Zarûrât-ı hamse — dîn, akıl, can, mal, nâmus emniyeti — birinci derecede devletin uhdesindedir. Sohbette Hanefî görüşü, Osmanlı’daki çok hukuklu yapı ve bu beş emniyetin tek tek îzâhı yapılıyor; mal emniyetinin nasıl kaybedildiğine dâir kendi iflâs hâtırası anlatılıyor.
Soru: Bu Beş Esâsın Korunması Kimin Uhdesinde?
Soru: «Dîn, akıl, can, mal, nâmus — zarûrât-ı hamse diye geçen bu beş temel esâsın korunması kimin uhdesindedir? Devletin mi? Bunlar değişkenlik gösterebilir mi? Biz dervîş hukūku veya insânî hukuk çerçevesinde ilişki kurduğumuz insanlarla bu ölçüye nasıl dikkat etmeliyiz? Efendim? Teşekkür ederim.»
Allâh râzı olsun.
Hanefîler Bunu Devletin Vazîfesi Olarak Görür
Bunun normalde devleti ilgilendiren yönü var aslında. Devleti ilgilendiren yönüne bakacağımız zaman, Hanefîler genelde devletin vazîfesi olarak görürler.
O kimsenin dîn emniyeti, akıl emniyeti, nâmus emniyeti, can emniyeti, mal emniyetini devlet korumak zorundadır. Bu birinci derecede devlete âittir.
Dîn Emniyeti: Dîn Gözetmeksizin
Devlet tebasının — yâni vatandaşlarının — burada dîn gözetmeksizin onların dîn emniyetini sağlar.
Yâni Hristiyanlar orada özgür bir şekilde dinlerine ibâdet ederler. Yahûdiler orada özgür bir şekilde dinlerine ibâdet ederler. Müslümanlar özgür bir şekilde dinlerine ibâdet ederler ve yaşarlar.
Osmanlı: Çok Hukuklu Bir Sistem
Ama söz konusu olan İslâm devletinde oradaki hukuk: Müslümanlar için İslâmî bir hukuk geçerlidir; Hristiyanlar için Hristiyan hukūku, Yahûdiler için Yahûdiler hukuku geçerlidir.
Meselâ Osmanlı bu noktada çok hukuklu bir sisteme âittir. Osmanlı bu meselede çok hukuklu bir sistem söz konusudur.
Ama genel meselelerde meselâ herkes İslâm hukūkuna tâbi olur. Diğer zimmî dediğimiz veya gayrim müslim dediklerimiz kendi içlerine kendi hukukları vardır. Şimdi dîn emniyeti olunca normalde meselâ devlet Müslümanların dîn emniyetini sağlar. Hristiyanları da, Yahûdilere de dîn emniyetlerini sağlar.
Akıl Emniyeti
Akıl emniyeti: Devlet, tebasının aklının da sağlığını sağlar. Akıl emniyeti dediğimizde, işte her türlü uyuşturucu, her türlü aklı yok edici unsurlardan insanları korur.
Akıl emniyeti önemlidir. Eğer aklı koruyamazsa devlet, orada akılsızlık hüküm olur. Akılsızlık hüküm olunca orada anarşi hüküm olur; orada kimin ne yaptığı belli olmaz. Allâh muhâfaza eylesin.
Can Emniyeti
Bu da ayrı bir şeydir. Ardından can emniyeti gelir. Devlet, tebasının canını korumakla mükelleftir. O tebanın canını her şekilde korur, her şekilde muhâfaza eder. Böylece can emniyetini de sağlamış olur.
Çünkü tebanın can emniyeti sağlanmazsa hiçbir emniyet yoktur. Bir de onun normalde bu hâli var kendince. O tebasının canını, emniyetini sağlayacak.
Yâni birisi birisini haksız yere öldürdüyse, onun cezâsı ölüm. Bu sefer de devlet onun İslâm devletinden bahsediyorum — onun cezâsını ölüm olarak biçecek ki, bir daha kimse kimseye haksız yere öldürmesin. Normalde ne oldu? Can emniyeti oldu.
Mal Emniyeti
Aynı zamanda mal emniyeti önemlidir İslâm’da. Devlet, tebasının malını korumak zorundadır.
Yâni birisi birinin malına çökemez, birisi birini aldatamaz, birisi birini kandıramaz. Sahte çeklerle, sahte senetlerle, dolandırıcılıkla onun malını çökmez, onun malını alamaz gibi. Bu da ne? Mal emniyeti.
Çek Kānûnu ve Kendi İflâsı
Veyâhut da işte çek kānûnunu bir gecede değiştirip ertesi gün çekler kâğıt hâline gelemez. Ben oradan iflâs ettim de onu çok iyi biliyorum.
Yâni normalde çek kānûnu var; ne olmuş? Ödemezse çeke cezâ çıkıyor. Bir gecede cezâyı kaldırdı. Bir şey çıkardı. Tansu Çilliler koalisyon Hükümeti. Bir gecede bütün çekler kâğıt oldu, çöp oldu.
O zamânın parasıyla altı yüz bin liraya yakın avukatta bekleyen çek vardı benim. O zaman avukat Veysel aşkındı. Veysel, ne oldu şimdi çekler? Dedim. Çöp oldu dedi.
Devlet Kendi Hukūkunu Kendisi Bozdu
Bir gece devlet, normalde kendince kendi hukūkunu kendisi bozdu. Tebasını düşünmedi. Tebasında iflâs edecek olanları düşünmedi. Ne yaptı? Mal emniyeti kalmadı.
28 Şubat’ta bâzı insanların mallarına çöktüler — mal emniyeti kalmadı yâni gibi. O kimsenin mal emniyeti yok.
Meselâ şu anda bütün dünyâ üzerinde hiçbir tebanın, devletlerin kendi içlerinde mal emniyetleri yoktur. Can emniyetleri yoktur. Bütün dünyâ üzerinde dîn emniyetleri yoktur. Bütün dünyâ üzerinde.
Nâmus Emniyeti
Ardından ne? Nâmus emniyeti. Devlet, şahsın nâmusunu korumak zorundadır. Bireyin nâmusunu koruyacak.
Yâni bireyin nâmusunu koruyacak dediğinde yâni bir kimse bir kimseye tecâvüz etti: Tecâvüz edenin İslâm hukūkuna göre cezâsı ölümdür. En son Balıkesir’de Osmanlı, orada kadınlara tecâvüz eden bir kimseyi asar.
Zinâ Ayrıdır, Tecâvüz Ayrıdır
Çünkü zinâ ayrıdır, tecâvüz ayrıdır. E zinânın da suçu vardır, zinânın da cezâsı vardır.
Bir kimse — evli bir kadın veya bir adam — normalde zinâ ettiyse, bu tespit edildiyse, onun da cezâsı recmedilmektir, öldürülmektir.
Böylece ne yapar? Normalde devlet, insanların, tebanın nâmusunu da korur.
Bu Sorumlulukları Yerine Getiren Devlet
Bunlar birinci derecede devlete âittir. Bu sorumluluklar, bu sorumlulukları yerine getiren bir devlet, eksiği gediği olsa İslâm devletidir. Eksik yedikleri olabilir.
Hani hadîs-i şerîfler var çünkü — hani gri olacak diyor; hani tam bir Kur’ân-sünnet yaşanmayacak. Onu bütün herkes Osmanlı olarak nitelendiriyor.
Hani ondan önce ondan önce işte ondan öncesi daha iyiydi, ondan öncesi daha da iyiydi, ondan öncesi çok iyiydi — hani Çâr-yâr-ı Güzîn zamânı.
Şimdi bunlar devlete âit olan vazîfeler.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi sohbetleri | Seri: Devlet Yönetimi
Ek kaynaklar:
- Zarûrât-ı hamse — Dîn, akıl, can, mal ve nâmus emniyeti; sohbette Hanefî anlayışına göre birinci derecede devletin uhdesinde sayılır.
- Osmanlı’da çok hukuklu sistem — Müslüman, Hristiyan ve Yahûdi tebanın kendi hukūkuna tâbi olması; genel meselelerde İslâm hukūkunun geçerliliği.
- Çek kānûnu değişikliği ve 28 Şubat — Mal emniyetinin kaybına misâl olarak anlatılan, konuşmacının kendi iflâsına yol açan hâdiseler.