Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

Allah zulmedenden intikamını alır

Mustafa Özbağ Efendi'nin nasihat sohbeti: Allah zulmedenden intikamını alır. Tasavvuf yolundakiler için mânevî nasihat ve ders.

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Hz. Pîr Mevlânâ kuddise sırruhu’nun “Akıllı kişi artıya-eksiye bakmaz, kanaat ehlidir” hükmü ile başlayarak — eksilirse isyân etmediğini, fazlalaşırsa şımarmadığını-çizgisini aşmadığını ifâde ettiğini, Cenâb-ı Hakk’ın bollaştırdığı nimetin “tasadduk için, Allâh yolunda harcamak için” verildiğini, “şımarmak-azıp sapmak-şâtâat ve şatafata düşmek için, evindeki avizeleri değiştirmek için, sosyete yaşamak için, yazlık-villâ almak için” verilmediğini, akıllı kişinin varlığın da yokluğun da rüzgâr gibi olduğunu bildiğini ve “hiçbir zulmün ebedî olmadığını”; zulmeden devletlerin-patronların-kocaların-kadınların-anne babaların-çocukların-komşuların hep yıkılmaya mahkûm olduğunu, çünkü Cenâb-ı Hakk’ın her zâlimden intikâmını aldığını, “Allâh zâlimin başına bir zâlim tâyin eder, o zâlimle zulmedenden intikâm alır; sonra zâlimin başına bir kılıç tâyin eder, kılıç da zâlimden intikâmı alır; kılıçtan da Cenâb-ı Hakk kendisi intikam alır” hükmünü, eşine zulmeden erkek olsun olmasın kadına zulmeden olursa Allâh’ın o zulüm sâhibinden intikam alacağını ve sabreden tarafın intikâmını havada bırakmayacağını, kadınların da zâlim olabileceğini (kazancını hor görmek, yataktan kaçmak, makul söze isyân etmek), İstanbul’da yüzü “Çarşamba pazarına dönmüş dayaktan” bir kadının yine boşanmayı talep etmediği ve adamın perişan olduğu vakasını, derviş dahi olsa karısını döven kimsenin “kayanın üzerine yağmur yağar ama kaya su almaz” Yûnus Emre tâbiriyle “kaya parçası” olduğunu, “kadın dövülmek için evlenilmez, işine gelmiyorsa boşanırsın, bu kadar basittir” hükmünü ve nihâî olarak boşanan çiftlerin ileriki hayâtlarına bakılarak haklı-haksız tarafın belli olacağını ve “zulmedenler için rüzgâr çok sert eser” hükmünü beyân etmektedir.


Hz. Pîr Mevlânâ: Akıllı Kişi Artıya-Eksiye Bakmaz

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Hz. Pîr Mevlânâ kuddise sırruhu’nun çok bilinen bir hükmüyle başlar: “Hazret-i Pîr diyor ki, ‘Akıllı kişi artıya-eksiye bakmaz. Kanâat ehlidir.’ Çünkü o, bir şey ondan eksilirse isyân etmez. Fazlalaşırsa da şımarmaz. Çizgisini aşmaz.” Bu hüküm Mevlânâ’nın Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr’inde tekrarlanan bir prensiptir. Akıllılık, dış-değişimleri içsel sabitliğine yansıtmamaktır.

Efendi hazretleri ehl-i îmânın iki yüzünü tasvîr eder: “O, o kimse ehl-i îmândır. Onda bir şey eksilirse isyân etmez. Bir şey onda artarsa, ekonomik olarak o kimse de azmaz, sapmaz, savurganlık yapmaz, israf etmez. Bugünün kazandığını bugün yemez. O israftan uzak durur.” İki sınama: az-da-isyân-etme, çok-da-şımarma. Bu, Resûlullâh’ın “Mü’minin işi ne kadar şaşırtıcıdır! Bütün işi onun için hayırdır” hadîsindeki çift-yüzlü ahlâktır.

Efendi hazretleri israfın felâket sonucunu uyarır: “Çünkü şımarır, israf ederse Allâh israf edenleri sevmez. Onun elindeki nimeti alabilir ya da iyice azgınlaşsın, iyice sapsın diye onu mala gark edebilir. O firavun gibi ilâhlık taslamaya başlar.” Mala gark olma — Kasas Sûresi 76-82’deki Kârûn’un hâlidir. Allâh insanı bazen “iyice azsın diye” mala boğabilir; bu da bir tür imtihândır.


Bollaştırılan Nimetin Hikmeti: Tasadduk, Faydalı Olmak

Efendi hazretleri bollaştırılan nimetin amacını koyar: “Cenâb-ı Hakk sana nimetini bollaştırdıysa tasadduk etmen için, Allâh yolunda harcaman için fazlalaştırmıştır. Sen şımarasın diye değil, sen azıp sapasın diye değil, Allâh yolunda koşasın diye onu bir nimet olarak gör.” Bu, Hadîd Sûresi 7’nin tezâhürüdür: “Allâh’a ve Resûlüne îmân edin; sizi üzerinde halîfeler kıldığı şeylerden infâk edin.” Mal — halîfeliğin emânetidir.

Efendi hazretleri yapılmaması gerekenleri sıralar: “Azıp-sapmak için değil. Şâtâata, şatafata düşmek için değil. Evindeki avizeleri değiştirmek için değil. Ne bileyim biraz daha sosyete yaşamak için değil. Gidip bir yazlık alayım kenarda, bir tane de villâm olsun, şu da olsun, bu da olsun diye değil.” Beş yanlış kullanım: gösteriş, sosyete-yaşamı, ev dekorasyon manyaklığı, yazlık edinme, villâ alma. Hiçbiri “Allâh yolu” değildir.

Sonra mübârek kullanım söylenir: “Allâh yolunda koşman için sana nimet vermiş, sana nefes vermiş, sağlık vermiş. Allâh’ı tanı, bil, o yolda koş diye. Cenâb-ı Hakk sana maddî bir selâmetlik vermiş. Faydalı ol diye. Faydalı ol. Şımarma, israf etme. Şımarıp israf edenleri Allâh sevmez.” “Faydalı olmak” — Beyhakî’deki “İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanıdır” hadîsinin tezâhürüdür.


Varlık da, Yokluk da Rüzgâr: Sıkıntı Kalıcı Değildir

Efendi hazretleri akıllı kişinin temel ölçüsünü koyar: “Akıllı kimse varlığın da yokluğun da bir rüzgâr gibi olduğunu, varlığın da geçeceğini, yokluğun da geçeceğini bilir. Akıllı kişi derdin de, sıkıntının da, problemin de rüzgâr gibi gelip geçeceğini bilir. O çarpar seni belki de ama geçicidir. O kalıcı değildir.” Hiçbir hâl kalıcı değildir — bu, Hadîd Sûresi 23’ün hükmüdür: “Bunu, kaybettiğinize üzülmeyesiniz ve verdiğine sevinmeyesiniz diye söylüyoruz.

Efendi hazretleri zulmün de kalıcı olmadığını ifâde eder: “Hiçbir sıkıntı kalıcı değildir insanda. Hiçbir dert kalıcı değildir. Sen kendince o kalıcı gibi görme. Hiçbir zulüm kalıcı değildir. Kalıcı değildir. O kimse bir gün gelir o zâlim hesâbını verir.” Zulüm de — kâinâttaki bütün şeyler gibi — geçicidir; zâlim de bir gün hesâbını verir.

Efendi hazretleri zalimin yedi sınıfını sayar: “Bu ne olursa olsun, zulmeden devletler yıkılmaya mahkûmdur. Zulmeden patronlar yıkılmaya mahkûmdur. Zulmeden kocalar yıkılmaya mahkûmdur. Zulmeden kadınlar yıkılmaya mahkûmdur. Zulmeden anne-babalar yıkılmaya mahkûmdur. Zulmeden çocuklar yıkılmaya mahkûmdurlar. Zulmeden komşu yıkılmaya mahkûmdur.” Yedi muhtemel zâlim: devlet, patron, koca, kadın, anne-baba, çocuk, komşu. Hiçbiri bağışlanmaz.


İntikâm Mekanizması: Zâlim, Kılıç, Sonra Allâh Kendisi

Efendi hazretleri Allâh’ın zâlimden nasıl intikâm aldığını bir mekanizma olarak açıklar: “Çünkü her zâlimden intikâmını Allâh alır. Cenâb-ı Hakk zulmedenin başına bir zâlim tâyin eder. O zâlimle zulmedenden intikâm alır. Zâlimin başına bir kılıç tâyin eder. O kılıç da zâlimden intikâmı alır. Kılıçtan da döner Cenâb-ı Hakk kendisi intikâm alır. Hiçbir zulmedenin zulmü ebedî değildir.” Üç kademeli intikâm:

  • Birinci kademe: Allâh zâlimin başına başka bir zâlim tâyin eder — birinci zâlim ikincisinden cezâ görür
  • İkinci kademe: İkinci zâlimin başına bir kılıç (acımasız bir cezâ-aleti) tâyin edilir
  • Üçüncü kademe: Kılıçtan da Allâh kendisi intikâm alır — yâni hiçbir zâlim sonsuza kadar var olamaz

Bu üç-kademeli sistem klâsik İslâm târihinde gözlemlenebilir — Haccâc bin Yûsuf’un Emevî yönetimine tâyini, Emevîlerin Abbâsîlerin eline geçmesi, Abbâsîlerin de Moğol istilâsıyla son bulması — Allâh’ın bir zâlimle başka bir zâlimi cezâlandırma sünnetidir.

Efendi hazretleri âile içi intikâm-mekanizmasını da gösterir: “Bir kimse zulmeder. Mesela erkek ya, karısını döver-söver, hakaret eder. Yokmuş hükmünde görür. Allâh onun intikâmını alır. Kadın sabrederse — kadın sussun. Allâh o adamdan intikâmı alır. O kadının intikâmını bırakmaz havada.” Kadın sabrederse — bu sözle Efendi hazretleri kocayı bağışlamayı değil, intikâm-mekanizmasını Allâh’a bırakmayı tavsiye eder. Bu, Resûlullâh’ın “Allâh, Müslümanın yapamayacağı yerde mağdûrun yardımcısıdır” hadîsiyle paraleldir.


Kadınların Zulmü de Vardır: Dengelenmiş Bir Tasvîr

Efendi hazretleri kadın-zulmünü de aynı şekilde tasvîr eder: “Kadın adama zulmeder. Dediğini yerine getirmez. Makul bir şey söyler adam. Kadın ona itirâz eder, isyân eder. Makul bir şey söyler adam. Kadının zulmüdür. Veyâhud da cinsel ilişkiye girmek istemez. Yataktan kaçar. Kadının zulmüdür bu adama. Veyâhud da adamın kazancını hor-hakîr görür. Kadının zulmüdür bu. Kadın zulmeder adama. Adamı beğenmez. Zulmeder adama.” Dört kadın-zulmü: makul söze isyân, cinsel reddedicilik, kazancı hor görmek, adamı beğenmemek.

Efendi hazretleri cinsiyet-eşitlikçi bir hüküm koyar: “Kadınlar zâlim değil diye bir kâide yok. Zâlimliğin kadını da erkeği değişmez bir şey. Kadınlar da zulmeder. Erkekler de zulmeder. Ama hiçbir zulüm ebedî değildir. Cenâb-ı Hakk onun intikâmını alır. Sen kim olursan ol intikâmı senden alır Allâh. Bunu hiçbir zaman unutmayın.” Zulüm cinsiyet-tarafsız bir günâhtır. Allâh intikâmını cinsiyet-bakmaksızın alır.

Çağdaş “kadın-mağdûriyeti” tek-yüzlü söylemine karşı bu balanslı bakış önemlidir; hem erkeğin kadına hem kadının erkeğe zulmü olabilir; mü’minin görevi kendi tarafının zâlim olmamasını sağlamaktır.


İstanbul’da Bir Kadın: Yüzü Çarşamba Pazarına Dönmüş Dayaktan

Efendi hazretleri çok dramatik bir hâdise nakleder: “Ben bir kadın tanıdım İstanbul’da Şeyh Efendiyle berâber. Kadının yüzü Çarşamba pazarına dönmüş dayaktan. Kadın yine boşanmayı talep etmedi. ‘Ben sabredeceğim’ dedi. Adam perişan oldu. Perişan olur.” “Çarşamba pazarı” — yüzün morarması, yara-bere alması anlamında bir Anadolu deyimi. Bu derecede dayak yiyen kadın bile boşanmayı reddetmiş, sabrı tercîh etmiş.

Efendi hazretleri dervişlik mertebesinin standardı koyar: “Derviş dahi olsa eşini dövmüş haksız yere. Evden kovmuş. Ben onları dervişten saymıyorum zâten de bizden eğitim almamış olan insanlar bunu yapar. Ancak o böyle ‘kayanın üzerine yağmur yağar ama kaya su almaz’ ya. Kaya o, bildiğiniz kaya, su almamış. Bir derviş karısını dövüp çarpıyorsa, kırıp döküyorsa o su almamış. O, o bir kaya parçası. Yûnus’un dediği gibi ‘sen bir kaya parçasısın’ diyor. ‘Denize düşsen de su almazsın ki.’ O kaya parçası o. Denize düşse su almaz.” Yûnus Emre’nin meşhûr beyti — “Ya elindeki sopayla kaya parçasısın / Denize düşsen de su almazsın ki” — manen-eğitilmemiş insanın metaforu. Suyu emmeyen kaya, hocasının sözüne kapısını kapamış mürîdtir.

Efendi hazretleri kadın-erkek dövücüsünün üç durumdan birinde olduğunu söyler: “Bir insan hanımını dövüyorsa, sövüyorsa, hakaret ediyorsa, yok hükmünde görüyorsa o kadına zulmediyor. O erkek insanlıktan nasîbini almamış ya da hasta, rahatsız, psikolojisi bozuk.” Üç teşhîs: insanlıktan nasîpsiz, hasta, psikolojik problem. Üçü de ciddi bir mesele; tek-yanlı bir ahlâkî kınama yerine, doğru bir teşhîs.


“Kadın Dövülmek İçin Evlenilmez”: Zulmedeni Boşa

Efendi hazretleri çok net bir hüküm koyar: “Her halükârde kadına boşanma hakkı doğar. Her halükârde. Çünkü bir kadın dövülmek için evlenilmez. İşine gelmiyorsa boşanırsın. Bu kadar basittir. Ama zulme devâm ediyorsa o erkek veyâ kadın hiç önemli değil. Zulme devâm ediyorsa Allâh ondan intikâmını alır. Hem de bu dünyâda görürsün onu.” Bu, klâsik İslâm hukûkunda “tafrîk” — mahkeme yoluyla boşanma — hakkıdır. Eşinden zulüm gören kadının hâkim önünde “khul” yâhud “tafrîk” talep etme hakkı bulunur.

Efendi hazretleri pratik bir gözleme yönlendirir: “Ben bazen çiftler boşanırlar derim ki ‘hayatlarına bakın. Kimin hayâtı daha güzel olacak bakın.’ Boşandı ya, o, içimden derim ki kimin hayâtı daha düzgün olacak görün. Boşandı. Eyvallâh. Boşadı. Kadın onu boşadı. O adamı boşadı. Önemli değil. Birbirisi birbirini boşadı. Bakın onun yaşadığı hayâta bakın. Yaşadığı hayât onun haklılığını veyâ haksızlığını meydana çıkarır.” Bu, kıyâmet-gününe bırakmadan dünyâda yapılabilecek bir gözlemdir — boşandıktan sonra hayâtın hangi yönde gittiği, kimin haklı olduğunu meydana çıkarır.

Efendi hazretleri sohbeti merkezî hükmüyle bağlar: “Cenâb-ı Hakk o intikâmı alır ondan. Kim zulmederse — çünkü zulüm ebedî değil. Cenâb-ı Hakk hiç sevmediği şey zulmeden insandır. Zulmeden devlettir. Zulmeden devlet başkanıdır. Zulmeden idârecilerdir. Allâh onlardan intikâmlarını alır. Onu havada bırakmaz.” Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Mazlûmun bedduasından sakın; çünkü onunla Allâh arasında perde yoktur” (Buhârî, Zekât 41; Müslim, Îmân 29) hadîsi bu hükmün altında yatar.

Sohbetin nihâî hükmü: “Sen zulmetmediysen, hiçbir rüzgâr seni deviremez. Hiçbir rüzgâr seni alt edemez. Zulmettiysen o zaman yan Allâh, dön Allâh. O zaman sıkıntıdasın. O zaman problemdesin. Rabbim muhâfaza eylesin. O yüzden zulmedenler için rüzgâr çok sert eser. Zâlimler için rüzgâr çok sert eser. O öyle havada kalmaz.”


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm — Zulüm ve İntikâm: Bakara 165 (“Zulmedenler azabı görünce kuvvetin tamâmen Allâh’ın olduğunu, Allâh’ın azâbının çetin olduğunu görselerdi”); Âl-i İmrân 57 (“Allâh zâlimleri sevmez”); Mâide 8 (“Bir topluluğa olan kininiz sizi adâletten ayırmasın”); İbrâhîm 42 (“Sen sakın Allâh’ı zâlimlerin yaptıklarından gâfil sanma; o yalnız onları azâbı ileri olunmuş bir gün için erteliyor”); Hac 60 (“Kim kendisine yapılan haksızlığa eşit olarak karşılık verirse, sonra da kendisine yine zulmedilirse, mutlaka Allâh ona yardım eder”); Şûrâ 41 (“Kim kendisine zulmedildikten sonra hakkını alırsa, onların aleyhine bir yol yoktur”); Şûrâ 42 (“Yol ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapanlar aleyhinedir”).
  • Kur’ân-ı Kerîm — Nimet ve İsraf: Hadîd 7 (“Allâh’a ve Resûlüne îmân edin; sizi üzerinde halîfeler kıldığı şeylerden infâk edin”); Hadîd 23 (“Bunu, kaybettiğinize üzülmeyesiniz ve verdiğine sevinmeyesiniz diye söylüyoruz; çünkü Allâh kendini beğenip övünenleri sevmez”); A’râf 31 (“Yiyin için, israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez”); Furkân 67 (“Onlar harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik; ikisi arasında dengeli bir yol tutarlar”); Kasas 76-82 (Kârûn’un kıssası — mala-batma).
  • Hadîs-i Şerîfler — Mazlûmun Duâsı: “Mazlûmun bedduasından sakın; çünkü onunla Allâh arasında perde yoktur” (Buhârî, Zekât 41; Müslim, Îmân 29 — itteki da’vete’l-mazlûmi); “Üç kişi vardır ki duâları reddedilmez: âdil yönetici, oruçlu kişinin iftârında ve mazlûmun duâsı” (Tirmizî, Da’vât 47); “Allâh, Müslümanın yapamayacağı yerde mağdûrun yardımcısıdır” (sahîh hadîs).
  • Hadîs-i Şerîfler — Aile Şiddeti: “İçinizden hiçbiri köle döver gibi karısını dövmesin” (Buhârî, Tefsîr 91); “Allâh, kendi kız kardeşine çulhalı bir şekilde davranan, kibirli, sebepsiz dövücü erkeği sevmez” (Buhârî, Edeb 65); “Sizin en hayırlınız âilesine en hayırlı olanınızdır” (Tirmizî, Menâkıb 63); “İslâm’da ne zarar vermek ne de zarar görmek vardır” (İbn Mâce, Ahkâm 17 — lâ darar velâ dırâr).
  • Tasavvufî Edebiyât — Sabır ve İntikâm: Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinde “Akıllı kişi artıya-eksiye bakmaz” prensibi; Yûnus Emre’nin “Sen bir kaya parçasısın, denize düşsen de su almazsın ki” beyiti (eğitilmemiş kalbin metaforu); Hacı Bektâş-ı Velî’nin “İncinsen de incitme” düstûru; Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin sabır üzerine niyâzları; “Akıllı, varlığa-yokluğa bakmaz, akıllı kanaate bakar” — sülûk literatüründeki ortak mesel.
  • Fıkıh — Boşanma Hakları: Tafrîk (mahkeme kararıyla boşanma); khul’ (kadının ücret vererek boşanma talebi); ila’ (eşine yaklaşmama yemini); zıhar (eşini annesine benzetme); İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik’in zarûret hâlinde tafrîk hakkı; “İmâm Mâlik’e göre kadın eşinden devamlı zarar görüyorsa hâkim onu boşar” (Mâlik, Muvatta).
  • Hz. Pîr Mevlânâ Hazretlerinin Mesnevî-i Şerîfi: 1. cilt — Pâdişâh ve Câriye hikâyesi (sabır); 2. cilt — Mecnûn ve Devesi (yön); 3. cilt — Halîfe ile Bedevî (mütevâzî hayât); 4. cilt — Şâh ve Vezir (zulüm-iflâsı); 5. cilt — Sultân Mahmûd ve Ayaz (kanâat); 6. cilt — Şehzâde Hikâyesi.
  • Hadîs-i Şerîfler — Akıl ve Kanâat: “Akıllı, nefsini hesâba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır; âciz, nefsini hevâsına uyduran ve Allâh’tan dilekler dileyendir” (Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 25); “Kanâat tükenmez bir hazinedir” (Beyhakî); “Veren el alan elden hayırlıdır” (Buhârî, Müslim).
  • Tasavvufî Istılâhlar: Kanâat (azla yetinme); zulüm (hakkın yerini bulmaması); intikâm-ı ilâhî (Allâh’ın aldığı intikam); rüzgâr-ı kazâ (kazânın esmesi); kaya-misâli (suyu emmeyen kalp); su almak (mâneviyâta açılmak); tafrîk (mahkemeli boşanma); zâlim ve mazlûm; mâ’siyet ve tâat.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Kanâat ahlâkı, zulüm-intikâm dengesi ve âile içi şiddet ekseninde verdiği — Hz. Pîr Mevlânâ’dan başlayarak çağdaş âile vakalarına kadar uzanan — yoğun bir derstir. Açılış noktası Hz. Pîr Mevlânâ’nın “Akıllı kişi artıya-eksiye bakmaz, kanâat ehlidir” hükmü. Akıllı kişi: eksilirse isyân etmeyen, fazlalaşırsa şımarmayan. Cenâb-ı Hakk’ın bollaştırdığı nimetin amacı tasadduk-Allâh yolunda harcamadır; şımarmak-yazlık-villâ-sosyete değildir. Varlık da, yokluk da rüzgâr — ikisi de geçicidir. Sohbetin merkezî tezi: hiçbir zulüm ebedî değildir. Yedi muhtemel zâlim sıralanır: devlet, patron, koca, kadın, anne-baba, çocuk, komşu. Allâh’ın üç kademeli intikâm mekanizması: 1) Zâlimin başına başka zâlim, 2) Onun başına bir kılıç, 3) Sonunda Allâh kendisi intikâm. Aile içi zulüm tartışmasında dengeli bir bakış: hem erkek-zulmü hem kadın-zulmü vardır. İstanbul’da yüzü “Çarşamba pazarına dönmüş dayaktan” bir kadının sabır kararı. Yûnus Emre’nin “Sen bir kaya parçasısın, denize düşsen de su almazsın ki” beyitiyle eğitilmemiş kalbin tasvîri. “Kadın dövülmek için evlenilmez; işine gelmiyorsa boşanırsın” — net bir hüküm. Boşanan çiftlerin ileri hayâtlarına bakılarak haklı-haksız tarafın belli olacağı öngörüsü. Sohbetin nihâî hükmü: zulmedenler için rüzgâr sert eser; zulmetmediysen hiçbir rüzgâr seni deviremez.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Allâh zulmedenden intikâmını alır | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Nefs, Sülûk, Şeyh, Halife, Silsile, Sabır, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı