Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

342. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

selamm Allah gününüzü gecenizi hayırlı Amin amin Amin 28 Şubat döneminin mağdurlarından Mirza Beyoğlu ile ilgili paylaşacağınız bilgi var mıdır çıkma ümidi var mıdır bu noktadan Mirza Beyoğlu haksız M...

Saç Ektirmek Uygun mudur?

Kandil Gecesi Eşle Beraber Olmak Günah mıdır?

“Allah’ın Sağ Eli” Hadîsinin Açıklaması

Karabasan ile Mânevî Hâl Nasıl Ayırt Edilir?

Kürsü Sâhiplerinin Kendilerini Nazara Vermesi Meselesi

Sohbetlerde Sâdece İyiyi mi Anlatmalı?

Rekabet mi, Yarışma mı?

Mutlak Dostluk, ve Sadâkat Allah’a mı Âittir?

Dervişlerin Üstâdlarıyla Problem Yaşaması

Selefîlik, ve Vehhâbîlik

Kaynaklar

**Cevap:** Normalde doğal olarak bir kimsenin sakalı çıkmayan sahâbîlerden birisine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem kendi sakalından keserek o sahâbînin yanağına koymuş, bir rivâyette başına dâir de böyle yaptığı nakledilmiştir. Saç, ve sakal o kimsenin fıtratıdır; çıkmaması veya dökülmesi gayr-ı fıtrattır. Bu yüzden bir kimsenin saçlarını yeniden canlandırması veya oraya saç nakli yapılmasında bir beis yoktur; çünkü bu, fıtrata negatif müdâhale değil, fıtratı eski hâline döndürmektir.

Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri Hakkında

Saç Ektirmek Uygun mudur?

Kandil Gecesi Eşle Beraber Olmak Günah mıdır?

“Allah’ın Sağ Eli” Hadîsinin Açıklaması

Karabasan ile Mânevî Hâl Nasıl Ayırt Edilir?

Kürsü Sâhiplerinin Kendilerini Nazara Vermesi Meselesi

Sohbetlerde Sâdece İyiyi mi Anlatmalı?

Rekabet mi, Yarışma mı?

Mutlak Dostluk ve Sadâkat Allah’a mı Âittir?

Dervişlerin Üstâdlarıyla Problem Yaşaması

Selefîlik ve Vehhâbîlik

**Soru:** Kandil geceleri eşinle birlikte olmak günah mıdır; bizi aydınlatır mısınız?

**Cevap:** Günah değildir, bilâkis sevaptır; nâfile ibâdet işlemiş gibi sevap alır. Dînimizde cinsel ilişkinin yasak olduğu zaman bir tek ihram hâli, ve kadının muayyen zamânıdır; geri kalan hiçbir zamân, hiçbir gün yasak değildir. “Şu gün mü yasak, iki bayram arası mı yasak, iki namaz arası mı yasak” gibi iddiâların hepsi boş, ve asılsız şeylerdir; bunların kaynağı İsrâiliyyâttır, Mûsevîlerin katı tutumlarından gelmektedir.

**Soru:** Bir hadîs-i şerîfte “Allâhu Teâlâ elleri kapalı olduğu hâlde Âdem’e ‘dilediğini seç’ dedi; Hz. Âdem ‘Rabbimin sağ elini seçtim; Rabbimin iki eli de sağdır, mübârektir’ dedi; sonra Allâhu Teâlâ sağ elini açtı” buyurulmuştur. Bu hadîsi açıklar mısınız?

**Cevap:** Bu noktada Allah’ın eli, ayağı, gözü, kulağı olmaz; Allah bu tür benzetemelere münezzehtir. Bunların hepsi mânâdır. Sağ elden kasıt rahmet, bereket, lütuf, ve ikramdır. Bu tür hadîslerin üzerinde zâhirî mânâsıyla çok fazla tefekkür etmeye gerek yoktur; bunlar mânevî olarak bir hal noktasında veya kalbî ilim noktasında işâret yoluyla anlaşılacak beyânlardır.

**Soru:** Uyku ile uyanıklık arasında görülen mânevî hal ile karabasan hâlini nasıl ayırt edebiliriz?

**Cevap:** Karabasanda insanın içi daralır, sıkılır, konuşamaz, o halden kurtulmaya çalışır. Mânevî hal ise böyle değildir; o hâl daha uzasın, daha devâm etsin diye insanda bir istek, bir iştiyâk olur. Karabasan sıkıntı, ve korku getirir; mânevî hal ise huzur, ve muhabbet getirir.

**Soru:** Kürsü sâhiplerinin sohbetlerinde kendilerini ifâde etmesi, hep kendi geçmişiyle örneklendirmesi, yaptıklarını anlatarak kendisini nazara vermesi yerine Hz. Peygamber Efendimizi, ve dîni anlatması gerekmez mi?

**Cevap:** Kendini anlatmak gerçekten güç bir şeydir. Ama bir meselenin iyi anlaşılabilmesi için bâzen kürsü sâhipleri kendi başlarından geçen bir hâdiseyi anlatmaya mecbûr kalırlar. Eski sûfî geleneğinde, eğer mürşid konumundaki kimse ise buna cevâz vermişlerdir. Hz. Osman Efendimiz hapsedildiğinde isyancılara karşı, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem’in kendisi hakkında söylediği fazîletleri dile getirmiştir. Hz. Ali Efendimizin de kendisiyle alâkalı fazîletleri anlattığına dâir rivâyetler vardır.

Sahâbeden bâzıları mecbur kalındığında, örnek olsun, ölçü olsun, insanlara işâret olsun diye anlatmışlardır. Gönül arzu eder ki insanlar hiç kendilerinden bahsetmesin; ama her dönemde hastalıklar, düşmanlıklar, dostluklar farklıdır. Dönemin hastalıklarının tedâvîsi, ancak dönemin velîlerine, ve âlimlerine âittir. Bununla birlikte, bir kimsenin kendi rüyâsını veya hâlini anlatırken “bir arkadaş böyle rüyâ görmüş, birisi böyle hal görmüş” deyip anlatması daha uygundur.

**Soru:** Sohbet eden kürsü sâhipleri sevgiliyi anlatan, hatırlatan, güzele götüren yolları sürekli gündemde tutmaları daha doğru değil midir? Kötülüklerden, yanlışlıklardan bahsetmek yerine sâdece iyiyi, güzeli, doğruyu anlatmak daha yapıcı olmaz mı?

**Cevap:** İyiyi, güzeli, doğruyu anlatmak muhakkak çok hoştur. Ama sâdece meselenin o kısmından bakıp, fenâlıktan, kötülüklerden, yanlışlıklardan bahsetmemek, insanı reel hayattan, ve reel hayâta hazırlamaktan uzak bırakır. Kur’ân-ı Kerîm bize münâfıkları târif eder, inkârcıları târif eder, fitnecileri târif eder, fâizcilerin mezarlarından şeytân çarpmış gibi kalkacağını anlatır, cehennemin azâbının dehşetini anlatır.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem de günah işleyenlerin cehennemdeki dehşetli hâllerini anlatmıştır. O zaman orta yol; sâdece iyilikleri anlatmak değil, sâdece kötülükleri anlatmak da değil; her ikisini harmanlayarak meselenin anlaşılması için, kötülükle iyiliğin muvâzenesi kurulması için muhakkak ki kötü bir kimsenin nelerle karşılaşacağını, ve kötülüğün ne olduğunu da anlatmakta fayda vardır. Eğer biz yanlışı tanıtmaz, yanlışı göstermezsek, insanlar belki de hiçbir zamân o yanlışlığı tanımayacaklardır.

**Soru:** “İşte bunda yarışacaklar” (Mutaffifîn, 83/26) âyetiyle kastedilen nedir? Hakîkî mü’minler birbirleriyle kardeştirler; aynı yolda yürüyüp aynı mefkûreyi paylaşanlarla aslâ rekabete girmezler denilmesine rağmen, rekabet kavramına bakışımız nasıl olmalıdır?

**Cevap:** Sûfîler birbirleriyle rekabet etmezler, ama birbirleriyle yarışırlar. Rekabet etmek, birisinin beş liraya yaptığını senin dört liraya yapman gibidir; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem “Aslâ rekabet etmeyiniz” buyurmuştur. Ama yarışma farklıdır: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hz. Âişe ile yarışmıştır.

Sahâbîler hayırda, iyilikte, güzellikte, cömertlikte, cesârette yarışmışlardır. Hz. Ömer Efendimiz cömertlikte Hz. Ebûbekir Efendimizle yarışmaya kalkışmış, malının yarısını getirmiş; ama Hz. Ebûbekir Efendimiz malının tamâmını getirmiştir. Rekabet bir hastalıktır; yarışmak ise erdemliliktir. Dîni yaymada, anlatmada, iyiyi, doğruyu, güzeli yaymada yarışın. Bu yarışma aslında Allah’a koşmadır; öbür âleme doğru büyük bir yürüyüştür.

**Soru:** “Mutlak halîllik, ve mutlak sadâkatin, ancak Allah’a âit olduğu, şeyhlere âit olmadığı” söylenirken âlimler ne demek istemiş olabilirler?

**Cevap:** Muhakkak ki mutlak dostluk, ve mutlak sadâkat Allah’adır. Allah’a olan dostluk soyuttur; bunun somuta indirgenmesi gerekir. “De ki: Ey Habîbim, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun” (Âl-i İmrân, 3/31); bu, soyutun somuta çevrilmiş hâlidir. Eğer Allah’a mutlak dost iseniz, Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi, ve sellem’e mutlak dostluktan geçmeniz gerekir.

Hadîs-i kudsîde, Allah mü’min kulunu sevdiğinde meleklere “Allah filânı sevdi, siz de sevin” diye ilham eder. Bu sevgi, Allah sevgisinden doğar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem, Hz. Dâvûd aleyhisselâmın şu duâsını nakletmiştir: “Allâhım, Senin sevgini, Seni sevenlerin sevgisini, Seni sevdiren amelinin sevgisini bana sevdir.” Mutlak dostluk, mutlak muhabbet, mutlak aşk Allah’adır; ama bu, velî, mürşid-i kâmil, peygamberler gibi somut örneklerden geçmezse, herkes oturur kendince “Ben Allah’ı seviyorum” der; hâlbuki bu sevginin somut tezâhürleri olması gerekir.

**Soru:** Dervişler sadâkati zedeleyen bâzı hâdiselerle karşılaştıklarında sıkıntı yaşıyorlar: Kendilerini açamadıklarını, problemlerin anlık çözülüp uzun vâdeli çözülmediğini, sorularına yeterli cevap verilmediğini, bu yolda tıkandıklarını düşünüyorlar. “Beğenmiyorsan başka bir üstâd veya dergâha gidersin, herkes serbest” demek bu vakâlara ne derecede çözüm getirebilir?

**Cevap:** Muhakkak ki sûfîlik yolundaki kimseler problem yaşarlar, sıkıntı yaşarlar. Bu problemleri, bu sıkıntıları üstâdlarına anlatmaları, onlarla paylaşmaları gerekir. Üstâda anlatılmayan, onunla paylaşılmayan problemler sûfîlerin içerisinde büyük handikaptır.

Yollar açıktır: Telefon açıktır, kürsü açıktır, sorular geliyor; İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya, nereye gidilirse gidilsin sohbet açıktır. Bu kadar açık bir ortamda kardeşlerin dolaylı lâf dolaştırmaya, kendi kendine tenkit üretmeye hakları yoktur. Bir sûfî üstâdını tenkit edemez; bir âlimi, ancak başka bir âlim, bir ârifi, ancak başka bir ârif tenkit eder.

Ama bir mürid edeple “Efendim burayı anlayamadık, burayı çözemedik, burayı algılayamadım” diyebilir; bu edeptir, hikmettir, inceliktir. Anlayamadığını üstâdına edeple sormak haktır; ama dışarıda sûfîlerin arasında tenkit ederek konuşmak fitnedir.

**Soru:** Selefîlik, ve Vehhâbîlik hakkında bilgi verir misiniz; Selefî deyip de cumâ namazına gitmeyenler var.

**Cevap:** Selef âlimleri, tâbiînden sonraki veya tâbiînin bir kısmı olan ilk büyük âlimlere denir. İmâm-ı Âzam bir selef âlimidir, İmâm-ı Şâfiî bir selef âlimidir, İmâm Mâlik bir selef âlimi olarak görülebilir. “Selef” dediğimizde dinde mezhep olmazdan önceki büyük âlimler akla gelir; bu reddedilecek bir nokta değildir.

Ama son yüzyılda “Selefîlik” adı altında olan mezhepsizlik, Müslümanları ayrıştırmak, ve bölmek için kullanılmaktadır. Vehhâbîlik de İslâm dünyâsının başına sarılmış ikinci büyük sıkıntıdır; birincisi Şîa, ikincisi Vehhâbîliktir.

Hadîs: Saç eklemek, ve peruk bahsi — Buhârî, Sahîh, “Libâs”, 83.

Fıkıh: Fıtrata uygun tıbbî müdâhale — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “Kitâbu’l-Hazr ve’l-İbâha”

Hadîs: “Eşinizle birlikte olmanız sadakadır” — Müslim, Sahîh, “Nikâh”, 53

Âyet: Hayız yasağı — Bakara Sûresi, 2/222

Âyet: İhram yasağı — Bakara Sûresi, 2/197

Fıkıh: Nikâh ahkâmı — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “Kitâbu’n-Nikâh”

Âyet: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” — Şûrâ Sûresi, 42/11

Hadîs: Yed hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/107

Akâid: Müteşâbih sıfatlar bahsi — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kavâidü’l-Akâid”

Tasavvuf: Kalbin acâiplikleri — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbu Şerhi Acâibi’l-Kalb”

Tasavvuf: Hâl, ve makâm — Kuşeyrî, er-Risâle, “Hâl, ve Makâm”.

Tasavvuf: Rü’yet bölümü — Hücvîrî, Keşfu’l-Mahcûb, “Rü’yet”

Hadîs: Hz. Osman’ın fazîletleri — İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, III

Hadîs: Hz. Ali’nin fazîletleri — İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VII

Tasavvuf: Dil âfetleri — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbu Âfâti’l-Lisân”

Âyet: “Hayırlarda yarışın” — Bakara Sûresi, 2/148

Âyet: “Yarışacaklar yarışsın” — Mutaffifîn Sûresi, 83/26

Hadîs: Hz. Ebûbekir, ve Hz. Ömer’in yarışması — Buhârî, Sahîh, “Zekât”, 17.

Hadîs: Hasedden nehiy — Müslim, Sahîh, “Birr”, 32

Âyet: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun” — Âl-i İmrân Sûresi, 3/31

Hadîs: “Allah bir kulu sevdiğinde…” kudsî hadîs — Buhârî, Sahîh, “Tevhîd”, 15

Hadîs: Hz. Dâvûd’un duâsı — Tirmizî, Sünen, “Deavât”, 72

Tasavvuf: Mürid, ve murâd — Kuşeyrî, er-Risâle, “Mürid, ve Murâd”.

Tasavvuf: Sohbet âdâbı, ve teslîmiyet — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbu Âdâbi’s-Sohbe”.

Tasavvuf: Teslîmiyet makâlesi — Abdülkâdir Geylânî, Fütûhu’l-Gayb, 11. Makâle

Mezhepler: Fırka, ve mezhepler — Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, I.

Mezhepler: Vehhâbîlik eleştirisi — Ahmed Zeynî Dahlân, ed-Dürerü’s-Seniyye

Akâid: Akâid kaideleri — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbu Kavâidi’l-Akâid”

Âyet: Fâizciler — Bakara Sûresi, 2/275

Âyet: Münâfıkların vasfı — Münâfikûn Sûresi, 63/1-4

Hadîs: Cehennem azâbı — Müslim, Sahîh, “Cennet”, 51

Tasavvuf: Emr bi’l-ma’rûf — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbu’l-Emr bi’l-Ma’rûf”

Kaynaklar

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin “342. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri” başlıklı sohbetinden derlenmiştir.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tevhîd, Kalb, Muhabbet, Aşk, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı