Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #85 — «Ateş-i Aşk» İlâhisi, Maraz-ı Kalb, Harâma Meyletme ve Hadîs-i Şerîfler

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #85 — «Ateş-i Aşk» İlâhisi, Maraz-ı Kalb, Harâma…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış: «Ateş-i Aşk» İlâhisi — Karabaş Halkası Geleneksel Tatbîki

İmme Kaya ve Kaldırı Bamin diye, Arapakta yuvarlayın, Tutsamal’a yuvarlayın. Geç açsana yode yode, Tiyerim döndürül yode. Çok döndümden kode kode, İksem olay olayın. Derviş yolu tırcadide, Çolukmuşlu bimanide, Dilim zikri Kur’anide, Varsamılay’a yuvarlayın. Gel gel yanalım ateşi aşk, Sulemelelim Allâh ateşi aşk. Ey padişahım affet günahım, Yanma kat yanma Allâh ateşi aşk’a. Gel gel yanalım ateşi aşk, Ey padişahım ateşi aşk, Yanma kat yanma Allâh ateşi aşk’a. Dervişlerin yanına, Söğüt güne gelen gelsin, Bu azamet oymayı, Yatıp sindiren gelsin. Hu! Hu! Henan Allâh, Hu! Menan Allâh, Hu! Seyyar Allâh, İllallah. Dervişlik bir lokmadır, Yerliyle gökte olur, Bu azamet oymayı, Yatıp sindiren gelsin.

Dedim Hakkında

Hu! Hu! Henan Allâh, Hu! Menan Allâh, Hu! Seyyar Allâh, İllallah. Dervişin gözü açı, Dönü güne uyanır, Bu sözü Rabbin tadı, Varmadan gören gelsin. Hu! Hu! Henan Allâh, Hu! Menan Allâh, Hu! Seyyar Allâh, İllallah. Âmîn. Âmîn. Oturun geçin. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i, Hakk’ı, Hakk’ı batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Rabbim, Hakk’ı, Hakk’ın yolunda mücadele eden, batılı batılı bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim, Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de, Fas’ta, Tunus’ta, Türkiye’de, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara yardım eylesin.

Âmîn. Onlara kurtuluş nasip eylesin. Âmîn. Onları kâfirlerin karşısında galip eylesin. Âmîn. Onlar zulmeden içeride dışarıda her ne varsa hepsini de helak eylesin. Âmîn. Hepsini kahr u perîşân eylesin. Âmîn. Karunu batırdığı gibi onları da batırsın. Âmîn.


Niyâz ve Sohbet Girişi: Mü’minin Hakkı-Bâtılı Bilmesi

Âmîn. Birkaç haftadır devam eden sohbet serisine devam edeceğiz inşâallâh. Bugün de Allâh izin verirse inşâallâh. Münâfikūn kalbini. o normalde Nisa 142’deki münafıklar Allâh’ı pek az zikrederler. Bununla alakalı bir kısa inşâallâh sohbet edeceğiz. Rabbim inşâallâh tehsirli eylesin. Âmîn. Allâh’ın adını okuyor. Allâh’ın adını okuyor. Allâh’ın adını okuyor. Allâh’ın adını okuyor. Âmîn. Nisa 142. Münafıklar Allâh’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allâh onları aldatır. Onlar namaza kalktıkları vakit tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allâh’ı pek az zikrederler. Demek ki münafıklar ne yapıyorlarmış? Allâh’ı aldatmaya çalışıyorlarmış. Namaza tembel tembel kalkıyorlarmış. Bir de insanlara gösteriş yapıyorlarmış.

Ayrıyetten de Allâh’ı çok az zikrediyorlar. Kur’ân-ı Kerîm üç tip insandan bahseder bize. Birisi kâfirlerdir, birisi münafıklardır topluluk olarak. Diğerdi müminlerdir. Kur’ân bu konuda çok net ayrıştırır insanları. İmânî ve ahlâkî olarak. Mekke-i Mükerim’de genelde âyet-i kerimeler müşrikler üzerinedir. kâfirler üzerinedir. Kâfirlerle alakalı, müşriklerle alakalı âyet-i kerimeler iner. Münafıklarla alakalı Medîne-i münevvere’de çok âyet-i kerimeler vardır. Sebebi şu, artık Medîne-i münevvere’de İslam kuvvetlidir. İslam kuvvetli olunca oradaki bilhassa Yahudiler ve oradaki müşriki kimseler bu sefer Müslümanmış gibi kendilerini göstermeye başlarlar. Mekke’de İslam kuvvetli değildir Müslümanlar olarak.

O yüzden Mekke’de böyle bir münafıklık söz konusu değildir. Münafıklar yoktur. Münafıklığa da ihtiyaç yoktur. Ama ne zaman Müslümanlar Medîne-i münevvere’de güçlenmeye başlayınca münafıklık ve münafıklık akımları Medîne-i münevvere’de başlar. Çünkü Medîne-i münevvere’de artık İslam hem sistem devlet olarak hem askeri, siyasi, ekonomik, ictimai meselelerde her şeyi eline alır. Artık orada güç Müslümanlardadır. Hatta Hazret-i Ömer Radıyallahu An Hazretleri kendi halifeliğinde kafirlerin gönlünü İslam’a ısındırmak için verilen zekatı keser. Artık der Müslümanlar kuvvetli. O yüzden birisinin gönlünü kazanmak için ona zekat verilmez der. Kafirlere, müşriklere zekat verilmesini kaldırır. çünkü âyet-i kerîme ile sabittir ya gayrimüslim unsurların İslam’a ısınması için onlara da zekat verilir hükmü vardır.

Hazret-i Ömer Radıyallahu An Hazretleri artık İslam kuvvetlidir. O yüzden bir Hristiyan’ın gönlünü, bir Musevi’nin bir gayrimüslimin gönlünü almanın bir anlamı yoktur. İster Müslüman olsun, ister olmasın der. Onlara şeyi keser, zekatı keser, zekatı dağıttırmaz. Çünkü artık Medîne-i Münevvere’de İslam kuvvetlidir. İslam kuvvetli olduğu için orada Müslümanmış gibi görünenler. Münafıklık, Medîne-i Münevvere’de hastalık halinde orta yere çıkar. İlk orta yere çıktığı kimseler Yahudilerdir. Yahudiler öylesine münafıklık yaparlar ki tabiri caizse gündüz Müslümanlarla beraberler. biz sizinle beraberiz derler. Gece ama yine yapacaklarını yaparlar. Yahudiler öyle pis bir millet. Ve Medîne-i Münevvere’de o genelde münafıklarla alakalı âyet-i kerimelerin bir çoğu Yahudilerle alakalıdır.

Tabi normalde Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de sonuçta o münafıkları bilir, tanır. Ama açıklanmasına müsaade yoktur. Hatta Huzeyfetü’l-Yamaniye münafıkların listesini verir o gün için. Tabi o liste böyle münafıkların lideri konumunda olan, münafıkları organize eden, münafıkları ve münafıklığı organize eden şahıslarla alakalıdır. Onlar çünkü artık İslam kuvvetlendiğinden kendilerini saklamak, kendilerini gizlemek için münafıkça hareketler ederler. Mesela Hadîs-i Şerîf’te diyor ya, onlara zor gelen sabah namazıyla yassı namazıdır. O münafıklar sabah namazıyla yassı namazını kılmaz diyor. Öğlenleyi kendide ve akşam namazında mescide gidiyorlar, kendilerini orada gösteriyorlar.

Ama sabah namazına ve yassıya gelmiyorlar ve kılmıyorlar. Sabah ve yassı namazını kasteden terk etmek münafıklık alameti olarak. Bir de amelde münafıklar var ya, söylediğinde yalan söyler, emanete hıyanet eder, verdiği sözü yerine getirmez. Bunlar amelde münafıklık. Ama bir de itikatta münafıklık var, bunlar kalbî maraz. Öbürkü ne? Öbürkü ibadetle alakalı, ahlakla alakalı. Söylediğinde yalan söylüyor, emanete hıyanet ediyor, verdiği sözü yerine getirmiyor. Bu normalde amelî münafıklıktır. Bir kimse amelde münafıklık ediyor. Bir de asıl sıkıntılı olan itikatta münafıklıktır. Onlar sizin yanınıza gelirler, inanmış gibi davranırlar. Hatta buraya gelir derviş gibi davranır. Örneğin. Bir İslami topluluğunun içerisine girer, onlardanmış gibi davranır.

Bizim içimize çok gelmezler buraya gelir derviş gibi davranır derken, sözü misali söyledim. Bizde para yok, pul yok, makam yok, mevki yok, parti yok, purti yok. Buraya gelmezler. Onlar burada gösteriş yapsa kime gösteriş yapacak? Burada çalım satacak kime çalım satacak? Biz salmışız cekasını. Paran da olsa, malın da olsa, mümkün de olsa, mevkiin de olsa boş bir yere oturacaksın, geleceksin oturacaksın oraya. Biz burada kimse temana etmez. Temana etmeyince de bize öyle zenginliğini önüne koyacak olan gelmez. Bir ne bileyim siyasetini önüne koyacak, makamını önüne koyacak olan bir kimse gelmez. Bizde burada şak şak yok, alkış yok, bir şey yok. O filanca beyefendiler hoş gelmişsin. Ondan sonra oturacak yer yok.

Zaten oturacak yeri de Murtazağ’a zapt etti, oraya oturdu zaten. Kimse de onun yerine oturamıyor. Oturacak yer de yok. Gelsin birisi Murtazağ’ı oradan kaldırırsa mümkün değil. Bunun gibi. normalde yok, makam yok, koltuk yok. Koltuklarda zaptedilmiş vaziyette. Karşıda onlar böyle normalde koltuklarda oturanlar politbüro gibi. Tabii makam yok burada. O yüzden gelmezler. Bizde öyle minafıklık aramızda dolaşmaz bizde. Ha ne olur evlenecektir gideyim burada evlendiriyorlar derim. Ben de buradan bağırıyorum burası evlendirme memuru değil diyorum o da kalıyor. Bu sefer iş bulma kurumu değil diyorum o da kalıyor. Bizde böyle bir menfaatin üzerine bir kimsenin kendisini değiştirmeye gerek yok. Adam gelecek yanına ayak başına bak burada oturacak Allâh’ı zikredecek Allâh Allâh diyecek yürüyecek bizdeki durum bu.

O yüzden bizim içimizde minafık fazla ne yol minafığı da fazla durmaz ne bileyim normal minafık zaten gelmez. Şimdi ama bu minafıkların kalbiyle alakalı hadise. O zaman Âyet-i Kerîme’de en önemli özelliklerden bakın özellik olarak koymuş Cenâb-ı Hak. Tanıtıyor bunlar ne yapıyorlar normalde bunlar namaza erinerek kılıyorlar. namazı böyle çok iştahlı değiller namazı böyle yalım yapacak onu da görsünler diye kılıyorlar gösteriş yapıyorlar. Gösteriş yapıyorlar. En önemlisi Allâh’ı az zikrediyorlar burası önemli. Burası önemli. Tabi buraya yine müfessirler tefsirciler böyle normal ibadetlere alıyorlar ama değil burada da Cenâb-ı Hak zikir olarak kast ediyor. Zikir bakın bir önceki ayette namazı kast etmiş olsaydı namazı o minafıklar namazı söylemiş namazı onlar zor kılarlar kılmazlar.

Ardındaki Âyet-i Kerîme’de yok onlar az zikrederler. Az zikrederler deyince bu kalbi bir maraz oluyor. Minafıklarla alakalı. Şimdi diyeceksiniz ki bunu normalde hep öyle söylerler ya bize namazda zikir kardeş namazda zikir ama zikir ayrı bir zikir. Oruçta zikir doğru kabul ama bu zikir ayrı bir zikir. bunu normalde namazda oruçla zekatla haçla veya diğer ibadetlerde zikir dediğinde bu Allâh’ı zikir en büyük iştir. Ankabut Suresindeki 45. Ayetin gerçek manası olmuyor. Veya Bakara’daki siz Allâh’ı zikredin ben de sizi zikredeyim Âyet-i Kerîme’nin gerçek manası olmuyor. siz namaz kıl ben de namaz mı kılayım diyecek Cenâb-ı Hak. Sen oruç tuttun ben de oruç mu tuttum diyecek. Öyle dediğinde bu Âyet-i Kerîme’ye öyle mana vermek gerekiyor ama öyle değil.

Beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Zikir namaz dememiş oruç dememiş zekat dememiş haç dememiş veya başka bir sadaka dememiş cihâd dememiş. Orada direk ibara Allâh’ı zikir. Allâh’ı zikir. O zaman Allâh’ı zikir denilince münafıklar kalbinde maraz olanlar münafıklar kalbinde maraz olanlar Allâh’ı direk zikre karşı gelmek için veya sulandırmak için Âyet-i Kerîme’leri eğip bükmeye çalışıyorlar. Eğip bükmek için büyük çaba sarf ediyorlar. Halbuki söyleyecektir çok basit salt, yalın. Kardeş Allâh’ı zikir en büyük iştir. Münafıklar da Allâh’ı az zikrederler. Senin kalbinde gönlünde münaflık varsa sen zikrullâh’a düşman oluyorsun zaten.


Maraz-ı Kalb (Kalbin Hastalığı): «Düşman Oluyorsun Zaten» Hâdis-i Şerîf İdrâki

Kalbinde maraz var çünkü. En önemli buradaki olgu o kimsenin kalbinde hastalık olması. Bakın hastalıklar ikidir. Birisi fiziki hastalıktır. O kimse fiziken rahatsızlık duyar. İkincisi kalbi hastalıktır. Bunların her ikisinde tedavi edilmesi gerekir. Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki hiçbir hastalık yoktur ki Cenâb-ı Hak şifasını önden yaratmamış olsun. O zaman fiziki hastalıklarının da şifası var. Manevi kalbi hastalığın da şifası var. Bakın iki hastalık var. Bir kalbi hastalıklar var. Manevi maraz. İki fiziki. O yüzden normalde bakın bunu bir kere yerleştirin kendinizde. Bilgi olarak yerleştirin. Manevi hastalıklar kalbidir. Zahiri hastalıklar vücutla açılır.

Zahiri hastalıklar kalbidir. Zahiri hastalıklar vücutla alakalıdır. O kimsenin beynine düzgün kan gitmiyordur. Beynine düzgün enerji yürümüyordur. Onda değişik haller olur. Vücudunun herhangi bir tarafında ağrıza olur. Vücudunun herhangi bir tarafında hastalık olur. Veya onun üzerinde hastalık olur. Ey insanlar tedavi olunuz. Âyet-i Kerîme. Hadîs-i Şerîf net ve emir vaki. O zaman o kimse tedavi olmakla mükellef. Tedavi olacak. E şimdi zahiri olarak vücudunda bir hastalık var. Kafasında hastalık var. Gözünde, kulağında, elinde, ayağında hastalık var. O kimse zahiren tedavi olacak. Eyvallâh. Ama en önemlisi kalbi maraz. Eskiler maraz derdi ona. Hastalık demezlerdi. Kalbi olan bir şeye maraz. Kalbinde maraz var.

Asıl sıkıntı kalbi maraz olanlar. Onların kalplerinde sıkıntı var. Çünkü Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede de kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur dedi. O zaman bakın orada müminlerin kalbi zikrullâh ile mutmain olacak. Zikrullâh ile mutmain olacak. Demek ki o kalbi marazları atmanın kalbi marazlardan kurtulmanın yolu Allâh’ı zikir. Ama o normalde onu yapmıyorsa o zaman münafık kalbine döndür. Ne oldu? Allâh’ı az zikretti. Kalbinde onun maraz, onun çıkmadı. Oysa başka bir adı şerfte neydi? Kalp böyle ev gibi, dükkan gibi. Eğer içinde zikrullâh var ise şeytan çekip gidiyor. Eğer içinde kalbin içinde zikrullâh yok ise şeytan geliyor kalbin ortasına oturuyor. Ne yapıyor, vazifesi ne? Vazifesi sana vesvese vermek.

Allâh’ın üzerinde bile vesvese veriyor sana. Sen müslümansın, namaz kılıyorsun. Namaz kılarken diyor ki Allâh yoksa. Sen Allâh’ı zikrediyorsun, zikrullâh’tasın, buradasın. Senin kalbine yerleştiyse diyor ki ya zikrettiğin yoksa. Veya kalbine o zikrullâh olmayınca, maraz girince senin şeyhin üzerinde de vesvese yapıyor, peygamberin üzerinde de yapıyor. Allâh’ın üzerinde de vesvese yapıyor. Her şeyin üzerinde vesvese yapıyor. Sebep kalbine oturdu çünkü onun işi kalpte vesvese vermek. maraz buradan çıkıyor. Kalpte maraz var. şeytan o kalbe vesvese veriyor. Şeytan o kalbe vesvese verince o Allâh’ı az zikrediyor. Vesvese gelince namaza hele hele kılıyor. Vesvese gelince orucu tutmak çok istemiyor.

Bir bahane uyduruyor orucu tutmamak için. Veya aslında orucu tutabilir ama kendince bir fetva arıyor. hastayım, şu hastasıyım, bu hastasıyım. Tutabiliyor aslında ama o hastalığı öne koyup ne yapıyor? Orucu tutmamanın yolunu arıyor. Veya bir kısım böyle Müslümanlar var ya onlar da ne yapıyorlar? Yolculuğa çıkıyorlar, seyahata çıkıyorlar. Ne zaman geleceğim belli değil benim. Çıktı seyahate, tatile gidiyor. Dubai’ye tatile giden var Ramazan’da. Bahama adalarına tatile giden var Ramazan’da. Bunlar sonradan oluştu bu tip Müslüman tiplemeler. Aslında bunlar tarih boyunca vardı ama velakin bunlar normalde saklanıyorlardı. Böyle gevşeyince ortalık rahatlayınca bunlar artık saklanmaya ihtiyacı duymuyorlar.

Bunlar oruçtan kaçmanın yolunu buluyorlar. Kendilerince de bir fetva çıkarıyorlar fakir fukara ne yiyecek? Sen oruç tutmayı ver, zenginsin. Böyle diyen hocalarda var. Bu fetvayı da veriyorlar. Senin oruç tutmana gerek yok, sen zenginsin. Ver parayı oruçtan kefareti öde. Kaç para kefaret işte? Diyelim ki günlüğü 200 liradan ne yaptı? 30 günde 6 milyon etti. Ne yapacak? Öde diyor sen 16 milyon öde. Bizim tarikata ver, bizim cemaate ver, fukaraları ver. Sen oruç tutma. Hadi adam adam oruç kefareti filanca tekke, filanca cemaate, filanca topluluğa oruç kefareti. Verdi 20 bin lira, tabii oruçtan kurtuldu. Bir de orada ooo Mustafa Beyler hoş geldiniz, castıkı castıkı. Buraya bu tarafa oturun, sen kalk yavrum bakayım.

Ağabeyin gelsin otursun oraya. Tabii o önemli, para verdi çünkü. Biz münafıklığı körüklüyoruz bir de. Şimdi bu tarafı var. adam bir tarikata giriyor, bir cemaate gidiyor. Bir cemaate öğreneyim diyor. Onun nefsinin üzerine tokat vuracağına, onun nefsini terbiye edeceğine biz onu daha ay yuka çıkarıyoruz. Filanca beyler ooo filancalar gelmiş. Murtaza kalk oradan o otursun. Ondan sonra Murtaza’ya gelen adamı çiğniyormuş tabii. Sen kimsin beni burada makamdan ediyorsun diye. Normalde onun nefsini de o kimse ne yapıyorlar? Pohpohluyorlar, pohpohlanınca o münafıklığa doğru yol gidiyor. Ama onun kalbinde zaten o maraz var. O maraz olunca maraz kalbi kaplıyor. Kalpten sonra bütün vücudu kaplıyor. Kaplayınca onun dili de maraz oluyor.

Bakın onun dili de marazdı. Oturun böyle Allâh’a az zikrediyor ya. Otur böyle hiç kendini belli etme. Sohbet etmeye başla. Başlar hadîs-i şeriflerin sahih olup olmadığından. Ulan sen fetvacı başı mısın? İmam-ı azam mısın sen? Senden gelip fetva mı isteyen var? Senden gelip fetva istiyorlarsa sen hangisi sahih hangisi değil? Ayraştırma ilmine sahip olman lazım. Sana ne? Sana ne? Yok ama oradan girecek. senin kalbine de fitneyi koyacak. Veyahut da okulda gencecik çocuğun fitneyi koyacak kalbine. Sen göndermişsin. İmam-ı Atip’e çocuğum dini bütün olsun diye. İmam-ı Atip’teki o zırtaboz hoca onun kalbine hadîs-i şeriflerin sahih olmadığına dair fitneyi koyacak. Onun kalbine mesleplere gerek yok diyecek.

