Mesnevî 2264 — Muhtaç Mürîd ve Yalancı Düzenci Dâvâcılara Aldanma
Âmîn. Âmîn. Geçen haftadan konu başlığında kalmıştık. Konu başlığı muhtaç ve müstak müridlerin yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları hakka ulaşmış yüce şeyh sanmaları ve raiyyesi peşinden hileyle yapılmış çiçeği hakiki bitmiş ve yeşermiş çiçekten fark etmemeleri. Konu başlığı bu. Dünya üzerinde kıymetli olan her şeyin bir sahtesi çıkmıştır. Onu bir istismar eden çıkmıştır. Bu siyasi liderler olsun, bu dini liderler olsun, peygamberler olsun. Sonuç itibariyle bir şey kıymetliyse, mesela altın kıymetli, altının sahtesi çıkar örnek. bir kıymetli maden varsa, o kıymetli madenin bir sahtesi oluşur. Veyahut da bir kimseler, bir örneğin, bir siyasi lider onun bir sahtesi çıkar. Ama genelde Adem’den itibaren insanlar din ile aldatılmışlardır.
Öyle olunca Allahlık iddia edenler, peygamberlik iddia edenler, Mehdilik iddia edenler, şeyhlik iddia edenler, müridlik iddia edenler gibi bu tip iddia edenler tarih boyunca hep çoğalmışlardır. Hep vardır. Ve bunların iyisini, sahtesini ayırt etmek maharet isteyen bir şeydir. nasıl ki bir altının sahtesini mihenk derler ya, önceden mihenk taşlar varmış, altını ona vururlarmış, altının sahtesi çıkarmış meydana. Bunun gibi normalde insanların da mihenk taş olması lazım ki o kimsenin o işin sahtesi olup olmadığı çıksın meydana. Ve tarih boyunca insanlar bu tip iyi, kötü ayırt edemediklerinden dolayı ve işin hakikatini bilemediklerinden dolayı zaman içerisinde Adem’den itibaren bu tip insanlar çıkmışlar, bu tip insanlar insanların hem mesailer, hem paralarını, hem canlarını, hem mallarını heder etmişler, insanlar zamanlarını da heder etmişler.
Ve bu tip insanlar tarih boyunca hep olmuş, bundan sonra da olacaktır. Nasıl Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat eder etmez, hemen müseylemetül kezzap çıktı, peygamberlik iddia etti. Hatta dedi ki ben de yeni bir kitap getirmeyeceğim size dedi ama sizden dedi zekatı kaldırdım dedi. Şunu kaldırdım, bunu kaldırdım müseylemetül kezzap ilk yalancı peygamberdir. Ama 1400 yıl içerisinde yalancı peygamberler hep çıktı, hala daha şu anda İslâm dünyasında o kadar çok çoğaldılar ki yalancı peygamber bakın o kadar çok çoğaldı ki insanlar onların yalancı peygamberlik yaptığının farkında değiller. Bir kimse çıkıyor bütün hadîsleri inkar ediyor mu? Ediyor. Hadisleri inkar edince Kur’ân’ı kendi kafasına göre yorumluyor mu?
Yorumluyor. Hazret-i Peygamber de ne yaptı? Kur’ân’ı yorumladı. Şimdi hadîsleri kenara attın o filanca profesör, filanca araştırmacı yazar. Kendisi bir yorum getirdi mi Âyet-i Kerime’ye? Getirdi. peygamberlik yaptı. Ama ona desen ki sen peygamber misin? O diyecek ki sana hayır ben peygamber değilim. E sen peygamberin yerine yorum yaptın. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine yerine yorum yaptın. Onun bir konuda yorumu var, bir konuda onun iştahı var. Bu namaz böyle kılınacak denmiş ve ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın demiş. Ama bir kimse kalkıyor, hayır burada salat geçiyor o yüzden salat met etmektir. Met ettiğin zaman da namaz yerine geçiyor. Diyor mu? Diyor. Demek ki peygamberlik müessesesi, peygamberlik mesleği çok kıymetli ki herkes kendince peygamberlik yapıyor.
Şimdi önceden herkes derdi ki şeyhler var sahte onlar gene var. Ama daha büyüğü var şimdi. Ne var? Sahte peygamberler var. Bu o kadar çok ki İslâm dünyasında. Yığınla, bir tane iki tane değil. Hazret-i Peygamber’den sonra, sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra vefat ettikten sonra müseylemetül kesap çıktı. İyi bir taneydi. Onu da gitti vahşi öldürdü. Pardon özür dilerim. Evet vahşi öldürdü onu. Vahşi onu öldürdü. Dedi ki Hamza’nın karşılığı bu olur ancak. onu öldürdü. İyi. Şimdi bir tane iki tane değil. Hadis inkarcılarının hepsi de birer yalancı peygamberdir. Messep inkarcılarının hepsi de birer yeni yalancı messep imamıdır. Şeyhi olmadığı halde, şeyhi onu bir icâzet vermediği halde, şeyhlik yapanların hepsi de yalancı şeyhlik yapar.
Bakın bu tarih boyunca değişmemiştir. Şimdi Hz. Pirs de diyor ki muhtaç ve müstak müritlerin. Muhtaç bir şeyhe muhtaç ama müstak. ona müstak o ayırt edememesi de müstak ona. Haa oradan bu çıkacak. Ya filanca kimse öyle bir şeyhe bağlanmış. Müstak o. Herkes dayık olduğu yere gidecek. Onun gözü kör çünkü o yine gözü kör olan bir şeyhe intisâb edecek. Çünkü nasıl o hakiki çiçekle Hz. Pirs öyle diyor. Hakiki çiçekle yapma çiçeği ayırt edemeyecek kadar kör ve burnu din kokusu almıyorsa burnu din kokusu almıyor çünkü onun. Şimdi yapma çiçek kokar mı ancak kokması için üstüne fıs fıs bir koku sıkacaksınız. Şimdi çiçekler kokmuyor aslında. Ne yapıyor çiçekçiler üzerine bir koku sıkıyorlar. koksun diyor.
Kokmuyor çünkü. Neden? özel doğada yetiştirilmemiş. Şimdi bir kimsenin burnu din kokusu almıyor. Hz. Pirs diyor ki senin burnun neden koku almaz bilir misin? Senin burnun din kokusu almıyor. Hakikat kokusu almıyor burnun.
Yaldızlı Pırıltılı Şeyleri Sevmek — Hakîkati Görme Melekesini Yitirmek
Ve senin gözün hakikati görmek istemiyor ya da sen yaldızlı pırıltılı câncânlı şeyleri seviyorsun. Sen pırıltılı câncânlı şeyleri sevdiğinden onun hakikatini görmüyorsun. Onun hakikatini görmediğinden dolayı ve hakikatini göreni de dinlemiyorsun. Ve kapılıp gidiyorsun bir tarafa. O yüzden insanlar onları hakikate ulaşmış yüce şey zannediyorlar. Ve öyle ayırt edemediğinden gidiyorlar. Oysa onlar ne? Birer hileci, birer düzenbaz, birer yalancı, birer yol kesici. Bunlar ümmetin yolunu kesen, ümmetin parasını pulunu iç eden insanlar. Şimdi insan Cenâb-ı Hak onun basiret gözünü açtıysa hakikati görür. Ama bir kimsenin basiret gözünü açması dördüncü makamdadır. اَوَّمَ لَوَّمَ مُلْهُمَ مُطْمَعِنَّةً Sen mutmainnede değil isen senin basiret gözün açılmaz.
Basiret gözün açılmadığı için sen hakikati bilemezsin, ayırt edemezsin. Kim neyi yapıyor, kim ne yapmıyor, bu işin hakikati ne bilemezsin. Öyle olunca arifi basiret gözü korur. o arif olan kimse basiret gözü açık olduğundan kendini muhafaza eder, korur. Bediüzzaman Said-i Nur’sa Hazretleri, sen muhakkik bir alim zatday olsan kalbin harekete geçmemiş ise, Sisiley meşahitten bir nasibin yok ise, bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruman müşkülleşmiştir. Sen imanlısız olarak göçer gidersin. Ama adi samimi bir ehli tarîkat, Sisiley meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla zındıkaya düşmez. Zındıkaya düşmezse de kebairle fasık olur, kafir olmaz der. Buradaki ölçü şu, kalbin harekete geçmesi, kalbin harekete geçmesi o kimsenin basiretinin açılmasıdır.
Bu maneviyatta, seyri sülükten, tarîkat yolunda veya sûfîlik yolunda dördüncü makamdır. Emmari’ye geçecek, Levvame’ye geçecek, Mülhüme’ye geçecek, Mutmai’ye neye gelecek? Sen alim bir zat da olsan kalbin harekete geçmediyse, senin basiret gözün açılmadıysa, bugünkü deccaliyetin karşısında sen kafir olarak göçer gidersin. İstediğin kadar alim ol, istediğin kadar hafız ol, istediğin kadar ben dinimi yaşıyorum de, kalbin harekete geçmiş olması lazım ki aldanmayasın. Yoksa aldanırsın, bir aldanırsan nerede duracağım belli olmaz. Allâh muhâfaza eylesin. Yusuf âyet 108. Ey Muhammed de ki, benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar insanları Allâh’ın yoluna körü körüne değil, basirette davet ederiz. Allâh’ı layık olmadığı şeylerden tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.
O zaman o basiretin açık ise senin, basiretin açıksa seni basiretle nasîhat eden, seni Kur’ân ve Sünnet dairesine Allâh ve Resulünün yoluna davet edeni tanırsın. Ve Allâh ve Resulünün yoluna davet eden seni kendisine davet etmez. Seni Kur’ân ve Sünnet’e davet eder, seni Zikrullâh’a davet eder, seni güzel ahlaklı olmaya davet eder. Takılın benim peşime demez, takılın Kur’ân ve Sünnet’e der. Seni kendisinin değil Allâh ve Resulünün yoluna davet eder. O yüzden Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin yolu tevhid yoludur. Ve peygamberi takip eden, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i takip eden kimseler kendilerine yol biçmez der. Yol Kur’ân ve Sünnet derler, Kur’ân ve Sünnet’e davet ederler.
Benim şeyhim böyle yapardı, ben de böyle yaparım demez. Der ki Kur’ân bunu böyle söyler, Sünnet’i Resûlullâh böyle söyler, imamların iştahı böyledir, ilk sufilerin yolu budur der, onları oraya davet eder. Ama insanların büyük bir çoğunluğu bu davete icabet etmez. Neden? Çünkü bu nefsine ağır gelir insanların ve çürük elmalardan dolayı onu da çürük elma statüsünde koyar. Bunu kasıtlı olarak yapar. Nefse ağır gelir çünkü. Nefse ağır geliyordu beni İsrail Yahudilerine, İsa aleyhi’s-selâm’ı peygamber olarak kabul etmiyorlardı. Nefse ağır geliyordu çünkü. Daha önceki peygamberlere de onlar kabul etmemişlerdi. Sebep nefse ağır geliyordu çünkü. Onlar Allâh’ın hükmüyle hükmetmeye çalışıyorlardı. Oysa onlar altını çizerekten söylüyorum.
O günkü din alimiyiz, din adamıyız diyenlerin hükmüne tabi oluyorlardı. Peygamberin hükmüne tabi olmuyorlardı. O zaman için bir din hiyaraşisi oluşmuştu. O din hiyaraşisi yeni bir peygamberi kabullenmiyordu. Çünkü yeni bir peygamber demek o hiyaraşinin yıkılması demektir. O para dükkalının, o güç dükkalının yıkılması demektir. Nasıl demektir? Hz. Muhammed Mustafa o günkü Mekke’deki ekonomi para dükkalını, güç dükkalını yıkmıştı. Ve eğer ki bugünkü bir Müslüman para dükkalına soyunduysa, güç dükkalına soyunduysa, kalabalık dükkalına soyunduysa o seni Allâh ve Resulüne davet etmeyecektir. O seni kendisine davet edecektir. Ve insanlar ne yazık ki Adem’den itibaren hakla batılı ayırt etmekte heva ve heveslerine uymuşlardır.
O yüzden çoğunuz îmân etmez der Kur’ân. Çok azınız îmân etti der. Çünkü bu nefse ağır gelir. Tevhid dini. Tevhid insanlara ağır gelir. Hakikat insanlara ağır gelir. Çünkü insanlar nefis itibarıyla rahatlarına düşkündür, uykularına düşkündür. İnsanlar mücadeleye, savaşmaya, bu konuda cihâd etmeye elverişçi değillerdir. Kendilerince nefislerine düşkün olduğundan Musa’nın kavmi gibi derler. Derler ki biz savaşıcı değiliz. Sen git Rabbinle sen kendin savaş. Musa’nın kavmi öyle dedi. Bu pis ya oydular, Musa’ya öyle dediler.
Hakîkat Yolu Dikenlidir — Yeni Bir Cedîd Kavmin Cihâdı
Ve Musa aleyhi’s-selâm yeni bir cedîd dedi bir kavim gelir onlar dedi bu cihadı ele alırlar. Şimdi o yüzden hakikat yolu dikenlidir. Hakikat yolu zordur. Hakikat yolu kolay değildir. Hakikat yolunun ızdırâbını zorluğunu gören nefis o yoldan dışarı çıkmaya çalışır. Oraya girmeye çalışmaz. Bahanesi de nedir? Filancaları görmüyor musun böyleler? Fişmancaları görmüyor musun böyleler? Bunların da böyle olmadığı ne malum. Siz bu adamın peşinden gitmişsiniz ama onun ne olduğunu biliyor musunuz? Sen biliyor musun be ahmak? 38 yıl bizle beraber mi yaşadın? Hayır. Ama onlar hakikat yolunun yolda gidenleri de ne yaparlar? Yoldan çıkarırlar. Bundan dolayı bilenler hikmetle dediler ki ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek.
Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil seni nasıl galip edecek? O zaman o kimse o müstak o yalancı o müridlerin yalancı düzenci davalara aldanmaması gerek. E şimdi yoldan sapmış dünya üzerinde alimler var mı çok? Yoldan sapmış şeyhler var mı çok? Oldukça çok. Ve onlar örnekliyorum dilenci olmuşlar. Ben böyle söyleyince çok ağır geliyor onlara. Birkaç tanesinin müridi ya sen bizim üstadımıza dilenci dedin. Kardeş bizim kimsenin üstadıyla alimiyle zalimiyle bir işimiz yok. Biz kimsenin şeyhine bir laf söylediğimiz yok ama koskoca şeyh dilenir mi şeyhse? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dilendi mi ki? Senin şeyhin dilenecek bir şeyh kendisini ortaya atıp dilenmez.
Bunlar dilenci olmuşlar. Ben şimdi isim zikrettim mi? Hayır. Dilenmesin kardeşim istemesin. Şeyhliğin makamını aşağı indirmesin. Şeyhse şeyhlik yapsın. Mürşidse mürşidlik yapsın. Dilenmesin. Geçimini dervişlerden sağlamasın. Geçimini dervişlerin cebine gözünü dikerekten yapmasın. Dervişlerin malına, dairesine, parasına, puluna, konmaya çalışmasın. Yapmasın. Bizim sözümüz orta yere, ölçü. Bizi kimsenin trilyonları ilgilendirmiyor. Ama bu yolda yürücek olanlar dilenmeyi bırakacaklar. Bu yolda yürümeyi göze alanlar insanlara şeyhenillah demeyecekler. Sen o zorluğu çekebileceksen bu yola gir. Yoksa kendini ehli tarikatım diye görme, ehli sufiyim diye görme. Bu yolda yürücek olanlar hiçbir şeyin dilencisi olmayacak.
Hiçbir şeyin. Birileri beni sevsin diye konuşmayacak. Birileri beni kabul etsin diye konuşmayacak. Bunun da dilencisi olmayacak. Allâh muhâfaza eylesin. Şuara âyet 109 de ki ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Alemler, gerçek alemler, gerçek mürşidler insanlardan bir şey dilenmez. Dilenmez. Çünkü peygamber varisi, alemler peygamberlerin varisleridir. Hadîs-i Şerîf, peygamber varisi dilenmez. Bir mürşid-i kâmil peygamber varisidir. Bir mürşid-i kâmil dilenmez. Dileniyorsa o sahih bir mürşid değildir. O sahih bir şey değildir. Dervişlerine diyorsa hadi gidin para toplayın. Veyahut da andırıyorsa insanlara o gerçek bir şey değildir. Onun peşinden gidilmez, ondan ders alınmaz.
Ona mürid olunmaz. Sufilik yolunda istemek yoktur. Hiçbir şey isteyemezsin. Yoktur sûfîlik yolunda. İsteceksen üstadından istersin. Hadi gidin şeyhlerden isteyin şimdi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerifte söyledi. Tergipte geçer bu hadîs. Hiç unutmam. Der ki ben hepinizin babası mesabesindeyim. Kimin ne isteği varsa bana gelsinler. Bir şeyh dervişin bu manada manevi babası hükmündedir. İstecek olan ondan ister. Bitti. O manevi şeyh ise o da makul olan kendisinden istenilenlere cevap verecek. Gücü nispetinde cevap vermek zorundadır. O manada manevi ise o dervişlerden geçineceğim diye uğraşmaz. Dervişlerden geçineceğim diye uğraşanlar gerçek mürşid değillerdir.
Gerçek mürşid eli açık, cömert insandır. Gerçek mürşid. O kimse cömert olmak zorundadır. Cömert değilse ona dostluk kapısı açılmaz. Ona velilik kapısı açılmaz. Ve o evliyalık kapısı bile ona açılmaz. Ona dördüncü makamın kapısı bile açılmaz. Çünkü o cimridir. Allâh cimrileri sevmez. Haşr âyet 9. Kim nefsinin cimrilinden korunursa, onlar kurtuluşa erenlerdir. Sen nefsinin cimrilinden kurtulmaz da hala da dervişlerin parasına, puluna, gözünü diktiysen, sen kurtuluşa eremezsin. Sen cehenneme doğru yol alırsın. İnsanları kandırmaktan vazgeç. Ben şeyhim diye sırmalı cübbelerle ortalıkta dolaşma. Ben şeyhim diye insanları aldatma. Allâh Resûlü aldatan bizden değildir dedi. Bunu hiçbir zaman unutma.
O yüzden Hazret-i Peygamber’e yol olarak o peygambere çıktıysa yolun, sen asla cimrilik yapamazsın. Sen asla bir şeyi kısamazsın. Verilen ilmi dağıtmak zorundasın. Sen cömert olmak zorundasın maddi manevi. Allâh muhâfaza eylesin. Maide 105 ayetini sordular sahâbeler. Size nefsinizi korumak gerek âyet hakkında sorunca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi. Mağrufla amel edin. iyilikle, güzellikle Kur’ân ve Sünnet tarihisinde amel edin. Kötülükten uzak durun. Dikkat edin. Bu Kur’ân ve Sünnet yoludur. Sen mağrufla amel etmek zorundasın. Edebinle, terbiyeninle, ahlakınla, güzel ahlakınla amel etmek zorundasın. Farzları yerine getireceksin. Sünneti sen niye sımsık yapışacaksın ve kötülükten uzak durun.
Cimriye İtâat Hadîsi — Heva ve Hevese Uyulmak, Dünya’nın Ahirete Tercihi
Cimri insana itaat edildiğini, dikkat edin hadîs-i şerîfe. Cimri insana itaat edildiğini. Cimri insana itaat edildiğini, heva ve hevese uyulduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman, Sen kendine bak, avam halkı bırak. Tekrar söylüyorum, mağrufla amel edin. Kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini, heva ve hevese uyulduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman, Sen kendine bak, avam halkı bırak. Sizden sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda sabretmek avucuna köz almak gibidir. O zamanda bir işçi bugün sizden çalışan etli işçinin aldığı ücreti alacaktır. Ona denildi ki, ey Allâh’ın Resulü, bizden 50 kişi gibi mi yoksa onlardan 50 kişi gibi mi ücret alacaktır?
Bilakis sizden 50 kişinin aldığını alacaktır buyurdu. Demek ki öyle bir zaman gelecek, o zamanda ne yapacakmış? İyi, mağrufla amel etmek. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye ile amel etmek, kötülükten uzak durmak, elinde köz tutmak gibi olacak. Ve cimri insanlara itaat edilecek. O kimse cimri, cimri ne demek? Milletten topluyor ama onlara harcamıyor. Cimri mal biriktirmiş, ne yapmış? bilmem kaç trilyonluk servet yapmış? Arkasından kavga çıkıyor, ümmetin parası mı benim param mı? Cimri ne yapmış? Ölmüş, öldükten sonra bütün herkes üşüşmüşler evlatlar, mal paylaşacaklar. Neden? Devasa, çünkü mal bırakmışlar. ne bırakıyor? ne yapmış? Medrese yapmış, yok Kur’ân kursu yapmış. Tapusu kimin üstüne? Tapusu kimin üstüne?
Şeyh Efendi’nin üstüne. Kim topladı parayı? Dervişler topladı. Öldü Şeyh Efendi. Şeyh Efendi öldü. Oğlu, kızı yere kondu, sattılar orayı. Bu ülkede televizyonlar kuruldu. Parayla, ümmetin parasıyla. Kapı kapı dolaştılar, televizyon kuruyoruz, İslami bir televizyon olacak dediler. Sonra gittiler Amerikalılar’a sattılar. Bu para ne oldu? Televizyon oldu Fox TV. 500 milyon dolara satıldı o zaman için televizyon. Adam gitti Amerika’da alışveriş merkezleri aldı. Ne oldu ümmetin parası? Kimse hesap sormuyor. Kimse hesap sormuyor. Cimri insana itaat ediyorlar. Heva ve hevesini ilah edinmişleri itaat ediyorlar. Kur’ân belli, sünnet-i seniyye belli, imamların iştahı belli. Sufilik kanunu kaidesi olmayan bir yol değil.
Kanunu kaidesi Kur’ân ve sünnetten. Gerçek sûfîlik. Üstad vefat etmiş. E biz onun bıraktığı yerdeyiz. Gelmedi mi başka mürşid? Yok mu? Hadîs-i Şerîf yalan mı? Haşa. Kütübüs’de de ebdal kısmı var. Bütün Müslümanlar açın okuyun ebdal kısmını. Açın okuyun ey Müslümanlar, ey Sufiler, ey dervîşler, ey Tarikat erbabıyım diyenler, şeyhler, nakipler, nükaballar, zakirler, sugabakları. Açın okuyun kardeşim. Kütübüs’de de ebdal kısmı var. Dettal’dan sonra ahir zamanla alakalı ebdal kısmı var. Tekrar söylüyorum. Ebdâl. Açın okuyun. Utanmadan şunu söylüyorlar. Bizim şeyhimizden sonra o şeyh gelmeyecek. Peygamberi yalanmıyorsun. Hadesi inkar ediyorsun. Üstadımız öyle dedi. Üstadımız yanılmış. Yanılmış. Ne zaman söyledi?
Aklı yerinde miydi? Senin üstadının aklı yerinde değilmişti onu söylediğinde. Bu kimin üstad olursa olsun. Yarın öbür gün benim de arkamdan böyle bir laf söylemeyeni iftira almış olur. Ya ilan ederiz birisini, ilan etmezsek de arkamızdan istihar yaparlar, herkes giderler, bir üstada intisâb ederler. İkisinden biri. Üstadım bana da öyle söyledi. Üstadım da vefat etmezden önce iki kişiye söyledi dergâhta. Ahmet Duran ağabeyi bana söyledi. Dedi ki bana şeyhliğini ilan et bugün dedi. Çorumla Cumusta Efendi sağlığında vermedi oğlum dergâh da oldu dedi. Ahmet Duran’a da telefon açacağım dedi. Ona da söyleyeceğim dedi. Sana da söylüyorum. Bu akşam şeyhliğini ilan et dedi. Efendim hakkınızı helal edin ben ilan edemem dedim.
Nerede Adnan Hoca bizim? Karateş nerede gitti mi? Adnan’a telefon açmış. Adnan söyledi sonra. Sana telefon mu açtı? Ne dedi. Adnan Hoca sana? Mikrofon verin Adnan Hoca’ya. Efendim beni aradı. Oğlum dedi. Mustafa ağabeyinin şehidir dedi. Onu dedi şeyhliğini ilan et. Efendim beni aradı. Oğlum dedi. Mustafa ağabeyinin şehidir dedi. Onu dedi şeyhliğini ilan edin dedi. Efendim şu anda Adnan’a dayım ben. Tamam o zaman dedi kapattı. Sonra başka bir arkadaşa aranış oldu. Bana söyledi efendim ben yapamam bunu dedi. Ben dedi bu akşam söyleteceğim dedi. Bana söylediği şey o. Ondan sonra Adnan’ı aramış. Adnan demiş Adnan’a dayım. Ondan sonra başka bir arkadaş aramış. Remzi Şen’i aramış. Ben Remzi’yi aradım seni arayacak dedim.
Arıyor dedi. Seni arayacak dedim. Böyle bir şey söyleyecek sana benden habersiz bir şey yapma dedim. Arıyor dedi kapattım ben telefonu. Görüştü böyle böyle dedi dedi. Tamam dedim akşama istişare eder konuşuruz dedi. Adnan Hoca teşekkür ederim. Akşam oldu Remzi dedi ki böyle böyle tamam Remzi ağabey. Şeyh efendinin dediğim bir insan şeyhine diyorsa kalkacak emrini yerine getirecek dedim. Bütün Bursa’daki eski dervîşler o sohbeti bir şeyinde şahit değil mi? Kim şahit olanlar elini kaldırsın o gün sohbetli olanlar. Evet bitti. Şeyh efendi bunu kendisi söyletti mi? Söyletti.
Şeyh Efendi’nin Fukaralık Vasiyeti — Bursalılar’a Söylenen Ölçü
Bakın bunun ölçüsü bu. Bunun ölçüsü bu. O ne olsa şeyh efendi arkadan kimseye bırakmadı. Ya sen duymamışsındır diyorum ben. Bize bıraktı. Bursalılar’a söyledi. Ahmet Duran ağabeyi de söyledi. Ben şahidim buna. Bana dese ki mahşerde diyeceğim ki bana söyledi şeyh efendi. Ahmet Duran da oğlum şeyhtir o da şeyhliğini açıklasın dedi. Bana söyledi. Ben Ahmet Duran ağabeyinin yüzüne söyledim. Duran ağabey bana söyledi beni ilgilendirmez istiyorsanız dedim sen çık. Hüseyin sende vardın değil mi? Dedim Duran ağabey istiyorsan çık ben sana tabi olurum dedim şeyh olarak dedim. Benim böyle bir derdim yok benim dedim. O ne dedi? Söyle. Evet. Mustafâ Efendi sen gençsin sen koşturursun dedim ben sana tabi olayım dedim.
Yok Hacı ağabey ben sana tabi olayım. Böyle bitti muhabbet. Şimdi o yüzden ne olacak? O insanlar heva ve heveslerini ilah edindiler. Heva ve hevesi uyuyor. O kimse diyor ki şimdi nerede o eski şeyhler? Beyazlı bestami için de öyle dediler. Bu yolun cilvesi o. Çorum Hacı Mustafâ Efendi için de öyle demişler. Nerede demişler Ali Efendi? Evet üç kişi bağlandı diyordu şeyh efendi. Mustafâ Efendi demiş ki Abdullah Efendi oğlum şu üçü bağlandı bana demiş. Geri kalan bıraktı demiş bizi beğenmediler demiş. Demek ki ne oluyormuş heva ve heves tercih ediliyormuş. Şimdi dervişlerde de var bu. Derviş üstadı dinlemiyor. Heva hevesine tabi oluyor. Acı gelir gerçekten üstada tabi olmak. Üstadın dediğini yapmak gerçekten nefsi ağır gelir.
Acı gelir. İnsan öyle düşünür. O da insan benliği san. O da insan onu dinleyeyim ki benim kafam çalışmıyor mu? Öyle dedi. Ben üç tane üniversite bitirdim dedi birisi. Tabi dedim doğru söylüyorsunlar dedi. İlk okul mezunu dedim. Medrese ümmi dedim. Böyle konuştuk böyle bir iki gittik oturduk. Böyle döndü. Ümmi oğlum biz dedi bana. O da yanımda. Kimisi dedi üç tane üniversite bitirdim der Mustafâ Efendi dedi. Böyle adamın rengi mengi gitti ondan sonra. Sen ne dersin ki dedi bizim üstadımız ümmi. İmmi oğlum dedi. Al bir kaya. Nere ne istersen oraya daya. Anırgan kaya çünkü. Büyük kocaman ya. Bir şey değil bizim Bayındır Anırgan kayası meşhur olacak. Ziyarete gidecek Anırgan kaya. Arada anırıyormuş.
Millet o yüzden Anırgan kaya koymuş. Bayındır muhabbeti. Üç tane üniversite bitirdim. Senin üstadın dedi bana. Dedim ilk okul mezunu. Bu şeye benziyor bakın değişmiyor bir şey. İmâm Ahmed bin Hanbel şeyban rayiye bağlanmış. Ümmi çoban. İmam-ı Şafi de diyormuş ki İmâm Ahmed bin Hanbel’e. Ya sen koca imamsın. Ne ama bu ümmi insana bağlandın. Ne buldun bunda. Ümmi çoban. O da diyormuş ki ya bu başka bir şey. Demiş bugün senin üstadına soru soracağım. Küstahlık böyle bir şey. Adamın bir şeyhi yok ise genelde %98 küstah oluyor. Demiş ben şeyhine bir soru soracağım. Demiş sorma çok hazır cevaptır. seni demiş mat eder. O manada. Yok demiş soracağım. Çıkmışlar huzura. Efendim bir sorun var. Demiş buyur sor demiş.
Demiş ki bir kimse beş vakit namazdan bir vakti kaçırsa hangi vakti kaçırdığını bilemese hangisini kaza etmesi lazım demiş. Hiç beklemeden. Evladım onun bütün günü gaflette geçmiş bütün namazlarını kaza etsin o demiş. Kalmış koca İmam-ı Şafi’ye. İmâm Ahmed bin Hanbel oradan çıkmışlar. Demedim mi sana demiş hazır cevaptır. Mat eder seni diye. Aha demiş. Tabi İmam-ı Şafi de gelmiş şeybanı raydan ders almış. Ey hanefiler, ey malikiler, ey şafiler, ey hanbeliler. Bu mezhebe tabi misiniz dört mezhepten anan gibi birisine. Evet sizin imamınızı şeyhi vardı. İmam-ı Azam’ın şeyhi vardı. Sen eğer hanefiyorsan İmam-ı Azam’ın yolundayım diyorsan bir şeyhi intisâb etsen. Malikiyim diyorsan intisâb etcen.
Hanbeliyim diyorsan intisâb etcen. Ben şafiyim diyorsan intisâb etcen. Intisap etmediysen sen heva ve hevesine uymuş insansın. Sen mezhep imamının yolundan gitmiyorsun. Ha abdest alırken mezhep imamına tabi oldun. O bir mürşide tabiydi. Son iki yıl olmasaydı Numan helak olmuştu dedi. Sen helak olmayacaksın ne malum. Koca İmam-ı Azam helak olurdu derken sen kimsin? Koca Gazâlî şeyhi vardı. Aravi şeyhi vardı. Hazreti Mevlânâ şeyhi vardı. Abdülkadir Geylan’ın şeyhi vardı. Ahmet’e Rufay’ın şeyhi vardı. Üftat Hazretleri şeyhi vardı. Mahmud Hidayı şeyhi vardı. Her gün Emir Sultan’a gidenler vardı. Emir Sultan Hazretleri’nin şeyhi vardı. İsmail Akkı Bursavi’nin şeyhi vardı. Senin neyin var? Heva hevesin var.
Sen hevâ-hevesine bağlısın. Boşuna demediler zayıf hadîs diyorlar. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Zayıf hadismiş. Zayıf hadîs amel edilir mi el cevap edilir. Ondan hukuk çıkarmıyoruz biz. O zaman senin şeyhin kim? Heva hevesin, nefsin. Sen aldanmaya müsaitsin. Sen bir mürşid-i kâmile bağlanmadığın zaman heva hevese uydun. Dünyaya ahirete ne yaptın? Tercih ettin. E şimdi şeyhler tercih ediyor ki. Alimler tercih ediyor. Bugün gördüm, dün gördüm. Muhterem hoca efendiler Mevlid-i Şerif için toplanmışlar bir yerde. Toplantıdan bir kesit atmışlar videoya. Mâşâ’allâh subhanallah. Ne süslüler. Ne koltuklar ne süslüler. Mâşâ’allâh dedim ya. Tabii. Dünyayı ahirete tercih edildiği zaman. Mustafa efendi buyurun efendim.
«Senin Evin En Fukara Dervîşten Fukara Olacak» Emri
Oğlum sakın ha senin evin en fukara dervişten daha fukara olacak. Senin evine gelen dervîş şunu söyleyecek. Benim eşyalarım şey efendinin eşyasından daha lüks. Bize söylenen bu. Bana söylenen bu. Bana söylenen bu. Başkası beni ilgilendirmiyor. Demek ki herkesin kendince bir yolu var ya bize o yol düşmüş. Herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman. Yok. Bir sufinin kendi görüşü olamaz. Mührettik ile alakalı. Bir mümin Kur’ân oradayken, sünnet oradayken, imamların iştahı oradayken bana göre diyemez bir Müslüman. Yok. Kendi görüşü. Hadislerin büyük bir çoğunluğu sahih değil. O yüzden hadislere uyulması da uygulur. Benim görüşüm bu. Senin görüşün sapık bir görüş. Sapık bir görüş. Sen kendini peygamber görmüşsün.
Bunu diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Evet. O zaman avam halkı bırak. sen has insanlarla otur kalk. Avamlarla düşüp kalkma. Sebeb kendi görüşünü kendi heva ve hevesini ilah edilmiş cimri insan. Onlardan uzak dur. Bir de ne oluyor? İnsanların ücretleri artıyor. Bu ne demek? Heva hevesleri artıyor. Rahatları artıyor. Evet. İmam-ı Malik’in sözü. Kim fıkıhsız tasavvuf öğrenirse zındık olur. Kim fıkıh öğrenir de tasavvuftan uzak kalırsa fasık olur. Kim de ilim ile maneviyatı kendisine cem ederse dinin hakikatine erişir. O zaman bir kimse fıkıhsız tasavvuf yok. Fıkıhsız bir sûfîlik yok. Sufinin fıkıhı sağlam olacak. Bir mürşidin fıkıhı sağlam olacak. Bir dervişin fıkıhı sağlam olacak. Bir kimse normalde fıkıh öğrenmiş, medrese görmüş, tahsil etmiş veyahut da ilahiyat okumuş, güzel ama sufilikten uzak fasık olur diyor.
İmam-ı Malik diyor bunu. Kim de ilim ile maneviyatı kendisine cem ederse dinin hakikatine var. O zaman o kimse çift kanatlı olursa dinin hakikatine erişecek. Allâh bizler onlardan eylesin. Yol arayanlar kendilerine yol arayanlar. Kur’ân ve sünnete tabi bir yol bulacaklar. İmamların iştahadına tabi bir yol bulacaklar. Dilencilerin peşinden gitmeyecek. Heva ve hevesine ilah edinenlerin peşinden gitmeyecek. Kendisine mal ve para biriktirenlerin peşinden gitmeyecek. Dervişlerin cebine malına gözünü dikenlerin peşinden gitmeyecek. Her ay dergâha bu kadar para vereceksiniz. Her ay üstada bu kadar para yatıracaksınız diyenlerin peşinden gitmeyecek. Gidiyorsa o kimse kör gözlü. Allâh muhâfaza eylesin.
O yüzden süslülerle hakikati ayırt edecek o kimse. İnsanların süsüne, yaldızına, ahdalı konuşmasına bakmayacak. Süslü konuşmalara bakmayacak. Bunların hepsi de aldatır. Çünkü öyle zaman gelecek ki insanlar süslü konuşmalarla halkı kandıracak. Muazdan bu hadîs-i şerîf. Uzun hakkınızı helal edin. Ardınızda fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak. Kur’ân açılacak. Mümin, münafık, erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük herkesin elinde Kur’ân olacak. Herkesin elinde Kur’ân olacak. Şimdi herkesin elinde var. Kur’ân bize yeter diyor. Mealden okuyor mu? Okuyor. Sosyal medyada herkes tartışıyor mu bununla alakalı? Tartışıyor. İçlerinden biri şöyle diyecek. Neden bana onlar tabi olmuyorlar? Ben Kur’ân okuyorum.
Yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur’andan başka bir şey uydurmadıkça uymayacaklar. Kur’andan başka bir şey. Sen onlara uydurursan onlar sana uyacaklar. Bugün televizyonlara çıkan şaklabanların %90’ı böyle. Kur’ân ve sünnetin dışında konuşurlarsa onları sosyal, büyük medyada veyahut da yöresel değil, kitlesel televizyonlara çıkarıyorlar. Çünkü onlar Kur’ân ve sünnetin hakikatini haykıramazlar. Televizyon dünyasını tanıdım. Tanıdım. Bana da aynı şeyi söylediler. Hocam, aman bazı şeylere dokunmayalım. Dedim ki bana ne soru gelirse ben bildiğimi cevaplarım. Program yapmayalım dedim. Bunu olay tevhiyyeye gittim dedi. Oradaki bir bayan vardı. O da dedi. Dedim yok. Ne sorarsanız cevaplandırırım.
Ne bilirsem söylerim dedim. Televizyona çıkan hocaların büyük bir çoğunluğuna bu söyleniyor. Veya sorular hazırlanıyor, sorular onların eline veriliyor, canlı yayın yapamıyorlar. Canlı yayına gireceğiniz zaman da önce sorunuzu alıyorlar mı sizin? Eğer onun dışında sorarsanız tak sizi canlı yayından aldılar. Siz de zannediyorsunuz ki hat düştü. Sevgili seyirciler hat düştü. Hat düştüğü için bağlantı kesildi. Alalım sıradakini. Onun sorusu hoşlarına gitmedi çünkü. Oraya yazdırdığı soruyu okumadı çünkü. Siz de bağlantı kesildi zannediyorsunuz. Öyle. Bağlantı kesilmiyor halbuki. Onlar kesiyor o bağlantıyı. Çünkü neden bana onlar tabi olmuyorlar? Ben Kur’ân okuyorum. Yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur’andan başka bir şey uydurmadıkça bana uymayacaklar.
Çıkın hadîsleri inkar edin. Yemin ediyorum size kitap basarlar. Elleri çantalı geldiler. Dediler kocam takipçiniz çok, sizi çok beğeniyorlar. Sizin dediler sohbetlerinizi kitaba basalım. Ben tebessüm ediyorum. Ne kadar iyi diyorum. Allâh razı olsun. Yalnız dediler bir isteğimiz var. Buyurun estağfurullah. Para mı pul mu ne hayır dediler. Ya malum biliyorsunuz dediler hadîs-i şerîfler hepsi de sahih değil. Sohbetlerinizde şundan bahsetceksiniz. Hadisler hepsi de sahih değildir. Siz bu konuda çok sertsiniz. Dediler kitabınızı biz bastıracağız biz satacağız.
Profesör ve Şeyhlerin Sahte İttifakı — Dünya Âlimler Birliği Listesi
Şimdi bana bir de liste gösterdiler. Bir sürü profesörün ismi var. Yalan doğru bilmiyorum. Bir sürü şeyhin ismi var hocanın ismi var. Böyle gördüm listeyi. Bunlarla çalışıyoruz dediler kitaplarınızı biz bastırıyoruz. bazı şimdi bu benim şüphem. Çıkıyor şimdi ben kitaplardan ne hak alıyorum diyorlar. Telif hakkı. Ben kitap yazıyorum telif hakkından geçiniyorum diyorlar ya. Benim hemen otomatikman dolarlar dönüyor. Ulan dedim ayda bana bilmem kaç dolar teklif ettiler. Bu da dedim bu da oradan geçiniyor o zaman. Çünkü her hadîs inkarcısında bu var şu anda. Hadis inkarcısı mı? Evet. Gerçekten emperyalistler onları besliyorlar. Onları her ay maaşa bağlamışlar. Veya da vakıflarına derneklerine belli bir yardım belli bir para.
Veya da direkt para olarak. Telif hakkı çünkü. Bir yayın evinden onun her ay maaş gibi gidiyor. Telif hakkı. Hadis inkar edersen telif hakkı alırsın. Evet. Çünkü ona uymaz. Sen Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye çıplak bir hakikat şeklinde söylersen senin kalabalık dervîş topluluğun olmaz. Senin kalabalık bir tabi olman olmaz. Ya tuhaf işler yapacaksın. Hıh yapacaksın. Vah diyecekler ya bunda hikmet var bak hal gördü bir şey oldu. Bir şey oldu. Hıh yapacaksın sallanacaksın. Bir sayha atacaksın. Böyle gözünü dikceksin bir yerde öyle duracaksın. Kabul edildin diyeceksin. Böyle bu işler. Ondan sonra pamuk eller cebe diyeceksin. Sen ümmet kanı alarken sen araba aldın ha? Arabanın yüzde onunu getir bakalım.
Nasıl? Yüzde onu. Kaç aldın arabayı? 10 milyar. Yüzde onunu kaç? 1 milyar. 1 milyar şeye vereceksin. Adam saf gibi beni arıyor. Bir numara arıyor. Allâh arıyor. Ben de kayıtlı olmayanları açmıyorum ya. Herkese de açıkça söylüyorum. Çünkü açınca böyle absürt bir şey oluyor. Benim kaç günüm gidiyor onunla. Şeker tavan oluyor. Bu ümmetin hali ne olacak? Düşmüyor şeker 250’den aşağı şimdi düşmediği gibi. Bir şey çıkıyor. Adam mesaj attı. Mustafa Özbaha hocam ne olursunuz Allâh rızası için telefonumu açın. Açtım. Hürmetler edelim sevgili efendim. Saygılar sunarım. Böyle çok naif, kibar. Buyurun. Bir istirhamın bir sorum olacaktı sizin vaktinizi aldığım değerli kardeş. Geri soruya dedim. Soruya gir.
Dedi ki ben bir arab aldım. Mübarek olsun. Ben şimdi arkasına gelecek bilmiyoruz. Bizim Üstad Efendi Hazretleri dedi ki dedi. Ne dedi dedim. Bu arabayı aldın. Miktarı kadar, yüzde onunu bize tasattürk edeceksin dedi dedi. Allâh’ım ya Rabbi. Sizin böyle bir usulünüz var mı dedi. Dedim kardeş iyi ki benden yüzde onunu istemiyor arkadaşlar dedim. İstese benim param pulumu yetmez dedim. Bu noktada bir şey. Ben dedim yetiştiremem. Dedim bizde böyle bir usul yok. Biz böyle bir şey isteyemeyiz zaten. Bize yasak dedim. Bir şey böyle bir şey isteyemez zaten. Bir alim böyle bir şey isteyemez. Dedim. Bir de böyle şeyhinin ne kadar belagatlı konuşuyor. Biraz daha belagatlı. Ya bırak şu dilenciyi böyle belagatlı konuşma.
Benim canımı sıkma dedim ya. dedim adam dileniyor. Sen hala da kibar dilenci lan bu dedim ben şimdi. Direkt böyle konuştum. Bu kaldı. Allâh razı olsun senden ya dedi. Ha şöyle ya dedi. Ben senden ders almak istiyorum. Yürü git dedim ya sen dedim. Kör gözlünün tekisinin ama bizden ders alacaksın dedim. Gitmişsin zaten. Kaç para verdin bugüne kadar dedim. Bir para söyledi aklın durdu. 20 milyarın üzerinde para vermiş. Ne kadarlık derdisin sen dedim. 5 yıllık dedi. Yıllığın dedim 2 milyara mı geliyor. Kaç milyara geliyor daha fazla geliyor. Lan git yeri dedim. Körsün sen bizi de bozarsın sen dedim. Adam bunu soruyor bana. Türkiye bu. Türkiye bu. Sonra herkes aynı kategoride görüyor. Allâh muhâfaza eylesin.
Böyle bir kişinin uydurduklarına tabi olmaktan sakının. bir kimse Kur’ân’ın ve Sünnet-i Seniye’nin dışında konuşuyorsa, imamların iştahadının dışından konuşuyorsa, ilk sufilerin yol ölçülerinin dışından konuşuyorsa, böyle bir hal ve hareketin içindeyse ondan sakın, ondan uzaklaş. Ben ondan ders aldım diye onun peşinden gitme. Sen zındığın peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Dilencinin peşinden gidiyorsun farkında değilsin. Bile bile Kur’ân ve Sünnet’i çarpıtıyorsa sen bir kafirin peşinden gidiyorsun. Farkında değilsin. Bırak gitme. Gitme kardeş gitme. Paranı üttürme insanlara. Üttürme. Üttürme. Senden bir şey istiyorsa tebliğinden dolayı o peygamber varisi değil. Senden rahat istiyorsa, senden döşek istiyorsa, senden çorba istiyorsa, yemek istiyorsa, senden para istiyorsa o peygamber varisi değil.
O dilencinin teki. Dilencinin teki o. Allâh muhâfaza eylesin. Ben sizi, hadîs-i şerîf devam ediyor. Ben sizi bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesine karşı uyarıyorum. senin bilgili gördüğün o alim var ya, bilgili gördüğün o şeyh var ise, cimri ise, dervişleri ütüyorsa, hevâ-hevesine uyduysa, bilgili ama 3 üniversite bitirmiş. Diyor ki uymak. Hadisi inkar ediyor, ilahiyat profesörü. Uyma kardeşim. Âyet inkar ediyor, ilahiyat profesörü. Uyma kardeşim. Kur’ân ve sünnetin dışında hüküm veriyor, alimim diyor. Diyanet hocası, müftüsü neyse. Uyma kardeşim.
Dünya Âlimler Birliği Toplantısı — Oruç Fetvâsı ve Boş Konular
Kur’ân belli, sünnet belli, imamların iştahı belli. Vercek olduğun fetvada ya ayetten, ya hadisten bir ölçü getireceksin insanlara. Böyle bir şeye hakkın yok. Dünya alimler birliği toplandı. Ne yaptınız? Oruç tuttunuz. Allâh sizi iyi etsin. Bir iştah edeydiniz ya, bir fetva vereydiniz ya, deseydiniz ey ümmet-i Muhammed. Gazze bu halde ikenci had size farzdır. Neden bu fetvayı veremediniz? Ahir zaman alimisiniz. Maaş alimisiniz. Açlıktan ölürken çocuklar, açlıktan ölürken, bombaların altında ölürken, onca alim toplanıp oruç mu tutacağız dediniz? Âyet belli, Kur’ân belli, sünnet belli, imamların iştahı belli. Neden topyokun bir cihâd kararı alamadınız? Allâh’tan mı korktunuz? Yoksa sistemlerden mi korktunuz?
Ümmet-i Muhammed’in bir kısmı bir yerde açılığa terk edildiyse, her gün bombaların altındaysa bütün ümmet-i Muhammed bundan sorumludur. Ve bütün ümmet-i Muhammed orayla cihâd etmek zorundadır. Farzdır. Neden bunu veremediniz? Neden haykıramadınız bütün dünyaya? Şeytan mı tuttu dilinizden? Kalbinizi kime sattınız? İlminizi kime sattınız? Bilginizi kime sattınız? Kur’ân âyetlerini kaç paraya değiştiniz? Kaç paraya değiştiniz? Kaç maaşa değiştiniz Kur’ân âyetlerini? Cihâd âyetlerini yuttunuz mu? Yuttunuz mu cihâd âyetlerini? Yuttunuz. siz Kur’ân okuyordunuz? hafızdınız? alimdiniz? Her biriniz fıkhcı, her biriniz hadisçi, her biriniz kelamcı. Neredesiniz? Şeyhler neredesiniz? Rahat yataklarınızı mı terk edemediniz?
Lüks villalarınızı mı terk edemediniz? Lüks arabalarınızı mı terk edemediniz? Milyon dolarlarınızı mı terk edemediniz? Neyi terk edemediniz de bu cihattır deyip ümmet-i Muhammed’e haykıramıyorsunuz? Haykıramazsınız. Söyleyemezsiniz hak ve hakikati. Neden? Çünkü sizin kalbiniz şeytan tarafından tecavüze uğramış. Şeytan size tecavüz etmiş. Siz şeytanın dostu olmuşsunuz Allâh’ın değil. Bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesinden uyarıyorum diyor. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Çünkü şeytan ilim sahiplerinin diliyle dalalet ve sapıklığa davet edecektir. Hadîs-i Şerîf çok açık. Şeytan ilim sahiplerinin üzerinden seni sapkınlığa ve dalalete davet edecek. Allâh Resûlü söylüyor. Münafık da bazen doğru söz söyleyebilecektir.
Yine dedi ki sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıtmasın. Muazza söylüyor. Sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıtmasın. Kim bilir belki o bilgili kişi bu sözlerinden döner. Sen hak neyse onu kabul et. Onun üzerinde ol. Çünkü hakkın üzerinde nur vardır. Ebu Davut hadisi. Sen o kimsenin süslü sözlerini aldın mı? Süslü elbiselerini aldın mı? Aldanma. Sen İngiliz kraliçesi ailesinden düğmeleri aldanma. Sen o havalı Mercedeslere, jiplere aldanma. Sen böyle arabanın yanında güp koşanlar aman ne kalabalık. Aldanma. Sen aldanma. Sen aldanma. Kulağında kulaklıklar. Şeyh Efendi orada oturuyor güverte de hepsi böyle duruyor.
Hayırdır dedim. Şeyh Efendi’ye mosad her an için operasyon yapabilir. Ne kadar süslü gösterişli değil mi? Arabaya binecek böyle tedbirli temkinli. Bizim Çanakkale’deki Yusuf Hoca diyor ki yalnız mı gidiyorsun bir yere? Evet Yusuf Hoca dedim. Çarşıya da yalnız mı çıkıyorsun? Evet Yusuf Hoca dedim. Ben de tuhaf tuhaf baktım. ne var bunda gibisinden? Dedim hoca ne oldu sana dedim. Hayırdır? Ne bileyim dedi. beni zannediyor ki ben kalabalıklarla dolaşıyorum. Yok ben tek başımayım. Nereye gidiyorsam tek başıma gidip geliyorum. Tek başıma da yaşıyorum sıkıntı yok. Biz o kadar şöhret sahibi değiliz ya. Allâh bizi affetsin. Ama diyor ki o kimse o şöhrete bulanmış kimse belki de tövbe der döner. Sen diyor onun peşinde giderken orada kalırsın.
Sen hak ve hakikate dön. Allâh muhâfaza eylesin. Tevbe âyet 9 Allâh’ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları onun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür. Kur’ân konuşuyor. Mustafa Üzbaa değil. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye Hz. Muhammed konuşuyor. sallallâhu aleyhi ve sellem. Ben ta yolun başında söyledim. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin tanrısı. Kur’ân ve Sünnetin dışında size bir şey söylersen benim önüme koyun. Ben ondan tövbe deyim döneyim. Ölçü belli. Kur’ân, Sünnet imamların iştahı adı ilk sufilerin yolu.
Evet Kur’ân konuşuyor. Allâh’ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları onun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür. Bir maaşa sattın bilgini. Bir yemeğe sattın bilgini. Alimliğini bir maaşa bıraktın. Bir maaşa bıraktın. Alimliğini bir yemeğe bıraktın. Bir harçlığa bıraktın. Şehliğini bir harçlığa bıraktın. Allâh’ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar. Şehliğini bir harçlığa bıraktın. Allâh’ın âyetlerini az bir miktar paraya bıraktın. Hakkı konuşamadın. Hakkı anlatamadın. Hakkı haykıramadın. Hiç olmazsa geri çekil. Git inziva yap.
«Ben Susacağım» Tuzağı — Evinde Otur, Kur’ân Oku, Zikrini Yap
De ki ahir zamandır ben hiç konuşmayacağım bundan sonra. Ben etliye sütlüye karışmayacağım. Bu konuda desiyorlar mı? Var. Git evine çekil. Evinde otur. Kur’ân-ı Kerîm’ini oku. Zikrullahını yap. Namazını kıl. Benim hayatım değil. Bunu yapsan insanları sapıltmaktan saptırmaktan iyidir. Âyet-i Kerimeler az bir paraya maaşa satmaktan iyidir. Kur’ân’ın ayetini satma bir maaşa. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Ta kendileridir. Bunu bu âyet-i Kerim’in nesine eğip bükceksin sen? Ey nefsine uymuş olan insanlar. Evinizde, barkınızda, iş yerinizde, eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza Sen Kur’ân ve Sünnet ile hükmetmezsen, davranmazsan sen de zalimsin. Ben dervişim. Bana rüyamda söylerler.
Otur oturduğun yere. Sen Kur’ân Sünnete göre tabi ol. Eşine zulmetme. Kadın erkek. Kadın kadınlığını bilsin. Erkek erkeklerini bilsin. Çocuk çocukluğunu bilsin. Baba babalığını bilsin. Anne anne elini bilsin. Hiç kimse kimseye zulmetmesin. Zulmedenler zalimdir. Kim olursa olsun. O zalimden Cenâb-ı Hak onun başına, o zulmeden kimsenin başına bir zalim tayin eder. O zalimle zulmeden intikama alır. Sonra zalimin başına bir kılıç tayin eder. Hades tesavviddir. Kılıç da o zalimden intikamını alır. Sonra döner kılıçtan kendisi intikam alır. Kadınlar, erkekler, çocuklar bile bile kimse kimseye zulmetmeyecek. Kur’ân ve Sünnet tarihinde ne istiyorsa isteyecek. Ne söylüyorsa söyleyecek. Zulmetmek yok.
Allâh muhâfaza eylesin. Allâh’ın âyetlerini dünyalık içinde değiştirmek, gevşetmek, Allâh’ın âyetlerini çarpıtmak küfür. Küfür. Resmen küfür. Allâh muhâfaza eylesin. Tabi Hz. Pîr diyor ki, ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Cenâb-ı Hak’ın ihsanından kereminden nasip olmuş. Cömert. Gönlü açık, eli açık, hakikat ehli. O mürşide yönelmek gerek. O yüzden o takvâ sahibi, o Allâh yolunda koşan, o Kur’ân ve Sünnet seni sımsıkı yapışan, o müridlerinden dilenci olmayan, insanlara hak ve hakikati anlatan kimsenin peşinden gidilecek. Ona tabi olunacak. Ve gerçekten tabi olunacak. Evet, öyle heva ve heveslen değil. Öyle heva ve heveslen değil. Tevbe 119. Ey îmân edenler, Allâh’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.
Sen Allâh’a, Resûlullâh’a sadık olan sadıklarla beraber olacaksın. O sadıkların yolundan geçer. Günde 40 sefer dua ediyorsun ya namaz kılanlar için. Bizi inam ettin, ihsan ettin. Onların yanında eyle. Âmîn. Orada tabi tefsirciler, mealciler, peygamberler olarak nitelendiriyor. Peygamberler, veliler, evliyâlar, müminler. Bizleri onlarla beraber eyle. Âmîn. Günde 40 sefer Müslüman dua ediyor. 40 sefer. Sadıklarla beraber olun. Cenâb-ı Hak emrediyor. Sen kimle berabersin? Sen kimi seviyorsun? Sen kimin peşinden gittin? Senin gönlündeki kim? Kim? Sadık mı? Allâh dostu mu senin gönlündeki? Sen kimi sevdin ya? Sen nereye gittin ya? Nerede dağıldın sen? Hangi heva ve hevesine uymuş kimsenin peşinden gittin de kendini dağıttın orada.
Sen eğer dervîş isen üstadının yolundan yürücektin. Üstadının sözünü dinleyecektin. Üstadının yolundan yürümüyorsan, üstadının koymuş olduğu Kur’ân Sünnet dairesindeki edebe, adaba uymadıysan, kimin edebine adabına uydun? Şeytanın edebine adabına uydun. Sen şeytanla mı dostsun? Allâh seni peygamberlerle, velilerle, evliyâlarla, sadık kullarına dost olmanı emrederken sen kimlerle dost oldun? Senin dost oldun kimseler kim? Kahvede kimle buluştun sen? Ona nasîhat etmek için mi gittin? Senin en gerçek dostun kim? Hz. Ebu Ekrem Efendimiz diyor ya, bana dostunu söyle ben senin dinini söyleyeyim. Sen kimle dostsun? Kimle dost olduğuna bak. Cenâb-ı Hak çünkü Allâh’tan korkun ve sadıklarla beraber olun diyor.
O zaman bir şeyh seçerken de sen Kur’ân ve Sünnet’e sadık, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmış, Allâh Resulünün yolunda yürüyen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin izini takip eden, sen öyle bir mürşid bulmakla mükellefsin. Sen öyle bir şeyhle buluşmak zorundasın. O şeyhe intisâb etmek zorundasın. Öyle bir şeyh buldun mu buldun? Sen ona intisâb edeceksin. İntisap ettiğinde de sımsıkı duracaksın orada. Heva hevesine yol açmayacaksın. Nefsine yol açmayacaksın. Açarsan senin sıtgıyetin bozuldu, senin bağın bozuldu. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ihsan ve kerem sahibi olan Allâh dostunu bul. Senin cebindekine gözünü dikmiş, senin evine gözünü dikmiş, senin arabana gözünü dikmiş.
Arabayı gönder Allâh yolunda biraz koştursun. Sen koştur Allâh yolunda. Araban yoksa yayan çık. Yayan çık. Yürü, arkana da bakma beni tanıyın arabaya alın diye. Sen Allâh yolcususun. Sen fisebili Allâh Allâh yolunda koşuyorsan merak etme. Allâh aciz değil aşağı. Sana lazım olan her şeyi verecektir O. Sana gerekli takım taklavatı, alet edevatı verecektir. Sen Allâh yolundasın. Allâh’a hakiki bir kul olduysan, sana lazım olan ilmi de verecektir O. Sana lazım olan ilmi verecek, sana lazım olan ilmi gönlüne akıtacak senin. O ilmi ledin sahibi, o hikmet sahibi. Gerçek alim O. Gerçek mürşid O. Sen Allâh yolunda yürüyeceksen senin gönlüne doğruyu getirecek. Senin gönlüne hikmeti koyacak. Senin gönlüne basireti koyacak.
Allâh Sana Ne Lâzımsa Verecek — Vefâsızdan Uzak Dur, Tevekkül Et
Senin Allâh’a olan inancın mı eksik? Sana ne lazımsa verecek O. Sana ne lazımsa verecek. Ne lazımsa senin ayağına getirecek. Senin ayağına getirecek. Senin gözünün önüne getirecek. Sen vefasızların peşinden gitme. Sen hayırsızların peşinden gitme. Sen Allâh de yürü. Vefasızsa düşecek senin yakandan. Vefalısını verecek. Hayırsızsa düşecek senin yakandan. Hayırlısını verecek sana. Sen Allâh demeye devam et. Sen o yolda yürü. Mahcup dolmayacaksın, mahzun dolmayacaksın. Mahcup dolmayacaksın, mahzun dolmayacaksın. Çünkü Allâh’ın vadi haktır. Seni hem bu dünyada da hem ahirette de mahcup da etmeyecek, mahzun da etmeyecek. Yeter ki senin yolun hak yolu olsun. Yeter ki sen hakkı aykır. Hakka hizmet et.
İnsanlara, dervişlere hizmet et. Hizmet isteme. Merak etme Allâh seninle. Allâh seninle. Cenâb-ı Hak hangi yolcusunu yolda bırakmış. Bana bir adım gelene on adım gelirim. Bana on adım gelene ben yüz adım gelirim. Bana yüz adım gelene ben koşarım diyen Allâh var. Sen bu korkun niye? Bırak seni terk edecek olan terk etsin. Sen hakkı aykır. Bırak yakandan düşecek olan düşsün. Sen hakkı aykır. Sen hakkı söyle. Başına ne gelecekse gelsin. En ilerisi seni ne yaparlar? Başka ne yaparlar? Hallâc-ı Mansûr gibi asarlar. Başka ne yaparlar? Nesimi gibi derini yüzerler. Başka ne yaparlar? Başka ne yaparlar? Madem ki pirin onlar senin. Yürü. Derinin yüzülmesinden mi korkuyorsun? Yürü. Asılmaktan mı korkuyorsun?
Yürü. İmam-ı Azam gibi kırbaşlanmış. Kırbacın altında şehit olmuş. Kırbaşlandan mı korkuyorsun? Sen nasıl bir alim müsrettesisin? Sen de kırbaşlan. Bir maaşı satma kendine. Yürü. Hallacın. Yaktılar bir de onun. Cesedini de yaktılar. Doymadı bu insanlar. Avam cahil doymaz. Senin etini kemirir. Kemirsinler. Seni delik leşiket et. Seni delik leşik ederler. Etsinler. Yürü sen. Allâh de yürü. Bilen bilsin. Bilmeyenin kendisi bilsin. Neden korktun da çekindin? Ayeti üç paraya sattın. Neden çekindin de sen kendini üç paraya sattın? Neden çekindin? Beni sevmezler diye düşündün. Hiç kimse sevmesin seni. Allâh sevsin. Ey yübe bir tek hanımı inandı. Koca ey yübe bir tek hanımı inandı. Şehirden dışarı attılar.
Çöplüğe gitti. Çöplükte de tutmadılar. Dediler ki sen çöplüğümüzü de kirletiyorsun. Çöplükten de attılar. Gitti bir mağaraya sığındı. Senin başına gelmeyecek mi zannediyorsun? Seni de atarlar. Sen hakkı konuş. Nasıl ey yübe hastalıktan kurtardıysa seni de kurtarır. Nasıl İbrahim’i ateşten aldıysa seni de alır. Seni de alır. Sen hakkı konuşacaksın der. Yeter ki. Sen hakkı haykır. Merak etme. Allâh seninle. Merak etme. Allâh seninleyse çek ve şüphe etme. Dünyada da ahirette de mahzun ve mahcup olmayacaksın. Allâh sana her şeyin en yenisini, en güzelini verir. Hiç çek şüphe etme. Yıkıldım diye düşünme. Yıkıldım diye düşünme. Cenâb-ı Hak istediğini aziz eder anında. Aziz eder seni. Sen hak ve hakikati haykırmaya devam et.
Sen hakkı konuş. Heva ve hevesini ilah edinenlerin peşinden gitme. Hak ve hakikati konuşanın peşinden git. Allâh bizi muhafaza eylesin. Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisini galip değil seni nasıl galip edecek?
Kaynakça
- Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter, Beyit 2264 ve Civarı — Muhtaç Mürîd Misâli: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter beyt 2260-2275 (sahte mürşid bölümü); klasik şerhler — İsmail Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; modern okuma — Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- «Hakk’ı Tutmak Köz Tutmak Gibidir» Hadîs-i Şerîfi: «Yâ tî alâ’n-nâsi zemânun el-kâbidu alâ dînihî ke’l-kâbidi ale’l-cemr» (İnsanlara öyle bir zaman gelir ki dînini muhâfaza etmek elde ateş köru tutmak gibi olur) — Tirmizî, “Fiten” 73; Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/389; Hâkim, Müstedrek 4/520; klasik tedrîs — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; modern okuma — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Müsâhabe.
- «Cimriye İtâat ve Heva-Hevese Uymak» Hadîs-i Şerîfi: «İzâ ra’ayte şuhhan mutâan ve hevan müttebean ve dünya mü’serah ve i’câbe külli zî re’yin bi-re’yihî, fe-aleyke bi-hâssati nefsike ve da’i’l-avâm» (Cimriliğe itâat edildiğini, heva-hevese uyulduğunu, dünyanın âhirete tercih edildiğini ve herkesin kendi reyini beğendiğini gördüğünde sen yalnız kendi nefsinle meşgul ol, halkın derdine düşme) — Ebû Dâvûd, “Melâhim” 17; Tirmizî, “Tefsîr” 6 (Mâide Sûresi); İbn Mâce, “Fiten” 21; klasik tedrîs — Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Râmûzu’l-Ehâdîs Şerhi.
- Hakîkat Yolu ve «Cedîd Kavm» Hadîsi: «Te’tî alâ’n-nâsi zemânün lâ yeb-kâ minhüm illâ kemâ yebkâ erkâbü’l-büşri ke’l-cüru’i’l-be’iyyetin» — ahir zaman müsibet ve cedîd ümmet rivâyetleri — Müslim, “İmâra” 84-85; «Yektî alâ ümmetî zemânün yefirru’r-recülü mine’l-fitneti hattâ ye’tiye’l-cebele… yekûmu fî külli karnin min ümmetî adâletu’l-îmâni mâ’a’l-küfri» (Her nesilde îmân ehlinin azaldığı ama yine de bir cemâatin Hakk üzere kalacağı) — Buhârî, “Î’tisâm” 10; Müslim, “İmâra” 174; klasik tedrîs — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/267 (“İslâm cedîd”); modern tedrîs — Bediüzzamân, Lem’alar 17. Lem’a.
- Sûfî Vasiyeti — «Eviniz En Fukarâ Dervîşten Fukarâ Olacak» Ölçüsü: Tasavvuf yolunda zühd ve fakr (gönül zenginliğinde fakîrlik) — Beled 90/12-16; Hadîd 57/20; klasik tedrîs — Sülemî, Tabakâtü’s-Sûfiyye (“Fakr” babı); Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif (“Fakr ve Gınâ” bâbı); Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye (“Fakr” bâbı); Şâzelî dervîşi şeyhlerin gündelik hayâtı — Şa’rânî, Tabakâtü’l-Kübrâ; modern tedrîs — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Klasikleri; Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri.
- Sahte Fetvâlar ve Modern Reformcu Profesörler: «Dünya Âlimler Birliği» tipli sahte ittifakların târîhî kökeni — Necip Fâzıl Kısakürek, Doğru Yolun Sapık Kolları; Ahmed Davudoğlu, Dini Tâmir Davasında Din Tahripçileri; Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Âlem; «Ulemâü’s-Sû’» (Kötü âlimler) — Gazzâlî, İhyâ 1. Cilt; klasik fıkıh tartışmaları — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; modern tahlîl — Sadık Albayrak, Türkiye’de Din Kavgası; Mehmet Şener, İslâm Hukuku Dersleri.
- Tevekkül Hadîs-i Şerîfi — «İzâ Tevekkeltüm ale’llâhi Hakka Tevekkülihî»: «Lev enneküm tevekkeltüm ale’llâhi hakka tevekkülihî, le-rezekaküm kemâ yerzeku’t-tayre, tagdû hımâsan ve terûhu bitânâ» (Eğer Allâh’a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı; sabah aç çıkar akşam tok dönerdi) — Tirmizî, “Zühd” 33; İbn Mâce, “Zühd” 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/30; klasik tedrîs — Gazzâlî, İhyâ 4. Cilt (“Tevekkül” bölümü); İbn Atâullâh, el-Hikem; modern okuma — Said Havvâ, el-Esâs fi’t-Tezkiyye.
- Karabaş Silsilesi ve 2024 Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — Mesnevî 2264 şerhi: muhtaç mürîd, sahte fetvâ ittifakları, fukâralık vasiyeti, tevekkül tedrîsi; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı