Mustafa Özbağ Efendi 8. Nasîhat Sohbeti'nde (NASİHAT/8, 28.09.2023) Müzzemmil Sûresi 8-9. âyetlerini tefsîr eder: «Rabbinin adını zikret; her şeyi bırakıp yalnız O'na yönel. O doğunun da batının da Rabbidir; O'ndan başka ilâh yoktur; o halde sen sâdece O'nu vekîl edin» (Müzzemmil 73/8-9). Mustafa Özbağ Efendi bu uzun sohbette tasavvufun üç ana dalını — tevhîd, tecrîd, tefrîd — tafsîl eder. Tevhîd: îmâna zerrece şirk bulaşmaması. Tecrîd: ihlâs, sebeplere takılı kalmaktan kurtulmak. Tefrîd: her hâl ve olay karşısında Allâh'tan başkasından yüz çevirmek; Allâh'a her hâlde, ve her şeyde — yolizişâretkelâmlafız olmaksızın, dilsizdudaksızkulaksızyönsüzgözsüz — her şeyde O'nu seyretmek, ve O'na bağlanmaktır. Bu hâle gelince bir derviş fenâyı yakalar. Sohbet ayrıca Müslümânların lüksgösteriş sarhoşluğu, kapitalist sistemin vahşeti, dîni istismâr edenlerin câmileri ticâret merkezine çevirmesi, Resûlullâh'ın karnına üç taş bağlayan sünneti, ve fenâ-bekā makāmının seyri sülûktaki yerini tafsîl eder.
Müzzemmil 73/8: Rabbinin Adını Zikret, Her Şeyi Bırakıp O'na Yönel
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: bu akşam 8. Nasîhat. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Rabbinin adını zikret; her şeyi bırakıp yalnız O'na yönel» (Müzzemmil 73/8). Bunun altını çizerek söylüyorum: «Rabbinin adını zikret» — çünki diyorlar ya namâzda zikirdir, şu da zikirdir, bu da zikirdir; burada özellikle Hak «Rabbinin adını zikret» buyuruyor. Doğunun da batının da Rabbidir; O'ndan başka ilâh yoktur; o halde sen sâdece O'nu vekîl edin (Müzzemmil 73/9).
Tevhîd-Tecrîd-Tefrîd: Sûfîliğin Üç Ana Dalı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu âyeti kerîmeye baktığımızda bir kimsenin herhangi bir şeyi kendisine rabt etmesi, herhangi bir şeye takılması mümkün değil. Sûfîlikte tevhîd vardır, tecrîd vardır. Resmen bunu bize anlatıyor: kendisini Allâh'tan gayri her şeyden tecrîd et, uzaklaş, ayır; bu konuda disiplinli ol. Bir de her şeyi bırak: Allâh'tan başkasını sevme, Allâh'tan başka bir şeye gönül verme, Allâh'tan başka bir şeyin peşine düşme. Senin kalbinde sâdece Allâh'ın sevgisi olsun.
Allâh Şah Damarından Daha Yakın
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Allâh'a yönelin; O size şah damarınızdan daha yakındır (Kāf 50/16). O bütün hücrelerinizi, kendi nûruyla doldurmuş; içiniz dışınız O'nun nûruyla dolu. Doğunun da batının da yerindegöğünde Rabbi O. Sen istesen de istemesen de bütün mükevvenâtı O nûruyla doldurmuş. Sen ondan başka bir tarafa kafanıgönlünü çevirme.
Sûfîlik Samimiyettir, Dîni İstismâr Etmemektir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: dîn bu manâda samimiyettir. Sen dîninde samimi ol; sûfîlik samimiyettir; sûfîlik yolunda sen samimi ol. Samimiyet nedir? Dîni istismâr etmemektir. Sen dîni istismâr etme; makâmamevkiye çevirme; dînini parayapula çevirme; dînini siyâsete çevirme; dînini dünyevî şeylere çevirme; dînini üçbeş kuruş pahaya, üçbeş makâma satma. Dînden makâm kazanırsan, dînden mevki kazanırsan, dînden cebini doldurursan, ahiretin hebâ olur; o zaman sende münâfıklık olur.
Allâh'ın Sevgisi İkinci Bir Şeyi Yanına İstemez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: Allâh'ın sevgisi ikinci bir şeyi yanına istemez; Allâh şirki haram etti. «Allâh'ı sev; Habîbini sev; Allâh'ı sevenleri sev; Habîbini sevenleri sev.» Allâh sana kalp yarattı; kalbine manevî bir akıl verdi; kalbine manevî bir göz, kulak, dil verdi. Yukarıdaki beynine gözkulakdil hepsini bağladığı gibi manevî olarak da kalbinin içerisine manevî bir akıl — ben ona «Kalbî akıl» diyorum — verdi.
Müftüler Fetvâ Verse de Kalbine Danış: Hadîsi Şerîf
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: Resûli Ekrem efendimiz buyurdu: «Müftüler fetvâ verse de siz kalbinize danışınız» (Ahmed, Müsned 4/228; Vâbisa hadîsi). Çünki o kalpte zikrullâh varsa, dîn varsa, ahlâk varsa, Sünnet varsa, o kalp çalışır. Îmân edenin kalbi aynen beyin gibi, akıl gibi çalışır. Onun da içinde kendine âit akıl vardır — biz ona ferâset nûru diyoruz. O zikrullâh ile harekete geçer; o takvâ ile, ihlâs ile, samimiyet ile harekete geçer.
Zikrullâh ile Mutmain Olan Kalp: Manevî Akıl
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Ra'd 13/28'de «Kalpler ancak Allâh'ı zikretmekle huzûra erer» buyurmuştur. Bu kalbinde manevî bir akıl olduğunun delîlidir. Aynen beynimizdeki akıl gibi kalbimizde de manevî bir akıl vardır. Zikrullâh ile mutmain olur dediği o senin kalbinde manevî bir akıl olduğunu işâret eder. İlim ehli kabûl etse de etmese de, manevî bir akıl vardır kalbinin içerisinde.
Allâh ile Sohbet: Birbirine Zikir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Bakara 2/152'de buyurmuştur: «Beni zikrediniz; Ben de sizi zikredeyim.» Allâh'ı zikredenler gerçekte Allâh ile sohbet ederler. Sen zikrullâh ettikçe, Rabbinin adını andıkça, O da seni anıyor; O da seni dillendiriyor. Hattâ hadîsi kudsîde: «Beni bir cemâat içinde anarsan, Ben daha yüksek bir cemâat içerisinde seni anarım» (Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikr 2). Cenâbı Hak daha büyük bir cemâatin içerisinde, daha faziletlilerin içinde seni zikredecek.
Ahir Zamân Ümmetinin Üstünlüğü
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: ben bazen tefekkür ederim: Cenâbı Hak bizi peygamberlerine zikretecek, gökteki meleklerine tanıtacak, kendi dostlarına tanıyacak. Diyecek ki: «Âhir zamân ümmetinden, dünyâ o kadar onları sarmışken, nefs o kadar onları sarmışken, hevâ o kadar onları sarmışken, hadîsleri-âyetleripeygamberleri inkâr edenler etrâflarını sarmışken, her türlü haksızlıkhukuksuzluknâmûssuzlukşerefsizlikhaysiyetsizlikhırsızlıkdüzenbazlık etrâflarını sarmışken, herkes dîni istismâr ederken, herkes sûfîliğidervişliği istismâr ederken, onlar öyle bir topluluk ki Allâh için birbirlerini severler, toplandıklarında Beni zikrederler, aralarında maddî menfaat yoktur.»
Lüks-Gösteriş Sarhoşluğu: Müslümânların Hâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: Müslümânlar Peygamberin karnına üç taş bağladı aç kaldı diye Allâh adına; hiç kimse aç kalmadı; herkes yutuyor, harcıyor; daha lüksüne, modaya. Lüks edebiyâtı güzel; Müslümânların Peygamber'i karnına üç taş bağladı; ama şimdi trend bu: Müslümânlar en lüks restoranlarda yemek yiyor, en lüks otellerde kalıyorlar, en lüks tâtil beldelerine gidiyorlar, en lüks arabalara biniyorlar. Bir araba 20 trilyon, 30 trilyon, 40 trilyon, 50 trilyon, 100 trilyon; içinden örtülü bir hanımefendi çıkıyor, dolar yürüyor; ayakkabısı dolar, gömleği dolar, ceketi dolar.
Nereden Edindiniz Bunları? Rüşvet-Kayırmacılık-Peşkeş
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: nereden edindiniz bunları? Kafanız çalışmıyor muydu? Bundan 20 yıl önce öyle değildiniz; ne oldu, iktidâra geldiniz; hangi parayla onları kazandınız, hangi rüşvetle aldınız, hangi kayırmacılıkla aldınız, hangi malı peşkeş çektiniz, hangi kamu malını size peşkeş çektiniz, hangi vergileri affettirdiniz, kimin kanına girdiniz, kime tecâvüz ettiniz, hangi devlet malını peşkeş çektiniz? Cevâb veremez hiç kimse.
Lüks Sarhoşluğu İçki Sarhoşluğundan Daha Vahîmdir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: «İçkili iken namâza yaklaşmayınız» (Nisâ 4/43); neden? Sarhoş aklı yerinde değil. Dünyâ sarhoşunu ne yapacağız? O nasıl namâza yaklaşacak? Lüks sarhoşluğunu, gösteriş sarhoşluğunu, şatafat sarhoşluğunu, «Desinler» sarhoşluğunu, rüşvet sarhoşluğunu ne yapacağız? Haram bir tek içki içmek mi? Dünyâ sarhoşluğunun yanında içki daha az. Sakın içmeyin de daha; rüşvet sarhoşluğunun yanında içki sarhoşluğu hiçbir değil; kamu malını yemenin sarhoşluğunun yanında içki içmenin sarhoşluğu hiçbir değil; ihalede yolsuzluk yapmanın sarhoşluğunun yanında içki sarhoşluğu hiçbir değil. Adam oturur, bir yetmişlik içer, devrilir; ikinci yetmişliği içemez; rüşvet sarhoşluğu doymak bilmiyor; kamu malını peşkeş çekmek bitmez.
Câmilerin Altına Dükkân-Alışveriş Merkezi Yapılması
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: câmi yaptırmakla mükellef kılmadı arz, bütün Müslümânlara mescid. Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin ihtişâmlı mescidi yoktu; yağmur yağdığında namâz kıldığı yer ıslanır, her tarafı çamur olurdu, öyle çıkardı mescidten. «Câmi yaptıracağız» diye sen kapı kapı para toplayamazsın; câmileri ticârethâneye çeviremezsin; câmilerin altına da dükkân yapıyorlar, alışveriş merkezleri kuruyorlar — yukarıda «Dünyâyı unutun» diyecek, aşağıda dünyâ! Sonra yönetim kurulu kira parası yüzünden kavga çıkarıyor birbiriyle. Neden? Caminin altında dükkâna kiraya vermişler. «Kur'ân kursu yapın oraya» dedim. Bakıyorlar gözümün içine.
Mü'mîni Kâfir-Münâfık-Mürted Sevmez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: imânın hakîkatine ermiş bir sûfîyi ancak imânın hakîkatine ermiş, mü'mîn olanlar sever. Mü'mîn sever mü'mîni; kâfir mü'mîni sevmez; münâfık mü'mîni sevmez; rüşvetçi mü'mîni sevmez; alaverecidalavereci mü'mîni sevmez. İçki haramdır dediğinde içkiciler seni sevmez; faiz haramdır dediğinde faizciler sevmez; rüşvet haramdır dediğinde rüşvetçiler sevmez. «Dînini siyâsete basamak etmeyin» dediğinde dînini siyâsete basamak edenler seni sevmez; «Dîninden geçinmeyin» dediğinde dînden geçinenler seni sevmez.
Resûlullâh Bile Sevilmedi: Bakara 2/120
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini Hıristiyânlar sevdi mi? Münâfıklar sevdi mi? Hayır, sevmedi. Cenâbı Hak Bakara 2/120'de buyurmuştur: «Sen onların dînine girmedikçe, onlar seni kabûl etmezler.» Eğer kâfirler seni kabûl ediyorsa, münâfıklar kabûl ediyorsa, mürtedler kabûl ediyorsa — bil ki sen imânın hakîkatine ulaşmadın. Sen münâfığın ta kendisisin.
Fenâ Hâline Ulaşan Sûfî: Kâfire Korku, Mü'mîne Selâmet
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o fenâ hâline gelen sûfî kâfiri korkutur, münâfığı korkutur, mürtedi korkutur, fâsıkı korkutur; ondan uzak dururlar. Hattâ bâzı kardeşlerimize dedikleri gibi: «Bizi onunla aynı yere getirme; bizi yan yana getirme.» Neden? Çünki mü'mînden korkar gayrimü'mîn olanlar. Onun içindeki o münâfıklık duygusu ona korku verir. Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri: «Hiçbir peygambere verilmeyen bir özellik bana verildi; o kâfirler benden kilometrelerce uzak olsalar da korkarlar; onların kalbine korku verildi» (Buhârî, Salât 56; Müslim, Mesâcid 5).
Bekā Hâli: Mü'mînlere Selâmet
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: fenâ hâlinden sonra bekā hâli mü'mînlere bir selâmetlik verir. Çünki fenâ hâline ulaşan bir mü'mînsûfî, başında üstâdı olmasa dahî onu zamânın pîri, zamânın kutbu nasîb eder. O hâle gelenin bekā hâlinde tecellî eder onu. Bekā hâliyle tatlandırır; hattâ bizatihi ona bekā hâliyle hâllendirir; veyâhud Aleyhisselâm'a görevlendirip onu bekā hâliyle hâllendirir ki o mü'mînlere ferahlık verir, sûfîlere eminlik verir, bir dinginlik verir.
Onları Gördüğünüzde Allâh Hâtırınıza Gelir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: hani büyükler dedi ya: «Onları gördüğünüzde sanki Allâh'ı görmüş gibi olursunuz; onlar temiz yüzlülerdir; onları gördüğünüzde Allâh hâtırınıza gelir; onların sohbetinde Allâh'ın sohbetinde oturmuş gibi olursunuz.» Hâl bu olur; ve o hâle gelen sûfî kalbi parlattı, kalbi tenvîr etti, kalbinin bağlarını kesti; artık o fenâ hâline ulaştı, bekā hâliyle hâllendi.
Hak Kapısında Boynu Bükük, Cihâd Meydanında Gözü Pek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o Allâh'ın-Hakk'ın kapısında perişân bir vaziyette boynu bükük durur; ama o iyilik meydanında koşuşturur durur; cihâd meydanında gözü pektir; iyilik meydanında gözü pektir; o hakkı ve hakîkati anlatmakta gözü pektir; onun gözüne korku inmez. Allâh ile hemhâl olduğundan dolayı onun kalbine Allâh'tan başka hiçbir şeyin korkusu gelmez; o korkuyu tanımaz bu manâda. Çünki kalbini O'na yasladı; kalbini O'na dayadı.
Sûfîliğin Üç Ana Dalı Tafsîl: Tevhîd-Tecrîd-Tefrîd
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: sûfîlik bir ağaca benzetelim; bunun üç ana dalı vardır. Tevhîd: manâsı imânına zerrece şirk bulaşmaması; onun imânına zerrece şirk bulaşmayacak, şirkten uzak duracak. Tecrîd: manâsı ihlâstır, ve sebeplere takılı kalmaktan kurtulmak; bütün fiiliyâtları Allâh'tan kesip O'na bağlamak. Tefrîd: manâsı her hâl ve olay karşısında Allâh'tan başkasından yüz çevirmek; Allâh'a her hâlde, ve her şeyde — yolizişâretkelâmlafız olmaksızın, dilsizdudaksızkulaksızyönsüzgözsüz — her şeyde Allâh'ı seyretmek, ve O'na bağlanmaktır. İşte bu hâle gelince bir derviş fenâyı yakalar.
Dünyâ Sevgisi Yerine Allâh Sevgisi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tevhîdin ana kâideleri vardır: her şeyde Allâh'ı gözetmek, Allâh'tan ayrılmaktan korkmak. Allâh sevgisi kabaran kimseye Allâh'ın cehenneminden korkusu kalmaz; ona ayrılık da oturur yerleşir. Bir şartı kulluk vazifelerini tam yerine getirmektir. Böyle yeni sûfîler oluştu: «Namâzsızoruçsuzzikirsiz böyle seviyoruz biz» filan; yok yalancı, onlar yol kesici, onlar ehli kâfir; buna inanarak söylüyorsa Allâh muhâfaza eylesin.
Tüm Varlığınla Allâh'ın Emirlerine Boyun Eğmek
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: bir şartı tüm varlığınla Allâh'ın emirlerine boyun eğmek: bir, zâhirî emirleridir ki bellidir, şerî'ati garrâdır; iki, bâtınî emirleridir ki kalbine gelen ilhâm, ve tecellîyâttır. Ver malını verirsin; imânın kemâle erdiğinde malın sana âit olmadığını bilirsin; hiçbir şeyin sana âit olmadığını bilirsin; ve hiçbir «Benim» diye sahiplenmezsin. Sözlerindedavranışlarındaniyetinde hiçbir dünyevî menfaat gözetmezsin. Her ânında Allâh'ın sana şah damarından daha yakın olduğunu idrâk edip o tefekkürde yaşarsın. Bu hâle geldiysen, evet sen o zaman gerçek bir sûfî oldun; Allâh bizi onlardan eylesin. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Müzzemmil 73/8-9'da Rabbinin adını zikretmekyalnız O'na yönelmeyi, sûfîliğin üç ana dalı tevhîdtecrîdtefrîdi, Kāf 50/16'da Allâh'ın şah damarından daha yakın olmasını, sûfîliğin samimiyet olmasını, kalbî aklı, müftünün fetvâsı yerine kalbe danışmayı, Bakara 2/152'de Allâh ile karşılıklı zikri, ahir zamân ümmetinin üstünlüğünü, lüksgösteriş sarhoşluğunu, câmilerin altına dükkân yapılmasını, mü'mîni kâfirmünâfığın sevmemesini, Bakara 2/120'yi, fenâ hâlinin kâfire korkumü'mîne selâmet vermesini, ve bekā hâlinin tecellîsini idrâk etmeye yöneltir.
Yemek Niyâzı ve Helâl-Haram Hassâsiyeti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: «Yâ Rabbî, paranınkadınınçocuğunmalınmülkünarkadaşındostunyoldaşın helâlini eyle; âmîn. Helâl olmayanları bizlerden uzak eyle; âmîn. Allâh'ı unutturacak, Resûlullâh'ı unutturacak (sallallâhu aleyhi vesellem), zikri unutturacak, namâzı unutturacak, orucu unutturacak, haccı unutturacak, zekâtı unutturacak, iyilikleri unutturacak, annemizibabamızıeşimiziçoluğumuzuçocuğumuzu unutturacak, her türlü şeyden bizleri uzak eyle; âmîn. Ecmaîn.» Bunların çünki hepsi de kalbî marâz ile alâkalıdır; kalbî marâz bir kimsenin içine girerse, ve oturur yerleşirse, o kimse Allâh muhâfaza eylesin yavaş yavaş münâfıklıktan kâfirliğe doğru gider.
Etrâftaki Ehli Zikre Olan Düşmanlık
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: zikrullâh yapanlara düşmandırlar; bu zikrullâhı sevmezler; kendileri de az zikrederler. Hattâ zikretmezler. Siz onlarla biraz teşvîki mesâîde bulunsanız Allâh'a hamd etmezler, şükretmezler ni'metlere karşı; ona göre o kazanmıştır, o yapmıştır, o etmiştir; Allâh'a hamd yoktur. Onlar yarım saatbir saat dolaşın, hattâ böyle yakınınızdaysa siz bir yemek yiyeceğinizde besmele çekerken bile bakar «Ne gereği var?» gibi. Yemekte besmele çekiliyor; veyâhud da bir lokantada hemen sessiz bir Tevhîd çekelim — lâ ilâhe illallâh — çekmez o; çekmez kalbinde marâz var.
Ehli Zikr Olmayanın Yemeği Kalbe Marâz Verir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: çekmeyen kimsenin yemeğini yeme; kalk parasını sen ödet; o yemek senin kalbine de marâz verir. Ehli zikr olmayanın yemeği kalbe marâz verir senin; evet tövbe etmen lâzım; hemen orada Allâh'ı zikretmenin üzerine zikret; hemen içinden zikret. O yemek sana marâz verir. Ehli zikr olmayan ehli dünyâ olan bir kimsenin yemeğini yerken besmele çekerek ye, Allâh'ı zikrederek ye; neden? O yemek de sana gaflet verir; o yemek de sana marâz verir. O yüzden sûfîler fark ettirmeden kendi içlerinden Allâh'ı zikrederek onu yerler.
Kalbî Akıl: Beyin Aklı Gibi Çalışır
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Allâh sana kalp yarattı; kalbine manevî bir akıl verdi; kalbine manevî bir göz, kulak, dil verdi; kalbine manevî bir dokunma duygusu verdi. Yukarıdaki beynine gözkulakdil hepsini de bağladığı gibi manevî olarak da kalbinin içerisine manevî bir akıl — ben ona «Kalbî akıl» diyorum — verdi. O manevî akla uyuyor mü'mîn. Onun da içinde kendine âit akıl vardır — biz ona ferâset nûru diyoruz. O zikrullâh ile harekete geçer; o takvâ ile harekete geçer; o haramlardan uzak durmakla harekete geçer; böyle kendiliğinden harekete geçmez. Îmân ile, ihsân ile, samimiyetle, ihlâs ile harekete geçer.
Allâh için Sevenler ve Arş Gölgesi Hadîsi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: Cenâbı Hak hadîsi kudsîde buyurmuştur: bizi peygamberlerine zikretecek, gökteki meleklerine tanıtacak, kendi dostlarına tanıyacak. Diyecek ki: «Âhir zamân ümmetinden, dünyâ o kadar onları sarmışken, nefs o kadar onları sarmışken, hevâ o kadar onları sarmışken, hadîsleri-âyetleripeygamberleri inkâr edenler etrâflarını sarmışken, onlar öyle bir topluluk ki birbirleriyle akrabâ olmadıkları halde Allâh için birbirlerini severler; toplandıklarında Beni zikrederler; aralarında maddî menfaatler yoktur. Onlar makâm içinmevki içinsiyâset içinoy içinparti içinbelediyede iş bulmak için toplanıp zikrullâh yapmazlar; onlar Allâh'ı zikrederler; ne âhiretdünyâ korkularıyla ne cennet sevdâsıyla ne kadın sevdâsıyla, sırf Allâh için toplananlar.»
Müminden Korkan Kâfir-Münâfığın Hâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: müminden korkar gayri mü'mîn olanlar; onun içindeki o münâfıklık duygusu ona korku verir. Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri buyurdu: «Hiçbir peygambere verilmeyen bir özellik bana verildi; o kâfirler benden kilometrelerce uzak olsalar da korkarlar; onların kalbine korku verildi» (Buhârî, Salât 56; Müslim, Mesâcid 5). Muhammed sallallâhu aleyhi vesellem tam manâsıyla îmânın kemâline erse, kâfirler korkar; ümmeti şimdi neden korkmuyorlar? Çünki bizim îmânımız îmânda hakîkate ulaşmadı. O yüzden korkmuyorlar; istedikleri gibi bizi şamar oğlanına çeviriyorlar; istedikleri gibi sömürüyorlar; istedikleri zaman kanımıza giriyorlar; şanımızışerefimizihaysiyetimizinamûsumuzu iki paralık ediyorlar; istedikleri zaman paramızı buz ediyorlar — mahallenin kabadayısının haraç aldığı gibi haraç alıyorlar; hem de bizdenmiş gibi görünenleri kullanaraktan yapıyorlar.
Mü'minin Allâh ile Konuşması: Affet ki Senin Nûrunla Göreyim
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî niyâzı tafsîl eder: kalbini tövbe ile temizleyip «Sübhânallâhi vebihamdihî, sübhânallâhi'lazîm vebihamdihî, estağfirullâhe'lazîm» diyerek kalbini parlat; sonra Allâh ile konuş: «Yâ Rabbî, tövbemi ettim; şimdi seni zikredeceğim; ben seni seninle zikretmek isterim; o temiz kalbe tecellîyâtının kokusu gelsin. Affet ki o sıfatlarının tecellîyâtı gelsin; affet ki senin sıfatlarının nasıl çalıştığını ben anlayım; affet ki ben marifet nûruyla nûrlanayım; affet ki ben ferâset nûruyla nûrlanayım; affet ki ben zikrullâh'ın nûruyla nûrlanayım; affet ki ben senin dilinle dileneyim; affet ki ben senin duyacak kulağı nasîb eyle; affet ki benim kalbimin kulağı, gözü, dili, hissiyatı çalışsın; ben o kalbimdeki senin nûrunla görenişitenkonuşanlardan olayım. Affet ki biz senin dostun olalım; affet ki senin velîlerinden olalım; affet ki biz bu dünyânın garîbleriyiz; sen bizim başımızı okşa, sakalımızı okşa, gönlümüzü okşa, elimizden tut, gözümüzden tut, kulağımızdan tut, gönlümüze tecellî et ki başka şeylere kaymasın.»
Hâtime Duâsı: Üstâdların ve Pîrlerin Ruhlarına Hediye
Sohbetin sonunda Mustafa Özbağ Efendi şu hâtime duâsını yapar: «Yâ Rabbî, hâsıl olan sevâbı Hz. İbrâhîm aleyhisselâm dostuna, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin rûhlarına, Çâri Yâri Güzîn'e, Aşerei Mübeşşere'ye, Ehli Beyt'e, İmâm Hasan, İmâm Hüseyn, 70 şühedâ-yı Kerbelâ'nın, ashâbı kirâmın, mezheb imâmları İmâmı A'zam Ebû Hanîfe, İmâm Şâfi'î, İmâm Mâlikî, İmâm Hanbelî hazretlerinin rûhlarına, pîr efendilerimizin rûhlarına, ve şu anda bulunmayan kardeşlerimizin merhumlarına hediye vâsıl ve hissedâr eyle yâ Rabbî; haberdâr eyle yâ Rabbî. Büyüklerimizin şefâ'atfeyzbereketini üzerimizden eksik eyleme yâ Rabbî. El-Kerîm el-Hayy el-Kayyûm, Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed; ümmeti Muhammed'in hatâ-kusurgünâhlarını setreyle yâ Rabbî; ümmeti Muhammed'in hatâ-kusurgünâhlarını affeyle yâ Rabbî. Sübhâne Rabbiyyelazîm; Estağfirullâhelazîm. Rabbim mülkün sâhibi; Rabbim berkerârî zemîn; Rabbim münkâr lesem bîn. Tövbe yâ Rabbî, Estağfirullâh; tövbe yâ Rabbî, lâ ilâhe illâ Allâh, kalbi anma estağfirullâh tövbe. Velhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Salavâtu'llâhi alâ seyyidinâ Muhammed.»
- Kur'ânı Kerîm: Müzzemmil 73/8-9; Kāf 50/16 (şah damarı); Ra'd 13/28; Bakara 2/152, 120; Nisâ 4/43 (sarhoş namâz); Ahzâb 33/41-42.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü's-Salât 56 (Korku); Kitâbü't-Tevhîd 15 (Beni anan).
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Mesâcid 5; Kitâbü'z-Zikr 2.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Da'avât.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned 4/228 (Vâbisa hadîsi: Kalbine danış).
- İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, İhlâs-Tevhîd-Riyâ kitâbları.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Tevhîd-Tecrîd-Tefrîd; Fenâ-Bekā bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn; el-Vâbilü's-Sayyib.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Tevhîd-Vahdet bahisleri.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât, Vahdeti Şuhûd-Bekā bahisleri.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Müzzemmil 73/8 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri (NASİHAT/8).
Sohbetin Tasnîfi: Bu 8. Nasîhat Sohbeti Müzzemmil 73/8-9'da Rabbinin adını zikretmekyalnız O'na yönelmeyi, sûfîliğin üç ana dalı tevhîdtecrîdtefrîdi, Kāf 50/16'da Allâh'ın şah damarından daha yakın olmasını, sûfîliğin samimiyet (dîni istismâr etmemek) olmasını, kalbî aklı (manevî akıl), Vâbisa hadîsinde «Müftü fetvâ verse de kalbine danış» talîmâtını, Bakara 2/152'de Allâh ile karşılıklı zikri, ahir zamân ümmetinin üstünlüğünü, Müslümânların lüksgösteriş sarhoşluğunu, kapitalist sistemin vahşetini, câmilerin altına dükkân yapılmasını, mü'mîni kâfirmünâfıkmürtedin sevmemesini, Bakara 2/120 mu'riz hakîkatini, Resûlullâh'ın kâfirlere kilometrelerce uzaktan korku verme hadîsini, fenâ hâlinin kâfire korkumü'mîne selâmet vermesini, bekā hâlinin tecellîsini, Hak kapısında boynu bükükcihâd meydanında gözü pek olmayı, ve hâtime duâsıyla pîrlereüstâdlara hediye niyâzını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri