Ebu Zer el-Gifari, Muaviye’nin davetine gittiğinde orada verilen yemeğe tepki göstermiştir. Şam’da sunulan pilava elini sıkarak kanlı kısım çıkartmış ve bunu Muaviye’nin önüne fırlatmıştır. Ardından ona “Beni buna mı davet ettin?” diye sormuştur. Bu davranış, gerçek mümin ve cesur bir kalbin göstergesiydi.
Bir Ebu Zer el -Gıfari, Muaviye ve saltanatını bozdu Hakkında
Mümin korkak değildir ve hak ile hakikatin uğrunda çıkarlarından vazgeçmekten çekinmez. Ebu Zer, güce boyun eğmemiş, zalime teslim olmamıştır. Muaviye’nin valiliği altında Şam’da gençlere Kur’an ve Sünnet’i öğretmeye devam etmiştir. Bu yüzden Hazreti Osman’a mektup yazarak Ebu Zer’in Şam’dan uzaklaştırılmasını istemiştir.
Muaviye büyük meblağlarda para göndererek Ebu Zer’i ikna etmeye çalışmıştır. Ancak o, yalakalık yapmadı ve parayı reddederek geri gönderdi. Ebu Zer, makam, mevki ve madde ile kandırılamayacak bir kişiliğe sahipti. Gücün nimetleri onun için hiçbir değer taşımıyordu.
Şam’ı terk ettikten sonra Ebu Zer, hurma ağaçlarının liflerinden basit bir gölgelik yaptı ve orada insanlara Allah ve Resulü’nü anlattı. Hazreti Osman’ın talimatı üzerine Medine’ye döndüğünde de Medine dışında benzer şekilde yaşamını sürdürmüştür. O, hayatını ve ölümünü yalnız geçmiş, dünyevi makamlardan uzak kalmıştır.
Ebu Zer’in örneği, dinin hakkında daha önemli olduğunu ve maddi çıkarlar karşısında ilkelere sadık kalmanın gerekliliğini gösterir. Muaviye’nin devletine yamanmamış, çıkarcılığa bulaşmamıştır. Kur’an ve Sünnet’in yolundan sapmayan bu mubarek şahsiyet, insanlığa rehberlik etmek için kendi rahatından vazgeçmiştir. Bugün bu sıkıntılı günlerde Ebu Zer’in yolu hatırlanmalı, dinin asıllarına dönülmelidir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı