Hangi fiiliyat üzerinde olursan ol Allah’ı zikretmekle mükellefsin
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Âli İmrân suresinin yüz doksan birinci ayetinin manasını izah eder: «Ellezîne yezkürünallahe kıyamen ve ku’üden ve ala cünübihim» (Onlar ayakta dururken, otururken ve yanları üzere yatarken Allahı zikrederler). Zîkir vakit, mekân veya beden pozisyonu ile sınırlı bir ibadet değildir; müslümanın hangi fiiliyatda olduğu önemli değildir, kalbi her halde Cenabı Hakk’ı zikr ile mekrun olmalıdır. Karabaşı Velî sohbetlerinin manevî havzasından geçen mürid, çarşıda iş yaparken, yolculuğa çıkarken, ailesi ile vakit geçirirken, dinlenirken, hatta uyumadan önce kalbinde tevhid kelimesini durmadan çeker.
Âli İmrân 191: üç pozisyonda zikir ölçüsü
Allah Teâlâ Âli İmrân suresinin yüz doksan birinci ayetinde mü’minlerin vasfını üç ana pozisyonla tarif eder. Birincisi «kıyamen» – ayakta dururken; insanın işğe yaptığı tüm fiiliyatlar bu pozisyona girer: yürümek, çalışmak, koşmak, satış yapmak, müslümanların cuma namazına gitmesi. İkincisi «ku’üden» – otururken; aile ile yemek yemek, mecliste sohbet etmek, büroda vardıya başlamak, dinlenmek, kitap okumak, sıkıntıyı paylaşmak. Üçüncüsü «ala cünübihim» – yanları üzere yatarken; uyumak, dinlenmek, hastalanmak, şükran ile uzanmak. Bu üç pozisyon insanın tüm hayatını kapsar; demek ki Cenabı Hak müslümana hayatın hiç bir anında zikrullahı bırakma izni vermemiştir. Tefsir âlimleri bu âyetin manasını çok genişletmiştir. İmam Tabarî rahmetullâhi aleyh Cami’u’l-Beyan’da, İmam Razi rahmetullâhi aleyh Mefatihu’l-Gayb’da, İmam Kurtübî rahmetullâhi aleyh el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an’da bu âyetin manasını «hayatın hiçbir anında zikri bırakma» vechiyle açıklamıştır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride bu üç pozisyonun pratik anlamını izah eder.
Tefekkür ile zikrin birleşmesi: ulu’lelbab
Allah Teâlâ Âli İmrân suresinin yüz doksanıncı ve yüz doksan ikinci ayetlerinde mü’minleri «ulu’lelbab» (akıl sahipleri) olarak vasf eder. Bu kavram tasavvüf literatüründe çok önemlidir: ulu’lelbab, kalbi göklerle yerün yaratılışı üzerine tefekkür ederek Cenabı Hakk’ı zikreden insanları ifade eder. Âyetin tam metni: «İnne fî halki’ssemavati ve’lardı vahtilafu’lleyli ve’nnehari leğayâtin liğulu’lelbab. Ellezîne yezkürünallahe kıyamen ve ku’üden ve ala cünübihim ve yetefekkerüne fî halki’ssemavati ve’lardı, Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan, subğhaneke fekığna azâbennâr» (Şüphesiz göklerle yerün yaratılışında ve gece ile gündüzün birbiri ardınca getirilmesinde akıl sahipleri için âyetler vardır. Onlar ayakta, otururken ve yanları üzere Allahı zikrederler ve göklerle yerün yaratılışı üzerine tefekkür ederler: Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, sen yücesin, bizi cehennem ateşinden koru). Bu âyetlerde zikir ile tefekkürün yan yana ifade edildiği görülür; sufiler bu birleşmeyi «zikri tefekkürî» (tefekkürlü zikir) olarak vasf etmişler. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride zikrullahın yalnızca lafzı tekrar etmek değil, kalbi tefekkürle bezeyerek Cenabı Hakk’a yönelmek olduğunu izah eder.
Resulüllâh’ın her halde zikri: örnek hayatı
Hz. Âişe radiyallahu anhâ rivayet etmiştir: «Resulüllâh aleyhisselatüvesselam her halinde Allahı zikrederdi» (Sahîhi Müslim, Hayd 117). Bu hadis Resulüllâh aleyhisselatüvesselamın her an, her pozisyon, her fiiliyat üzerinde zikrullahı terk etmediğini ortaya koyar. Sahabei kiram bu örnek hayatı dikkatle takip etmişler ve tüm hayatlarını zikrullah ile bezetmişlerdir. Hz. Ebü Bekir Sıddık radiyallahu anh günün her saatinde tevhid kelimesini çekme alışkanlığına sahipti; Hz. Ömer radiyallahu anh hilafet zamanında dahi her gün geceleyin uzun zikir vakti ayırdı; Hz. Osman radiyallahu anh Kur’ân okumayı kendine zikrullahın bir kanadı saymıştır; Hz. Ali radiyallahu anh ise zikrullahı tasavvuf yolunun bel kemikleri olarak ortaya koymuştur. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride sahabei kiramın hayatını bir örnek olarak hatırlatır. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf’te «Sahabei kiramın hayatı müridin haritasıdır; o haritada her satır zikrullahtır» vechiyle bu ölçüyü tarif eder.
Gündelik fiiliyatda zikir tatbikâtları
Mustafa Özbağ Efendi sohbette müride pratik tatbikâtlar sunar. Yataktan kalkarken «Elhamdülillahi’llezî ehyana bağdğe mâ emâtana ve ileyhi’nnüğur» duayı okumak; evğden çıkarken «Bismillahi tevekkeltu alallahi lâ havle velâ kuvvete illa billah» demek; arabaya binerken «Subğhaneellezî sehhare lenağhaza ve mâ kunna lehu mukrinîn» (Zühruf 13) duayını okumak; işğe başlarken «Bismillahirahmanirrahim» demek; işğ arasında kısa kısa «estagfirullah» ve «subhanallah» çekmek; yemek başlarken «Bismillah», bittiğinde «Elhamdullillah» demek; mahalleyi gezerken «subğhaneellezî halaka» demek; tuvalete girerken «Allahumme innî e’udhübike mine’lhübğsi ve’lhabâihi» demek; uyumadan önce «yâ Hayy yâ Kayyüm», «subhanallahi ve bihamdîhi» tesbîhlerini kalpten çekmek. Bu küçük tatbikâtlar bir araya geldiğinde mü’minin günlük hayatını tevhid üzere dönüştürür. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de bu küçük tatbikâtlara «manevî tortular» vechiyle hatırlatma yapar; tortular kalbe yığıldıkça manevî defter dolar.
Hadesli olarak zikir caiz mi? Fıkhi tahlil
Mustafa Özbağ Efendi sohbette Âli İmrân 191’in «ala cünübihim» (yanları üzere) ifadesini fıkhi açıdan da tahlil eder. Hadesli olarak (cunublukten temizlenmemiş bir şekilde) Allahı zikretmenin çeşitli mezhepler tarafından farklı izah edildiği bilinmektedir. Hanefî mezhebi Kur’ân okumayı cunublukte caiz görmez, fakat zikir ve duayı caiz görür. Şafiî mezhebi de aynı ölçüyü muhafaza eder. Mâlikî mezhebi tüm zikrın her halde caiz olduğunu, sadece Mushafı eline alıp Kur’ân okumakta abdestğin şart olduğunu ortaya koyar. Demek ki bir müslüman cunublukte bile, hayızda bile, hatta hastalıkta bile Allahın ismini, salavat-ı şerîfeyi, esmaülhusnayı çekmekten geri kalmaz. Bu fıkhi tahlil müslümanın zihnindeki «hadeste zikir yapılmaz» gibi yanılğan düşünceyi gidermek için önemliğdir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride bu fıkhi tahlilin manasını hatırlatır. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «Zîkir kalbin nefesidir; nefesini hiç bir vakit bırakamayan kim, zikrini bırakacak mı?» vechiyle bu yanılğanın önüne geçer.
Zîkir sürekliğinin manevî meyveleri
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin son kısmında zikrın sürekliğinin müride manevî meyveler verdiğini izah eder. Birincisi: kalbin pasının daima silinmesi (Mutaffıfın 14’e karşı manevî sigorta). İkincisi: hevai nefs şüb’esinden manevî korunma (Kehf 28’e karşı manevî sigorta). Üçüncüsü: kalbin Cenabı Hakk’a daima yapışık kalması (Bakara 152’nin meyvesi). Dördüncüsü: melaikenin daima üzerine indirilmesi (Sahîhi Müslim Zîkir 11). Beşincisi: nefsin emmâreden mutmainnenin zirvesine yürüyüşü (Fecr 27 müjdesi). Altıncısı: son nefeste kelimi tevhidin dilde olması (Resulüllâh aleyhisselatüvesselam’ın «Kim son sözü lâ ilahe illallah olursa cennete girer» müjdesi – Ebü Dâvüd, Cenâiz 16). Yedincisi: cennet bahçelerinde manevî bir muğta (Tirmîzî, Da’avat 82). Bu yedi meyve sadece zikrın sürekliğinin manevî tezahürleri olarak ortaya çıkar; mürid bu meyveleri amaladıkça, yani zikrini her halde sürdürdükçe bu manevî meyvelerin tümünü tatma şansını bulur. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «Zîkrın sürekliği mü’minin manevî defterinin her sayfasını yazıya boğar; manevî defter ne kadar dolarsa, mahşerî defterde de o kadar ağırlık yazılır» vechiyle bu ölçüyü tarif eder.
Bibliyografya
- Kur’ân-ı Kerîm, Âli İmrân süresi, ayet 190-192 (ulu’lelbab vasfı).
- Kur’ân-ı Kerîm, Bakara süresi, ayet 152 (fezkürunî ezkürküm).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ahzab süresi, ayet 41-42 (zikran kesîra).
- Kur’ân-ı Kerîm, Zühruf süresi, ayet 13 (binit duası).
- Kur’ân-ı Kerîm, Mutaffıfın süresi, ayet 14 (kalp paslanması).
- Kur’ân-ı Kerîm, Kehf süresi, ayet 28 (zikirden gafil olmama).
- Sahîhi Müslim, Hayd 117 (Resulüllâh’ın her halinde zikri).
- Sahîhi Müslim, Zîkir 11 (zikir meclisleri).
- Sahîhi Buhârî, De’avat 65 (zikir meclisleri).
- Süneni Tirmîzî, Da’avat 82 (cennet bahçeleri).
- Süneni Ebî Dâvüd, Cenâiz 16 (lâ ilahe illallah son sözü).
- İmam Tabarî, Cami’u’l-Beyan, Âli İmrân 191 tefsiri.
- İmam Razi, Mefatihu’l-Gayb, Âli İmrân 191 tefsiri.
- İmam Kurtübî, el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an, Âli İmrân 191 tefsiri.
- İmam İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, Âli İmrân 191 tefsiri.
- İmam Gazzâlî, İhyâu Ulümi’d-Dîn, Kitâbu’l-Ezkar.
- İmam Ebü Tâlib el-Mekkî, Kütu’l-Kulüb, Zîkir Mertebeleri.
- İmam Kuşeyrî, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye, Bâbu’z-Zıkir.
- İmam İbn Kayyım, el-Vâbilu’s-Sayyib.
- Mevlâna Halid Bağdadi, Mektubat-ı Mevlâna Halid.
- Karabaşı Velî, Risalei Kâşife, Hadesli Zîkir bahsi.
- Karabaşı Velî, Tarikatnamei Halvetîye, Manevî Tortular.
- Karabaşı Velî, Risalei Tasavvüf, Sahabe Hayatı.
- Mustafa Özbağ Efendi, Halvetî-Şabânî sohbetleri, «Sürekli Zîkir» faslı.
- Mustafa Özbağ Efendi, Karabaşı Velî tahlili sohbetleri (mustafaozbag.com arşivi).
- İrşad Dergisi, Tasavvuf Köşesi, «Günlük Hayatta Zîkir Tatbikatları» yazısı.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi’nin Zikrullah serisinin sürekliğini vurgulayan köşe taşlarından biridir; Hangi fiiliyat üzerinde olursan ol Allah’ı zikretmekle mükellefsin başlığıyla Âli İmrân 191’in üç pozisyon ölçüsü, ulu’lelbab kavramı, Resulüllâh’ın örnek hayatı, gündelik fiiliyatda zikir tatbikâtları, hadesli zikir fıkhi tahlili ve zikir sürekliğinin yedi manevî meyvesi ekseninde işlenmiştir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi Sohbet Kaydı | Video: YouTube | Seri: Zikrullah
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tefekkür, Ulu’lelbab. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı