Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette «Kibir, insâna herkesi kusurlu gösterir» nükresini tafsîl eder. O kibir herkesi kusurlu gösterir sana. Adam dervîş, ama buradaki dervîşleri kusurlu görüyor; horhakîr görüyor; ikinci sınıf vatandaş görüyor. Kendisi birinci sınıf vatandaş. «Hocam sizden ders alsam, ama sohbetlerinize gelmesem? — Hayırdır ya? — Ne bileyim, oradaki arkadaşlar… — Evet, bizim arkadaşlar. — Ben de avâmım; sen bizden ders alma. — Öyle demek istemedim ya. — Ne demek istedin ya?» Vardır böyle: çevrede, ililçelerde de vardır; bayanların içerisinde de, erkeklerde de vardır. Bunlara ben çok şâhit olmuşumdur: «Sen çok iyisin hocam; ama arkadaşlar öyle değil». Kibir buradaki bir dervîşten kendini üstün görüyorsan kibirlisin. Kibirliysen aslâ cennete giremezsin. Aslâ cennete giremeyen kimlerdir? La'netlik amel işleyenlerdir. Şimdi insânlar sûfîlere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Müslümânlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Üstâdlara, dervîşlere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. İlâhiyâtçılar, diyânetçiler sûfîlere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Kibirlerinden dolayı bakıyorlar; hiçbirisi de cennete giremez. Çünki onlar herkesi kusurlu görürler.
Kibir Herkesi Kusurlu Gösterir
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: o kibir herkesi kusurlu gösterir sana. Şimdi adam dervîş, ama buradaki dervîşleri kusurlu görüyor; horhakîr görüyor; ikinci sınıf vatandaş görüyor. Kendisi birinci sınıf vatandaş. Buraya giremez o. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Çok kınayan, alaycıların hepsi» (Hümeze 104/1) buyurmuş; başkalarını kusurlu gören kibirliler bu vasfa düşer.
«Sizden Ders Alsam, Sohbete Gelmesem» Misâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî misâli tafsîl eder: «Hocam sizden ders alsam, ama sohbetlerinize gelmesem?» — Hayırdır ya? — «Ne bileyim, oradaki arkadaşlar…» — Evet, bizim arkadaşlar; avâm. Ben de avâmım; sen bizden ders alma. — «Öyle demek istemedim ya». — Ne demek istedin ya? Ne demek istedin sen? Bu hâl gizli kibrin tezâhürünü ortaya koyar; kişi kendini sûfî kardeşlerden üstün görmektedir.
Kibirli: Cennete Giremez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: kibir buradaki bir dervîşten kendini üstün görüyorsan kibirlisin. Kibirliysen aslâ cennete giremezsin. Aslâ cennete giremeyen kimlerdir? La'netlik amel işleyenlerdir. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez» (Müslim, Îmân 147).
Sûfîlere ve Müslümânlara Tepeden Bakanlar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: şimdi insânlar sûfîlere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Müslümânlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Üstâdlara, dervîşlere, onlara, bunlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. İlâhiyâtçılar, diyânet kısmı sûfîlere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Kibirlerinden dolayı bakıyorlar; hiçbirisi de cennete giremez. O kibir onda olduğu müddetçe giremez.
Kusur Aramak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: çünki neden? Onlar herkesi kusurlu görürler. Anne vardır — herkes kusurludur, anne kusurlu değildir. Baba vardır — herkes kusurludur, o kendisi kusurlu değildir. Kusurunu kabûl etmeyen, hatâsını kabûl etmeyen, yanlışlığını kabûl etmeyen — kibir vardır onda. O kibirli kimse de Allâh'ın sevmediği, la'net ettiği kimsedir.
Karıncadan Daha Aşağı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: yok öyle bir şey yok. Kendini karıncadan bile üstün görmedi (Resûlullâh efendimiz). O da mahlûkât, sen de mahlûkâtsın. Hele sende o kibir varken sen karıncadan daha aşağısın; sen karıncadan daha aşağısın. Hz. Süleymân aleyhisselâm karınca sözünden mütebessim olmuş, Allâh'a hamd etmiştir (Neml 27/18-19); bu hâl en büyük peygamberin bile karınca ile aynı yaratıkmertebede olduğunu kabûl ettiğini gösterir.
Manevî Necâset Kokusu
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: kibirlilerde manevî bir necâset kokusu vardır. Kibirlilerde burnun koku alıyorsa anlarsın onu. Burnun koku alması lâzım. Hani Hazreti Pîr diyor: «Burnun senin neden koku almaz bilir misin? Senin burnun koku almaz, çünki manevî değil. Manevî olmuş olsaydı koku alacaktı». Etrâfında kusur arayıp, kusurlu bulup ona tepeden bakan kimse kibirlidir.
Karıştırma Misâli ve Kalkanlar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî misâli tafsîl eder: şimdi şeyh efendi ile birkaç kişi yemek yiyoruz. «Mustafâ Efendi, sen karıştırmayı seversin» dedi. «Severim efendim». «Hadi karıştır». Ben şimdi böyle bir tepsi var, çorba az kaldı içinde. Ben ne varsa atıyorum içine; sofrada kahvaltı bu kadar bir tepsi var; içine atıyorum ne varsa. Salatayı varıncaya kadar attım; tatlıyı varıncaya kadar attım. Birkaç kişi kenara çekildi — hani onu yiyemeyecekler. A bir karıştırdım ben. Şeyh Efendi de karıştırdı. «A Mustafâ Efendi, senin karışımın çok güzel oluyor» dedi. Şimdi 1-2-3, ayrıldılar. Şimdi biz kaşıklıyoruz; gerçek tâbi olan odur.
İçinin Kalkması: Kibrin Tezâhürü
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: hâ, hepsi dervîş! Birine döndü. «Ne oldu? Aa, için mi kalktı?» dedi. «Yiyemeyeceğim efendim» dedi. «Sen ne oldun? Aa» dedi. Ona döndü. «Sen de mi yiyemeyeceksin? » dedi. «Efendim?» — «Ne bileyim» dedi. Ondan sonra: «Şeyhinin yediğini nerede yiyemeyeceğim» dedim. Kibirlilik, işte başka bir şey değil — kibirlilik. Şeyh taş yese taş yi.
Şeyhin Ders Verdiği Kimseyi Beğenmemek
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: şeyhin ona değer vermiş, ders vermiş; ona kıymet vermiş ders vermiş ona. Her ders alan dervîş kıymettedir. Sen şeyhinin kıymet verdiği, ders verdiği kimseyi beğenmeyeceksin? Öyle mi? Defol git; durma burada. Bu hâl şeyhin tasarrufuna karşı çıkmanın doğrudan dergâhtan ihrâcı gerektiren bir kibir tezâhürü olduğunu ortaya koyar. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni kibrin kusur aramaya yol açtığını idrâk etmeye, ve şeyhin ders verdiği her dervîşi kıymetli görmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Hümeze 104/1; Hucurât 49/11-12; Neml 27/18-19; A'râf 7/12-13; Lokmân 31/18.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Edeb.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 147, Kibir hadîsi.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Birr 61.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce, Zühd 16.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Kibir ve kusur arama bahsi.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî, Manevî necâset bahsi.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Kibir ve Tevâzu Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet kibrin herkesi kusurlu gösterdiğini, «Sizden ders alsam, sohbete gelmesem» misâlini, kibirlinin cennete giremeyeceğini, sûfîlere ve müslümânlara tepeden bakanları, kusur aramayı, karıncadan daha aşağı olmayı, manevî necâset kokusunu, karıştırma misâli ve kalkanları, içinin kalkmasının kibrin tezâhürü olduğunu, ve şeyhin ders verdiği kimseyi beğenmemeyi tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Kibir ve Tevâzu Sohbetleri