Kim Bilir Nerde Ne Yaptın Ki Cenâb-ı Hak Sana Bir Mürşid Verdi
Kim bilir nerde ne yaptın ki Cenâb-ı Hak sana bir mürşid-i kâmili nasîb etti. Bu, mürşide kavuşmuş bir mürîde söylenmiş bir nimet hatırlatmasıdır. Mürşid-i kâmile kavuşmak Allâh’ın büyük bir lutfudur; her kula nasîb olmaz. Bu nimete eren mürîd hayrette kalır: «Ben ne yaptım da Allâh bana bu nimeti verdi?» Cevap belki bilemez; ama şükretmesi gerek.
Mürşide Kavuşmak — Büyük Bir Lutuf
Mürşid-i kâmile kavuşmak büyük bir lutuftur. Allâh kâinâtta mürşid-i kâmilleri sayar; her zaman ve mekânda az bulunurlar. Bunlardan birine kavuşmak — eski deyimle «ona uçmak» mertebesidir. Çünkü bu kavuşma rastlantısal değil; Allâh’ın bir tertibi.
«Kim Bilir Ne Yaptın» — Geçmişten Bir Sebep
«Kim bilir ne yaptın» ifâdesi geçmişten bir sebebe işâret eder. Belki çocukluğunda Allâh için yapılmış bir amel; belki büyüklerinin duâsı; belki dedelerinin sâlih oluşu; belki ailenin Kur’ân okuyuşu. Bütün bunların biri veya birkaçı bu nimete sebep olmuş olabilir. Mü’min bilemez; ama şükredebilir.
Anne-Baba Duâsı — Önemli Sebep
Anne-baba duâsı önemli bir sebep olabilir. Sâlih bir anne çocuğu için Allâh’a duâ eder: «Yâ Rab, evlâdımı doğru yolda eyle, mürşide kavuştur.» Bu duâ kabûl olunur; ve çocuk büyüdüğünde mürşide kavuşur. Geriye baktığında «annemin duâsı sebep olmuş» der. Mü’min anne-babasına bu duâyı yapması için niyâz etmelidir.
Şükür — Mürîdin Vazîfesi
Şükür mürîdin vazîfesidir. Mürşide kavuşmuş mürîd her gün şükretmeli: «Yâ Rab, bu nimete beni lâyık kıldın; sana şükür.» Şükür nimeti artırır. «Eğer şükrederseniz, nimetlerimi artırırım» (İbrâhîm 7). Şükretmeyen ise nimeti kaybeder. Bu yüzden şükür kritik.
Nimete Lâyık Olmak — Sürekli Çaba
Mürşid nimetine lâyık olmak sürekli çabadır. Mürîd bu nimeti aldıktan sonra rahat oturamaz. Sürekli kendini geliştirmeli; mürşide lâyık bir mürîd olmalı. Hizmet etmeli, sohbete gelmeli, vird çekmeli, sünnet üzere yaşamalı. Eğer ihmâl ederse, nimete sırt çevirmiş olur; ve Allâh nimeti geri alabilir.
Hayret Hâli — Mâneviyâtın Bir Belirtisi
«Ben ne yaptım da Allâh bu nimeti verdi?» hayreti mâneviyâtın bir belirtisidir. Yâ’nî mürîd kendi değersizliğini görüyor; nimetin büyüklüğünü görüyor. Bu hayret onu tevâzuya götürür. «Ben hak etmedim, Allâh lutfetti» düşüncesi onu Allâh’a yaklaştırır. Hayretsiz mürîd kendini büyük görür; ve nimete edebsizlik eder.
Niyâz — Nimete Lâyık Mürîd İçin
Niyâz: «Yâ Rab, bana mürşid-i kâmil nasîb ettiğin için sana şükür. Bu nimete lâyık bir mürîd olmamı nasîb et. Hayretle ‘ben ne yaptım da bu nimeti aldım’ diyen bir mürîd eyle. Şükretmeyi unutmayan, nimeti küçümsemeyen bir kul yap. Anne-babamın duâlarının bereketini hayâtımda yaşatmamı nasîb et.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi şükür ehli mürîdler eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Şükür, Nimet. → Tasavvuf Sözlüğü