Kandilî Karşılama: «Sen Gül Bahçesinde Bir Gül Ol» — Mü’min Hâli ve Sevgi Dili
Allâh razı olsun sizinle Kandil azîmü aleyküm olsun. Teşekkür ederim. Sen ve demirtaşlar çiçekler içinde bir çiçek siz. demiş ya birisi ben demiş olayım. Sen gül bahçesinde bir gül ol. Ben de o gülün dalında bir bir bül olayım. Sen bana bak söyleyeyim. Ben sana bakayım söyleyeyim. Sen güller içinde gül yine. Selâmünaleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi bu Ramazan mübarek gününde emanını aldığı kullarından eylesin. Dışarıda hiç kimse kalmasın. Dışarıda kalan dışarıda kalır sonra. Bir tek görevliler kalacak dışarıda. Geri kalan herkes içeri girsin. Hepinizin gül cemalini göreyim. Bir tek İsmail Gül değil ya bir sürü gül var burada.
Allah Hakkında
Gel gelin girin içeri gir gir Fatih organize et arkayı. Toparla herkesi. Sen de misafir sanatçı gibi oturma. Mühendisliğini konuştur orada. Makine mühendisi olmak kolay mı? Onca okuttular seni. Makine mühendisi ettiler. Gelecek oraya oturacak hemen sandalyeye. Işin simetriğine bak. Sünüsünü, kosunusun, tanjantını hesapla. Ben şimdi ilkokul mezunuyum ya. Onlara göre normalde sinüsü, tanjantı bilmemem lazım benim. İlkokuldan biz böyle. O yüzden bir tek sen de makine mühendisisin ya kendince. bir tek sinüsü, kosunusun bak bak arkaya bak. Ayakta bayan kalmasın, bayanlara yer verin. Bayanlar önceliğimiz, baş tacımız, sultanımız hepsi de Adem bile koskoca cennette hatunsuz yapamadı. Sen tercüme et boyuna.
Tamam. Harika. Biz kadınlar yüzünden cennetten kovulmaya göze almış bir ırkız. Yok o bütün kitaplara uymuyoruz ya biz şimdi. Bir türlü olmadı. Desinler düzen tutturamadı daha. Bugün misafirlerimiz var Almanya’dan. Bir mikrofon verin bana. Bugün Almanya’dan misafirimiz var. Bizleri normalde tanımaya gelmişler ama kafalar karvan çorman oldu. Tanıt şimdi sen biraz. de ki kim hadi sen tanıt hadi. Tamam. Kalk ayağa. He kalka. Ya tiyatrocusunuz siz. Bir iki. Ismim ilk Nur. Eee sesini açın. Ismim ilk Nur. Almanya’dan geliyorum. Eee Zeynel eee ve Meryem ve Uli arkadaşlarımızla. Ştutgarç ve Büşkümün bölgesinde tiyatro okulundan geliyoruz. Kalkın ayağa. Evet. Misafirlerimiz var bugün. Teşekkür ederiz.
Sizleri tanımak ve ııı inşâallâh belki ileride beraber bir proje yapmak ııı umuduyla geldik. Mikrofonu yaklaştır bir zahmet. Böyle heyecanlanma. Burası böyle bir şey değil böyle bir sahne değil. Biz bizeyiz. Yabancı yok. Ben duyacağım sadece senin söylediklerini. Desem yalan olur. Tamam. Eee dediğim gibi Ştutgarç bölgesinden geliyoruz. Tiyatro okulundan. Kendimi ressamım. Eee diğer üç eee arkadaşlarım tiyatro oynuyor. Eee bizim gelme nedirimiz? Bir proje beraber gerçekleştirmek. Gençlerle, çocuklarla birlikte bakalım inşâallâh Allâh izin verirse olur. Olmazsa da tanışmak eee tanışmış olduk. Eee ya bizim için çok eee çok gurur verici ve onur verici burada olmak. Bizi eee ya açık kollardınızla davet ettiniz burada.
Çok çok hoş olduk. Çok heyecanlıyım şu an. Bayağı çok insansız çünkü. Zeynel sen de bir şey demek ister misin? Yok her şeyi söyledim. Teşekkür ederiz sağ olun. Biz biraz kitaplara uymuyoruz ya o yüzden onlar böyle kendilerini alamadılar bazı şeylerden. Bakıyorlar şimdi okuyorlar böyle sufiler böyle olmaması lazım diyorlar. Ama biz farklı cenahtanız ya. O yüzden oluyor. Evet selamın aleyküm yeniden. Misafirlerimize de böyle bir fırsat vermek istedik. tanışalım görüşelim diye. O yüzden onlara da bu konuda bir teşekkür konuşması yapma fırsatı verelim dedik. Almanya’daki Deniz kardeş böyle bir projeden bize bahsetmişti. Ben de sıkıntı yok. Biz her türlü Kur’ân Sünnet dairesi olan projeye açığız dedim.
Öyle geldiler. Allâh razı olsun. Tabii onlar bizi tanıyorlar. Biz onları tanıyoruz. Tanışıyoruz daha doğrusu tanışacağız bundan sonra. Daha doğrusu onlar beni tanıyabilirlerse tanıyacaklar biraz zor gibi. Onlar olsun ama inşâallâh böyle bir tanışıklığımız devam edecek. E bugün aslında eee Kadir Gecesi ya böyle hüzünlü bir sohbet yapmayacağım size. Sebebi de şu böyle bir Ramazan geçiriyoruz. Allâh razı olsun. Cafer onu olsun ve ekip komple. Bu teravihle alakalı yetiştirmekte zorlanıyoruz. Ne yapalım? Vakıfta teravi kılalım deyince onlar da böyle bu projeye canhıraş destek verdiler. Dediler ki vakıfta güzel olur. Biz bütün Ramazan eee vakıfta yastı namazlarımızı kıldık. Ardından teravileri kıldık.
Ardından zikirler yaptık. Böyle gönlümde bir mutluluk var, bir coşku var. Böyle hepinizi böyle hür ağa bir yerlere götürsem böyle bir kaftağına kaftağında bir dolaştırsam getirsem yine yüreğimdeki o coşku böyle şey olmayacak eee dinmeyecek. Fırat Nehri yanında halt yemiş. Fırat Nehri gelsin, coşkumuzun yanında çay içsin, bizi seyretsin. O haldeyiz. O yüzden coşkumun sebebi, coşkunluğumun sebebi Ramazan’la alakalı. O Ramazan’ın mutluluğu, tadı, lezzeti, o orucun mutluluğu, tadı, lezzeti beni böyle coşkun bir hale getirdi. Coşkunluğumdan dolayı özür de dilemeyeceğim sizden. Mutluyum coşkunluğumdan. Allâh hepinizden de razı olsun. Cümlenizden inşâallâh. Kadir Gecesi tabii bu akşam sohbete inşâallâh Kadir suresiyle başlayacağız.
Ondan sonra Kadir Gecesi dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışacağız. Ama inanıyorum, ümit ediyorum biz bir aydan beri her gecemiz Kadir oldu bizim. O yüzden Cenâb-ı Hak’ı hamdü sena ediyorum yirmi yedinci gün mü? Yirmi beşinci gün mü? Deliye her gün bayram hesabı, Sufi’ye her gün Kadir Gecesi. Buyur Hafız. Eğzü billahi minel şeydanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eğzü billahi minel şeytanirracim. Selam. Âmîn. Biz Kur’ân’ı Kadir Gecesinde indirdik. Sen Kadir Gecesinin ne olduğunu bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve ruh Rablerinin izniyle her türlü iş için yeryüzüne iner de iner. Bütünüyle esenliktir o gece. Ta şafak atıncaya kadar. Cenâb-ı Hak Kur’ân’ı Kadir Gecesinde indirdiğini söylüyor.
Ve bu Kur’ân da Duhan suresinde âyet üçte de gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik buyuruyor. Ve bu Kur’ân-ı Kerîm bu mübarek gece de Bakara suresinde âyet yüz seksen beşte de Ramazan ayı öyle bir aydır ki Kur’ân o ayda indirilmiştir buyurur araktan Kadir Gecesinin de Ramazan ayının içerisinde olduğunu beyan ediyor. Ve aynı zamanda da Kur’ân bu manada Kadir Gecesinde indirilmeye başlanıyor. Nereden? Lehvi Mahfuz’dan. Ve İbn Abbâs da bu konuda buyuruyor ki Allahu Teala Kur’ân’ı bir bütün halinde Lehvi Mahfuz’dan dünya göğündeki izzet evine indirdi. Sonra teker teker vakalara göre yirmi üç senede Resûlullâh’a inzal etti. Buyurdu. Kur’ân bütünüyle Lehvi Mahfuz’dan çıkıp Cenâb-ı Hak’ın izzet evine indirildi ve peyderpey yirmi üç sene gerekli oldukça Cenâb-ı Hak Kur’ân’ı Hazret-i Muhammed Mustafa’nın üzerinden insanlara tebliğ edildi.
Ve Kadir Gecesi bu manada bir ismi de buradan mübarek bir gece olarak anıldı. O yüzden bu gecenin bereketi, hayrı, feyzi, lütfu, ikramı bol oldu. Yine Duhan Suresinin bir ve üçüncü ayetlerinde ha-mim. Gerçekleri açıklayan bu apaçık kitaba yemin olsun ki biz onu kutlu, şerefli bir bereket yüklü bir gecede indirdik buyuruyor.
Kadir Gecesi’nde Kur’ân’ın İndirilişi — Bereket ve Manevî Tecellîler
Demek ki Kur’ân-ı Kerîm Kadir Gecesi’nde bereket yüklü bir gecede indirildi diyerekten Kadir Gecesi’nin de aynı zamanda bereket yüklü olduğu nitelendiriliyor. Ve yine bu gece takdir ve hüküm gecesi. Nasıl takdir ve hüküm gecesi? Çünkü yine Duhan Sûresi âyet dört ve beşte o gecede belli hikmetlere binaen Allâh tarafından olmasına karar verilmiş her bir iş belirlenir. Tarafımızdan buyrulacak bir emir olarak indirilir buyurmuş. Duhan Suresinde de. O yüzden normalde Kur’ân’ın indirilmeye başladığından itibaren o gecede Kur’ân indirilmeye başlandığından itibaren o geceden itibaren dünyanın bütün hayat standardı. Ekonomi anlayışı, dünyanın siyaset anlayışı, dünyanın askeri anlayışı, dünyanın sosyal hayatı, aile hayatı, savaşları hatta diyebiliriz ki dünyanın kaderi değişmeye başlamıştır.
Kur’ân indirildikçe dünya üzerinde farklı olgular oluşmaya başlamıştır. Ne yazık ki şimdi Kur’ân tam anlamıyla yaşanamadığından tam anlamıyla yaşatılmadığından dolayı Kur’ân’ın farkı fark edilemiyor. Kur’ân’ın farkının fark edilebilmesi için gerçek manada Kur’ân’ın gerçek manada dinin dinin yaşanılması gerekiyor. Bu bireylerin yaşamasından öte toplumun yaşaması gerekiyor. Çünkü İslam tek başına bir birey dini değildir. İslam bir toplum bir topluluk dinidir. Bir şehir dinidir. Aslında İslam bu manada bir entellektiyel bir dindir. Bakın altını çizerekten söylüyorum. Entellektiyel bir dindir. Çok özür dilerekten söylüyorum. Cahillerin anlayıp kavratmakta zorluk çekeceği bir dindir. Çünkü İslam belli bir batini derinliğe belli bir entellektiyel anlayışa belli bir fikri derinliğe ihtiyacı vardır.
Çünkü o fikri derinliğe o entellektiyel anlayışa sahip olmayanlar ne yazık ki İslam’a en fazla kötülük yapanlardır. O derinliğe ulaşmayan ne yazık ki ulaştırılmayan Müslümanlar bu konuda hem dinlerini temsil etmede çok büyük yanlışlıklara uğruyorlar hem de dinlerini bir başkasına anlatmada teblih etmede başarılı olamıyorlar. Oysa o dini ilk yaşayan altın devir dediğimiz Hazreti Ebu Bekür, Ömer, Osman, Ali, Hazreti Hasan, Hüseyin zamanındaki dini algı, dini anlayış ne yazık ki onlardan sonra kaybedildi. Ve ne yazık ki onlardan sonra o anlayışta o anlayışta yaşanmadı. Dün eee abim ve Yusuf Hoca’yla bir de kim vardı yanımızda? Cafer vardı. Dün akşam basit bir şey söyledim. Dedim ki Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri münafıkların bütün listesini bildiği halde hiç kimseye söylemedi.
Bir tek Yamaniye söyledi. Ve Yamanide şu münafıktır demedi. Bakın böyle bir topluluk düşünün topluluğun içerisindeki bir kimse topluluğun içindeki münafıkları bildiği halde bunu faşe etmiyor. Böyledir İslam. Hatta mevcuttur ya böyle çok söylenir. Uhud’da Uhud dağını terk eden okçular vardır. okçular tepesidir. Bakın hiçbir hadîs kitabında okçular tepesinde okçular tepesini terk eden okçular tepesini terk eden sahâbelerin isimlerini biz bilmeyiz. Bakın sahâbelerin isimlerini bilmeyiz. Ve bu İslâm’ın derinliğini gösterir bize. İslâm’ın entelektiliğini gösterir. Ve İslâm’ın bu bu konuda davranış biçimini gösterir. bir kadın geldi Allâh’ın Resulüne dedi ki beni temizle. Ne oldu dedi? Ben filancayla zina yaptım dedi.
Erkeği çağırdılar. Erkek dedi ki hayır yapmadım. Allâh Resul dedi ki bak ya o yapmadığını söylüyor. Bak işine dedi, devam et. Kadın geldi, ben hamileyim dedi. Beni temizle, beni öldür diyor resmen. O da diyor ki git çocuğunu doğur, git çocuğunu emzir gel, ailesini tanışın, ailesine bakın bunların ailesinde kafasında bir sıkıntı olan var mı? En son da kadın çocuğunu da emzirdi. Aradan üç yıl geçti. Illa ki geldi beni temizle dedi. Allâh Resûlü onu rejmetti. Sonra parmak uçlarına basa basa cenazenin başına gitti. Dediler ki ya Resulallah tavı parmak uçlarının ucuna basa basa gittin. O kadar melaike cenaze namazını kılmaya geldi ki ben onun onların kanatlarına basmaktan intikap ettim dedi. Ve sahabeden bir kimse böyle kerih bir şey konuşacak oldu.
Dedi ki susun. Cennetlik birini görmek istiyorsanız bu kadına bakın dedi. Bakın İslam, İslam böylesine feraset böylesine incelik böylesine derinlemesine bir din. Ama velakin Müslümanlar kendi dinini öğrenmekten ve kendi dinini anlamaktan kendi dinini yaşamaktan uzak oldukları için herkese her türlü iftirayı atar haline geldi. Kur’ân bütün dünya tarihini o zaman için tabiri caizse tersine çevirdi. Bakın tersine çevirdi. O gün için büyük kocaman emperyal devletler İslâm’ın önünde bakın Müslümanların önünde değil. İslâm’ın önünde eğilmek zorunda kaldılar. Ve o İslam ki yepyeni, tap taze kaidelerle, yepyeni, tap taze kaidelerle ve yine yeniden yenile yenilenebilir, ictihâd edilebilir. Bir kapı bir miras bıraktı bize.
Ama biz o kapıyı o mirası ne yazık ki değerlendirebilen Müslümanlardan olamadık. Ve Kur’ân ve bize kitabı öğreten Allâh’ın Resulüyle her türlü hikmeti açığa çıkardı. Cenâb-ı Hak başka bir âyet kerimelerde peygamberlerle beraber onlara bir hikmet verdik der ya. Kur’ân Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazreti üzerinden her türlü değerler manzumesini orta yere dökecek hikmetler orta yere koydu. Ve insanlara bunları açıklayınca insanların dine bakış açısı değişti. Bugünkü gibi değildi ne yazık ki. Yine Âl-i İmrân âyet üç ve dörtte ey Muhammed Allâh sana geçmiş kitapları tasdik eden hak bir kitap indirdi. Insanlara doğru yolu göstermek için daha önce de Tevrat ve İncil’i indirmişti.
Şimdi ise hak ile batılı ayıran Kur’ân’ı indirdi. Şüphesiz ki Allâh’ın âyetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allâh her şeye galiptir. Hak edenlerin cezasını verir. Buyurarak insanlara doğru yolu gösteren Kur’ân ve sünnet olduğunu bildirdi. Allâh Adem aleyhisselamı yarattıktan sonra insanları başıboş bırakmamıştır. Bütün peygamberlerine değişik ayetler, kitaplar indirirken yanlarında da onlara ayrıyeten kendi katından hikmet vermiştir. Kendi katından hikmet vermesi ayetleri kendi bulundukları bölgede kendi bulundukları zamanda tefsir etsinler, yaşasınlar diye ve dinin inceliklerini insanlara anlatsınlar diye. Nasıl Musa’ya Tevrat’ı verdiyse, nasıl İsa aleyhisselama İncil’i verdiyse daha önceki peygamberlere de değişik kitaplar ve suhublar sayfalar indirerekten insanları aydınlatıcı nasıl insan olunur, nasıl Adem olunur, nasıl kemale erilir, nasıl insanca yaşanır, bunun öğretisini peygamberlerin üzerinden verdi.
Ne yazık ki insanlar tarih boyunca şeytanın yolunu tutup insanca yaşamanın yolunu terk ettiler. Heva heveslerine uydular, nefislerine uydular, heva hevislerine ve nefislerine uyaraktan ne yazık ki Adem’in babalarının yolunu terk edip, peygamberlerinin yolunu terk edip, peygamberlerinin yolunu terk edip şeytanın yolunu devam ettirdiler ve insan gün geçtikçe dinden uzaklaştıkça insanlıktan uzaklaştı, insanlıktan uzaklaştıkça da şeytanlaştı. Insanlıktan uzaklaştıkça şeytanlaştı. Bakın bütün dinler insanlara insanlığı öğretir. Biz bugün İncil’e baksak İsa aleyhisselâm’daki insanlığı görürüz. Ve Tevrat’a baksak Musa’daki insanlığı görürüz.
Geriye Doğru Hz. Dâvûd, Süleymân, Ya’kûb — Peygamberler Tarîhinin Manevî Mîrâsı
Geriye doğru gitsek Davut’a, Süleyman’a, Yakup’a, Yusuf’a, Yunus’a hepsinde insanlık vardır. Insanca yaşamanın yolunu gösterirler. Birbirlerine adaletsiz davranmama, birbirlerine haksızlık yapmama, birbirlerinin kanını dökmeme, birbirlerinin mallarını haksız yere gasp etmeme, birbirlerinin namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini haince, hunharca, zalimce gasp etmemeyi öğretmişlerdir. Ve bütün peygamberlerin Adem’den itibaren yolu budur. Ama ne yazık ki dünya insanlığı bugün karanlık bir kaosun içerisinde ve insanlıktan uzak. Karanlık bir kaosun içinde insanlıktan uzak. Bakın bugün Kadir gecesi bu dünyanın değişik yerlerinde sadece Gazze’de değil, Doğu Türkistan’da, Arakanda ne bileyim Bangladeş’te, Pakistan’da ülkemizde de Müslümanlara zulmediliyor.
Zulüm altında olan Müslümanlar var. Insanlıktan uzaklaştığımızı gösteriyor. Çünkü adaletten uzaklaşmak insanlıktan uzak uzaklaşmaktır. Hakikatten uzaklaşmak insanlıktan uzaklaşmaktır. Insanların hakkını, hukukunu tanımamak insanlıktan uzaklaşmaktır. Tepeden bakma böyle tepeden konuşma, anlayıştan uzak bir fiiliyat insanlıktan uzaktır. Bakın Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretin öğretisine baktığımızda önce ahlak gelir, önce güzel ahlak gelir, yumuşaklık gelir, tolerans gelir, güler yüzlülük gelir, tatlılık gelir ama ne yazık ki biz bunu terk ettik. Sanki önce ibadet gelirmiş gibi algıladık. Ve ne yazık ki Müslümanlar namaz kıldılar, adalete bakmadılar. Namaz kıldılar, hakikate bakmadılar.
Namaz kıldılar, insanların hak ve hukukunu görmediler. Namaz kıldılar, eşlerine zulmettiler. Namaz kıldılar, anne babalar çocuklarına zulmetti. Namaz kıldılar, çocuklar, anne babalarına zulmetti. Namaz kıldılar, ticarette yanlış yaptılar. Namaz kıldılar, rüşvet yediler. Namaz kıldılar, dalevere dalevere çevirdiler. Namaz kıldılar, namaz kıldılar. Toplumun hakkını ve hukukunu yediler. Namaz kıldılar, adalet terazesini kaçırdılar. Namaz kıldılar, haksız kazançların içerisine boğuldular. Ama bunların hepsi de namaz kılıyordu. Demek ki aslında gerçek manada namaz kılmıyorlardı. Namaz kılıyormuş gibi görünüyorlardı. Çünkü o namaz onları kötülükten alıkoymuyordu. Oysa canavar Kur’ân’ında diyordu ki namaz sizi kötülüklerden alıkor.
Ve o kimse kötülüğe devam ediyorsa o zaman o bir Kur’ân’ı anlamamıştı. Iki anladığı halde dinlememişti. Üç, dinlediği halde itaat etmemişti. Dört, namaz onun için ayrı bir kendisini saklama ritüeli oldu. Namaz kılıyorsan, eşine zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, çocuğuna zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, kardeşine zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, yanında çalışana zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, etrafına zulmediyorsan, insanlar senden uzaklaşıyorsa hayır. Sen görüntüde namaz kıldın. Bu sadece görüntüydü. Namaz senin iliklerine işlemedi. Namaz senin damarlarını işlemedi. Namaz senin kalbine işlemedi. Namaz senin aklına işlemedi. Namaz senin dışında kaldı. Cübbe çıkardın bitti. Namaz böyle bir şey oldu sende.
Oysa namaz öyle değildi. Namaz öyle değildi. Namazı Allâh Resûlü bahsederken namaz müminin nihacı dedi. Miraçta ne oldu? Miraçta Cenabı Peygamber, Cenabı Allâh’ta fena oldu. O zaman namazda sen fena yaşayamıyorsan en azından namazda fena olmuyorsan o zaman sen sen namazı gerçek manada kılmadın. O zaman dini de gerçek manada algılamadın, gerçek manada anlamadın. Ve o Kur’ân Ramazan ayında indi, Ramazan’ın idrakine eremediysen, orucun idrakine eremediysen, orucu sanki bir aç kalma, açlık meditasyonu olarak gördüysen, orucu Allâh’a yaklaştırıcı bir şey olarak görmediysen, oruca Cenabı Hak’ın benim tabirimle orucu sevgilinin dudağını dudağına yaklaştırıp onun nefesiyle nefeslenmek olarak almadıysan orucu ve oruçta iftâr ederken sevgilinin nefesini almadıysan o sıcaklığı hissetmediysen ve sevgiliyle iftâr etmediysen o zaman oruç da senin için bir açlık meditasyonu oldu.
Oysa oruç sevgiliyle nefeslenmekti. O çünkü oruçluğunun nefesi bana miskeamber gibi gelir demişti. Demek ki oruçluğunun nefesi ona miskeamber gibi gelecekse ben isterdim ki benim dudağımın kenarından hiç ayrılmasın. Ve her nefesim ona miskeamber gelsin. Ve öyle bir güzel kokular alsın benim nefesimden. Ayrılamasın benim dudağımın kenarından. Öyle güzel nefesler alsın benim nefesimden. Renk renk bin bir çeşit kokuyu alsın. Hatta ve hatta hiçbir yerde almadığı kokuyu benim nefesimden alsın ve benim dudağımın kenarından ayrılmasın. oruç o zaman oruç olacaktı. Ramazan o zaman Ramazan olacaktı. teravi o zaman teravi olacaktı. Gelecekti melekler saf, saf senin teravi namazı kıldığın yerde saf olup seninle beraber teravi namazı kılacaklardı.
Ama cemaat şunu düşünmeyecekti. Filanca siyasetçi burada. Ona bir görüneyim. Filanca bürokrat burada. Bize de bir paye çıkar. Ona görüneyim. Veyahut da bak ya teravi kılıyor desinler diye değil. Sırf sevgiliyle buluşmanın sevgiliyle sohbet etmenin biraz daha uzaması. Çünkü teravi namazı sevgiliyle sohbeti uzatmanın yoludur. Uzatmanın yolu. Biraz daha sevgiliyle hemhal olmanın biraz daha sevgiliye yakın olmanın yoludur teravi namazı. Çünkü namaz müminin miracı ya o miracı yürütme yükseltmedir teravi. Ama biz teravi habire gırtlak yiyerekten yediklerimizi eritme ritüeli haline getirdik. Teravi teravi olmaktan çıktı. Habire yedik şişirdik kendimizi. Onun irilmesi lazım. Hadi bir de teravi namazı kılalım dedik.
Teraviyi de bu hale getirdik. Teraviyi de bu hale getirince o Ramazan’ın inceliğini o Ramazan’ın tatlılığını alamadık. Bir kısmımız da Ramazan’ı böyle ekmek dağıtmak, pide dağıtmak, Cafer’in çok güzel bir tabiri var bu konuda. Ne o? Tahinli dağıtmak aldı kıladık. Öyle ya Ramazan geldi ya herkese de biz aç bıraktık. Aç bıraktığımız için pide dağıtalım, tahinli dağıtalım. Ramazan’ı bunu anladık. Ve hatta erzak dağıtalım. Ramazan’ı bunu anladık. Oysa Ramazan evet infak etme. Infak etme fi sebilillah verme ayıydı. Biz onu da beceremedik. Tırları yanaştırdık filancanın zekatıdır dedik. Tırları yana kamyonları yanaştırdık. Üzerinden böyle ekmek atar gibi bir şeyler attık. Veya seçim üstü ya sizler de bir pideye oy vereceğiniz ya evet sizlere de pideler dağıttık seçim üstü.
Seçimin ertesi günü pide yok tabii. Onu da yaptık. Ramazan’ı buraya getirdik. Ramazan’ı bu hale getirdik. Bu hale getirince o Ramazan’ın derinliğini yaşayamadık. Kur’ân’ın derinliğini yaşayamadığımız gibi. Evet. Kadir Gecesi bin aydan hayırlı bir gece. Ve böyle bir Ramazan’ın içerisinden biz Kadir Gecesi’ne geldik. Bugün bütün imamların bütün ilim sahiplerinin bütün ehli sünnetin Malik’sinden, Hanbeli’sinden, Hanef’sinden, Şafi’sine ve bilumum bütün Şia hariç bütün imamların mezheb sahiplerinin ortak görüşü Ramazan’ın son on gününün yirmi yedinci gecesinin Kadir Gecesi olduğuna dair. İmam Malik naklediyor. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem’e kendisinden önceki insanların ömrü gösterildi.
Uzun ömürlü olan o milletlerinin işlediği amelleri işleyemeyecek olan ümmetinin ömürlerini kısa buldu. Bu yüzden Allâh ona bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’ni verdi. Bir rivayet daha var. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri dört kişiden bahsediyor sahabesine.
Sahâbe’nin Dört Yâkını: Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Ali — Çihâr-yâr-i Güzîn
Bunların dört kişi bunları tanıyorsunuz. Hazreti Eyüp aleyhisselâm, Zekarya aleyhisselâm yaşlı adamın oğlu Haskiyan ve Yuşa ibni Nun olduğunu bildirdi. Bu dört malum Eyüp aleyhisselâm, Zekarya aleyhisselâm, Yuşa aleyhisselâm zaten hepsi de peygamber. Ve bir de bu Zekarya aleyhisselâm oğlu Haskiyan var. Bunlar seksen yıl boyunca hiç Allâh’a isyan etmeden Allâh’a ibadet etmişler. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunların hikayesini anlatınca sahâbe böyle diyor ki ya ne kadar güzel bir şey. Biz seksen yıl böyle ibadet edemeyiz. Onlara böyle gıptayla bakıyorlar. O dört kişiye. Onlara gıptayla bakınca Cebrâîl aleyhisselâm hızla geliyor. Diyor ki senin ümmetin bu kişilerin seksen yıllık ibadetine hayran oldular.
Onların bir an bile Allâh’a isyan etmediklerini hayretle dinlediler. Halbuki Allâh ondan daha iyi bir şey indirdi. dedi. Ve doğrusu biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misin sen? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır ayetini okudu. Bu senin ve ümmetinin hayran olduğunuz şeyden daha üstündür dedi. Ve bunu nakleden sahâbe diyor ki oradaki peygamber ve sahâbeler bu müjdeye çok ııı sevişle karşıladılar. Sevindiler diyor. Yine Süfyan-ı Servi Mücahid’den naklediyor. Diyor ki Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır kavli hakkında şöyle dediği bana bildirildi. O gecede amel edip gündüz oruç tutmak ve gece kıyam etmek bin aydan daha hayırlıdır. gündüzünü oruçlu geçirdik.
E gecesini de zikirle, namazla geçireceğiz, sohbette geçireceğiz. Böylece bin aydan daha hayırlı bir ibadet etmiş olacağız inşâallâh. O gece melekler ve ruh Rabbinin izniyle her türlü iş için inerler dururlar. Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu vazifeleri bu gece ne yapacaklar? Melekler komple yeryüzüne indirecekler. Tabii Cebrâîl aleyhisselamı ayırmış. Onun vazifesi daha farklı Kadir Gecesi’nde. Onun vazifesi daha farklı olduğu için Cenâb-ı Hak onu bu âyet-i kerîme de ayırmış. Ama melekler ne yapacaklar? Melekler bu gece ta fecre kadar sabaha kadar incekler ve sabaha kadar çünkü âyet-i kerimin devamıyla bütünüyle esenliktir o gece ta şafak atıncaya kadar der. Melekler nerede bu gece ibadet eden var ise nerede zikreden var ise nerede namaz kılan var ise nerede salatu selam eden var ise nerede dua eden var ise onların başına toplanıp onlar için istiğfar edecekler, tövbe edecekler, onlara dua edecekler.
Meleklerin bu geceki görevi bu. Ne kadar çok insanlar Allâh’ı zikretti, bu gece dua etti, tövbe etti. Melekler onların etrafında toparlanıp bugün sabaha kadar sabah namazı imsak vaktine kadar onlar bu gece müminlerin etrafında dua edenlerin, zikredenlerin etrafında toplanıp dua edecekler onlara. Cenâb-ı Hak bizi de onlardan eylesin. Evet bu Ramazanın son on gününde Malum Kadir Gecesi bunun içerisinde olarak ittifak halinde söylenmiş. Ama bundan önce Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin Ramazanın ilk onunda itikafa giriyor, Kadir Gecesi’ni bulabilmek için. On gün bitiyor, Cebrâîl Aleyhisselâm diyor ki ey Muhammed aradığın önündedir. Bir on gün daha itikafa giriyor. Bir Ramazan’da oluyor bu.
Yine o Ramazan’da itikafa devam ederken son onuncu gün Cebrâîl Aleyhisselâm tekrar geliyor. Diyor ki aradığın önündedir. Bu sefer Allâh Resûlü Salallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri hutbeye çıkıyor. Diyor ki ben tekrar itikafa giriyorum. Dile en girsin dileme en girmesin diyor. Tabii bütün sahâbeler itikafa yeniden giriyorlar. Ve son onuncu günün içerisinde itikaf bana bildirildi deniliyor. Ve itikafa girerken de oraya şart düşmüşler müfessin eh hadisçiler. Türk çadırında itikafa girdi. Irkçılık olarak algılamayın. Çünkü Türkler öteden beri göçebe bir hayat yaşadıklarından onların çadırları sizin beş yıldızlı otelleriniz gibi. O günün en lüks en iyi donanımlı Türklerin çadırları. Çünkü kıldan yapılma rüzgar geçirmez, yağmur geçirmez, kar fırtına geçirmez.
Bir de o çadırlar biçakla kesilmez. böyle bir suikaste kurban gitmezsiniz. Türk çadırlarının özelliği odur. Havalandırması vardır yukarıda. Güneş alır, güneşten uzak değildir. Böyle bir özellik var. Allâh Resûlü tabii bir de eee peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin baba taraftan İbrahim, İbrahim’in babası da Türkiye. Şimdi anne tarafı Emine Emine annemiz de bu manada Türk. Dayıları da çünkü eee Hasan ile Hüseyin’in Türk orta Asya’dan hatta Hüseyin efendimiz malum o Kerbela’da Yezidin askerlerine diyor ki müsaade edin ben dayılarımın memleketine göçeyim. Müsaade edin ben dayılarımın memleketine göçeyim diyor. orta Asya’ya doğru göçeyim. Bırakın diyor, müsaade edin. Tabii Yezid ve komutanı, yalakları, salakları, katilleri etrafında ne yazık ki müsaade etmiyorlar.
Hepsinde orada kadın, çocuk demeden şehit ediyorlar. Şimdi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle bir çadırda eee itikafa girdi ve çadırda itikafa girdikten sonra Kadir Gecesi’nin son on günün içerisinde olduğunu söyledi. Yine Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri İbn-i Macide geçiyor, geçiyor hadîs-i şerîf. Bu ay gelip çattığı onun içinde bin aydan hayırlı olan bir gece vardır. Kim onun bu gecenin hayırından mahrum olursa bütün hayırlardan mahrum olmuş olur. Onun bu gecenin hayırından mahrum olan ancak saadetten payı olmayanlardır. Kadir Gecesi’nin hayırından payı yoksa bir kimsenin o saadetten payı yok. kurtuluşa eremeyecek. Saadete eremeyecek. Çünkü Kadir Gecesi’ni ibadette geçiriyorsa bir kimse geçmiş günahlara affolacak.
Bir rivayete geçmiş ve gelecek diyor. Siz şimdi biz Kadir Gecesi’ni yakalıyoruz. Ramazan’ın bütününü biz teraviyle geçirdik, zikirle geçirdik. Ramazan’dan sonra lingolingo şişeler yapmayın. Biz nasıl olsa affolduk ya getir kardeş şuradan ya. Böyle bir şey yapmayın. Siz yine çizginize devam edin. Haramlardan uzak durun. Çünkü amacımız cennete girmek değil. Amacımız onunla dost olmak. Dost cemaline erişmek. O yüzden günahlardan yine ne yapacağız? Uzak duracağız. Gelecekteki günahlarımız af olmuş olsa bile kendinizi rüyanızda, halinizde cennettik görseniz bile günaha dalmayın. Günahlardan uzak durun. Bakın günahlardan uzak durun. Günahların içerisine dalmak yok. Allâh muhâfaza eylesin. Yine Hazreti Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah’dan Buhârî Müslüm İmam Malik nakletmiş.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin asabından birtakım adamlara rüyalarında Kadir Gecesi Ramazanın son yedilerinde gösterildi. Bunun üzerine peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Rüyanızın son yedilerde aydınlandığını görüyorum. Bu sebeple kim onu araştırmak isterse son yedilerde araştırsın demiş. Bugün de son yedi başka yedi yok. İlk yediler değil. Ne nasiplisini siz böyle Almanya’dan gelin burada Kadir Gecesi’ni yaşayın gidin. Vallahi ya ben talih kuşuna inanmam ama bereketli insanlarmışsınız. Allâh mübarek etsin bak. Vallahi ya. Bak yanınızdakiler de inşâallâh Cenâb-ı Hak onları da bereketlendirir. Onlar da böyle bir toplulukla karşılaşacaklarını tahmin etmemişlerdir zaten.
Değil mi? Şoktalar mı? evet.
Yemek ve Sosyal Hâtırâlar — Tasavvufî Sohbet Geleneğinde Münâkaşalar
Şimdi ağabeyim az önce diyor ki yemekte onlar diyor tasavvuf kitaplarını okuyup da gelmişlerdir diyor. Ben de dedim biz hiçbir kitaba uymuyoruz ki dedim okusalar ne olacak? Biz yırtılsak yamanımız bulunmayacak. Bizim bulamıyorlar da zaten. Yırtık bir yeminimiz yok ama man olursa bulamayacaklar. O yüzden aramasınlar şimdiden. Evet yine bir hadîs defte İmam Malik naklediyor. Kim Kadir Gecesi cemaatle namaz kılarsa ondan büyük nasibini almış olur. Hadis şerifler var cemaatle namaz kılan, zikreden, tövbeden, dua eden bugün sabaha kadar ne yapabiliyorsa yapabilsinler hepsinin içinde hadîs şerifler var. Ben kısa kısa geçeyim artık çok uzun gene yazmışım hakkınızı helal edin. Benim büroyu ben böyle kapatıyorum ya kepenkleri ne varsa bir başlıyorum yazmaya iki gün nefes almıyorum içeride.
Yazdığımı bozuyorum, bir daha yazıyorum, yazdığımı bozuyorum, bir daha yazıyorum, sonra yazdığımı da okuyamıyorum burada. Işinin en enteresanı da bu. Sonra neresini okuyayım diye bakıyorum. En iyisi okumayın değil mi? Eyvallâh. Kapattık defteri kitabı. Evet şimdi Kadir Gecesi önemli olan bir kimsenin inanması buna. Böyle kendini bu konuda gerçekten salt, samimi bir şekilde inanmasıyla alakalı. Siz bir sufi topluluğunuz. Böyle olunca biz böyle bir şeye bağlı olarak bir şeye bağlı olarak bir şeyi bağlamamız bizim mümkün değil. Bak şimdi bunu iyi ııı tefsir dedin onlara benim anlattığımı. Bir gün İsa aleyhisselâm yolda yürüyor. İsa aleyhisselâm yolda yürürken bir kısım toplulukla karşılaşıyor. O topluluk o topluluk ibadet ediyorlar.
Diyor ki onlara siz niçin ibadet ediyorsunuz? Onlar diyorlar ki biz cehennemden kurtulmak için ibadet ediyoruz. İsa aleyhisselâm diyor ki benim aradım sizler değilseniz. Öksürümü tefsir etme. Öksürümü diyorum öksürdü deme. Tamam. Tamam. Ha şimdi öksürdü demiyorsun değil mi? Tamam. Yürüdü biraz daha gittiler. Biraz daha gidince bir kısım yine ibadet edenlerle karşılaştılar. İsa aleyhisselâm onlara da sordu. Niçin ibadet ediyorsunuz? Onlar dediler ki biz cennete girmek istiyoruz. O yüzden ibadet ediyoruz. Dedi ki benim aradım sizler değilseniz. Biraz daha yürüdü. Biraz daha yürüyünce bir kısım topluluk oturmuş Allâh’ı zikrediyorlar. Onlara dedi ki siz niçin ibadet ediyorsunuz? Dediler ki ya İsa biz Allâh’ı sevdiğimiz için onu zikrediyoruz.
Bu sefer İsa aleyhisselâm dedi ki aradım sizlersiniz dedi onların yanına oturdu. Onlarla beraber oldu. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve ve sellem hazretlerine de âyet-i kerîme inmişti. O sabah akşam ondan sonra Rabbinin rızasını arayanlarla beraber ol diye âyet-i kerîme inince can uğraş Allâh Resûlü çıktı. kim bunlar? Sabah akşam Allâh’ın rızasını arayanlar diye baktı mescitte bir kısım sahâbe toplamış Allâh’ı zikrediyorlar. Hemen gitti onların yanına oturdu. Dediler dedi ki Allâh’a yemin olsun ki Cenâb-ı Hak beni uyardı. Nefsini onların yanında tut. Onlardan uzak durma dedi dedi. eğer ki biz Kadir Gecesi’ni fi sebile Allâh’a yakın olma Allâh’a dost olma Allâh’la sohbet etme onunla muhabbet etme olarak algılıyorsak o zaman Kadir Gecesi bizim için Kadir Gecesi olacak.
Ama yok ha bu toplulukta zor olur da aman ben bu geceyi ibadetle geçireyim de seksen yıllık ibadet etmiş gibi olayım. Cennet garanti veya cehennemden kurtuldum yok. Bu tam bir kulluk değil. Biz sufi topluluğu olarak Allâh’ı sevdiğimiz için Allâh’la beraber olmak isteriz. Allâh’ı sevdiğimiz için Allâh’ı zikrederiz. Biz paranın, makamın, mevkinin konuşulduğu bu kirli dünyanın kirinden üzerimize almak istemeyiz. Biz Allâh’ı Allâh olduğu için sever. Allâh’ı Allâh olduğu için zikreder. Allâh’ı Allâh olduğu için ona ibadet ederiz. Biz Allâh’ı Allâh olduğu için Kur’anına bakar. Allâh’ı Allâh olduğu için sünneti seneyesine bakar. Allâh’ı Allâh olduğu için Allâh dostlarıyla beraber oluruz. Bizim aramıza bizim içimize dünya girmez, menfaat girmez, para girmez, pul girmez, makam girmez, mevki girmez.
Dünyavi, dünya istek ve arzular birbirimizin arasına girmez. Evet biz ticarete yaparız, çalışırız, para da kazanırız. Biz bu konuda hiç kimseye şeyhe ni’Allâh deyip el avuç açmayız. Hiç kimseden de bir şey istemeyiz ama biz insanlara derviş kardeşlerimize, sufi kardeşlerimize menfaat gözüyle de bakmayız. Biz sema ederken kaç para, kaç para, kaç para diye sema etmeyiz. Veyahut da sema ederken kaç dolar, kaç euro diye hesaplamayız. Sema ederken nerede yatacağız, nerede kalkacağız, ne yedirecekler, ne içirecekler, otobüs gönderecekler mi, otel tutacaklar mı diye bakmayız. Bizim her şeyimiz fisebillillah Allâh içindir. Allâh için sever, Allâh için buğz ederiz. Allâh için sever, Allâh için düşmanlık yaparız.
Allâh için birbirimizin gözünün içine bakarız. Allâh için birbirlerimizin yüreklerinin içine bakarız. Allâh için birbirimize destek çıkarız. Allâh için kol kola dururuz. Allâh için yan yana dururuz. Allâh için sır sırta dururuz. Bizim başka bir derdimiz olmaz. O yüzden bu gece Kadir Gecesi bu gece de biz Allâh için burada durur, Allâh için Allâh’ı zikreder, Allâh için Allâh’a dua ederiz.
Allâh için Duâ ve Merhamet — Mü’minin Aşk-Şiir Mîrâsı; «O Çılgın Adam Gibi Kimse Söyleyemedi»
Ve Allâh için birbirimize merhamet eder, Allâh için birbirimize müsehame alır davranırız. Allâh için birbirimizin koluna girer, Allâh için birbirimize destek oluruz. Allâh içindir. Derdimiz odur bizim. Başka bir şey değildir. Bir hadîs-i şerîf daha var. Hadîs-i Şerîfte yine peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki o gece üç La ilâhe illallah okuyan bu Kadir Gecesi’nin bereketinden nasiplenir bu malallah. Diyor ki sahâbe ya Resulallah bunu herkes yapar değil. Diyor ki Kadir Gecesi kafirlere ve münafıklara ağır gelir, müminlere hafif gelir. Tehhit Allâh’ın zikri de müminlere hafif gelir. Kafir ve münafıklara hafif gelmez. O zaman ve bir kimse mümin ise, Müslüman ise o tehhit ona ağır gelmez.
Ben sohbetimin sonunda üç tehhitle sohbeti bitireceğim inşâallâh. Hepimize hafif gelecek Allâh’ın izninde. Ve ardından malum Sema ondan sonra dua inşâallâh gecemiz son bulacak. Haklarınızı helal edin. Helal etmeyen varsa söylesin. Tersliğime tersimdir yani. Sen helal etmedin mi yoksa? Sen arkanı bakma ha sana diyorum. Ettin mi? Biz de helal ettik. Helal ettin mi? Tamam ben de ettim. Tamam. Âmîn. Sema’da buluşmak üzere. Haklarınızı helal edin. Selâmünaleyküm. Sen güller içinde gül. Ben can vereyim kah güllerinin arasında. Nasıl ama? Güldü hep ya. Nasıldı? Sen şiiri mi duymadın? İsmail’e söyledim. Sen gözünü benden ayırma. Neden başkalarına bakıyorsun? Doğru diyorsun ya. Pardon. Gözünü gerçekten.
Gözünü benden ayırdığın an yandın yıkıldın demek ya. O o sana benim gibi bir şiir okuyamaz ki. Hadi okusun bir şiir sana. Hadi. Oynayamıyorum. Gelin diyelim dar demiş. Aman da olmayalım. Allâh razı olsun. Ben okudum senin kıvırcık saçlarına. Bir daha yok. O o andı. O duaşlamaydı. Bir daha olur mu? Olmaz. Ben ezbirime hiçbir şey almıyorum. Ama istiyorsan bir tane daha çatlatayım. Bir seheryeli bekliyorum. Seheryeli gelsin de kıvırcık saçlarına yeniden rüzgarlara versin diye. O rüzgarların içerisinde kıvırcık saçlarına dolanıp hep seni düşünmek istiyorum. Ve her sabah sen bilir misin seheryelini beklemenin ne kadar acı olduğunu? Ve uzaklarda olsan dahi o kıvırcık saçlarının tellerinin arasında dolanmayı özlediğimi.
Dolandığımda dahi seni özlemimden dolayı yüreğimin çatlarcasına haykırışlarını sen hiç gece kalkıp da bunları duydun mu? Cevap ver.
Kaynakça ve Referanslar
- Kadir Gecesi (Leyletü’l-Kadr): «innâ enzelnâhu fî leyleti’l-kadr» (Kadir 97/1); «leyletu’l-kadr-ı hayrun min elfi şehr» (Kadir 97/3); Bakara 2/185 (Kur’ân’ın indirildiği ay); Duhân 44/3-4 (mubârek gece); Buhârî, Leyletü’l-Kadr 1-5; Müslim, Sıyâm 213-218; Tirmizî, Savm 72; «Kadir Gecesi’nin sırrı» — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 32/26; sufî tasvîri — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; modern okuma — Bediuzzaman, Sözler 31. Söz.
- Peygamberler Tarîhinin Manevî Mîrâsı: Hz. Dâvûd aleyhisselâm — Sa’d 38/17-26; Bakara 2/251; Hz. Süleymân aleyhisselâm — Sa’d 38/30-40; Neml 27/15-44; Hz. Ya’kûb aleyhisselâm — Yûsuf 12/4-101; «peygamberler arasında üstünlük» — Bakara 2/253; İsrâ 17/55; modern peygamberler tarihi — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Asım Köksal, İslâm Tarîhi.
- Çihâr-yâr-i Güzîn (Hulefâ-i Râşidîn) ve Sahâbe Sevgisi: Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk, Hz. Ömer el-Fârûk, Hz. Osmân-ı Zinnûreyn, Hz. Aliyy-i Murtazâ — Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe 6-7; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 27-29; «sünenu’l-hulefâ-i’r-râşidîn» — Ebû Dâvûd, Sünnet 5 (4607); Tirmizî, İlim 16; İbn Mâce, Mukaddime 6 (42); modern Hulefâ-i Râşidîn anlayışı — Asım Köksal, İslâm Tarîhi; Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
- Sufî Aşk-Şiir Mîrâsı: «aşk şiiri» — Mevlânâ, Mesnevî; Dîvân-ı Kebîr; Yûnus Emre, Dîvân; Niyâzî-i Mısrî, Dîvân; «aşk-cân şiiri» — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; modern Türk sufî şiiri — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Edebiyâtı; «manevî sevgi-şiir» — Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam.
- Karabaş Silsilesi ve Kandil Geleneği: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Kandil-Tasavvufî gelenek — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Nefs, Sünnet, Silsile, Muhabbet, Aşk, İstiğfâr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı