Soru 1: Çıplaklık-Açıklık ve Ahir Zaman — Aileyi Nasıl Koruyalım?
Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Âmîn. Bundan önceki dönemde açıklık vardı. Ancak şu anda ülkemizi çıplaklık sarmış durumda. Bu çıplaklık ve açıklıktan bir erkek olarak kendimizi nasıl koruyup muhafaza edebiliriz? Açıklık ve çıplaklık basamak hâlinde ilerliyor. Bundan sonraki süreçte bize hangi tehlikeler bekliyor? Ahir zaman alâmeti, bu çıplaklıklara hayâsızlıklar daha da artacak. Öyle bir hâle gelecek ki, Allâh bizi affetsin insanlar köpekler gibi yollarda ilişkiye girecekler. Bundan erkekler nasıl korunacak, kadınlar nasıl korunacak? Cümleten Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışacağız. İnsanlara tebliğ edeceğiz hakkı, hakikati.
Soru 2: Kamuda Memurum, Âmirim Zulmediyor — Çekilebilir Mi?
Önce kendimiz yaşamaya gayret edeceğiz. Eş ve çocuklarımızı korumaya, kollamaya gayret edeceğiz. İnşâallâh Rabbim, Ümmet-i Muhammed’e hidayet eylesin. Âmin. Kamuda memurum, yöneticimle bana yaptığı haksız tutumdan dolayı sözlü tartıştık. Ben haklı olduğumu düşünüyorum. Şu an benden özür bekliyor, ancak ben dik duruyorum. Normalde pısırık düşünceliydim. Ancak dervîş olunca değiştim. Ne yapmamı tavsiye edersiniz. Eğer haklı olduğuna inanıyorsan, heva ve hevesinden değilsen, kimisi boş bir haklılık görür kendisine. Öyle değilsen dik durmaya devam edeceksin. Sevmeyi ve sevilmeyi gerçek anlamda nasıl anlayabilir ve öğrenebiliriz?
Soru 3: Duygu Fakirliği — Haz ve Zevk Toplumunda Hakîkati Bilmek
Kendi nefsimde ben gerçek anlamda bu duyguları bilmediğimi düşünüyorum. Normal, bizim toplumumuz haz, zevk, bunları sevgi zannediyor. O normalde kendince heva ve hevesini sevgi zannediyor. O yüzden toplumun gerçek manada sevmeyi ve sevilmeyi öğrendiğini ve yaşadığını düşünmüyorum. Bu bütün bizim toplumumuzun en büyük sıkıntısı. Sufilik yolunda meczûb olma korkumu var. Bu korkumu nasıl aşabilirim?
Soru 4: Meczûb Korkusu, Dervîşin Cimriliği ve Zekât
Etrafında böyle senin düşündüğün şekilde meczûb olan var mı ki? Korkacaksın. Dervişin cimriliği nasıldır? Bu hastalıkta nasıl kurtulunur? Önce zekâtını vereceksin. Zekata giriyorsan, yok zekâta girmiyorsan kendince kazancına göre tasattuk edeceksin. Yedireceksin, içireceksin, insanlara muhabbet besleyeceksin.
Soru 5: Sûfînin Her Şeyden Mânâ Çıkarması Normâl Mi? — Lastik Patlama Misâli
Hadi çenek alırlar, bir soru sor. Kafam dağılsın ama… Efendim, sûfîlerin her şeyden bir mana bulmaları normal mi? Mesela lastiği patladı adamın. Ben bugün harama baktım, lastiğin patladı. Bir sıkıntı yaşadı. Her sıkıntısını, her problemini de böyle ben bir yerde bir hata yapmışımdır, bir şey yanlış yapmışımdır. Bunun ölçüsü nedir efendim? Normal, o da bir psikoloji. Kendi ince normal, o zaman benim hiç hareket etmemem lazım, en fazla hatayı yapan benim günün içerisinde. Normal bir kimse böyle düşünmesi iyi bir şey. bir başına gelen bir nefsinin hoşuna gitmeyecek bir şey benim hatamdan dolayıdır demesi güzel bir şey. Kimisi onu evliyalığı vurduruyor. Allâh dostlarının başına böyle şeyler gelir diyor.
Öyle demektense, evet ya benim bir hatamdan dolayı bu başıma geldi demesi güzel. Bir sıkıntı yok. Bununla karşılaştığım birisi böyle çok psikolojisi, sizin bir tabiriniz var, kendinizi gömmeyin bu kadar diye. Bu kadar abartması insanın belli… Ağılsın gömsün ondan tatılıyorsun nefsi de kimisi kendisini gömmekten beslenir. O böyle ben yandım bittim ben perişanım ben günahkarım ben şöyleyim ben böyleyim ben öleyim bari her gün ölümümü istiyorum filan. Bunlar benim ezberlediğim replikler. Normal, kimisi kendisini oradan besliyor insan nefsi. Kimisi kendisini evliya görmekten besliyor, kimisi kendisini hakir görmekten besliyor, kimisi kendini gömmekten besliyor. Kimisi kendisini zirvede dolaşmaktan besliyor.
Kimisi eşiyle olan didişmekten besleniyor, kimisi çocuğuyla olan didişmekten besleniyor. Kimisi etraflı olan didişmekten besleniyor. Kimisi Allâh’la didişiyor ondan besleniyor. Kimisi üstadla didişiyor, bildiğin didişiyor ondan besleniyor. Herkesin nefsinin beslendiği bir yer var. normalde orada o kimse makulu araması lazım, makul yaşaması lazım. Kur’ân Sünnet dairesinde düşünmesi lazım, Kur’ân Sünnet dairesinde hareket etmesi lazım. Ama o Kur’ân Sünnet dairesinde hareket etmeyi bir, ya Kur’ân Sünnet’i bilmiyor ya da oradan besleniyor. Genelde insanlar biliyorlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu. Ona rağmen oradan besleniyor. Mesela başına bir olumsuz bir şey geliyor, besleniyor oradan. O olumsuzluktan bir sürü şey çıkarıyor.
Veya hatta yüzünde bir sivilce çıkıyor, kanserim zannediyor. Oh, oh, uf, küf böyle bütün herkes başında toplanıyor. Oradan besleniyor. Veya karını ağrıyor sanki bütün dünya yıkılmış, oradan besleniyor. Veya başı ağrıyor bütün dünya yıkılmış sanki, oradan besleniyor. Kimisi fukaralıktan besleniyor, kimisi zenginlikten besleniyor, kimisi zirvede dolaşmaktan besleniyor, kimisi aşağılarda dolaşmaktan besleniyor. Herkesin nefis olarak beslendiği bir yer var. Bunu psikolojik olarak o kimse kendisi analiz edip ben nereden besleniyorum, ben ne yapıyorum demesi lazım. Ama o psikolojik analizi yapabilecek noktada değil, yaptığı zaman kendisiyle yüzleşmesi lazım. Kendisiyle yüzleşme noktasında da değil. birisine ayna tutuyorsun, yüzleşiyorsun, onu kendisiyle yüzleştiriyorsun, rahatsız oluyor o.
Veya sohbetlerde anlatıyorum ya ben bunların hepsini anlatıyorum şimdi. Şimdi herkes kendince bir bakacak şimdi kendisiyle yüzleşecek, bunlardan hangisi bende var diye. Ama büyük bir çoğunluğu bunların hiçbirisi bende yok diyecek. Böyle ama normalde bazen şimdi Allâh rahmet eylesin, Oktay ile Ömredeyiz bir zâkirin birisi hasta olmuş ondan sonra. millet ona geçmiş olsun da gidiyor, Oktay dedi ki abi hasta olmuş dedi. biz gitmeyeceğiz mi dedi. Oktay’a baktım böyle, Oktay otur dedim ben oturdu şimdi. Dedim bir şeyh hastalığı vardır, bir de zâkir hastalığı vardır dedim. Oktay dinliyor şimdi dedim şeyh hastalığı vardır. Şeyh dedim böyle ilgi alaka eksik olunca böyle bir hasta oldum biraz der dedim bütün dervişan etrafında dolaşır dedim.
Bu dedim şeyh hastalığıdır. Bir de zâkir hastalığı var dedim o da ben hastayım filan ıhtıs yapar dedim bütün dervîşler etrafında dolaşır dedim. Bu durdu şimdi. Bu durdu şimdi. Abi herkes gitmiş dedi oğlum bizim dedim ilgileneceğimiz bir kimse var, üstadımız var burada biz onunla aşırı neşiriz. Dedim nefes alacak zamanımız yok bizim dedim. Şimdi dedim üstadın olduğu yerde dedim zâkirle fazla ilgilenmezler, ilgilenilmez zaman kalmaz ona. Zâkirle ilgilenilmediği zaman ona zaman kalmayınca dedim zâkir dedim bir hastalık hasta olur dedim. Dervişler onun etrafında dönmeye başlar. Bir de şeyhin etrafında dönemeyen dervîşler dedim onun etrafında dönmeye başlar dedim. Abi bu nasıl bir şey ya dedim bak dedim kimler gidiyor ziyarete bak dedim.
Ziyarete gidenler dedim hiç şey efendinin yanına geliyorlar mı dedim. Ben hayır dedi hiç bizle beraber dedim hareket ediyorlar mı?
Soru 6: Zâkire Sahip Çıkma, Mâhalle Üzerine Şefkat — Florasan Lambası
Hayır dedi. E dedim o zâkirleri hasta ya dedim orada bir zâkir var hasta onun etrafında dönecek onlar dedim. Şimdi bunlar normalde insanların beslendiği yerdir. Mesela kadın evde hastalıktan beslenir. Adam ona hiçbir şey diyemez hep hastadır o. Mesela adam yorgunluktan beslenir. Adam eve gider hep yorgundur o. Oradan beslenir. Herkesin beslendiği yer var adam hiç yorgunluğu bitmez. Kadının hiç hastalığı bitmez. Çocuğun ağlaması hiç bitmedi gibi çocuk ağlar istediğini yaptırır ya oradan besleniyor. Oradan besleniyor. Veya da çocuk kırar, döker, çarpar oradan besleniyor. Annesi babası der ki ya şimdi kıracak dökcek ortalığı bunun dediğini yapalım der. Oradan besleniyor. İnsanların beslendiği yer var.
O yüzden o dervişte lastiği patladı ben bir hata yaptım demek ki lastiğin patladı tövbe etti. Mesela şöyle düşünse ben her sabah 100 tane sübhânallâh ve bi hamdihi subhanallahil azim çekiyorum. Ve akşamdan akşama çekiyorum. Benim günahım kalmadı. Cenâb-ı Hak benim tövbemi kabul etti. Neden ben bir işlediğim günahtan dolayı lastiğim patladı diye düşüneyim. Öyle düşünmem. Ben öyle düşünmem. Ben derim ki Allâh yolunda giderken şeytanın işine senin önlerine bir sübet çıkartacak derim. Bir engel çıkartacak derim. Araba yolda arıza yapar. Ben o ne hangi günahı işledim de arabam arıza yaptı demem. Allâh yolunda mücadele eden bir kimsenin önüne engeller çıkacak. Sen on gelirleri açmakla mükellefsin.
Ben açmıyorum tabi de. Selamun aleyküm, aleyküm selâm. Cevdet Usta filan cehirde kaldım diyor. Bir sefer geldi onun arabası da bağlandı. Sigortasını yatırmamış muhasebecisi. Geldi trafik polisiyle ben bir köpeğe vurmuştum. Çektim arabayı yan tarafa geçtim serdim kilimi sergi. Kitap okuyorum Cevdet’i de aradım. Dedim Cevdet eski şehire girerken bir köpeğe vurdum. Arabanın önünden dumanlar çıktı. Dedim gel tamam dedi o normalde geldi. Onun arabayı da bağladı. Biraz atıştı trafik memuruyla. Ona dedik getir ehliyeti muslatı getirdi. O zaman için vergileri mi ne yatırılmayanı bağlıyorlardı. Onun muhasebecisi yatırmamış. Paraları inşaatı yatırmış. Bağladılar arabayı. Biz tabi bir de onun arabayı kurtaracağız diye uğraştık.
O gün sohbete gidemedik. Şeytanın işi ne? Kendi kendime yok günaha mı girdim yok atarlığım. Düşünmem bile ben. Ben şimdi birazdan zikrullâh olacak maddi manevi bütün hastalıklarıma şifa. Bütün maddi manevi sıkıntılarımın şifası burada. Ben onu düşünmem. Ne günahı işlediysem işledim Rabbim. Buradan günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız diyor mu? Bitti. Şems-âbı hoş geldin. florasan lambası gibi yanıyorsun mâşâ’allâh sübhânallâh. Allâh razı olsun. Komşum benim. Allâh razı olsun. Ben öyle düşünmem. Bir kimse otursa zikrullâh alakasına oturdu. Günahları hayra çevrilmiş olarak kalktı. Yarın şimdi lastiğin patladı. Öyle mi diyeceğim? Ben ne günahı işledim lastiğin patladı mı diyeceğim? O zaman yaptığım zikrullâha veyahut da Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözünü inkar etmiş olurum.
Yok. O ne söylediyse heva ve hevesinden söylemedi. Ayetle sabit. O yüzden benim günahımdan dolayı bu böyle oldu diye hiç düşünmem. Aklımın ucundan geçmez. Oradan beslenmem ben. Yapıyorsam oradan besleniyorum. Allâh bizi affetsin inşâallâh. Sor. Babacığım selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Tarih boyunca birçok cemâat ve tarikatlarda dervîşler olmuştur. Ve bu dervişlerin binlerce dervîş olmuştur. Ama bir elin parmakların sayısı kadar seyri sulukunu tamamlayan kişiler olmuştur. Bu noktada o seyri sulukunu tamamlayan kişi de örnek veriyorum. Bin kişiden bir kişidir belki. Bu bir kişinin özelliği neydi ki?
Soru 7: Sahâbenin «Bine Bedel» Özelliği ve «Kadro» Meselesi
Bine bedel birimiz diyor ya ilahide. Kadro yok. Kadro meselesi önemli. Yunus demiş ya sen dervîş olamazsın diye kadro yok. Kadronun açılması lazım bir şeyin olması için kadro açılacak. kadro yok o yüzden demek ki. Zor o seyri sulukunu tamamlamak o yüzden o zorluklara göğüs germek o sıkıntılara göğüs germek o yüzden biraz o zorluklara herkesin katlanması da zor. Katlanabilenler yol alıyorlar. Kendini disiplin edenler yol alıyorlar. Katlanamayan, kendini disiplin edemeyen, yapması gerekenleri yapamayanlar yol alamıyorlar. Bu onunla alakalı. Başka bir şey değil. bu mesela seyri suluk ben şuna inanırım. Bir kimse, bir şahıs bir mürşid-i kâmile intisâb ettiyse onun seyri suluku başlamıştır. Çünkü bir üstada intisâb etmek kadar zor bir şey yoktur.
İnsan nefsi bunu kaldırmaz kolay kolay. Ben dervişlik hayatım boyunca en zor şeyin bir kimsenin bir mürşid-i kâmile bir şeyhe intisâb etmesi olduğuna inanıyorum. Bu gerçekten insan nefsini böyle en çok zorlayan şeylerden birisi. normalde mesela bir peygambere itaat etmek, o peygamberin peygamberliğini kabul etmek nasıl peygamberler yaşadığında insanlara zor geldiyse zor geliyor. Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gibi bir zata insanların inanıp ona biat etmeleri çok zor. Zor geliyor. Çünkü diyorlar ya o da bizim gibi yiyip içiyor, uyuyor. Ve hatta o peygamberlik gelecekse Ebû Cehl öyle diyordu. Onun adı Ebu’l-Hikem’di. bir peygamber gelecek biliyoruz ama o ben olmalıydım diyor.
Bu yetim ümmü’nün ne işi var peygamberlikle diyor. Ve hatta beni İsrail ile hep peygamberleri katlettiler şehit ettiler. Çünkü bir peygambere tabi olmak, bir peygamberi kabul etmek onların nefislerine ağır geldi. Aynı şey Müslümanlar için, Ümmet-i Muhammed için mesela Kur’ân’a sünnete tabi olmak zor. Şimdi Kur’ân’a sünnete tabi olmamış olsa o mesela ona kimse bir şey demez. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap diyen yok ona. Kolay. Müslüman mı?
Soru 8: Müslüman Yeter Mi? — Mürşid-i Kâmil’e Tâbi Olmak ve «Onlardan Sayılır» Müjdesi
Müslüman. Bizim o konuda onu Müslümanlığına söyleyecek bir lafımız yok. Ama bunun içerisinde bir Mürşid-i Kâmil’e tabi olacak. O at dediğinde atacak, tut dediğinde tutacak nefsi ağır gelen bu. Bir ona tabi olmak zor. Çünkü bütün insanlar kendilerini o alimle veya o Mürşid-i Kâmil’le eşdeğerde görüyor. Hatta daha üstün görüyor. Daha üstün görüyor kendisini. Bu aynı şey şeyhlerde de var. Mesela şeyhler daha önceki şeyhlerden üstün görüyor kendisini. Geylânî Hazretlerinden de üstün o örneğin veya Hazret-i Mevlânâ’dan da üstün. Eleştiriyor Hazret-i Mevlânâ’yı da veya Geylânî Hazretlerinde. Zor çünkü onun üstünlüğünü kabul etmek. Mesela Geylânî Hazretlerinin kendi sağlığında kendi zamandaşlarının içerisinde kabul gören bir kimse değil.
Onu kabul etmek zor. Nefsi ağır geliyor. Ve hatta aynı şey mesela Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rumi Hazretlerinin kendi zamandaşlarının kabul etmeleri zor. Kabul etmiyorlar. İtiraz ediyorlar. Aynı şekilde Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rumi Hazretlerinin Şemsettinli Tebriz Hazretlerinin muhabbetini dervîşler kaldıramıyor. Reddediyorlar. Bu nefse ağır gelen şeyler. Bu benim kendi şahsi kanaatim, kendi şahsi duruşum. Bir kimse, bir üstadı buldu, bir mürşid-i kâmili buldu, intisâb etti. Onun seri sülükü başladı. Çünkü böyle bir zamanda her türlü her şeyin negatif anlamda oluk oluk aktığı bir zamanda bir kimse, bir üstadı intisâb etmiş. günlük birini çekiyor. Onun dediklerini yapmaya çalışıyor. Gerçekten bu şeytanla cihâd bu.
Bu heva hevesle cihâd kolay bir şey değil o. Şimdi o dervişe kolay geliyor o. hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri cennetlik olacak olanlara cennetlik ameller kolay gelir. Cehennemlik olacak olanlara cehennemlik ameller kolay gelir der. Şimdi cennetlik olacak olana cennetlik ameller kolay geliyor. Namaz kolay geliyor, oruç kolay geliyor, zikir kolay geliyor, sohbet kolay geliyor. O cennetlik olacak çünkü. İyilik kolay geliyor, güzellik ona kolay geliyor. Öbür kide cehennemlik ya. Cehennemlik olunca namaz zor geliyor, abdest zor geliyor, zikir zor geliyor, dersleri takip etmek zor, şeyhe intisâb etmek zor, onun dediğini yapmak zor, hepsi de zor. Ondan sonra bakıyor siz nasıl yapıyorsunuz bunu diyor.
Kendince. Ama öbür türlü mesela Adem’den itibaren cehennemlik yollar hep kolaydır. Adem’den itibaren. buranın %90’ı genç şimdi örnekliyorum. Meyhaneye gitse, bara gitse, pavyona gitse, sokağa çıksa, kafeye gitse, nereye giderse gitsin hepsine de yakışır. El sebep genç hepsi de. Halleri var. Vakitleri de üç aşağı beş yukarı yerindedir. Oralara gidecek kadar paraları vardır. İyi. onları geçip bırakıp buraya gelmesi kolay bir şey değil. Zor. O zorluğu aşıyorsa o kimse evet seri sülükü başlamıştır onun. Gidip intisâb ettiyse oraya, orada oturuyorsa onun seri sülükü başlamıştır. Ha belki de dervişlemen zirveye koşmak ister. Ondan sonra kolay değil tabi o zirveye koşmak öyle hemen dakikada olacak bir şey değil.
O zaman isteyen, mücadele isteyen bir şey. Ama o kimsenin bu yolda durması dahi büyük ümit beslemesine sebeptir. O kimse örnekliyorum buraya derse geldi. Ümit beslemesine sebeptir. Büyük mesele veya mahalledeki dersine gitti. Büyük mesele. Şimdi komşudan örnek vereyim şimdi Şems abi var bak en arkada. Kalk elini kaldır Şems abi. Şimdi mesela o şahıs benim komşu ben iyi tanışıyoruz. Şimdi o buraya geliyorsa büyük nefis mücadelesi. Bak o normalde bir insanın özünde bir şey yoksa burada canı sıkılır onun. Bak özde bir şey yoksa özde. Onun canı sıkılır burada ne işim var benim burada der. Özünde maya yoksa onun içi daralır burada insanın. Ama mayada bir göl yatağında su eksik olmaz derler ya. Onun göl yatağında maneviyat varsa o canı sıkılmaz burada.
Bu onun gibi bir şey. Yoksa insanlar normalde bu zamanda gerçekten böyle zor bir yola talip olduysa bizim yol kolay değil çünkü. Ben şimdi kolay desem aldatmış olurum. O kolay olmayan bu zor yola talip olduysa onun seri sürükü başlamıştır. Bu bir yarış değil yarış gibi algılanmasın içinden kaç kişi o hale gelir arzu ederiz ki hepsi gelsin. Ama velakin şu hadîs-i şerîfi de unutmayın bu böyle müjdeli bir insan bir topluluğu sevse veya bir şahsı sevse. Onun yaptıklarını yapamasa dahi ondan sayılır. Şimdi bir kimse bir yolu sevmiş Hz. Peygamberden sallallâhu aleyhi ve sellem’den bugüne kadar olan silsileyi sevmiş. Onlar gibi olmasa dahi onlardan sayılır. Bu müjde yeter insana. normal değil çünkü sevmemiş olsa yolda devam etmez yolda devam ediyorsa seviyordur seviyorsa onlardan sayılır.
Müjde.
Kaynakça
- Ahir Zaman Açıklık-Çıplaklık Hadîsleri ve Tesettürün Hükmü: «Sınfâni min ehli’n-nâri lem erahümâ: kavmün me’ahum siyâtun ke-ezâbi’l-bakari yedribûne bihe’n-nâs, ve nisâ’un kâsiyâtün âriyâtün, mümîlâtün me’mîlât, ru’ûsuhunne ke-esnimati’l-buhti’l-mâ’ileh, lâ yedhulne’l-cennete ve lâ yecidne rîhahâ» (Cehennem ehlinden iki sınıf vardır: Sığır kuyrukları gibi kamçılarla insanlara vuran kavim ve giyinik fakat çıplak olan, eğen ve eğilen, başları deve hörgücü gibi olan kadınlar; bunlar cennete giremez ve kokusunu da alamazlar) — Müslim, Sahîh, “Cennet ve Sıfatu Naîmihâ ve Ehlihâ” 52; «Hayâ imandandır» — Buhârî, “Îmân” 16; Müslim, “Îmân” 57-58; Tesettür âyetleri — Nûr 24/30-31; Ahzâb 33/59; tedrîs — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Mü’min’in Vasıfları; modern okuma — Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri.
- Memur ve Âmirin Zulmü Karşısında Müslümanın Tutumu — «Lâ tâ’ate li-mahlûkin fî ma’siyeti’l-Hâlik»: «Yaratıcıya isyân olan yerde yaratılana itâat yoktur» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/131; Buhârî, “Ahkâm” 4; Müslim, “İmâra” 39; «mâ’rûfta itâat» kâidesi — Buhârî, “Cihâd” 108; klasik fıkıh — İbn Kudâme, el-Muğnî, “Ahkâmü’s-Sultân” bâbı; modern tedrîs — Hayreddin Karaman, İslâm’da İşçi-İşveren Münâsebetleri; Mehmet Şener, İslâm Hukuku Dersleri.
- Sûfîde Mânâ Tâbîri ve Hâlin Yorumu — «Müşahede» ve «Tâbîr-i Câ’iz»: Sûfîlerin sebeplerin ardındaki manâyı görme melekesi (firâset) — Tirmizî, “Tefsîr” 16 «İttekû firâsete’l-mü’min» (Mü’minin firâsetinden sakının; çünkü o Allâh’ın nûru ile bakar); Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/35; klasik tedrîs — Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye (“Firâset” bâbı); Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye; Mevlânâ Rûmî, Mesnevî (“dervîşin firâseti” beyitleri); modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî Geleneğin Mîrâsı.
- Mü’minin Birbirine Sahip Çıkması — Hadîs-i Şerîf «el-Mü’min Mer’âtü’l-Mü’min»: «el-Mü’min mer’âtü’l-mü’min» (Mü’min mü’minin aynasıdır) — Ebû Dâvûd, “Edeb” 49; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred 239; «mü’minler birbirine yapışık binâ gibidir» — Buhârî, “Salât” 88; Müslim, “Birr” 65; «sahip çıkma» — Buhârî, “Mezâlim” 4; cimriliğin reddi — Buhârî, “Zekât” 24, 50; klasik tedrîs — Gazzâlî, İhyâ (“Cûd ve Sehâ” bölümü); modern tedrîs — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Mü’min’in Vasıfları.
- Sahâbenin «Bine Bedel» Özelliği ve Kadro Meselesi: «Hayru’n-nâsi karnî, sümme’llezîne yelûnehum, sümme’llezîne yelûnehum» (İnsanların en hayırlısı benim asrımdaki nesildir, sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenler) — Buhârî, “Fedâ’ilü Ashâbi’n-Nebî” 1; Müslim, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 211; «sahâbenin bir avucu sizin Uhud kadar amelinizden hayırlıdır» — Müslim, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 222; klasik tedrîs — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” bölümü; sufî tedrîsi — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/120 (sahâbenin ön plânı); modern okuma — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Klasikleri.
- Mürşid-i Kâmil’e İntisâb ve Sıdk Hadîsi — «Üyhibbu Kavmen Lemmâ Yelhakû Bihim»: Mürşid-i Kâmil’e bağlanmanın hükmü — Tövbe 9/119 «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû’ttekullâhe ve kûnû me’a’s-sâdikîn» (Ey iman edenler, Allâh’tan sakının ve sâdıklarla beraber olun); tefsîr — Râzî 16/157; İbn Kesîr 4/200; «el-Mer’u me’a men ahabbe» (Kişi sevdiği ile beraberdir) — Buhârî, “Edeb” 96; Müslim, “Birr” 165; klasik tasavvuf — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Necmüddîn Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl; modern tedrîs — H. Kâmil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufa Dâir.
- Karabaş Silsilesi ve 2024 Soru-Cevap Sohbeti: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — soru-cevap formatında çıplaklık ahir zaman alâmeti, sûfî firâseti, mürşid-i kâmile intisâb, “bine bedel” sahâbe ölçüsü, “müjde — onlardan sayılır” tedrîsi; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Hakîkat, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı