Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

(NASİHAT/6) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 15.06.2023

Selamünaleyküm. Allah gönlünüze hayırlı eylesin ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin rabbim cümlemize ve cümle ümmeti. Muhammedi hakkı atılıp batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip. Hak yolun...


Mustafa Özbağ Efendi 6. Nasîhat Sohbeti'nde (NASİHAT/6, 15.06.2023) Âli İmrân 101. ve Nisâ 146. âyetlerini tefsîr eder: «Allâh'ın âyetleri size okunup dururken ve aranızda da O'nun Peygamberi bulunurken nasıl olur da inkâr edersiniz! Kim Allâh'a sımsıkı sarılırsa, şüphesiz ki o doğru yola iletilmiştir» (Âli İmrân 3/101); «Ancak tövbe edenler, durumlarınıhâllerini düzeltenler, Allâh'a sarılanlar ve dînlerini sırf Allâh'a hâs kılanlar — işte bunlar mü'mînlerle berâberdir» (Nisâ 4/146). Geçen hafta Allâh'ın dînine sarılmakla alâkalı sohbet edilmişti; bu hafta da adım adım yürümek için Allâh'a sarılmakla alâkalı sohbet edilmektedir. Allâh'a sarılmanın üç mertebesi vardır: avâmın sarılması (Kur'ân-Sünnete zâhirî sarılmak); havâsın sarılması (manevî bir kulpamuhabbetullâh'a bağlanmak); ve hâsü'lhâs sarılma (vasıtasız Allâh ile hemhâl olmak, sıfatsal tecellîyâtlara râm olmak). Üçüncü mertebede sûfî vasıtasız Allâh'ı tanır, sıfatsal tecellîyâtlara mazhar olur, müşâhededen de geçer; her şeyi bir sebebe bağlamaz, sebebi yaratan Yaratıcı ile hemhâl olur.

Âli İmrân 3/101 ve Nisâ 4/146: Allâh'a Sımsıkı Sarılmak

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Allâh'ın âyetleri size okunup dururken, ve aranızda da O'nun Peygamberi bulunurken nasıl olur da inkâr edersiniz! Kim Allâh'a sımsıkı sarılırsa, şüphesiz ki o doğru yola iletilmiştir» (Âli İmrân 3/101). Yâni sırâtı müstakîm kimdedir? Burada Allâh'a sımsıkı sarılmayı söylüyor; Allâh'ın dînine sarılmak bu kategorinin içerisindedir. Lâkin Allâh'ın dînine sarılmanın daha içsel yanı, daha derinlemesine zirvesi Allâh'a sarılmaktır. Bu Allâh'ın dînine sarılmanın içidir; ilmelyakîn, aynelyakîn, hakkelyakîn olarak üç mertebesi vardır.

İlmel-Yakîn-Aynel-Yakîn-Hakkel-Yakîn: Allâh'a Sarılmanın Üç Mertebesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: ilim olarak o kimse Allâh'ın varlığını, birliğini, peygamberini, dînini kabûl etti; ama aynelyakînde onu yaşamaya başladı; hakkelyakînde dediğimizde artık onunla hemhâl oldu. Allâh'ın öyle kulları vardır ki yer yüzünde yürürken onlar görüldüğünde Allâh hâtıra gelir; hakkelyakîn noktaya geldi, o görüldüğünde Allâh hâtıra geldi. Demek ki o hakkelyakîn noktaya gelince artık o kimse görüldüğünde Allâh hâtıra gelecek. Hattâ «Îmân nedir, İslâm nedir, İhsân nedir?» dediğinde, ihsânın zirvesi: Allâh'ı görüyormuşçasına ibâdet etmen, amel etmen, yaşamandır; bir çatal altı sonra: göremesen dahî o seni dâim gördüğünü hissederekten yaşamandır.

Tövbe Eden, Hâlini Düzelten, Dînini Allâh'a Hâs Kılan

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Nisâ 4/146'da buyurmuştur: «Ancak tövbe edenler, durumlarınıhâllerini düzeltenler, Allâh'a sarılanlar, ve dînlerini sırf Allâh'a hâs kılanlar — işte bunlar mü'mînlerle berâberdir.» O kimse günâh işledi, kusur etti veyâ etmedi; ama tövbe etti ve hâlini düzeltti; ahvâlini düzeltti; yanlışlıklardan doğruya, eksikliklerden sırâtı müstakîme yöneldi; ve Allâh'a sarıldı; ve dînini sırf Allâh'a hâs kıldı. Allâh nasıl ona dîni indirdiyse, sırf Allâh için dînini yaşadı — bu artık ihlâsın zirvesidir. O Allâh için dînini yaşıyor; artık hiçbir şey için değil; orta yerden bütün her şeyi kaldırdı; onun dînini yaşaması Allâh için oldu, Allâh'a hâs kıldı.

