Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Güzel Ahlak ·

Bir Müslümanın dini meselelerde dayatma hakkı yoktur

Devletlerarası ilişkilerde bu hoşgörü farklı tecelli eder. Birey bu hoşgörü farklı tecelli eder...


Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette «Sen onlara sâdece bir öğüt vericisin» (Gâşiye 88/21) âyeti kerîmesinin devletlerarası ve bireysel düzlemde nasıl farklı tezâhür ettiğini, bir mü'minin kardeşine, çocuğuna, eşine, ve etrâfındakilere dîn adına dayatma hakkının olmadığını tafsîl eder. Devlet kâfir ehline karşı cihâd açabilir; lâkin bireysel dâirede mü'mîn hiç kimseyi zorlayamaz. Sûfîlik gönüllülük esâsına dayanır: bir kimse severse muhabbet beslerse o yolu yaşayabilir; sevmiyorsa o yolda yaşayamaz. Müridmürşid ilişkisinin hem mecbûriyeti yoktur, hem de diğer insanları rahatsız etme hakkı yoktur. «Dîn nasîhattir» (Müslim, Îmân 95) hadîsi şerîfi mü'minin tek vazîfesinin nasîhat olduğunu beyân eder.

Devletlerarası Hoşgörü ile Bireysel Hoşgörü Farklı Tecellî Eder

Mustafa Özbağ Efendi sohbete âyeti kerîmenin iki düzlemde farklı tezâhür ettiğine işâret ederek başlar: devletlerarası ilişkilerde bu hoşgörü farklı tecellî eder, birey üzerinde farklı tecellî eder. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Sen öğüt ver; çünki sen ancak öğüt vericisin. Onlar üzerinde zorlayıcı, bekçi, ve gözetleyici değilsin» (Gâşiye 88/21-22) buyurmuştur. Bu âyeti kerîme aynı zamanda sûfîler için de büyük bir önem taşır: bir Peygamber sâdece öğüt vericisi ise, aynı şekilde bir üstâd da, bir mürşid de sâdece öğüt vericidir. Zorlayamaz; insanları zorla bir şey yaptırma noktasında değildir. «Dîn nasîhattir, dîn nasîhattir, dîn nasîhattir» (Müslim, Îmân 95) hadîsi şerîfi bu hakîkatin Sünnet'teki en kat'î ifâdesidir.

Mü'mîn Sâdece Öğüt Vericidir

Mustafa Özbağ Efendi mü'minin etrâfına karşı vazîfesini şöyle ortaya koyar: bir üstâd da ancak nasîhat eder, öğüt verir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bizzât «sen sâdece öğüt vericisin, bu konuda zorlayamazsın» deniyorsa, herkes buradan dersini almalıdır. Etrâfına sâdece öğüt vermekle mükellefiz, zorlamakla mükellef değiliz. Biz etrâfımızı bu manâda zorlayamayız; dîn adına zorlayamayız. Biz kardeşlerimizi, çocuklarımızı, eşimizi, normâlde etrâfımızdaki insanları dîn adına zorlama hakkına sâhip değiliz. Bu üslûp dînin sosyal yönünün ne kadar derinden işlediğini, ve mü'minin nefsi terbiyesinin başkalarını terbiye etmekle değil kendi nefsi ile mücâdele etmekle başladığını ortaya koyar.

Bir Müslüman Diğerine Dîni Mes'eleleri Dayatamaz

Mustafa Özbağ Efendi Müslümanların düştüğü en yaygın hatâya da temas eder: Müslüman diğer başka bir Müslümana dînî mes'eleleri dayatma hakkını kendinde görüyor. Bu doğru değildir. Bir mü'mîn sâdece nasîhat eder; zorlayamaz. Bir kadının başını zorla örteceğiz diye uğraşılamaz; birisine zorla sakal bıraktıracağız diye zorlanılamaz; birisine herhangi bir dînî ibâdeti zorlatamaz. Zorla dînî bir ibâdet olmaz. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Dînde zorlama yoktur; doğru yol artık eğri yoldan apaçık ayrılmıştır» (Bakara 2/256) buyurmuştur. Bu âyeti kerîme dînin temel düstûrunu ortaya koyar: insan ancak muhabbeti, sevgisi, ve îmânı ile dînini yaşar; baskıyla, zorlamayla, dayatmayla yaşamaz. İslâm dîni bir insanın muhabbetiyle, sevgisiyle, inancıyla yaşanacak bir dîndir.

Sûfîlik Gönüllülük Esâsına Dayanır

Mustafa Özbağ Efendi sûfîlik yolunun temel düstûrunu açıklar: sûfîlik zorla olacak bir şey değildir. Bir kimse severse muhabbet beslerse, sûfîliği yaşayabilir; sûfîliğin içerisinde bulunabilir. Eğer sevmiyorsa o kimse o sûfîliğin içerisinde yaşayamaz; veyâhud da o topluluğu sevmiyorsa, o toplulukta kendinde bir yer görmüyorsa o zaman da orada yaşayamaz. Bu yolda ölçü üstâddır: üstâdda bir kimsenin yeri var ise mes'ele bitmiştir. Bu üstâdmüridmürşid ilişkisinde diğer insanlarla zorunluluğu yoktur; lâkin diğer insanları rahatsız etmeye de hakkı yoktur. Bu iki kâide birlikte ele alındığında sûfîliğin hem hür hem de edebli bir yol olduğu anlaşılır.

Müridliğin Disiplini Kişinin Kendisinedir

Mustafa Özbağ Efendi sohbette muazzam bir nasîhat verir: bu topluluk gönüllülük esâsına dayalıdır. Yapmak zorunda değilsin; lâkin «ben bunu kenarından tutacağım» deyip kendin tâlib olduysan, o zaman bunu disiplin edeceksin kendinde, ve kenârından tutacaksın. Bu vazîfeyi kendine aldıysan kenârından tutacaksın. Tutmayacaksan âdâbına, erkânına uygun bir şekilde «ben bunun kenârından tutamıyorum, özür dilerim, ben bu vazîfeyi yapamayacağım» diyeceksin; ve bırakacaksın. Bu senin hakkındır. Bunda zorlama yoktur. Burada o kimse kendi kendisini disiplin edecektir; onu bir başkası disiplin etmeyecektir. Bu üslûp tasavvuf yolunun temelinde yatan adâbın özüdür: kişi kendi nefsi ile mücâdele eder, bir başkasının nefsi ile değil.

Kimse Kimseye Emretmesin

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda kat'î bir nasîhat ile bitirir: «Bana emretmesin; zâten kimse kimseye emretmesin.» Nasıl ki Cenâbı Hak Peygamberine «sen öğüt ver; çünki sen ancak öğüt vericisin. Onlar üzerinde zorlayıcı, bekçi, ve gözetleyici değilsin» demişse, hiç kimse benim başımda gözetleyici olmasın, hiç kimse benim başımda bekçilik yapmasın, hiç kimse bana da bir şeyi zorlamasın. Cenâbı Hak Peygamberine sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine söylüyor; o yüzden ben sûfîliği gönüllülük olarak görürüm. Bu üslûp Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesinin de esâsıdır: kişi kendi rızâsı ile bu yola girer, kendi gönüllülüğü ile âdâbına riâyet eder, ve kendi nefsi ile mücâhede eder. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Mü'mînler ancak kardeştirler» (Hucurât 49/10) buyurmuştur; mü'minin kardeşine emretme hakkı değil, ona nasîhat etme vazîfesi vardır.

  • Kur'ânı Kerîm: Gâşiye 88/21-22; Bakara 2/256; Hucurât 49/10; Mâide 5/2; Nahl 16/125.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-İlm 11.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 95, dîn nasîhattir hadîsi.
  • Süneni Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Edeb.
  • Süneni Tirmizî, Kitâbü'l-Birr ve's-Sıla.
  • Süneni Nesâî, Kitâbü'l-Bey'a.
  • Süneni İbn Mâce, Kitâbü'l-Mukaddime.
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, emri bi'lma'rûf bahsi.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
  • İmâm Kuşeyrî, Risâle.
  • İbn Acîbe el-Hasenî, Mi'râcü't-Teşevvüf.
  • Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi'u'l-Fadâ'il.
  • Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Ma'nevî.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Güzel Ahlâk Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet devletlerarası ile bireysel hoşgörünün farklı tezâhürünü, mü'minin sâdece öğüt verici olmasını, Müslümanın diğer Müslümana dînî mes'eleleri dayatamayacağını, sûfîliğin gönüllülük esâsına dayanmasını, müridliğin disiplinin kişinin kendisine âid olmasını, ve kimsenin kimseye emredemeyeceği düstûrunu tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Güzel Ahlâk Sohbetleri