Mesnevî 2269 — Sahte Önderlerin Sıralaması ve Önceki Hâdiselerin Devamı
Âmîn. Malum birkaç haftadır Mesnevî’deki hikaye Müslümanların önlerine düşen sahte önderlerle alakalı. Bunlar siyasi, bürokratik, dini, bunun hepsini de içine alan beyitler manzumesi. En son okuduğumuzda kendisinin nuru yok. Onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak? Buraya okumuştuk, buradan devam ediyoruz. Bu çeşit şey, kendisinin nuru yok, kendisinin bir ilmi yok, bir hikmeti yok, kendine faydası yok tabir-ü rica etse. Bunları tarif ediyor. Bu çeşit şey gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez ki. Bu tip şeyhler kendini şeyh, mürşid gören, kendisini toplumun önderi gören, alim gören, siyasetçisi, bürokratı hepsi de dahil buna. Bu tip insanlar normalde gözü akan, görmeyen kişiye benzer. normalde bizim çocukluğumuzda olurdu, bazıların gözleri akardı, çapak olurdu.
Ondan sonra o çapaktan dolayı göremezdi veyahut da bir akıntısı olurdu. Onun eskiler ona bir göz hastalığı olarak bir hastalık söylüyorlardı da, A’la başlayan benim hatırıma gelmedi şimdi o. Normalde öyle bir göz hastalığı o kimsenin görmesini engelliyor. Şimdi maneviyatı olmayanın, ferahseti olmayanda tabiri caizse kalbi harekete geçmediyse, kalbi manevi gözü açılmadıysa o kimse de görmeyen kişiye benzer. Bu tip insanlar diyor ki gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez. Bu tip alimler, bu tip şeyhler, bu tip siyasetçiler, bu tip bürokratlar bu noktada insanları doğru yola sevk etmezler. Hak ve hakikati anlatmazlar. Bunlar toplumu değişik yönlere sevk ederler veyahut da peşlerine düşen insanları Kur’ân ve sünnet dairesinde değil, olması gereken şeyleri söylemezler.
Heva ve heveslerini ilah edindiklerinden dolayı onları değişik yerlere sevk ederler. Ebu Numaim’den ve Deylem’i’den hadîs-i şerîf, ortalık karışır, yalanlar yazılır, adetler ibadetlere karıştırılır ve ashabıma dil uzatıldığı zaman doğruyu bilenler herkese bildirsin. Allahu Teala’nın, meleklerin ve bütün insanların laneti, dikkat edin buraya. Allahu Teala’nın, meleklerin ve bütün insanların laneti doğruyu bilip de gücü yettiği halde bildirmeyene olsun. Âmîn. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sanki bugünleri anlatmış bize. Ama Adem’den itibaren hep doğruyu, hakikati bildiği halde söylemeyenler, saklayanlar, bunu insanlara tebliğ etmeyenler, bunu devlet başkanlarına, siyasilere, bürokratlara tebliğ etmeyenler hep olmuş.
Veyahut da insanları aldatmak için, onların ellerindeki dünyalıkları almak için, onlara şirin görünmek için doğruyu saklayıp gizleyenler hep olmuş. Ve Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, ortalık karışır, yalanlar yazılır. Enteresan bir şey, şimdi sosyal medyaya baktığımızda yalanların dik alası var. Ortalık kan revan oluyor, yalandan dolayı kan revan oluyor. Ve o kadar çok yalan var ki işin içerisinde, insanlar yalanları doğruluyor. Diyorlar ki, bu yalan ama doğru. Yalanı doğru kabul ediyorlar. Ve gıybetler, dedikodular, iftiralar ve algı yönetimleri, insanları bunlarla aldatıyorlar. Ortalık karışır, yalanlar yazılır. Adetler, ibadetlere karıştırılır. Adet, biz zannediyoruz ki bu adetler sadece normalde halkın içerisinde evde, ailede var değil.
Ben bazen diyorum ya, onun şeyhinin şeyhi öyle yapıyormuş. Kardeş, senin şeyhinin şeyhi öyle yapıyor ama bu doğru bir şey değil. Neden bunu ibadet gibi algılıyorsunuz? İbadet denince, Kur’ân ve sünnetle sabit veyahut da bir tarikatın adabı, erkanı, Kur’ân ve sünnete, imanların ictihâdına, ilk sûfîlerin yoluna uygun olması lazım. Ben tecrübemi aktarıyorum. diyorum ya, bir halife ile tanıştım.
«Şalvarı Hediye Et» — Önceki Şeyhin Halifeliği ile Yeni Şeyh Bahânesi
Halife şalvarına cep diktirmiş dizine kadar. Ondan sonra hazır şeyh olunca o şalvarı giyecek. Neden dedim? Biz dedi, cuma selamlı olur dedi. E dedim, şeyh efendi dedi dergâha veya tekkeye veya toplanan olan yere dikilir. Herkes gelir cumasını tebrik eder, cebine de harçlık koyar dedi. O yüzden mi dedim dizine kadar şalvarın cebi? Evet dedi. Usaf efendi sizde yok mu dedi, ben de şalvar bile yok dedim. ben şalvar giymiyorum, normal pantolon giyiyorum dedim. Bak dedim, ben de şalvar var mı? Benim cep dedim, o kadar da dedim, derin değil. Onu öğrenince o da kendine şeyhlik bekliyor. Dedim ki, bu şeyhlik sana gelmez dedim. Dedim, oğluna gider onun. E dedi ki, oğluyla küst, vallâhi barıştığını görürsün dedim.
Oğlanın oğlu var mı dedim, var dedi. Hatta onu bile atar şimdiden. Benden soru, oğlan olacak, oğlandan sonra da onun oğlu olacak der dedim. Siz de ona keramet diye peşine takılırsınız dedim. Aradan bir ay geçti, bir ay sonra gittim halife üzgün. Dedim, ne oldu? Valla dediğin gibi oldu dedi. Rüyanda mı gördün dedi. Ya rüyada görmeye gerek yok mu dedim. Görünen köy kılavuz istemiyor. Dedim, ne yaptı? Oğluyla barıştı değil mi dedim ben? Evet dedi. Canciğer kuzu sarması oldu mu dedim ben? Evet dedi. Onun dedim, şeyhliğini ilan etti mi? Evet dedi. Dedim, torunu da ilave etti mi? Ona dedim, ilan ettim, onu da ilave der. Vallaha öyle oldu dedi. E dedim, sen şalvarı ona hediye et artık dedim. Ne yapayım ben dedi.
Dedim, sakın bırakma. Çünkü bir önceki şeyhin de halifesiymiş. Halifelik makamında duruyor. Ondan sonra o vefat etmiş, oğlu geçmiş. Ondan sonra yine halife o. Şimdi oğlan geçecek dedim. Yine halifesin sen. Sıkıntı değil dedim. Halifelin tadını çıkar dedim. Sen halifelikte kalacaksın. Şimdi onun şeyhinin şeyhi de aynıymış. Değişmiyor bir şey bakın. Kur’ân ve sünnetin dışındaki bir şeyi tarikatın adabı olarak koymuşlar oraya. Veya edep olarak koymuşlar. Veya hatta alimler, veya hatta siyasetçiler, veya hatta bürokratlar. Sonuçta kendilerinin hakkı olmayan bir şeyi hakkıymış gibi gösteriyorlar. Ve ona devam ediyorlar. gözü hasta olan şey, hakikati görmeyen, hakikati anlatmayan, hem hakikati görmüyor, gözü şaşır.
Hem de bildiği hakikati anlatmıyor. Dili lal olmuş. suskun olunca haksızlıklar karşısında. Susan değilsiz şeytan. Madem ki o konuda bir bildiğin yok, madem o konuda bir ehliyetin yok, çıkma meydana. Ama onları çıkarıyorlar meydana. toplanıyor üç beş kişi, sen bizim şeyhimiz ol diyorlar. Veya hatta bir yerlerden bir atama geliyor. Artık İngiltere sarayından mı gelir, Mossad’dan mı gelir, Sihaye’den mi gelir, o topluluğun göbeği nereye bağlıysa oradan bir işaret geliyor. Diyorlar ki şuna tabi olun, sen çık, sen buranın şeyhisin, o da şeyh oluyor. Veya hatta ülkeye dışarıdan bir şeyh ithal ediyoruz. Kuzey Irak’tan, Suriye’den bir bakmışsın, bundan elli yıl önce, yüz yıl önce şeyhler gelmiş. İngiliz soytarısı olan şeyhler gelmiş.
Evet, onlar icazetleriyle geliyorlar. Bir de onlar da normalde Kazım Efendi söylediydi, ondan sonra dedi ki şeyh icazeti, şeyh icazeti, dedi ki beş bin dolar, şehitlik icazeti on bin dolar dedi. Kazım Efendi söyledi. Onu dedi yazıyorlar, getiriyorlar dedi. Şimdi böyle olunca o şeyhin gözü hasta, gözleri hasta olan, o normalde görmeyen, göz tabipliği yapabilir mi? Yapamaz. Gözü görmeyen bir kimse, senin gözünü ameliyat edecek. Bu mümkün değil. Gözü hasta çünkü. O senin göz ameliyatı yapamaz. Senin gözünü tedavi edemez. Çünkü neden? Kendisi manen kör, Allâh muhâfaza eylesin. çok özür dilerim burada körlere ait değil bu sözüm. Ama gözü kör olan bir doktor, hangi gözü tedavi edecek, ameliyat edecek?
Mümkün değil. sahte önderler. Bu manada gözleri kör olmasına rağmen, etrafındaki insanların veya peşine takılanların gözlerini ne yapacak? kendince ameliyat yapacak. Oysa normalde kendi manevi olarak, kendi gözü açılmamış, kalbi gözü açılmamış olan bir kimse, senin kalp gözünün açılmasına nasıl vesile olacak? Seni nasıl terbiye edecek? Seni nasıl nefis terbiyesine kaçacak? Sana ne anlatacak? Onlar senin nefsinin terbiye etmesi için evet ilaç acıdır, acı ilaç verecek sana. Dicek ki Kur’ân bu, Sünnet bu, imanların ictihâdı bu, buna uyacaksın diyecek. Ama ne yazık ki tabi bunların böyle toplumu aldattıklarından dolayı. Bakın bir kimse kendi kendisine günah ister. Kendisine aittir bu. Ama bir kimsenin günahı topluma, toplumu aldatır.
Toplumu yanlış yola sevk edenler. bunların normalde kalpleri ve kulakları mühürlenir. Gözlerinde de perde vardır. Bakar, ahiyet 7. Bunlar çünkü toplumu yanlış yere sevk edenler. Bunlar doğruyu bildikleri halde doğruyu aktarmayanlar. Hakikati bildikleri halde hakikati söylemeyenler. Kur’ân ahiyetlerini eğip bükenler. Hadisleri inkar edenler ve hadîsleri eğip bükenler, ilk sûfîlerin yolunu eğip bükenler. Bunlar toplumun da gözlerini şaşı ettikleri için, toplumun da bakışlarını şaşı ettikleri için, bunların gözleri kör olur manevi olarak. Ve bunların kulakları tıkanır manevi olarak. Hakikati duymazlar, hakikati görmezler ve bunların kalpleri de mühürlenir. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu sahte ön derler, manevi olarak kördür.
Başka bir âyet-i kerimede de bu dünyada âmâ olan, kör olanlar, öbür dünyada, ahirette de âmâ, kör olarak haşrolurlar. O yüzden bu dünyada hakikate gözlerini kapatan, hakikate kulaklarını tıkayan bir kimse, öbür tarafta da âmâ olarak kalkacak. Yine Ebu Hurreire’den rivayet edilen bir hadîs-i şerifte, ahir zamanda bazı kimseler çıkacak ve dini dünyaya alet edecekler. Bakın bu hadîs-i şerîfi, normalde bu, Tirmizî’de, Darimide geçer bu, bu hadîs-i şerîfi yeni İslâm olduğumda okumuştum. Bu hadîs-i şerîfi, bu hadîs-i şerîfi, bu hadîs-i şerîf ahir zamanla alakalı ve bu hadîs-i şerifleri bulacak olduğunuz yer, hadîs kitaplarının Bâbul-Fitenlerinde bulursunuz bunları. Bu Bâbul-Fiten’den ders yapmazlar genelde, âlimler, şeyhler, siyasetçiler, dînetçiler, ilahiyatçılar, bu Bâbul-Fiten’den ders yapmazlar.
Bunlar Fiten hadîsleri olarak da geçer. Ahir zamanda bazı kimseler çıkacak ve dini dünyaya alet edecekler. Dini dünyaya alet edecekler. Siz oturun şimdi kendi kendinize, siyasetçileri, bürokratları, şeyhleri, âlimleri tefekkür edin. Bunlar ne yapacaklarmış? Dinini dünyaya alet edeceklermiş. dinden geçinecekler, dünyalıklarını dinden kazanacaklar ve dünya olarak, dünyalık olarak da dini alet edecekler bunlar. Bir kimse dünyası için dini alet ediyorsa, hadîs-i şerîf onları anlatıyor. İnsanlara yumuşak görülmek için kuzu postuna bürünecekler.
«Kuzu Postuna Bürünmüş Kurt» Hadîsi — Dünya İçin Dini Âlet Edenler
İnsanlara yumuşak görülmek için kuzu postuna bürünecekler. onları sen çok tevazu ehli, çok ahlaklı, ince ahlaklı zannetcen. Vay dilinden şeker akıyor, bal akıyor, o kadar tatlı konuşuyor ki, o kadar yumuşak konuşuyor ki, hiç sert konuşmuyor, hiç incitmiyor, hiç kırmıyor. Ya harama haram demiyor mu? Harama haram da demiyor. Herkese mavi boncuk dağıtıyor. Neden? Herkesin dünyalığını toplayacak çünkü o. O şirin görünecek herkese. Münafıklık alameti bu. Herkese şirin görünmek. Ve onlar diyor kuzu postuna bürünecekler. Dilleri şekerden tatlı fakat kalpleri kurt kalbidir. Onların dilleri şekerden tatlı olacak. Ama kalbi kurt kalbi. Kurt ne yapar? Avını parçalar. Av ne? Dünyalık. Dünyalık. Dünyalık deyince sadece para değil, işin içerisine makam da giriyor.
Dünyalık işin içerisine kadın da giriyor. Kadıncağız ondan iş istemeye gitmiş o kadını elde edeceğim diye uğraşıyor. Makam sahibi ya. Kadın da bana telefon açıyor. Selâmün aleyküm, aleyküm selâm. Sen diyor böyle sohbet ettin benim başıma geldi. Ben filanca partinin yöneticisine gittim. bana böyle davrandı diyor. E dedim öyle. Makam sahibi onlar çünkü. Belediyede yok başkan yardımcısı yok müdür. Yok devlet dairesinde bir yerde müdür amir. Öyle ya bunlar makam sahibi. Bir mağzuratı var kadının gidiyor ona salça oluyor. Onlar dünyayı, dini dünyaya alet ediyorlar. Ben bazen Suriye’den anlatıyorum ya. Aslında Suriye’den gördüğüm şey her yerde var. biz sıradayız pasaportta vize geçici vize vurulacak. önümüzde böyle bir Arap aile var. oradaki pasaporttaki amir mührü vurmuyor.
Rüşvet istiyor. Önümüzdeki kimse ona bir rüşvet verdi. Belli bir para verdi. Böyle vezne gibi bir yer var oraya pasaport parayı uzattı. Parayı böyle aldı böyle şey yaptı yamulttu fıstı attı. Attı dışarı beğenmedi parayı dedi ki daha fazla. Bir de çabuk ol dedi sallu namaza gideceğim dedi. Namaza gideceğim diyen amir rüşvet alacak. Rüşvet istiyor. Nuri dedim bunlar dedim açıktan rüşvet alıp veriyorlar. Böyle bir devlet dedim batmaya mahkumdur dedim. Battılar zaten. Bir devlet dairesinde bir belediyede rüşvet normal hale geldiyse o devlet batmaya mahkumdur. Ve insanlar işlerini yürütebilmek için rüşvetle işlerini götürüyorlarsa o devlet batmaya mahkumdur. O belediye batmaya mahkumdur. Oranın halkı rüşveti normal gördüyse ve normal şekilde rüşvet alışverişleri oluyorsa o halk da bozulmuştur orada.
Çünkü amirler bozulmayınca alimler bozulmaz alimler bozulmayınca halk bozulmaz. Kimsenin kimseden şikayet edecek hali yok. Belediyeye gittin belediye de rüşvetle iş dönüyor. Resmi daireye gittin resmi daire de rüşvetle iş dönüyor. Halk da bundan memnun. Parayla olsun da işimiz bitsin diyor. Sebep iş bitmiyor çünkü. İş bitmeyince kendince insanlar o tarafa doğru yönleniyor. Bunlar bir de kuzu postuna bürünüyor tatlı dilliler. Bunun en acı tarafı şu islami gibi görünen muhafazakar gibi görünen dindar gibi görünen insanların rüşvet alıp almaları ve insanları rüşvete alıştırmaları. Bunlar hak ve hakikati söyleyeceğiz deyip belli bir vazifeye gelip bunlar hak ve hakikati konuşmayanlar hak ve hakikat noktasında hareket etmeyenler.
Bunlar Allâh melekler ve insanların laneti bunların üzerine olacak. Olsun da zaten. Bunlar çünkü islami gelişmenin önünde curuflar bunlar. Bunlar islami gelişmenin önünde münafıklar mürtetler. Bunlar islami gelişmenin önünde şeytanlaşmış insanlar. Bunlar islammış gibi görünüp Ümmet-i Muhammed’in kanını hemen sülükler bunlar. Allâh bunlara lanet eylesin. Çünkü bunlar İslâm için uğraşan, Allâh için uğraşan, Allâh yolunda koşturanların önünde birer engel. İnsanlar çünkü bunlara bakarak dinden soğuyorlar. Bunlara bakarak islamdan soğuyorlar. Kur’ân’dan sünnetten soğuyorlar. Bunlara bakarak tarikattan hakikatten soğuyorlar. Bunlara bakarak şehlerden soğuyorlar. Bir bakıyorsunuz şehler toplanmış bir yerde cuhuşu huruş ediyorlar.
İsraf, lüks, şatahat, şatafat gırla gitmiş. Bir bakıyorsunuz ki bilmem hangi Şeyh Efendi lüksün şatahatın şatafatın içerisinde yaşıyor. Bir bakıyorsunuz ki bilmem hangi hoca efendi şöyle lüksün şatahatın şatafatın içinde yaşıyor. Bilmem hangi Şeyh Efendi, bilmem hangi Şeyh Efendi kim olursa olsun. Ne yapıyorsunuz burada dedim ben. Şeyhimiz orada nerede? Şeyde ne o?
Hilton Şeyhleri ve «Kahrolsun Emperyalizm» Çelişkisi
Otel Hilton’da. Buradan aşağıdan da Cübbeliler, Sarıklular hepsi de Beytullah’a sırtlarını dövmüşler. Şeyhilerini görecekler. Şeyhleri de orada cam fanusun içinde o Hilton’un mescidi varmış. Oradan camdan görecekler. Yıl 92’di. E dedim gidin yanına. Bana baktılar. Dedim şeyh nerede mürşidler de orada. Dedim gidin yanına. Orada kalın namazı şeyhinizle beraber Beytullah’a tepeden bakaraktan. Şeyhim diyen kimse kibire bak. Beytullah’a Hilton’dan bakacak. Evet. Hilton ne? Gavurun oteli. Şeyh efendi nerede kalıyor? Hilton’da kalıyor. Hilton kimin? Gavurun. Ondan sonra? Kahrolsun emperyalizm. Bizim tipik soğuculara benziyorlar. Bu sesle oynamayın fazla. Az önceki ses yiyin. Nefis sizi sesle oynatmasın.
E siz az önce ne diyordunuz? Kahrolsun emperyalizm diyordunuz. Nerede kaldınız? Hilton’da. Şeyh efendi nerede? Hilton’da. Allâh’ım 92’de gördüğümü söylüyorum. Bunlar dünyayı kendilerine dünya yapıyorlar. Kendilerine dünyayı kendilerine hedef etmişler. Nerede şey efendinin evi? Boğazda, yalıda. Neyle aldı? Neyle aldı? Ne iş yapıyor? Bir yerde şey efendiye misafir olduk. Şey efendiyle beraber ısrar etti illa ki bizde kalın bugün dedi. Kalalım dedi o da. Devasa bir daire. Karşısında bir devasa daire daha. Dedim ki ya insanlar ne yaşayacak? Ne yapacak? Ne yapacak? Ne yapacak? İnsanlar ne yaşıyor? Bu kimse, Diyanet işlerinden, vaizlikten emekli. Vaiz emeklisi. Söyleyecek laf yok. Şey efendi bana baktı, ben şey efendiye baktım.
Tabi arada hizmet ediyorlar. Bir şeyler getiriyorlar. Bana böyle baktı, sus Mustafa efendi dedi. içinden de konuşma. Sustuk. Sonra sabah oldu. Ondan sonra Mustafa efendi dedi. Yatamadın mı dedi. Kapının önünde. Bir tıkırtı oldu. Başka hadiseler de oldu orada. Ben odayı terk ettim. Balkondan geçtim şey efendenin kaldığı yere. Gittim kapısına sokuldum. Ondan sonra sabah namazı olduğunda ah ben kapıdayım. Ne oldu dedi. Yok bir şey efendim dedi. Uyuyamadım mı dedi. Uyuyamadım efendim dedi. Şuraya yataydın dedi. Yatamadım efendim dedi. Kalktık abdest aldık. Ondan sonra namaz kıldık. Onun sabah vietleri var biliyorum ben. Siz dedim efendim istirahat dedin dedim. Olur dedi. Sen yine kapıda mı olacaksın dedi.
Olur dedi. Ben bir daha kapıda olacağım deyince o zaman müsaade isteyelim gidelim dedi. Siz bilirsiniz. Ev sahibini bekledik Şeyh Efendi. Ondan sonra kahvaltı olmadan olmaz. Hazır dedi. Peki kahvaltıyı yaptık çıktık. Ben onun ev şehri bıraktım. Yolda analiz ettik. Bana sordu ne düşünüyorsun efendim. Şatı atın şatafatın içinde yaşıyorlar dedim. Emekli bir adam. Emekli vayız. Bunlar bu kim olursa olsun. Bu hakikati ben size anlatayım. Siz o hakikati öğrenerekten, kime uyarlıyorsanız uyarlayın. Cenâb-ı Hak şöyle cevap verecek. Bunlar kalpleri kurt kalbi. Bu sizi nasıl huzurla aramak için. Bu sizin bir hasreti, bu sizin bir rakam. Bu sizin bir haliniz. Bu sizin bir hakikati. Bu sizin bir hakikati.
Bu sizin bir hakikati. Bu siyasetçisi, bürokratı, şeyhi, alimi, dervişi, hacısı, hocası. bunun normalde siyasetçiler bunun en büyük kaymanı yer. Bürokratlar onlardan kalanları yer. Alimler, şeyhler, bürokratlardan kalanları yer. Alimler, şeyhlerden kalanları da, derganın, medresenin oranın hocası, zakiri, çavuşu falan onlar yer. Onlardan kalanları da, onlardan da kalanları olur. Onları da böyle dervîş olmadığı halde dervişlik cakası satan, maneviyatı olmadığı halde maneviyat cakası satanlar yer. Bu böyle sile sile aşağı doğru gelir. O kırıntıları da o dervişlik cakası satanlar yer ki onlar aşağıda o kırıntılar eksilmesin diye mücadele ederler. Onlar böyle o kırıntılar için mücadele ederler. aman o zakir değişmesin, aman o halife değişmesin, o kırıntılar devam etsin, aman bu parti değişmesin.
Neden sağlam cukka orada, işin kaymağı onlarda? Onlar değişmesin. Ne olur değişirse istikrarınız bozulur. Bir de şu bizden sonra gelenler de yiyecek. Hiç olmazsa biz yiyelim daha iyi. Bunlar devam eder. Cenâb-ı Hak da hitap ediyor bunlara. Allâh şöyle buyurur. Bunlar benim affımı mı güvenip aldanıyorlar? Yoksa bana karşı mı böyle cüretkar davranıyorlar? Şanıma yemin ederim ki onların üzerine öyle bir fitne, musibet göndereceğim ki o çok yumuşak huylu, halim selim olan kimseleri bile şaşkına çevirecektir. Böyle olanların topluluklarına, böyle olan kimselerin üzerine Cenâb-ı Hak öyle bir fitne gönderecek, öyle bir musibet gönderiyor. Onlar da şaşırıyorlar buna. Şimdi toplum olarak üzerimizde musibetler dolaşıyor, içimizde fitneler dolaşıyor.
Yağmurlar yağmıyor, depremler oluyor, yangınlar oluyor. Bir berekesizlik var, bir huzursuzluk var, bir kaos var, bir mutsuzluk var. Bir doyumsuzluk var bizde. Bu musibet. Evde eşler doyumsuz, adamlar doyumsuz, çocuklar doyumsuz. Evde huzursuzluk var, kaos var evde. Hiç kimse hayatından memnun değil, hiç kimse huzurlu değil. Evin içerisinde yedikleri önünde yemedikleri ardında derler ya, yedikleri önünde yemedikleri ardında ama evde huzur yok. Evde kaos var, sokakta kaos var, şehirlerde kaos var, ülkede kaos var. Huzursuzluk var, doyumsuzluk var, mutsuzluk var. Cenâb-ı Hak fitneyi koymuş, evlerimize koymuş. Evde kadına erkeğe ama kadına ama erkeğe hazineyi koysan önüne doymayacak. Hazineyi koysan.
Toplumun önüne hazineyi koysan doymayacak. Doyumsuzluk var. Lüks yerlerde yiyecekler, lüks şeyler giyecekler, lüks, şata, şatafat, evler, lüks, arabalar, lüks, kıyafetler, lüks. Yine doyumsuzluk var. millet bugün haberlerde okuyor. Gece yarısından zorluğunun önünde iPhone 17 olmak için millet kuyruğuna girmiş. En kötüsü iPhone 17’nin 100.000 lira. Millet kuyrukta. iPhone 17’ye bir gün önce alacak o kimse. Yine doyumsuz. Ertesi gün 18 çıksa 18 işin önüne girecekler.
Doyumsuz Heva-Heves — Dervîşlere Sirâyet Eden Dünya Hırsı
Her gün 17, 18, 19 çıkarıyoruz dese her gün kuyrukta alacaklar. Doyumsuz. Evlerde kıyafetler dolu, doyumsuz. Yiyecekler içecekler dolu, doyumsuz. Bakın bu heva ve heves dervîşlere de aksediyor. Dervişler de doyumsuz. Sen dervişe Kur’ân, sünnet anlatıyorsun onu dinlemiyor. O senden uçmayı bekliyor. Doyumsuz. Sen ona Kur’ân ve sünnet anlatıyorsun o alınıyor. Sen ona Kur’ân ve sünneti tebliğ ediyorsun o kendince bu ne konuşuyor diyor. Ona Kur’ân ve sünnetin dışında veyahut da o öyle alim Kur’ân ve sünnetin üstünde konuşuyor. Evet. Onu bekliyor insanlar. Bilmiyor ki bir müsibete düçar olmuş. Manevi müsibete düçar olmuşuz. Hırsızlık, arsızlık içimize bizim düşmüş. Vefasızlık, ahlaksızlık, fitne, fücur içimizde biz bir müsibete düçar olmuşuz farkında değiliz.
Haramın en dibi işleniyor farkında değiliz. Haramlar normalleşmiş toplumda. Teşhircilik normalleşmiş. Bugün bir erkek mi? Tabii erkek görünümündeydi. Dersten çıktım gidiyorum göbeğine kadar düğmelerini açmış gömleğinin bir de yoldurmuş tavuk gibi. Gözünde hiç kıl tüy yok. Erkek böyle yürüyor yolda. Kendi kendime dedim ya bunlara da tesettür dedim farz. Ama kime söyleyeceksin? Erkekler de teşhirci olmuş kadınlar da teşhirci olmuş. o soyuncak sen ona bakmacaksın. Bakarsan sen edepsizsin. Soyunan değil bakan edepsiz. Soyunan ahlaksız değil bakan ahlaksız. Soyunan gayet normal özgürlüğünü yaşıyor. Bakan hain gözlü o edepsiz. soyunmak, teşhircilik, özgürlük, bakmak, hainlik o taciz etmek o. Nereye bakacaksın hiçbir yere bakma.
Yere bakarak gitsem nereye toslayacaksın belli değil. Ama o hale gelmiş. Müsyubet, fitne içimizde. Bunun birinci sorumlusu amirler. İkincisi alimler. Üçüncüsü halk. Ama bunların rahatsızlık duymuyoruz biz. O yüzden herkes cüretkar davranıyor. Cüretkar davranıyor. Cenâb-ı Hak’a vermiş olduğu hesabı düşünmüyor. Ve normalde bunlar öyle bir müsyubet geliyor ki sen yumuşak da olsan, sert de olsan, alim de olsan, zalim de olsan. O müsyubetten nasibini alıyorsun. O fitneden nasibini alıyorsun. Çünkü müsyubetler ve fitneler bir bireyseldir, iki aileseldir, üç toplumsaldır. Bir kimse bir fitneye düçar olur bireyseldir. Kendi yaptığından dolayı kendisinde bir fitneye maruz kalır. Aksi seda. Bir aileye bir fitne, bir müsyubet oraya musallat olur.
Aksi seda. O aile düzeni kaçırmıştır. Bir kimse kendi düzenini kaçırmıştır. Ona bir fitne, bir müsyubet, bir bela ona gelir. O Kur’ân ve Sünnet dairesinde davranmıyordur. Kur’ân ve Sünnet noktasında davranmıyordur. Birey, bu çocuk olabilir, bu anne olabilir, bu baba olabilir. Önemli değil. Bunlardan bir tanesi Kur’ân ve Sünnet’e göre davranmıyorsa, Kur’ân ve Sünnet distrularına tabi olmuyorsa, önce o bireyin kendisine gelir müsyubet. Sonra o müsyubet o bireyde durmaz. O müsyubet o aileye sıçrar. Anneye, babaya, eş ve çocuklarına sıçrar. Müsyubet bu noktada bireyden aileye geçer. Sen zannedersin ki sivilce benim yanağımda çıktı. O sivilceden bütün vücut hasta olur. O vücuttan bütün aile hasta olur.
Ailede durmaz, sülaleye geçer. Sülalede durmaz, o komple topluma geçer. Bir ahlaksızlık, bir edepsizlik, ona müsaade edildiğinde topluma geçer edepsizlik. Sen bir ahlaksızlığa, bir edepsizliğe, bir namussuzluğa, bir hırsızlığa, bir rüşvete, bir herhangi bir çıplaklığa, herhangi bir gayri ahlaki bir şeye gözünü yumarsın, sende kalmaz o. O aileye sirayet eder. O aile onun çilesini çeker. O aile o musibetin altında ezilir. O aile o musibetten dolayı üzülür. O çocuk zanneder ki ben sadece kendime yaptım. Hayır, sen aileye de o musibetin içine kattın. Çocuk zanneder ki ben kendim içki içtim. Hayır, sen aileye de o musibetin içine kattın. Çocuk der ki kız, erkek neyse, gayri ahlaki bir davranışın içerisine girer, aileye ateş düşürür o.
Sen bir ailene gelin alırsın, gelin gayri ahlakıdır, aileye ateş düşürür. Sen aileye bir damat alırsın, damat gayri ahlakıdır, aileye ateş düşürür. Aileye ateş düşürür. Sen zannedersin ki o musibetten sadece ben uğraşacağım. Hayır, senin ailen uğraşır onunla. O orada kalmaz. O aileye düştüğü zaman o sülaleye düşer. Aileye düştü. O ailenin amcası var, dayısı var, teyzesi var, halası var, var. Anneannesi var, babaannesi var, iki tane dedesi var, var. Bakın o musibet bütün her yere bulaştı. Her yere bulaştı. O yüzden sen yumuşak da olsan, sen halin selin de olsan, seni de şaşkına çevirir o musibet. Bak seni de şaşkına çevirir. Sen de apışır kalırsın, sen de o hastalığa düçar olursun. Göz yumdun çünkü göz yumunca senin de kalbin kararır.
Sen ona normalde gerekli olan nasihati yapmazsan, ona gerekli tepki göstermezsen, sen de o hastalığa düçar olursun. Çünkü susmak dilsiz şeytanlıktır. Sen alim de olsan, sen şeyh de olsan, sen dervîş de olsan, sen çavuş da olsan, sen zakir de olsan, sen eğer ki o gayri ahlaki duruma, o düzensizliğe, o fitneye, o musibete, o haksızlığa sen dur demezsen o sana da bulaşır. Bulaşır. Şurada birisi birisine zulmetse ve o zulme sizler sessiz kalsanız buraya zulüm hakim olur. O zulme siz sessiz kalamazsınız.
Erik Sıyırır Gibi — Cezâyı Kesmemek, Nasîhattan Anlamayan Dervîş
Birisi burada bir ahlak dışı bir şey yapsa, sen ona göz yumsan o burada ahlakmış gibi oturur. Onun cezasını kesmekle mükellefsin. Ona nasîhat edersin, nasihatten anlamıyorsa cezasını keser atarsın. Sıyırır atarsın erik sıyırır gibi. Nereye gidiyorsan git dersin, ahlaksızlığını, edepsizliğini buraya sirayet ettirme dersin. Korumak zorundasın. Çünkü sen gelecek olan nesillere temiz bir dergâh bırakacaksan, gelecek olan nesillere temiz bir aile bırakacaksan, gelecek olan nesillere temiz bir sülale bırakacaksan, sen kolunu dahi kesmek zorunda kalırsın. Edepsizliğe, hayasızlığa, düzensizliğe, hukuksuzluğa, haksızlığa sen sessiz kalamazsın. Sessiz kalırsan orada düzen, ahlak bozulur. Bu ister bireysel olarak bireyin kendisinde, ister aile olarak, ister böyle küçücük bir topluluk, bir mahalle dersi, isterse bir il dersi.
Bu kim olursa olsun orada eğer ki bir adaba, erkana aykırı bir şey var ise, orada bir ahlaka aykırı bir şey var ise, muhakkak ki sen onu nasîhat edeceksin, nasîhat ederekten tepkini göstereceksin. Nasihatle münesele çözülmüyorsa o zaman cezasını keseceksin. Bunu yapmakla mükellefsin. Anneler, babalar çocuklarını bu noktada iyi yetiştirmeye gayret edecekler. Çocuklarının ahlaki konumlarını muhafaza edecekler. Alacak oldukları gelinleri, alacak oldukları damatları dikkat edecekler. Dikkat etmek zorundalar. Yoksa ailenin içerisine ateş düşecek, yoksa ailenin içerisine fitne girecek, yoksa ailenin içerisine müsibet girecek. Bu herkes için geçerli, herkes için geçerli. Ve sakın ha aile bireyleri bana bulaşmayacak diye zannetmesin.
Sana da bulaşacak. Senin de kapının çalacak o müsibet. Sakın sülale bireyleri bize bulaşmayacak zannetmesin. Senin amca çocuğun olabilir, senin kardeşin olabilir. Sana da bulaşıyor. Senin yeğenin olabilir, sana da bulaşıyor. Sana bulaşmayacak diye bir şey yok. Senin torunun olabilir, sana da bulaşıyor. Sana da bulaşmayacak diye bir kaydı yok. Ve bunda herkes şaşkına döner. Ve topluluklar, bir tarîkat düşünün. Tarikat dünyaya mütalik. Paralar havada uçuşuyor milyon dolarla. Sen oradasın, buna sen de destek oluyorsun. Sen de onu tasdik ediyorsun. O müsibet seni de bulacak. Bir cemâat düşünün. Gayri İslami bir hayatları var. İngilizler kurmuş. Mossad kurmuş, siyaya kurmuş, İngilizler kurmuş. Var, Osmanlı’dan itibaren kurmuşlar burada.
Onların devam etleri var. E sen orada sessiz kalıyorsun. O müsibet sana da bulaşacak. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Kenzülumal’dan hadîs-i şerîf. Kişinin namazına, orucuna bakmayın. Konuştuğunda doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına, dünya kendisine güldüğünde takvayı elden bırakıp bırakmadığına bakıp öyle değerlendirin. Hadîs-i Şerîf. Kişinin namazına, orucuna bakmayın. Konuştuğunda doğru konuşup konuşmadığına bakın. Konuştuğunda hak ve hakikati mi aynı anlatıyor yoksa hak ve hakikati yutuyor mu? Hak ve hakikati mi insanlara tebliğ ediyor yoksa ayetleri, hadîsleri çarpıtıp kendi heva ve hevesine göre mi tebliğ ediyor? Konuştuğuna bakın.
Onun konuştuğu ne? Onun söylediği ne? Ona bakın. Ne tebliğ ediyor? Ona bakın. Nereye davet ediyor? Ona bakın. Kime çağırıyor? Ona bakın. Nereye çağırıyor? Ona bakın. Konuştuğuna bakın. Adam rüşvet alacak ya beğenmedi, namaza gidecek. Rüşvet alacak ya beğenmedi, namaza gideceğim diyor. Müslüman kardeşimiz. Rüşvetçi Müslüman kardeşler bunlar. Rüşvetçi Müslüman kardeşler. Müslüman kardeşler örgütünü biliyorsunuz değil mi? Evet. Bunlar radikal. Bunlar böyle öyle atlandırılıyor ya, bunlar böyle Müslüman kardeşler noktasındalar. fiizilalil Kur’ân’ı okuyorlar bunlar. Tevmiyeyi okuyorlar. Bunlar böyle ehli tasavvufu beğenmiyor bunlar. tarikatlar bırak uyutuyorsunuz siz. Siz uyanırsınız. Evet. Dünya uyanığı bunlar.
Yutuyorlar boyuna. Bu işler parasız olmuyor çünkü. Yutuyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Namazına, orucuna bakmayın. Konuştuğuna bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Fihiliyatına bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Ağzından çıkana bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Ne konuşuyor, ne tebliğ ediyor ona bakın. Güvenilir mi değil mi? Ona bakın. Dünya kendisine güldüğünde şu işimizi hallediver, neyse günahımızı çekeriz. Bir sürü kimse imza edecek. Ee? Her imza sahibine 10.000 TL versek, 10 kişiye gitse 100.000 TL lazım. Bir de heyete girecekmiş bu mesele. Ee? Heyete girince heyette de 5 kişi var. Onlardan onlara 50.000 TL, 150.000 TL. Bunlar 10 yıl önceki muhabbetler. O zaman o kimse dünya kendisine güldüğünde ne yapacak?
Zoru gördüğünde ne yapacak? Sıkıntıyı gördüğünde ne yapacak o kimse? Bunlar hepsi de önemli unsurlar. Allâh bizi affetsin. Yine, Kenzul-i Muban’dan hadîs-i şerîf. Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın da dini olmaz. Bunlar size okunmayan hadisler. Dileyen namaz kılar, dileyen oruç tutar. Dileyen ibadetine der. Önemli olan güvenilir olmak. Eğer bir kimsenin güvenilirliği yoksa onun dini de olmaz. Güvenilliği olacak. Allâh bizi güvenilir olanlardan eylesin. Âmîn. Devam ediyor. Hazreti Piyeri.
Hakîkî Mürşid Kıtlıkta Yaşar — Dünyaya Tâbi Olmayan Dervîş Ölçüsü
Yoksulluk ve meşakkat de bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiçbir konuk gelmez. o hakiki mürşidler, hakiki siyasetçiler, hakiki bürokratlar, hakiki dervîşler, hakiki alimler. Bunlarda dünyalık yoktur. Bunlarda dünyalık olmadığı için, bunlar mala mülke makama tamah etmedikleri için, bunlar gösterişe şataata şatafata değer vermedikleri için, bunlar tabiri caizse fakir ve sabır noktasında yaşadıkları için, bunların çok müşterileri olmaz. O yüzden bunların dergahlarına, bunların partilerine, bunların hiziplerine çok rağbet edilmez. O dergahlara, o mürşitlere, o tekkelere, o medreselere çok rağbet edilen olmaz. Şatahat yok, şatafat yok, gösteriş yok, para yok, dünyalık makam yok, mevki yok. manevi olarak tarikatın içerisinde de makamlar, mevkiler böyle havada uçuşmuyor, dağıtılmıyor.
Adam Almanya’dan yazıyor bana, icâzet verecekseniz size geleceğim, dervîş olacağım diye. Diyorum rüyamızda görürsek veririz. Bir daha yazıp çizmiyor. İtalya’dan yazıyor. Selâmünaleyküm Şeyh Efendi, aleykümselam. benim dedem filanca Şeyh Efendi idi. Veya babam filanca dedesi değildi, babasıydı onun. Babam filanca Şeyh Efendi idi. bana bir icâzet lazım. Ondan sonra ben geleyim, sizi ziyaret edeyim, tabi olayım. Kardeş rüyamızda görürsek, halimizde görürsek, icazetini veririz, görmezsek bir şey diyemeyiz. Bir daha selam sabah yok. onlar çünkü böyle makam, mevki istiyor. Böyle bir ona makam vereceksin, ona bir mevki vereceksin, ona bir şey vereceksin. Ondan sonra da eğer onun sorumluluğunun altında sen patinaş çeksen, onu öyle düşünmüyor o.
Çünkü kendince öyle alışmış ona. Öyle biliyor. Kazım Efendi’ye sordum bu adamı tanıyor musun dedim, tanıyorum dedi. Dedim böyle böyle icâzet istiyor dedim, güldü. Dedim savaşta mı kaçtılar, evet dedi. Mürşid savaşta memleketini bırakıp gitmiş. Adı ne? Şey, adı ne? Mürşid. Savaşta Bosneyi terk etmiş gitmiş. Ordu durup savaşamamış. Ordu durup savaşamamış. Ordu durup savaşamamış. Ordu durup savaşamamış. Ordu durup savaşamamış. Ordu durup savaşamamış. Ordu durup mücadele edememiş. Zoru görünce terk edip gitmiş. Zoru görünce terk edip gitmiş. Bunlar sizin hayatınızın prensipleri olsun. Birisi zoru görüp gidiyorsa gene gider. Bir kimse zorluğu gördüğünde gidiyorsa tekrar gider. O güvenilir değil. Bir kimse bir toplulukta, ailede, iş yerinde bir sıkıntı oldu.
Gitti mi o kimse? Gitti. O bir daha gider. O bir daha gider. O güvenilir değil. O yapar. Size birisi bir laf söyledi mi söyledi. Bir daha söyler o. Bunu yazın kenara. Ya dersini vereceksiniz dost doğru. Bir daha yapmamaya tövbe edecek. Ya da o bir daha yapar onu. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde bu tip istikameti düzgün disiplinli olan Kur’ân ve sünnete bağlı dergahların dervişleri az olur. Maqam yok, mevki yok. Devlet dairesinde yerleştirme yok. Öyle ya. Şimdi Türkiye’de öyle tarikatlar var. Devlet dairelerini parsellemişler. Öyle cemaatler var. Devlet dairelerini parsellemişler. Parsellemişler. Bu bir ekip çıkıyor başka bir ekip giriyor. Normalde Fethullah Gülen cemaatini temizliyorlar.
Bir de bir arkası geliyor. Yarın öbür gün onları da temizlerler. Bir operasyon devlet onları yapar. Ondan sonra başka birileri gelir. Gelir. Birileri orayı doldurur yine. Sonra devlet ona da operasyon yapar. Ben 16 yaşında siyasetle tanıştım. 14 yaşında tanıştım. Ülkücülükle tanıştım. E yaşım 64. 50 yıl. E gördük hepsini de. O yüzden devlete, belediyelere bulaşmayacağım. Siyasete bulaşmayacağım. Seni kullanır atar. Kullanır atar kullanma tarihim bitince. Allâh bizi affetsin. En âmâiyet 32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise Allâh’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. O zaman bu kimseler dünya hayatını, oyunu eğlence yapmışlar. Dünyanın zevki sefası tatlı gelmiş.
O esnada heva ve hevesi görmemiş. O esnada ilaheleri görmemiş. Ama asıl yurt neresi? Ahiret. O yüzden bir mürşid-i kâmil dervişlerini kolay yollardan değil. Heva heves yolundan değil. Nefsaniyetin, şeytaniyetin kol gezdiği yoldan değil. Ya Kur’ân ve Sünnet de onu nefis terbiyesine çağırır. Nefis terbiyesine çağırır. Nefis terbiyesine çağırır. Nefis terbiyesine çağırır. Onu nefis terbiyesine çağırır. Ona Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ eder. Çünkü ondan ne malanacağı bir şey yoktur. O her ay onu bir maaşa bağlamamıştır. Şimdi Türkiye’de dergahlar varmış. Duyuyoruz. Her ay belli bir miktarda para vereceksin dergâha. Cemaatler varmış. Duyuyoruz. Her ay belli bir miktarda o cemaate para aktaracaksın. Duyuyoruz.
Türkiye’de vakıflar var. Türkiye’de dernekler var. Her ay belli bir ücret oraya vereceksiniz siz. Şimdi böyle olunca sen ne yaparsan yap. Orada baş köşede oturuyor. Kim daha fazla para verdiyse o baş köşede oturuyor. Kimin makamı daha yüksekse o baş köşede oturuyor. Geri kalan parya, avam, parayı veren düdüğü çalıyor. Orada nefis kol geziyor. Orada hevâ-hevs kol geziyor. Orada Kur’ân ve Sünnet yok. Orada hakikat yok. Orada hakikatin hakikati de yok. Onlar nefse tatlı gelen şeyler. Nefse tatlı gelen öğretiler alınıyor. Öyle de olur canım. Nasıl yani?
Başörtüsüz Namaz Olur Mu? — Sahte Hocaların «Olu Versin» Fetvâsı
Başörtüsüz namaz olur mu? Olu versin canım ne olacak ki? Böyle bir şey yok. Dedim bir şey bunu söyleyemez. E dedi filancanın Şeyh Efendi böyle diyormuş. Yanlış duymuştur o dedi. Yanlış duymuştur deyince kadının kendisi açtı telefonunu. Merhaba, merhaba. Dedim benim arkadaşım aramış yanlış duymuşsunuz. Evet dedim yanlış duymuşsunuz. Yok dedi biz sohbetteydik oradaydık. Benim başım açık dedi. Ben namaz kıldım dedi. E dedim namazın farzlarından birisi tesettür. Namazın farzlarından birisi tesettür. E dedim namazın farzlarından birisi tesettür ve riayet etmek. Namazın farzı dedim. Nasıl olacak dedim bu namaz olmaz. Fasit dedim. Valla bizim üstadımız kolaylaştırınız zorlaştırmayınız dedi. Tabi ardından sastakımı çıkmış.
Hep beraber ilahiler söylemişler sanat musikisinden güzel böyle şarkılar. Kadınla erkekliğim dedim ben. Evet dedi. Aa hocam siz hiç böyle düşünmüyorsunuz dedi. Yok dedim biz dedim böyle Türk sanat musikisi anlamıyoruz. Arabesk de dedim büyümüşüz ya biz dedim. Bize en acısı lazım. Müslim’den lazım, Ferdi’den lazım dedim. Bize Orhan Gencebay’den lazım. Biz dedim öyle Türk sanat musikisi bu eğitimi almadık biz dedim. Bir dedi kadınla erkekli söylemiyor musunuz dedi. Hayır dedim kadınlar toplanırlar zikir yaparlar ilahiler söylerler kendi kendilerine dedim. Dedim biz öyle kadınla erkekli hep beraber cühu şu huruşa geçemiyoruz dedim. Tabi ben gözümle gördüm de bir topluluk var. Çekirge’de gittik bizim Seyyidtaş’la Allâh rahmet eylesin.
Adam tabi bizi götürecek olan dedi ki bir taksi tutarsanız dedi bizde araba maraba yok ben sizi götürürüm dedi. Bir taksiye. Aha olur dedik biz nereden alacağız seni? Emir Sultan’ın oradan evi de Emir Sultan’da. Biz Seyyidtaş’la gittik Emir Sultan’da bekliyoruz onu. Bir baktık adamın kocaman külah cübbe. Adam banka emeklisi. Biz konuşurken normal kıyafetliydi. Ondan sonra kocaman bir kafasında şey takke değil artık külah. Kocaman bir sarık cübbe şav var. Çekirge’de bir eve gittik salonu bu kadar var evin salonu. Ama biz hayatımızda öyle ev mi görmüşüz desem yalan olur. Böyle polis karakolunun sağında. Aaa girdik içeri Şeyh Efendi içeride. Kadınla erkekle hepsi bir yerde. Gürcün’e çok güzel harika muhteşem.
Onlar da akşam namazını yeni kılmışlar. Biz kıldık da gittik Emir Sultan’da. Biz kıldık da gittik onlar da yeni kılmışlar böyle. Seydo dedi ki kurban nereye geldik dedim sus. Bir de bizi götüren dedi ki ona göre size ders vermek isterse dedi. Verce dersi alın münafıkların ağzına sakız olmayalım dedi. Dedim biz dervişiz. Ne olursunuz dedi bunu söylemeyin dedi. Onu dedim şimdi bir de ders almak var. Şimdi Şeyh Efendi’ye giderken böyle çok özür dilerim hepinizden de. Ben şimdi böyle yayılmayayım diye arkaya yastık koyayım. Bunda yastık da yok böyle yayılmış vaziyette Şeyh Efendi. Ben şimdi böyle önüne geldim üç adım yapacağım. Bir adım yaptım bir boyun kestim böyle bir doğruldu. Bir adım daha attım bir boyun daha kestim biraz daha doğruldu.
Üçüncü adımı bitim bir adım daha attım bir boyun daha kestim. Koltuğun ucuna geldi. Uzattı elini benim kendi içimden sözüm vardı. Ben Şeyh’imin elinden başka bir el öpmem diye. Elini uzattı ben yavaşça düzelttim tokalaştım. Ondan sonra senlerinin gülüsün dedi. Dedim Nefşehli Abdullah Gürbüz Efendi’nin terbiyesi mi dedi. Yaptı. Seyyid-i Arkam’da. Kara bela. Allâh rahmet eylesin. Arkamdan diyor ki ben nefsiyle bir şey yapacağım. Arkamdan diyor ki ben elini öpmem bunu. Ben hiç arkama dönmüyorum. Dönsem güleceğim çünkü o böyle bu tip şeylerde rengi değişiyor. Çünkü renk değiştiriyor. Neyse biraz kenara çekildim o da geldi o da toka yaptı. Elini sıktı. Ondan sonra biz geçtik bir yer gösterdiler. Oturduk biz.
Bir de diyor ki kurban nereye geldik. Dedim sus hiçbir soru sorma bir şey deme dedim ya. Seyret sadece dedi. Neyse sofralar kuruldu. Kadınlar erkekler herkes oturuyor bir yerde. Ondan sonra en enteresanı şu. Bir tane kukuletası yeşil sarı yeşil cübbesi yeşil. İçindeki elbisesi yeşil ayağındaki donu yeşil. Her şey yeşil. Ondan sonra bana diyor ki Seydo bu yeşilli kim diyor. Lan oğlum sus. Ondan sonra bu diyor. PE benziyor diyor. Anladınız siz onu. Oğlum sus konuşma diyorum. Seydo sus diyorum konuşma. Bak. PHH’ye bak diyor şimdi. O böyle değişik hareketler yapıyor. Şeyh efendi bir şey söylüyor. O böyle ıh yapıyor oradan. Bu bizimki durmuyor. Diyor mu hacı dur sakin ol. Yok. Bizi diyorum kovacaklar buradan.
Kovmazlarsa bu peylerler peylerler pey bilmem neler diyor. Neyse yemekler yeniyor. Bir kadın geldi o yeşilliğe. Böyle kolu burada onun. Onun olsana o böyle en az şeyh efendi kadar şatı atlı şatafatlı böyle gösterişli. O böyle geldi onun kollarına dokundu. Zeytinyağlılarımı beğendin mi dedi. Çok güzel olmuş dedi. Kadın da bir sayha attı o beğendi ya. Ondan sonra bir sohbet şeyh efendi böyle bir cümle söylüyor. Oradan kadının birisi hay diye cezbeye geliyor. Bizimki durmuyor. Bizimki kurt kaynıyor her tarafında. Lan hacı otur otur deniyore. Ben diyorum sus. Bak o arada. Adam İstanbul’da bilmem hangi bölgede Toyota bayesiymiş.
Toyota Bâyii Şeyhi ve «Tanışalım Efendi» Hâdisesi
Dedi ya bu Toyota bayesiymiş. Ulan sana ne dedim ya. Otur oturduğun yere. Salındaki tanışalım efendi dedi. Tanışalım efendim dedim. Ben Mustafâ Özbağ dedim. Adam İstanbul’da demir tüccarıymış. Mesleğiyle beraber söylüyor. Mesleğiyle beraber söylüyor. Adam İstanbul’da demir tüccarıymış. Mesleğiyle beraber söylüyor. Herkes zengin belli halinden zaten. Ama böyle cuhuşu huruş içindeler. Ve o böyle nefse tatlı geliyor tabi. Sonra şeyh efendi bir böyle kısa bir sohbet etti. Her sohbette kadınlardan, erkeklerden hay hu hak. Kimin sesi daha fazla çıkarsa o daha fazla cezbeye geliyor. Bizimki boyuna pe diyor. Onun sonra en son nokta artık normal dedi ki bu da dedi. Raviyatül adeviyedendi sohbet dedi. kendisinden değil.
Raviyatül adeviyye bunu söylemiş. Ortalığı koptu hu hu hay hak filan. Ondan sonra durdu. Sonra bitti sohbet. Hayırlı geceler herkese dedi. Kimse kalkmıyor. Kimse kalkmayınca hayırlı geceler bize. Hacı bu söz bize dedim. Neden dedi? Ulan bir yabancı bizi arasın kelenek kuşu gibi dedim. Halimiz maydanda dedim biz fukarayız. Her birinin dedim cübbesi, kukulatası, sarığı filan on numara dedim. Biz arız burada bize diyorlar dedim. Kalk dedim gidelim. Biz kalktık tabi. Ben bir selam verdim. Selâmün aleyküm. Selâmün aleyküm. Gerçekten bir kişi bile kalkmadı. Biz iki kişi kelenek kuşu gibi kalktık. Getirdiğimiz adamı seyda bırakır mı? Yürü dedi ona. Ben daha kalacağım dedi. Nereye kalıyorsun burada dedi.
Anca beraber dedi gidelim. Bana müsaade edin beni bırakırlar dedi. O kukulatayla zaten taksiye maksiye binemez o. Benim yanımda kuaför var. Bu kuaföre gelen kızlar var evlenecek olanlar. Ben bakıyorum bazen girenleri görüyorum. 1.55 çıkarken 1.85. Kocaman kafayı yükseltmiş. Onu diyorum Gülten abla nasıl yükseltiyorum bu kafayı? Alıştım artık diyor bana. Tabi o damat da bilmiyor ya girdi 1.65 bakıyor. Hatun evlenecek kadın 1.65. 1.55 normal taksiye. O adamın kafası bir altı. O adamın kafası bir altı. O adamın kafası bir altı. O adamın kafası bir altı. O adamın kafası bir altı. 1.65, 1.55 normal taksiyle getiriyor. Hadi götür taksiyle sen onu. Vallahi 1.85 yukarı doğru. Ne taksiye giriyor ne dolmuşa biniyor.
Ne taksiye giriyor ne dolmuşa biniyor. Bir kavga çıkıyor yan tarafta. O gelinin annesi var ya ortalığı böyle dumana çıkarıyor. Adamı böyle yerli eksan ediyor. Adamı böyle yerli eksan ediyor. Sen nasıl böyle taksiyle geldin? Sen gelin başı olacak bilmiyor musun diye. Bir tanesi gitti kango getirdi kangoya da sığmadı. Bir tanesi gitti kango getirdi kangoya da sığmadı. Bir daha bağırış çağırış dağ buzuruna bekliyor ama orada. Bir daha bağırış çağırış dağ buzuruna bekliyor ama orada. Tabii ardından o fort translate’lerin yükseğini getirdi damat. Tabii ardından o fort transite’lerin yükseğini getirdi damat. Anca girdi içeri Tam içeri gireceğe tamam ya Davul ozuruna’ya dedi vur. Tam içeri gireceka tamam ya Davul ozuruna’ya dedi vur.
Tam içeri gireceka tamam ya Davul ozuruna’ya dedi vur. Tabii o kuaförden çıkarken dağ buzuruna’yla çıktı böyle. Tabii o kuaförden çıkart loosen dalmada bozuk veunction ilesehen böyle o gibi. Ama 1.55 1.85 olmuş. Ama 1.55 1.85 olmuş. yanında küçük kaldı. damadın yükselecek bir şey yok çünkü. Gitti. Bunlar da öyle kukulataları çok yüksek, taksiye binmesi mümkün değil. o kukulatayı çıkarıp da binmesi lazım. Biz de gelmedi. Şimdi, sonrasını ondan öğrenmiş Seyit Taş. Ne yaptınız bizden sonra demiş. Bizimki bırakır mı? Deveyi doğduğu yere kadar koğluyor. Ne yaptınız? Adam söylememiş istememiş, küfür etmiş, sövmüş, söyletmiş ona. Kurban bizden sonra dedi, oturmuşlar kadınla erkekli zikir yapmışlar.
Ondan sonra cuhuşu huruşa geçmişler o manada. O öyle demiyor da ona dili yetmiyor zaten. Mesela bir Midsubishi söyleyemeden gitti. Diler derler bir araba aldı dedi. Ne aldılar dedi. Mesela Midsubishi aldılar dedi. Ulan düşünüyorum. Hacı ne aldılar dedim. Bu sefer Midsubishi bir de geçti. M ile başlayan bir şey daha söyledi. Aradan iki üç dakika geçti. Dedim Hacı anlayamadım. Ne aldılar biraderler dedim. Gene M ile başlayan bir şey söyledi. Sonradan öğrendim Midsubishi almışlar. Onun öyle halleri vardı. Mesela et yemeyenleri ne diyorlar? Vejetaryen değil mi? Birisi et yemiyor ona dedi. Bunlar satanesi et yemiyor bunlar dedi. Seyyid taşında anulası varmış demek o gece. Ben bir durdum böyle nasıl yan dedim ben.
Satanes bunlar et yemiyor dedi. Sonradan vejetaryenin yerine satanes dolmuş. o böyle bir isim bulurdu. Alakalı alakasız önemli değil. O gün de onları çözmüş o söyledi. Allâh muhâfaza eylesin. Şimdi nefse hoş gelen bir yer olursa millet kalabalık olur. Ama Kur’ân, Sünnet, imanların ictihâdı da deyince Orası kalabalık olmaz. Mesela evlerde de aynıdır. Evde baba Kur’ân, Sünnet desin çocukların canı sıkılır. Evde anne Kur’ân, Sünnet desin adam uygun değilse adamın canı sıkılır. Ailede birisi sülalede Kur’ân, Sünnet desin o biraz tabiri caizse dışarı atılır. O yüzden nefse açık olan yollar çok kolaydır.
Şeytâniyete Açık Yollar Kolay — Hakk Söze Bedel Ödeyen Mürşid
Şeytaniyete, nefsaniyete açık olan yollar çok kolaydır. Senin eğrine, doğruna, oluna, buyuna laf söylemezler çünkü. Sen ne yaparsan yap. Ona bir şey diyen olmaz. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh muhâfaza eylesin. Oysa bu haride geçiyor hadîs-i şerîf. Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmıştır. Cehennem ise şehvetlerle kuşatılmıştır. Demek ki cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış. Cehennem de o zaman nefse tatlı gelen şeylerle kuşatılmış. O yüzden… Mesela ben bu beytleri biraz kendimize diyorum. Bizim kapımıza dünya menfaati umanlar, ne bileyim böyle makam mevki umanlar gelmezler. Bizde böyle şeyler yok. Çünkü normalde bizde mal yok, bizde şöhret yok, bizde şatahat yok, bizde şatafat yok.
