âhiretimi düşünürüm; ben Allâh'a vuslat olma yolundayım; ben Allâh yolunda yürümek isterim» diyenler gerçek erdemlilerdir.
Bugünün Evliyâsı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: kendini dünyâya peşkeş çekmiş kimselere kendini peşkeş çekmeden, dünyânın aldattığı, kandırdığı, makâmın, mevki'nin insânları yalayıp yuttuğu bir zamanda «Ben Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı yapışırım, harâmlara düşmeden dînimi yaşamaya çalışırım» diyorsan, evet, bugünün evliyâsısın. Kadınlar peşinden koştururken «Hayır» diyebiliyorsan; erkekler peşinden koştururken «Hayır» diyebiliyorsan; harâm para, harâm makam, mevki peşinden koştururken «Hayır» diyebiliyorsan, evet, sen bugünün en erdemli insânısın.
Münâfıklar-Kâfirler-Fâsıkların Düşmanlığı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: bütün münâfıklar, kâfirler, fâsıklar el birliğiyle Allâh'ı zikredenlerin, ve zikrin karşısında düşmanca tavırlar takınırken, ve bütün düşmanlıklarını sergilerken sen «Lâ ilâhe illâllâh, Muhammeden Resûlullâh» deyip Allâh'ı zikrediyorsan gerçekten bugünün evliyâsısın.
Az Dost, Çok Düşman
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sen Kur'ân-Sünnet, imâmların ictihâdı dâiresinde hayât yaşarım dedikçe dostun az, düşmanın çok olacak. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Eğer yeryüzündeki insânların çoğuna uyarsan, seni Allâh yolundan saptırırlar» (En'âm 6/116) buyurmuştur. Hak yolda olanın azlığı, ümmet târihinde dâimî bir hâldir.
Resûli Ekrem Mekke Devrindeki Yalnızlık
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de derdi buydu. Derdi bu olunca Mekke'de yapayalnız kaldı; bir tek ona inananlar kaldı etrâfında. Kureyş onu terk etti; Kureyş'in zenginleri onu terk etti; Kureyş'in devletteki bürokratları, devletin başındakileri terk etti. Akrabâları terk etti — doğduğunda bin tâne deve, bin tâne koyun kurban eden, paralar tasaddukle dağıtan amcası bile terk etti. Herkes terk etti.
Adâletini Tasdîk Edenler bile Terk Etti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: onun adâletini tasdîk edenler bile terk etti, ve en son dediler ki: «Muhammed — hâşâ — yalancının teki». Yetmedi: «Sihirbâz» dediler. Hepsi de terk etti. Hepsinin terk ettiği zamanda, hepsini de terk ettiği zamanda Cenâbı Hak Peygamberine hazînelerini açtı; herkes onun etrâfında yok iken onu kendi katına çıkardı.
Yalnızlığın Zirvesi: Allâh ile Dostluğun Zirvesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: yalnızlığın zirvesi, Allâh ile dostluğun zirvesidir. Ne zamân ki siz her şeyde Kur'ân-Sünnet dediniz, Kur'ân ve Sünnet demeyenler teker teker sizin tarafınızı bırakırlar. Ama tâbîri câizse sizin manevî yolculuğunuz, ve yalnızlığınızda bir cemâat oluşur. O manevî yolculuk şahsî dâirede yalnız yürünür, ama o yalnız yürüyenler toplandığında bir cemâat oluşur — cemâati yalnızlar.
Cemâati Yalnızlar
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: aynı düşünceyi paylaşıyorsun, aynı ortak paydayı paylaşıyorsun, aynı dertle dertleniyorsun: derdin Kur'ân ve Sünneti yaşamak, ve yaşatma mücâdelesi vermek; derdin Allâh'ın gölgesinde gölgelenmek. Derdin buysa, bu dertle dertlenenler kalıyor etrâfında. Anadan, babadan, yârdan, kardeşten, evlâttan, mâldan, mülkten, cândan geçip Allâh için yola düşenlerin cemâatı. Rabbim o yolda yürüyenlerden eylesin. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni 21. asrın sapkınlıklarına karşı Kur'ân-Sünnet'e sımsıkı yapışmaya, az dostçok düşman olmaya, ve cemâati yalnızlar arasına katılmaya yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Rûm 30/41; En'âm 6/116; Tevbe 9/40; Mâide 5/54; Mücâdele 58/22.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Megâzî.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İbn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Mekke devri yalnızlığı.
- İbn İshâk, Sîretü Resûlillâh.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Uzlet ve sohbet bahsi.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Velâyet ve Allâh Dostları Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu uzun sohbet 21. asrın sapkınlığını, insânın kaderiyle ve fıtratıyla savaşamamasını, erkekkadın fıtratına karşı gelmenin sapkınlığını, 21. asra tesbîh tânesi gibi gönderilmeyi, bugünkü Müslümânın gerçek büyük insân olduğunu, dervîşliğin sağlam karakter istediğini, 21. yüzyılda Lâ ilâhe illâllâh demeyi, dünyâ hayâtının lükslerinden vazgeçmeyi, bugünün evliyâsı olmayı, münâfıkkâfirfâsıkların düşmanlığını, az dostçok düşman kâidesini, Resûli Ekrem Mekke devrindeki yalnızlığı, adâletini tasdîk edenlerin bile terk etmesini, yalnızlığın zirvesinin Allâh ile dostluğun zirvesi olduğunu, ve cemâati yalnızları tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Velâyet ve Allâh Dostları Sohbetleri