Mustafa Özbağ Efendi bu mühim sohbette «Allâh'ı mevcut aklınızla, bilginizle tanıyamazsınız; tanımaya kalkarsanız küfre düşersiniz» nükresini tafsîl eder. Hazreti Pîr buyurur: «Sabahın nûru parladı; biz de bu sabah çağında senin Mansûr şarâbını içmekteyiz.» Buradaki «sabah» normal günün ışıması değil; bu manevî tecellîyâttır; cemâl muhitinde fenâ olma zirveye ulaştı; zirveye ulaşınca artık hiçbir şey kendi varlığında görünmez oldu; artık bütün varlık Allâh'ın nûru ile nûrlandı; o nûr ile gözler, ve kalbler kamaştı; artık o hiçbir göremez oldu, hiçbir düşünemez oldu; cemâl perdesinde kendisiyle alâkalı hiçbir kalmadı. Hazreti Pîr Hallâcı Mansûr'un vahdet perdesine vâkıftır; Hallâcı Mansûr'un «Ene'l-Hakk» demesini anlayabilecek çok az insândır; çünki Hallâcı Mansûr Hakk'ın varlığından başka her şeyi reddeder, tenzîh eder; ve Allâh'ı akılla bilmenin mümkün olmadığını söyler. Bütün teşbîhi tenzîh eder; ve hiçbir şekilde Allâh'ı mevcut aklınızla, fikrinizle, bilginizle tanıyamazsınız; tanımaya kalkarsanız küfre düşersiniz, şirke düşersiniz. Çünki akıl sınırlandırır; Hak ise münezzehtir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «O'nun benzeri hiçbir şey yoktur» (Şûrâ 42/11); ve «O'nu gözler idrâk edemez; o ise gözleri idrâk eder» (En'âm 6/103).
Hazreti Pîr'in Sözü: Sabahın Nûru Parladı
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Hazreti Pîr buyurur: «Sabahın nûru parladı; biz de bu sabah çağında senin Mansûr şarâbını içmekteyiz.» Buradaki sabahtan kasıt artık normal günün ışıması değil. Bunu böyle tefsîr ederler herkes; ve böyle tefsîr etmişlerdir. Lâkin Allâhu a'lem, bu söz tevîl edenlerce öyle tevîl edilmiştir; sabahın nûru parladı, sabah oldu, gün aydınlandı diye. Yok, bu sözün üstüne bu değil; bu sözü öyle anlamak mümkün değil; aşağı çekmek olur.
Cemâl Muhitinde Fenâ-yı Mutlak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: çünki bu «sabahın nûru parladı» sözü artık o manevî tecellîyât makâmıdır; cemâl muhitinde fenâ olma zirveye ulaştı; zirveye ulaşınca artık hiçbir kendi varlığında görünmez oldu; artık bütün varlık veya varlığın üzerinde olan hâl Allâh'ın nûru ile nûrlandı. O nûr ile gözler, ve kalbler kamaştı; artık o hiçbir göremez oldu; artık o hiçbir düşünemez oldu; o cemâl perdesinde kendisiyle alâkalı hiçbir kalmadı; kendisiyle alâkalı bütünüyle düştü; artık o işin cilvei rabbâniyesine girdi.
Hallâcı Mansûr'un Vahdet Duruşu
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Hazreti Pîr «Biz Mansûr şarâbı içmekteyiz» dediğinde sizin Mansûr'u tanımanız zordur. Çünki İslâm toplumu Mansûr şarâbı dediğinizde Hallâcı Mansûr'un durduğu noktayı bilmez. Ümmeti Muhammed bunu anlamakta, sûfîler dahi bunu anlamakta güçlük çekerler. Hallâcı Mansûr'un vahdet duruşunu, birlik duruşunu, «Ene'l-Hakk» demesinin arkasındaki vahdet hakîkatini anlayabilecek çok az insândır. Çünki Hallâcı Mansûr Hakk'ın varlığından başka her şeyi reddeder; tenzîh eder; ve Allâh'ı akılla bilmenin mümkün olmadığını söyler.
Allâh Akılla Bilinemez: Şûrâ 42/11 ve En'âm 6/103
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: bütün teşbîhi tenzîh eder Hallâcı Mansûr; hepsini de tenzîh eder; ve hiçbir şekilde Allâh'ı sizin mevcut aklınızla, fikrinizle, bilginizle tanıyamazsınız; tanımaya kalkarsanız küfre düşersiniz, şirke düşersiniz. Çünki akıl sınırlandırır; Hak ise hudûttan münezzehtir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «O'nun benzeri hiçbir şey yoktur; o işitendir, görendir» (Şûrâ 42/11). Ve: «O'nu gözler idrâk edemez; o ise gözleri idrâk eder; o latîf ve habîrdir» (En'âm 6/103). Demek ki akılla, fikirle, bilgi ile Allâh tanınmaz; ancak nûr ile, ehlullâh ile, vahdet hakîkatiyle bilinir.
İrfân Mektebi İddiâcılarının Hatâsı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: bunlar konuşulacak mes'eleler değildir, ama bunları konuşamayacak olanlar da ne yazık ki konuşurlar. «Biz buradayız» deyip de kendilerini irfân mektebinin sahibi gibi görüyorlar; «Anlat neden konuşamıyorsun? Birlikten bahset bana, vahdetten bahset bana; Hallâcı Mansûr'un Ene'l-Hakk demesinin arkasındaki vahdetten bahset bana» derler. Yok, hayır; kimsenin bunu kaldıracak gücü de yok, anlayacak gücü de yok. O hiçbir şeye benzemez; çünki sen onu aklınla bir şeye benzetmeye çalışırsın; o zaman şirke düşersin, o zaman küfre düşersin.
Ene'l-Hakk Sırrı: Taklîd Edilemez
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: Hallâcı Mansûr'un Ene'l-Hakk demesinin sırrına ermen için yedi makâma gelmen lâzım; anlayabilmen için Halîl Cemâlullâh ile cem' olman lâzım. Anlayamazsın; vahdetin zirvesinde onun bırak ayak izine bile basamaz sın; bırak anlamayı, ayak izine bile basamaz sın. Çünki onun vahdet anlayışı, Ene'l-Hakk demesi tamamiyetle Allâh'tan başka bir varlık düşüncesinin olmayışıdır. O yüzden Ene'l-Hakk demek ona yakışır; bir başkasına değil. Bir başkası kalkıp taklîd edip Ene'l-Hakk demesin; konuşmasın bile; sussun; haddini bilsin; terbiyesizlik yapmasın. Hazreti Pîr aklı küle vâkıf olduğu gibi aynı zamanda Hallâcı Mansûr'un vahdet perdesine de vâkıftır, ve vahdet deryâsında dolaşmaktadır; bu sebeble «Sabah oldu, biz Hakk'ın cemâlinde fenâ olduk; kalmadı bizden bir eser; bir noktai zerre bile kalmadı; biz vahdet perdesinde Mansûr şarâbını içmekteyiz» demektedir. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Allâh'ı akılla tanımaktan kaçınmaya, Ene'l-Hakk sırrını taklîd etmemeye, Hazreti Pîr'in fenâ-yı mutlak makâmını mülâhaza etmeye, ve vahdet hakîkatine edeble yaklaşmaya yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Şûrâ 42/11 (benzersizlik); En'âm 6/103 (gözler idrâk edemez); İhlâs 112/1-4; Bakara 2/255 (Âyetü'l-Kürsî).
- Sahîhi Buhârî.
- Sahîhi Müslim.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, Mişkâtü'l-Envâr; el-Maksadü'l-Esnâ; el-İktisâd fi'l-İ'tikād.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Fenâ ve bekâ bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Hallâcı Mansûr, Kitâbü't-Tavâsîn.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Vahdeti Vücûd bahsi.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât, Vahdeti Şuhûd bahsi.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Şûrâ 42/11 tefsîri.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Akāid Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Hazreti Pîr'in «Sabahın nûru parladı» sözünü, cemâl muhitinde fenâ-yı mutlakı, Hallâcı Mansûr'un vahdet duruşunu, Şûrâ 42/11 ve En'âm 6/103'te Allâh'ın akılla bilinemeyeceğini, irfân mektebi iddiâcılarının hatâsını, ve Ene'l-Hakk sırrının taklîd edilemezliğini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Akāid Sohbetleri