Onun kalbine fitneyi koyacak. Bakın dili, kalbi marazdıysa dili de marazdı. Kalbi marazdı çünkü onun. Bakın bir kimsenin kalbi marazdıysa dili de marazdır. Çünkü kalp dükkansa dil tüccarıdır onun. Sakin ol, dinle. Sakin ol, dinle. O kendisini çıkaracak meydana. Çünkü Âyet-i Kerîme de, bakın Âyet-i Kerîme çok enteresan. Muhammed Sûresi âyet 29. Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allâh’ın kalplerindeki kinlerini ortaya çıkarmayacak mı sandılar? Demek ki Allâh onun kalbindeki kini ortaya çıkartacak. Onun kalbindeki marazı ortaya çıkartacak. Hele çok basittir benim böyle tecrübemdir. Ondan sonra Allâh’ı zikretmek lazım. Cemaat de zikretmek lazım. Oturduğunda, kalktığında, yanların üzerinde namazı kıldıktan hemen sonra Allâh’ı zikredin.

Âyet-i Kerîme var. Allâh’ı öyle zikredin ki size deli desinler. De adama, adamın marazı çıkar meydana. Anında. Başlar dökülme. Böyle biraz da böyle narin, ince dursan böyle o seni güçsüz görsün. Böyle hani el avuşturanlar var ya öyle görsün, döker kalbindeki marazı. Komple. Bu kafa sallayanların İslam’da olmadığını, böyle zikrullahın İslam’da olmadığını, bu zikrinin olmadığını, namaz zikirdir. Sana sayar da sayar. Yeter ki sen bu zikrullahı ona anlatma. Bu zikrullahı ona söyleme. Ve bu zikrullahı sen ona methetme. Senin Müslüman gördüğün, mümin gördüğün, takvâ gördüğün, beş vakit namazında gördüğün kimse bu zikrullahdan dolayı ne olduğunu görürsün. Gerçeğini görürsün zikrullahtan. Ona zikrullahı söyle, onun gerçeğini gör.

Hatta de ki ne alakası var ya âyet-i kerimeler var de, o âyet-i kerimelerin hepsini eğsin büksün senin önüne. Sen onun önüne bütün kitapları yığılsan, kitaplardaki ayetleri, hadîsleri, eski alimlerin bu konudaki fetvallarını hepsini önüne koy, onu ikna edemezsin. Onun kalbinde çünkü maraz var. Ne marazı var? Münafıklık marazı var. Bakın annen olabilir, baban olabilir, deden olur, ninen olur, eşin olur, çocuğun olur, arkadaşların olur, dostların olur, kim olursa olsun. Zikrullâh turnusal kağıdı gibi o kimsenin kalbini orta yere döker. Bu cahillikle, bilmemezlikle alakalı değil. Cahilse bilmiyorsa bilmediğini öğrenir, dinler. Demek ki böyleymiş, ben böyle bilmiyordum der. Veyahut da kalbinde yine bir şüphe olduysa, ben bu konuyu araştırayım bakayım inşâallâh der.

Ona araştıracak, bakacak kitaplar koy orta yere önüne. O araştırıp bakarsa ilme kavuşur, doğruya kavuşur. Ama öbür türlü o kimse muhakkak ki kalbindeki marazı orta yere döker. Tabii bir kısım dervişler, bir kısım sufiler yalnız kalmaktan korkar. Etrafının kendisini dışlamasından korkar. Dışlanmaktan korkar. Bu korku o dervişin kalbinin içerisinde maraz gibi durur. O da bir marazdır. gerçeğini orta yere koymaz, saklar kendini. Kendini saklamak için de türlü bahaneler arar. Bakın türlü bahaneler arar. Kendince onun bahanesi çoktur. İş yerinde baskı olabilir, esnafların arasında sıkıntı olabilir, etrafta olabilir, ailede olabilir. Olur mu olur bu tip müvzuyu söyleyince, etrafında mal alanlar, mal satanlar, memur kısmı, bürokratlar, siyasetçiler, evet ondan rahatsız olurlar.

Hele günümüzün siyasetçileri rahatsızdır. O zamanı gelir size boy gösterirler, kanmayın. Aslında zikrullâh yapanlara düşmandırlar. Sebep, çünkü onu dinlemezler. ona biat etmen lazım, ona tabi olman lazım, ona sen büyüksün demen lazım. Ona siyaset sahibi ya o kimse. ehli siyasete, ehli zikrullâh tabi olması gerekir. o bir de başınıza bir tane, ondan sonra burnu kesik köle de tayin edildiyse ona itaat edin. Hadîs-i Şerîfini önüne koyarlar. Sen ne dersin, devlet başkanı mısın? Ne isin, ne isin? Siyasi parti liderisin. Türkiye’de 130’un üzerinde siyasi partisi var. Hangi birini destekleyeceğiz, hangi birini? Ondan sonra kendimize emir seçeceğiz. Birini öyle dedim, 130 kusur tane siyasi parti var.

Hangisi emirimiz olacak dedim. Bütün siyasi partiler de dedim, Atatürk ilke ve inkilablar dairesinde kuruluyor. Hepsi de anayasa ilkelerine bağlı kalacağına dair parti kuruyorlar. böylece olunca bütün siyasi partiler layık sistemin üzerine parti kuruyor. Layık sistemin üzerine parti kurunca o parti de layık oluyor. Ama aldanmışız ya, değil mi? Tabii, ama sen Müslüman bunlar diye mücâhid bunlar, yürüyoruz arkasından gidiyorsunuz. İslam’ı onlar getirecek diye düşünülüyor.


Mâl-Mülk Almak ve Hamûd-Anlamsız Toplama Eleştirisi — Mü’minin Helâl Disiplini

Bir bakmış in adam malı mülkü almış götürmüş hamuduyla. Her biri zengin olmuş. Dünün beş parasız adamı milyonlarla, milyon dolarlarla ilgileniyor. Bu da işin başka tarafı. Aslında öyle dedim, 130 kusur parti var dedim. O zaman hepsi de bizim liderimiz olacak, kulağı kesik de olsa. Ben de bir parti kurayım o zaman herkes bana tabi olsun dedim. Kaldı adam. Tabii onun kastı Muhafazakar Dini Parti olarak. Hangisi dini parti dedim? Gelip bana ne çarpılıyorsunuz değil mi? Bakın işinize. Ya namına gelip bana geliyorsun değil mi? Bak işine çarpılacaksın sonra. Sonra kravatını tuttun. Bu kimin dedim kravat hani. Nerede? Avrupa’dan değil mi dedim ben? Evet dedi. Dedim bu kravatsız olmuyor değil mi dedim ben?

Durdu. Dedim bana dini partiyi söyle. Bu şimdi durdu. Bir şey diyemiyor ben sana söyleyeyim dedim. Dedim en başta refah partisisi değil mi dedim ben? Bu durdu. Önce dedim milli selamet partisisi refah partisisi değil mi? Evet. Dedim bir tane kanun çıkardı mı genel evleri kapatılsın diye, meyhaneler kapatılsın diye, kumar yasaklansın, faiz yasaklansın böyle bir şey çıkardı mı dedim ben hükümet olduğunda? E yok onun dedim içinden çıktı AK Parti öyle değil mi? Evet dedim bir tane kanun çıkardı mı? Yok dağ fuhuşu serbest etti dedim. Ceza veriliyordu. Ceza veriliyordu. Ceza veriliyordu. Cezadan çıktı dedim. E kumar serbest, huhuş serbest, içki serbest, eşcinsellik serbest, Allâh’ın lanet dediği bütün her şey serbest dedim.

Şimdi bunu biz bu partiyi dini bir parti olarak mı göreceğiz dedim. Bu kaldı. Görürsen küfre düşersin. Kelime-i şehadet getir dedim. Bak böyle görünenler de küfre düşer dedim. Bak bu anaynlar da küfre düşer dedim. Çünkü dedim kuruluşu Türkiye Cumhuriyeti Anaynısası’na bağladı. Bütün partiler. O yüzden Türkiye Diyanet’te dahil Anaynısal Mahkemesi’nin kararı var ya layık olduğuna dair. O yüzden Türkiye’de dini kurum ve kuruluş yok. Bütün kurum ve kuruluşlar layıktır. Dedim böyle düşün, böyle kaldı. Ya hocam dedi senden için diyorlar ki dedi, ben AK Parti’ye muhalifet değilim dedim. Ben komple sistemi muhalifim dedim. Ben komple partiye de sistemin de muhalifim ben dedim. Böyle durdu. Ya dedim benim muhalif siz yapıyorsunuz dedim.

Ben Kur’ân Sünnet diyorum dedim. Kur’ân Sünnet’in dışında olan her şey beni muhalif görüyor dedim. Düşman görüyor. Ben bir kimseye düşmanım yok. Kur’ân bu sünnet bu. bir kimse diyorum kerhane açılmasına imza atarsa oradan yapılan bütün kötülüklerden nasibini alır mı? Hadîs-i Şerîf alır. E sen onu bir de koy atıyorsun. Bütün kötülüklerden sen de nasibini alıyor musun dedim? Bu durdu şimdi. Ama öyle olduğunu bilmiyor muyuz ki dedi. Biliyorsun dedim. Biliyorsun. Seçtin bir tane belediye başkanı. Hangi partiden olursa olsun. Seçtin mi seçtin. Adamı getirdiler. Ben filancı yere bir tane pavyon açıyorum dedi adam. Altına imza attı mı adam? Attı. Ne o? Verisi atmıyormuş. Yardımcısını attırıyormuş. Yardımcısı onlardan atmıyor sanki.

Dedim atıyor mu atıyor. Atıyor dedim imzayı. E dedim o pavyondan olan bütün aramlardan dedim. O dedim hadîs-i şerîf var ya dedim. Kim hayre bir kapı ararlarsa oradan geçen bütünden hayır hasenatini alır. Kim şerre bir kapı ararlarsa oradan geçen hepsinden şerrinden alır. Allâh bizi affetsin. O yüzden zikrullahı söyleyince kime söylerseniz söyleyin. O da marazını döker orta yere. Hemen açar kendini. Hemen orta yere dökülür. Onun kalbinde maraz var. Bakın kalbinde maraz olanlar yapılan zikrullaha düşmandırlar. Bu zikrullahı sevmezler kendileri de az zikrederler. Hatta zikretmezler. Siz onlarla biraz teşvik-i mesayedi bulunsanız Allâh’a hamd etmezler, şükretmezler nimetlere karşı. Ona göre o kazanmıştır, o yapmıştır, o etmiştir.

Allâh’a hamd yoktur, şükür yoktur. Her şey onu yapmıştır. Bakın biraz onunla teşvik-i mesayede bulunun. Yarım saat, bir saat dolaşın, iki saat dolaşın. Hatta böyle yakınınızdaysa böyle bakın. Siz böyle bir yemek yiyeceksiniz. Besmele çekerken bile bakar o size. yemekte besmele çekiliyor. O gereği var mı? Veya hatta böyle bir lokantada falan hemen sessiz bir tevhid çekelim. la ilâhe illallah. Çekmez o. O çekmez. Kalbinde maraz var. O çekmeyen kimsenin yemeğini yeme. Kalk parasını sen öde. O yemek senin kalbine de maraz verir. Ehli zikir olmayanın yemeği kalbine maraz verir senin. Evet. Tevbe etmen lazım hemen. Hemen orada Allâh’ı zikretmen lazım. Hemen o yemeğin üzerine zikret hemen. İçinden zikret.

O yemek sana maraz verir. Ehli zikir olmayanın, ehli dünya olan bir kimsenin yemeğini yerken besmele çekerekten ye. Allâh’ı zikrederekten ye. Neden? O yemekte sikri verir. O yemek sana gaflet verir. O yemekte sana maraz verir. O yüzden sufiler fark ettirmeden kendi içlerinden Allâh’ı zikrederekten onu yerler. Hatta niyet edersin. Ya Rabbi şu yemeğin helalinden ve nurlu tarafından bana nasip eyle. Âmîn. Bu yediğimi içtiğimi nur eyle. Yediğimizi içtiğimizi helal eyle. Bir misafirliğe bir davete gittiğimizde de yediğimizi içtiğimizi helalinden eyle. Helal ise bize nasip eyle. Helal değilse bizden uzak eyle. Paranın, kadının, çocuğun, malın, mülkün, arkadaşın, dostun, yoldaşın helalini eyle. Helal olmayanları bizlerden uzak eyle.

Âmîn. Allâh’ı unutturacak, Resûlullâh’ı unutturacak, Salallahu Aleyhi ve Sellem’i, zikri unutturacak, namazı unutturacak, orucu unutturacak, haccı unutturacak, zekatı unutturacak, iyilikleri unutturacak, annemizi, babamızı, eşimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu unutturacak. Her türlü şeyden bizleri uzak eyle. Âmîn. Bunların çünkü hepsi de kalb-i maraz ile alakalıdır. Kalb-i maraz. Bu kalb-i maraz bir kimsenin içine girerse ve oturur yerleşirse, o kimse, Allâh muhâfaza eylesin, yavaş münafıklıktan kafirliğe doğru gider. Yavaş yavaş. Evet şimdi, Tevbe Sûresi âyet 125. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, Allâh katından indirilen ayetler onların imansızlıklarına imansızlık katar ve sonunda kafir olarak ölüp giderler.

O zaman bakın, o kalb-i maraz münafıklık insanın içinde durduğu yerde durmaz. O bıraktığın yerde durmaz o. O seni yavaş kafirliğe kadar götürür. Sakın bu böyle küçücük bir meseleymiş gibi gördüğün şey, ömrünün sonunda küfrüne sebep olur. Kafir olarak ölür gidersin. Kafir olarak ölürsün. Kalbindeki o marazı sen küçük görme. Bakın kalbinizdeki o marazı küçük görmeyin. Bu genelde ameli meselelerden fazla itikadi meselelerle alakalıdır. Ameli meseleleri halletmek kolaydır. Ama ameli gevşeklikten itikadi gevşekliğe doğru gider o kimse. Bakın bunu unutmayın. Yol münafıklık yolu ameli gevşeklikten itikadi gevşekliğe doğru götürür insanı. o kimse sadece namaz kılmıyor. Namaz kılmayanlarda münafıklık yok.

Hanefiye göre kendince kapı aralıyor. Kardeş, Hanefîler evet o kimsenin küfrüne fetva vermemişler. Ama hadîs-i şerîfler var namazı kastan terk edenler küfür ehlidir diye. Bak sen yavaş ameli münafıklıktan itikadi münafıklığa doğru gider. O orada namazda kalmaz. O oruçta kalmaz. Oradan yavaş sen itikadi münafıklığa gidersin. Oradan da kafirliğe dolu yol açarsın. Maazallah Allâh muhâfaza eylesin. Tevbe edip geri dönmezsen kafirliğe dolu yol açarsın. Maazallah Allâh muhâfaza eylesin. Tevbe edip geri dönmezsen kalbi mühürlenenlerden olursun. Çünkü öyle bir hale gelirsin öyle bir hale gelirsin. Sen kendini dahi tanımaktan uzak olursun. Kendini tanımlayamazsın. Yaşadığın veya durduğun itikadi meseleyi doğruymuş gibi kabul edip orada kalırsın.

Seni Cenâb-ı Hak orada bırakır. Sen orada kaldığını görürsün. Ama yine de gözün kör olduğundan orada kaldığını da görmekten uzak olursun. Kulağın sağır olduğundan sen hakikati de duymazsın. Birisi sana tebliğ etse kalbine gelmez o. Çünkü kalbin mühürlü. Kalbin mühürlenir gider. Kendi kendine böyle ben böyle olmam diye de düşünme. Bu yol herkese açık. Bu yol herkese açık. Peygamberine bile diyor ki seni onlardan ediveririm. Kalbini onlara teor çeviririm. Seni onlardan ediveririm. Kalbini onlara teor çevirme. Gönlünü onlara doğru çevirme. Gönlünü o Kur’ân-ı Kerîm ile alay eden, zikrullâh ile alay eden, Müslümanlar ile alay eden, müminler ile alay eden, onlara iftiradan, onlara laf söyleyen, onları normalde kendince kendini onlardan üstün gören, kendini dinden üstün gören, ondan sünnetten, Allâh’tan kitaptan üstün gören kimseye doğru gönlün meyletmesin.

Orada kalıverirsin. O maraz o hastalık senin kalbini kon ve ihata eder. Ve mühürlendiğini görürsün kalbinin. Artık sana kim ne söylese kar etmez. Dikkat edin buraya. Artık ona kim ne söylerse söylesin kar etmez. Kalbi mühürlendi mi bir kimsenin orada kalır o. Onun kalbinin mühürlenmesi de yaptıklarından, ettiklerinden, söylediklerinden dolayı. O çünkü Âyet-i Kerîme ile alay eder, Hadîs-i Şerîfler ile alay eder, Allâh’ı zikredenler ile alay eder, Allâh’ın zikri ile alay eder, veliler ile alay eder, dervişler ile alay eder, salih insanlar ile alay eder, insanlarla alay eder, etrafına herkesi ahkam kesmeye çalışır, dinin dışı ile ala, dinin dışındaki bir sürü sözler söyler. Sen de onları destekler, tasdikler onun yanında kalırsan, senin de kalbin marazın içerisinde kalır, kalbin mühürlenir.

Gidersin. Ondan sonra dersin bu iş neymiş ya gitmişiz orada zikrullâh yapmışız neymiş ki ya? Zaten o da mürşid-i kâmin değilmiş zaten. Ya o yol doğru değilmiş zaten ya. Bu noktaya gelirsin evet bunları duydum, bunları yaşadım, bunları dinledim. O kalbi maraz kadar insan üzerindeki tehlike başka bir şey yoktur. Bu marazdan kurtulmanın, bu maraza bulaşmamanın yegane tek yolu vardır Allâh’ı zikir. Allâh’ı zikir. O yüzden derim ki günlük virtlerinizi çekin, tazeleyin, kalbinizi yenileyin. İhmal etmeyin. Günlük virdini çek, devamlı Allâh’ı zikretmeye çalış. Namazını kaçırma, namazına dikkat et. Ramazan orucuna dikkat et, hatta nafile oruç tutmaya gayret et. Yediğine, içtiğine dikkat et. Kazandığına dikkat et, dünya gelip geçici.

O haram senin gursanda değil kalbine takılı kalacak. O haramla beslenen vücut asla ihya olmayacak. Haramla beslenen vücut asla iman üzerine yürümeyecek.


Harâma Meyleden Kimse — «Allâh’ın Düşmanı Üzerine Yürümeyecek» Sebeb-Çare

O haramla besleniyor çünkü. Harama meyleden kimse, harama meyleden kimse asla ihrah olmayacak. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden maraz sahibi olan kalpler Allâh’ı az zikrederler. Bizim için nedir mesela bir kimse bu âyet-i kerimeden kurtulmanın yolu nedir? Bu âyet-i kerimeden kurtulmanın yolu. Beş vakit namazını takip etmek. Namazın arkasındaki Sübhânallâh Elhamdülillah Allâhu Ekber zikirlerini yapmak ve ondan sonra da namazın arkasından tevhid çekmek. Az zikrullahdan kurtulmak istiyorsanız. Az zikrullahdan kurtulmak istiyorsanız. Ayet-i kerime ile sabit siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerinde Allâh’ı zikredin. Bakın bu âyet-i kerîme en önce söylediğim âyet-i kerîme bu münafıklık alametinden kurtaracak olan âyet-i kerîme.

İlacı bu. İlacı bu. Beş vakit namazını kılacaksın. Namazdan sonra Sübhânallâh Elhamdülillah Allâhu Ekber deniz köpükleri kadar olsa günahı affolur diyor hadîs-i şerifte. Bunları kim yaparsa? Derse deniz köpükleri kadar olsa günahı affolur. Sakın namazını kıl. Namazını kılarsan iki namaz arasındaki küçük günahları Allâh affeder. Bakın bunları kaçırmayın. bir sahâbe bunu böyle anlatmak istemem şimdi de. Madem ki gönle geldi bir sahâbe Medîne’ye münevrede hurma satıyor. Hurma satarken bir kadın geliyor. Kadın gelince sahabenin gönlü kayıyor kadına. Diyor ki evde daha güzeli var. Evde daha güzeli var deyince kadını eve götürüyor. tabirci aise elliyor falan öpüyor onu. Kadın diyor. Allâh’tan korkmaz mısın?

Sen diyor. Allâh’tan korkmaz mısın? Sen diyor. Allâh’tan korkmaz mısın? Deyince bırakıyor. Koşa koşa Hz. Öbekir efendimiz’e gidiyor. Diyor ki Ya Ebebekir günah işledim böyle böyle yaptım. Diyor ki kimseye söyleme Allâh’a tövbe et diyor. Hazret-i Ömer efendimiz’e koşuyor. Diyor ki böyle böyle bir şey yaptım. Hazret-i Ömer efendimiz de aynı sözü söylüyor. Diyor ki kimseye söyleme. Allâh’a tövbe et Allâh’a tövbe edenlerin tövbelerini kabul eden gibisinden. Yine kalbi mutmain olmuyor. Koşa koşa mescide gidiyor. Mescide Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hz. ile beraber ikindi yıkılıyorlar. İkindi yıkılıyorlar. İkindi namazını kılıyorlar. Malum namaz kılındıktan sonra sahâbe sesi bir şekilde Allâh’ı zikrediyor ya.

Dikkat edin buraya bakın. Namaz kılınıyor. Tesbihatlar oluyor. Zikrullâh oluyor. Kalkıyorlar. Diyor ki Ya Resulallah derdin var. Diyor söyle. Diyor ki ben böyle böyle yaptım. Bıraktım daha ileriye gitmedim. Ondan sonra Allâh Resûlü de aynı şeyi söylüyor. Diyor ki sen bizimle beraber ikindi namazını kıldın mı? Kıldın bizimle beraberdin değil mi? Evet. Diyor git. Allâh senin günahını affetti. Bakın namazı terk etmek yok. bunu neden söyledim? Kendi kendine ben hata yaptım yanlış yaptım eksik yaptım. Namaza karşı soğukluk şeytanidir. Kalbim arazdır. Hemen namazını kıl. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri ne diyor? Günah şişediniz yerde hemen Allâh’ı zikredin. Hemen Allâh’ı zikret. Bunu normalde ilk önce söylemekten neden intikap ettim?

Bizim dervişler uyanık biraz. Biraz içimizde de bizim var böyle. affeder be. Eee şuradan bir kenardan bir yol bulalım kendimize. Genç hepsi de. Ben de dahil. Buradan kendinize kapı aralamayın de dilim güdük çıktı ilk önce. Ama kalbe gelen dile gelecek. O zaman sakın haa zikrullahını terk etme namazını terk etme. Cemaatini cemiyetini terk etme. Hangi dergah gidiyorsan git beni ilgilendirmiyor. Hangi üstada bağlandıysan bağlandın beni ilgilendirmiyor. Hangi mezheptensin hangi meşheptensin hangi ırktansın bu fakiri ilgilendirmiyor. Beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren ümmetin hali. Sizler kardeşler sakın ha namazda gevşeklik yapmayın. Sakın derslerinizde gevşeklik yapmayın Allâh’ı zikredin. Ben 18 yıl Abdullah efendinin yanında bir şekilde kaldım.

Uzun yolculuklar yaptık. o şeyh oldum deyip de zikirsiz kaldığını hiç görmedim. Bana da öyle bir şey söyledi. Bana da ölçü oldu. Devamını zikrederdi. Elinde tespih durmaz hiç. Arabaya bin otur selamünaleyküm aleyküm selâm. Hayırlı yolculuklar Mustafa efendi. Allâh razı olsun efendim. Size de hayırlı yolculuk. Allâh razı olsun. Mustafa efendi nerede mola vereceğiz? Nerede isterseniz orada veririz efendim. A’la olum. Tespih elinde başlar. Ellerini kavuşturur arabanın önünde. Çat. Hafif yakazı olur. Hâl görür. Hâlinde konuşur. Arada bir horlar. Bundan sonra bakınır neredeyiz diye. Mustafa efendi öğlen namazı oldu mu? Oldu efendim. Allahu ekber namaza durur. Hacanne arkadaşı dedi uyudun ya abdestin bozuldu.

Gülüyor. Gülüyor. Abdestin bozuldu. Şeyh efendi döner bana. Mustafa efendi abdestin bozuldu mu? Hayır efendim. Hanife’ye göre bozulmadı çünkü. Hanife’ye göre bir kimse oturdu yerde uyuklasa. Yastığı aldın daha da uyumaya devam etti. O zaman bozuldu hükmüne girer. Öbür türlü uyukladı. Hanife’ye göre kafası normalde düştü uyanıyor. O zaman normalde abdest bozulmadı. İtikaf yapanlar iyi bilir bu hali. İtikafta oturursun şimdi devam edin. La ilâhe illallah. Ama oturduğu yerde uyur mu? Ne tatlı uyunuyor. Uyuyor insan oturduğu yerde. Uyuyor. Bakıyorsun tespih yerinde mi duruyor? Yürümüş mü? Kendine gelince ona bakıyorsun. Yürürse seviniyorsun. Uyurken de girmiş. Elhamdülillah. Tabii önemli bir şey.

Uyurken de yürümüş tespih. Sen imamiyenin başını hatırlıyorsun. Bir bakmışsın sonuna gelmiş. Kaç dakika uyudun? Ne kadar uyudun belli değil. saate bakma size tüyo vereyim. Allâh’ın lütfu o çünkü. Saatle dakika ile alakalı değil. Zikrullaktaki uyku Allâh’ın lütfudur. Nîmettir o. O dünyanın en kaliteli uykusudur. En kaliteli uykusu. Sakın pişme. Ama böyle her gece de dersi çeksen ee horul horul uyuyor. Yok öyle değil bu gaflet o. O gaflet oturduğun yerde iki dizinin üzerinde veya da bağdaş kurmuşsun oturuyorsun. Oturduğun yerde böyle rahat koltuk değil. Öyle bir şey yok. Adam koltuğu koymuş itikaf yapacak lan dur iyi. Bir de salın salın maç yapaydık sana. Bir de yatak getirirdik oraya. Yok Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri mescidde itikafa girdiğinde koltuğun üstüne oturmadı.

İki dizinin üzerinde otur, uyur. Helal-ı hoş olsun sana. Dünyanın en kaliteli uykusu. En güzel uykusu. Gördüğün rüya sahih, gördüğün hal sahih, yakazası sahih. Her şey sahih. O senin resmin ne gördün ağaçlıkların içinde dolaştın. Ağaçlıkların içinde dolaşıyorsun daha. Şeyi meraatip olarak daha aşağıdasın. Dünyadan kurtulmamışsın. Efendim ırmaklar akıyordu, ormanlık bölgedi, yeşillikti, kuşlar cıvıl cıvıldı. Dünyadasın da. Tamam. Hiç olmazsa birinci kat göğe çık. De ki melekler şöyle diyordu, melekler böyle zikrullâh ediyordur. O birinci kat gök. Harika. Oraya çıktıysan mümüm. Muhteşem bir şey. O uyku var ya, o hal var ya muhteşem bir şey. Allâh hepiniz de nasip eylesin. Âmîn. Her azında yok olduğunu işaret.

Artık kalp birinci kat gökle ilgili, meleklerle ilgili, şeyhiyle ilgili, pir efendilerle ilgili. Bu muhteşem bir şey. Allâh’ım bizi onlardan eylesin. O yüzden namazı gevşetmek yok. Namaza sımsıkı yapışacaksınız. Derslerinize sımsıkı yapışacaksınız. Zikrullâh’a sımsık yapışacaksınız. Ve âyet-i kerimeye tabi olacaksınız. Namazı kıldıktan hemen sonra ayakta otururken yanların üzerine Allâh’ı çokça zikredin. O zaman az zikirden kurtulmuş olursunuz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan asıl olan sebabe evvelen bir zat Fahri kainâ sebebü mevcudâ sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa aleyhissalâtu vesselâm Efendimize mübarek Latif minel vel Rûh-u Şeriflerine gelmiş geçmiş bütün Peygamberlerimizin oğlanı cihar-i yârigüzüne bu Bekir Siddikömür-ül Farik Osman-ı Zünnür-in Ali-el-Murtaza Efendilerimizin Rûh-u Şeriflerine Âmîn.

Aşeri-i mübeşşerin evladı Resûlullâh, zevcâtı Resûlullâh, sabrı Resûlullâh, imâm-ı Hasan, imâm-ı Seyyid’in ve etmişki şu hadâ ve şehid-i kerbelan’ın tabîm ve tebe-i tabînin imâm-ı Zemâb-ı Banî ve imâm-ı Şafî, imâm-ı Malik, imâm-ı Muhammed Hazretlerinin ruhlarına hediye elediksel vâsıl ve hissedâreyle ya Rabbi. Âmîn. İmmetlerini feyzuatlarını, tebêccüdlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi.


Üç İhlâs-Fâtihâ Hediye-i Sevâb ve Pîrân-ı Kirâm Niyâzı

Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Âmîn. Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan asıl olan Sehbâv-ı Firimis Pîr, Seyyid-i Abdülkadir, Geylânî Seyyid-i Ahmeder-i Rûfâî, Seyyid-i Ahmeder-i Bebevi, Seyyid-i İbrahim Dursu ki, Şeyh Abülhasen, Ali Şâzelî, Şah-ı Nakşibendî, Muhammed-i Bahadîn-i Şah-ı Mevlânâ, Celâletin Rûmî, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram ve Hesel Karan, Mahmud Uday, Şeyh Muhiddin, Arabi Muhammed, Üftâden, İyazı Mısri ve bütün Piri Piran Efendilerimizin oklarına ayrı ayrı hediye ediksel vâsıl ve hissedâreyle ya Rabbi. Âmîn. İmmetlerini feyzuatlarını, tebêccüdlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan asıl olan sevabı, geçmiş ustadlarımızdan Abdurrahim Tantaviyye Abdurrahim Neşâb-i El-Hacâliyye El-Hafize Bubekir-i Siddîk-i Çörûmi, Hacel-i Haydîr Efendi Çörûn-ü Mûs’ta, Efendi Nebşeyla Hacı Abdullah Efendi Hazretleri’nin ruhu şeriflerine, ve Hacı Hüseyin Efendi Hazretleri’nin ruhu şeriflerine, ve Hacı Hüseyin Efendi Hazretleri’nin ruhu şeriflerine, ve Hacı Hüseyin Efendi Hazretleri’nin ruhu şeriflerine, ve Hacı Hüseyin Efendi Hazretleri’nin ruhu şeriflerine, ve Hacı Hüseyin Efendi Hazretleri’nin ruhu şeriflerine, Kaçını Dergâhı ve Kabbaşı Dergâhı’nın geçmişlerine, gelmiş geçmiş bütün velilerin, evliyâların, dervişlerin, mürşid-i kâmillerin, müminlerin ruhlarına ve yaşayanların uvanetlerine, haseten şeyhimiz, ustadımız, sultanımız, bayındırıla cı mustafend hazretlerinin rûhaneti kusrelerine, ced ve ceddatların ruhlarına, tüm derviş kardeşlerimizin ve ümmet-i Muhammed’in ruhaniyetlerine, tûrik alemizden ve akrabay talikatımızdan gelmiş ve geçmişlerimizin ruhlarına ve yaşayanların uvanetlerine, ayrı ayrı hediye ediksem vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi.

Ustadımızın ümmetlerini, feyzatlarını, teveccütlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Âmîn. Euzubillahimineşşeytanirracim bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm. İnne Allahe yubbüttevabine ve yubbü’l mutetahhirin. Estağfurullah’il azim’el ezi’la ilâhe illa hu. El hayy’el kıyyum ve tübile’y. Estağfurullah’el azim. Estağfurullah’el azim. Estağfurullah’el azim. Estağfurullah’el azim. Estağfirullah’a El Azim Ya malükel mülkül kadim, estağfirullah’a el azim Estağfirullah’a el azim Estağfirullah’a el azim Estağfirullah’a el azim Estağfirullah’a el azim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh Ya Deyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Henna, Ya Mannan, Ya Allâh Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi Ya Allâh Salli ala Seyyidinâ Muhammed Ve ala ali ve sahbihî ve sellim Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Ve ala ali ve sahbihî ve sellim Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Ve ala ali ve sahbihî ve sellim Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Ve ala ali ve sahbihî ve sellim Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Ve ala ali ve sahbihî ve sellim Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Ve ala ali ve sahbihî ve sellim Euzubillahimineşşeytanirracim


Kaynakça ve Referanslar

  • «Ateş-i Aşk» İlâhisi (Karabaş Halkası): Sufî ilâhî geleneği — Yûnus Emre, Dîvân; Niyâzî-i Mısrî, Dîvân; «aşk-ı ilâhî, ateş-i aşk» mecâzları — Mevlânâ, Mesnevî; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; sufî mûsîkî tedrîsi — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Süleyman Uludağ, İslâm’da Mûsikî; Karabaş halaka tatbîki — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş ilâhî repertuvarı — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Maraz-ı Kalb (Kalbin Manevî Hastalığı): «fî kulûbihim maradun» (Bakara 2/10); «hatîma’llâhu alâ kulûbihim» (Bakara 2/7); A’râf 7/100, 179; Tevbe 9/87, 93; «kalbin hastalıkları» — İbnü’l-Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân 1/8-12; Gazzâlî, İhyâ, Acâibü’l-Kalb; modern psikoloji ile karşılaştırma — Bediuzzaman, Lemalar; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-marâzi’l-kalb.
  • Mâl-Mülk Toplama ve Helâl Disiplini: «innema’l-mâlü ke-mâ’î» (Mâl bir suya benzer) — modern eleştiri; «harâm kazanç» — Bakara 2/188; Nisâ 4/29; Tevbe 9/34; «hamûdiyye» (anlamsız mâl yığma) eleştirisi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «infâk-yığma dengesi» — Hayrettin Karaman, Helâl ve Harâm.
  • Harâma Meyleden Kimse: «vellezîne yünezzilûne’l-harâme bil-helâl» — Hadîs «her kim harâm yiyerek beslenirse onun duâsı kabûl olunmaz» — Müslim, Zekât 65 (1015); Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 2 (2989); «harâm kazançtan beslenen mü’minin tehlikesi» — İbn Kesîr, Tefsîr 1/213; modern eleştiri — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Üç İhlâs-Fâtihâ Hediye-i Sevâb: Hediyye-i sevâb tatbîki — Buhârî, Cenâiz 35; Müslim, Vasiyyet 14 (1631); Tirmizî, Salât 232 (442); İbn Mâce, Cenâiz 51 (1583); «Üç İhlâs ve bir Fâtihâ» — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; modern Karabaş tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Pîrân-ı Kirâm hediyesi» — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Karabaş Silsilesi ve Halaka-İlâhî Geleneği: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş halaka-ilâhî geleneği — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı