Zikirle Alakalı Âyetler Serisine Devam — Mü’minler, Kâfirler, Münâfıklar, Unutanlar Bahsi
Geceniz mübarek olsun! Âmin! Ramazanınız mübarek olsun! Âmin! Rabbim oruçlarımızı, yaptığımız ibadetleri, bütün hayır hasenatı kabul eylesin! Âmin! Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i korusun, muhafaza eylesin! Âmin! Rabbim, inşâallâh, Ramazan’ın sonunda cemaline kavuşturduğu kullarından eylesin! Âmin! Zikirle alakalı sohbetlere devam ediyoruz. Böyle bir seriye bağlandı gibi oldu ama malum birinci hafta mü’minlerin kalbi, ikinci hafta kâfirler, münafıklar, ondan sonra unutanlarla alakalıydı. Şimdi yine bu zikirle alakalı âyetlere inşâallah devam edeceğiz. Bu akşamki 20. nasihat olmuş Ahzâb Sûresi, âyet 41, 42, 43, 44. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allah Hakkında
Ya eyyuhel lzeen âmenu zikuru Allâh’a zikran kethirâ. Ve sebebûhu mükeretân vasîlân. Tehîyetûhum yâumâ yal-gâvnûhû s-salâm. Ve atte lehum mecran kerîmâ. Sadakallâhu’l-Razîm. Âmin. Âyet 41. Ey îmân edenler! Allâh’ı çok zikredin! Âyet 42. Onu sabah akşam tesbih edin! Âyet 43. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allâh rahmet bahşeder. Melekler de dua eder. Allâh mü’minlere çok merhametlidir. Âyet 44. Allâh’a kavuştukları gün selâm diyerek selâmlasınlar. Allâh onlara güzel bir mükafat hazırlamıştır. Ahzab Sûresi, âyet 41-42-43-44. Cenâb-ı Hak îmân edenlere söylüyor. Mesela bazı hitaplar vardır, bütün insanlaradır. Bu, îmân edenlere özel bir hitap. Ey îmân edenler! Allâh’ı çok zikredin! Bunun altı bir sefer yerleşsin.
Allâh’ı çok zikredin! Az zikredenler ne oluyordu? Onlar münafıklar Allâh’ı az zikrediyordu. Mü’minler için, îmân edenler için diyor ki Allâh’ı çokça zikredin. Ve bu çokça zikretmenin tavanı belli değil. bir kimse bütün gününü zikrullahla geçirmiş olsa, ancak çokça zikredenler sınıfına girer. Bütün günlük hayatını, bütün ibadetin üzerine, zikrullahın üzerine kurarsa, o zaman çokça zikredenler sınıfına girer. Veyahut da ardındaki âyet, onu sabah akşam tesbih edin deyince, başka bir âyet-i kerimede siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken, yatarken, yanlarınızın üzerine yatarken, yürürken Allâh’ı çokça zikredin. Âyet-i kerimesi, ancak böyle bir hayat kurgularsa, böyle bir şey yaparsa, çokça zikredenler sınıfına girer diye, İbn-i Abbasın bu konuda tefsiri var.
O zaman sabah akşam çokça zikredin, sabah akşam günün her saat olmuş oluyor. Ayrıca sabahı özel bir şey bildirmiş, akşamı da özel olarak bildirmiş. Demek ki sabah namaz, hatta bir hadîs-i şerîf var ya, bir kimse sabah namazını cemaatte kılsa ve ondan sonra gün doğunca kadar Allâh’ı zikredse, sonra iki rekat namaz kılsa, ona haç ve ömre sevabı verilir diye hadîs-i şerîf var. O zaman bu sabahla alâkalı. Yine ikindi namazından sonra bir kimse oturup Allâh’ı zikredse diye yine bir hadîs-i şerîf var. Çünkü bizim etrafımızda diyor ya, melekler dua eder diye etrafımızdaki melekler bizi sabah ve akşam vardiya değişiyor. sabah vardiyasındaki melekler var, bir de akşam vardiyasında melekler var. Bildiğiniz böyle vardiya değişimi var.
Vardiya değişince bir hadîs-i kutsi de Cenâb-ı Hak sorar onlara kullarımı ne hâlde bu gördünüz, ne hâlde bıraktınız, ne hâlde bıraktınız deyince onlar namaz kılanlar için namaz kılıyorlardı. Zikrullâh yapanlar için zikrullâh yapar hâlde bıraktık diye hadîs-i kutsi de böyle bir beyan var. Tabi o hadîs-i şerîf de, hadîs-i kutsi de uzun. Şimdi o zaman normalde sabah akşam her daim Allâh’ı zikredeceğiz. Sabah akşam namaz zikir, oruç zikir, Kuran okumak zikir, hayır hasenat yapmak zikir, bir kardeşine tebliğ etmek zikir. Ama en büyük zikir ne? Oturup Allâh’ı zikretmek. Bakın oturup Allâh’ı zikretmek. Bunu unutturmaya çalışıyorlar bize. Ve böyle Allâh’ı zikretmek için, Allâh’ı zikretmek için, Allâh’ı zikretmek için, Allâh’ı zikretmek için, Allâh’ı zikretmek için.
Zikredenlere karşı da böyle bir cephe. Hep bunu söylüyorum ya. böyle bir zikrullâh yok, böyle bir zikir yok. Siz zikretmeyeceksiniz. zikretmek ne? Namaz kılmak. Değil canım kardeşim. Sadece namaz kılmak değil. Hatta İmam Gazâlî diyor ki, sabah namazından sonra oturup Allâh’ı zikretmek, Kuran okumaktan da daha hayırlıdır diyor. Bütün ibadetlerden daha hayırlıdır. Oturup Allâh’ı zikretmek bütün ibadetlerden daha fazilet eder. Bakın daha fazilet eder. Biz anlayış olarak, din olarak biz sadece Allâh’ı zikrederiz. Namaz bizim için önemli değil, oruç önemli değil. Biz onlardan değiliz. sabah akşam Allâh’ı zikretmekle mükellefiz. Bir de Allâh’ı çokça zikredin. Mesela namazla alakalı çokça namaz kılın.
Namaz Vakitleri ve «Çokça Namaz Kılın» Yok — Mü’minin Sünnî Namaz Disiplini
Çokça namaz kılın yok. Namazın vakitleri belli. Çokça oruç tutun yok Ayet-i Kerimelerde. Orucun vakti zamanı belli. Veyahut da çokça zekat verin. Zekatın miktarı belli. Veyahut siz her sene hacca gidin. Değil. Hayatınızda bir sefer gücü yeten, malı olan ne bileyim şartları belli. O zaman o kadar. Çokça hacca gidin yok. Veyahut da İslam’daki namazların hepsi de ya zamana bağlı, ya belirli ritüellere bağlı. Mesela abdest olmayanın namazı yoktur. Hadi şerif. o kimse namaz kılacaksa abdest alacak. o abdest almazsa onun namazı namaz değil. Tabiri caizse jimnastik yaptı. Bunun gibi mesela orucun vakti belli. imsak vaktinde girecek, akşam namazında bitecek. vakte bağlı. Hac, vakte bağlı. Sen kafana göre hac yapamazsın.
Hoş. Onu da değiştirmeye çalışıyorlar. Belki de ahir zamana biraz daha, bir zaman daha geçince değiştirecekler. Diyecekler ki yıl 365 gün hac yapabilirsiniz. Orucu da değiştirecekler. Diyecekler ki kışın oruç tutun veyahut da bölün orucu günlerin içerisine. Ramazan orucunu. Bunları söyleyecekler. Dini ifsat etmek için uğraşıyorlar. Bu ifsat etmek isteyenlerin başında da Müslüman görünümlü âlim bozuntuları var. bunlar böyle dışarıdan bozmaya çalışılmıyor. Bizim içimizden bozmaya çalışıyorlar. İçimizden satın alıyorlar. İçimizden bizi vuruyorlar. Bu böyle yeni bir oyun değil bu. İslam Müslümanlar 200 yıldır zayıfladıkça bizim içimize fitne koyucu, fitneye çalışıcı, ne ediyor belirsiz insanlar koydular.
Mossad bile ne diyor? Biz İslâm dünyasında 70 tane tarikat kurduk diyor. Mossad’ın kendisi açıklıyor. Bakın Mossad’ın kendisi açıklıyor. Ben yıllardan beri bağırıyordum İngilizlerin kurduğu dergahlar var, tarikatlar var. Mossad’ın kurduğu dergahlar var, tarikatlar var diye. Millet böyle kızıyordu bana. Hoş hâlâ da kızıyor herkes bana da. Bu konuda bir sıkıntım da yok. Kızan kızsın. Kızanlar da istersem küçük kızlarını vermesinler. Umurumda değil ben söyleyeceğim söyleyeceğim yine de. Normalde bunlar çünkü içimizde bunlar. Mesela bu konuda İngilizleri iyi takip edin. Böyle sendenmiş gibi görünür. Bu konuda İngilizler dünyanın zirvesindedir. Mossad onun talebesidir. İngilizler ilmek ilmek işlerler.
Sen onu solcu zannedersin o İngiliz muhbiridir. Sen onu böyle sıkı bir komünist zannedersin, sıkı bir Atatürkçü zannedersin. Sıkı bir bugünkü dille bu dili kullanmak istemiyorum. İslâmcı, sıkı bir muhafazekar, sıkı bir sağcı, sıkı bir liberal zannedersin. Aldanmayın. Ben bu ülkede ne komünistlere aldanırım, ne solculara, ne kemalistlere, ne milli görüşçülere, ne muhafazekarlara, ne refahçılara, sihasi organizasyon olarak da. Başıma ne geliyorsa gelsin. Önemli değil ben söyleyeyim. Ben hiç inanmam. En komünist bir insan İngiliz ajanı çıkar. Sen onu komünist zannedersin. Sen onu mesela çok büyük bir İslâmî fedai zannedersin. Bir bakarsın ki İngiliz pasaportu var adamda. İngiliz vatandaşı. Bakın bunlar enteresan şeylerdir.
Gördüklerinizin hiçbir yerine inanmayın. Ülkede ve İslâm dünyasında. Gördüğünüz hiçbir şey inanmıyor. Araştırın. Arkasından başka bir şey çıkacaktır. Öyle behu de kürek çekmeyin. Hep anlatırım ya. Onun arkasında başka bir şey vardır. Öyle boş değildir bu işler. Seni de başıboş bırakmazlar öyle. Öyle mümkün değildir bu işler. Neyse, neyse. Seni de başıboş bırakmazlar öyle. Öyle mümkün değildir bu işler. Neyse, ehl-i zikrullâh’a, eğer ehl-i zikrullâh onlara tabi olmadıysa, bakın tabi olmadıysa İngilizlere onların başında problem çıkarlar hep. O İngiliz derin devletine, o İngiliz kraliyetine ya biat edeceksiniz ya da böyle başınıza bir sürü işler gelecek, çoraplar örülecek. Ama tarikat ne olursan olsa hiç önemli değil.
Şimdi bunlar Allâh’ın zikrine karşıdırlar. Sufiliğe bu manadaki Kur’ân Sünnet tarihindeki sufiliğe karşıdırlar. Bir kimse Kur’ân Sünnet tarihindeki sufiliğe karşılasa ya cahildir ya kâfirdir ya da gizli servis açanadır o. Bakın bunlar böyle net. Bir kimse bütün hadîsleri inkâr ediyorsa, hadislere karşısa o kimse İngiliz kraliyet hâlesinden, mostattan siyah eden oradan buradan besleniyordur. Bir kimse ehl-i zikre ve zikre karşılasa bir yerlerden besleniyordur, bir yerlerin insanıdır o. Kafirdir, münafıktır bir şeydir yani. Çünkü o böyle mümkün değil. Çünkü Allâh’ı zikreden bir kimsenin, Cenâb-ı Hak onun gönül gözünü açar. Ona feraset nuru verir. Onun kalbinde bir nur oluşur. O nurla o iyi doğruyu, güzeli çirkini ayırt eder.
Bu aldanmaz. Algı operasyonuna girmez. O kandırılamaz. Neden?
Müftünün Fetvâsı ve Mü’minin Kalbî İdrâki — «Kalbe Bakmak Lâzım»
Müftüler fetva verse de o kalbine bakacak ya, hadîs-i şerîf de öyle diyor, o kalbine bakar. Kalp onu tasdikledi mi, tasdiklemedi mi? Çünkü âyet 43’te Allâh’ı çok zikredenlerle alakalı bir ardından müjdeler var ve tespitler var. Diyor ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allâh rahmet bahşeder. Sen Allâh’ı çok zikrettin, sabah akşam zikrullâh ile hemhal oldun. Cenâb-ı Hak seni karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kendinden, kendi katından sana rahmet bahşeyledi. Seni aydınlıktan karanlığa çıkardı. Aydınlıktan karanlığa çıkaran kim? Allâh. Zikrettin Allâh. Senin şeyhin seni aydınlıktan karanlığa çıkarmıyor. Senin başındaki hacın, hocan, alimin, siyasi liderin, dini liderin her neyse seni aydınlıktan karanlıktan aydınlığa çıkarmıyor.
Cenâb-ı Hak karanlıktan aydınlığa çıkarmak için bunu kendi zatına, kendi nefsine atfetmiş. Şeyhin vesile olabilir, hocan vesile olabilir, mahalledeki bir kimse vesilen olabilir ama karanlıktan aydınlığa çıkaran Allâh’tır. Burada hiç kimse şirke düşmesin, gizli şirke. Bak hiçbir şey, hiçbir mürşid-i kâmil, hiçbir alim, hiçbir hoca, hiçbir peygamber bir kimseyi karanlıktan aydınlığa çıkarmaz. Karanlıktan aydınlığa çıkaran Allâh’tır Celle Celaluhu. Ve Cenâb-ı Hak bunu kendi zatının üzerine alır. Allâh sizi karanlıktan aydınlığa çıkarır. Allâh sizi şirkten kurtarır, Allâh sizi ibadetsizlikten kurtarır, Allâh sizi kulluk yapamaktan kurtarır, bahşeder size. Bir de ne diyor üstüne? Üstüne diyor ki rahmet eder sana.
Ne yapıyor? Rahmet bahşeyler. Bahşeyler bakın. senin yaptıklarının, sen bir tek Allâh’ı zikrettin. O Allâh’ı zikirde ne? Allâh’ın lütfuydu sana. Allâh sana lütfetti, sen Allâh’ı zikrettin ve Allâh katından sana bahşetti. Karanlıklardan aydınlığa çıkarmayı sana bahşetti. Aydınlığa çıkarmayı bahşetti sana. Bu büyük bir lütuf, büyük bir ikram ama Allâh’ı zikredersen. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikretti. Âyet-i Kerîme. O zaman Allâh onu zikretti kim Allâh’ı zikrederse. Allâh onu zikredince Cenâb-ı Hak onu karanlıklardan aydınlığa çıkardı. Ve ona rahmet bahşeyledi. Ona rahmet etti, ona bereket verdi, ona ihsan eyledi. Ona katından mağfiret etti. Tövbesini kabul etti, zikrini kabul etti, ibadetlerini kabul etti.
Ona zikretti, onu katından korumasını aldı, katından muhafaza etti. Ona lütfetti, ikram etti. Bu neyle mümkün? Bu iman edip zikretmekle mümkün. Eğer o zikretmezse bunlara ulaşması mümkün değil. Zikretmeyenlerin bunlara ulaşmamasının sebebi de bu. Veya zikre düşman olanların bunlara ulaşamamasının sebebi o. O kimse Allâh’ı zikrederse bunlara ulaşacak. Ve Cenâb-ı Hak’ta başına, zikredenin başına melekler, bak melek değil, melekler tahsis edecek. Melekler gönderecek. O melekler zikreden kimseye dua edecekler. Sabah akşam, sabah akşam senin etrafında melekler var. Senin için tövbe ediyorlar, senin için dua ediyorlar, senin için Cenâb-ı Hak’a yalvarıyorlar. Senin neye ihtiyacın varsa, sen sadece Allâh’ı zikrediyorsun çünkü.
Sen Allâh’ı Allâh olduğu için, Allâh için zikrediyorsun. Rızık için değil, nimetler için değil. Bak rızık için değil, nimetler için değil. Allâh’ı Allâh olduğu için zikrediyorsun. Cenâb-ı Hak Musa aleyhisselamın ümmeti için dedi ki, Musa aleyhisselamın ümmeti için dedi. Verdiğim nimetlerden dolayı Allâh’ı zikredin dedi. Onlara bakın, nimete bağladı kendisinin zikrini. Dedi ki size bir sürü nimet veriyorum, bu nimetlerden dolayı zikredin. Onlar nimeti gördü önce çünkü. Sen önce nimeti görme. Sen önce nimeti görürsen aldanırsın. Avam kul, vasat kul olursun. Yok hayır, nimetleri için değil. Biz Allâh’ı Allâh olduğu için zikrederiz. Allâh’ı Allâh olduğu için, fî sebilillah Allâh’ı Allâh için zikrederiz.
Bakın burada direkt zatla alışveriş vardır. Direkt. Biz zatla alışveriş içinde oluruz. Allâh’ı Allâh olduğu için, Allâh için zikrederiz. hadisi kutsi de dedi ya, onların birbirleriyle akraba değildir. Birbirleriyle menfaatleri de yoktur. Ama onlar Allâh için birbirlerini sevip toplandıklarında Allâh’ı zikrederler. onlar hiçbir gölgenin bulunmadığı Arş’ın gölgesinde gölgelenirler. Ve hadisi kutsi de ne diyordu? Mahşer halkı onlara gıpta ile bakarlar. Ve sorarlar bunlar hangi peygamberlerden? Düşünün bakın. Bunlar hangi peygamberlerden? Bir münâdi melek-cevâfir. Bunlar peygamber değil. Hangi şehitlerden? Bunlar şehit de değil. Peki bunlar kim? Bunlar kim? Bunlar kim? Bunlar da diyorlar ki münâdi melek-cevâfir.
Bunlar dünyadayken birbirlerini Allâh için sevenler, akraba olmadıkları halde, menfaatleri olmadıkları halde birbirlerini Allâh için sevip toplandıklarında Allâh’ı zikredenler.
Arş’ın Gölgesinde Zikredenler — Yedi Sınıf Hadîsi’nin Tasavvufî Tefsîri
İşte onlar Arş’ın gölgesinde bir rivayette de Allâh’ın gölgesinde gölgelenecekler. bunları böyle peygamberler bile onlara gıpta ile bakar. Başka bir hadîs-i şerîfte velilerle alakalı Yunus Sûresindeki onunla alakalı peygamberler gıpta ile bakarlar. Deyince böyle sahâbeden bir bedevî diyor ki, Ya Resûlallah onları bize tanıtır mısın? onlar kim bizi, onları tanıt? Allâh Resûlü diyor ki onlar birbirleriyle akraba olmadıkları halde, menfaatleri olmadıkları halde, birbirlerini Allâh için sevip toplandıklarında Allâh’ı zikredenlerdir. böyle toplanıp Allâh’ı zikredince seni karanlıklardan aydınlığa çıkardı. Ve ne yaptı? Senin başına melekler tayin etti. Melekler sana dua etmeye başladı. Ve Cenâb-ı Hak da ne yaptı?
Allâh müminlere çok merhametlidir. Ve Cenâb-ı Hak da ne yaptı? O kendisini zikredenlere merhamet etti. Merhametine gark etti, merhametine yerleştirdi. Allâh çünkü merhametlilerin en merhametlisidir. Allâh müminlere çok merhametlidir. Bu hârim, müslüm. Allâh mahlukatı yarattığı vakit kendi nezdinde, arşın üstünde bulunan kitabına rahmetim, gazabıma üstün geldi diye yazdı. Yine Ahmed bin Hanbel’den, ben merhametlilerin en merhametlisiyim. Bana hiçbir şeyi ortak koşmayanları cennetime koyun. Allâh buyurur böyle. Bu da hadîs-i kudsi. Bu da hadîs-i kudsi. O zaman merhametlilerin en merhametlisi kim? Allâh Celle Celâlihu. Ve yine bir hadîs-i şeriften, hâkimden. Allâh-u Teâlâ bazı şeyleri farz kılmıştır, onları koruyunuz.
Bazı yasaklar koymuştur, onları aşmayınız. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onlara da yaklaşmayınız. Bazı şeyleri de unuttuğu için değil, size merhametinden dolayı onlardan söz etmemiştir. Onları da soruşturmayın. Demek ki Cenâb-ı Hak merhametinden dolayı da ne yapıyor? Bazı şeyleri de es geçiyor üstümüzden. Bir günah istiyoruz, hata istiyoruz, merhamet ediyoruz, siliyor kendi katından. Kendimizle alakalıysa, bir başkasıyla alakalı değilse onunla helallaşacaksın. Ama yine de seni affeder mi affeder. Bu ayrı bir mesele. Allâh’ın affına sınır koymak söz konusu değil. Rabbim cümlemizi affettiklerinden eylesin. Burası önemli. Allâh’a kavuştukları gün selam diyerek selamlasınlar. Allâh onlara güzel bir mükafat hazırlamıştır.
Allâh’a kavuştuğu gün herkesi ona ne olarak bakarız biz? Hepimiz buna ahiret olarak bakarız. Allâh’a kavuşmayı ahiret olarak görürüz. Bu hadîs-i şerife tefsirlerde baktığınızda hepsinin de hemen üç aşağı beş yukarı ahiret olarak görülecektir. Ama sufiler için öyle değildir. Sufiler her an Allâh’a kavuşmak için can atan müminlerdir. Onlar daim Allâh’a kavuşmayı, Allâh’a kavuşma özlemiyle yanar tutuşurlar. Sufi emmareden başlayarak yürümeye başlar. Fena makamına gelir, oradan bekaya geçer. O kimse fena ve bekam makamına geldiğinde o artık Allâh’a bu manada, tam manada, guslat olarak değil. Allâh’a kavuşmuş kabul edilir. o kimsenin ulaşabileceği nokta Cenâb-ı Hak’ın cemalinde cemalinde fena olmaktır.
O cemalinde fena olan bir kimse için evet. o zaman melekler sıralanır, melekler sıralanır. O sufi, o veli, o mürşid-i kâmil o fena halinden ayrılmak istemez aslında. O fena halinden ayrılmak büyük bir gariplik, büyük bir hasret, dayanılmayacak acıdır. Ama o fena halinden ayrılırken melekler ona dua ederler, ona onu tebrik ederler. Bütün veliler, bütün mürşid-i kâmiller toplanırlar. Onun o fena halinden ve fena haline kavuşma anında ve fena halinden çıkma anında ona selam ederler. Onu tatif ederler, ona dua ederler. Onun bu manada Cenâb-ı Hak yardımcısı olsun diye hepsi de tebriye ve duaya durur. melekler Allâh’a kavuştukları gün selam diyerek selamlasınlar. Evet Allâh’a bu manada cemal noktasında kavuşanı her bütün gök halkı, bütün yer halkı velilik olarak, veliler ve evliyâlar olarak bütün ne yapar?
Yer ve gök halkı onu selamlar. Bu ona dünyada müjdedir. velilerle alakalı âyet-i kerimede onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Ayet-i kerimesi var ya soruyorlar ya sahâbe, Ya Resulallah ahiretteki müjdeyi üç aşağı beş yukarı anladık tabir-i caizse. Ama dünyadaki müjde nedir dediğinde ne diyor hadîs-i şerifte? Onun gördüğü rüya ve onların görüldüğü rüyalardır. Bakın iki hâl var burada. Onun gördüğü rüya. Çünkü bu hâllerin hepsi de rüyanın içindedir. Rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Sahih rüyayı biz kabul ederiz. Ve bütün İslam âlemi, bütün âlimler sahih rüyanın, peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz olduğunu kabul eder. Bir kimse bunu kabul etmez, reddederse o da küfre düşer.
Bakın o da küfre düşer.
Ehl-i Sûfiye Karşı Söylenen Söz Küfre Düşürür — «Ehl-i Sûfîye Laf Atmak»
Şimdi ne yazık ki ehl-i sufiye laf atmak, ehl-i sufiyeyi kötülemek için bunları da reddediyorlar, küfre düşüyorlar. Bakın küfre düşüyorlar. Rüya haktır. Rüya haktır. Bir kimse rüyayı inkâr ederse küfre düşmüş olur. Bakın rüyayı inkâr eden küfre düşmüş olur. Çünkü rüya peygamberler görmüştür. bir de hayberle, hendekle alakalı, Cenâb-ı Hak da ne diyor? Biz diyoruz her iki tarafa da rüyada iki tarafı da zayıf gösterdik. Allâh sizi imtihan etti diyor. Neyle? Rüyayla. hem sahâbeler ve peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri düşmanı zayıf görüyorlardı. Cenâb-ı Hak öyle gösteriyordu onlara rüyalarını da, öbür günlere de Müslümanları zayıf gösteriyordu. Ne diyordu? Ebû Cehl gidecek olan bir kimseye, kervancıya diyordu ki bekle birkaç gün daha.
Çok özür dilerim, haşa onun tabiriyle. Diyordu ki Muhammed’i devenin arkasını bağlayıp bekleye kadar götürürken sen de gör. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini öldürecekler ve devenin arkasını bağlayacaklar, Mekke sokaklarında dolaştıracaklar öyle. Kafirin planı budur çünkü hep. Kafir ister ki bütün Müslümanları öldürsün. Bak gazete de öldürüyorlar boyuna. Senin çocuğuna bile acımaz kafir. Bak ne çocuk acıyorlar, ne kadın acıyorlar, ne ihtiyar acıyorlar. Öldürüyorlar boyuna. Bir de ne diyor o papazları? Bu öldürdüklerimiz diyor daha önce öldürmediklerimizin, öldürtmediğimiz çocuklar diyor. Şimdi çocukları öldürmezsek diyor 20 yıl sonra onlar bizde yine savaşacaklar. Çocukları da öldürüyorlar.
Bakın Müslümana hiç kimse acımaz. Mü’mine kimse acımaz. Bir kimse mü’mine acımıyorsa mü’min bir kimse hiç önemli değil. Onun kalbi kafirleşmiştir. Çünkü Müslüman mü’min kardeşine merhametlidir. Elinden dilinden emin olur o kimsenin. Müslümanın elinden dilinden emin değilse bir kimse, o Müslümanlıkla alakalı sıkıntı vardır onda. O münafıklık alameti taşıyordur. Sen bir Müslümana, Müslümana sen haksızlık yapamazsın. Onun canına, malına, ırzına, namusuna dokunamazsın. Onun hakkında gıybet edemezsin, tedikodu edemezsin. Allâh muhâfaza eylesin. ne yapıyorlar orada? Öldürüyorlar, katlediyorlar. Ve bütün dünya, bilhassa İslam dünyası da sadece seyrediyor. Biz oturuyoruz, telin ediyoruz, lanet ediyoruz.
Allâh muhâfaza eylesin. o sahih rüyalar Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz. Ve o veli, o mürşidi kâmil, o cemalde fena olmayı bu dünya için onun en büyük müjdesidir. Bu dünyada onun için en büyük müjde budur. Cemaalullah da fena olma ve meleklerin ve pir efendilerin ve müstürü böyle Peygamberlerin ve büyük zevatın onun selamlaması. Bu bir sufi için dünyada gelebileceği en önemli makamlardan birisidir. O yüzden Allâh’a kavuştukları gün. Bir de bu işin nesi var? Allâh’ın ahireti var. Allâh’a kavuştuğu gün vefat ettiği gün. Allâh’a kavuştuğu gün yeniden mezarından kaldırılıp cehennete girdiği gün. Cennete girdiğinde Allâh’ın normalde tecelliyatını seyrettiği gün. Tefsirlerde bunları farklı farklı okuyabilirsiniz.
Rabbimizler affeylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Biz normalde gecenin sonunda yine de daha doğrusu zikrullahın başında Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in iki duâsıyla inşâallâh sohbeti tamamlayalım. Allâh’ım bizi bağışla bize merhamet eyle. Bizden razı ol. Amellerimizi kabul eyle. Bizi cennetine koy. Bizi cehennemden kurtar. Ve bizim her halimizi ıslah eyle. Rabbim beni bağışla. Tövbemi kabul et. Çünkü sen tövbeleri çok kabul edensin. Çok merhamet edensin. Bizlere merhamet eyle. Katından lütf eyle. Katından ikram eyle. Katından ihsan eyle. Katından dostlarının zümresine ilhak eyle. Katından bizleri dostlarınla dost eyle. Katından bizleri sana düşmanlık yapanlara bizi de düşman eyle.
Yanılıp yenilip senin düşmanlarını dost tutanlardan eyleme. Oruçlarımızı kabul eyle. Oruçlarımızı muhafaza eyle. Yaptığımız ibadetleri ve amelleri bizlere şefaatçı eyle. Habibini şefaatçı eyle. Şefaat edelim. Habibini şefaatçı eyle. Şefaat edebilecek olan bütün zatları bizleri şefaatçı eyle. Âmîn diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azad eyle. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn.
Fâtihâ-i Şerîfe ve Hediye-i Sevâb — Pîrân-ı Kirâm’a Hediye Niyâzı
Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Ya Allâh, ya Subhan, ya Sultan, ya Allâh, ya Subhan, ya Sultan, ya Allâh, ya Deyyân, ya Burhan, ya Allâh. Ya Deyyân, ya Burhan, ya Allâh. Ya Hannân, ya Mennân, ya Allâh. Ya Settar, ya Gaffâr, ya Allâh. Ya Rabbi, Settar ismi şerifine inanıyoruz. Günahlarımızı set eyle ya Rabbi. Âmîn. Ya Rabbi, Gaffâr ismi şerifine inanıyoruz. Günahlarımızı affeyle ya Rabbi. Âmîn. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Seyyidinâ Muhammed ve eylesin. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî.
Lillâhi ve kemâ, yenikubi kemâni. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî. Lillâhi ve kemâ, yenikubi kemâni. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî. Lillâhi ve kemâ, yenikubi kemâni. Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ Şems-i Duhâ Muhammedin ve alâ âlihî. Lillâhi ve kemâ, yenikubi kemâni. Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ Şems-i Duhâ Muhammedin ve alâ âlihî. Lillâhi ve kemâ, yenikubi kemâni. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Nûr-ul Hüdâ Muhammedin ve abdike ve resulike. Biyum-i el-ve alâ alî ve adedekemâ Lillâhi ve kemâ, yenikubi kemâni. Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ Şems-i Duhâ Muhammedin ve alâ âlihî. La ilâhe illallah.
La ilâhe illallah. El Fâtihâ. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Zikirle Alakalı Âyetler Serisi: «yâ Eyyühe’llezîne âmenu’zkurû’llâhe zikran kesîrâ» (Ahzâb 33/41-42); «ezkurû’llâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbiküm» (Nisâ 4/103); «fe-ze’lkürûnî ezkürküm» (Bakara 2/152); «zikr-i kesîr» — A’râf 7/205; Ahzâb 33/35; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Namaz Vakitleri ve Mü’minin Sünnî Namaz Disiplini: Vakit namazları — Bakara 2/238; Hûd 11/114; İsrâ 17/78; Tâhâ 20/130; Rûm 30/17-18; «namaz vakitleri kesin» — Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât 1; Müslim, Mesâcid 173; modern namaz disiplini — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «çok namaz değil, vakitli namaz» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Müftünün Fetvâsı ve Kalbî İdrâk: «esti’fî-l-müftiyye» (Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn); «kalp fetvâ verir» — Hadîs «istafti kalbeke» (Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/228); modern fetvâ-kalp ilişkisi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «kalb fetvâsı» — İbn Atâullah, el-Hikem; sufî kalp idrâki — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
- Arş’ın Gölgesinde Zikredenler (Yedi Sınıf Hadîsi): «seb’atün yuzıllühumu’llâhu fî zıllihî yevme lâ zılla illâ zıllüh» (Yedi sınıfı Allâh kıyâmette gölgesinde gölgelendirir) — Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91 (1031); Tirmizî, Zühd 53 (2391); İbn Mâce, Zühd 4 (4116); «Allâh’ı tek başına zikrederken gözü yaşaran» 6. sınıfta — Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91; «Arş’ın gölgesi» — sufî tasvîri — İbn Atâullah, el-Hikem; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Ehl-i Sûfiye Karşı Söylenen Söz: «velîlerine düşmanlık edenler» Hadîs-i kudsî — Buhârî, Rikâk 38 (6502); Beyhakî, Sünenu’l-Kübrâ 10/219; «ehl-i sûfîye laf atmak küfre yakın» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; Şâtıbî, el-İ’tisâm (sufiyye reddiyecileri); modern eleştiri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «ehl-i zikr-ehl-i bid’at ayrımı» — Şâtıbî.
- Pîrân-ı Kirâm’a Hediye-i Sevâb: Hediyye-i sevâb tatbîki — Buhârî, Cenâiz 35; Müslim, Vasiyyet 14 (1631); Tirmizî, Salât 232 (442); «Allâhumme salli alâ Şems-i Duhâ Muhammed» — Karabaş silsilesi tatbîki; modern Karabaş Pîrân hediyeleri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; İrşâd Dergisi hâtırâtı.
- Karabaş Silsilesi ve Zikrullâh Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş zikrullâh tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı