Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri İbrâhîm Sûresi 7. âyet-i kerîmedeki “Şükrederseniz size olan nimetlerimi mutlaka arttırırım; şâyet nankörlük ederseniz şüphesiz ki azâbım çok şiddetlidir” beyânının kendi diline pelesenk olduğunu, Cenâb-ı Hakk’ın şükredenlerin nimetini arttırdığını, hamdetmenin ve şükretmenin hem dil ile hem fiilî olarak yapılacağını, israf etmemenin-bir şeyi atmamanın-son kullanma zamanına kadar kullanmanın fiilî hamd olduğunu, evdeki bir kadın bir şeyi kokutuyor-küflendiriyor-kurtlandırıyor-böceklendiriyorsa o kadının “evinin kadını değil nankörlerden” olduğunu, eşinin de gerekli nasîhati etmiyorsa o erkeğin de nankörlerden sayıldığını, “Allâh nankörleri sevmez, israfçıları sevmez, gösteriş yapanları sevmez” hükmünü, bilgisayar-elbise-eşya hepsini “bozulanaya kadar kullanmak ve bozmamak için gayret göstermek” gerektiğini, kendisinin 20 yıllık elbiseyle pek çok ömreye gittiğini ve “marka manyağı budalası olmayacaksın” düstûrunu, İbn Mâce’deki “Şükür nimeti artırır, sabır ise nimeti muhâfaza eder” hadîsini, dergâh bulmuş olana-evlenmişe-evlat verene-evlat vermemiş olana hep hamd ve şükür gerektiğini, “mü’min nimet gelmeden, dert gelmeden, sıkıntı gelmeden, varlık gelmeden yokluktayken şükredendir” hükmünü, sağlığın hap-ilâcda değil Allâh’ın elinde olduğunu, “nimetler değil, nimeti veren bâkîdir” hakîkatini, kendi annesinin şeker hastalığı sebebiyle ömrünün son 12-13 yılını sıfır görmeyle yaşadığını ve “akıl yerindeyken-imân yerindeyken Allâh’a hamdet” çağrısını ve nihâyet İnsân Sûresi 3. âyetinin “Biz ona doğru yolu da eğri yolu da gösterdik; artık isterse şükreder doğru yolda gider, isterse nankörlük edip eğri yollara sapar” hükmünü beyân etmektedir.
İbrâhîm 7: Şükredenin Nimeti Artar, Nankörün Azâbı Şiddetlidir
Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete kendi diline pelesenk olmuş bir âyetten başlar: “İbrâhîm Sûresi âyet 7. Bu âyet benim dilime pelesenektir. ‘Yine bir zaman Rabbiniz size şunu bildirmişti: Yemin olsun ki şükrederseniz size olan nimetlerimi mutlaka artırırım. Şâyet nankörlük ederseniz şüphesiz ki azâbım çok şiddetlidir.'” İbrâhîm 7’nin tam metni: “Ve iz teezzene rabbüküm le-in şekertüm le-ezîdenneküm; ve le-in kefertüm inne azâbî le-şedîd” — Hatırlayın ki Rabbiniz size, “Eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım; eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azâbım pek şiddetlidir” diye bildirmişti.
Efendi hazretleri âyetin pratik tatbîkini yapar: “Cenâb-ı Hakk şükredenlere nimetlerini artırır. Her hâline Rabbine hamdet, şükret. Ama bu hem dil ile hem de fiilî olacak. Bu Allâh’a hamdetmek, Allâh’a şükretmek hem dil ile olacak hem de fiilî olacak.” Hamd-şükür ikilisi: dilde “elhamdülillâh” demek, fiilde Allâh’ın verdiğine saygı göstermek. Klâsik tasavvufta “şükür-i sırrî” — kalp ile yapılan şükür de vardır.
Efendi hazretleri fiilî şükrün ne olduğunu sıralar: “İsraf etmeyeceksin — fiilî. Bir şeyi atmayacaksın — fiilî. Bir şeyi son kullanma zamanına kadar kullanacaksın — fiilî. Bu peynir kokmuş gibi duruyor. Atmayacaksın. Allâh’a hamdet.” Üç pratik düstûr: israf-yokluğu, atmamak, son kullanma anına kadar kullanmak. Bu, A’râf 31’in “İsraf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez” hükmünün pratik tatbîkidir.
Eşin Nankörlüğü: Yiyeceği Kokutan Kadın
Efendi hazretleri çok sert bir teşhîs koyar: “Bir evde bir kadın bir şeyi kokutuyorsa, küflendiriyorsa, kurtlandırıyorsa, böceklendiriyorsa, o kadın evinin kadını değil. O nankörlerden. Adam çalışmış-çabalamış. Cenâb-ı Hakk’ın lutfuyla, ikrâmıyla eve yiyecek getirmiş. O kadın evdeki yiyeceği kurtlandırmış, böceklendirmiş, kokutmuş. O kadın nankörlerden bir kadın.” Nan’kör — “nimetin değerini bilmeyen” demektir.
Efendi hazretleri âile içi nimet-saygısı ölçüsünü vermek için detaylı tasvîr eder: “Bu kimin eşi olursa olsun, kimin karısı olursa olsun, o Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu nimete saygı ve sevgili durmuyor. O nimete hamdetmiyor. O nimete şükretmiyor. Evde bulgurdur, fasulyedir, orur-budur, ne varsa böcekli, tereyağı var, şu var-bu var. Küflendirmiş. Yemek var. Yemek orada durmuş dolapta. Bir gün, iki gün, 3 gün. Ondan sonra ‘bozuldu bu’ demiş. Atmış. O kadın nankörlerden.” Bu çok önemli bir teşhîstir — nimete saygı, nimeti veren Allâh’a şükrün gerçek bir göstergesidir.
Efendi hazretleri sorumluluk-zincirinin erkeğe de uzandığını söyler: “O erkek o kadına gerekli olan nasîhati etmiyorsa o erkek de nankörlerden. Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu nimete hâinlik yapıyor. Doğru değil.” Erkek hem-üreten hem nasîhat-veren konumundadır; nimetin korunmasında âile reisi sorumluluğu vardır.
Sohbetin merkezî hükmü: “Hamdedenlere, şükredenlere Allâh nimeti artırır. Hamdetmezse, şükretmezse o zaman da diyor ki Allâh’ın azâbı çok şiddetlidir. Allâh nankörleri sevmez. Allâh israfçıları sevmez. Allâh gösteriş yapanları sevmez. Allâh gösteriş yapan, israf edenleri sevmez. Allâh bir şeyi kokutan, bozan, küflendiren’i sevmez.” Allâh’ın sevmediği beş tip: nankörler, israfçılar, gösteriş yapanlar, kokutan-bozanlar, küflendirenler. Hepsi de “nimet-saygısızlığı”nın değişik vecheleridir.
“20 Yıllık Elbise” — Marka Budalası Olmamak
Efendi hazretleri kendi pratiğinden bir misâl verir: “Bu ne elbise? Kaç yıllık? 20 yıldan fazla. Onu temiz kullanacaksın. Allâh’a hamdini öyle göstereceksin. Benimle kaç tane ömreye yaptı bu? Atmam. Parasızlıktan mı? Değil. Hamdedeceksin. Kullanabildiğin yere kadar kullanacaksın. İsraf etmeyeceksin. Marka manyağı budalası olmayacaksın.” “Marka manyağı budalası” çağdaş bir tâbirdir — markayı kullanmak değil, markaya kapılmaktır.
Efendi hazretleri eşyalardaki şükrü pratikleştirir: “Bu ne, bilgisayar? Bozuluncaya kadar kullanacaksın bunu. Bozmamak için de gayret göstereceksin. Bozmamak için gayret göstereceksin. Allâh’a hamdini fiilî göstereceksin.” Bu, çağdaş “tüketici toplum”a sûfî bir alternatiftir — eşyayı son haddine kadar kullanma, bozmamak için ihtimâm gösterme.
Efendi hazretleri İbn Mâce’deki şükür-sabır hadîsini hatırlatır: “Şükret. Şükür nimeti artırır. Sabır ise nimeti muhâfaza eder. İbn Mâce. Şükür nimeti artırır.” Bu hadîs İbn Mâce, Sünen’de geçer; “eş-Şükru ziyâdetün ve’s-sabru hıfzun” — Şükür artırıştır, sabır da muhâfazadır. İki latife: şükür gelene karşı, sabır gidene karşı.
Mü’min Nimet Gelmeden, Dert Gelmeden Şükredendir
Efendi hazretleri şükrün şartsızlığını ortaya koyar: “Bir dergâh bulmuşsun. Kur’ân-sünnet dâiresinde. Hamdet, şükret, disiplinli ol. Evlenmişsin. Allâh sana bir eş vermiş. Hamdet, şükret, çizgini bozma. Allâh sana evlat vermiş. Hamdet, şükret. Çizgini bozma. Allâh sana evlat vermemiş. Hamdet, şükret. Çizgini bozma. Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduklarını veyâ vermemiş olduklarını hamdet.” Eşitlikçi bir prensip: verseni de hamdet, vermeseni de hamdet. Çünkü Allâh’ın takdirinde hayır vardır.
Efendi hazretleri mü’minin tarîfini şükür açısından koyar: “O yüzden normâlde mü’min nimet gelmeden şükredendir. Mü’min dert gelmeden şükredendir. Mü’min sıkıntı gelmeden şükredendir. Mü’min varlık gelmeden yokluktayken şükredendir. Bu yüzden hamdedersen, şükredersen Allâh nimetini artırır.” Mü’minin şükrü şart-sız olmalıdır — gelene şükür kolaydır; gelmemiş olana şükür asıldır.
Efendi hazretleri sağlık üzerine de değinir: “Rahatsızlığın var. Hamd et. Şikâyet etme, şükret. Cenâb-ı Hakk sana lâzım olan sağlığı verir. Sağlık hapta, ilâçta, onda-bunda değildir. Onlar vesîledir, sebeptir. Seni ayakta tutacak olan Allâh’tır. Sen Allâh’a hamdet, Allâh’a şükret. Sen tövbeyi, zikri, hamdi bırakma.” İlaç vesîledir, hayât-veren Allâh’tır — bu, “sebep-i hakîkî” ile “sebep-i zâhirî” ayrımıdır.
Annemin Hikâyesi: Sıfır Görmeyle 13 Yıl
Efendi hazretleri sohbetin en mahrem ve dokunaklı bahsini açar: “Nimetler değil, nimeti veren bâkîdir. Sen üzerindeki nimetleri bâkî görme. Sen o nimetleri bahşeden, nimetleri lutfeden Allâh’a hamdet. Gelip-geçici. Bugün gözün görüyor, yarın görmeyebilir.” Bu hüküm — “nimet bâkî değil, nimeti veren bâkîdir” — sûfî tevhîdinin temelidir.
Efendi hazretleri kendi annesinin hâlini anlatır: “Annem 10 yıldan fazla, ömrünün son 12-13 yılını sıfır görmeyle yaşadı. Sıfır görme. Şeker hastasıydı. Vurdu gözlerine. Üç sefer ameliyât ettirdim, açılmadı. O süreç durmadı. Şekeriyle mücâdele etmedi. 15 yıla yakın sıfır görmeyle yaşadı. Sıfır görmüyor kadın.” Bu otobiyografik tanıklık çok önemlidir — şükrün soyutluktan çıkıp anneanin gözlerinin sıfır görmesindeki bir somut hâle dönüşür.
Efendi hazretleri çok güçlü bir hatırlatma yapar: “O nimet elindeyken Allâh’a hamdet. Aklın yerindeyken Allâh’a hamdet. İmânın yerindeyken Allâh’a hamdet. O nimet geçer gider. O bir şeyin olmaması geçer gider. Onsuz da yaşarsın. Bir şeysiz yaşarsın. O yüzden Allâh’a hamdet. Allâh’ı hamdetmenin yolunu bul.” Resûlullâh’ın hadîs-i şerîfinde geçen “İğtenim hamsen kable hams” — Beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bil — buyruğu yankılanır: gençliği ihtiyârlık, sıhhati hastalık, zenginliği fakirlik, boş vakti meşgûlluk, hayâtı ölüm gelmeden değerlendir (Hâkim, Müstedrek; Beyhakî).
İnsan Sûresi 3: Doğru ve Eğri Yol Gösterildi
Sohbet İnsan Sûresi 3. âyetiyle taçlanır: “İnsan Sûresi âyet 3. Bunlar böyle beni böyle derinden sarsan âyet ve hadîslerdir bunlar. ‘Biz ona doğru yolu da eğri yolu da gösterdik. Artık isterse şükreder, doğru yolda gider. İsterse nankörlük edip ehli yollara sapar.'” İnsan 3’ün tam metni: “İnnâ hedeynâhüsse-bîle, immâ şâkiren ve immâ kefûrâ” — Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; ister şükreden olur, ister nankör.
Efendi hazretleri âyetin pratik tezâhürünü açar: “Sana doğruyu gösterdi Cenâb-ı Hakk. Ben size bildiğim kadar doğruları anlattım. Bildiğim kadarıyla. Görebildiğim kadarıyla. Sen ister doğruları yaparsın, ister sen nankörlük edip eğri yollara saparsın.” Bu, Beled Sûresi 10’un “Biz ona iki yolu (hayır-şer yolunu) gösterdik” hükmüyle aynı çizgidedir.
Sohbetin nihâî hükmü insanın özgür irâdesini ortaya koyar: “Allâh ve Resûlullâh sana doğru yolu gösterdi. Sana doğru yolu anlattı. Cenâb-ı Hakk’ın orta yerdeki nasîhatçileri sana doğruyu anlattı. Kur’ân belli, sünnet belli. Sen ister doğru yolda gider Allâh’a hamdedersin ya da sen eğri yolda gider Allâh’a nankörlük edip cehenneme doğru yol alırsın.” İrâde-yi cüz’iyye’nin hesâb gününde sebep-olduğu anlam.
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm — Şükür ve Hamd: İbrâhîm 7 (“Şükrederseniz size olan nimetlerimi mutlaka artırırım; nankörlük ederseniz şüphesiz ki azâbım çok şiddetlidir”); Lokmân 12 (“Andolsun ki biz Lokmân’a ‘Allâh’a şükret’ diye hikmet verdik”); Bakara 152 (“Bana şükredin, nankörlük etmeyin”); Neml 40 (“Şükreden ancak kendi hesâbına şükretmiş olur; nankörlük edene gelince Rabbim zengindir, kerîmdir”); Sebe 13 (“Çalışın ey Dâvûd âilesi, şükredin; kullarımdan şükredenler azdır”); Zümer 7 (“Eğer şükrederseniz O sizin şükrünüzden hoşnut olur”); Ankebût 17 (rızkı Allâh’tan istemek ve şükür).
- Kur’ân-ı Kerîm — İrâde ve Hidâyet: İnsan 3 (“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; ister şükreden olur, ister nankör”); Beled 10 (“Biz ona iki yolu — hayır ve şer yolunu — gösterdik”); Şems 8 (“Nefsi ona kötülüğünü ve takvâsını ilhâm edene andolsun”); Kâf 16 (“Andolsun ki insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz”); Kehf 29 (“De ki: Hak Rabbinizdendir; artık dileyen îmân etsin, dileyen küfretsin”).
- Kur’ân-ı Kerîm — İsraf ve Saygısızlık: A’râf 31 (“Yiyin için, israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez”); İsrâ 26-27 (“Sakın saçıp savurma; çünkü saçıp savuranlar şeytânların kardeşleri olmuşlardır”); Furkân 67 (“Onlar harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik; ikisi arasında dengeli bir yol tutarlar”); En’âm 141 (“Yiyin meyvesinden… israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez”).
- Hadîs-i Şerîfler — Şükür: “Şükür nimeti artırır, sabır ise nimeti muhâfaza eder” (İbn Mâce, Beyhakî); “İğtenim hamsen kable hams: Beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bil — gençliğin ihtiyârlığından önce, sıhhatin hastalığından önce, zenginliğin fakirlikten önce, boş vaktin meşgûllükten önce, hayâtın ölümden önce” (Hâkim, Müstedrek; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân); “Bana en küçük nimetin şükrü dahi gelmeyen pek az kuldur” (Beyhakî); “Şükredici kul oldukça hâlimden mes’ûd olurum” (Müslim, Sıfâtü’l-Münâfıkîn 81).
- Hadîs-i Şerîfler — Sağlık ve İmtihân: “Sağlık ile boş vakit, insanların çoğunda aldandığı iki nimettir” (Buhârî, Rikâk 1; Tirmizî, Zühd 1); “Mü’minin işi ne kadar şaşırtıcıdır! Bütün işi onun için hayırdır; bu mü’minden başkasında yoktur. Bir hayır gelirse şükreder, hayır onun için olur; bir musîbet gelirse sabreder, hayır onun için olur” (Müslim, Zühd 64); “Bana göre kulumun sevdiği bedensel sağlık, kulumun bana ibâdet etmesinden daha sevimlidir” (kudsî hadîs).
- Tasavvufî Edebiyât — Şükür: İmâm Gazâlî “İhyâü Ulûmi’d-Dîn”in 4. cildi (Rubu’l-Münciyât) — Şükür Bahsi (sâdece dil değil, kalp-bedenle şükür); İmâm Râzî “Mefâtîhu’l-Gayb” tefsîrinde İbrâhîm 7 yorumu; İbn Kayyım’ın “Medâricü’s-Sâlikîn”i (şükür makâmı); Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinde “şükr u sabr”; Yûnus Emre’nin “Allâh’ın bir hâl pek güzeldir / Sabr ile hamd-eden gönüller”; Bahâeddîn Nakşibend’in “her hâlde Allâh’a hamdet” düstûru.
- İsraf ve Tüketim Karşıtı Tasavvuf: Hz. Ömer’in “Ben sizin sürünüze çoban olarak gönderildim, dilenci sürüsü olarak değil” yönetim anlayışı; Halîfe Ömer ibn Abdülazîz’in zekâta muhtâç bulamaması (vâfir bereket); Hâcegân yolunda “kerb-i kefâf” (geçimine yetenle iktifâ) prensibi; “Mâl ile fakru, beden ile zühdü” cem etmek (İmâm Gazâlî); “Az şey çoktur” sözü (Hz. Yûnus Emre, Mustafa Özbağ Efendi).
- Tasavvufî Istılâhlar: Hamd (Allâh’ın hak ettiği övgü); şükür (nimete karşı dil-kalp-fiil ile cevap); sabr (hapsetmek-katlanmak); küfr-i nimet (nimete karşı nankörlük); israf (haddini aşmak); sebep-i hakîkî (gerçek sebep — Allâh); sebep-i zâhirî (görünür sebep — ilâç vs.); irâde-i cüz’iyye (insanın küçük irâdesi); irâde-i külliyye (Allâh’ın bütüncül irâdesi).
- Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi.
Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Şükür ahlâkı, fiilî hamd ve nimet-saygısı ekseninde verdiği — kendi otobiyografik tanıklıklarıyla zenginleşen — bir derstir. Açılış noktası İbrâhîm 7’nin “şükür artış-nankörlük şiddetli azâb” hükmü. Hamd ve şükür hem dilde hem fiilde olur — fiilde israf etmemek, atmamak, son kullanma anına kadar kullanmak. Evdeki yiyeceği kokutan-küflendiren-kurtlandıran kadın “evinin kadını değil, nankörlerden” hükmü çok sertçe konur; nasîhat etmeyen erkek de aynı durumdadır. Allâh sevmediği beş tip: nankörler, israfçılar, gösteriş yapanlar, kokutan-bozanlar, küflendirenler. Pratikteki şükür: 20 yıllık elbiseyle ömreye gitmek; bilgisayarı bozulanaya kadar kullanmak; “marka manyağı budalası” olmamak. İbn Mâce’deki “Şükür nimeti artırır, sabır ise nimeti muhâfaza eder” hadîsi merkezde. Mü’minin tarîfi: “Nimet gelmeden, dert gelmeden şükredendir.” Sağlık hapta-ilâçta değil — onlar vesîledir, ayakta tutan Allâh’tır. Sohbetin en dokunaklı bölümü Efendi hazretlerinin annesinin sıfır görmeyle 12-13 yıl yaşamasının anlatımı; “aklın yerindeyken-imânın yerindeyken Allâh’a hamdet” çağrısı. Sohbet İnsân Sûresi 3 ile bağlanır: doğru yol da eğri yol da gösterildi; tercih insanındır — şükreden olur ya da nankör. Resûlullâh’ın “İğtenim hamsen kable hams” hadîsiyle yankılanan bir sülûk dersi.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Aklın yerindeyken, sağlığın yerindeyken, imânın yerindeyken Allâh’a hamdet | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Zikir, Nefs, Sülûk, Sünnet, Halife, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı