11 Kasım 2017 Tarihli Sohbet
Allah dostları zaman zaman melekleri, peygamberleri hatta tanrının somutlaşması (tecessüd) halini gördüklerinden söz ederler fakat bu gördükleri gerçekte mücessem görüntüler değildir. Bunun gibi kâinatın kendisi de zahir varlıkta görünen ya da vücud kazanmış olan yok hükmündeki (ma’dum) anlamlardan oluşur. Yani kâinat bütünüyle bir hayalden başka bir şey de-ğil-dir.
Arabî, Hazreti Mevlâna –tabi- onların bu hayal görüşü daha da geriye gidersek Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar dayanır. “İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.” hadis-i şerifine dayanınca iş o zaman bütün insanlar uykuda, bu yaşam dedikleri şey bir rüyadan ibaret. Arabî’de zaten bunu söyler. Der ki, “İnsanlar uykudadır, bu dünya hayatı onlar için bir rüya hükmündedir.” Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretleri de “Sen alemi hayal üzerinde yürür gör.” der. O zaman sufilerin büyük bir çoğunluğu bu alemi, mevcut alemi, hayalden ibaret görürler. Bir hayaldir. Tabi bunu daha geriye götürecek olursak Allah kavramı soyut bir kavramdır. Fakat rü’yetullah haktır bahsi var ya, rüyada Allah görülür mü? El-cevap: Görülür. Rü’yetullah haktır denilince, bir kimse Allah’ı rüyasında gördüğünde somut bir cisim gibi görür. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri “Ben Allah’ı rüyamda genç bir delikanlı şeklinde gördüm.” der. İmam-ı Azam hazretleri “Ben Allah’ı 99 kez rüyamda gördüm.” der. Sahabeler rüyalarında Allah’ı gördüklerini söylerler. Bu konuda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında Allah’ı gördüğüne dair hadisler mevcuttur. Öyle olunca imamlar ictihad etmişler, Allah rüyada görülebilir mi? El-cevap: Evet, demişler ve İmam-ı Azam hazretleri ayrı bir bâb açmış rü’yetullah haktır, diye ve selef uleması rü’yetullahı kabul etmiş. Hanefi uleması rü’yetullahı kabul etmiş. İmam-ı Maturidi, İmam-ı Azam, İmam-ı Nefesi kabul etmiş. Hanefi akaitçilerinin hepsi de silsile halinde rü’yetullahı kabul etmiş.
Şimdi, melekler rüyada görünür mü? Evet. Melekler aslında soyuttur. Soyut olan melekler bir cisme bürünmüş halde görünürler mi? Evet. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Cebrail aleyhisselamı somut bir şekilde görür müydü? evet. Mesela sahabeler Cebrail aleyhisselamı Dıhye zannetmişlerdi, öyle değil mi? Bu soruları soran kim, denildiğinde sahabeler dediler ki: Dıhye’ydi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki: O Dıhye değildi, o Cebrail kardeşimdi. Size dininizi öğretmeye geldi, dedi. Soyut olan Cebrail aleyhisselam somut olan Dıhye suretinde gördü sahabeler. Sahabeler onu Dıhye suretinde görürken Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu Cebrail olarak gördü. Cebrail aleyhisselam olduğunu söyledi. O hakikatini gördü. Cebrail aleyhisselamın hakikatini gördü. Aslında o da hayalden ibaretti. Varlık tamamiyetle hayal olunca Cebrail de hayal oluyor. Varlık
tamamiyetle hayal olunca Muhammed-i Mustafa da sallallahu aleyhi ve sellem de hayal oluyor. Varlık tamamen hayal olunca sen de hayal olursun, ben de hayal oluyorum. Varlık tamamiyetle hayal olunca “kün” lafzı hayalin başlangıcı oluyor. O zaman hepimiz de birer hayalden ibaretiz. O zaman hepimiz de birer hayalden ibaretsek o zaman biz bu noktada -bakın- her şey, varlık ve bizler hayalden ibaretsek melekler de hayalden ibaret. Biz nasıl soyut bir kavram iken bir vücuda bürünüp somut olarak görünüyorsak melekler de soyut bir kavramdır, onlar da somuta yani bir cisme bürünerekten görünürler. Görünmesi gerekirse. Aynı şey cinni taifesi için de şeytan için de geçerlidir. Şeytan da somut bir kavramdır ama biz şeytanı gördüğümüzü iddia ederiz ki doğrudur. Gördüğümüzde somut bir kavrama yani somuta indirgenmiş olarak görürüz. Melekleri somuta indirgenmiş olarak görürüz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini somuta indirgenmiş olarak görürüz, Allah’ı biz somuta indirgenmiş olarak görürüz. Çünkü bir cisim şeklinde bize tecelli eder. Mesela bir ses şeklinde tecelli etti. Kime? Musa aleyhisselama. Nerden tecelli etti? Ateşin üzerinden tecelli etti. Nerden tecelli etti? Ağacın üzerinden tecelli etti ama sesi işitti. Ses somut bir kavram. Bakın, somut bir kavram. O sesi işitti mi? Evet. Ayet-i kerimede sesin geldiği yöne doğru yöneldi mi? Evet. Bakın, somut bir kavram ve Tur-i Sina’da Cenâb-ı Hakk’la kelamullah olarak görüştü mü? Evet. Ama somut bir kavram. Konuşmak, somuta indirgenmesi ve alem tamamiyetle o zaman hayalden ibaret bütün her şey hayal, biz bir hayalin içindeyiz ve hayaliz. Biz bir hayalin içindeyiz ve hayaliz. Ve hepimiz de hayalden ibaretiz ama bu hayali somuta indirgenmiş bir vaziyette yaşıyoruz ve gerçek zannı ile yaşıyoruz. Hani zaman zaman anlatıyorum ya, Hazreti Mevlâna öyle diyor ya “Rüyanızda kolunuzun koptuğunu görürsünüz, kendinize geldiğinizde elinizi kolunuza atarsınız, bakarsınız ki yerinde duruyor.” İşte bu dünya hayatı da, diyor, bundan ibarettir.
İşlerin hakikati şudur ki ne türlü idrak gücüyle olursa olsun, gördüğün ya da idrak ettiğin her şey için tıpkı Allah’ın “Attığın zaman sen atmadın.” dediği gibi “Hem O hem O değil.” demen gerekir.
Bu “Hem O hem O değil.” demesi teşbih ve tenzihi söylüyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri düşmanın üzerine bir avuç toprak attı ya, Cenâb-ı Hakk onun bir avuç attığı toprağı kendi üzerine aldı. Dedi ki “Sen atmadın, ben attım.” Fiiliyatı yaratan Allah. Tabi Cenâb-ı Peygamber’in bütün her şeyini kendi üzerine aldı Cenâb-ı Hakk. Böyle olunca hem O hem O değil. Hem O yani bütün her şey teşbih noktasında işleyen Allah hem o değil, O hiçbir şeye benzemez.
Rüya halindeyken gördüğün suretin, olduğu söylenenin aynı olduğundan ise gördüğünün aynısı
şüphe duymazsın. Uyanıp da onu tabir edince
olmadığından kuşku duymazsın. Sağlam bir akli muhakemeyle durumun hem O hem O değil hali olduğundan şüphe duymayacaksın.
Bir kimse rüya görür, gördüğü rüyanın gerçek olduğuna o kimse inanır. Eğer o gördüğü rüya gerçekten hakikat penceresinden görüldüyse hiç şek şüphe yoktur. Ayna temizse kirli ve puslu değilse o kimsenin gördüğü rüya bu noktada hiç şek şüphe kaldırmaz. Böyle rüya birinci derecede peygamberlere aittir, ikinci derecede velilere aittir. Diğerleri buna yakın rüyalar görürler mi? Evet ama onlar şeytan vesvesesi rüya da görebilirler mi? Evet. Onlar kendilerince bir şeyi kafaya takaraktan da rüya görülebilir mi? Evet. Bu hayalin, bu hayal alemin kendi içerisinde de dereceleri vardır çünkü. Hayalin de ‘’ilme’l yakini, ayne’l yakini, hakke’l yakini’’ vardır. Bu hayal dereceleri de kendi içerisindedir. O yüzden ilme’l yakin derecedeki bir kimsenin rüyası ile hakke’l yakin derecedeki bir kimsenin rüyası aynı parlaklıkta değildir ve bunların hepsi de soyutun somuta dönüşmesinden dolayı, soyutun somuta dönüşmesinden dolayı tevile ihtiyacı vardır. Tevilsiz mümkün değildir. Mesela miracta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine süt ikram edildi. “Süt mü, şarap mı?” İkisi de ikram edildi. Hazreti Muhammed-i Mustafa sütü tercih etti. Sütü tercih edince miracta yani somuta döndü. Neye döndü? Süt. Sütü neye tabir edildi? İlme. Bir kimse, rüyasında ona süt içirilirse o ilim sahibi olacak bir kimse. Bakın süt, ilme tabir edildi. Aslında ilim, ilim olarak ona görünmedi; süt olarak göründü. Demek ki soyutlar somuta dönüştürülürken değişik rumuzlara döndürülür. Rüyada, halde, bunlar farklı rumuzlarda görülür. Farklı rumuzlarda görülünce ona tabir gerekir. Tabir edenin bu ilimden haberdar olması gerekir. Bu ilimden haberdar değil ise o zaman insanların başını yakar o kimse. Kalbine gelmedi onunla alakalı bir şey. Bu ayıp değil, günah değil. Allah hayırlısını versin kardeş, kalbimize bir şey gelmedi. Gitsin başka yere sorsun. Tevil edeceğim, diye uğraşma. Rüya tevil eden kardeşler, kalbinize bir şey gelmiyorsa tevil edeceğiz diye uğraşmayın. Deyin ki, kalbimize bir şey gelmedi kardeş. Eyvallah. Sebep? Rüya semada durur. Tabir edildiği gibi tecelli eder. Sen sütü ilme tabir edersen o kimse ilim ehli olur. Sen sütü rızka tayin edersen rızık olur. Sen sütü başka bir şeye tevil edersen başka bir şey olur. Sen hakikatine erişmediysen onun sus. Her rüya tevil olacak, diye de bir kaide yok. Sufi kardeşler bu konuda ısrarcı oluyorlar hatta emir vaki yapıyorlar kimisi, rüyam ne anlama geliyor. Bilmedik kardeş. Başka kapıya git, bir bilene sor. İllaki tevil alacak ya. Allah muhafaza eylesin. Sufilik edeptir. Rüyanı anlatırsın, sana bir şey denilirse denilir, denilmezse susarsın, geçersin. Sebep? Çünkü soyut somuta döndürülerekten sana gösteriliyor. Onun manası ayrı, o farklı. O yüzden suret -rüyanda gördüğün- rüyan haksa rüyada gördüğün suretlerden hiç şüphen yoktur. Araba arabadır, suret olarak gördün. Suret olarak gördün. Bugün
Murat’tan göründüm ya. Murat, Murat’tır; gördün rüyanda. Murat. Tamam. Şüphe etmezsin onda, sureti gördün çünkü. Gördüğün suret tam ise tanıdığın bir kimse şüphe etmezsin, dersin ki tamam, gördüğümüz bu.
Uykudaki hayal varoluştaki en tam ve genel durumdur.
Uykudaki hayal. Yani uykudaki rüya. Cenâb-ı Hakk denk getirecek ya, ne dedim sohbetin başında? Dedim ki, bir sufinin görmüş olduğu rüya benim için daha önemlidir, dedim. Sebep? Uykudasın çünkü. Vücutla bağın kesilmiş. O esnada sana gösterilen rüya eğer gerçekten salih rüyalardansa hakikatten bir penceredir sana. Onun üzerinde şüphe etme veya sufilikte yakaza denir ya, yarı uykudur. Ne uyuyor ne uyanık. La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah… El gidiyor, sen onun farkında değilsin. La ilahe illallah da gidiyor ama uyuyorsun hafif. Yakaza hali bu. Bu esnada görülen rüyalar da hakikate açılır. O yüzden zikir üzerinde durun. Yattığınız yerde dahi zikrullaha devam edin. Uyuyuncaya kadar La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah… kaldın. O esnada gördüğün rüya, hakikate açılan bir pencere, bir perde. Ve yahut da normalde uykuda gördüğün rüya, uykuda gördüğün rüya bu manada halden kıymetlidir. Bakın halden kıymetlidir. Neden? Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür rüya. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik tebliğ edildikten sonra altı ay rüyayla Ona öğretildi her şey. Ve Peygamber’in gördüğü rüya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördüğü rüya aşikâr; gerçekmiş gibidir. O rüya gerçek olur zaten onun. Velilerin gördüğü rüya da buna yakındır, gerçeğe yakın görür o. Onun gördüğü rüya da tecelli eder. Karanlık gecede ayın ışığı gibidir onların gördüğü rüya. Peygamberlerin gördüğü rüya ise güneş gibidir. Peygamberlerin rüyası güneş gibidir, apaydınlık. Velilerin rüyası karanlık gecede ay gibidir. Onlar yolunu şaşırmazlar. O yüzden. Nasıl peygamberler kendi rüyalarına tabi iseler İbrahim aleyhisselamdaki örnek gibi. Örnek. Aynı şekilde veliler de rüyalarına tabidirler. Çünkü onlar kendileri de bir rüya gördüklerinde bu böyleymiş böyle hareket edilecekmiş, derler, ederler. Onların bir tarafı kendilerine ait değildir. Onların bir tarafında cüz’i iradeleri yoktur. Peygamberlerin tamamında Cüz’i iradeleri yoktur. iradesizdir, cebridir. Peygamberlerin Tamamında. Onlar peygamberlikleri cebridir, cüz’i iradeleri yoktur. Velilerin bir tarafı velilik nuru çalışmaya başladığında cebridir onlar da. Bir tarafı insani tarafıdır, beşer tarafıdır, cebri değildir orası. Bakın cebri değildir ama bu onların hayatlarında çok dar bir alandır. Dar bir alandır orası. İnsanlar bu hali anlamadıklarından onları eleştirirler. İşte şöyle oldu da böyle oldu da yan yattı, çamura battı da şöyle yaptı da böyle yaptı da. Otur oturduğun yere. Bırak. Irgalama, burgalama. Çünkü onların hayatının kısa bir bölümü cebri değildir ama büyük bir tarafı velilik nurunun tecelli ettiği anda
cebridir, onlar da bir tarafa kımıldanamazlar. Onlar da ne yaparlar? Bir tarafa kımıldanamazlar. O yüzden peygamberlerin rüyası güneş gibidir, velilerin rüyası karanlık gecede ay gibidir. Velilerin haricindeki müminlerin rüyası da gökteki yıldızlar misali gibidir. Derecelerine göre konumlarına durumuna göre kâh parlak bir yıldız olur, kâh sönük bir yıldız olur. Bu, onların maneviyatlarına göredir. Maneviyatına göre değişir.
Çünkü hem ‘’ariflerin’’ hem de sıradan insanların sahip olduğu bir şeydir.
Bu uykudaki rüya. Hem ariflerin hem peygamberlerin hem de sıradan insanların sahip olduğu bir şeydir. Ya bu da bu rüyayı görür mü? Deme. Herkese açıktır o kapı. Cenâb-ı Hakk oradan irşad eder, Cenâb-ı Hakk oradan ikaz eder, Cenâb-ı Hakk oradan ihsan eder. Soyut orda somuta döner. Sen rüyanda Beytullah’a gidersin, hac yaparsın, tavaf yaparsın, say edersin, ihram giyersin, tıraş olursun, bütün her şey biter, bir bakarsın uyanmışsın. Hak. Doğru. Ya bu adam onu göremez. Ya neden göremez? Görür o da. Sıradan insanlar da hakikat penceresinden bir şey görebilir. Çok günahkâr insanlar da hakikat penceresinden bir şey görebilir. Bunu sınırlamayın, bunu sınıflandırmayın. Allah lütfeder, ikram eder. Allah ihsan eder. Ve şekline, şemaline girmeyen somutlar vardır; şekline, şemaline girmez. Mesela şeytan ben Cebrail’im, diyemez, ben peygamberim, diyemez, ben Abdülkadir Geylani’yim, diyemez, ben veliyim, diyemez şeytan. Şeytan Beytullah’ın şekline ve şemaline giremez. Yapamaz. O zaman böyle hadislerle sabit olan, bir hadis-i şerif “Benim ve halifelerimin şekline şemaline şeytan giremez.” Hadis. O zaman o kimseye hakikat penceresinden bir perde aralandı. Hak mıdır? Evet. Doğru mudur? Evet. Tevile ihtiyacı var mıdır? Evet. Tevile ihtiyacı var mıdır? Evet. Ama bir kimsenin bunu kendi kendine tevil etme hakkı var mıdır? Hayır. Buna o kimsenin hakkı yoktur.
Başka yerde olma (gayb) fena ve mahv gibi manevi hallere gelince
sıradan insanlar bu gibi halleri yaşayıp tecrübe edemezler.
Evet. Yani bu tayy-i mekân etme, başka bir mekânda da başka bir perde de bizatihi bulunma. Bu sıradan insanların işi değildir. Başka bir perdeden bir kimseyi bizatihi getirttirme. Bu başka bir perdede sıradan insanların yapabileceği işler değillerdir bunlar. Fena hali olma. Fena hali olma. Yani o kimsenin kendi cüz’i iradesinden hiçbir şey kalmayıp tamamiyetle mahviyete ve cebriyete girmesi. Bu sıradan insanın hali değildir. Bunlar sufiliğin başlangıcında böyle küçük küçük noktasal şeyler olabilir. Aldanmayın. Çünkü bu hali insanların kaldırmaları çok zordur. Bunu alıştırırlar zaten seyr-i sülükte.
Ben zaman zaman diyorum ya, kendi ellerinde gömersin, gerçekten gömersin hem bir de. Oturur, bir de başında ağlarsın. Ne kadar sevdiğin varsa teker
teker gömersin toprağa. Selalar okunur. Sen onu gerçek zannedersin zaten. Sonra o hal üzerinden kalkınca dersin ki, ya yok, halmiş. Seyr-i sülükte yaşarsın bunu. Ondan sonra da kendi selanı da dinlersin. Hem bir de yattığın yerde. Bakarsın yatıyorsun. Ben zikir yapıyordum, oturuyordum ben. Yatmışsın, selalar okunuyor. Aa seni okuyorlar bir de. Kendi kendine dersin, ya ölmüşüm ben demek ki. Ölüm böyle bir şey. Bir kalabalık, bir kalabalık, herkes can hıraş bağırır, çağırır, ağlar, herkesi görürsün. Dövünen dövünene, yıkılan yıkılana. Alırlar senin cenazeni yıkarlar, paklarlar, başındakileri görürsün, herkes gelir. Bir de öyle bir sahici ki film. Melekler gelir, her şey gelir. Dualar, hocalar hacılar, gırla gidiyor her şey. Sen dersin ki ya tamam ölüm bu işte, demek ki ölmüşüm. Haydi, gömerler seni. Her şeyi görürsün. Tam sahici bir film. Kabre girersin, kabirde sorgu sual: rabbike, nebike, dinike, imanike. Haydi iş mahşer kurulur, iş büyür de büyür. Sen bir bakarsın ki bir otuz üç tesbih gitmemiş elinde. Bir otuz üç bile çekmemişsin yani. Kaldın. Dokunursun bile kendine. Ya öbür tarafta mı uyandım acaba? Bir tuhaf olur, güzel olur. Sonra ertesi gün zaten millet satıyormuş, bakıyorsun, alıyormuş, bakıyorsun. Öyle boş boş bakıyorsun etrafa. Millet koşturuyor. Öldünüz ya. Tabi. Çok güzel oluyor yalnız. Tavsiye ederim herkese. Tabi harika bir şey ya. Muhteşem bir şey, ayakların yerden kesiliyor. Sonra böyle uzun müddet götürüyor seni o. Tabi uzun müddet gidiyor o sende. Sana bir şey söylüyorlar, sen böyle bakıyorsun ölü gözlerle ona, o da bakıyor sana. Tabi ya. Hayat ölü. Tabi. O esnada etrafınızda güvenilir, inanılır insanlar olacak. Eşiniz: Ne oldu bu adama? Yok bu beni kesin aldatıyor canım kafası orda. Tabi. Kadın böyle olsa düşünün adamı. Yani yemek? Yemek? Yiyecek miyiz yemek? O hale gelir. İnsan düşün bir de bir yerde çalışıyor o kimse. Abdülhalim’i düşündüm de. Ertesi gün adam çeşme taktıracak, Abdülhalim’i bekliyor. Abdülhalim gitmiş, ne çeşme mi? Sana mı takacaktık çeşme? Ya ölüm var ya, boş ver. Sufileri o yüzden eleştirmişler. Kadın bakmış, adam gidik kafası ya. Rabia-tül Adeviyye neden evlenmiyor? Hangi adam çekecek ki onu? Perdeden perdeye geçiyor. Bu bakmışsın Hu’da, bir bakmışsın Hay’da, bir bakmışsın karışık bir zikrullah yapıyor cayır cayır. Yanınızda konuşan bir hatun var. Gece sabaha kadar konuşuyor. Hanginiz çekecek öyle bir hatunu? Veya kadınlara desem ki, bütün gece konuşan bir adam var. Hanginiz çekecek? Zor iş.
Başka yerde olma (gayb)
Gayb, hani böyle burada ama burada değil. Görüntüde orda. Adam yatakta zahiren yatıyor ama orda değil. Veya adam orda seccadede zikrullah yapıyor ama orda değil. Kadın orda ders çekiyor, oturmuş odanın bir köşesinde ders çekiyor, zikir yapıyor ama orda değil. Gayb hali. Adam veya birkaç perdede, altı yedi perdede birden görülüyor, on perdede birden görülüyor. Allah çarşısına pazar versin,
arttırıyor daha, başka perdelere de gönderiyor. Yok mu perde? Dolu. Her yerde de iş var mı? var? İş biter mi?
Fena ve mahv hali
Bitti. The end. Bu, demek ki herkesin işi değil. Allah bizi muhafaza eylesin
Allah bütün yaratılmış şeyleri kendi içlerinde kendileri olarak ancak bu mertebede varlık alemine getirmiştir. Böylece Allah hayal mertebesini kendisi olarak kendisindeki asıl durumu göstermek için var etti. Öyleyse bil ki mazharda ortaya çıkan (zahir) -ki onlar asıllardır (a-yân)- hakkın vücududur ve mümkünler olarak O’nun zuhur edişi olan suretler ve sıfatlardan dolayı O, O değildir.
O yüzden yaratılmış olan bütün her şey bu mertebede, bu alemde, bizde somut olarak görürüz; somutsal kavramlar üzerinden görürüz. Cenâb-ı Hakk hayali kendine saklamıştır. Kendisi de hayal noktasında durur. Hayali bize göstermesinin sebebi de kendisini bildirmek içindir. Eğer batini yani hayali bize bildirmemiş olsaydı bizim Onu bilmemiz mümkün değildi, diyelim, meseleyi kapatalım.
“Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar arayanlardır.” BEYAZID-I BESTAMİ
Nefes III — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Silsile, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı