Hz. Mevlânâ ile Şemseddîn-i Tebrîzî’nin Aşkını Nasıl Anlatayım? Sen Aşkın Ucunu Tut
Bir kısım kimseler var ki, onlara «ehl-i sûfî» demiyorum, onlar mutasavvıf; yâ’nî tasavvufu okumuş, ama yaşamamış insânlar. Çok okumuşlar, o ilimleri çok iyi bilirler. Tek bir şey soruyorum: «Şeyhin oldu mu?» Hz. Mevlânâ ile Şemseddîn-i Tebrîzî’nin aşkını nasıl anlatayım? Bu aşk öyle bir aşktır ki anlatılmaz; sâdece yaşanır. Sen aşkın ucunu tut, başka söze gerek yoktur.
Mutasavvıf ile Sûfînin Farkı — Okumak ve Yaşamak
Mutasavvıf ile sûfî arasında temel bir fark vardır: Mutasavvıf tasavvufu okur; sûfî tasavvufu yaşar. Mutasavvıf üniversitedeki tasavvuf hocası olabilir; ama sûfî olabilmesi için bir mürşidin yanında yıllarca yaşamış olması gerek. Türkiye’de günümüzde çok mutasavvıf vardır; sûfî azdır. Çünkü tasavvufu yaşamak zordur; okumak kolaydır. Ama gerçek tasavvuf yaşanmadan anlaşılmaz.
Şeyhin Oldu mu? — Tek Soru
Bir mutasavvıfı sûfîden ayırt etmenin en kolay yolu, tek bir soru sormaktır: «Şeyhin oldu mu?» Eğer cevap «hayır» ise, o mutasavvıftır; sûfî değildir. Çünkü sûfî olmak için bir şeyhe intisâb şarttır. Şeyhsiz sûfîlik olmaz. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: «Şeyhi olmayanın şeyhi şeytândır.» Yâ’nî bir mânevî rehber tutmayan, kendi nefsinin oyununa düşer; ve şeytân ona yol gösterir.
Mevlânâ-Şems Aşkı — Anlatılmayan Bir Aşk
Hz. Mevlânâ ile Şemseddîn-i Tebrîzî arasındaki aşk, tasavvuf târîhinin en büyük olayıdır. Mevlânâ 38 yaşında, Konya’da büyük bir âlim olarak biliniyordu. Şems gezgin bir dervîş olarak Konya’ya geldi; Mevlânâ’yla karşılaştı; ve bir bakışta birbirlerine bağlandılar. Bu bağ, akıl-üstü bir aşk bağıydı. Mevlânâ’nın hayâtı kökten değişti: Müderrislik bıraktı, sema’a başladı, şiir yazmaya koyuldu. Mesnevî, Divân-ı Kebîr — hepsi bu aşkın ürünüdür.
Aşkın Ucunu Tut — Mevlânâ’nın Öğüdü
«Sen aşkın ucunu tut» Mevlânâ’nın bir öğüdüdür. Yâ’nî: Aşkı tamâmen kavrayamayacaksın; ama bir ucundan yakala. Bu uç, bir tek hayır iş, bir tek samîmî duâ, bir tek sevgi sözü olabilir. Bu uçtan tutarsan, aşk yavaş yavaş seni kuşatır. Kavramaya çalışma; sâdece bağlan. Aşk akıl işi değil, kalb işidir. Akılla yakalanmaz; sâdece kalp ile hissedilir.
Fenâ Makâmı — Mevlânâ’nın Hâli
Mevlânâ Şems’in aşkıyla fenâ makâmına ulaştı. Fenâ, kendinden geçmek, varlığını kaybetmektir. Mevlânâ Şems’in yüzünde Allâh’ın Cemâli’ni gördü; ve kendinden geçti. Bu hâl, sıradan bir bayılma değildir; mânevî bir geçiştir. Mevlânâ bu fenâ hâlinde yeni bir kişilik kazandı: «Eski Celâleddîn öldü; yeni Mevlânâ doğdu.» Bu yeni Mevlânâ’nın eserleri, fenâ hâlinin meyveleridir. Allâh muhâfaza eylesin; bizi de fenâ hâlini tadabilen dervîşlerden eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Şeyh, Mevlânâ. → Tasavvuf Sözlüğü