Yiyeceklerimizin Helâl-Harâmını Detaylandırıyoruz da Ahlâkın Helâl-Harâmını Düşünmüyoruz
Senin kazancın helâlse, sen helâle doğru gideceksin zâten. «Tavuğu yiyeceğim, helâl mi diye sorma» — eğer şüpheli ise zâten yeme. «Helâl mi» diye soruyorsan, şüpheli zâten, alma, yeme onu. Biz tavuğun helâlini-harâmını, etin helâlini-harâmını veyâ herhangi bir yiyeceğin helâlini-harâmını detaylandırıyoruz da, ahlâkın helâlini-harâmını düşünmüyoruz. Gıybet harâm; ama herkes yapıyor. Yalan harâm; ama herkes söylüyor. Bu çelişki, modern müslümanın hâlidir.
Yiyecekte Şüphe — Almama Prensibi
Yiyecekte şüphe varsa, almama prensibi vardır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: «Şüpheliyi bırak, şüphesiz olana yönel.» Yâ’nî bir yiyecek hakkında «harâm mı, helâl mi» diye sorarsan, o zâten şüphelidir; almamalısın. Helâlin başında «şüphesizlik» şartı vardır. Şüpheli olan, helâl kategorisine girmez.
Kazancın Helâl Olması — Asıl Mesele
Kazancın helâl olması, asıl meseledir. Eğer kazancın helâlse, sen otomatik olarak helâl şeyler alırsın. Çünkü helâl kazançlı bir kalp helâli arar. Harâm kazançlı bir kalp ise harâmı normâlleştirir. Bu yüzden mü’min önce kazancına dikkat eder; helâl yollarla kazanır. Sonra yediği şey de helâl olur. Kazanç bozuk olursa, başka çabalar da fayda etmez.
Ahlâkî Helâl-Harâm — Daha Önemli
Yiyecek helâl-harâmından daha önemli olan ahlâkî helâl-harâmdır. Çünkü yediğin yemek seni bir gün doyurur; ama ahlâkın seni ömür boyu yansıtır. Yalan söylersin — bu harâm. Gıybet edersin — bu harâm. Hased edersin — bu harâm. Başkasına haksızlık edersin — bu harâm. Bütün bu ahlâkî harâmlar, modern müslümanların ihmâl ettiği şeylerdir. Halbuki yiyecek harâmından daha tehlikelidir.
Gıybet — Yaygın Bir Harâm
Gıybet en yaygın harâmlardandır. Mü’minler bir araya geldiklerinde, çoğu zamân başkalarının ardından konuşurlar. Hadîs-i şerîfte gıybet «kardeşinin ölü etini yemek» olarak tarîf edilmiştir. Bu kadar ağır bir tarîf, gıybetin büyüklüğünü gösterir. Ama modern müslümanlar bunu unutmuşlardır; her gün rahatlıkla gıybet yaparlar. Halbuki bu yiyecek harâmından ağırdır.
Yalan — Münâfıklığın Alâmeti
Yalan da yaygın bir harâmdır. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: «Münâfığın üç alâmeti vardır: Konuştuğunda yalan söyler; söz verdiğinde sözünden döner; emânete hıyânet eder.» Yalan, münâfıklığın en başında gelen alâmettir. Mü’minler ticârette yalan söylüyorlar; arkadaşları arasında yalan söylüyorlar; hattâ kendilerine bile yalan söylüyorlar. Bu, ahlâkî bir hastalıktır.
Tasavvuf — Ahlâkın Helâl-Harâmını Öğretir
Tasavvufun en önemli vazîfelerinden biri ahlâkın helâl-harâmını öğretmektir. Bir mü’min sıradan câmide namaz öğrenir; ama ahlâkı dergâhta öğrenir. Mürşid mürîdine «yalan harâmdır, sakın söyleme» diye sürekli hatırlatır. «Gıybet etme, başkalarının ardından konuşma» diye uyarır. Bu sürekli uyarı, mürîdin ahlâkını şekillendirir. Dergâhsız sıradan bir mü’min, ahlâkını ihmâl edebilir.
Niyâz — Ahlâkın Düzelmesi İçin
Niyâzımız: «Yâ Rab, ahlâkımı düzelt. Beni yalandan, gıybetten, hasedden, kötülükten korusun. Hem yiyeceğimi hem ahlâkımı helâlleştir. Beni hem şer’ân hem mâneviyâtça temiz bir mü’min eyle.» Bu duâ, modern müslümanın en muhtaç olduğu duâdır. Allâh muhâfaza eylesin; ahlâkımızı düzeltmemize yardım eyle.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Helâl, Harâm, Ahlâk. → Tasavvuf Sözlüğü