Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes III ·

Nefes III — 18 Haziran 2016 Sohbeti

Nefes III — 18 Haziran 2016 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES III • 10/19

Nefes III — 18 Haziran 2016 Sohbeti Hakkında

18 Haziran 2016


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

Şeyh (Arabî), cennet ehline, Burada canlarınızın çektiği şeyler sizedir ve

burada size umduğunuz şeyler vardır. (Fussilet/31)

Şeklinde hitap edildiği Kur’an ayetini sık sık zikreder.

Ahiretle alakalı. Cennete gidenlerle alakalı. Burada canlarınızın çektiği şeyler sizedir ve burada size umduğunuz şeyler vardır. Demek ki cennet hayatında cennet hayatıyla alakalı.

Şeklinde hitap edildiği Kur’an ayetini sık sık zikreder.

Bunun yanında Allah’ın cennet ehline göndereceği mektubu anlatan

Hazreti Peygamber’in bir hadisine işaret eder. Mektupta şu yazılıdır:

Diri ve ebedi olan, asla ölmeyecek olan; diri ve ebedi ve asla ölmeyecek olana, bir şeye ol derim ve o şey hemen oluverir. Size de bir şeye ol demenizi ve o şeyin oluvermesini bağışlıyorum. (Fütuhat 295/16)

Bu dünyada iken Allah, düşüncelerimize ve hayallerimize suret verdiği gibi

ahiretteki düşüncelerimize ve hayallerimize de suret verir.

Bir başka yerde şeyh şöyle der:

Bu dünyada Hakk senin var ettiğin şeylerin yeridir. Çünkü senin maruz kaldığın değişimlere göre O da değişimlere uğrar. Ama ahirette O’nun değişimlerine göre sen değişime maruz kalırsın. Bu nedenle bu dünyada O senin suretine bürünürken ahirette sen O’nun suretine bürünürsün. Fütuhat (III 502/24)

Ahirette takip edilecek bir şeriat olmadığına göre ahiretin bu dünyanın tersine çevrilmiş şekli olduğu gerçeği şeriatın bu dünyadaki fonksiyonunu açıklamada yardımcı olur. “Allah insanı tersine çevrilen bir yaratılışta yaratmıştır.”

Evet burada İbn Arabî’ye karşı gelmek değil, İbn Arabî’nin söylediğine itiraz etmek değil derdim ama Allah’ın öyle kulları vardır ki onlar için bu dünya ve öbür dünya kavramı yoktur. Bu dünya ve öte dünya. Bu dünya ve ahiret kavramı avam içindir. Avam için dünya ve ahiret kavramı, mahşer kavramı, cennet-cehennem kavramı geçerlidir. O yüzden biz şimdi kendi kendimize kendi kafamızda, kendi algımızda biz anlatılana göre uyduğumuzdan bizde bu dünya kavramı var. Biz yani anında ahireti yaşayabileceğimize dair önümüzde bir kavram yok. Veyahut da bizim ahiret alemi dediğimiz alem, ahiret dediğimiz kavram ötelerde bir yerde. Biz oraya ölünce ulaşacağız, biz oraya öldükten sonra yürüyeceğiz. Bizim şu anda öteye yürümemiz, orayla alakalı bir şey konuşmamız mümkün değil. Bu nedenle bu

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

dünyada O senin suretine büründü. Bu dünyada O senin suretine büründü. Âdem’i kendi suretinde yarattı ya, Âdem’i kendi suretinde yarattı, bu dünyada O senin suretine büründü. Öbür dünyada da sen Onun suretine bürünürsün, diyor. Öbür dünyada da sen Onun suretine bürünürsün. Aslında ne bu dünyada da ne o dünyada da suret değişikliği yoktur. Tabi Arabî bunu bütün bunu okuyanlar anlasın noktasında anlatmıştır böyle. Hem öte dünyada hem bu dünyada da Cenâb-ı Hakk insanın üzerinde bütün sıfatlarını tecelli ettirmiştir ve insanın üzerinde görülen fiiliyatların hepsi de bir tamamı pozitif noktada Hakk’ın fiiliyatlarıdır. Öyle olunca suret zaten Hakk’ındır. “Allah’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allah hatıra gelir.” Neden? Çünkü onlar Allah’ın ilmiyle ilimlendiklerinden, Allah’ın haliyle hallendiklerinden dolayı insanın aklına Allah hatıra gelir. Çünkü onların üzerindeki iyilikler ve haller Cenâb-ı Hakk’ın tecelli ettirdiği iyilikler ve hallerdir ve “Allah’ın yer yüzünde öyle kulları vardır ki onlar bir şeye ‘ol’ deseler olur.” Bu Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin naklettiği bir hadis-i şeriftir. O zaman o kulun üzerinde tecelli eden şey Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatıdır. Ötede bir şeyin ol denilmesine ahirette hani bir şey hayal edecek, isteyecek, hayal ettiği istediği şeyi hemen Cenâb-ı Hakk ona bahşedecek ya, öteye gitmeye gerek yoktur, bu dünyada da Allah’ın öyle kulları vardır ki o kullar bir şeyi hayal etseler Cenâb-ı Hakk o hayali onlara bahşeder. Hani Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinin üzerinde duası vardır ya: “Ya Rabbi Ali’nin döndüğü tarafa hakkı döndür.” Muhteşem bir şeydir bu. Yani Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri bir meselede bir şeye şerh düşecek, hükmedecek, hükmettiği şey Hakk’ın hükmü olacak. Yani Hakk olacak. Yani Hakk olacak. O zaman Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin o hadis-i şerifinde devam eder. Hatta sufiliğe karşı olan İbn Teymiye’nin talebesi olan Aliyy’ül Kârî dahi Hadislerle Kur’an Tefsiri’nde bunu garip dese de almak zorunda kalmıştır. Hazreti Ömer hadisi muhteşemdir çünkü: “Allah’ın öyle kulları vardır ki onlar yağmura yağ deseler yağmur yağar.” Yağmura yağ deseler yağmur yağar.

Demek ki Cenâb-ı Hakk’ın öyle kulları vardır ki onlar yağmurun yağmasını dilerlerse Allah yağmur yağdırır. Bu hemen o ayet-i kerimeye bağlarlar: “Sen atmadın ben attım. Sen öldürmedin ben öldürdüm.” Bu ayet-i kerimeye bağlarlar. O zaman burada İbn Arabî’nin dediği gibi bunun için sadece ahireti beklemek sadece bunların ahirette tecelli edeceğine inanmak bu meselenin eksik tarafıdır ve müminler bu noktada ne yazık ki bu algıya kurban olmuşlardır. Müminlerin kurban olduğu algı şudur: İyilikler, güzellikler, tatlılıklar, bütün her şey ahirette tecelli edecek. Ya? Bu dünyada böyle bir şey yaşanmayacak. Hayır. Bu dünyada da bunu yaşamanız mümkün. Bunu bu dünyada da yaşamanız mümkün. Sufilerin kendi içerisinde söyledikleri bu dünyada da bunun yaşanabileceğini yaşayacağına

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

inanması lazım artık müminlerin. Buna tabi karşı geliyorlar, bu tip metafizik meselelere şizofrenik vakaymış gibi bakıyor İslam dünyasının bir kısım insanları. Bunları bilmiyorlar. Bunun içerisinde Diyanet’in meşhur hocaları da var, işte ilahiyatçılar da var, bütün hepsi de var. Metafizik olguları, bu alemin dışındaki alem algısını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Kabir halini veyahut da bir kimsenin kalben birbirini dinlemesini, konuşmasını, birbirini rabıtayla bu noktada anlamasını ne yazık ki kabullenmek istemiyorlar. Oysa bunların hepsi de var. Sufiler, dervişler kabirde vefat etmiş bir kimseyle konuşabiliyorlar veyahut da sufiler ölmemiş olsa dahi başka bir yerde olan bir kimseyle konuşabiliyorlar. Sufiler oturdukları yerde başka bir mekânı, başka bir mekânı tamamiyetle seyredebiliyorlar gönül dünyalarında. Biz bunu öte alem olarak algısı alıyoruz. Öte alem, bu alem hepsi de bu alemin içerisinde; bu varlığın içerisinde. Sen bu varlığın içerisinde perdeden perdeye geçebilir, perdeler arasında dolaşabilirsen bunu yaşaman mümkün. Arabî zaten bunu kendisi de bunu beyan ediyor veyahut da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de beyan ediyor. Vefat eden bir kimsenin başına gidip Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların kabir azabı çektiğini ve kabir azabının nelerden olduğunu kendisi söylüyor. Miracla alakalı meselelerde peygamberlerle görüşmelerini kendisi söylüyor veya hadis-i kudsilerde geçmiş ümmetlerle alakalı meseleleri aktarıyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Geçmiş ümmetlerle alakalı. Geçmiş ümmetlerle alakalı meseleleri anlatırken bu bilgi, bu ilim onda nerden geldi ki? Bir kitabi eğitim olmadığına göre O ilm-i ledünün sultanı.

O zaman Âdem’den itibaren bütün peygamberlerin ve ümmetlerin başına gelen her şeyi Hazreti Muhammed-i Mustafa biiznillah onları gördü ve yaşadı, onlardan bize nakiller yapıyor. O zaman bir şey için öte dünyaya gitmeye gerek yok. Tabi hadis inkarcıları böyle çok rahat bir şekilde konuşurlarsa bu hadislerin üzerindeki insanların inançları kayboluyor. Tabi, yine bu hadis inkarcıları bunları kabul etmeyecek. Cennette bir kimsenin canı hurma istediğinde, ben hurma istiyorum dediğinde Cenâb-ı Hakk ona hurmayı verecek mi? Evet. Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ağızındaki hurma çekirdeğini toprağa dikti, biiznillah Cenâb-ı Hakk’ın izniyle hurma ağacı anında tohum yeşerdi, küçücük bir ağaç oldu anında, hurma verdi ve anında o hurmayı yediler. Anında o hurmayı yediler. Demek ki öte aleme gitmene gerek yok, sen Allah’a öyle bir yakinlik peyda et ki ağzından çıkan hurmayı toprağa dik, Cenâb-ı Hakk senin o hurmana binlerce başak versin. Öte aleme gitmeye gerek yok. Bu alemde de bunları yaşaman mümkün mü? Evet. Sufiler bunları tam olarak olmasa dahi yaşayabilirler mi? Evet, ama ne yazık ki bizim sufi kardeşlerimiz bu noktada

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

yeteri kadar gayretli değiller. Biz bunları geçmiş ümmetlerde yaşanacak şeylermiş gibi görüyoruz veyahut da bize şöyle diyorlar: Bunları siz ahirette yaşayacaksınız. Bunlar deli saçması ya, bunlar böyle şeylere inanmışlar. Biz bu algıyla biz bu baskının altında doğru bildiklerimizi dahi söyleyemez hale geldik. Ben kendim için söylemiyorum bunu, sufiler için söylüyorum. Genel algı. Sufiler kendi inandıklarını, kendi yaşadıklarını, kendi gördüklerini anlatamaz hale geldiler. Sebep? Onların üzerine çullanan hadis inkarcıları, onların üzerine çullanan materyalistler, akılperestler, onların üzerine çullanan din akıl işidir bunlar akılsız deyip böyle zırvalayan kimseler.

Bana söyler misiniz; Süleyman aleyhisselamın yanındaki avenesinden bir kimse Belkıs’ı koltuğuyla beraber nasıl getirdi Süleyman’ın yanına? Akıl işiyse aklınızla hadi çözün bunu. Hadi çözün. Hadi hiçbir hadise dayanmadan hiçbir hadis-i şerife dayanmadan Kur’an’ın direkt bir lafsından çözün bunu. Kendi kendinize akıl içerisinde yürüteceksiniz hep. Hep akıl yürüteceksiniz. Yürüttüğünüz aklın boğulacaksınız hep. Yürüttüğünüz aklın içinde boğulacaksınız. Hadi Süleyman cinnilere emretti, şeytana da emretti, hepsi de Süleyman’ın emrindeydi. Hadi bunu aklınızla söyleyin. Cinnileri reddetmeye kalkıyorlar. Sebep? Çünkü akılları onları almıyor. Böyle bir metafizik varlığın olabileceğini düşünmüyorlar. Akılları ermediğinden dolayı buna aklı ermedi, reddetti. Bu sefer Cin suresini de reddedeceksin. Reddederler yarın öbür gün zaten. Neden? Bu aklımıza uygun değil. Hadis-i şerifleri reddediyorlar ya, aklımıza uygun değil diye. Cenâb-ı Hakk Süleyman aleyhisselama verdi, cinnileri onun emrine verdi şeytanı da onun emrine verdi. Cinnileri, insanları çalıştırır gibi çalıştırdı Süleyman aleyhisselam. Şeytanı, insanları çalıştırtır gibi çalıştırdı. Süleyman’da bu vardı, ayetle sabit, Kur’an’la sabit. Hadi akılperestler toplanın, hadi hadis inkârcıları toplanın, Süleyman’a cinnilerle alakalı bu mesele verildi, ne diyeceksiniz? Hiçbir hadis-i şerife bakmadan haydi buna hükmedin. Demek ki hepsi de bu varlık aleminin içerisinde. Ahiret de bu varlık aleminin içerisinde. Bu varlık aleminin içinde. Bu varlığın içerisinde o. Siz kabir dediğiniz şey de bu varlığın içerisinde. Kabir hayatı da bu varlığın içerisinde, cennet de cehennem de bu varlık aleminin içinde.

Kardeşler uyanalım gafletten, ölmeyi beklemeyin cenneti görmek için. Cehennemi görmek için ölmeyi beklemeyin. Biz şuna inanıyoruz biz kendimizce, geldik, son nefesi verdik gittik. Aa son nefeste, son anda, ayetle de sabit ya, o esnada cenneti de cehennemi de göreceksin. Ya kardeş, ölmeden önce ölünüz. Ölmeden gör orayı. Gör de topla kendini. Bir cehennemden bir enstantane gör, gör de topla kendini. Oradaki o bağırıştan, çığırıştan kulağınıza rüyanızda dahi az bir şey, tam olarak dehşetli, tam dehşetiyle, rüyanızda tam dehşetiyle, tam dehşetiyle her sufi

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

göremez onu. Allah korur, muhafaza eder. Aklını kaybeder o kimse. Günlerce yemek yiyemez; günlerce eşinin yüzüne, çocuklarının yüzüne bakamaz. Günlerce kendine gelemez o kimse. Öyle göremediğinden dolayı herkes dünyaya haris. Eline geleni yiyor, diline geleni diyor. Bedava, beyhude, hovarda bir hayat yaşıyor. Görmediğinden yaşıyor. Görmediğinden yaşıyor. Eğer bir nebze cehennemden bir şey görse, yemin ediyorum, kapıdan dışarı çıkarken bin bir desturla çıkar. Eğer cennetten bir nebze bir şey görse, yemin ediyorum, dünyadan hiçbir lezzet almaz. E söylüyorum ben, diyorum ki 5.esmayı cennette alırsınız. 5.esmayı. Bunları açık açık söylüyorum, açık açık. Saklamıyorum, gizlemiyorum. 5.esmayı cennette alırsınız. Cennete girdiğinizi rüyanızda, halinizde görürsünüz; 5.esmayı orda size esma verilir. Bakın, açıkça söylüyorum. Hakikati budur. Bütün vücudunuzla Hak, Hak, Hak, Hak, Hak esmasını cennete girip de alırsınız. Şimdi bu sohbetimi dinleyenler gene diyecekler ki, uçtu. Bir de utanmadan böyle yazıyorlar, biz bilmiyoruz bu alemi demiyorlar da… Evet. O zaman öte dünya, ahiret, cennet, cehennem, var mı? Evet. Ama avam için bunlar sonradan görülecek.

Siz sufi topluluksunuz; bırakın cenneti, cehennemi, ne dedi Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ı görüyormuşçasına… İbadet ederken Allah’ı görüyormuşçasına ibadet et.” Hayatı yaşarken O seni her an görüyor, her an Onun gözetimindesin, bunu bilerekten yaşa. Hadi O beni görüyor diye düşündüğünüzde yalan söyleyin, yemin edin, gıybet edin, dedikodu edin, hadi zina edin. Hadi O beni görüyor dediğinizde gidin fuhuş yapın hadi. Hadi O beni görüyor dediğinizde sevgilinizle buluşun. Onlar tabi ona da bir romantik hava bulur. “Ah aşkım, güzelim bak. Bizi Allah da görüyor, Allah da şahidimiz olsun. Allah şahit, ben seni nikahladım.” Güldür güldür yürü. Biz onu bu noktaya getirdik. Filmlerden öğrendik, yıldızlar şahidimiz olsun. Şarkılar da güzel ya. Harika. Adama kimse demedi ki bir bulutun önünde sen bir meleğin suretini gördün mü? Kiramen Kâtibin meleklerini göreniniz var mı her an omuzlarınızda böyle üstünüzde dolaştığını? Ama bunları bize öyle öğretiyorlar: “Görünmez bunlar.” Görünüyor kardeşim, görünüyor. Kiramen Kâtibin meleğini görüyorsun. Tevhide başlayınca La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diye yolda yürürken her tevhid okumanda on tane muhafaza meleğinin geldiğini etrafına görüyorsun. Evet. Görünmüyor diyenler yalan söylüyor, görmediklerinden öyle inanılmaması gerekenler onlar. Görmüyorlar, körler. Bildiğiniz kör. Amâya kör denmez. Melekleri görmeyenler körlerdir. Cenneti, cehennemi görmeyen kördür; mahşeri, sıratı görmeyen kördür. Orda hesabı, kitabı görmeyen kördür. Mahşerde nurdan minberleri görmeyen kördür, mahşerde nurdan elbiseleri görmeyen kördür, başına nurdan taç konulanları görmeyen kördür. Zikrullah halakasında “Af olmuş olarak kalkınız.”

söylüyorlar. Asıl

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

hitabını duymayan sağırdır. Asıl sağırlar onlardır. Bir zikrullah halakasında bir kimse Allah’ı zikir için halakayı oturup da kalktığında “Af olmuş olarak buradan dağılınız.” diyen meleklerin sevinç içerisinde, sevinç içerisinde o zikrullahı yapan kimsenin etrafında pervane dönerekten bunu böyle bütün semaya haykıraraktan söylendiğini duymayan sağırdır. Asıl sağır odur. Asıl kör o melekleri görmeyendir. Asıl kör zikrullah halakası kurulduğunda üzerinde halaka halaka meleklerin ta arş-ı âlâya kadar halaka kurup orda zikrullah yapan cemaatle beraber la ilahe illallah deyişlerini, onlarla beraber Hu, Hay, Hak diye Allah’ı zikredişlerini duymayanlar sağır oğlu, sağır oğlu sağırdırlar. Bunları görmeyenler kördür; kör, kör, kör, kördür. Ne ahireti? Ha bekleyeceksin de öleceksin de o zaman göreceksin. O kadar vaktim yok.

Sufi vaktin çocuğudur. Sufi vaktin çocuğudur. Ahiret konuşulurken ahireti görür, kabir konuşulurken kabri görür, cennet konuşulurken cenneti görür, cehennem konuşulurken cehennemi görür, arş-ı âlâ konuşulurken arş-ı âlâyı görür. Hazreti Muhammed-i Mustafa’dan bir kesit, bir enstantane anlatılıyorsa vallahi de billahi de tillahi de o enstantaneyi aynen görür sufi. Uhud’sa Uhud’u görür, Hendek’se Hendeği görür, sanki kendi savaşıyormuş gibi Hendek’i canlı yaşar sufi. Hendek’i o zaman anlar. Öbür türlü oku, oku, oku, yaz, oku, çiz, oku, oku, oku, oku, dön, oku, yan, oku. Yaşa! O yok. O yok. Öylesine Allah de, önünde perde kalmasın. Kalmasın. Ne dedi -hep edebiyat- Süleyman Çelebi “Bir kez Allah dese insan, dökülür cümle günahlar misli hazan.” Öylesine Allah de, görüyormuşçasına ibadet et, diyor. Görüyormuşçasına. Zikrettiğini gör. Zikrettiğini gör. Görüyormuşçasına namaz kıl. Namazı gör. Bak, namazın nereye gidiyor. Namazını gör. Oruç tuttuk, Allah kabul etsin. İftarda orucumuz nereye gitti, gördük mü? Sofranızda orucunuzun oturduğunu gördünüz mü? İftar vakti bekliyorsunuz ne güzel, sofrada beklemek iftar vakti sünnet. Sofrada beklemek sünnet. Hatta elinde hurmayla Allahu Ekber, daha ilk elif çıktığı anda, okunduğu anda elinde hurmayla bekleyip iftar etmek sünnet. Mübarek, dedi ki: “Oruçlunun ağız kokusu bana misk-i amber gibidir.” Geldi ağzının kokusunu senin ağızından daha çıkarken çektiğini gördün mü? İftarda kimdi misafiriniz? Ahmet’in, Mehmet’in haricinde? İftara bir misafir aldıysanız onunla beraber on tane de melek gelmiştir en az. İftara bir misafir alanın yanına on tane melek gelir misafirin yanında. Nereye gitti misafir, örneğin Savaş’a gitti. Habire on tane melek dua eder. Gördünüz mü hiç? Ahireti beklemeyin. Üzülürüm sufi kardeşler adına.

Ahirette takip edilecek bir şeriat olmadığına göre ahiretin bu dünyanın tersine çevrilmiş şekli olduğu gerçeği şeriatın bu dünyadaki fonksiyonunu açıklamada yardımcı olur.

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

Bize fonksiyon açıklaması yok, biz zahiren şeriata uyarız, bizim

iç dünyamızda da bizim için bir hukuk yoktur. Buradaki şeriattan kastım dinin hukuku, hükümleri değil; bir şeyin hukuku. Kahvenin hukuku, sen dersin ki, bu fincan kendiliğinden gelmez. Ben derim ki, gelir. Sen normal dünya hukuku içerisinde bunun başka bir yere gitmeyeceğini düşünürsün. Ben düşünürüm, gider. Bu dünyanın hukuku, bir şeriatı vardır; zahirendir. O şeriatının içinde de kendi içine dair bir hukuk var mıdır? Evet. Ahirette ters yüz etmeye gerek yok. Normalde yağmur yağamayacak belli, ortalık güneşlik. Birisi Yağmur yağsın, deyince, yağmur yağınca dünyanın normal hukukunun dışında mı bu? Dışında. Neyle açıklayacağız?

“Allah insanı tersine çevrilen bir yaratılışta yaratmıştır.” Eyvallah.

Cennete ulaşan insanlar kendi isteklerine göre durumlarını belirlerler.

Neyi hayal ederlerse o gerçek olur. Allah’ın kelimeleri O’nun kelimeleri olur.

Evet, cennet hayatı için böyle bir şey var. Bir kimse cennete gidince böyle kendi kendine bir şeyi hayal edecek hayal ettiği şeyi Cenâb-ı Hakk bahşedecek. Cennete gidenlerin hepsi de hayal ettikleri şey, akılları miktarınca olacak. Hiç kimse aklının üzerinde bir şey hayal etmeyecek. Geçin bunu. Bazen böyle hicvediyorum ya. Adam orangutan neslinden, cennette illaki muz yiyecek, bu dünyada muz yiyememiş ya fazla. Adam cennete gidince harikulade kadınlarla evlenecek. Kadın cennete gidince istediği adamı alacak, adamdan nefret etmiş çünkü kendi adamından. Cennet algısı değil mi bunların hepsi de? Evet. Doğru mu? Hepsi de doğru. Hepsi doğru. Sufiler, siz? Doğru bak burada yazıyor: Neyi hayal ederse o gerçek olacak. “Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sözümüz sadece ol demektir ve hemen oluverir.” NAHL ayet 40 Doğru. Bu sadece cennet için mi geçerli? Bu dünyada da isteyin. Neden öteye bırakıyorsunuz ki? Veyahut da cennete gittiğinizde hep aklınızın üzerinde oynayacaksınız. Eğer kalbiniz çalışırsa aklınızın bugüne kadar hiç algılamadığı, anlamadığı, görmediği bir şeyi isteyebilirsiniz. Amma heyecan verici bir şey değil mi? E bunu neden dünyada denemiyorsunuz? Cenneti beklemeyin. Kafanızda bir kadın varsa, harikulade bir kadın, dünyada yaşayın bunu. Kafanızda bir erkek varsa, harikulade bir erkek, dünyada yaşayın. Ne varsa hayalinizde koşun hayalinizin peşine. Verir O. Tabi bizde öyle bir şey de var, dünyayı gerçek olarak görüyoruz ya, rüya bizim için rüya, o gerçek değil veya manevi bir hal bizim için gerçek değil. Yani gözünüzü yumsanız örneğin Beytullah’a gitseniz orda tavaf etseniz sizin o hayal gerçek değil o. Ne fark var? Burada da bir yaşam perdesi var, orda da bir yaşam perdesi var. Ne fark var? Veya bir tane böyle çok düzlemli bir kristal küre düşünün, her kürede resminiz olsa ve her küredeki resminiz farklı bir iş yapamaz mı yani? Ol, deyince oluyor. Hani böyle küreler olur ya ama üzerinde dikdörtgen veya kare kare üzerinde camlar olur, öyle değil mi? Ortasında da bir tane

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

ışık var. Daha önce bu tarifi yapmıştım size, öyle değil mi? Farklı farklı renkler olsa camlarda orta yerde bir tane ışık olsa ışığa her taraf farklı renkte görünür mü? Evet. Işık aslında renksiz mi? Evet. O camların üzerinde farklı renklerde tezahür eder mi? Evet. Düşünsenize, o ışık yerine siz olsanız orda ve bütün kürenin her karesinde sizin resminiz olsa sizin suretiniz olsa ve hepsi de başka bir işle iştigal etse. Bir tanesi örneğin kabirde yaşasa bir tanesi mahşerde yaşasa bir tanesi cennette yaşasa bir tanesi arş-ı âlâda yaşasa bir tanesi meleklerle beraber dostluk yapsa bir tanesi Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin önünde iki dizinin üzerine çökmüş ilim öğrense. Hayal mi? Gerçek mi? O zaman neden mahşeri bekleyelim ki ya, şimdi yaşayın. Kabre girseniz, kabre sorgu melekleri gelse sorsa. Yaşayamaz mısınız şimdi? Rüyasında öldüğünü gören elini kaldırsın. Harika. Rüyanızda öldüğünüz mü doğru, burada yaşadığınız mı doğru? Abdülhalim nasıl gördün? “Babacım, rüyamda ölmeden hemen önce öleceğimi anlamıştım rüyamca, tabi o an için öldüm rüyamda. Film şeridi gibi geçmiş hayatım gözümün önünden geçiyordu. Sonra mahşer yerinde bir alana doğru ben gidiyordum; o yol üzerinde, gökyüzünde birkaç çeşit varlıklar vardı babacım. Onlar da mahşere doğru gidiyordu. Yol üzerinde bir tane şadırvan gördük babacım. Acaba dedim, zemzem suyu mu akıyor bundan, diye oraya doğru yöneldim, abdestimi aldım babacım. Rüyamı bu kadar hatırlıyorum babacım.” Zemzem suyuyla abdesti aldın? “Evet babacım, öyle bir düşüncem vardı ama yapıp yapmadığımı hatırlamıyorum.” Abdest alıp almadığını bilmiyorsun. “Bilmiyorum.”

Savaş, nasıl gördün? “Bayağı oldu göreli ama iki tane melek diye hissettiğim birisi, normal bir tabut değil ama bir düzlemin üzerinde bir yere götürürken gördüm. Başka bir melek daha yukarıdan gelip onlara eşlik ettiğini o şekilde gördüm.”

Ali sen anlat bakayım. “Efendim rüyamda parçalandım, toz duman olduğumu gördüm. Öldüğümde o anda hissettim. Sonra sema ederekten boşluk içine yükselmeye başladım. Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkmışım. Bir suret gördüm Efendim orada, Cenâb-ı Hakk imiş. Karşısında duraraktan beni huzuruna kabul et, diye buyurdum. Hissettim, kabul olundun, diye hissettim efendim. Sevinçle sonra tekrar dünyada abimin yanına gelmişim ama abim de beni görüyor. Umduğuna kavuştun mu, diyor. Kavuştum, diyorum.” Maşallah. Haydi çıkın işin içinden. Oktay çok önceden öldüğünü gördü. Her gün ölüp diriliyor o.

Böylece insanlar kendi cennetlerini kurarlar.

Dünyada kurun cennetinizi. İşinizi ahirete bırakmayın. Burada cennetinizi kurun, bir güzel tamam edin, gönül huzuruyla gidin. Böyle ara sıra bunaldığınızda, canınız sıkıldığında, Selamun aleyküm, deyin gidin evinize. Yoksa bu dünya

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

yaşanmaz ya. İnsan daraldığında başını sokacak bir evi olmalı. Canı sıkıldığında gidip böyle cuş-u huruş içerisinde yaşayacağı bir yer olmalı. E cennetiniz yoksa yok ya yaşanmaz bu dünyada. Biraz inanaraktan söylüyorum. Nasıl benim ev? “Cennette saray efendim.” Öyle boş durmayın.

latifeli söylediğime bakmayın,

Kendi suretlerimiz bir değişime uğramadan cennet suretlerinden istediğimiz surete gireriz. Ailemizden veya tanıdıklarımızdan herkes bu halimizde de bizi tanımaya devam eder. Ama eski suretimiz olduğu gibi kalırken yeni bir kevne büründüğümüzü de biliriz!

Herkes birbirini tanıyor orda. Yani gelen giden herkesi tanıyorsun değil mi Nuri? Yani orada tanımadığın bir kimse yok değil mi hiç? Herkes birbirini tanıyor orda. Bu dünyada tanımanız şart değil. Tanımasanız dahi tanıyorsunuz. Ol dediğinde oluyor ya. Tabi kim “ol” diyor orası da ayrı bir tartışma da. Sonuçta insan dese ki, böyle bir şey olmasını istiyorum, o da oldurunca… Cenneti beklemeyin. Şimdiden cennet komşularınızı belirleyin, ev komşularınızı belirleyin. Kimlerle beraber olmak istiyorsunuz, kimlerle yaşamak istiyorsunuz, belirleyin. Boş durmayın. Boş duranı Allah sevmez. Ciddiyim bu konuda.

Şeyh devam eder. Bence en şaşırtıcı pasaj bu!

Her ikisi de isimlerle veya insan suretinde bir araya gelse de ahiretteki insan durumunu bu dünyadakine benzemez. Ahiretin düzenlenişi içinde ruhani hakikat cismani-hissi hakikate hâkim olur. Dünyanın yoğunluğuna rağmen biz bunu tattık. Buna göre bir kimse aynı anda birçok yerde olabilir, avam ise bunu sadece rüyalarda tadabilir.

Az önce dedik ya. Sanki önceden okumuşum gibi oldu, değil mi? Dosya indirilsin, dedik de bu kadar da demedik. Bak, hem ağzımızdan çıkartıyor hem de kendi kendimizi hayrette bıraktırıyor sonra. Ağzımızdan çıkanı da önümüze getiriyor.

Aynı anda birçok yerde olmak?

Muhteşem bir şey. Böyle Maraş dondurması gibi hiç tadını unutamazsınız. Antep baklavası gibi, Urfa kebabı gibi, Diyarbakır tavası gibi, Karadeniz hamsisi gibi, Rize fasulyesi gibi… Unutulmaz, muhteşem bir şey. O yüzden durduğunuz yerde duramazsınız o zaman. Bunu bir kimsenin kendisinin hissetmesi vardır, bir de kendisinin hissetmemesi vardır. Kendisinin hissetmemesi şudur: Biri der ki: “Ali abi ya geçen gün seni filanca zikirde görmüşler.” Ali kendi kendisine der: “Ya ben filanca yerde zikirdeydim, orda nasıl görmüşler?” O, sufiliği bilmiyorsa atlar. “Yok, ben orada değildim.” der. Sufiliği biliyorsa “Allah kabul etsin kardeşim.” der, hiç açık

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

vermez. Kendi içinden zevk eder, der ki: “Ya Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun, beni o zikrullahta da bulundurmuş. Görmüş millet.” Ara sıra evlilerin başı derde girer bu konuda, kadının birisi der: “Senin bey Tekirdağ’daydı.” Kadın durur. “Bana Bursa’ya derse gideceğim, dediydi bu Tekirdağ’daymış. Tekirdağ’da ne var?” Bekler, adam gelir. Selamun aleyküm, aleyküm selam. “Anlat bakalım, Tekirdağ’da ne vardı?” “Ne Tekirdağ’ı?” “Tekirdağ’daymışsın.” “Ben gitmedim.” “Dervişler yalan mı söylüyor, söylediler ordaymışsın.” “Ya ben gitmedim.” Hadi bakalım, ayıkla pirincin taşını. Gece saat 3, arıyor sonra hanımı beni. Selamun aleyküm, aleyküm selam. “Efendim benim adam beni aldatıyor.” “Ne yaptı kız?” “Bu aynı zamanda ben Bursa’ya derse gittim, dedi filanca yerdeki kardeşler beyin burada, dedi, beni aradı.” “Kızım normal.” “Nasıl yani”? “O 3 4 yerde de zikrullaha gider, görünür o.” “Ben böyle bir adamla mı evleyim?” “He böyledir, görünürler onlar.” dedim ben. “Ben şimdi onun yanına nasıl yatacağım?” dedi. Allah’ım Yarabbi, ne tarafa dönsen sıkıntı! Dedim “Daha iyi ya çok nurani, ruhani bir adamla yatıyorsun.” “Ben gideyim, dokunayım mı, gerçek mi şimdi?” dedi. Dedim “Git dokun.” Gitmiş, dokunmuş adama, yan odada beni arıyor. “Dokundum normal.” diyor. Aynı anda birçok yerde bulunulur mu? Evet. Genelde sufiler bunu zikrullah esnasında ulaşırlar. Zikrullah derim ya, zikrullah halakasında bulunacaksınız diye. Derim ya gece oturduğunuzda zikriniz olacak diye. Bunlar öyle üstadsız, zikirsiz, halakasız, böyle meşakkatsiz, koşuşturmasız olacak diye kimse, kimse ama beklemesin böyle bir şey. Yok. Bir üstadın olacak, ona teslim olacaksın, ona tabi olacaksın, orada yürüyeceksin, zikrullaha oturtacaksın. İşte ter kokuyormuş, ter kokacaksın, ter akıtıyormuş, ter akıtacaksın. Yok öle 3 kuruşa 5 köfte.

Aynı anda birçok bedende mi?

Aynı anda aynı beden. Bir başkasının bedene girmek değil, bir başkasının bedenine giremezsiniz. Bir başkasının kalbinden geçenleri hissedebilirsiniz, bir başkasının aklından geçenleri hissedebilirsiniz, bir başkasının kalbindeki ilmi alabilirsiniz, bir başkasının aklındaki ilmi alabilirsiniz, bir başkasının dilini alabilirsiniz, bir başkasının kalbinden ne geçiyorsa hepsini de rabıtanıza alıp hepsini de kalbinize düşürebilirsiniz, bir başkasının gördüğü rüyaya aşina olabilirsiniz. Bir başkasının gördüğü hale aşina olabilirsiniz; bir başkasının yaşadığı ana, hale aşina olabilirsiniz. Cenâb-ı Hakk’ın izni ilahisiyle, onun izniyle. Aynı anda 3 yerde, 5 yerde bulunabilirsiniz; on yerde, elli yerde, yüz yerde bulunulabilirsiniz. Aynı anda bir suretiniz Medine-i Münevvere’de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifinin başında dua ederken bir suretiniz Beytullah’ta sema ede ede tavaf edebilir. Bir suretiniz arş-ı alada oturup Allah’ı zikredebilir, bir suretiniz normal zikrullah halakasında oturup Allah’ı zikredebilir, bir suretiniz başka bir

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

zikrullah halakasında oradaki zikrullahta bulunabilir. Hatta o zikrullahı aynen görebilirsiniz ama bunların hepsi de tek surettedir yani sizsinizdir o ama oradaki kıyafetleriniz farklı olabilir; oradaki suretiniz, şekliniz farklı olabilir. Bunlar olabilir. Bu farklılıkların da hepsini de görebilirsiniz. Evet. Bir suretiniz hac yapıyordur, oradaki hactakiler görebilir. Hactakiler onun hac yaptığını görür, ümredekiler onun ümre yaptığını görür, ümre yaptığını görür, tavaf edenler onun tavaf ettiğini görür. Bunlar mümkün hepsi de.

Aynı anda değişik zamanlarda mı?

Aynı anda değişik zamanlarda. Zikrullah halakasında oturduğunuz anda, Âdem aleyhisselamın yaşadığı bir zamanda Âdem aleyhisselamın hayatına vakıf çocuklarıyla olabilirsiniz. Âdem aleyhisselamla görüşebilirsiniz, Âdem’in konuşabilirsiniz. Aynı anda Âdem aleyhisselamla konuşurken aynı anda, aynı perdede Şit aleyhisselamla da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle de konuşursunuz. Bunların hepsi de seyr-i sülukta olması mümkün olan şeyler. Seyr-i süluku olmayan bir mürşidin mürşidliği sorgulanır bu sebeple. Böyle bir soru geldiğinde de -çok af edersiniz- apışır kalır o zaman böyle bir hali yaşamadıysa. Aynı anda aynı enstantaneleri yaşayabilir mi bir kimse? Evet. Zaten yaşamış olsa onları aynı anda görmüş olsa onun halet-i ruhiyesi de farklı olur. O çünkü görüyormuşçasına, karşısında görüyormuşçasına yaşar onu. Sanki kendisi de yaşıyormuş gibi yaşar. O yüzden onun şehadeti, imanı kemale erer. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinden suların aktığını aynı anda kendisi de içer onun. İçtiği anda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o mucizesine iman eder, onun kafasında acabaymış diye bir şey kalmaz. Der ki, hakikat. Onu daha da sıkıştırırsan “İçtim.” der, çıkar. Neden? İçmiştir çünkü. İçmiştir. Aynı anda bunu yaşar mı? Evet. Uhud’u yaşar aynı anda. Yaşar. Ama bize bunların hepsini de söyletmiyorlar sufilere. Sebep? 1’incisi: Bir kısım şeyhler buna erişebilmiş değil, bilmiyorlar, seyr-i sülukları yok. Bir kısmı bu erişemeyip de söylemeyenler var, ilim olarak biliyorlar, söylemiyorlar. Söylememelerinin sebebi şu: Onlar da diyorlar ki yaşamadığını anlatma, yalancı olma. O yüzden susuyorlar. Bir kısmı da ilim olarak biliyorlar ama onlara laf söyleyecekler, kötülenecekler, onlara bu noktada laf atacaklar diye kınanmaktan korkuyorlar. Oysa bir kimse bir şeyi yaşıyorsa o haksa ayet-i kerime tecelli edecek: “Allah’ın dostları kınanmaktan korkmazlar.” Kınanmaktan korkmayandır Allah’ın aşıkları. Kınanmaktan korkma. Deli diyecekler, diyecekler, kendilerince uçuk bir adam diyecekler, diyecekler, böyle şeyler olmaz diyecekler, diyecekler, herkes diyecek onu. Diyen diyecek ama bu hak mı? Evet. Doğru mu? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cinnileri gördü mü? Evet. İmana davet etti mi? Evet. Ayet-i kerime var: “İnsanlara

ve cinnilere peygamber olarak gönderildi.” diye. Şimdi bunu inkâr edeceğiz diye uğraşıyorlar. O yüzden aynı anda değişik zamanlarda mı? Evet.

18 Haziran 2016 Tarihli Sohbet

Seyid Nesîmî’nin bir dizesi geldi aklıma.

“Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi,

Kâh inerim yeryüzüne seyreder alem beni.”

İnsanlar sadece kendi cennetlerini kurmazlar, kendi cehennemlerini de

Evet, insanlar sadece kendi cennetlerini kurmazlar.

Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, diyor Kâh inerim yeryüzüne

seyreder alem beni.

Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne! Kınasalar da sevseler de sövseler de o yar benim kime ne! O tat da benim, o lezzet de benim, kime ne! Çıkın gökyüzüne seyredin alemi, inin yer yüzüne, alem sizi seyretsin.

“Cehennem dediğinde bir dal odun yoktur,

Herkes ateşini buradan götürür.” Pir Sultan Abdal

Nefes III — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı