Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

Hzs (NASİHAT⧸18) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 29.02.2024

Me. Kaya diye. Araf tutamla yuv. Arafatta cye balda. Yuvalı im dür yan söner yan diğerim dönütü yan senden k hem olay çok zemzemden kad kemay dermiş unuz canine. K olmuşum imine deriş yuzır canine. K ...

https://www.youtube.com/watch?v=NnT5p1sX7Es

Mustafa Özbağ Efendi 18. Nasîhat Sohbeti'nde (NASİHAT/18, 29.02.2024) Nisâ Sûresi 142. âyetini tefsîr eder: «Münâfıklar Allâh'ı aldatmaya çalışırlar; halbuki Allâh onları aldatır; onlar namâza kalktıkları vakit tembel kalkarlar; insânlara gösteriş yaparlar; Allâh'ı pek az zikrederler» (Nisâ 4/142). Demek ki münâfıklar ne yapıyorlarmış? Allâh'ı aldatmaya çalışıyorlarmış; namâzı tembel kalkıyorlarmış; insânlara gösteriş yapıyorlarmış. Ayrıyeten de Allâh'ı çok az zikrediyorlarmış. Kur'ânı Kerîm üç tip insândan bahseder bize: birisi kâfirler, münâfıklar, diğeri de mü'mînlerdir. Mekkei Mükerreme'de genelde âyeti kerîmeler müşrikler üzerinedir; kâfirlerle, müşriklerle alâkalı âyeti kerîmeler iner. Münâfıklarla alâkalı Medînei Münevvere'de çok âyeti kerîme vardır; sebebi şu: artık Medînei Münevvere'de İslâm kuvvetlidir; İslâm kuvvetli olunca oradaki bilhassa Yahûdîler, ve oradaki müşrik kimseler bu sefer Müslümânmış gibi kendilerini göstermeye başlarlar. Mekke'de İslâm kuvvetli değildir Müslümânlar olarak; o yüzden Mekke'de böyle bir münâfıklık söz konusu değildir. Münâfıklığa ihtiyâç yoktur; ama ne zaman Müslümânlar Medînei Münevvere'de güçlenmeye başlayınca münâfıklık akımları Medînei Münevvere'de başlar.

Table of Contents

Nisâ 4/142: Münâfığın Dört Vasfı

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Münâfıklar Allâh'ı aldatmaya çalışırlar; halbuki Allâh onları aldatır; onlar namâza kalktıkları vakit tembel kalkarlar; insânlara gösteriş yaparlar; Allâh'ı pek az zikrederler» (Nisâ 4/142). Bu âyette münâfığın dört vasfı tasvîr edilmiştir: 1) Allâh'ı aldatma teşebbüsü, 2) Namâzda tembellik, 3) Gösteriş, 4) Az zikretme.

Mekke-Medîne'deki Münâfıklığın Farkı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: Medînei Münevvere'de artık İslâm hem sistemdevlet olarak, hem askerî-siyâsî-ekonomikiçtimâî mes'elelerde her şeyi eline alır; artık orada güç Müslümânlardır. Hz. Ömer radıyallâhu anh hazretleri kendi halîfeliğinde kâfirlerin gönlünü İslâm'a ısındırmak için verilen zekâtı keser; «Müslümânlar kuvvetli; bir Hıristiyân'ın gönlünü, bir Mûsevî'nin gönlünü almanın bir anlamı yoktur» der.

Yahûdîlerin Münâfıklığı: Gündüz Müslümân, Gece Hıyânet

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: Medînei Münevvere'de İslâm kuvvetli olduğu için orada Müslümânmış gibi görünenler hastalık halinde ortaya çıkar. İlk ortaya çıktığı kimseler Yahûdîlerdir; öylesine münâfıklık yaparlar ki tâbiri câizse gündüz Müslümânlarla beraberdir, gece yine yapacaklarını yaparlar. Münâfıklarla alâkalı âyeti kerîmelerin birçoğu Yahûdîlerle alâkalıdır.

Hz. Huzeyfe'nin Listesi: Resûlullâh Münâfıkları Bilirdi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri o münâfıkları bilirtanır; ama açıklanmasına müsâade yoktur. Hz. Huzeyfe el-Yemânî radıyallâhu anh'a münâfıkların listesini verir; o gün için münâfıkların lîderi konumunda olan, münâfıkları organize edenleri verir. O liste sırrı kıyâmete kadar saklı tutulur; çünki ifşâ İslâm toplumunu parçalar.

Münâfığın Sabah ve Yatsı Namâzına Gelmemesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: hadîsi şerîfte Resûli Ekrem efendimiz buyurur: münâfıklara zor gelen sabah ve yatsı namâzıdır; o münâfıklar sabah namâzıyla yatsı namâzını kılmaz. Öğlen, ikindi ve akşam namâzında mescide gidiyorlar, kendilerini orada gösteriyorlar; ama sabah namâzına ve yatsıya gelmiyorlar. Sabah ve yatsı namâzını kasten terk etmek münâfıklık alâmeti olarak hadîslerde sâbittir.

Amelî ve İ'tikādî Münâfıklık Farkı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: amelde münâfıklar var: söylediğinde yalan söyler; emânete hıyânet eder; verdiği sözü yerine getirmez. Bunlar amelde münâfıklıktır; bir kimse amelde münâfıklık ediyor. Bir de asıl sıkıntılı olan i'tikādda münâfıklıktır. Onlar sizin yanınıza gelirler, inanmış gibi davranırlar; hattâ buraya gelir, derviş gibi davranır.

Bizim Dergâha Münâfık Niye Gelmez

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: bizim içimize çok gelmezler; buraya gelir derviş gibi davranır derken söz misâli söyledim. Bizde para yok, pul yok, makâm yok, mevki yok, parti yok, purti yok; buraya gelmezler. Onlar burada gösteriş yapsa kime gösteriş yapacak; çalım satacak kime çalım satacak. Burada koltuklar zaptedilmiş vaziyette; karşıda koltuklarda oturanlar «Politbüro» gibi! Burada makâm yok; o yüzden gelmezler.

Münâfığın Asıl Vasfı: Allâh'ı Az Zikretmek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak en önemli özelliklerden, bakın özellik olarak koymuş, tanıtıyor: bunlar namâza zar zor kılıyorlar, gösteriş yapıyorlar; en önemlisi Allâh'ı az zikrediyor. Bu çok mühim. Müfessirler genel ibâdetlere alıyorlar; lâkin değil. Burada Cenâbı Hak zikr olarak kastediyor — zikr, başka bir ibâdet değil. Bir önceki cümlede namâz vardı; ardından âyet «Az zikrederler» diyor; demek ki bu zikr namâzdan başkadır.

Beni Zikredin Ben de Sizi Zikredeyim: Bakara 2/152

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Bakara 2/152'de buyurmuştur: «Beni zikrediniz; ben de sizi zikredeyim.» Eğer bu zikri namâz olarak alsaydık, «Sen namâz kıl, ben de namâz kılayım» manâsı çıkardı; bu mümkün değildir. Cenâbı Hak namâz kılmaz; oruç tutmaz; lâkin zikreder. Demek ki âyetteki «Zikr» bir başka ibâdet değil; doğrudan zikr'dir.

Kalbin İki Hastalığı: Fizikî ve Manevî

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: hastalıklar ikidir: birisi fizikî, ikincisi kalbî. Bunların her ikisi de tedâvi edilmesi gerekir. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Hiçbir hastalık yoktur ki Cenâbı Hak şifâsını önden yaratmamış olsun» (Buhârî, Tıbb 1). Eskiler «Marâz» derdi kalbî olana. Asıl sıkıntı kalbî marâz olanlardır; onların kalplerinde sıkıntı vardır.

Kalp ve Şeytân: Zikrullâh Olmazsa Şeytân Yerleşir

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: hadîsi şerîfte kalp ev gibi, dükkân gibi: eğer içinde zikrullâh varsa şeytân çekip gidiyor; eğer içinde zikrullâh yoksa şeytân geliyor kalbin ortasına oturuyor. Vazifesi sana vesvese vermek; Allâh'ın üzerinde bile vesvese veriyor. Şeytân kalpte oturursa «Sen Allâh'ı zikrediyor musun?» diye vesvese veriyor; senin şeyhin, peygamberin, Allâh'ın üzerinde de vesvese yapıyor.

Münâfıklığın Tedrîcî İlerlemesi: Amelî'den İ'tikādî'ye

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: bunu unutmayın: yol münâfıklık yolu amelî gevşeklikten i'tikādî gevşekliğe doğru götürür insânı. O kimse sâdece namâz kılmıyor; namâz kılmayanlar da Müslümân, mü'mîn, hattâ Hanefî'ye göre kendince kapı aralıyor. Hanefî'ye göre namâzı terk eden küfre düşmedi denilir; lâkin hadîslerde «Namâzı kasten terk eden küfür ehlidir» diye sâbittir. Yavaş yavaş amelî münâfıklıktan i'tikādî münâfıklığa gidersin; oradan da küfre yol açarsın.

Tevbe 9/125: Kalpte Hastalık Olanlara Âyet İmansızlık Katar

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Tevbe 9/125'te buyurmuştur: «Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, Allâh katından indirilen âyetler onların imansızlık varına imansızlık katar; ve sonunda kâfir olarak ölüp giderler.» Demek ki o kalbî marâz münâfıklık insânın içinde durduğu yerde durmaz; o seni yavaş yavaş kâfirliğe götürür; ömrünün sonunda küfrüne sebep olur; kâfir olarak ölür gidersin.

Hurma Satıcısı Sahâbe Tövbesi: Tafsîl ve Tövbe Gücü

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: Medînei Münevvere'de bir sahâbe hurma satıyor; bir kadın geliyor; sahâbenin gönlü kayıyor; «Evde daha güzeli var» diyor; kadını eve götürüyor; tâbiri câizse elliyor, öpüyor onu. Kadın diyor: «Allâh'tan korkmaz mısın sen?» Bırakıyor; koşa Hz. Ebû Bekir efendimize gidiyor: «Yâ Ebû Bekir, günâh işledim, böyle yaptım». Hz. Ebû Bekir: «Kimseye söyleme; Allâh'a tövbe et» diyor. Hz. Ömer efendimize koşuyor; aynı sözü söylüyor: «Kimseye söyleme; Allâh'a tövbe et; Allâh tövbe edenlerin tövbelerini kabûl eder». Yine kalbi mutmain olmuyor. Koşa mescide gidiyor; mescidde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleriyle berâber ikindiyi kılıyorlar. Namâz kılındıktan sonra sahâbe sesli bir şekilde Allâh'ı zikrediyor; tesbîhâtlar oluyor; zikrullâh oluyor. Kalkıyorlar; sahâbe diyor ki: «Yâ Resûlallâh, derdim var.» Söyle. Anlatıyor: «Ben böyle böyle yaptım; pişmân oldum; döndüm geri; bıraktım; daha ileriye gitmedim.» Allâh resûlü de aynı şeyi söylüyor: «Sen bizimle berâber ikindi namâzını kıldın mı?» «Kıldım; bizimle berâberdim.» «Git; Allâh senin günâhını affetti!» Bakın namâzı terk etmek yok; cemâat de yok; ikindi namâzında berâber kıldı, zikrullâh yapıldı — o şahsın günâhı affedildi.

Maraz'dan Kurtulmanın Yolu: Günlük Virdleri Çekmek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: kalbi marâzlı kalpler Allâh'ı zikrederler; o yüzden derim ki günlük virdleri çekin, tazeleyin kalbinizi, yenileyin, ihmâl etmeyin. Günlük virdini çek; devâmlı Allâh'ı zikretmeye çalış; namâzını kaçırma, namâzına dikkat et; Ramazân orucuna dikkat et; hattâ nâfile oruç tutmaya gayret et; yediğineiçtiğine dikkat et; kazandığına dikkat et. Dünyâ gelip geçici; o haram senin kursağında değil, kalbine takılı kalacak. O haramla beslenen vücud aslâ ihyâ olmayacak; haramla beslenen vücud aslâ îmân üzerine yürümeyecek; o haramla besleniyor. Çünki harama meyleden kimse, harama meyleden kimse aslâ îmâna ermeyecek. Allâh muhâfaza eylesin; âmîn.

«Allâh'ı Öyle Zikret ki Sana 'Deli' Desinler»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Allâh'ı zikretmek lâzım; cemâatle zikretmek lâzım; oturduğundakalktığındayanlarınızın üzerindenamâzı kıldıktan sonra Allâh'ı zikrediniz ayeti kerîmesi var. Allâh'ı öyle zikrediniz ki size «Deli» desinler. Adamın marâzı çıkar meydana; anında başlar dökülmeye; böyle biraz da hani elavuçtan görsün, böyle incenarin dursan, seni güçsüz görsün. Döker kalbindeki marâzı komple. Bu kafa sallayanlar İslâm'da olmadığını, böyle zikrullâhın İslâm'da olmadığını, bu zikrin olmadığını, «Namâz zikirdir» diye sayar da sayar — yeter ki sen bu zikrullâh'ı ona anlatma; bu zikrullâh'ı ona söyleme; bu zikrullâh'ı sen ona meyletme. Sen Müslümân gördün, mü'mîn gördün, takvâ gördün, beş vakit namâzında gördün — o kimse bu zikrullâh'tan dolayı ne olduğunu görürsün; gerçeğini görürsün.

Kalbi Mühürlenenler: Muhammed 47/29 Uyarısı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Muhammed Sûresi 29. âyette buyurmuştur: «Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allâh'ın kalplerindeki kinlerini ortaya çıkarmayacağı mı sandılar?» (Muhammed 47/29). Demek ki Allâh onun kalbindeki kîni, marâzı ortaya çıkaracak. Hele çok basittir benim böyle tecrübem: Allâh'ı zikretmek lâzım; cemâatle zikretmek lâzım; oturduğundakalktığındayanlarınızın üzerindenamâzı kıldıktan sonra Allâh'ı zikredin âyeti kerîmesi var. Allâh'ı öyle zikredin ki size «Deli» desinler.

Kalbi Marâzlının Dili de Marâzlıdır

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: kalbi marâzlı isa dili de marâzlıdır; çünki kalp dükkân, dil tüccârıdır onun. Kalbi marâzlı kimse zikrullâh'a çağırıldığında dökülür meydana: hadîsi şerîflerin sahîh olup olmadığından söze başlar; sen fetvâcı başı mısın, İmâmı A'zam mısın? Senden kim fetvâ istedi? O kalbindeki kîni ortaya çıkarır; mezheblere gerek yok diyecek, hadîslere şüphe atacak, sûfîlere laf söyleyecek; çünki kalbinde marâz var.

İmam-Hatip'teki Hocaların Fitnesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: sen göndermişsin İmâm-Hatîb'e çocuğum dîni bütün olsun diye. İmâm-Hatîb'teki o zırtapoz hoca onun kalbine hadîsi şerîflerin sahîh olmadığına dâir fitneyi koyacak. Onun kalbine «Mezheblere gerek yok» diyecek; fitneyi koyacak. Bu, modern selefitarihselci akımların kuşatmasıdır; ümmeti içeriden bozma projesidir.

Annen-Baban-Eşin-Çocuğun: Zikrullâh Turnusoldur

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: annen olabilir, baban olabilir, deden olur, ninen olur, eşin olur, çocuğun olur, arkadaşların olur, dostların olur, kim olursa olsun — zikrullâh turnusol kâğıdı gibi o kimsenin kalbini ortaya döker. Bu câhillikle bilmemezlikle alâkalı değil; câhilse bilmiyorsa öğrenir, dinler. «Demek ki böyleymiş, ben böyle bilmiyordum» der; veyâhud kalbinde şüphe varsa «Bu konuyu araştırayım» der.

Münâfıkâne Yolculuk: Ramazân'da Dubai-Bahama Tatili

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: bir kısım Müslümânlar Ramazân'da yolculuğa çıkıyorlar, seyâhate çıkıyorlar; ne zamân geleceğim belli değil benim çıktı seyâhate. Tâtile gidiyor; Dubai'ye tâtile giden var Ramazân'da; Bahama Adaları'na tâtile giden var Ramazân'da. Bunlar sonradan oluştu bu tip Müslümân tiplemeler. Aslında bunlar tarih boyunca vardı, lâkin saklanıyorlardı; böyle gevşeyince ortalık rahat atlayınca bunlar artık saklanma ihtiyâcı duymuyorlar. Oruçtan kaçmanın yolunu buluyorlar; kendilerince fetvâ çıkarıyorlar.

Cemâatlere Oruç Kefâreti Ödemenin Münâfıklık Müşâhedesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: bâzı hocalar var; fetvâ veriyorlar: «Senin oruç tutmana gerek yok, sen zenginsin; ver parayı, oruç kefâretini öde; bizim tarîkata ver, bizim cemâate ver, fukarâya ver.» Adam diyelim oruç kefâreti olarak filanca tekkeyecemâate 20.000 lira veriyor; oruçtan kurtuldu! Bir de orada «Ooo Mustafa beyler, hoş geldiniz; cıkı buraya, bu tarafa oturun; sen kalk yavrum, abin gelsin otursun.» Tabiî o önemli, para verdi. Bu münâfıklığı körüklüyor.

Tarîkata Giriş Sebebi: Nefse Tokat Vurmak Yerine Onu Pohpohlamak

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: işin bu tarafı var: adam bir tarîkata, cemâate giriyor «Kur'ân-Sünnet öğreneyim» diyor. Onun nefsinin üzerine tokat vuracağına, onun nefsini terbiye edeceğine, biz onu daha ayyuka çıkarıyoruz: «Filânca beyler, gelmiş; Murtazâ kalk oradan, o otursun.» Murtazâ gelen adamı çiğniyor mu? Tabiî, «Sen kimsin beni burada makâmdan ediyorsun?» diye işte. Onun nefsini pohpohlayan, o münâfıklığı doğru yol gidiyor.

Ehli Zikre Düşman Olanların Yemeğini Yememek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: zikrullâh yapanlar Allâh'a hamdşükr etmezler; nimetleri kendi gayretine bağlar; o yapmıştır o kazanmıştır o etmiştir; Allâh'a hamd yoktur. Yarım saatbir saat dolaşın onunla; siz bir yemek yiyeceğinizde besmele çekerken bile bakar «Ne gereği var?» gibi. Ehli zikr olmayanın yemeği kalbe marâz verir; sen ona Allâh'ı zikrederek yemek ye; tövbe et; yoksa yemek de gaflet verir.

Yemek Niyâzı: Rabbim Helâlinden ve Nûrlu Tarafından Nasîb Eyle

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: hattâ niyet edersin: «Yâ Rabbî, şu yemeğin helâlinden ve nûrlu tarafından bana nasîb eyle; âmîn. Bu yediğimiiçtiğimi nûr eyle; âmîn. Yediğimiziiçtiğimizi helâl eyle; âmîn. Bir misâfirliğedavete gittiğimizde de helâlinden eyle; âmîn. Helâl ise bize nasîb eyle; helâl değil ise bizden uzak eyle; âmîn. Paranınkadınınçocuğunmalınmülkünarkadaşındostunyoldaşın helâlini eyle; âmîn. Allâh'ı-Resûlullâh'ızikrinamâzıorucuhaccızekâtıiyilikleriaile fertlerini unutturacak her türlü şeyden bizleri uzak eyle; âmîn.»

Beş Vakit Namâz ve Tesbîhâtın Kefâret Sırrı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: az zikrullâhtan kurtulmak istiyorsanız ilâcı şu: beş vakit namâzını kılacaksın; namâzdan sonra Sübhânallâh-Elhamdülillâh-Allâhu Ekber zikrini yapacaksın. Hadîsi şerîfte: deniz köpükleri kadar olsa günâh affolur. Bunları kim yaparsa, yüzüncüsü olarak «Lâ ilâhe illallâh vahdehû lâ şerîke leh, lehü'lmülk ve lehü'lhamd, ve hüve alâ külli şey'in kadîr» derse, deniz köpükleri kadar günâhı affolur. Sakın namâzını terk etme.

Sahâbenin Tövbe Kıssası: Hurma Satıcısı ve Resûlullâh

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: Medînei Münevvere'de bir sahâbe hurma satıyor; bir kadın geliyor; sahâbenin gönlü kayıyor; «Evde daha güzeli var» diyor; kadını eve götürüyor; öpüyor. Kadın «Allâh'tan korkmaz mısın?» deyince bırakıyor, koşa Hz. Ebû Bekir efendimize gidiyor; «Yâ Ebû Bekir günâh işledim» diyor; o «Kimseye söyleme, Allâh'a tövbe et» diyor. Hz. Ömer'e koşuyor, aynı söz. Mescide gidiyor; ikindi namâzını Resûlullâh ile beraber kılıyor. Namâz sonrası zikrullâh oluyor; sonra Hz. Peygamber'e «Yâ Resûlallâh, derdim var» diyor; her şeyi anlatıyor. Resûlullâh: «Sen bizimle beraber ikindi namâzını kıldın mı?» «Kıldım, bizimle beraberdim.» «Git, Allâh senin günâhını affetti!»

İbn Arabî: Günâh İşlediğin Yerde Hemen Allâh'ı Zikret

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Muhyiddîn İbn Arabî hazretleri ne diyor: «Günâh işlediğiniz yerde hemen Allâh'ı zikrediniz; hemen Allâh'ı zikret.» Bu büyük bir tövbe ilmidir. Sakın ha zikrullâhı terk etme; namâzını terk etme; cemâatinicemiyetini terk etme. Hangi dergâha gidiyorsan git; hangi üstâda bağlandıysan beni ilgilendirmiyor; hangi mezhebtenırktansın beni ilgilendirmiyor. Ümmetin hâli ilgilendiriyor.

18 Yıl Abdullâh Efendi'yi Müşâhede: Sürekli Zikr

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk hâtırasını tafsîl eder: ben 18 yıl Abdullâh Efendi'nin yanında kaldım; uzun yolculuklar yaptık; o «Şeyh oldum» deyip de zikirsiz kaldığını hiç görmedim. Bana da ölçü oldu; devâmlı zikrederdi; elinde tesbîh durmaz. Arabaya biner, oturur; tesbîh elinde başlar; ellerini kavuşturur; arabanın önünde «Çatçatçat» hafif yakaza olur, hâl görür, hâlinde konuşur; arada bir horlar; sonra bakınır «Neredeyiz?» diye. Öğlen vakti namâz kılmaya durur. Hânefî'ye göre oturduğun yerde uyuklamak abdesti bozmaz; iki dizinin üzerinde, bağdaş kurarak oturuyorsun; uyukladıysan abdest bâkîdir.

Zikrullâhtaki Uyku: Allâh'ın Lutfu

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: zikrullâhtaki uyku Allâh'ın lutfudur, ni'mettir; o dünyânın en kaliteli uykusudur. Sakın pişmân olma; ama böyle her gecede dersini çekeceksen rahat koltuğa oturup horul horul uyumayacaksın. Bağdaş kurmuşsun, oturuyorsun; oturdun yerde böyle — rahat koltuk değil. Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri mescidde i'tikâfa girdiğinde koltuğun üstüne oturmadı; iki dizinin üzerinde otur, uyu! Helâlhoş olsun: dünyânın en kaliteli uykusu, en güzel uykusu; gördüğün rü'yâ sahîh, gördüğün hâl sahîh, yakaza sahîh.

Kalbi Mühürlenmek: Sağır-Kör-Dilsiz Hâl

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: tövbe edip geri dönmezsen kalbi mühürlenenlerden olursun. Çünki öyle bir hâle gelirsin, sen kendini dahî tanımaktan uzak olursun; kendini tanımlayamadın, veyâ durdun i'tikādî mes'eleyi doğruymuş gibi kabûl edip orada kalırsın. Seni Cenâbı Hak orada bırakır; sen orada kaldığını görürsün; ama yine de gözün kör olduğundan orada kaldığını da görmekten uzak olursun; kulağın sağır olduğundan sen hakîkati de duymazsın; birisi sana tebliğ etse kalbine gelmez. Çünki kalbin mühürlü; kalbin mühürlenir gider kendi kendine. «Ben böyle olmam» diye de düşünme; bu yol herkese açık; bu yol herkese açık — peygamberine bile diyor ki: «Seni onlardan ayırırım, kalbini onlara doğru çevirme; gönlünü onlara doğru çevirme.» O Kur'ânı Kerîm'le alay eden, zikrullâh'a alay eden, Müslümânlarla alay eden, mü'mînlerle alay eden, onlara iftirâ eden, onlara laf söyleyen, onları kendince kendinden üstün gören — kendini dînden üstün gören, Kur'ân'dan-Sünnetten-Allâh'tan-Kitap'tan üstün gören kimseye doğru gönlün meyl etmesin; orada kalıverirsin.

Murtazâ'nın Koltuğu: Tarîkat İçinde Pohpohlanan Nefs

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: bizde para yok, pul yok, makâm yok, mevki yok, parti yok, purti yok — buraya gelmezler. Onlar burada gösteriş yapsa kime gösteriş yapacak? Çalım satacak kime çalım satacak? Burada şakşak yok, alkış yok, «O filânca beyefendiler hoş geldiniz» yok. Oturacak yer yok zâten; oturacak yeri de Murtazâ zaptetti, oraya oturdu zâten; kimse de onun yerine oturamıyor. Oturacak yer de yok; gelsin birisi Murtazâ'yı oradan kaldırsın — mümkün değil. Bunun gibi normalde yok — makâm yok, koltuk yok; koltuklarda zaptedilmiş vaziyette; karşıda onlar normalde koltuklarda oturanlar «Politbüro» gibi! Tâbî makâm yok burada; o yüzden gelmezler. Bizde öyle münâfıklık aramızda dolaşmaz. Adam evlenecektir — gideyim burada evlendiriyorlar derim; ben de buradan bağırıyorum: «Burası evlendirme memurluğu değil» diyorum; o da kalıyor. Bu sefer «İş bulma kurumu değil» diyorum; o da kalıyor. Biz de böyle bir menfaatin üzerine bir kimsenin kendisini değiştirmeye gerek yok. Adam gelecek yalın ayak başı kabak; burada oturacak Allâh'ı zikredecek; durum bu.

Kalbi Marâzlının Dili Marâzlı: Hadîs İnkârı, Mezheb İnkârı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: kalbi marâzlı isa dili de marâzlıdır. Sâkin ol, dinle; sâkin ol, dinle. O kendisini çıkaracak meydana. Kalbi marâzlı kimse oturup zikrullâh'a çağırıldığında dökülür meydana: hadîsi şerîflerin sahîh olup olmadığından söze başlar. «Sen fetvâcı başı mısın? İmâmı A'zam mısın? Senden gelip fetvâ isteyen var mı?» Senden gelip fetvâ istiyorlarsa, sen hangisi sahîh hangisi değil ayrıştırma ilmine sâhib olman lâzım; sana ne? Lâkin oradan girecek senin kalbine de fitneyi koyacak; veyâhud da o okulda gencecik çocuğun kalbine fitneyi koyacak. Sen göndermişsin İmâm-Hatîb'e «Çocuğum dîni bütün olsun» diye; İmâm-Hatîb'teki o zırtapoz hoca onun kalbine hadîsi şerîflerin sahîh olmadığına dâir fitneyi koyacak; onun kalbine «Mezheblere gerek yok» diyecek; fitneyi koyacak. Çünki kalp dükkân, dil tüccârıdır onun.

Hayre ve Şerre Kapı Açmak: Belediye Başkanı Pavyonu Hadîsi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Kim hayre bir kapı açarsa, oradan geçen bütün hayrın sevâbından alır; kim şerre bir kapı açarsa, oradan geçen bütün şerrin günâhından alır» (Müslim, Zekât 69; İbn Mâce, Mukaddime 14). Sen bir tane belediye başkanı seçtin mi seçtin; o adama getiriyorlar: «Ben filânca yere bir tane pavyon açıyorum» diyorlar; adam altına imzâ atıyor mu, atıyor. Yardımcısına attırıyor; yardımcısı onun adına atmıyor sanki; atıyor mu, atıyor imzâyı. O pavyondan olan bütün haramlardan o belediye başkanı pay alır. Sen ona oy attıysan, sen de bütün kötülüklerden nasîb alıyor musun? Alıyorsun! Hadîsi şerîf bu konuda nettir; oy hesâbı budur. O yüzden zikrullâh'ı söyleyince kime söylerseniz söyleyin, hemen marâzı dökerler ortaya; hemen açar kendini.

Türkiye'nin 130 Partisi: Hangisi Dînî Parti?

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: bana «Hocam, başınıza bir tane — burnu kesik kölede — tâyin edildiyse ona itâ'at edin» hadîsi şerîfini önüme koyarlar. Sen de dersin: «Devlet başkanı mısın? Değilsin. Neyin? Siyâsî parti liderisin. Türkiye'de 130'un üzerinde siyâsî parti var. Hangi birini destekleyeceğiz? Hangi birini emir seçeceğiz?» Bütün siyâsî partiler de Türk ilke ve inkılâpları dâiresinde kuruluyor; hepsi de anayasa ilkelerine bağlı kalacağına dâir parti kuruyorlar. Böylece olunca bütün siyâsî partiler lâik sistemin üzerine parti kuruyor; lâik sistemin üzerine parti kurunca o parti de lâik oluyor. Şimdi sen ona «Müslümân bunlar, mücâhid bunlar; yürüyoruz arkasından, gidiyorsunuz İslâm'ı onlar getirecek» diye düşünüyorsun. Bir bakmışsın adam malımülkü almış götürmüş hamûduyla; her biri zengin olmuş; dünün beş parasız adamı milyonlarla milyon dolarlarla ilgileniyor.

Refah-Milli Selâmet-AK Parti: Genelevleri Kapatan Kanûn Yok

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: kravatı tuttum: «Bu kimin?» dedim. «Avrupa'dan» dedi. «Bu kravatsız olmuyor değil mi?» dedim. «Bana dînî partiyi söyle bu» dedim. Şimdi durdu; bir diyemiyor. Ben söyleyeyim dedim: en başta Refah Partisi değil mi? Ondan önce Millî Selâmet Partisi, Refah Partisi değil mi? Bir tane kanûn çıkardı mı genelevleri kapatılsın diye, meyhâneler kapatılsın diye, kumar yasaklansın, fâ'iz yasaklansın diye? Yok. Onun içinden çıktı AK Parti, öyle değil mi? Evet. Bir tane kanûn çıkardı mı? Yok. Daha fuhuşa cezâ veriliyordu, cezâdan çıktı; kumar serbest, fuhuş serbest, içki serbest, eşcinsellik serbest, Allâh'ın la'netlediği bütün her şey serbest. Şimdi bunu biz dînî bir parti olarak mı göreceğiz? Görürsen küfre düşersin; kelimei şehâdet getir!

Lâik Sistem ve Diyânet'in Lâikliği: Anayasa Mahkemesi Kararı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: kuruluşu Türkiye Cumhûriyeti anayasasına bağladı bütün partiler. O yüzden Türkiye, Diyânet de dâhil — anayasa mahkemesinin kararı var ya, lâik olduğuna dâir. O yüzden Türkiye'de dînî kurum ve kuruluş yok; bütün kurum ve kuruluşlar lâiktir. «Hocam ya, sizden için diyorlar ki AK Parti'ye muhâlefet» diyor. «Ben AK Parti'ye muhâlefet değilim» dedim; ben komple sisteme muhâlifim; ben komple partiye de sisteme de muhâlifim. Beni muhâlif siz yapıyorsunuz dedim; ben Kur'ân-Sünnet diyorum; Kur'ân-Sünnet'in dışında olan her şey beni muhâlif görüyor.

Yalnız Kalmaktan Korkan Derviş: Bahâne Üreten Marâzlı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: bir kısım dervîşler, bir kısım sûfîler yalnız kalmaktan korkar; etrâfının kendisini dışlamasından korkar; dışlanmaktan korkar. Bu korku o dervîşin kalbinin içerisinde marâz gibi durur; o da bir marâzdır gerçeğini ortaya koymaz, saklar kendini. Saklamak için türlü bahâneler arar — iş yerinde baskı olabilir, esnafların arasında sıkıntı olabilir, etrâfta olabilir, ailede olabilir; olur, olabilir. Lâkin bu mevzûyu söyleyince etrâftan mal alanlar, mal satanlar, memûr kısmı, bürokratlar, siyâsetçiler — evet onlar rahatsız olurlar; hele günümüzün siyâsetçileri rahatsız olur. Oy zamânı gelip size boy gösterirler; kanmayın. Aslında zikrullâh yapanlara düşmandırlar; sebep çünki onu dinlemezler.

Az Zikrullâh'tan Kurtulmanın İlâcı: Beş Vakit Tesbîhât

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: az zikrullâhtan kurtulmak istiyorsanız ilâcı şu: ayeti kerîme ile sâbit. «Siz namâzlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerinde Allâh'ı zikrediniz» (Nisâ 4/103). Bakın bu ayeti kerîme münâfıklık alâmetinden kurtaracak olan ayeti kerîme, ilâcı. Beş vakit namâzını kılacaksın; namâzdan sonra Sübhânallâh-Elhamdülillâh-Allâhu Ekber zikrini yapacaksın. Hadîsi şerîfte: «Deniz köpükleri kadar olsa günâh affolur» diye sâbit. Bunları kim yaparsa, yüzüncüsü olarak «Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'lmülk ve lehü'lhamd, ve hüve alâ külli şey'in kadîr» derse, deniz köpükleri kadar günâhı affolur. Sakın namâzını terk etme.

Resûlullâh'ın İ'tikâfta Koltuğa Oturmaması

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: i'tikâf yapanlar iyi bilir bu hâli: i'tikâfta oturursun; şimdi devâm ediyorsun «Lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh»; oturduğu yerde uyur. Ne tatlı uykudur ya, uyuyor insân oturduğu yerde. Bakıyorsun tesbîh yerinde mi duruyor, yürümüş mü? Kendine gelince ona bakıyorsun, yürürse seviniyorsun — uyurken de yürümüş elhamdülillâh. Tabiî önemli, uyurken de yürümüş tesbîh; sen ima'miyyenin başını hatırlıyorsun, bir bakmışsın sonuna gelmiş. Kaç dakîka uyudun, ne kadar uyudun belli değil; sa'ate bakma sakın. Tâbi'at fetva vereyim Allâh'ın lutfu o; çünki sa'atle dakîkayla alâkalı değil. Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri mescidde i'tikâfa girdiğinde koltuğun üstüne oturmadı; iki dizinin üzerinde otur, uyu — helâlhoş olsun. Adam koltuğu koymuş i'tikâf yapacak: «Lan dur, iyi bir de salonsalaj yapayım sana; bir de yatak getireyim oraya» — yok, Allâh resûlü öyle yapmadı.

Yakaza Hâli ve Sahîh Rü'yâ: Halve Sukut Şarttır

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: zikrullâhtaki uyku Allâh'ın lutfudur, ni'mettir; o dünyânın en kaliteli uykusudur. Sakın pişmân olma; ama böyle her gecede dersini çekeceksen rahat koltuğa oturup horul horul uyumayacaksın. Bağdaş kurmuşsun, oturuyorsun; oturdun yerde böyle — rahat koltuk değil. Sana dünyânın en kaliteli uykusu, en güzel uykusu — gördüğün rü'yâ sahîh, gördüğün hâl sahîh, yakaza sahîh, her şey sahîh. O senin resmin. Yakaza hâli, hâlinde konuşma, sahîh rü'yâ — bütün bunlar zikrullâh ile birleşince mü'mîne dünyâda müjde olur. Hadîsi şerîfte: «Onun gördüğü rü'yâ ve onların görüldüğü rü'yâlardır.» Çünki sahîh rü'yâ peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür.

Hâtime Duâsı ve Pîrân Efendilerimize Hediye Niyâzı

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: ben 18 yıl Abdullâh Efendi'nin yanında bir şekilde kaldım; uzun yolculuklar yaptık o «Şeyh oldum» deyip de zikirsiz kaldığını hiç görmedim. Bana da ölçü oldu; devâmlı zikrederdi; elinde tesbîh durmazdı. Hiç arabaya bineroturur; tesbîh elinde başlar; ellerini kavuşturur; arabanın önünde «Çatçatçat» hafîf yakaza olur; hâl görür, hâlinde konuşur; arada bir horlar; sonra bakınır «Neredeyiz?» diye. Öğlen vakti namâz kılmaya durur. Hânefî'ye göre oturduğun yerde uyuklamak abdesti bozmaz; iki dizinin üzerinde, bağdaş kurarak oturuyorsan uyukladıysan abdest bâkîdir. Sohbetin sonunda Mustafa Özbağ Efendi şu hâtime duâsını yapar: «Yâ Rabbî, hâsıl olan sevâbı Hz. İbrâhîm aleyhisselâm dostuna, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin rûhlarına, Çâri Yâri Güzîn'e, Aşerei Mübeşşere'ye, Ehli Beyt'e, İmâm Hasan-İmâm Hüseyn-70 şühedâ-yı Kerbelâ'ya, ashâbı kirâma, mezheb imâmlarına, Şeyh Abdülkâdir Geylânî, Hasanı Şâzelî, Şahı Nakşibendî, Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Hacı Bektâşı Velî, Hacı Bayrâmı Velî, Veysel Karânî, Mahmûd Hudâyî, Şeyh Muhyiddîn Arabî, Muhammed Üftâde, Niyâzî-i Mısrî, Mustafa Özbağ Efendi, ve bütün pîri pîrân efendilerimizin rûhlarına ayrı ayrı hediye vâsıl ve hissedâr eyle yâ Rabbî; haberdâr eyle yâ Rabbî. Büyüklerimizin himmetlerinifeyzleriniteveccühlerini üzerimizden eksik eyleme yâ Rabbî!»

Birinci Kat Gök Melekleri ve Kalbî Marâzdan Kurtulmak

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: ne gördün? İşte ağaçlıklar içinde dolaştın — daha aşağıdasın; dünyâdan kurtulmamış. «Irmaklar akıyordu, yeşillikti, kuşlar cıvıl cıvıldı» — daha dünyâdasın. Hiç olmazsa birinci kat göğe geç. Melekler şöyle zikrullâh ediyordu — o birinci kat gök harika; oraya çıktıysa muhteşem bir Allâh hepinize nasîb eylesin; âmîn. İşte o kalbî marâzın yok olduğuna işâret — kalp birinci kat gökle, meleklerle, şeyhle, pîr efendilerle ilgili. Allâh'ım bizi onlardan eylesin; âmîn. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Nisâ 4/142'de münâfığın dört vasfını, Mekke-Medîne münâfıklık farkını, Yahûdîlerin münâfıklığını, Hz. Huzeyfe'nin listesini, münâfığın sabahyatsı namâzına gelmemesini, amelî-i'tikādî münâfıklık farkını, münâfığın asıl vasfı olan az zikretmeyi, Bakara 2/152'de zikrnamâz farkını, kalbin iki hastalığını, kalp ve şeytân ilişkisini, Tevbe 9/125'te kalpteki hastalığa âyet imansızlık katmasını, Muhammed 47/29'da kalbin kîninin ortaya çıkmasını, kalbi marâzlının dilinin de marâzlı olmasını, beş vakit namâz ve tesbîhâtın kefâret sırrını, sahâbenin tövbe kıssasını, İbn Arabî'nin «Günâh işlediğin yerde hemen zikret» talîmâtını, ve zikrullâhtaki uykuyu idrâk etmeye yöneltir.

  • Kur'ânı Kerîm: Nisâ 4/142 (münâfığın dört vasfı); Tevbe 9/125 (kalpte hastalık); Muhammed 47/29 (kîn ortaya çıkar); Bakara 2/152 (beni zikrediniz); Münâfikūn 63/9; Ankebût 29/45.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü't-Tıbb 1; Mevâkîti's-Salât.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Mesâcid (münâfık alâmeti); Kitâbü't-Tevbe.
  • Süneni Ebû Dâvûd, Salât.
  • Süneni Tirmizî, Da'avât.
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Münâfıklık-Tevbe; Acâ'ibü'l-Kalb.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Tevbe-Münâfıklık bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn; el-Vâbilü's-Sayyib.
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Tövbe bahsi.
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât, İhlâs-Riyâ.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Nisâ 4/142 tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri (NASİHAT/18).

Sohbetin Tasnîfi: Bu 18. Nasîhat Sohbeti Nisâ 4/142'de münâfığın dört vasfını (Allâh'ı aldatma teşebbüsünamâzda tembellikgösterişaz zikretme), Mekke-Medîne münâfıklık farkını, Yahûdîlerin münâfıklığını, Hz. Huzeyfe'nin münâfık listesini, münâfığın sabahyatsı namâzına gelmemesini, amelî-i'tikādî münâfıklık farkını, dergâhımızda menfaatperestlerin niye gelmediğini, münâfığın asıl vasfı olan az zikretmeyi, Bakara 2/152'de zikrin namâzdan başkalığını, kalbin iki hastalığını (fizikî-kalbî), kalpşeytân ilişkisini, Tevbe 9/125'te imansızlık katmasını, Muhammed 47/29'da kîn ortaya çıkmasını, dilin de kalbi marâzlı olduğunu, İmâm-Hatîb'teki hocaların fitnesini, Ramazân tâtili münâfıklığını, oruç kefâreti pohpohlamayı, ehli zikre düşmanın yemeğinin marâz verdiğini, yemek niyâzını, beş vakit namâz tesbîhâtın kefâret sırrını, hurma satıcı sahâbe tövbesini, İbn Arabî'nin «Günâh yerinde zikret» talîmâtını, 18 yıl Abdullâh Efendi'nin sürekli zikrini, ve zikrullâhtaki uykunun Allâh'ın lutfu olmasını tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Seri: Dergâh Sohbetleri