Avâmın Sarılması: Kur'ân-Sünnete Zâhirî Sarılmak

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: avâmın sarılması, geçen hafta anlattığımız Allâh'ın dînine sımsıkı sarılmaktır; yâni Kur'ân-Sünnete sarılmak. Bu işin zâhirine tâlib olup zâhir noktada Kur'ân-Sünnete sımsıkı sarılmak. Hani öyle Müslümânlar vardır ya, Kur'ân-Sünnete çok dikkat ederler, haramlarahelâllere dikkat ederler. Lâkin böyle bir tasavvufa girmek, böyle bir üstâdın elinden tutmak, böyle ayrı bir manevî yola girmek — böyle bir şeye ihtiyâç duymazlar; veyâ Türkiye'deki gündemden dolayı çekinirsakınırlar; ama karışmaz, «Ben et diye süt diye» derler. Bu tip insânlar Sûfî dilinden Allâh'ı sevme, Allâh'a yaklaşma yolunda olmadıklarından dolayı «Avâm» olarak nitelendirilir. Halk tâbiriyle «Kıl beşi bitir işi» derler. Bunlar Allâh'a sarılmanın avâm kısmı, birinci hâlidir.

Havâsın Sarılması: Manevî Kulpa Bağlanmak

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: ikinci hâl havâsın Allâh'a sarılmasıdır. Yâni ilmelyakînden sonra aynelyakîni yaşayan bir kimsenin sarılmasıdır. O da nedir? Zâhir ve bâtını terk edip sağlam bir manevî kulpa bağlanmak. Bu kulp Allâh'ın ipi hükmünde muhabbetullâhtır. Bu tâbiri câizse ehli tarîkatın hâlidir; artık o işin zâhirbâtın tarafını geçer, manevî bir kulp bulur kendine. O manevî kulp nedir? Allâh sevgisidir; Allâh'a muhabbet beslemektir; onun manevî kulpu Allâh'ı sevmektir, Allâh'a yakın olmaya çalışmaktır. Muhabbetullâh'a erişen bir kimse de gerçekten Allâh'a ulaşmış sayılır.

Hâsü'l-Hâs Sarılma: Vasıtasız Allâh ile Hemhâl Olmak

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: üçüncü hâl tâbirimizle «Hâsü'lhâs» hâlidir. O hâle gelenler, bu gruba müntesib olanlar artık masivâdangafletten kendilerini el çekmişlerdir. Bu grupta olanlar hevâ-hevesinden geçmişler. Bu grupta Allâh'a sarılanlar artık işin fetvâsını bırakmışlar; daha içsel bir yürüyüşe, daha içsel bir derinliğebir hâle ulaşmışlar. Artık onlar bu konuda içtihâdla filân değil, kalbe gelen ilhâmla hareket ederler. Bu mertebede sûfî vasıtasız Allâh ile hemhâl olur, O'nu tanır, O'nun sıfatsal tecellîyâtlarına râm olur, sıfatlar tecellîlerine mazhar olur. Bu Enfâl 8/40 âyeti kerîmesine mazhâr olmaktır: «Allâh sizin dostunuzdur; O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır.»

Vahyin Üç Türü: Direkt-Aracılı-Bir Şeyin Arkasından

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: vahy üç türlüdür: bir vahy vardır direkt Cenâbı Hak kuluna vahyeder; bir vahy vardır Allâh bir Elçi kullanaraktan vahyeder; bir vahy vardır Allâh bir şeyin arkasından seslenir — Hz. Mûsâ'ya seslendiği gibi, ağacın arkasından seslendiği gibi (Şûrâ 42/51). Bir vahyde aracı vardır Cebrâîl aleyhisselâm gibi peygamberlere vahyettiği gibi. Cebrâîl ile Kur'ân'ı indiriyor; Cebrâîl ile bâzı şeyleri söyletiyor.

Cebrâîl'in Üç Âmîn Hadîsi: Vahy Kur'ân Olmaksızın da Olur

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: Resûli Ekrem efendimiz hutbeye çıkıyordu; bir adım attı, «Âmîn» dedi; bir adım daha attı, «Âmîn» dedi; bir adım daha attı, «Âmîn» dedi. Dediler ki: «Yâ Resûlallâh, hikmet ne her adımda 'Âmîn' dedin?» Buyurdu ki: «Cebrâîl Kardeşim geldi, dedi ki: Kim Ramazân'a ulaşır da affolmazsa Allâh ve melekler ona la'net etsin; ben de 'Âmîn' dedim. Ardından dedi ki: Kim annebabasına ulaşır da onlara hizmet edip cennetlik olmazsa, Allâh ve melekler ona la'net etsin; ona da 'Âmîn' dedim. Üçüncüsünde dedi ki: Bir toplulukta senin adın anılır da o toplulukta sana salâtu selâm getirilmezse, Allâh ve melekler onlara la'net etsin; 'Âmîn' dedim» (Tirmizî, Da'avât 100; İbn Hibbân; Hâkim, el-Müstedrek). Demek ki Cebrâîl aleyhisselâm Kur'ân âyetleri olmadan da Hz. Peygambere vahyetti oluyor.

Hikmet de Vahyin Bir Nev'idir: Sünneti Senîye

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Biz her peygambere verdiğimiz gibi ona da Kitap'la berâber Hikmet verdik» (Bakara 2/231; Nisâ 4/113; Âli İmrân 3/164). Hikmeti söylüyor, lâkin hikmetin ne olduğunu beyân etmiyor. Demek ki ona Hikmet de vahyedildi. Demek ki onun kalbine Kur'ân ile berâber, ahiretten Kur'ân'ı açıklasınanlatsınyaşasın diye ayriyetten ayrı bir vahy var: Hikmet. Bütün ulemânın ortak noktası Hikmet nedir? Hadîsi şerîflerdir; Sünneti Senîyedir. Demek ki her vahy âyeti kerîme değil; Kur'ân ayrı, hikmet ayrıdır.

Cibrîl Hadîsi: İmân-İslâm-İhsân Vahyi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: bir örnek daha — meşhûr «Îmân nedir, İslâm nedir, İhsân nedir?» hadîsi şerîfi vardı (Buhârî, Îmân 37; Müslim, Îmân 1). Resûli Ekrem efendimiz şunu buyurdu: «Cebrâîl Kardeşim geldi, size dîninizi öğretmek istedi.» Bakın bu da vahy oldu. Ayriyetten Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri için âyeti kerîme: «O hevâ-hevesinden konuşmadı; o her şeyi Allâh'ın istediği gibiemrettiği gibi konuştu» (Necm 53/3-4). Demek ki vahy sâdece Kur'ân ile sınırlı değil.

Allâh Kulun Kalbine İlhâm Eder mi? Sahîh Rü'yâ ve İlhâm

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: niçin bu vahy mes'elesini anlattım? Direkt: Allâh bir kulun kalbine ilhâm eder mi? Elcevâb: ver işte! Allâh'a sarılanlar, üçüncü hâlde hakkelyakîn noktasında olanlar, onların gönüllerine Cenâbı Hak ilhâm eder mi? Evet. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin hadîsi şerîfi: sâlih rü'yâlar peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. O zaman sâlih bir rü'yâ Allâh'ın o kimseye ilhâmı mı? Evet. Bunun üzerinde şüphemiz var mı? Hayır. İşte Allâh'a böyle sımsıkı sarılanlar — vasıtasız Allâh ile hemhâl olan, O'nu tanıyan, sıfatsal tecellîyâtlarına râm olan, sıfatlar tecellîyâtlarına mazhâr olan kimseler — Enfâl 8/40 âyeti kerîmesine mazhâr olmuşlardır.

Allâh'ın Nûru: Önde-Arkada-Yanda-Sağda-Solda

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: artık onlar Allâh'ın dostlarıdır, ve Allâh ne güzel dosttur, ne iyi dosttur, ne Azîz dosttur. Onlar artık önlerinde, arkalarında, yanlarında, sağlarında, sollarında Allâh'ın nûru ile yürürler. Aslında herkes Allâh'ın nûru ile yürür; ve lâkin herkes onun idrâkinde değildir; yoksa Allâh'ın nûru bütün kâinâtı sarmıştır. Bütün kâinâtı sardığı halde biz o Allâh'ın nûrunu görmektenanlamaktanidrâkten uzağız; o yüzden biz Allâh'ın nûrunun içinde yürüdüğümüzün farkında değiliz. Lâkin Allâh'a dostlar, Allâh'a sımsıkı sarılanlar, önlerindearkalarındayanlarındasağlarındasollarında Allâh'ı nûruyla yürüdüklerini, Allâh'ın nûruyla yaşadıklarının farkındadırlar.

Müşâhededen de Geçmek: Vasıtasız Yürümek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: artık onlar o nûr üzerine giderler ki o nûr üzerine gidenler, o sımsıkı sarılanlar sırâtı müstakîmdedir; onların yolu direkt sırâtı müstakîmdedir. İşte «Kim Allâh'a sımsıkı sarılırsa o doğru yola iletilmiştir» âyeti kerîmesi onun üzerinde tecellî etmiştir. Onlar bu manâda Cenâbı Hakk'ın sıfatlarını hayretten hayrete, perdeden perdeye müşâhede ederler. Hattâ öyle bir hâl olur ki onlar müşâhededen de geçerler. Çünki müşâhede bunun bir alt noktasıdır. Onlar bu müşâhededen de geçerler, ve hayâtlarını vasıtasız bir şekilde dînî hayâtlarını, Allâh ile olan dostluklarını artık vasıtasız bir şekilde yürütürler. Her şey bir sebebe bağlıdır; onlar için artık sebebin bir hükmü kalmamıştır; sebebi yaratan Yaratıcı ile hemhâl olurlar; o Yaratıcı ile görürler.

Hâtime Duâsı: Ferâset Nûruyla Görenlerden Eylesin

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: bu konu biraz daha genişletilebilirdi; lâkin bu kısacık zamâna bu kadar elek yazdıklarımız bu kadar oldu. Hakkınızı helâl edin. Cenâbı Hak idrâkimizi arttırsın; Cenâbı Hak gönlümüzdeki ferâset nûrunu arttırsın. Rabbim ferâset nûruyla görenlerden eylesin; ferâset nûruyla anlayanlardan eylesin; ferâset nûruyla yaşayanlardan eylesin. El-Fâtiha. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Âli İmrân 3/101'de Allâh'a sımsıkı sarılmayı, Nisâ 4/146'da tövbehâl düzeltmedîni Allâh'a hâs kılmayı, Allâh'a sarılmanın üç mertebesini (avâmhavâshâsü'lhâs), vahyin üç türünü (direktaracılıarkasından), Cebrâîl'in üç âmîn hadîsini, Hikmet'in vahy olmasını, sâlih rü'yânın peygamberliğin 46 cüzü olmasını, Enfâl 8/40'ta Allâh'ın güzel dost olmasını, ve müşâhededen de geçip vasıtasız Allâh ile hemhâl olmayı idrâk etmeye yöneltir.

  • Kur'ânı Kerîm: Âli İmrân 3/101 (sımsıkı sarılan); Nisâ 4/146 (tövbehâl düzeltme); Enfâl 8/40 (ne güzel dost); Şûrâ 42/51 (vahyin türleri); Necm 53/3-4 (hevâdan konuşmadı); Bakara 2/231 (Kitâb-Hikmet); Nisâ 4/113 (Hikmet); Âli İmrân 3/164.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Îmân 37 (Cibrîl hadîsi).
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 1 (Cibrîl hadîsi).
  • Süneni Ebû Dâvûd.
  • Süneni Tirmizî, Da'avât 100 (Üç âmîn hadîsi).
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İbn Hibbân, Sahîh; Hâkim, el-Müstedrek (Üç âmîn hadîsi).
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Acâ'ibü'l-Kalb; İhsân-Tevhîd.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Avâm-Havâs-Hâsü'l-Hâs bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye.
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Âli İmrân 3/101 tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri (NASİHAT/6).

Sohbetin Tasnîfi: Bu 6. Nasîhat Sohbeti Âli İmrân 3/101'de Allâh'a sımsıkı sarılan kimsenin doğru yola iletilmesini, Nisâ 4/146'da tövbe edip hâlini düzeltenlerin mü'mînlerle berâber olmasını, ilmelaynelhakkel yakîn üç mertebesini, ihsânın iki kademesini (Allâh'ı görüyormuşçasına / O seni dâim görüyormuşçasına), Allâh'a sarılmanın üç mertebesini (avâmın Kur'ân-Sünnete sarılması, havâsın muhabbetullâh kulpuna bağlanması, hâsü'lhâsın vasıtasız Allâh ile hemhâl olması), vahyin üç türünü (direkt-Cebrâîl aracılıbir şeyin arkasından), Cebrâîl'in üç âmîn hadîsini, Hikmet de vahy olduğunu, Cibrîl hadîsinin de vahy olmasını, Necm 53/3-4'te Resûlullâh'ın hevâdan konuşmadığını, sâlih rü'yânın peygamberliğin 46 cüzü olmasını, Enfâl 8/40'ta Allâh'ın ne güzel dost olmasını, ve müşâhededen de geçip vasıtasız Allâh ile hemhâl olan hâsü'lhâs sûfîlerin sırâtı müstakîmde yürümesini tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri