Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #110 — Mü’min 40/13: «Allâh’a Yönelenden Başkası Zikretmez» ve Münîp Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #110 — Mü’min 40/13: «Allâh’a Yönelenden Başkası…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Topik Girişi & Mü’min 40/13 — «Allâh’a Yönelenden Başkası Zikretmez»; Münîp Tâbiri

48. Nasihat, Mü’min 40/13. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm vemâ yetezekkeru illâ men yünîb Sadekallâhü’l-Azîm Âmîn. Mü’min 40/13. Allâh’a yönelenden başkası zikretmez. Evet yine köken olarak bir zikir geçen ama onu mealcilerin farklı bir şekilde meallendirdiği veya tefsircilerin farklı bir şekilde tefsir ettiği ayetlerden birisi. Tabi ayetin başlangıcında size âyetlerini gösteren. Cenâb-ı Hak o zaman ayetleri insanlara gösteriyor ve normalde delillendiriyor. Allâh kendi varlığıyla alakalı bütün insanlara delillerini apaçık sunuyor. O yüzden eski tefsirciler, selef alimleri, seleftan sonrakiler bunların hepsi de Allâh’ın varlığıyla alakalı herhangi bir konuya girmemişler.

Allah’ı Hakkında

Çünkü bir kimse Allâh’ın varlığıyla alakalı inkar ediyorsa bu konuda varlığını kabul etmiyorsa onların akıllı olmadıklarına hükmetmişler. o kimsede az bir şey akıllı olmuş olsa, az bir şey idrak olmuş olsa Allâh’ın varlığıyla alakalı şüphe düşmez Allâh’ın varlığını kabul eder. Bu hükme varmışlar ve Cenâb-ı Hak’ta bütün insanlara sadece inananlara değil bütün insanlara âyetlerini gösteriyor.


Fussilet 41/53 — Allâh’ın İçsel-Dışsal Âyetleri; Bayındır Melâmî Meşrebi Hâtırâsı

Ayetlerini açıklıyor ve yine Fussilet 41/53’te bunu böyle ilk dervişliğimin başlangıcında. Melami meşrepli olan Bayındır’daki melamiler bu âyet-i kerimeyi çok söylerler konuşurlardı. Ehl-i Sufi bu âyet-i kerimin üzerinde çok konuşur. Fussilet 41/53. Kur’ân’ın hak olduğu onlar için apaçık ortaya çıkıncaya kadar biz onlara delillerimizi hem dış alemde hem de kendi iç alemlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetişmez mi? Yetmez mi? Şimdi Cenâb-ı Hak o zaman hem dış alem dediğimiz varlık aleminde hem de bizim kendi iç alemimizde Cenâb-ı Hak kendi âyetlerini gösteriyor. hem zahirde hem de batında Cenâb-ı Hak kendi âyetlerini, delillerini insanlara gösteriyor. Dışarıdaki delili anladık.

Gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı, burnumuzun kokladığı varlıkla alakalı bu. Ama eski dilde enfüste ve afakta Cenâb-ı Hak kendisini gösteriyor enfüste ve afakta. Hatta biz onlara delillerimizi hem dış alemde hem de iç alemde onlara göstereceğiz. hem içimizde hem de dışımızda. Bir de burada normalde insanları ayırt etmiyor. Mü’mindi, münafıktı, kafirdi, mürtettir, hristiyandı, Yahudiydi ayırt etmiyor. Ve Cenâb-ı Hak bütün insanlara hem iç alemde, enfüste ve afakta kendi varlığının delillerini insanlara gösteriyor. Böyle olunca bir kimsenin Allâh’ın varlığını inkar etmesi mümkün değil. O zaman hem dış alemde hem de iç alemde Cenâb-ı Hak kendi varlığıyla alakalı delilleri sunuyor.

İkinci âyet-i kerîme, gökten rızık indiren odur. normalde gökten yağmur yağdıran, kar yağdıran, dolu yağdıran, güneş ısıtan, güneşten belli bir enerjinin gelmesi, toprağın böyle bitkileri bitirmesi komple. Komple eski yine tefsirciler bunu böyle tefsir etmişler. Ve yine Nahl-i Sûresi 65’te, gökten su indirip onunla öldükten sonra yeryüzünde hayat veren Allâh’tır. Şüphesiz ki bunda işiten bir millet için büyük ibret vardır. O zaman normalde bütün Zariye Sûresinde de rızıklar semadadır der. Zariye Sûresinde de normalde rızıklar semadadır der. Rızıklar semadadır. Ayet-i Kerimin önünde var da rızıklar semadadır der. O zaman normalde bize asıl rızkı zahir olarak bize rızkı indiren de Allâh. Ama bir de işin bâtini tarafı var.

Rızık sadece zahir değil çünkü. bir kimsenin hidayete ulaşması da rızıktır. Bir kimsenin Allâh’a yaklaşması da manevi rızıktır. O yüzden senin kalbine gelen ilham da manevi rızıktır. Senin kalbine gelen hikmet manevi rızıktır. Hidayetin inmesi manevi rızıktır. Senin normalde seher vakti Allâh’ı zikrederken tevhid çekerken senin kalbine inen veya zikrullâh yaparken senin gözünün önüne serilen manevi haller veya halak-ı zikrullahda yaşadığın manevi haller de manevi rızıktır. Bunların hepsini normalde biz evet manevi hal rüya filan bunlarla tarif ederiz. Ama bunların hepsi de nedir? Manevi rızıktır ve bu Cenâb-ı Hak’tan sana gelir. Hadîs-i Şerîfte de Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kim bildiği ile amel ederse Allâh ona bilmediğini öğretir der.

İmâm Ahmed bin Hanbel’den bu hadîs-i şerîf. kim bildiği ile amel ederse Allâh ona bilmediğini öğretir. Bu da manevi rızıktır. sen Allâh’a yaslanır, Allâh’a dayanır, onunla olan irtibatını kuvvetlendirirsen sen normalde bildiklerinle de amel edersen Allâh senin kalbine bilmediğini sana öğretir. Allâh senin gözünün önüne bilmediğini getirir. Allâh senin kulağına bilmediğini üfler. Kulağına üfler senin. O yüzden sen bildiklerinle amel edersen bilmediklerini Cenâb-ı Hak sana öğretecek. Ayet-i kerimede kim Allâh’tan hakkıyla korkarsa Allâh ona bilmediklerini öğretir der. O zaman o kimse Allâh’tan hakkıyla korkmak haramlara düşmemektir. O zaman o kimse o zaman ne yapacak? Cenâb-ı Hak ona bilmediklerini öğretecek.

Hud Sûresi. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh’a ait olmasın.


«Rızık Allâh’a Aittir» — Maddî-Manevî Rızık Tedrîsi; «Bir Adım Gelirse On Adım Gelirim» Hadîs-i Kudsîsi

Ve yeryüzünde gördüğünüz maddi manevi canlıların hepsinde rızkı Allâh’a aittir. Bu noktada Cenâb-ı Hak rızkı kendi üzerine vacip kılmıştır. Hem manevi rızkı vacip kılmıştır hem de maddi rızkı kendi üzerine Cenâb-ı Hak vacip kılmıştır. O zaman manevi rızık olarak kim bana bir adım yaklaşırsa Allâh ona on adım yaklaşır. Kim on adım yaklaşırsa Allâh ona yüz adım yaklaşır. Kim ona yüz adım yaklaşırsa Allâh ona koşarak gelir. O zaman bu bir maddi manevi rızıkla alakalıdır. Bir kimsenin Allâh’a yaklaşması onun maddi manevi rızkına kefildir. E şimdi normalde Allâh’ı muhafaza eylesin. Kimisi de ne yapar? Onları Cenâb-ı Hak der ya onlara bir kimse Allâh’ın zikrini terk ederse Allâh da yok ona bir geçim darlığı verir.

O zaman bir kimse zikretmezse zikirden uzak durursa maddi manevi ona Cenâb-ı Hak bir geçim darlığı verir. Onu rızıkla alakalı demiyor bakın geçim darlığı verir. O zaman o kimse Allâh’tan uzaklaştıkça da bir geçim darlığı verecek. Allâh’a yönelenden başkası da Allâh’ı zikretmez. Burada Allâh’a yönelmesidir. O yüzden normalde Cenâb-ı Hak varlığıyla birliğiyle alakalı delillerini gösterdi. Cenâb-ı Hak hem içsel alemde hem dışsal alemde âyet-i kerimeleri ve kendi bilinmeklerini insanların önüne attı. Ve aynı zamanda da insanların bütün rızıkla alakalı şüphelerini rızıkla alakalı endişelerini Cenâb-ı Hak kendi üzerine aldı. Şimdi bir âyetlerini maddi manevi size açıkladı ve delillendirdi kendisinin var olduğunu.

İki ve sizin insanların en fazla burada şüpheye düştüğü ayağının kaydığı yer rızıkla alakalı. Ve Cenâb-ı Hak rızkını da dedi ki bana ait rızkınız. Rızkınız da bana ait. O zaman üçüncüsü, üçüncü âyet-i kerimin üçüncü maddesine Allâh’a yönelenden başka bir kimse Allâh’ı zikretmez. O zaman normalde burada kula düşecek olan şey Allâh’ı zikretmesi, Allâh’ı tanıması, Allâh’ı bilmesi bu yolda yürümesi o kimsenin. Çünkü normalde Cenâb-ı Hak üzerine kendi üzerinde âyetlerini sergiledi içsel ve dışsal ve rızkı kendi üzerine aldı. Senin yapacak olduğun şey Allâh’ı zikretmek. Burada âyet-i kerimede Allâh’a yönelme olarak münîb sözü geçer âyet-i kerimede.


«Münîb» Tâbiri — İbrâhim 11/75 Hz. İbrâhim’in Hâli; Enfâl 8/2 Mü’minlerin Allâh Anınca Ürpermesi

Münîb iman eden, ibadet eden, zikreden, istiğfar eden, tevbe ve dua ederek Allâh’a yönelmek anlamında kullanılıyor. Münîb birkaç tane daha biraz böyle araştırırsanız münîb sözünün geçtiği 6-7 tane âyet-i kerîme bulursunuz şeyde Kur’ân-ı Kerîm’de. Ama burada bir tanesini ben örnek olarak aldım. İbrâhim 11/75, şüphesiz ki İbrahim çok halim, selim, çok duygulu ve Allâh’a yönelen bir kimseydi. oradaki münîb Allâh’a yönelmek. Allâh’a münîb olan bir kimseydi. Burada Allâh’a yönelmek. Ama bakın bunun normalde öncekini çok halim ve selim. İbrahim Aleyhisselâm’ın en önemli özelliklerinden birisi halim, selim bir şey olması ve duygulu bir kimse. Allâh’ı seviyor. Allâh’a karşı sonsuz bir duygusu var. Ve insanlara karşı çok halim ve selim.

Ve üçüncü, İbrahim Aleyhisselâm’ın üçüncü özelliği münîb. Allâh’a iman eden, ibadet eden, Allâh’a yakın olmaya çalışan, Allâh’ı çokça zikreden bir kimse. münîb dediğimizde o kimse Kur’ân-ı Kerîm’le söylediğimizde imanla, ihlasla, samimiyette, aşkla, muhabbetle Allâh’a yaklaşan, Allâh’a yakın olmaya çalışan. Enfâl 8/2. Müminler ancak o kimselerdir ki Allâh zikredildiği zaman kalpleri ürperir. bu normalde Allâh’a münîb olan, yaklaşmaya çalışanlar Allâh’ı zikrederler. Enfal suresinde de Cenâb-ı Hak diyor ki müminler o kimseler ki Allâh zikredildiği zaman kalpleri titrer. o münîb olan, o müminler Allâh’ı zikrederler. Münîb olmayanlar, Allâh’a yakın olmayanlar Allâh’ı zikretmezler ya da münafıklar Allâh’ı az zikrederler.

Çünkü başka bir ayeti Kerime’de de münafıklar Allâh’ı az zikrederler der. Sahâbe sorar Hz. Peygambere sallallâhu aleyhi ve sellem’e. biz nasıl çok zikreden oluruz? O da ayeti Kerime’yi söyler. Namazlardan hemen sonra, o iman edenler namazlarını kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken, yanlarının üzerine yatarken Allâh’ı çokça zikrederler. Bu ayeti Kerime’yi söyler ve Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah der ki Bir kimse ayaktayken, otururken yanların üzerine yattığında bu Allâh’ı çokça zikredenlerin sınıfına girer der. Ve yine Ebû Derdâ’dan nakledilen hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok arttıracak, melikiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş boyuştamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanlarınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından daha hayırlı amellerinizi haber vereyim mi?

Bu nedir ey Allâh’ın Resulü dediler? Allâh’ı zikretmektir buyurdu. Tirmizî’de, İbn Mâce’de, İmâm Ahmed b. Hanbel’de geçiyor. Ve normalde o zaman Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri burada normalde altın ve gümüş boyuştamanızdan dediği zekat, sadaka. Ardından düşmanlarınızla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan dediği cihâd. çıktın savaş meydanına düşmanın boynunu vurdun. İkincisi, düşman senin boynunu vurdu, şehit oldun. Bakın ikincisi ne? Düşman sizin boynunuzu vurdu, şehit oldun. Bundan daha evla, daha kıymetli, daha faziletli amellerinizi söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah, Allâh’ı zikirdir. Demek ki Allâh’ı zikretmek, Allâh’ı zikretmek. Zekat vermekten de, cihâd etmekten de, cihâd meydanında düşmanın boynunu vurmak veya senin boynunun vurması şehit olmandan da daha faziletlidir Allâh’ı zikretmek.

O yüzden normalde bütün ibadetler Allâh’a yaklaşmakla alakalıdır. Namaz Allâh’a yaklaşmakla alakalıdır, zekat Allâh’a yaklaşmakla alakalıdır, oruç Allâh’a yaklaşmakla alakalıdır. Ama normalde bu bütün cihâd Allâh’a yaklaşmakla alakalıdır. Hepsi de bakın, yapılan normalde farz ibadetler veya nafile ibadetler bütün hepsi de Allâh’a yaklaşmakla alakalı ibadetlerdir. Ama bunların en yükseği Allâh’ın zikirdir. Allâh’ın zikirdir. Allâh’ın zikrederken zikrin en faziletlisi de La ilâhe illallah’dır. Zikrin en faziletlisi. Ve bütün sahâbe, bütün tabiin, teba’i tabiin, bütün arifi billah olan bütün zatların hepsinde ortak buluştukları nokta tevhiddir. La ilâhe illallah’dır. Ve Cenab-ı Hakk’ın peygamberleri göndermesi, peygamberlerle beraber kitap ve hikmet göndermesi hepsi de yeryüzünde tevhidin hakim olması ile alakalıdır.

Allâh’ın bilinmesi, Allâh’ın tanınması, Allâh’ın zikredilmesi ile alakalıdır. Ve bütün peygamberlerin çağırdığı nokta tevhiddir. La ilâhe illallah’dır. Kurtuluş ondadır çünkü. O yüzden normalde aslında İslâm’ın hakikati, İslâm’ın özü durduğu nokta tevhiddir. İslâm’ın özünü, özü tevhiddir. Bütün İslam çarkı tevhidin üzerinde döner. Tevhidsiz bir İslam çarkı düşünülemez. Zikirsiz bir Müslüman düşünülemez. Bakın düşünülemez. Bir Müslüman zikirsiz düşünülemez. O yüzden münafıklık alamet-i hükmüne koymuş. O münafıklar var ya Âyet-i Kerîme, Allâh’ı az zikrederler. Münafıklık alamet-i Allâh’ı az zikretmek. Çünkü İslam burada normalde o tevhidin üzerinde döndüğü için, la ilâhe illallah’ın üzerinde döndüğü içindir.

Bütün ibadetler, bütün hayır hasenetler, bütün yapılacak olan işler tevhidin üzerine kuruludur. o tevhid içerisinde imanı alır, tevhid içerisinde ameli alır, tevhid içerisinde ahlak alır. Tevhid bütün ibadetleri içinde alır. Ve bütün ibadetlerin bütün Allâh’a yaklaşma sebeplerinin, yollarının buluştuğu merkez tevhiddir. La ilâhe illallah’dır. Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yeryüzü la ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum der. Bunlar bize unutturulan hadisler.


Tirmizî-İbn Mâce-İmâm Ahmed Hadîsi — «Zikrullâh Cihâttan Üstün»; «Lâ İlâhe İllâllâh En Faziletli Zikir»

Bakın Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yeryüzü la ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum diyen peygamberdir. O zaman ümmet kendisine hedef olarak yeryüzü la ilâhe illallah deyinceye kadar mücadele etmek, cihâd etmek, tebliğ etmek bununla alakalı hedefe bunu koyup koşmakla mükelleftir. Hayatın merkezi budur. Dinin nasıl merkezi la ilâhe illallah ise senin bir müminin de hayatı la ilâhe illallah’dır. Ve yeryüzü la ilâhe illallah deyinceye kadar mücadele etmekle memurdur Müslüman olan kimse. O yüzden ben sufili kenara çekilip Allâh’ı zikretmek olarak nitelendirmem. Yok hayır. Tüm sufi kardeşler kendi bulundukları alanda kendi bulundukları mahalle tevhide davet edecekler insanları.

İslam’a davet edecekler. Allâh’ın zikrine davet edecekler. Bakın tarikatınıza davet edin demiyorum. Şeyhinize davet edin demiyorum. Mehsebinize meşrebinize yolunuza davet edin demiyorum. Bütün insanları tevhide davet etmekle mükellefiz. Nasıl İslam tevhidin merkezinde tevhidin etrafında o çarkta yürümekse dönmek ise o çarkın içerisinde biz mümin olarak müslüman olarak tevhidi kendi merkezimize alıp o merkezin etrafında dönmekle mükellefiz. Zikirsiz bir hayat, zikirsiz bir gün, zikirsiz bir yatak, zikirsiz bir gündüz veya gece, zikirsiz bir yürüyüş o kimsenin hesabını veremeyecek. Veya da sonuçta hesap vereceği bir şeydir. O yüzden gününüz, ayınız, yılınız, ömrünüz o tevhid üzerine olup zikrullâh ile geçmek zorundadır.

O yüzden o zikrullâh ister dil ile olsun, ister kalp ile olsun, ister sır ile olsun, ister ruh ile olsun. Bütün her şeyiyle sende tecelli etmesi gerekir. Hem fiiliyatta senin dışarı karşı olan fiiliyatlarında afakta hem de iç alemde, enfüste o tevhidin sende oturması lazım. sen hem dışsal dünyada hem de içsel dünyada o tevhidi ve o tevhid düşüncesini o tutturman lazım. dil ile zikretmen lazım bu muhakkak. bunu küçümsediğimi zannetmeyin çünkü zikrullâh dil ile başlar. Bırak küçümseyenler küçümsesin seni. Sen otur dil ile tevhid çek. Sen kendin de bunu küçümseme. Şeytan sana vesvese verir yıllardır sen zikrullâh gidiyorsun hala da dil ile zikrediyorsun der. Bu şeytanın vesvesesidir. Vallahi de billahi de tillahi de dil ile Allâh’ı zikretmekte cihattır.

Bu konuda şeytanın vesvesesini kır. Yok hal göremedin, yok rüya göremedin, yok bunca yıldır dervissin bir şey eremedin. Bu normalde şeytan sana bu vesveseyi verir. Elhamdülillah ben hiçbir şeye eremedim de kendini hiçliğe at tevhide devam et. Bazen arkadaşlar böyle bir şey oluyor ben tevhide devam et diyorum. Çok özür dilerim bazen onu küçümsüyorlar. Mûsâ aleyhisselamın kıssası gibi Mûsâ aleyhisselâm demiş ki nasıl ibadet edeyim, ne yapayım, nasıl zikredeyim. Tevhide devam et demiş. Demiş ya Rabbi bunu herkes yapıyor. Mûsâ kendine özel bir şey istiyor. Bakın Mûsâ kendine özel bir şey istiyor. Özel bir esma istiyor. Bazen derviş kardeşler de şu var, bu var, şu var, bu var böyle anlatıyor. Ben tevhide devam et diyorum. onu ben içsel dünyada o diyor ki ya bunu herkese söylüyorsun.

Ya Mûsâ’laşma. Cenâb-ı Hak Mûsâ’ya dedi, peygamberine dedi. Kelimullah’ına dedi tevhide devam et deyince Mûsâ dedi ki bunu herkes söylüyor, herkes yapıyor. Ya Mûsâ tevhidimi hafife mi alıyorsun? İkaz geldi anında. Tevhidimi hafife mi alıyorsun? Bütün varlığı dedi. Bir kefeye koysan, tevhidimi bir kefeye koysa tevhidimi ağır basardı dedi. Kardeş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hastalığına birisi hastayım dedi. Ona dedi ki bal şerbeti iç. Geldi. Dedi ki geçmedi. Dedi ki o bal şerbeti iç bir daha. Üçüncüsünde bir daha geldi. Yine bal şerbeti iç deyince ben içiyorum deyince bu sefer onun midesine göbeğine elini uzattı. Dedi ki bu mu yalan söylüyor, ben mi yalan söylüyorum dedi.

Ya bu yalancı ya ben yalancıyım dedi. Bu sefer sahâbe tövbe etti. Evet şifası geldi. Şimdi tevhide devam et deyince sakın ha bir başkası da olabilir. Sana şakadan da birisi öyle söylese Allâh razı olsun kardeşim de. Bu uyarı Allâh’tan de o tevhide devam et. Çünkü tevhid her şeye ağır basar. Allâh’ı zikir her şeye ağır basar. En fazileti ibadettir. Rabbim o ibadeti bizleri edenlerden eylesin. Son kelam Ankebût 29/45. Ey Muhammed sana vah yolundan kitabı oku. bazen derler ya böyle itiraz edecekler ya namaz da zikirdir. Otur edepsizlik yapma cahil adam. Biz namazın zikir olduğunu bilmiyor muyuz? Ve hatta der ki namaz da zikir. İyi kardeş namaz da zikir kabul ettik. Bakın âyet-i kerîme ne diyor?

Küstahlık yapma. Kendi kendine bilgisilik taslama. Otur oturduğun yere. Sen Allâh’ı zikretmek istemiyorsun. Sen Allâh’ı zikretmek istemiyorsun. Münafıklık alameti var senin üzerinde. Zaten münafıklar Allâh’ın zikrine karşı çıkar. Münafıklar Allâh’ı az zikreder. Münafıklar hem zikir yapanı, zikredeni hem de zikrullâh’a karşı hem zikre karşılardır hem de zikredene karşılardır. Onlar Müslümanız derler münafıktır onlar. Düşman olan kâfirdir. Ve bir kimse zikre ve zikredilene düşman olarak ölürse kafir olarak ölür. Bakın zikre ve zikreder, zikredeni. Bir zikir var bir de zikreden var. Zikreden neden düşman? Zikrettiği için düşman. Kafir olarak ölür. Yaklaşın böyle yanaş. Kımıldan. Yaklaşın yaraçın yeni gelen kardeşlere.

Şimdi Ankevut âyet 45’te Ey Muhammed sana vahiy olundan kitabı oku. Kuran-ı Kerim’i oku. Buradaki okumak ne? Sadece okumak değil ya onu yaşamak. Evet oku dur devam ediyoruz. Çünkü âyet-i kerîme de oku diyor. Burada normalde okumayı da hafife alma. çıkıyor bir kısım ilahiyat profesörleri işte namazda siz bu âyet-i kerimi okuyorsunuz. âyet-i kerîme faizden bahsediyor. Orada hacı amca ağlıyor. Ya onun ağlaması Kur’ân’dan ilahi bir kelam. Anlamadan ağlıyor. Ya bırak anlamadan ağlasın. Sen anladın da ne oldu? Sen anladın küfre düştün. Sen anladın da ne oldu? Anlayıp akılsızlardan oldun. Anladın da ne oldu? Münafıklardan oldun. Allâh muhâfaza eylesin. Alay etme. Bu Müslümanlar Kuran-ı Kerim ilmi vardı da öğretiliyordu da öğrenmediler mi?


«Tevhîde Devâm Et» Mûsâ Aleyhisselâm Kıssası; «Tevhîd Bütün Varlığa Ağır Basar»; Münâfık Tâbiri

Daha düne kadar Kur’ân kursları yasaktı bu ülkede. Hatta çıktı siyasetçinin birisi dedi ki bu Kur’ân kurslarını kapatacaksın, bu medreseleri kapatacaksın, bir tane bulldezar alacaksın hepsini de yıkacaksın dedi. Müslümanlar bir ses çıkarabildi mi ona? çıksaydı bir Müslüman siyasetçi yok da görmedik daha. Çıksaydı deseydi bu genelevlerini yıkacaksın bulldozerle. Bu meyhaneleri bulldozerle yıkacaksın, bu genelevilerini bulldozerle yıkacaksın. Desen ne olurdu acaba Türkiye? Birisi çıkıp dedi mi yıllardır Manukyan bu memleketin kadınlarını gitti pazarladı sattı, vergi rekortmeni oldu. Birisi kalkıp da bu Manukyan’ın kerhanelerini yıkacaksın, bir bulldozer bulacaksın hepsini yerle yeksan edeceksin dedi mi?

Ne? İmam Nika’nın kim kıydıysa atacaksın içeri diyor. İyi bir tanesi de çıkıp diyor mu fuhuş yapanı kim fuhuş yaptırdıysa, fuhuşa ne açtıysa atacaksın içeri diye biliyor mu? Diyemiyor hiç kimse. Müslümanlar Şamaraoğlu’nun gibi o diyor ki bütün medreselerini yıkacaksın olmadı zaten 28 Şubat’ta ne yaptılar gittiler el koydular. Herkes sustu. 28 Şubat biz devam ediyor dediğimizde kızdı herkes bize. İstediği zaman el koyar gene. Evet değişmez bir şey Allâh bizi affetsin. Âyet-i Kerîme’ye dönüyoruz Ankebüt âyet 45. Sana vah yolundan kitabı oku namazı dost doğru kıl. Şüphesiz ki namaz insanı fuhuş ve kötü şeylerden alıkoyar. Bakın Kuran-ı Kerim okumayı ayırdı namaz kılmayı da ayırdı. Ey benim cahil Müslüman kardeşim.

Ey profesör unvanlı cahil Müslüman kardeşim. Profesör unvanlı cahil Müslüman kardeşim. Okuduğunu anlayamayan profesör ilahiyatçı kardeşim. Okuduğunu anlamaktan uzak olan, uzak olan, diyanetçi, ilahiyatçı profesör kardeşlerim. Okuduğunuzu anlamaktan mı istemiyorsunuz yoksa anlamıyor musunuz? Siz Allâh’ı az zikrettiğinizden dolayı sizin kalbi aklınız zaten çalışmaz vaziyette. Allâh’ı zikrettiğinizden dolayı aklınız da çalışmıyor normal aklınız da çalışmıyor. O da donmuş bu vaziyette çünkü akılsızsınız. Akıllı gibi görünseniz de. Ayeti Kerim’in sonunda diyor ki Allâh’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Alın bu ayeti kerimeyi böyle kendinize böyle bir muska yapın. Muska yapın. Bu cahil kısma söylüyorum.

Asın boynunuza bunu. Bu ayeti kerimi boynuna assan bu boynuna astın o muska dair senin kurtuluşuna sebep olur. Öyle kalkıp da televizyonlarda orada burada bunu söyleyenler decyalizme hizmet eden, emperyalizme hizmet eden, tahta hizmet eden kimseler. Başka bir şey değil. Bunlar direkt münafık insanlar. Allâh’ın zikrine düşman olan savaş açan kimseler kafirden başka bir şey değildir. Başka hiçbir şey değildir. Zikredenleri horhakir görenler. Münafıktan başka bir şey değildir. Zikredenlerle alay edenler. İmansız bu dünyadan göçüp giderler. İmansız göçerler. Bu dünyadan imansız kur’anla alay edenler. bir arada dedi ya bakara takara tukara diye birisi. İmansız göçer gider. Siz kur’anla alay edemezsiniz.

Siz Hz. Muhammed Mustafa’yla sallallâhu aleyhi ve sellemle ve onun sünnet seneyesiyle alay edemezsiniz. Onun hadisleriyle alakalı alay edemezsiniz. Dinin herhangi bir rütnünü yaşayan bir kimseyle alay edemezsiniz. Gidip orada taş atıyorlar şeytan taşlıyorlar. Sen o rükünle alay edemezsin. Bu senin münafıklığını gösteriyor. Ne buluyorsunuz beytullah’ı gidip tavaf etmekte? Tavaf etmekte taş işte. Sen bunu küçümseyemezsin. Hac ibadetini küçümseyemezsin. Beytullah’ı tavaf etmeyi küçümseyemezsin. Küçümsersen kafir olarak bu dünyadan göçüp gidersin. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Allâh’ı zikretmek en büyük iştir. Allâh’ı zikredenlerde münîb olan insanlardır. Allâh’a yakın olan insanlar Allâh’ı zikreder.

Allâh’tan uzak olanlar Allâh’ı zikretmez der. O Allâh’tan uzaktır. O kendince kendi haklılığını söyler durur ama. Yıllardır dinliyorum ben de onların hepsini de. Onlar kendilerince kimisi der ki Hazret-i Peygamber böyle zikretmedi. Öyle ya. Bir sürü hadîs koyarsın önüne. Bu sefer der ki bu hadisler doğru mu? Buhârî’den Müslim’den, Tirmizî’den indirirsin aşağı. Onlara da inanmaz. Çünkü o inanmayacak. Rabbim bizleri inananlardan eylesin. Cenâb-ı Hak bizleri her daim zikredenlerden eylesin. Âmîn. Kur’ân-ı Kerîm ve al-i tefsir, ilm-i hal ve hadîs kitabı olarak hangi kitapları okumamı tavsiye edersiniz? Bunları zaman zaman Telegram sayfasında paylaşıyorum. Ama tekrar mesela meâl okacaksınız. hangi meâl tavsiye edeyim ki ben size? okuyun bir meâl de.

Gidin Elmalılı’nın meâlini okuyun. Örnekliyorum onu. Onu dahi çevirenler bazı yerlerinin kafalarına göre çevirerekten, değiştirerekten sadeleştiriyorlar.


Q&A: Tefsîr-Hadîs-İlmihal Kitap Tavsiyeleri (Taberî, Elmalılı, Kütüb-i Sitte, Tergîb-Terhîb, Kudûrî, Hidâye)

Yani meâl gerçekten sıkıntılı bir durum. Ama okumayın diyemem. böyle bir şey söylemem. Elmalılı’nın meâlini okuyabilirsiniz sıkıntı yok. Tefsir olarak taberi tefsirini ben çok eski bir tefsirdir. Genel olarak taberi tefsirine bakıyorum. bir mesele, bir sohbet falan hazırlayacaksam ona bakıyorum genel olarak. Ona bakabilirsiniz. Hadis kitabı da burada da normalde mali durumunuz uygunsa gidin Kütüb-i Siddî’yi alın İbrâhim Canan’nın. Veyahut da Rudânî’yi alın Cem’u’l-Fevâid’i alın 16 için. Normalde Tirmizî’yi alabilirsiniz. Diyanetin bastırdığı Riyâzü’s-Sâlihîn var Üç Cilt Nevevî’nin. mali durumunuz yetmezse onu alabilirsiniz gibi. Tergîb var. Terhif ve Tergîb var. Yedi cilt. Normalde o Tergîb ve terhibi yazarı şafidir kendisi ama onda da böyle hadîs olarak doyurucu bir kitap onu alabilirsiniz.

Hadis kitap olarak. Başka ilmihal demiş. İlmihal olarak da eğer mümkünse Kudûrî tek cilt var ona bakabilirsiniz. Bir de el-Hidâye var dört cilt. Ona bakabilirsiniz. daha geniş istiyorum derseniz İbn Âbidîn’i alabilirsiniz. Fetâvâ-yı Hindiyye’ye alabilirsiniz. Serahsî’nin Mebsûtu var. Onu alabilirsiniz daha geniş. Biraz daha geniş. Bu kadar. Üç erkek çocuk annesiyim eşim. Eşim çocuklarımla beni çok aşağılayarak konuşuyor. Çocuk babanın çok zor olduğundan yakınıp, boşanıp, emekli olup başka yere gitmek istediğini söylüyor. Sonra da çok iyi bir şekilde derse gelip mülayim oluyor. Öyle oluyorlar genelde. Evet. Emekliliğini beklemesin. Şimdiden başansın, alsın çocuklarında gitsin o zaman. Öyle buraya gelince herkes mülayim.

Burada mülayim herkes. Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. Bunlar normalde burada oturan kimseyi derinden yaralayan meseleler. Şimdi bir mücadele veriyorsunuz. Ve şimdi diyeceksiniz herkesin sevabı günahı kendine. Evet eyvallâh. Biz isteriz ki herkes iyi olsun. Şimdi biz arkadaşları kardeşleri böyle kendi kardeşimiz, canımız, evladımız gibi görüyoruz. Böyle olunca şöyle düşünün. bir çocuğunuz var. Çocuğunuzun eksikliğini veya kusurunu gelip birisi sizin yüzünüze söylüyor. Örnek. E o anne baba nasıl üzülüyorsa, çöküyorsa e burada oturan da çöküyor. Bunun daha ağırları var. ben yıllardır bangır bangır bağırırım eşlerinizi dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin, sulmetmeyin. Normalde bazen öyle diyorum ya bunu rüyanızda görseniz ertesi gün şakülünüz kayar.

E görüyorsun bunu. Görüyorsun. Uyanıyorsun veya uyanırsın. Görüyorsun. Uyanıyorsun veya uyanırsın. Dua ediyorsun, yalvarıyorsun, yakarıyorsun. Bazen böyle tekrar konuları burada konuşmaya artık ben bile utanıyorum. Neden? Ya bunu defalarca söylüyorum. Bunu defalarca anlatıyorum. Yapmayın diyorum. Yapmayın. Nasıl söyleyeyim bedduam edeyim, o vuran elin kurusun mu diyeyim. bir üstad konumundaki bir kimse böyle bir beddua eder mi? Etmez. Ama canı yanıyor insanın. Canı yanıyor. senin kız kardeşinin birisi kafasını gözünü kırsa ne yaparsın? Senin kızının birisi kafasını gözünü kırsa ne yaparsın? Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerîme’de eşleriniz size Allâh’tan bir emanettir demiş. Ne yaparsınız? Ne yaparsınız?

Allâh muhâfaza eylesin. Gerçekten üzücü şeyler. Hatta daha ilerisine söyleyeyim zaman zaman bunları böyle gördüğümde yaşadığımda böyle bizatihi kendi kendime şunu dediğim zamanlar çok. Mustafa Özbağ seni dinleyen yok, eden yok. Çekil kenara. yapacak bir şey yok. sen normalde demek ki dinlenilecek bir insan değilsin. Sözün de geçerli değil. Gerçekten bunu zaman zaman düşünmüyor değilim yani.


Q&A: «Eşinin Aşağılayarak Konuşması» — Aile Hukuku, Boşanma; «Kadın Dövme» Yasağı

Çekil kenara diyorum. diyorum ki tamam. Ben diyorum ki tamam. Kenara çekilmek de sünnet-i seneye de var çünkü. bir kimsenin Darülharpte tebliği bırakıp bir köşeye çekilmesi de sünnet-i seneye de var. Ha benim yolum mu? Değil. Ben hiçbir zaman böyle bir en şedid zamanda dahi böyle bir şey düşünmedim. Ama bu tip şeyler insanı üzüyor. Beni üzüyor. Ben derinden etkileniyorum. Etkilenmiyorum desem yalan söylemiş olur. Ve hatta böyle İslâm’ın adabına, erkanına, ahlakına verdiğimiz mücadeleye uygun olmayan bir davranış. Bu ne olursa olsun. Bunları böyle dervişlerden görünce gerçekten üzülüyorum. ben onu böyle çabuk atlatabilen bir kimse değilim. Duygusal bir insanım ben. Dışım kaba gibi görünür ama ben fazla etkileniyorum.

Bu sefer diyorum ki hatta kendi kendime bir yerde bir şeye şahit oluyorum. Bir daha diyorum düğün, dernekte, nişan, nikahtı gitmeyeyim diyorum. Üzülceğime gitmeyeyim diyorum. Veyahut da bir şey oluyor, görüyorum diyorum ki bundan sonra diyorum bundan uzak durayım. Veyahut da elinle birisini evlendiriyorsun, problem çıkıyor bir bakıyorsun adam dövmüş onu kadını. Diyorum ki bundan sonra kimsenin evliliğine karışmayın. Bundan sonra diyorum yapma Mustafâ Özbağ, geri çekil diyorum. Sebep ya kardeş ya o kızı sana dövesin diye mi verdik? Ne diye verdik sana? Zulmedesin diye mi verdik? Ağzını burnunu kırasın diye mi verdik? Neden verdik? Bunlar üzücü şeyler Allâh bizi affetsin. Veyahut da kadını aşağıladın.

Ne geçti eline? Boşa ya. Sen o kadını aşağılayacağını boşa kardeş. Sen onu dövacağını boşa. Yeminle söylüyorum boşa. Valla da billa da tilla da yediğimden yedireceğim içtimden içireceğim ya. Boşa ya. Boşa. Rezzet olan Allâh. Ben onu duymayayım yeter. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh anıldığı zaman kalplerin ürpermesi nedir? Kalbin ürpermesinin fiziksel belirtileri nelerdir? Kalbin ama sevinç de huşu içerisine bürünmesi ama hayret noktasında debdebe’yi yaşaması, hayret perdesinden hayret perdesine geçmesi. Rabbim Allâh’ı öyle zikredenlerden eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mü’min 40/13 — «Vemâ Yetezekkeru İllâ Men Yünîb»: «Hüve’llezî yürîküm âyâtihî ve yünezzilü leküm mine’s-semâi rızkâ, vemâ yetezekkeru illâ men yünîb» (O, size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indirendir; ancak O’na yönelen kimse zikreder/öğüt alır) — Mü’min 40/13; Taberî, Câmiu’l-Beyân 24/56; İbn Kesîr, Tefsîr 7/142; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 27/35; «münîb» kelimesinin Kur’an’da geçtiği yerler — İbrâhim 14/75; Mü’min 40/13; Sebe’ 34/9; Kâf 50/8, 33; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Fussilet 41/53 — İçsel-Dışsal Âyetler: «se-nürîhim âyâtinâ fî’l-âfâkı ve fî enfüsihim hattâ yetebeyyene lehum ennehu’l-Hakk, evelem yekfi bi-Rabbike ennehû alâ külli şey’in şehîd» (Biz onlara delillerimizi hem dış âlemde hem de kendi iç âlemlerinde göstereceğiz, böylece Hakk olduğu apaçık ortaya çıkacak; Rabbinin her şeye şâhit olması yetmez mi?) — Fussilet 41/53; Taberî, Câmiu’l-Beyân 24/126; «âfâk-enfüs» (dış-iç) tefsîri — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «melâmî meşrebi» — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • «Rızık Allâh’a Aittir» — Hûd 11/6: «vemâ min dâbbetin fî’l-ardı illâ ala’llâhi rızkuhâ, ve ya’lemu müstekarrahâ ve müstevdaahâ» (Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh’a ait olmasın) — Hûd 11/6; Ankebût 29/60; «zikri terk edenin geçim darlığı» — Tâhâ 20/124 (ve men a’rada an zikrî fe-inne lehû maîşeten danken); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «kim bana yaklaşırsa» Hadîs-i Kudsîsi — Buhârî, Tevhîd 50 (7536); Müslim, Zikr 2 (2675); Tirmizî, Daavât 131 (3603).
  • «Münîb» Tâbiri ve Hz. İbrâhim’in Halîm-Selîm-Münîb Hâli: «inne İbrâhîme le-halîmun evvâhun münîb» (Şüphesiz İbrâhim çok halîm ve selîm, çok duâ eden ve Allâh’a yönelen bir kimseydi) — İbrâhim 11/75; «evvâb» — Sa’d 38/30, 44; «münîb» kelimesinin etimolojisi — Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât «n-w-b» mad.; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; «Allâh’a yönelmek-iltica» tedrîsi — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem.
  • Enfâl 8/2 — «Mü’minler Allâh Anılınca Ürperir»: «inneme’l-mü’minûne’llezîne izâ zükira’llâhu vecilet kulûbuhüm, ve izâ tüliyet aleyhim âyâtuhû zâdethum îmânen ve alâ Rabbihim yetevekkelûn» (Müminler ancak o kimselerdir ki Allâh anıldığı zaman kalpleri ürperir, âyetleri okunduğunda îmânları artar ve sadece Rablerine tevekkül ederler) — Enfâl 8/2; Hac 22/35; Zümer 39/23; «kalbin ürpermesi-huşû» tâbiri — Mü’minûn 23/2; modern okuma — Bediuzzamân, Lemalar 13. Lema.
  • «Allâh’ı Zikretmek Cihâttan Üstün» Hadîsi: «elâ ünebbiüküm bi-hayri a’mâliküm, ve ezkâhâ inde melîkiküm, ve erfaıhâ fî derecâtiküm, ve hayrun leküm min infâki’z-zehebi ve’l-veriki, ve hayrun leküm min en telkav adüvveküm fe-tedribû a’nâkahum ve yedribû a’nâkaküm… zikrullâhi te’âlâ» (Size en hayırlı, en temiz, derecenizi en çok arttıracak, altın-gümüş bağışından ve düşmanların boyunlarını vurmanızdan-onların sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı ameli haber vereyim mi? Allâh’ı zikretmektir) — Tirmizî, Daavât 6 (3377); İbn Mâce, Edeb 53 (3790); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/195; Mâlik, Muvatta 1796; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Mûsâ ve «Tevhîde Devâm Et» Kıssası: «Mûsâ: Ya Rabbi bana özel bir esmâ öğret; Allâh: Lâ ilâhe illâllâh de; Mûsâ: bunu herkes söylüyor — sufî hâtırâtı» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 4/132; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/325; «tevhîd bütün varlığa ağır basar» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; «Hz. Peygamber’in bal şerbeti hadîsesi» — Buhârî, Tıb 4 (5684); Müslim, Selâm 31 (2217); modern okuma — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Tefsîr-Hadîs-İlmihal Kitap Tavsiyeleri: Taberî Câmiu’l-Beyân (30 cilt — Hisar Yay. tercüme); Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili; Kütüb-i Sitte (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce) — Türkçe tercüme: Hayrettin Karaman vd. Hadis Külliyatı; İbrâhim Canan tercümesi Hadîs Ansiklopedisi: Kütüb-i Sitte; Rudânî, Cem’u’l-Fevâid min Câmii’l-Usûl ve Mecmai’z-Zevâid; Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb; Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn; Kudûrî, el-Muhtasar; Mergînânî, el-Hidâye; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; el-Fetâvâ’l-Hindiyye; Serahsî, el-Mebsût.
  • Aile Hukuku — «Eşinin Aşağılayarak Konuşması» ve «Kadın Dövme» Yasağı: «Hayrünâs hayrünâ li-ehlihî» (En hayırlınız ailesine en hayırlı olandır) — Tirmizî, Menâkıb 63 (3895); İbn Mâce, Nikâh 50 (1977); «kadına eziyet eden mü’min değildir» — Buhârî, Edeb 41-42; Müslim, Birr 34-37; modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «boşanma-aile uyuşmazlığı» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Karabaş Silsilesi ve Münîp-Zikrullâh Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş münîp-zikrullâh tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Silsile, Tevekkül, Hayret. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı