Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde makām ehlinin yaşadığı manevî hâlleri tafsîl eder. Makām sâhiplerinin kendilerine göre kendi dâirelerinde özellikleri vardır. Mesela huzûr vardır; o huzûr ehli olmuştur. Huzûr ehli olunca Allâh'ın varlığını ve birliğini derinlemesine hisseder ve bilir; bu onda derinlemesine, uçsuz bucaksız bir huzûr oluşturur. «Allâh var, gam yok» derler ya, evet. Allâh'ın varlığı onda derin bir huzûr, derin bir îmân oluşturur. Bu makām sâhiplerinde vec hâli vardır; vec hâli nedir — o kimse her dâim manevî olarak coşkulu, manevî olarak heyecânlı ve sevinç içindedir, iç dünyâsında. Onun coşkusu, heyecânı ve sevinci hiç bitmez; o iç dünyâsındaki coşkusunuheyecânınısevincini normal bir kimse kaldıramaz dışarıya akseder zaman. Hani «çatlaktan su kaçırır» derler ya. Testinin içinde ne varsa dışarıya çıkar: testiye yağ koyarsan yağ sızar, su koyarsan su sızar, şarap koyarsan şarap sızar — testinin içinde ne varsa dışarı sızar. Manevî makām ehlinde de bu manâda vec hâli — vec, «yön» manâsında değil; sevinçcoşkuheyecân demek. Onun heyecânı bitmektükenmek bilmeyen bir hazîne gibidir; herkes yorulur, o yorulmaz; herkes kedere batar, o batmaz; herkes hüzünlenir, o sevinç çığlıkları atar; herkes sevinç çığlıkları atar, o hüzün ârâlığı atar — bitmez bu makāmla alâkalıdır. Bu sevincinheyecânın içerisinde derinlemesine bir iç huzûrsükûnet vardır onda — bu enteresan kutuplarda gidip gelmek gibidir; bir tarafta heyecânsevinçcoşku hâkim, ama diğer tarafta iç huzûrdinginliksükûnet hâkim. Okyanus dibi gibidir; sevinç ve coşku dalgalanmış bir okyanusun yüzü gibi metrelerce çıkar, vurur, kırar, döker, yıkar, batırır, çıkarır, rafting yaptırır; ama iç dünyâda öyle bir dinginlik, öyle bir sükûnet, öyle bir iç huzûr vardır ki oraya atsan kendini cennete girdim zannedersin. Bu sohbet makām ehlinde huzûr hâli, vec hâli, derûnî dinginliksükûnet, ve Allâh'a aşıklıkvec gibi manevî hâller bahisleri ile tafsîl olunur.
Makām Ehlinin Dâiresel Özellikleri: Huzûr Hâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: makām sâhiplerinin kendilerine göre kendi dâirelerinde özellikleri vardır. Mesela huzûr vardır; o huzûr ehli olmuştur. Huzûr ehli olunca o, Allâh'ın varlığını ve birliğini derinlemesine hisseder, ve bilir. Bu onda derinlemesine, uçsuz bucaksız bir huzûr oluşturur. Hani «Allâh var, gam yok» derler ya — evet. Allâh'ın varlığı onda derin bir huzûr, onda derin bir îmân oluşturur. Cenâbı Hak Ra'd 13/28'de buyurur: «Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh'ı zikretmekle huzûra erer.» Huzûr makāmındaki sûfî bu âyetin tecellîsini yaşamış, kalbi mutmain olmuştur. «Allâh ne kadar çok, ben ne kadar yokum» idrâkı onda yerleşmiştir; bu idrâk huzûrun kaynağıdır.
Vec Hâli: Bitmeyen Manevî Coşku
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: bu makām sâhiplerinde vec hâli vardır. Vec hâli nedir? O kimse her dâim manevî olarak coşkuludur; her dâim manevî olarak heyecân ve sevinç içindedir, iç dünyâsında. O iç dünyâsında onun coşkusu, heyecânı ve sevinci hiç bitmez. O kendi iç dünyâsındaki coşkusunu, heyecânını, sevincini normal bir kimse kaldıramaz; dışarıya aks ettir zaman. Hani çatlaktan su kaçırır — çatlak su kaçırır ya. Testinin içinde ne varsa dışarı çıkar: testiye yağ koyarsan yağ sızar, su koyarsan su sızar, şarap koyarsan şarap sızar — testinin içinde ne varsa dışarıya sızar. Manevî makām ehli de aynıdır; iç dünyâsındaki coşku ve neş'e dışarıya sızar, çevresine yansır. «Vec» burada «yüz/yön» manâsında değil; sevinçaşkcoşku manâsındadır.
Bitmek Tükenmek Bilmeyen Hazîne
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: onun sevinci, normalde coşkusu, onun heyecânı bitmek tükenmek bilmeyen bir hazîne gibidir. Herkes yorulur, o yorulmaz; herkes kedere batar, o batmaz; herkesin hüzünlenir, o sevinç çığlıkları atar; herkes sevinç çığlıkları atarken o hüzün ârâlığı atar — bitmez. Bu makāmla alâkalıdır. Bu zıt kutuplara gidiş gelişin sırrı vardır: makām ehli halkın hâline ters bir hâl yaşar; çünki halk dünyâ üzerinden hâlleniyor, makām ehli ise Cenâbı Hak üzerinden hâlleniyor. Cenâbı Hak ile irtibâtı kuvvetli olduğu için, dünyânın inişiçıkışı onu sallayamaz. Cenâbı Hak Yûnus 10/62-63'te buyurur: «Allâh dostlarına ne korku vardır, ne de mahzûn olurlar.»
İçeride Sevinç-Coşku, İçeride Sükûnet-Dinginlik
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: bu sevincinheyecânın içerisinde derinlemesine bir iç huzûrsükûnet vardır onda. Bu böyle enteresan kutuplarda gidip gelmek gibidir: bir tarafta heyecânsevinçcoşku hâkim, ama diğer tarafta iç huzûrdinginliksükûnet hâkim. İç huzûr, dinginlik, sükûnet okyanus dibi gibidir. Sevinç ve coşku dalgalanmış bir okyanus gibidir; yüzü dalgalı, metrelerce çıkar; vurur, kırar, döker, yıkar, batırır, çıkarır, rafting yaptırır. Ama iç dünyâda öyle bir dinginlik, öyle bir sükûnet, öyle bir iç huzûr vardır ki oraya atsan kendini cennete girdim zannedersin.
Dış Heyecân, İç Dinginlik: Makām Sırrı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: o dışarıdaki rafting'i yaşayacaksın ki iç dünyâya girebilirsin. O rafting'e dayanmazsan iç dünyâya, iç huzûra erişemezsin. O yüzden sûfînin dışı heyecânsevinçpaldır küldürörnek — ama iç dünyâsı müthiş bir dinginlik, müthiş bir huzûr, müthiş bir teslîmiyet, müthiş bir sükûnet vardır. Makām onu o noktada tutar. Lâkin böyle yukarı çıktığında, kafasını kaldırdığında hangi dalganın seni çarpacağı belli değildir; ve o rafting seni nereye götüreceği belli değildir. Dümeni yok, küreği yok, tutunacak kulpu yok — müthiş heyecândır, müthiş bedirdir; ama derinlerde büyük bir sükûnet, büyük bir iç huzûru, büyük bir dinginlik vardır.
Koy Gibi Derinler: Tecellîyât Sırrı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: orası koy gibidir. Orada hep huzûr sırrı, orada hep tecellîyâttır; yukarıda ise fırtına devâm eder. Bu makām sâhiplerinde o iç dinginlik ve huzûr, ve yukarıdaki coşku ve heyecân — Allâh'a karşı hem derin bir sevgi hem de muhteşem bir aşıklık tecellîyâtıdır. Derin bir sevgi, alttaki sükûnet, aşıklık hâli ise üstteki heyecândır, vec hâlidir. Çünki aşıklık bir kararda kalmaz; aşıklık bir parıltıdır, alev gibidir, dalgalı denizdir. Mahabbet ise sâbittir, derindir, sâkindir. Sûfî bu ikiyi de yaşar: derin mahabbet (alttaki sükûnet) + dinamik aşk (üstteki coşku).
Mahabbet ve Aşıklık: İki Boyut Birden
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: bu makām sâhiplerinde mahabbet ile aşıklık aynı anda vardır. Mahabbet derin sevgidir, sâbittir; alttaki dinginlik ve sükûnet onun emâresidir. Aşıklık ise dinamik tecellîdir; üstteki heyecân ve coşku onun emâresidir. Her büyük velînin hâlinde bu iki boyut bulunur: hem mahabbet, hem aşk. Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî hazretlerinin Mesnevî-i Şerîf'inde, Dîvânı Kebîr'inde bu iki boyut açıkça görülür: kâh derin bir tefekkür, kâh coşkulu bir aşk; kâh sükûnet, kâh kıyâm. İmâmı Rabbânî hazretleri de Mektûbât'ında bu hâli anlatır: sûfî derinleştikçe iki boyut kalbinde aynı anda yer alır.
Cennet Cümbüşü: Allâh'a Karşı Aşk Hâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: bu makām ehlinin iç dünyâsı bir cennet cümbüşü gibidir. Allâh'a karşı derin bir sevgi (mahabbet) ve aynı zamanda muhteşem bir aşıklık tecellîyâtı — bu iki boyut bir araya geldiğinde sûfî manevî yolculuğun zirvesindedir. Cenâbı Hak Mâ'ide 5/54'te buyurur: «Allâh onları sever, onlar da Allâh'ı sever.» Bu mütekabil sevgidir; sûfî Allâh'ı sever, Allâh da onu sever; bu sevgi karşılıklıdır. Hadîsi kudsî de buyurur: «Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devâm eder, ben de onu severim. Onu sevdiğim zaman onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum» (Buhârî, Rikāk 38). Bu manevî zirvenin tarîfidir.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni makām ehlinin dâiresel özelliklerini (huzûr hâli, vec hâli), Allâh'ın varlığıbirliğinin verdiği uçsuz bucaksız huzûru, vec hâlinin bitmeyen manevî coşkusu olduğunu, «Çatlaktan su kaçırır» misâliyle iç hâlin dışa yansımasını, sevinçcoşkunun içinde derûnî sükûnetdinginliğin olduğunu, dış heyecâniç dinginlik dengesini, ve mahabbet ile aşıklığın aynı anda yaşandığını idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Mâ'ide 5/54 (Allâh onları sever, onlar da Allâh'ı sever); Yûnus 10/62-63 (Allâh dostlarına korkumahzûnluk yoktur); Ra'd 13/28 (kalpler zikrullâhla huzûra erer); Fecr 89/27-30 (mutmainne nefs); Tevbe 9/100 (Allâh onlardan râzı, onlar da Allâh'tan râzı).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikāk 38 (kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devâm eder); Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
- Süneni Tirmizî, Süneni Ebû Dâvûd, Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Mahabbet-Şevk-Üns-Rızâ-Vec bahisleri.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Vec-Vücûd-Sahv-Sekr bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye; Fusûsu'l-Hikem.
- Hazreti Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, Dîvânı Kebîr (mahabbet ve aşk tecellîleri).
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn (Mahabbet-Şevk bahisleri).
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât (Mahabbet-Aşk düalitesi).
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti makām ehlinin dâiresel özelliklerini, huzûr hâlinin Allâh'ın varlığıbirliğini derinlemesine hissetmek olduğunu, vec hâlinin bitmeyen manevî coşkuheyecânsevinç olduğunu, «Çatlaktan su kaçırır» ve testi misâlleriyle iç hâlin dışa sızdığını, makām ehlinin yorulmazbatmazbitmez bir hazîne sâhibi olduğunu, sevinçcoşku içinde derûnî iç huzûrdinginliksükûnetin (okyanus dibi gibi) bulunduğunu, dış rafting+iç koy dengesi ile makāmın o noktada tutulduğunu, ve mahabbet (alttaki sükûnet) ile aşıklığın (üstteki heyecân) aynı anda yaşandığını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri