Dünyâ üzerinde her tecellînin bir bâtını vardır; her zâhirin altında bir hakîkat saklıdır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette eşyânın zâhir ile bâtın olmak üzere iki yüzü olduğunu, ehli bâtın olanların eşyânın hakîkatine vâkıf olduklarını, ehli zâhir olanların ise sadece sûretlerine takılıp kaldıklarını îzâh ediyor. Bu öğreti tasavvuf âlemindeki en temel bilgilerden biridir; çünkü kişinin Cenâbı Hakk'ı tanıması, eşyâdaki bâtınî tecellîleri okuyabilmesine bağlıdır. Resûli Ekrem efendimiz hadîsi şerîfte «Her âyetin bir zâhiri vardır, bir bâtını; her bâtının da bir bâtını vardır» (Süyûtî, el-İtkân) buyurmuştur. Bu hâl, bütün eşyâ için geçerlidir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır» (Hadîd 57/3) buyurmaktadır. Yâni Cenâbı Hak hem zâhirde tecellî eder, hem de bâtında. Sûfîler bu mânâdan hareketle, eşyâdaki tecellîleri okuyup Cenâbı Hakk'ı tanımanın yollarını bulmaya çalışmışlardır. Ehli bâtın o kişidir ki, gözü zâhirde, gönlü bâtında olanı görmektedir.
Zâhir-Bâtın Ayrımının Tasavvuftaki Yeri
Tasavvuf, dînî bilginin sadece zâhirî kalıbı değil, bâtınî hakîkati ile de meşgûl olan bir ilimdir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Her şeyin bir kabuğu vardır, bir özü vardır; sûfîler kabuğa takılmadan öze giden kişilerdir» demektedir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır; her şeyi bilendir» (Hadîd 57/3) buyurmaktadır. Bu âyet hem Cenâbı Hakk'ın isimlerinden olan ez-Zâhir ve el-Bâtın isimlerini öğretmekte, hem de mü'minlere zâhir ile bâtın arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Sûfîlerin yolu, eşyâdaki tecellîleri okuyup Cenâbı Hakk'ı tanımaya çalışmaktır. Bu bir ehli bid'at hâli değil, ehli sünnet'in derinleştirilmiş bir yorumudur; çünkü her ehli sünnet âlimi de Kur'ânı Kerîm'in zâhir ve bâtın mânâlarının olduğunu kabûl eder.
Tecellînin Mânâsı ve Çeşitleri
Tecellî, bir şeyin görünür hâle gelmesi, ortaya çıkması demektir. Tasavvuf terminolojisinde tecellî, Cenâbı Hakk'ın isim ve sıfâtlarının kâinâtta zuhûr etmesini ifâde eder. Sûfîler tecellîyi üç çeşit olarak bilirler: tecellî-i ef'âl (Cenâbı Hakk'ın fiillerinin tecellîsi), tecellî-i sıfât (sıfâtlarının tecellîsi), ve tecellî-i zât (zâtı ilâhînin tecellîsi). Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Bir mü'min önce ef'âl tecellîlerini görür: kâinâttaki her hareketin O'ndan olduğunu anlar. Sonra sıfât tecellîlerine ulaşır: O'nun ilim, kudret, irâde, semî, basar, kelâm, ve hayât sıfâtlarının her şeyde tecellî ettiğini idrâk eder. En sonunda zât tecellîsi nasîb olursa, fenâ fillâh hâline ulaşır» demektedir. Bu makâmların her biri sûfînin yolunda bir mertebedir.
Eşyânın Bâtınî Hakîkati
Eşyâ deyince, görünür her şey kasdedilir: insânlar, hayvânlar, bitkiler, taşlar, gökler, yerler, denizler, dağlar, hâdiseler… Bu eşyânın hepsi Cenâbı Hakk'ın yarattığı, ve O'nun isim ile sıfâtının tecellîgâhıdır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Sen bir taşa baktığında sadece taş görüyorsan, gözün zâhirdedir; lâkin o taşın Cenâbı Hakk'ın el-Hayy isminin tecellîsi olduğunu, çünkü her atomda bir titreşim, bir hayât olduğunu görüyorsan, gözün bâtınî tecellîlere açılmıştır» demektedir. Bu görüş tarzı sûfîlerin «basîret gözü» veya «kalp gözü» olarak anılan iç görüş kabiliyetidir. Bu gözle bakıldığında bütün kâinât bir tek hakîkati anlatır: «Lâ ilâhe illâllâh.» Her şey O'ndandır, O'na döner, ve sadece O vardır; gerisi gelip geçicidir.
Ehli Bâtın ve Ehli Zâhir
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette ehli bâtın ile ehli zâhir arasındaki farkı tafsîlatlı olarak îzâh eder. Ehli zâhir, eşyâya yalnız zâhirî sûreti ile bakan, altındaki hakîkati görmeyen kişidir. O insânlara, hayvânlara, eşyâya, hâdiselere bakar, ama hepsini sadece bir «görüntü» olarak değerlendirir. Ehli bâtın ise eşyâya bakar, ama altındaki hakîkati de görür. Bir insânda Cenâbı Hakk'ın halife'-i cinsi olduğunu, bir hayvânda Cenâbı Hakk'ın el-Hayy ve el-Mu'tî isimlerinin tecellîsini, bir hâdisede Cenâbı Hakk'ın hikmet ve takdîrinin tezâhürünü görür. Mustafa Özbağ Efendi, «Ehli bâtın olmak demek dîni inkâr etmek demek değildir; aksine dînin içine bir adım daha derin girmek, hakîkatlerin künhüne ermek demektir» diye îkâz eder. Ehli bid'at olan bâtınîyye fırkaları ile sahîh tasavvuf bâtınîliği farklıdır.
Hâdiselerin Bâtınî Yorumu
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette ehli bâtınîn hâdiselere nasıl baktığını da îzâh eder. Bir hayrîn arkasında bir hikmet, bir musîbetin arkasında bir terbiye, bir nimette bir imtihân, bir mahrûmiyetinde bir himâye olduğunu görür. Hz. Ya'kûb aleyhisselâm Hz. Yûsuf'u kaybettiğinde, zâhirde bir musîbet vardı; lâkin bâtında o musîbet Hz. Yûsuf'un Mısır'a gidip oradan büyük bir devlet kurmasına vesîle olan bir hayır idi. Hz. Mûsâ aleyhisselâm Firavun'un sarayında büyütüldüğünde, zâhirde bir tehlike vardı; lâkin bâtında o tehlike Mûsâ'nın eğitiminin temelini atan bir nimet idi. Mustafa Özbağ Efendi, «Sen başına gelen her hâdiseye bâtın gözü ile bak; orada Cenâbı Hakk'ın bir hikmeti, bir terbiyesi, veya bir nimeti vardır» demektedir.
Halvetiyye Yolunun Bâtın Eğitimi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolu, bâtın eğitimine büyük ehemmiyet veren bir tarîktir. Halvet hücresinde dervîş, hem zâhirini hem de bâtınını terbiye eder. Zikrullâh, virdi şerîf, riyâzet, ve mücâhede ile dervîş yavaş yavaş bâtın gözünü açmaya başlar; eşyâdaki tecellîleri okumayı öğrenir; hâdiselerdeki hikmetleri görmeye başlar. Mustafa Özbağ Efendi Şerhi Virdi Settâr'ında bu eğitimin tafsîlatlı bir yol haritâsını çizmiştir. Mustafâ Özbağ efendi de sohbetlerinde, «Sen halvete girdiğinde sadece dış dünyâdan ayrılmıyorsun; içine de yolculuk yapıyorsun. İçinde Cenâbı Hakk'ın tecellîlerini gör, dışına da o nûr ile bak» demektedir. Bu eğitim sâyesinde dervîş, «ehli bâtın» sıfâtını kazanır; ve eşyâya, hâdiselere, insânlara bakışı tamâmen değişir. Artık her gördüğü şey ona Cenâbı Hakk'ı hatırlatır.
- Kur'ânı Kerîm: Hadîd 57/3; Fussilet 41/53; A'râf 7/172; Bakara 2/30.
- İmâm Gazzâlî, Mişkâtü'l-Envâr, zâhirbâtın bahsi.
- İmâm Süyûtî, el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân, zâhirbâtın âyetleri.
- İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, tecellî bahsi.
- İbnü'l-Arabî, Fusûsu'l-Hikem, isim ve sıfât tecellîleri.
- Mustafa Özbağ Efendi, Şerhi Virdi Settâr, bâtın eğitimi bahsi.
- Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Ma'nevî, zâhirbâtın remzleri.
- Sülemî, Hakâ'iku't-Tefsîr, bâtınî tefsîr.
- Kuşeyrî, Letâ'ifü'l-İşârât, bâtın yorumlar.
- Hucvirî, Keşfü'l-Mahcûb, sûfî makâmları.
- Şâbânı Velî Hazretleri, Hâlvetiyye Virdi Şerîfi.
- Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi'u'l-Fadâ'il, bâtın eğitimi.
- Hüseyin Vassâf, Sefînei Evliyâ, Halvetiyye silsilesi.
- Niyâzî-i Mısrî, Dîvânı İlâhiyât, tecellî şi'irleri.
- Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, bâtın remzleri.
- İmâm Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, ez-Zâhir ve el-Bâtın isimleri.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, müşâhede makâmı.
- İmâm Şa'rânî, el-Yevâkît ve'l-Cevâhir, tecellî bahsi.
- Yûnus Emre Dîvânı, gönül gözü şi'irleri.
- Mustafa Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Tasavvuf ve Bâtın Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet zâhirbâtın ayrımını, tecellînin çeşitlerini, ehli bâtın ve ehli zâhir farkını, ve hâdiselerin bâtınî yorumunu Halvetî-Şâbânî-Karabaşî terbiyesi içinde tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Tasavvuf ve Mâ'rifet Sohbetleri