Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette «Allâh dostlarının dünyâdaki müjdesi, müslümânın gördüğü veya kendisine gösterilen sâlih rüyâdır» nükresini tafsîl eder. Allâh dostları kimlerdir? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri beyân ediyor: Allâh'ın dostları görüldükleri zaman Allâh'ın hatırlandığı, Allâh'ın zikredildiği kimselerdir. Demek ki bunlar var; âyeti kerîme o güne hitâb etmiyor, kıyâmete kadar bütün herkese hitâb ediyor. İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ rivâyet ediyor: bir adam «Ey Allâh'ın Elçisi, Allâh'ın dostları kimlerdir?» diye sordu — «Görüldükleri zaman Allâh'ın hatırlandığı kimselerdir» (İbn Mâce, Zühd 4). Ebû Hüreyre radıyallâhu anh nakledi yor: «Allâh'ın kullarından öyle kullar vardır ki Peygamberler, ve şehîdler onları gıpta eder.» «Ey Allâh'ın Elçisi, kimdir onlar ki onları severiz?» denildi, ve şöyle buyurdu: «Onlar öyle bir kavimdir ki — Allâh'ın dostları ayrı bir kavim, özel bir kavim — mâl, ve nesebi için değil, Allâh için birbirlerini severler. Yüzleri nûrdur. Nûrdan minberler üzerindedir. Bütün insânların korkacağı zamanda onlar korkmayacak; insânların mahzûn olacağı zamanda onlar mahzûn olmayacaklardır» (Ahmed, Müsned). Sonra Allâh Resûlü Yûnus 62. âyeti tilâvet buyurdu. Onlara dünyâda da, âhirette de müjde vardır denilince: «Yâ Resûlallâh, bu müjde nedir?» — «Bu müjde, müslümânın gördüğü veya ona gösterilen sâlih rüyâdır.»
Allâh Dostlarının Tanımı: Görüldüğünde Allâh Hatırlanır
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: kimlerdir Allâh dostları? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri beyân ediyor: Allâh'ın dostları görüldükleri zaman Allâh'ın hatırlandığı, Allâh'ın zikredildiği kimselerdir. Demek ki bunlar var; âyeti kerîme o güne hitâb etmiyor, kıyâmete kadar bütün herkese hitâb ediyor.
İbn Abbâs Rivâyeti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ rivâyet ediyor: bir adam «Ey Allâh'ın Elçisi, Allâh'ın dostları kimlerdir?» diye sordu — «Görüldükleri zaman Allâh'ın hatırlandığı kimselerdir» (İbn Mâce, Zühd 4). Bu hadîs Allâh dostlarının en bâriz vasfını, manevî tezâhürlerini ortaya koyar.
Ebû Hüreyre Rivâyeti: Peygamberlerin Gıpta Ettiği Kullar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: Ebû Hüreyre radıyallâhu anh nakledi yor: «Allâh'ın kullarından öyle kullar vardır ki Peygamberler, ve şehîdler onları gıpta eder.» «Ey Allâh'ın Elçisi, kimdir onlar ki onları severiz?» denildi, ve şöyle buyurdu: «Onlar öyle bir kavimdir ki — Allâh dostları ayrı bir kavim, özel bir kavim — mâl, ve nesebi için değil, Allâh için birbirlerini severler. Yüzleri nûrdur. Nûrdan minberler üzerindedir. Bütün insânların korkacağı zamanda onlar korkmayacak; insânların mahzûn olacağı zamanda onlar mahzûn olmayacaklardır» (Ebû Dâvûd, Büyû 76; Ahmed, Müsned).
Yûnus 62 Tilâveti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: sonra az önceki bu âyeti kerîmeyi okudu Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem: «Dikkat edin! Allâh dostlarına hiçbir korku yoktur; onlar mahzûn da olacak değillerdir» (Yûnus 10/62). Aynı hadîsi şerîf benzer bir şekilde Ahmed ibn Hanbel'de naklediyor.
Müjde: Sâlih Rüyâ
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: demek ki onlar mahzûn olmayacaklar — onlara dünyâda da âhirette de müjde vardır. Sahâbe soruyor: «Yâ Resûlallâh, bu müjde nedir?» — Cevâb: «Bu müjde, müslümânın gördüğü veya ona gösterilen sâlih rüyâdır» (Tirmizî, Rü'yâ 6; İbn Mâce, Rü'yâ 9). Ben o yüzden derim: rüyâlarınızda gördüklerinizden ders alın.
Rüyâ: Üstâda da, Sana da Müjde
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o rüyâ sana müjdedir; çünki hem o üstâda müjde, hem sana müjde. Üstâda da müjde, sana da müjde. O müjdeye sâhip ol; o müjdeye sırtını dönme. Allâh'tan sana bir müjde — sen bir mürşîdi kâmili rüyâ'nda görmüşsün; yemîn ediyorum o gördüğün rüyâ var ya, dünyâ ve dünyânın içindekilerden daha hayırlı.
Müjdeye Sımsıkı Tutunmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: ama sen o müjdeye sımsıkı tutunursan, Allâh'tan gelen o müjdeye hâinlik yapmazsan, Allâh'tan gelen o müjdeye sırtını dönmezsen, Allâh'tan gelen o müjdeyi takîb edersen, ona sâhip çıkarsın. Bu hâl rüyânın yalnızca bir görüş olmadığını, manevî bir emânet olduğunu ortaya koyar.
Defalarca Söyleyen Sohbeti Dinleyenler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî îkâzı tafsîl eder: senin rüyân kayda değer bir rüyâ ise, başındaki de öven değil ya — sana bir söyleyecektir muhakkak; sana bir diyecektir; veya demeyecek — ne yapacaksın? Bir de o var: rüyâyı anlattı, manâsı ne? «Efendim?» — Tabii ya. Bunu defalarca söylüyorum, yine defalarca buna böyle: «Manâsı ne? İşârete geldi». Allâh Allâh diyorum, bunlar diyorum, sohbeti dinlemiyorlar. Demek ki sohbeti dinlemiyor; sohbeti dinlemiş olsa tâbi olacak, yok oturacaksın, kalkacaksın ona; bir de cevâb yazacaksın: «Kuş görmüş, kuş gitmiş, bir dala konmuş; dala konduktan sonra buna bakmış — hikmeti ne?» Dervîşlik bu hâle getirilmez.
İstismâr ve Edebsizlik
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî îkâzı tafsîl eder: bu hâle getirilmez; biraz edeb lâzım, biraz haddi bilmek. Yok — biz böyle istismâr ediyoruz; biz şeyhi istismâr ediyoruz; şeyhin samîmiyetini istismâr ediyoruz; onun yumuşaklığını istismâr ediyoruz; onun sünnete uyma çabasını istismâr ediyoruz. Hâ — gecesi olmayacak, gündüzü olmayacak; o da insân gibi yaşamayacak; hiçbir olmayacak. O yazdı ya: «Selâmün aleyküm» — sen anında «Aleykümselâm» yazacaksın; anında yazacaksın ona — işini gücünü bırakacaksın.
İsmâ'îl Hakkı Bursevî 70 Tâne
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî îkâzı tafsîl eder: birisi de öyle yazmış: İsmâ'îl Hakkî Bursevî — 70 tâne Bursevî olmuş; hepsi de ayrı yazmış; hani ne — o tefsîr yazmış. «Efendim, sizden de birkaç tâne vardır zâten muhakkak». E siz de cevâb verirsiniz; küstâhlık böyle sınır tanımayanlar da var. Bunun da bir Allâh muhâfaza eylesin sınırı olmalı.
Rüyâya Sâhip Çık, Hadsizlik Yapma
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o rüyâ senin için müjde; ona sâhip çık, hadsizlik yapma. Ona göre dosdoğru dur, yolunda yürü. Çünki o velîler zamânın İsrâfilidir; bunun kıymetini bil. Sen gerçekte ölüsün; sen onun nasîhatiyle cân bulacaksın; onun vermiş olduğu esmâya, onun vermiş olduğu sohbete, ve zikrullâh halkasıyla dirilerden sayılacaksın.
Mürşidin Sözleri Gönlünü Aydınlatır
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o yüzden bu hâli aslâ kaybetmemeye çalış. O mürşîdin tespitleri, o mürşîdin sözleri, o mürşîdin hâli senin gönül dünyânı aydınlatacak. Sen gönül kulağını iyi yasla; cân kulağı iyi rabıta et oraya; ve cân kulağınla sen dinlersen şeytân vesvese veremez.
Râbıta: Şeyhliğe-Çavuşluğa Değil, Gönle
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sen başka şeylere rabıta almışsın — şeyhliği rabıta almışsın, yok zâkirliği rabıta almışsın, çavuşluğu rabıta almışsın, yok şunu rabıta almışsın. Değil kardeşim ya; otur, dervîşlik yap; otur, dervîşlik yap. Gönlünü gönlüne rabıta et; işine bak, yoluna bak; geri adım gitme. Geri adım gidersen Allâh muhâfaza eylesin, hüsrâna uğrayanlardan olursun.
18 Yıl Boyunca Şeyhime Baktım
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâtırâyı tafsîl eder: ben çok özür dilerim böyle «Ben» dediğim için, ama bir ölçü veriyorum: 18 yıl boyunca ben şeyhimin sözüne baktım. Millet ne dediyse dedi; beni ilgilendirmediğine baktım. Bir de şeyhimin benim yüzüme ne dediğine baktım; arkamdan da ne dediğine bakmadım benim şeyhim.
Dabbağ Sevdiği Deriyi Yerden Yere Vurur
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir tasavvufî misâli tafsîl eder: şeyh efendinin tâbîriyle: «Dabbağ sevdiği deriyi yerden yere çarpar değil mi, Hüseyin Ağa?» sohbetlerde bunu çok diyordu. Aslında kendisi de eski dericidabbağ; sonradan ayakkabıcı, önceden derici. Dabbağ — bildiğiniz derici. O yüzden o derdi: «Dabbağ sevdiği deriyi yerden yere vurur». O vururdu beni yerden yere; çünki bir örnekleyici. Zamanla millet de böyle bakardı ona: «Mustafâ abi» için böyle söyledi; bir saat sonra benimle berâber biz böyle cânciğer kuzu sarması — onu görmüyor şimdi; o oradan aldanıyor. Dervîş yok; sen gönül kulağını daya ona. Şimdi biz birisinin böyle bir aleyhine bir söylesek, adam dergâhı merg bırakır: «Hâ, benim hakkımda böyle konuşmuş ya» der. Konuşsa ne olacak — konuşmuş; iyi, sen de nefsini topla, kendini topla. Konuştuysa sana, senin kendini toplaman için konuşmuştur. O yüzden hadîsi şerîfte: «Sâlihlerden söz edilen yere rahmet iner; lutfi ilâhî ve afvı bârî» buyurulmuştur. O yüzden sen o mürşîdi kâmillerin sözlerini gönül kulağıyla dinle; gönlünü onlara daya, onlara yasla; muhakkak ki kurtuluşa erenlerden olursun. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Allâh dostlarını gördüğünde Allâh hatırlamaya, sâlih rüyâyı müjde olarak görmeye, mürşîdin sözlerini gönül kulağıyla dinlemeye, ve istismâredebsizlikten arınmaya yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Yûnus 10/62-64; Hucurât 49/10; A'râf 7/172; Mücâdele 58/22; Mâide 5/55.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikāk 38, Velîye düşmanlık hadîsi.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
- Süneni Ebû Dâvûd, Büyû 76, Allâh için sevme hadîsi.
- Süneni Tirmizî, Rü'yâ 6, Sâlih rüyâ hadîsi.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce, Zühd 4, Allâh dostları görüldüğünde hadîsi; Rü'yâ 9.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned, Allâh dostları-Peygamber gıpta hadîsi.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Velâyet ve rüyâ bahsi.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Velâyet bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İsmâ'îl Hakkî Bursevî, Rûhu'l-Beyân.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye.
- Hâkim et-Tirmizî, Hâtmü'l-Evliyâ.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Yûnus 62 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Velâyet ve Allâh Dostları Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu uzun sohbet Allâh dostlarının «Görüldüğünde Allâh hatırlanır» tanımını, İbn Abbâs rivâyetini, Ebû Hüreyre rivâyeti olan Peygamberlerin gıpta ettiği kulları, Yûnus 62 tilâvetini, müjde olarak sâlih rüyâyı, rüyânın hem üstâda hem sana müjde olmasını, müjdeye sımsıkı tutunmayı, defalarca söyleyen sohbeti dinlemeyenleri, istismâr ve edebsizliği, İsmâ'îl Hakkî Bursevî 70 tâne misâlini, rüyâya sâhip çıkma ve hadsizlik yapmama kâidesini, mürşidin sözlerinin gönlü aydınlatmasını, râbıtanın şeyhliğeçavuşluğa değil gönle olmasını, 18 yıl boyunca şeyhime baktım hâtırâsını, ve dabbağ sevdiği deriyi yerden yere vurur misâlini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Velâyet ve Allâh Dostları Sohbetleri