Mürşid-i Kâmil İlmi Saklamaz
Bazıları «efendi anlatacak bir şeysi yok, o yüzden anlatmaz» der. Halbuki gerçek şudur: Eğer kalbe ilm-i ilâhîden bir damla düşmüş olsa, o kişi bütün her şeyi yaymaya çalışır. Sahâbe bir âyet-i kerîme öğrenir; ve o âyeti bir başkasına anlatmak için koşardı. Mürşid-i kâmil ilmi saklamaz; sürekli yayar; çünkü ilmin sâhibi Allâh’tır; ve Allâh’ın verdiği yayılmak içindir.
İlm-i İlâhî — Saklanmaz
İlm-i ilâhî saklanmaz; çünkü onun tabîatı yayılmaktır. Güneş nasıl ışığını saklamazsa, gerçek ilim de sâhibinin kalbinden taşar. Mürşid-i kâmil bir kalb-i mün’evverdir; ve bu kalbden ilim sürekli akar. Akmıyor görünüyorsa — ya henüz dinleyici hazır değildir, ya da o kişi gerçek mürşid değildir.
Sahâbenin İlim Aşkı — Klasik Örnek
Sahâbe-i kirâm ilim aşkı ile dolup taştı. Bir âyet öğrenince hemen başkasına anlatırlardı. «Benden bir şey öğrenseniz, başkasına ulaştırın» Hz. Peygamber’in emriydi. Sahâbe bu emre uydu; ve İslâm dünyâya yayıldı. Eğer ilmi saklasalardı, sâdece kendi nesillerinde kalırdı. Saklamayışları sayesinde 1400 yıl boyunca milyarlarca insana ulaştı.
«Anlatacak Şeysi Yok» — Yanlış Yargı
«Anlatacak şeysi yok» — yanlış bir yargıdır. Bu yargıyı verenler genelde tasavvufu yanlış anlamış kişilerdir. Onlara göre tasavvuf gizli, anlatılmayan, sırlı bir şeydir. Halbuki gerçek tasavvuf açıktır; herkese yöneliktir; ve sürekli anlatılır. Sırlar varsa da, o sırlar uygun mürîdlere uygun zamanda anlatılır; tamamen saklanmaz.
İlmi Saklamak — Büyük Günah
İlmi saklamak büyük günahtır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem «Bildiğini saklayanın ağzına kıyâmet günü ateşten gem vurulur» buyurmuştur. Yâ’nî ilim saklamak şiddetli bir vebal taşır. Mürşid-i kâmil bu vebali bilir; ve bildiğini saklamaz. Tam tersine, mürîdler hazır olduğunda dökülür dökülür anlatır.
Hâl ile Anlatmak — En Yüksek Anlatım
Mürşid bâzen sözle, bâzen hâl ile anlatır. Hâl ile anlatım — sözden daha güçlüdür. Mürşid bir nefis terbiyesi yaşar; mürîd onu görür; ve onun hâlinden öğrenir. Hz. Peygamber’in en büyük öğretmenliği O’nun hayâtıydı; sahâbe O’nun hayâtını görerek öğrendi. Modern mürîd de mürşidin hâlinden öğrenmelidir.
Yayma Sorumluluğu — Mürîdin de Vazîfesi
Yayma sorumluluğu sâdece mürşidin değil, mürîdin de vazîfesidir. Mürîd öğrendiği ilmi başkasına anlatmalı; sohbet etmeli; davet etmeli. Bu vazîfe «emr-i bi’l-ma’rûf»tur. Mürîd sâdece kendi mâneviyâtı için değil, başkasının hidâyeti için de çalışmalıdır. Bu çalışma onun ecrini katlar.
Niyâz — İlmi Yayan Mü’min İçin
Niyâz: «Yâ Rab, beni ilmi saklamayan, yayan bir mü’min eyle. Mürşidimden öğrendiğimi başkalarına ulaştırmamı nasîb et. Sahâbenin aşkı gibi ilim aşkını gönlüme yerleştir; ve bu aşk ile yaşamamı sağla. İlim saklayanların vebalinden beni koru.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi ilmi yayan kullardan eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, İlim, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü