Cuma, 16 Ekim 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Aşure Günü ·

Aşure, tevhidin ve birlik beraberliğin pekiştiği günüdür

Bugün aşure ne yazık ki size aşurenin tadını tuzunu anlatamayacağım. Hakkınızı helal edin. Aşurenin nelerden kaynaklandığını size anlatamayacağım. Benim kendimce dünyam birazdan farklı. Allah bizi aff...

Âşûrâ bir tarafı hüzün bir tarafı sevinç olan gündür; sohbette hüznün ağır bastığı söyleniyor. Kerbelâ’nın acısı, Eyyûb’un sabrı, Yûnus’un umudu, Nûh’un şükrü bir araya getiriliyor ve âşûrâ, bir topluluğun tek kazanda harmanlanması olarak okunuyor.


«Bugün Size Âşûrânın Tadını Anlatamayacağım»

Bugün âşûre ne yazık ki size aşurenin tadını tuzunu anlatamayacağım; hakkınızı helâl edin. Aşurenin nelerden kaynaklandığını size anlatamayacağım. Benim kendimce dünyam birazdan farklı. Allâh bizi affetsin.

Evet. Âşûre bir tarafı hüzün, bir tarafı sevinç; ama hüzün ağır basıyor, keder ağır basıyor. Böyle sevinecek bir şey bulamıyoruz.

Muharrem’in Onunu Eğlenceye Çevirenler

Biraz da böyle o Yezîd ve avânesi Muharrem’in onuncu gününü böyle tâbiri câizse — eğlenceye çevirmişler.

Bugün on Muharrem diye yeniden Yezîdîler türedi içimizde. Yezidinin yolunu canlandırdılar. Yezidinin yolunu canlandıraraktan yine o Muharrem ayını böyle bayram yapma telâşındalar.

Daha İleri Gidenler

Hattâ daha böyle artık ileri konuşuyorlar. Hazret-i Hüseyin efendimizin hatâ yaptığını, Emîrü’l-Mü’minîn’e karşı çıktığını, Emirel Mü’minîn’e karşı çıktığı için küfrüne kadar fetvâ verme cesâretine sâhip oldular. Allâh bizi muhâfaza eylesin.

Benim Âşûrâya Bakışım Biraz Daha Farklı

Oysa âşûreye bakış açım biraz daha farklı. Hani hepimiz burada bir âşûre gibiyiz: Farklı renklerde, farklı tatlarda, farklı duygularda burada bir ve berâberliğin tadını yaşıyoruz.

Âşûreye baktığınızda bir sürü içinde — kuru, yaş meyve işte ne bileyim, kuru erzaklar bir yerde toplanıp harmanlanıyor ya.

Bütün Tatlar, Bütün Renkler Bir Kazanda

Hani benim meşhur bir metaforum var: Îsâ kazanı diyorum. İşte âşûre Îsâ kazanı gibi; bütün tatlar, bütün renkler içinde, ve bütün tatlar, bütün malzemeleri tatlandırıp ayrı bir hava katıyor.

İşte bu sûfî topluluğu da böyle, bütün her şeyin toplandığı ve bir kazanın içerisinde harmanlandığı bir topluluk gibi geliyor bana.

O yüzden bu içinde bulunduğum topluluğu ben âşûre kazanı gibi görüyorum.

Tek Başına Bir Hükmü Yok

Evet. Onun dışarı baktığında tek başına olunca bir hükmü yok. Fasulye dışarı baktığınızda nohut bir hükmü yok.

Ama normalde kazanın içerisinde girince hepsi de ayrı bir lezzette, ayrı bir tatta, ayrı bir nefâsette oluyor; bu, muhteşem bir âşûre olmuş oluyor.

«Herkes Toplansın, Herkes Gelsin»

Ben âşûreye biraz da böyle bakıyorum. O yüzden böyle âşûre günlerinde bütün kardeşler istiyorum ki herkes toplansın, herkes gelsin. Biz o rengimizi görelim kendi kendimize; o âşûre kazanının içerisinde hemhâl olalım, bir olalım.

Baktığınız zaman kaşığı çalıyorsunuz âşûre tabağına: Ben nohut yemem, ben fasulye yemem, ben bulgur yemem, ben şunu yemem, ben bunu yemem demiyorsunuz. Kaşığınıza o karışımdan geliyor; o karışımı yiyorsunuz.

Ve sûfî topluluğu o karışım gibi. Dışarı baktığında tek başına hiçbir şey değil ama kazanın içerisine girince tatlanıyor. Cenâb-ı Hak hepimizi tatlandırsın inşâallâh.

Bir Tarafından Bakarsan…

O yüzden âşûre günü: Bir taraftan bakarsan acı gün — Kerbelâ. Bir taraftan bakarsan sabrın günü — Hazret-i Eyyûb. Bir taraftan bakarsan umudun günü Hazret-i kim? Yûnus. Bir taraftan bakarsan şükrün günü kim Hazret-i Nûh.

Hani Nûh aleyhisselâm, son gün yiyecek kalmamış; bütün yiyecekleri toplayıp bir yemek yapmışlar. İşte o âşûre, kültür oradan geliyor.

Gönül Kazanını Kaynatmak

Normalde tabii âşûreye bakınca da benim için gönül kazanını kaynatmak oluyor.

Benim için normalde ümmetin ortak hâtırası oluyor: Âdem’den itibâren bütün peygamberlerin ortak hâtırası ve bütün peygamber ümmetlerinin ortak hâtırası olarak geliyor.

Ve o yüzden âşûreye bakınca ben ayrılık olarak görmüyorum. Âşûre tevhîd birlik olmanın günü olarak aklıma geliyor.

«Hep Birlikte Allâh’ın İpine Sımsıkı Sarılınız»

Ve âşûre birlik ve berâberliğin pekiştiği, birlik ve berâberliğin pekiştiği, canların birbirlerine can oldukları gün olarak aklıma geliyor. Aşırı o yüzden sâdece normalde bir tatlı hükmünde gelmiyor bana. O yüzden.

Hani Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede hep birlikte Allâh’ın ipine sımsıkı sarılınız demiş ya — hep birlikte, tek tek değil.

O yüzden âşûre bu mânâda hep birlikte Allâh’ın ipine sımsıkı sarılmak olarak geliyor bana.

Tek Bir Gür Ses

Ve bütün bu noktada topluluk olarak herkesin birbirine sarıldığı, herkesin birbirine can olduğu, canında can bulduğu bir gün olarak aklıma geliyor.

Aşure olunca o zaman cemaatin tek bir ses olduğu, tek bir cemaat olduğu; o tek bir sesin gür bir ses olduğu; ve o gür bir sesin bütün İslâm dünyâsını, bütün dünyâyı etkileyeceği bir gün olarak aklıma geliyor.

Önce Âilede Başlayacak

O yüzden normalde Cenâb-ı Hak bizi âyet-i kerîmede parçalanmamızı, dağılmamızı istemiyor; bir ve berâber olmamızı istiyor. Biz âilede bir ve berâber olma. Âilede.

Önce âilede başlayacak: Âilede bir ve berâber olma, mahallede bir ve berâber olma, illerde, ilçelerde bir ve berâber olma. Bu, bir ve berâber olma halakasını genişletme olarak geliyor bana.

Kusurları Örtmek

İnsanların ufak tefek kusurlarına toleranslı davranma, insanların ufak tefek kusurlarını örtme, onları affetme; küçük nefsin, hevâ ve hevesin getirmiş olduğu böyle basit tartışmalardan kurtulma.

Âilenin içerisinde cennet bahçesi gibi bir âile kurma; anne, baba ve çocuklarının mutlu bir şekilde birbirlerine destek olduğu bir âile aklıma geliyor.

Ve o ailelerin, o çekirdek âilenin Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışıp, o sımsıkı yapışmanın tadını, nefâsetini, lezzetini etrâfındaki insanlara da örnek teşkîl ettirip tattırma olarak geliyor.

Bir Beden Gibi Olmak

Âşûre deyince aklıma aşire gelince hani Mü’minler birbirini sevmede, merhamette ve şefkatte bir beden gibidir; onun bir uzvu rahatsız olursa diğer uzuvlar da uykusuz kalır, o acıyı hisseder diyen Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözüne sâdık olup.

Yâni âilede veya toplumda veyâhut da bizim topluluğumuzun içinde normalde birbirine şefkatle bakan, birbirine merhametle bakan, birbirinin eksiğini kusurunu örten, birbirinin yanlışını görmeyen, toleranslı davranan bir gün olarak aklıma geliyor.

Âşûrâda Yeme İçme Aklıma Gelmiyor

O yüzden âşûre deyince bu topluluğun birbirini sevmesi, birbirine muhabbet beslemesi, birbirlerini şefkatle, merhametle kucaklaması, birbirlerinin eksiğini kusurunu örtmesi, tamamlaması; varsa birinin bir şeye ihtiyâcı, o ihtiyâcının görülmesi olarak geliyor âşûre denilince aklıma.

O yüzden âşûre deyince aşurede sâdece yeme-içme hiç aklıma gelmiyor.

Mahşerde Birbirlerini Tanıyacaklar

Diyorum ki: Bütün kardeşler toplanacaklar, birbirleriyle kardeşliklerini tesis edecekler. İller, ilçeler, köyler, mahalleler birbirleriyle arkadaşlık kuracaklar, âşinâ olacaklar.

Mahşerde birbirlerini tanıyacaklar. Hesap gününde birbirlerini tanıyacaklar; birbirlerinin koluna girip destek olup o kutlu yürüyüşe devâm edecekler. Âşûre denince aklıma o geliyor.

Dostların, kardeşlerin, arkadaşların birbirlerinin cemâllerine bakıp cemâlleşip, birbirlerine muhabbet besleyip, selâmlayıp, birbirlerine duâ edip, birbirlerine yardımcı olmaları, destek olmaları aklıma geliyor. Âşûre denince.

Şeytana Dur Deyiş

O yüzden âşûre denince şeytanın aramızda kin ve nefreti kusmaya çalışırken, bizlerin şeytanın kin ve nefretine karşı çıkışımız, şeytana dur deyişimiz; ve şeytanı hem kendi içimizden hem topluluğun içerisinden atmak olarak geliyor.

Çünkü şu topluluk burada şeytana karşı verilmiş bir savaş. Şeytanlaşmış insanlara, beyinlere, akıllara karşı verilmiş bir savaş. Şeytan ve hevâ ve hevesini ilâh edinen insanlara ve şeytanlaşmış kimselere verilmiş bir cihad olarak görünüyor.

«Sen Onu Irgalıyorsun»

Çünkü şeytan ve şeytanlaşmış insanlar, Kur’ân ve sünnet dâiresinde insanların toplanıp Kur’ân ve sünneti anlama, yaşama, yaşatma mücâdelesi vermesini istemez. Dünyâ deccâliyet sistemi, Kur’ân ve sünnetin yaşanma ve yaşatılma mücadelesinin hoşuna gitmez.

Küçücük bir topluluk da olsan, sen Kur’ân ve sünnet diyorsan; Kur’ân ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücâdele noktasında duruyorsan — bil ki o deccâlî sistemi sen ırgalıyorsun. İstersen tek başına ol.

O deccâlî sistem, o şeytânî sistem, o Vahhâbî sistem, o narsist sistem, o kapitalist, deccâlist, zâlim sistem — bil ki ondan ırgalanıyor, rahatsız oluyor.

Büyük Bir Cihad Eri

Eğer sen gerçekten Kur’ân ve sünnet diyorsan, gerçekten imamların içtihâdı diyorsan; sen gerçekten Allâh sevgisi, Resûlullâh sevgisi, mü’min sevgisi diyorsan; ve dünyânın öbür ucundaki bir müslümana olan zulümden rahatsızlık duyuyorsan, ondan acı çekiyorsan.

Bil ki deccâlî sistem senden rahatsız. Bil ki şeytânî sistem senden rahatsız.

Ve o deccâlizme karşı, o şeytânizme karşı büyük bir cihad eri olarak sen duruyorsun.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi sohbetleri | Seri: Aşure Günü

Ek kaynaklar:

  • Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 3/103 — «Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın» — sohbetin birlik bahsinin dayanağı.
  • Hadîs-i şerîf — Bir beden gibi — «Mü’minler birbirini sevmede, merhamette ve şefkatte bir beden gibidir; bir uzvu rahatsız olursa diğer uzuvlar da uykusuz kalır.»
  • Kerbelâ ve Hazret-i Hüseyin radıyallâhu anh — Âşûrâ gününün hüzün tarafı.
  • Hazret-i Eyyûb, Hazret-i Yûnus ve Hazret-i Nûh aleyhimüsselâm — Sabrın, umudun ve şükrün günü olarak âşûrâ; âşûre yemeği kültürünün Nûh aleyhisselâma dayandırılması.