Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Kibir ·

Tevazulu ol kibre kapılma, kibre kapılırsan kalbin taşlaşır, tevazunun çıktığı yere kibir girer

Baharların tesiriyle taş yeşerir mi toprak ol ki renk çiçekler bitirin yıllarca. Gönüller yırtan. Kalplere. Elen veren taş oldun bir tecrübe et de bir zamandan da toprak ol. Ey cahil. Ey avam olan kim...


Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette tevâzulu olmanın, kibre kapılmamanın, ve kalbin taşlaşmasının önemini tafsîl eder. «Baharların te'sîriyle taş yeşerir mi? Toprak ol ki rengârenk çiçekler bitirsin» — yıllarca gönüller kıran, kalplere ihânet eden, taş olan kimse, bir tecrübe etsin de bir zaman da toprak olsun. Ey câhil, ey avâm, ey seyri sülûkunu tamâmlayamamış sûfî — sen de sabret, sen de bekle. Dervîşlik, sûfîlik, zikirden, ve sohbetten haberi olmayan câhile: sen de haddinihudûdunu bil; kendine bir çekidüzen ver; kendini böyle üstünzekâlı kibirli bir şey zannedenlerden olma. Manevî ilim sâhibi olan mürşîdlere, velîlere tepeden bakma, onlara karşı kibirlenme; tevâzulu ol, toprak gibi ol, dedi Yüce Pîr. O yüzden taş gibi katı olma; kibir seni taş gibi katı yapar. Kendini yüksek görmek seni taş gibi katı yapar; sen kendini biraz tevâzu deryâsına at. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Dört bedbahtlık vardır: gözden yaş akmaması, kalp katılığı, uzun emel, ve dünyâ hırsı.» Tevâzu, gösterişten uzak durmak, içinde bulunduğun topluma hizmet etmek, ve kendi kusurlarını kabûl etmek demektir. Hz. Âdem «Ben nefsime zulmettim» dedi; Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem günahtan münezzeh iken günde 100 kez tevbe ettiği hâlde, sen tevbe etmiyorsan kibirlisindir.

Bahar ve Toprak: Yüce Pîr'in Nükresi

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: baharların te'sîriyle taş yeşerir mi? Toprak ol ki rengârenk çiçekler bitirsin. Yıllarca gönüller kıran, kalplere ihânet eden taş olan kimse, bir tecrübe etsin de bir zaman da toprak olsun. Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî kuddise sırruhû buyurmuştur: «Toprak ol ki güllerin senin üzerinde açsın». Bu üslûp tevâzunun manevî bereket için zarûrî olduğunu ortaya koyar.

Câhil ile Eksik Sûfî'ye İkâz

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: ey câhil, ey avâm, ey seyri sülûkunu tamâmlayamamış sûfî — sen de sabret, sen de bekle. Dervîşlik, sûfîlik, zikirden, ve sohbetten haberi olmayan câhile: sen de haddinihudûdunu bil; kendine bir çekidüzen ver. Kendini böyle üstünzekâlı kibirli, kendini bir şey zannedenlerden olma; çok akıllıymış gibi görme kendini.

Mürşîd ve Velîye Tepeden Bakmak

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: manevî ilim sâhibi olan mürşîdlere, velîlere tepeden bakma; onlara karşı kibirlenme. Tevâzulu ol, tevâzuda toprak gibi ol — dedi Yüce Pîr. O yüzden taş gibi katı olma; kibir seni taş gibi katı yapar. Kendini yüksek görmek seni taş gibi katı yapar; sen kendini biraz tevâzu deryâsına at.

Dört Bedbahtlık Hadîsi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Dört bedbahtlık vardır: gözden yaş akmaması, kalp katılığı, uzun emel, ve dünyâ hırsı» (Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân; İmâm Gazzâlî, İhyâ). Demek ki bu dört vasıf bir kimsenin üzerinde toplandı ise, o bedbaht bir kimsedir; iyi bir kimse değildir. Gözünden yaş akmıyor, çünki kalbi katılaşmış, taşlaşmış; kalp katılığı o kimsenin üzerinde durmuş, artık onda merhamet bile yok, sevginin kırıntısı dahi yoktur.

Uzun Emel: Hiç Ölmeyecekmiş Gibi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: bir kimse uzun emelli — sanki hayâtı 100 yaşında bitirecek, sanki hiç ölmeyecek. Bize onu söylediler ya: «Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için». Hâlbuki insân hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ için çalışırsa, âhiret için zamânı kalmaz. Hadîsi şerîf doğrusu şudur: «Burada kalacağın kadar burası için, orada kalacağın kadar orası için çalış».

Taşın Üzerinde Bitki Çıkmaz

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî misâli tafsîl eder: taş — bildiğiniz taş — kaç bahar geçse, kaç yaz geçse üzerinden bitki çıkar mı? Çıkmaz. Onun üzerinde biraz toprak kırıntısı olacak veya bir çatlak olacak da onun üzerinde bitki çıkacak. Bizim Bayındır'da dağların yamaçlarında kuşlar zeytin yer; oraya götürürler zeytin yemek için. Kuşlar hırslıdır, yiyecek kadar zeytin almıyor, oraya götürüyor; bir kayanın yarına koyuyor; kayanın yarığına böyle hiç olmayacak yere toprağı değiyor; toprağı değince oradan bir delice çıkmış. E şimdi kayadan çıkar mı? Çıkmaz; çıkar — nasıl çıkar? Allâh isterse kayanın ortasından bile su çıkarır; o ayrı mes'eledir; ama normâlde senin gönlün taş gibi kayar ise senden bir hayır çıkmaz.

Tatlı Kalp ile Tatlı Dil

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sen önce o taş kalpliliği bırakacaksın; sen önce o kibirliliği bırakacaksın; sen önce o tepeden bakışı bırakacaksın. Mütevâzı olacaksın, tebessümlü olacaksın, mütebessim olacaksın, yumuşak kalpli olacaksın, tatlı kalpli olacaksın; yüzün tebessümlü olacak, güleceksin: eşine güleceksin, çocuğuna güleceksin, tebessüm edeceksin; arkadaşlarına tebessüm edeceksin; etrâfa tebessüm edeceksin. Asıkyüzlülük, taş kalplilik İslâm ahlâkıyla bağdaşan bir hâl değildir.

Kalp: Merkez Organ

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: böyle bir taş kalplilik varsa, katı kalplilik varsa, onun kalbinden güzellik çıkmaz; kalbinden tatlılık çıkmadığı gibi, dile de tecellî eder; dilden de tatlılık, ve güzellik çıkmaz. Çünki kalpte ne varsa, dilde de o vardır; kalpte ne varsa, gözde de o vardır; kalpte ne varsa, kulakta da o vardır. Kalp bu mânâda merkezdir. Eğer kalpte ilâhî aşk varsa, dilde de, gözde de, kulakta da, elde de, ayakta da ilâhî aşk vardır. Eğer kalpte Allâh'a karşı bir saygı varsa, gözde de, dilde de Allâh'a karşı saygı vardır. Kalpte başıbozukluk varsa, onun dili de, âzâları da, kendisi de başıbozuktur.

Kibre Kapılmak Kalbi Taşlaştırır

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tevâzulu ol; kibre kapılma. Kibre kapılırsan kalbin taşlaşır — tekrâr söylüyorum. Tevâzunun çıktığı yere kibir girer; kibirlenirsen kalbin taşlaşır. Mü'mîn ancak kibirlenene kibirlenir, kâfirlere kibirlenir, münâfıklara kibirlenir, ve kendisine kibirlenen bir kimseye de kibirlenir ki kibrin ne olduğunu o öğrensin diye. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Mü'mînlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetlidirler» (Mâide 5/54) buyurmuştur.

Hz. Pîr'den Tevâzu Tarîfi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî tarîfi tafsîl eder: Hz. Pîr'den nasîhat: tevâzu, gösterişten uzak durmak, içinde bulunduğun topluma hizmet etmek, ve kendi kusurlarını kabûl etmek demektir — Mesnevî'den. Bunlar Hz. Pîr'in dilinden tevâzunun tarîfidir. Bunun bir parçası olan içinde bulunduğun topluma — dergâhına, kardeşlerine — hizmet edeceksin. Bedeninle, malınla, nefesinle, sohbetinle, vücûdunla, orada bulunmakla her bir şekilde hizmet edeceksin. Hizmet edenler tevâzu sâhibidir.

Hizmette Kırmadan-Dökmeden

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sûfî terbiyesini tafsîl eder: kırmadan, dökmeden, yıkmadan, tepeden bakmadan hizmet etmek vâciptir. Sûfîlikte, dergâh hayâtında kırmadan, dökmeden, yıkmadan, incitmeden hizmet etmek evlâdır. «Hizmet ediyorum» deyip de dilin çirkinleşiyorsa, «hizmet ediyorum» deyip de bakışların çirkinleşiyorsa, «hizmet ediyorum» deyip de kibirlenip böbürleniyorsan, sen kendi cehennemini hazırlıyorsun.

Sûfîlerin Sabrı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sûfîler sabırlı insânlardır; sabrederler. Sabrettikleri zamân zannetme ki o öyle döner çark; bir gün kendini dışarıda görüverirsin; sonra boyuna oradan bir terâne anlatırsın: «Sen şöyle oldun da böyle oldun da, yan yattı da çamura battı da». O yüzden gösterişten uzak olup, içinde bulunduğun topluma hizmet etmek, ve kendi kusurlarını kendince kabûl etmek tevâzudur.

Hz. Âdem ve Hz. Muhammed'in Tevâzûu

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî kāideyi tafsîl eder: koskoca Hz. Âdem aleyhisselâm «Ben nefsime zulmettim, ben nefsine uyanlardan oldum» dedi; «beni affet» dedi (A'râf 7/23). Hz. Âdem'in çocuğu isen, Âdem'in yolunu tut; Allâh'ın önünde boynunu bük: «Yâ Rabbi, ben hatâ ve kusurluyum; beni affet». Koskoca Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem, günâhtankusurdan münezzeh iken «Ben günde 100 kez Allâh'a tevbe ederim» dedi (Müslim, Zikir 41). Sen Muhammed ümmeti isen, günde 100 kez tevbe et; Allâh'a yalvaryakar. Tevbe etmiyorsan, tevben yoksa, sen kibirlisin. Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem — «Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım» (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ II/164) dediği Peygamber, «Habîbim, sevgilim» dediği Peygamber, mîrâca çıkarıp bedenen, ve kalben kendini gösterdiği Peygamber — günde 100 kez tevbe ederken sen ahmaklığından, câhilliğinden, tembelliğinden, küstâhlığından tevbe etmiyorsan kibirlisindir. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden kendini kusurlu gör; kendini kusurlu görerek tevbe ederek tevâzu sâhibi ol. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni kibirden arınmaya, tevâzu deryâsına dalmaya, hizmette kırmadandökmeden olmaya, ve günde 100 kez tevbe etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: A'râf 7/23, 12-13, 146, 199; Mâide 5/54; İsrâ 17/37; Lokmân 31/18; Furkān 25/63; Hadîd 57/23.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Edeb.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 147.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zikir 41, Günde 100 kez tevbe hadîsi.
  • Süneni Ebû Dâvûd.
  • Süneni Tirmizî, Birr 61.
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Kibir ve tevâzu bahsi.
  • İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, Dört bedbahtlık hadîsi.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, tevâzu bahsi.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
  • Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ II/164, Lev lâke hadîsi.
  • Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-yi Ma'nevî, Tevâzu bahsi.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Kibir ve Tevâzu Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu uzun sohbet bahar ve toprak nükresini, câhil ile eksik sûfî'ye îkāzı, mürşîd ve velîye tepeden bakmamayı, dört bedbahtlık hadîsini, uzun emeli, taşın üzerinde bitki çıkmamasını, tatlı kalp ile tatlı dili, kalbin merkez organ olduğunu, kibre kapılmanın kalbi taşlaştırdığını, Hz. Pîr'den tevâzu tarîfini, hizmette kırmadandökmeden olmayı, sûfîlerin sabrını, ve Hz. Âdem ile Hz. Muhammed'in tevâzûunu tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Seri: Kibir ve Tevâzu Sohbetleri