Bizde böyle dağıtı ulüfeti falan, bizde böyle bir şey yok. Bizde şatafat yok. Bizde böyle dağıtı ulüfe dağıtılır gibi makam yok. O yüzden bizim kapılar öyle dolmaz taşmaz. Ama normalde bunların kol gezdiği yerler, paralar, pullar, makamlar dolaşıyorsa ortalıkta, evet oraları biraz daha böyle şatafatı şatahatı yerindedir, gösterişi yerindedir. Böyle onların dergahları, makamları, mevkileri güzeldir böyle hoştur. var ya Hadîs-i Şerîf ahir zamanda camiler süslü olacak ama içi boş olacak. bu da onun gibi bir şey. O tekkeler, dergahlar böyle süslü. Kendileri para vermiyorlar ya. Öyle olunca da dağıt dağıtı bildiğin kadar. Şeyh onun parasını ödesen canı yanar onu, dağıttıramaz onu. Ama şeyh ödemiyor ya nasıl olsa.
O yüzden taşa, toprağa, süse ödüyorlar bunu. Rabbim muhafaza eylesin. Oysa İslâm, Hadîs-i Şerîf öyle diyor, Müslim de geçiyor. Garip başladı, yine garip olarak dönecektir. Ne mutlu o gariplere. O garip dergahlar, garip mürşidler, garip dervîşler, ne mutlu onlara. Garip cemaatler. Öyle ya parası pulu yok, makamı mevkisi yok, devlet kademesinde bir amcası yok. Öyle ya geçenlerde bir yerde sohbet oldu. Dedi ki, vakfı neden aldılar elinizden biliyor musunuz? Biliyorum dedim. Biz dedim birilerine boyun eğmedik. Birilerine dedim sarayda elemanları var, adamları var. Bizden aldılar onları verdiler. Doğru dedin. Belli, sarayda adamları var. Sarayda adamları olunca aldılar, verdiler, sattılar herkes.
Makamları var çünkü. E bizim bizde makam yok, mevki yok, devlet kademesinde, bürokraside bir kimsemiz yok. Bizim bu dille zaten kimse yanaşmaz bize. Öyle demiş biri. Üstadınız da o dil olduğu müddetçe demiş. Siz daha çok çekersiniz demiş. E dedim çekeriz, ne yapalım dedim yani. Varsa çekilecek çilemiz çekeriz. Doğruyu, hakkı, hakikati görüp bilip de susacak değiliz bu saatten sonra. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bir mesleğin hakikatine eren, sufilin hakikatine eren. Normalde bilhassa dervişlik yolunda o çilesiz bir dervişlik yoktur. Sıkıntısız bir dervişlik yoktur. Eğer bir kimsenin o dervişlik yolunda bir çilesi bir sıkıntısı olmuyorsa, o bir kendince bir zorluğu olmuyorsa, o yolda sıkıntı vardır.
Asıl Allâh muhâfaza eylesin. Ama dışarıdan horhakir gönle, dışarıdan fakir, dışarıdan böyle arkaları olmayan, siyasi, bürokratik bir desteği olmayan, o tip dergahlar, o tip topluluklarda maneviyat vardır. İşin hakikati vardır. Rabbim bizleri onlardan eylesin. O yüzden biraz böyle hakikate ermemiş, dünyanın saltanatına, şatafatına kananların kapıları biraz kalabalık olur. Ama Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışanların kapıları çok kalabalık olmaz. Onların böyle kapılarında çok bekleyen olmaz. Çok böyle gösteriş yok, şatafat yok, şatahat yok. O Şeyh Efendi giderken yirmi kişi birden yanında koşmuyor. Bizim Yusuf Hoca Çanakkale’de bana soruyor. Diyor ki, bir işin olduğunda yalnız mı gidip gelirsin diyor.
Bana tuhaf geldi böyle. Yusuf Hoca, kim de olacak benim yanımda dedim. Evet, çarşıda bir işim olunca kendim gidip geliyorum dedim. Bazen yorgun olurum, argın olurum, bir şey olur dedim. Bizim Hacı Erkan’ın yanında Onur var dedim. Onur’a söylüyorum dedim. Onur şunu alıver bana, şunu yapıver bana. Onu da Hacı Erkan açık çekver dedim. Ne zaman bir işin olursa Onur’a söyleyebilirsin diye dedim. Öbür türlü gider kendim hallederim, kendim yaparım dedim. Gene sordu, yalnız mı gidiyorsun dedim. Yalnız gidiyorum dedim, neyle gideceğim dedim. Onun tuhafına gidiyor şimdi. ben çarşıya çıkınca yanında 3-4 kişi avane yürüyecek falan. Onur’un sona dedim, yok öyle bir şey. Ben bütün işimi yalnız yaparım dedim.
Sohbete gideceğim yalnız giderim, yalnız gitmeyi tercih ederim dedim. Dedim herkes beraber gidelim diye düşünür. Ben dedim götürmek istemem, kazası var, belası var. Her şey var dedim yolda. O yüzden dedim birini sürüklemek istemem ben dedim. Kendim gider gelirim dedim. Ben dedim bu konuda dedim kimsenin de sorumluluğunu üzerime almak istemem. Tabii ona tuhaf geldi. Ondan sonra. Bir de diyor işte sizi yemek yediremiyoruz, bir şey yapamıyoruz dedim. Bak burada dedim net söylüyorum. Ben dedim hiçbir yerde yemek yemek istemiyorum. Ben hiçbir yerde konaklamak istemiyorum. Şimdi de net söylüyorum. Ben sohbete gittim yerlerde yemekti, içmekti, dinlenmeydi.
İncinmek/Kırılmak Korkusuyla Hakk Sözden Geri Durma Hâli
Bunları yaşamak istemiyorum. Kardeşler, arkadaşlar, dervîşler davet ediyorlar, söylüyorlar. Bazen hani kırılmalarından korkuyorum, incinmelerinden korkuyorum. Bazen böyle onlar bir de bilhassa yeni olan yerler böyle. Bu konuda incinmeler kırılırlar diye düşünüyorum. Bazen böyle kaçamak yapıyorum öyle ama ben istemiyorum açık ve net bu konuda. Ben kendime bir hizmet de istemiyorum. Ben o konuda kendi çizgimin bu konuda kendi disturumun kendim tarafından çiğnenmesini de istemiyorum. Allâh razı olsun hepsinden de arkadaşlar. O yüzden bizim ölçümüz Kur’ân ve Sünnet olsun. Bizim ölçümüz imanların ictihâdı olsun. Bizim ölçümüz ilk sûfîlerin yolu olsun. Bizim ölçümüz o olsun. Söylediklerimiz de öyle olsun.
Yaşantımız da öyle olsun. Bizim elimizden, dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan kimseye zarar gelmesin. Herkes bizim dilimizden emin olsun. Herkes bizim elimizden emin olsun. Herkes bizden emin olsun. Ben bugün zikrullâh’a gideceğim. Benden hiçbir şey talep etmeyecekler. Hiç kimse bana yan gözle bakmayacaklar. Ben bugün sohbete gideceğim. Bugün bizden hiçbir şey istenmeyecek. Bizim zakirimiz, bizim çavuşumuz bize tepeden bakmayacak. Bize yanlış bir kelime konuşmayacak. Bizi ayrıştırmayacak. Biz normalde hangi meslekten, hangi meşrepten olursak olalım, biz normal dervîş statüsünde herkes aynı statüde hayatına devam edecek. Bizim birbirimizden bir üstünlüğümüz yok. Bizim birbirimizden bu konuda herhangi bir ayrıcalıklığımız yok.
Hepimiz bu Allâh’ın derganın kuluyuz. Hepimiz buradayız. O yüzden Hz. Pîr’in dediği gibi, toprağın altında ustada bir, çırakta bir demiş. Toprağın altında ustada bir, çırakta bir. Bizim yüzümüzden bir kardeş buradan soğumasın. Bizim yüzümüzden bir kardeş buraya mesafeli olmasın. Bizim yüzümüzden olmasın. Zakirlerimiz, çavuşlarımız bu konuda ölçülü hareket etsinler, dikkatli hareket etsinler. Bilhassa zakir kardeşler, dervişlerle ticaret yapmasın. Dervişlerin ticaretlerine karışmasın. Onlarla bu noktada bir şey kar edeceğim diye onlarla bir şey yapmaya kalkmasınlar. Nefis girer işin içerisine, şeytan girer işin içerisine. Bunlardan uzak dursunlar. Dervişlerin parasından, malından, mülkünden, dervişlerin evinden, barkından uzak olsunlar.
Bu konuda kendilerini dünyalıya döndürmesinler. Çünkü dünyaya dönerse bu noktada oradaki aheng bozulur. Bir zakir dervîşlere dünyalık gözüyle bakarsa ahengi bozulur. Bir çavuş etrafındaki dervîşlere dünyalık gözle bakarsa dengesi bozulur, ahengi bozulur. Bir dervîş etrafına dünyalık bakarsa ahengi bozulur. Aman ya ben şununla arkadaş olayım da onun arabasıyla gider geliriz. Aman ben şununla arkadaş olayım da onun evinde yer içerim. Veyahut ben bununla dost olayım da ondan faydalanırım. Bunlar ahengi bozar. Bunlar ahengi bozar. Bunlar dervişliği bozar. Aman şuraya gideyim de ben orada evlenirim. Ahengi bozar, dervişliği bozar. Ben oraya gideyim de işim düzelsin. Orada işi bozulur daha. Ben böyle açık konuşuyorum.
Derviş olunca işiniz de, aşınız da, eşiniz de bozulabilir. Sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bunun garantisi yok. Muhallebi yerken dişiniz kırılır. Bunun garantisi yok. Derviş olmak, tabi olmaktır. Bazen bir arkadaşa bunu bırak diyorsun, bırakamıyor. Ne oldu? derviştin sen? Bırak dediğimizde bırakacaksın, bırakmıyor. Veyahut bunu şöyle yap dediğinde yapamıyor. Bunu yapma dediğimizde yapıyor gene. E dervişlikti bu? Yap dediğinde yapacaktın ya, at dediğinde atacaktın ya. Yapamadın da atamadın da. E nerede kaldı dervişlik? Kalmadı. Kalmadı. Gitme diyorsun gidiyor. Konuşma diyorsun konuşuyor. Nerede kaldı dervişlik? Kalmadı. E burası layla uloğum yeri değil. Sana yapma dediklerinde yaparsan, ben açık açık söylüyorum.
Oraya yazarım diyorum. Konuşma dediğimde konuşuyorsan, yazarım oraya. O disiplini bozmayacaksın. Bırak dediğinde bırakacaksın. Bırakmıyorsan senin dervişlik yolunda baya yolu alacaksın daha. Disiplini bozuyorsun. E anlatırken kolay geliyor size herhalde. Kapalı çarşıda lokanta var. Saat iki buçuk deyince ekmek bile kalmıyor. Dedim efendim isteyen var satabilir miyim dedim. Dursun dedi. O zaman için 230 bin lira para veriyorlar. Güzel para. Bir ay sonra geldi. Yemek yedik aynı yerde. Ellerini cebine soktu. Onun bir cübbesi vardı böyle. Eski arkadaşlar bilir iki elin iki yanında cepli. Ellerini cebine soktu hiç unutmuyorum. Dükkana dışarıdan baktı. Sat Mustafâ Efendi buraya dedi. Bir ay sonra aldı.
Alacak olana dedim ki dükkan satılık. 130 bin lira veriyorum dedi getir parayı dedim. Aldı getirdi parayı. Akşam oldu. Üç saat saat üçte yemek yedik. Çıktık saat altı buçuk yediydi. Getir parayı dedim. Sattım sattım bitti. Parayı getirdi. Kuyumcuydu yanındaki adamı aldı. Gitti mi akşama selamın aleyküm selâm. Ne oldu Mustafâ Efendi sattın mı dükkanı? Sattım efendim. Mâşâ’allâh Allâh mübarek etsin dedi. Ertesi güne bırakmadım dükkanı satmak için. Terbişlik bu. Bazen anlatıyorum ya Konya’ya kadar gittik.
Şeyh Efendi’yi Yeni Arabayla Gezdirme Hâdisesi — «Ağudi Buraya Kadar Getirdin»
Allâh’ım 80 ne güzel gümrükten çektik. Konya’ya kadar gittik. Konya’ya kadar gittik. Konya’ya kadar gittik. Allâh’ım 80 ne güzel gümrükten çıkarmıştım. Pırıl pırıl araba. Şey Efendi’yi onunla gezdireceğim. Öyle torpidoda vurdu. Allâh’ım sana teşekkür ediyoruz. Buraya kadar getirdin bizi dedi. Ben şoför koltundayım. Kırmızı eşikte duruyor. Döndü bana. Sat Mustafâ Efendi bunu dedi. Emredersiniz efendim dedim. Birisi böyle arabanın içinden bakıyor. Efendim bir şey diyebilir miyim bu arkadaşa? Dedim satılık dedim. Satılık mı hacim ya? İlgileniniz dedi. Konya şivesinden. Ben çektim el freni. Efendim müsaade eder misiniz? Tabii dedi. Ben indim adamın kartını aldım. Bindim arabaya. Şey Efendi’yi bıraktım bir eve.
Orada kadınların sohbeti vardı. Bıraktım oraya. Gittim adamın dükkanını buldum. Adam konfeksiyon işi yapıyor. Selâmünaleyküm aleyküm selâm. Dedim baktır ettir ne yapıyorsan yap. Dedim araba bu. Ne istiyorsun dedi. Hiç unutmuyorum. 7000 kusur lira bir para söyledi. Hayırlı olsun dedim. Yalnız benim bir işim var dedi. Ne var dedi. Nevşehir’e dedim Şey Efendi’yi bırakacağım. Öğüsü yarım. O dedi yanındaki kimdi dedi. Şeyhim dedi. Yok ya dedi. Evet dedim. Filanca camide bu akşam sohbet var. Sen de gel. Geldi oraya camiye. O da sohbete zikrullığa katıldı. Ben ertesi gün sabahleyin Şey Efendi’yi şey bıraktım. Nevşehir’e. Döndüm adama telefon açtım. Gel arabanın satışını al. Şey Efendi’yi de o gün dedim sattım efendim arabayı.
Sattın mı Musa Efendi sattım. Aferin oğlum dedi. Dervişlik at demişler atacaksın tut demişler tutacaksın. Kuran ve sünnetin içinde mi? Evet. Konuşma konuşmayacaksın. Bırak bırakacaksın. Yürü yürücen dur durcan. Kuran ve sünnetin içinde mi? Evet. Başka yerde bunu böyle normalde tolerans gösterirler. Biz de dövecek değiliz adamı. Ama at dediğimde atmamış tut dediğimde tutmamış. Git dediğimde gitmemiş gel dediğimde gelmemiş. Aa yok. Aa o. Derviş bir şey demiyorum. Ama o daha baya yol geçecek. Allâh bizi affetsin inşâallâh. O yüzden yolumuz Kuran’a sünnete imamların ictihâdına. Ve ilk sûfîlerin düstûrlarına uygun olacak. Rabbim bizi onlardan eylesin. Âmîn. El Fâtihâ. Âmîn. Âmîn.
Kaynakça
- Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter, Beyit 2269 ve Civarı — Sahte Önderlerin Manzumesi: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter beyt 2260-2275 (sahte mürşid ve önderler bölümü); klasik şerhler — İsmail Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1. Cilt; modern okuma — Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Necdet Tosun, Mevlânâ Eserlerine Dair.
- «Kuzu/Koyun Postuna Bürünmüş Kurt» Hadîs-i Şerîfi: «Yekûnu fî âhıri’z-zamâni ricâlün yelbesûne li’n-nâsi cülûde’d-da’ni mine’l-lîn, elsinetühüm ahlâ mine’s-sükker, ve kulûbühüm kulûbu’z-ziâb…» (Ahir zamanda öyle adamlar zuhûr edecek ki sırtlarına yumuşak koyun postunu giyecekler, dilleri şekerden tatlı, kalpleri kurt kalbi olacak) — Tirmizî, “Zühd” 60; İbn Mâce, “Zühd” 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/321; «sahte âlim ve şeyh ahir zaman alâmeti» — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; klasik tedrîs — Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 1. Cilt (“Sû’u’l-Ulemâ” bölümü); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs.
- Tövbe 9/24 — Dünya Sevgisi ve Cihâdı Geri Bırakma Tehdîdi: «Kul in kâne âbâüküm ve ebnâüküm… ehabbe ileyküm mine’llâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlih, fe-terabbasû hattâ ye’tiya’llâhu bi-emrih, ve’llâhu lâ yehdi’l-kavme’l-fâsikîn» (Eğer babalarınız, oğullarınız… Allâh’tan, Resûlünden ve Allâh yolunda cihâddan daha sevimli ise, Allâh’ın emri gelinceye kadar bekleyin; Allâh fâsık kavmi hidâyete erdirmez) — Tövbe 9/24; tefsîr — Taberî 10/108; Râzî 16/27; İbn Kesîr 4/137; modern okuma — Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân; Said Havvâ, el-Esâs fi’t-Tefsîr.
- Tesettür Âyetleri ve Kadın Başörtüsünün Hükmü: «Yâ eyyuhe’n-Nebiyyu kul li-ezvâcike ve benâtike ve nisâ’i’l-mü’minîne yudnîne aleyhinne min celâbîbihinne…» (Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve mü’min kadınlara söyle: Cilbâblarını üzerlerine örtsünler) — Ahzâb 33/59; «kul li’l-mü’minâti yağdudne min ebsârihinne ve yahfezne furûcehunne ve lâ yübdîne zînetehunne illâ mâ zahere minhâ ve’l-yedribne bi-humurihinne alâ cüyûbihinne» — Nûr 24/30-31; tefsîr — Taberî 18/93; Râzî 23/179; İbn Kesîr 6/45; klasik fıkıh — Serahsî, el-Mebsût; İbn Kudâme, el-Muğnî; modern tedrîs — Hayreddin Karaman, İslâm’da Kadın; Süleyman Ateş’in tartışmalı mealine reddiye — Mehmet Emre, Tesettür ve Tâdîl.
- Hz. Mûsâ-Hz. Hızır Kıssası ve «Mâl-ı Cüz’î Karşılığında Âyet Satmak»: Mâl-ı cüz’î karşılığı din satmama prensibi — Bakara 2/41 «Ve lâ teşterû bi-âyâtî semenen kalîlâ» (Âyetlerimi az bir paha karşılığında satmayın); Bakara 2/79 «Sümme yekûlûne hâzâ min indi’llâhi li-yeşterû bihî semenen kalîlâ» — Allâh’ın âyetlerini az bir bedele satanlar; tefsîr — Taberî 1/267; Râzî 3/68; İbn Kesîr 1/127; «sahte rehberlerin maddî beklentisi» — İbn Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân fî Mesâyidi’ş-Şeytân; modern tedrîs — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Bakara Sûresi Tefsîri; Bediüzzamân, Mektûbât, “İhlâs Risâleleri”.
- Sûfî Ölçüsünde «Sat Buraya» Hâdisesi ve Tâzîbü’n-Nefs: Tâzîb-i nefs ve mücâhede — sûfî terbiyenin temeli; Şeyhin emrini sorgusuzca yerine getirmek (taslîm-i külli) — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif 5. bâb; Bahâüddîn Nakşibend usûlü — Câmî, Nefâhâtü’l-Üns; Necmüddîn Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl; klasik tedrîs — İbnü’l-Arabî, Risâle-i Tarîka; modern tedrîs — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Sohbetler; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar.
- Hakîkî Mürşid Ölçüsü — İbn Kesîr ve Şâbân-ı Velî Tedrîsi: «Hakîkî âlim, Allâh’ın helâlini helâl, harâmını harâm bilen, Resûle ve emrlerine uyan kimsedir» — İbn Kesîr, Tefsîr 4/108 (Tövbe 9/8-9 tefsîri); Halvetiyye-Şabâniyye usûlü — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); klasik kaynaklar — Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; modern tedrîs — Necdet Yılmaz, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf; Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
- Karabaş Silsilesi ve 2024 Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — Mesnevî 2269 şerhi: sahte mürşid postu, kuzu postunda kurt, doyumsuz heva-heves, başörtüsüz namaz fetvâ tartışması, “Ağudi” niyâzı; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı