«Rabbinizin Güzel Kokuları» Hadîs-i Şerîfi — Mü’minin Manevî Kokuya Yönelmesi
Kendinize gelin, o güzel kokuları almaya çalışın. Hadisinin tefsiri. Konu başlıyor. Peygamber, Hakk’ın güzel ve temiz kokuları bugün nerede ezecek? O vakitlere kulak verin, aklınız o vakitlerde olsun ki bu çeşit güzel kokuları alasınız. Bu fırsatı kaçırmayınız dedi. Koku tarih boyunca hep farklı algılanmış, farklı atfedilmiş. İnşallah Cenâb-ı Hak bana bu kokuyla alakalı geniş bir sohbet zamanı oluştursun. İnşallah onun önümüzdeki haftalarda kokuyu işleyeyim mi? Koku bir şeyin işaretidir. mesela bir kimsenin soğuk algınlığı olur, nefesi farklı kokar. Midesinde rahatsızlık vardır, nefesi farklı kokar. Örneğin pankreası rahatsızdır, vücudu ayrı kokar. Kalbinde rahatsızlık vardır, ayrı kokar. Bağırsaklarında rahatsızlık vardır, ayrı kokar.
Koku Hakkında
Şimdi Gürkan hastalarla fazla uğraştığından o farklı farklı kokuları algılar. Hastanın hastalığına, hastalığının çeşidine göre vücut koku yaya. Bu işin zahir tarafıdır. Mesela şeker hastası, şekeri yükselince ağzı nefesi kokar. Bildiğiniz nefesi kokar o kimsenin. Şekeri çok yüksektir, nefesi kokar onun. Hele açkan daha fazla kokar. Bu işin zahir tarafı, mesela yalancı ayrı kokar. Zina koku, gıybet eden ayrı kokar. Bildiğiniz koku, zina eden ayrı kokar. Faizle iştigal eden ayrı kokar. Kokusu değişir vücudunun. Tevbe etmeyen ayrı kokar. Ben şimdi yavaş yavaş başka yere doğru geleceğim şimdi. Mesela zikreden ayrı kokar. Tevhid çeken kokusu ayrıdır. Mesela Allâh esması çeken kokusu ayrıdır. Hu esması çeken kokusu ayrıdır.
Hay esması çeken kokusu ayrıdır. Bu kokular insanın üzerinde değişik değişiktir. Beytullah’ın kokusu ayrıdır. Tevhid çeken Beytullah’ın ayrı kokusunu alır. Allâh esmasını çeken Beytullah’ın ayrı kokusunu alır. Hu esması çeken Beytullah’ın ayrı kokusunu alır. Hay esması, Hakk esması, Kayyum esması, Kahhar esması bunların hepsinde Beytullah’ın farklı farklı kokuları vardır. Ve o kimse mesela Beytullah’ta olmasa dahi Beytullah’ın kokusunu alır oturduğu yerden. Medîne-i Münevvere’nin kokusu ayrıdır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kokusu da ayrıdır. Hz. Abu Bekir’in ayrıdır. Ömer Osman Ali radıyallâhu Han hazretlerinin ayrıdır. Hazret-i Hasan efendimiz ayrı kokar. Hüseyin efendimiz ayrı kokar.
Ehlibeyt gerçe ehlibeyt. İcazeti böyle bin dolara yazılmayan bir ehlibeytin kokusu ayrıdır. Mürşid-i Kamil’in de kokuları ayrıdır. Her Mürşid-i Kamil’in kendine özel kokuları vardır. Şimdi, koku öylesine enteresan bir şeydir ki yalnız her burun o kokuyu almaz. Bir de işin bu tarafı var. Biz zahiren burunun tıkalıdır, genizinde problem vardır, burun beyninde problem vardır, burun deliklerinde problem vardır, burun sinirlerinde problem vardır. Tıpçı değilim. Tıpçılara da hakaret etmiş olmayayım şimdi. Abdullah da oradan şimdi bakacak. Bir dal girmediğin dalmadığın bizim dalımız kaldıydı diyecek. Tıpçı değilim ama normalde mesela bir kimsenin burun hassasiyeti, oradaki damarlarda zedelenme varsa mesela kokuyu almaz örneğin. bir korona denilen bir salgın vardı neydi tat ve koku gidiyordu önce öyle değil mi?
Koku gelmiyordu geriye. Neden? tahrip oluyor. Tahrip olunca 6 ay, 7 ay, 8 ay kokunun gelmedi. Hatta o günden beri koku alamayan insanlar da var. Kalıcı adam kokuya karşı bir duyarlılığı kalmadı örneğin. Şimdi böyle düşündüğümüzde demek ki bir sürü şeyin mesela binbir türlü çiçek var, binbir türlü çiçeğin kendine ait kokuları var. Binbir türlü hayvan var, sayısını bilemezsin, çiçeklerin sayısını bilemezsin. Hepsinin ayrı ayrı kokuları var ve baskın olan bir koku var ise o bütün kokuları bastırır. Baskın kokular vardır. O baskın kokular diğer kokuları bastırır ama o koku yok hükmünde değildir. Vardır ama bir koku orada basmıştır orayı. Baskın olduğundan sadece onu bir kimse koklardır. Burası gül kokuyor der veya burası karanfil kokuyor der.
Halbuki orada gül de vardır hassas burun olursa gül kokusunu da alır. Hassas bir burun yok ise o zaman o karanfilin içerisindeki gül kokusunu alamaz, hissedemez. Ama yok hükmünde değil. Ben kokuyla alakalı özel ders yapacaktım. Özel ders yapacaktım. Herhalde yaptık şimdi. Kısacası, özet oldu. Şimdi bir de işin manevi kokusu var. Bunun da az bir şey değindik makamlara göre. Kalbi meraatiplere göre de o kimsenin kokusu değiştiktir. Peygamber hakkın güzel ve temiz kokuları bu günlerde eseyecek o vakitlere kulak verin. Aklınız o vakitlerde olsun ki bu çeşit güzel kokuları alasınız. Bu fırsatı kaçırmayınız dedi. Mesela meşhur ya hadîs-i şerifte Hazret-i Peygamber Salonu aleyhissalem hazretleri ben Rahman’ın kokusunu Yemen’den alıyorum dedi. bu hadîs-i şerîfi genelde bir daha böyle hakkın kokusu Yemen tarafından gelmektedir diye bunun değişik versiyonları var ama bir tanesi yeterli bu konuyla alakalı.
Onunla olsana masanın üzerinde de hediye gelmiş bir ajrini vardı. Teşekkür ediyoruz o ajrinin de dört çetik eseri gününü getirene. O esnada ben böyle gayri ihtiyarım. Ona bakarken de bu koku ile alakalı o hadîs-i şerîfi de orada buldum ajrinin. Normalde bununla alakalı tabi böyle bir delil olsun diye yazdım. Yoksa Yemen’den alakalı kokunun geldiğine dair veya Rahman Yemen’dedir bununla alakalı çok hadîs-i şerîf var. Ama normalde genel olarak da bunu Vehsel Karani hazretlerine atfederler ya Yemen’le alakalı. O yüzden normalde Hazret-i Peygamber de Trimizi’de geçiyor hadîs-i şerîf. Ümmetimden bir adamın üveyisin şefaatiyle Temmim kabilesinden daha fazla kişi cennete girecektir. Ya da ümmetimden şefaatiyle daha çok kimsenin cennete gireceği bir üveyis vardır diye bunun da değişik rivayetleri var.
Hatta müslümde kim ona erişirse ona uğrayınız kendisi için istiğfar ettirsin rivayeti de var ona uğradığında kendin için istiğfar ettir. sen kendin için tövbe ettir. siz birbirlerinize temiz ağızlarla dua ediniz birbirlerinize temiz ağızlarla istiğfar ediniz. bir başkası için tövbe etmek bir başkası için dua etmek temiz ağızla tövbe etmek temiz ağızla dua etmek oluyor.
Mü’minin Allâh’a Tertemiz Yöneliş — Niyet Hâlisliği ve Kalbin Saflığı
Yani çünkü hiçbir kimse kendi nefsine temiz değil ya da ben temiz değilim nefsini temize çıkaranlardan olmayalım âyet-i kerîme. O zaman ümmet birbirine dua edecek herkes birbirine dua edecek erkek eşine hanımına dua edecek hanım kocasına dua edecek anne baba çocuklarına dua edecek çocuk anne babaya dua edecek kardeşler birbirlerine dua edecekler. Bu muhteşem bir temizlik hareketi aslında. Ama ne yazık ki insanların içine fitne geliyor kadın kocasına lanet okuyor, koca karısına lanet okuyor, anne baba çocukla lanet okuyor, çocuk anne babaya lanet okuyor. Böylece toplum ayrışıyor. Aile kavramı kalmıyor. Ailelerin içerisinde ortak noktada buluşmak kalmıyor. Bakın en büyük oyun dünya üzerinde aile kavramını yıkmak aileleri dağıtmak.
Bu Müslümanlar bu Hristiyanların üzerinde oynandı bitti. Şimdi Müslümanların üzerinde oynanıyor. Müslümanlar bu konuda uyanık olacaklar aile kavramını dağıtmayacaklar. Eşler, işler, iş sizde. Bir evde oluyorsa sorumlusu erkektir. Eşini, ailesini, çoluğunu, çocuğunu koracak kadınlar kocalarınızı zorlamayın. Kocalarınızın yapamayacağı, güç yetiremeyeceği işler istemeyin. Eşlerinizi utandırmayın. Makul bir geçim sağlayın ve geçinin. Bu konuda Müslümanlar daha hassas davranacaklar. Eşler birbirlerine daha hassas davranacak. Daha hassas davranarak evliliklerini bozmayacaklar. Yuvalarını dağıtmayacaklar. Hassas davranacaklar. Bu tırnak içerisinde deccaliyetin büyük oyunu bozacak Müslümanlar. Yoksa biz de Hristiyanlaşacağız.
Yoksa biz de Yahudileşeceğiz. Yoksa biz de dinsizleşeceğiz. Ne olduğumuz belli olmayacak bizim. Allâh muhâfaza eylesin. Kapattık. Tırnak içerisinde bunu söylemiştik. Evet normalde o zaman Hakk’ın kokusu Yemen’den geliyor. Rahman’ın kokusu Yemen’den geliyor. Demek ki koku önemli. Manevi koku almak. Zahiri koku almak da önemli. Mesela bir dahiliyeci kokuyu alabilmeli. Bir dahiliye doktoru kokuyu alabilmeli. Onun normalde nefes kokusundan, onun vücut kokusundan, ondaki rahatsızlığı tespit edebilmeli. Bu ayrı bir çalışma sistemi. Bu ayrı bir şey. normalde pankreans hastası bir kimseyi defalarca koklaması lazım. Veyahut mida rahatsızlığı yaşayan bir insanı defalarca koklaması lazım. O kokudan onun rahatsızlığını hissetmesi lazım.
Anlaması lazım. Bunu tırnak içerisinde bir daha söyleyeyim. Mesela ölümün de kokusu vardır. bunun burnunu hissederse bir hastanın yanına gittiğinde o ölüm kokusunu aldıysan daha önce hissediyorsan o hastadan o ölüm kokusunu hissedersin alırsın. Kendi iç aleminde dersin ki bu koku değişik bir koku. Bu öleceğine kendince işaret edersin. Bu da ayrı bir kokudur. Mesela ölüm kokusu ayrı bir şeydir. Evdekiler hissetmez onu. Odaya girdiğinde ölümün kokusunu hissedersin. Bu böyle anlık mesele değildir. Bir kimse de öyle patlak ölmez bir kimse. Ölüm başlangıcı vardır onda. İsterse trafik kazasında ölsün. O ölümün başlangıcı vardır. Onda ölüm başlamıştır. Onda ölüm başladıysa mesela o kimse Kur’ân Sünnet dairesindeyse ayrı onda tecelli eder.
Kur’ân Sünnet dairesindeyse ayrı tecelli eder. Namaz kılanda ayrı tecelli eder. Namaz kılmayanda ayrı tecelli eder. Allâh’ı çok zikreden de ayrı tecelli eder. Ondaki tecelliyat farklıdır. Bunlar seyr-i sülukun işaretleridir. Seyr-i süluku olmayan bir kimsenin bunları bilmesi mümkün değildir. Bu kadar tefaratlı bilmesi mümkün değildir. Öyle seyr-i süluk olayım, 2000 dolara verip bir icazeti almakla da olmuyor. normalde eğer o kimsenin kalbi çalışıyorsa, kalbi çalışıyorsa onun aklı kokudan hükmeder. Burnu çalışıyorsa, o kokudan hükmeder. Hazret-i Pîr, daha önceki mesnevinin bir beyti vardı ya, burnun niçin koku almaz bilir misin der. Burnun niçin koku almaz? Burnun neden koku almaz? Burnun koku almaz çünkü heva ve hevese uymuş bir nefis taşıyorsun.
Burnun koku almaz çünkü manevi olarak körleştin. Çünkü burnun da bir göz gibidir. Burnun da kendine ait bir aklı vardır. Bakın burnun da kendine ait bir aklı vardır. Koklarsın, çay koktu veya kokmadı. Çay kokmadıysa, çay kokusu yoksa bunda ya senin burnunda rahatsızlık var ya da çayı demlemekte rahatsızlık var ya da çayda rahatsızlık var. Çayın çay gibi kokması lazım. Eğer burnun daha önce çay kokusunu aldıysa o koku hangi çayı içtiysen o koku sende oturur. Aklın onu hıfs eder. Çayın kokusunu hıfs eder. Ve sen o çayın kokusunu ararsın. Eğer o çayda koku yoksa ben içimden şöyle derim. Çay çiğ kalmış. Çay düzgün demlenseydi çiğ kalmazdı. Çiğ kalmalıyınca da çay çaya kokardı. Hangi çaya ama? Benim aldığım çay kokusuna kokardı.
Benim aldığım çayın kokusu yoksa onda halbuki kendine ait bir çayın kokusu var mı? Var. Ama benim hıfs ettiğim çay kokusu yoksa dedim ki bu çaya kokmuyor. Halbuki o çayın da kokusu var. Ama benim hıfs ettiğim koku yok onda. O yüzden ben derim ki bu çay kokmuyor. Çay kokmuyor. Böyle olunca ne oldu? Benim burnum hassas değil. Ezbere konuştu. Ezberlediğini söylüyor. Bakın ezbere konuştu benim burnum. Neden ezbere konuştu? Ben bir çay kokusu almışım. Devamlı o çaydan hep çaylardan o çay kokusunu bekliyorum. Burnum benim ezbere konuştu. Hassas değil. Hassas olsaydı bu çayın kokusunu da alacaktı. Hassas olsaydı kokusuz diye atfedilen suyun da kokusunu alacaktı. Su kokusuzdur. Doğru mu? Değil. Suyun da kendine ait bir kokusu vardır.
Her suyun kokusu ayrıdır. Her suyun kokusu kendine ait ayrıdır. Aynı çeşmeden doldursanız dahi her bardağın kokusu değişir. Arda ardına bardakları doldursanız dahi kokusu değişir. Arda ardına doldurunuz. Bekletin bardakları orada. 10 dakika içerisinde onun da kokusunu değişeceğini görecekseniz. Bu konuda en hassas burunlu, Allâh rahmet eylesin anne dedemli. 4 tane tesli var, bir tane de küp var. Hepsi de aynı çeşmeden dolduruluyor. Ama tesli ve küpler çeşmenin suyunu kendisine benzetiyor. Küçüğün bir büyüğünden su getir bana. Küçüğün bir büyüğünden tesliden. Küçüğün bir büyüğü var, büyük var, büyüğün küçüğü var. Küçüğü var. Tarih bu. Küçükten bir su getir bana. Küçükten bir su getiriyorlar. Alıyor, tası.
Bildiğiniz sefer tası. Tamam. Bir tek annem yapar. Küçüğün bir büyüğünden su katın dedi. Her seferinde de anneanneme de. Aman nereden bir tek küçük, büyüğü, korkutmuş sizi. Böyle yürüttü ki diyor eşine, ana. Boş ver ben katıvereyim su. Kızım onun dediği yerden kat. Anneannem yalvarıyor ona. Tamam tamam diyor. Gidiyor, büyükten katıyor. Dedem gene alıyor, büyüdüm. Ağzında dolaştırıyor. De gidi eşek yarat, hadi. Bu büyüğün suyundan olmuş. Hassas. Koku alıyor. Dili de tadı alışmış. Koku alıyor. Ben bunu izlediğimde 13-14 yaşındaydım. Bize tuhaf geliyordu. Tuhaf değilmiş. Şimdi maneviyatta da koku vardır. Mürşid-i Kamil’in kokusu ayrıdır. 6. Esma’nın kokusu ayrıdır. 5’in, 4’ün, 3’ün, 2’nin kokusu ayrıdır.
Günah-ı kebairin içerisinde dolaşanın kokusu ayrıdır. Faiz yiyen adamın kokusu ayrıdır. Vücudu da ayrıdır, bakışları da ayrıdır. Siması da ayrıdır. Evet her şey ayrıdır. O yüzden Hz. Piri der ki, burnun neden koku almıyor? Burnun koku almıyor. Neden almıyor? Günah-ı kebair’e daldı. Yanlışlıklara daldı. O yüzden koku almıyor. Ama o Rahman’ın kokusu her daim eser mi? Evet.
Yemen’den Esen Rahmân’ın Kokusu — Veysel Karânî ve Yemenli Velâyet
Yemen tarafından Rahman’ın kokusu her daim var mıdır? Vardır. Seher vaktinin kokusu her daim var mıdır? Vardır. Vardır. Zikrullâh halakasının her daim kokusu var mıdır? Vardır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine aşık olan bir kimse, peygamber kokar. Var mıdır? Vardır. Bir esmaya aşına olan, bir esmayla hemhal olanın o esmanın onda kokusu vardır, tecelliyatı vardır. Yusuf aleyhisselâm kokusunu yayar mıydı? Evet. Kim duyardı kokusunu? Yakup duyardı. Bakın Yakup kokusunu duyardı. Ne dedi. Yusuf’un kardeşleri? Gittiler Yusuf’u kuyuya attılar, gömleğini aldılar, bir tane hayvanın kanına boyadılar. Yakup’un gözü görmüyor çünkü. Özür dilerim. Sonradan kör oldu. Öncesinde gözü görüyor, getirdiler, kokladı.
Kokladı bakın gömleği. Koklayınca ne oldu? İnanmadı kendi çocuklarının söylediğini. Bu şeytanın bir oyunudır dedi. Şeytan apaçıksızın düşmanınızdır dedi. Ama Yakup hiçbir zaman Yusuf’un kokusunu unutmadı. Kilometrelerce uzakta olmasına rağmen Yusuf’un hep kokusunu aldı. O kokuyla dirayetini kaybetmedi. O kokuyla ümidini kaybetmedi. Gözleri kör oldu, gözleri kör oldu. Ama hala da Yusuf’un sağlığından emindi. Ve diğer oğulları diyordu ki sen kafayı yedin tabiri caizse. Sen akli dengeni kaybettin. Ve ne yaptı Yusuf? Enteresan bir şey. Gömleğini verdi kardeşlerine. Dedi ki bunu götürün babanıza. Bunu babanıza götürün dedi. Enteresan bir şeydir. Ve onlar Mısır’dan kardeşleri yola çıktığında Yakup Yusuf’un kokusunu alıyorum diye inliyordu.
Ve diğer kardeşler yanında kalan kardeşler diyorlardı ki bu iyice dengeyi kaybetti. Ama ne zaman ki kardeşler Yusuf’un gömleğini getirdiler Yusuf’un gömleğini getirince Yusuf’un gömleğini kokladı. Yüzüne gözüne sürdü ve gözlerindeki perde kalktı Yakup’ta. Ve gözü görün hale geldi. Bakın koku deyip geçmeyin. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri üveysten tövbe isteyin. Üveyisin şefaatinin isteyin ondan demesi muhteşem bir şeydir. Aynı şekilde ne oldu mesela? Veysel kararını geldi kapıdan döndü. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri veyselin kokusunu kapıda buldu. Dedi ki kim geldi? O zaman evden dediler ki Veysel kararını geldi. Aynı şekilde İsmail aleyhisselâm İbrahim’in kokusunu aldı.
İbrahim aleyhisselâm geldi oğlunun yanına. Birinci eşi nerede İsmail dedi. Onu buyur etmedi. Ona insanca davranmadı. Ona doğru davranmadı. Ona tepeden baktı. Onu beğenmedi. Ona kibirlilik yaptı. İçeri dahi davet etmedi. Burnu koku almıyordu çünkü. Gözü kör burnu koku almıyor. O kimsenin hem peygamber hem de kocasının babası olduğunu fark etmedi. Öyle yapınca İbrahim aleyhisselâm yürüdü gitti. Dedi ki söyle İsmail’e kapının eşiğini değiştirsin. Yürüdü gitti. İsmail aleyhisselâm eve geldiğinde İbrahim aleyhisselamın kokusunu aldı. Onun kokusunu aşına çünkü. Dedi ki kim geldi eve? Hatta ben sufice söyleyeyim bunu. Dedi ki bana benzeyen kim geldi eve? Dedi ki evet sana benzeyen yaşlı birisi geldi.
Senin sordu ben de yok evde dedim. Ne dedi dedi? Sana ne dedi? Dedi ki dedi kapının eşiğini değiştirsin. Gelen benim babamdı. Senin davranışların onun hoşuna gitmemiş. Yolumuz buraya kadarmış. Ben seni üç talak boşadım dedi. Sonra İsmail aleyhisselâm bir daha evlendi. Peygamberlerin soyu İsmail’den gelen peygamberlerin soyu ikinci aldığı hanımdandır. Sonra geldi ikinci hanımı aldığında da İbrahim aleyhisselâm geldi. Hanımı baktı İsmail’e benziyor. Dedi nerede İsmail? Dedi ava gitti birazdan gelir. Hemen bir hasır serdi. Bir yaygı yazdı. Ağacın gölgesine oturtturdu. Hemen ona ikram etti. Soğuk su soğuk ayran yemek filan bir şeyler verdi. Dinlen burada dedi. İsmail gelir birazdan. İbrahim aleyhisselâm onları yedi abdest taze dedi namazını kıldı.
İsmail’e dua etti zürriyetiyle alakalı. Orada dua etti. Zürriyetiyle alakalı orada İsmail aleyhisselamı dua etti. Dedi ki İsmail’e söyle kapının eşini iyi tutsun. Koku İsmail’in hanımı İbrahim’in peygamberlik kokusunu almıştı. İsmail’in hanımı aynı zamanda İsmail aleyhisselamın babasının da kokusunu almıştı. Önemli olan o kokuyu üzerinde bulundurabilmektir. O kokuyu koklayabilmektir. Ve o Ya’kub aleyhisselâm da Yusuf’un kokusundan bilirdi Yusuf’un yaşadığını. Ve yüzlerce mesafelik binlerce gün yürümesi lazımdı Mısır’a. Bin kilometre değil binlerce kilometre öteden o kokuyu alırdı. O zaman sufiler Kur’ân ve sünneti seneye sımsıkı yapışarak ve peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti seneyesini yerine getirerekten onun ayak izlerini takip ederlerse sufilerin de üzerinde kendilerine has bir Kur’ân ve sünnet kokusu, mümin kokusu olur.
Bakın herkesin bu manada müminlik ölçüsünce bir kokusu olur. Sünneti seneye ölçüsünce peygamberi bir koku taşır üzerinde. Ne kadar sünneti seneye tabi olursa o kadar çok peygamberi bir kokusu olur. Mesela üstada muhabbet eden, üstadı seven bir kimse üstadın kokusuyla kokulanır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine muhabbet eder, peygamberi bir koku oluşur. Bir anda o muhabbet coşar, coştuğu anda o peygamberi kokuyu alır. Zikrullâh esnasında bir anda zikrullâh da esmaya kendisini verir, o esmanın kokusunu alır. Manevi kokudur bu. Oturduğu yerden Mekke’nin kokusunu alır. Beytullah’ın kokusunu alır. Medîne Münevvere’nin kokusunu alır. Sevdiğinin kokusunu alır oturduğu yerden. Gerçek aşık maşunun kokusunu alır.
Maşunun kokusunu alır. Seven kimse sevdiğinin kokusunu alır. Sevdiğinin kokusunu alır. Ve o kokuyu tanır. Binlerce kilometreden uzakta olsa yine tanır. Bir çoban, bir çoban koyununun kokusunu tanır. Sürüsünün kokusunu tanır. Birçok sürünün içerisinden kendi kuzusunu kendi koyununu bulur. Bir kuzu binlerce koyunun arasından kendi annesini bulur. Kokuyla bulur. Kokuyla bulur. Bin tane koyunu salçayına ardından bin tane değil iki bin tane kuzuyu sal annelerine iki bin kuzu hiçbir tanesini annesini bulur. Annesini şaşırmadan bulur gider annesini emer. O kokuyu bulur çünkü. E diyeceksiniz ki ya bir derviş kokuyu bulmuyor koyun buluyor koyun bulur. Bir hayvan dersiniz. Hayvan aslanın kokusunu alır kilometrelerce uzaktan.
Bir hayvan sırtlanın kokusunu alır kilometrelerce uzaktan. Bir ceylan kendisini avlayacak olan avcının kokusunu alır kilometrelerce öteden. Bir aslan avına yaklaşacağı zaman rüzgarı arkasına almaz. Rüzgar önüne bilir. Bir aslan dahi avına kokusunu yaklaştırmak istemez. Onu hesap eder. Koku bu kadar önemlidir. Güzel koku geldi sizin haberiniz yokken esip gitti dilediğine can bağışlayıp geçti. Aslında güzel koku geldi. O güzel koku manevi koku hiç eksilmedi. Ama sen evvelce olan üstaddan bir şey almadın. O üstaddan o mürşidlik kokusunu almadın. Sen onun kara kaşına kara gözüne baktın. Sakalının uzunluğuna baktın. Ne mübarek zattı dedin. Çok mübarekti dedin. Ama ondan manevi olarak bir şey kendine devşirmedin.
Manen yol almadın. Manen yol almayınca da o da esti vakti zamanı bitince yürüdü gitti. Ve sen o Rahmani rüzgarı o Rabbani rüzgarı o hakkın rüzgarını kaçırdın. Ondan faydalanamadın. Rüzgar esti ama sen o rüzgardan fayda sağlamadın. Yağmur yağdı ama sen şemşiyeni açtın. Kendi önüne bir sütre çektin.
Manevî Korku ve Kararlılık — «Sütre Çekme» Mecâzı; Mü’minin Cesâret Niyâzı
Islanmadın. Sen korktun. O deryayı gördün. Ayağını dahi daldırmadın. Ürktün ve o vaktinde kendi zamanında esti esti gitti. O vazifesini yerine getirdi. O peygamber zuhur etti. Peygamber zuhur edince sen öbü cehirlik yaptın. Ona iman etmedin. Gördün ama kabul etmedin. O veli de kendi zamanında geldi. Herkes onu gördü tanıdı. Herkes sohbetine gitti. Kimisi düşman oldu, kimisi dost oldu. Kimi gerçekten derviş oldu. Kimisi hele hele öylesine derviş oldu. Ve o kendi zamanını bitirdi. Ve ondan sonra da o göçüp gidince bir terenenli uydurdu herkes. Bu son mürşid-i kâmildi. Biz rabıtamızda ona yaparız. Biz Şeyh Efendi’nin bıraktığı yerdeyiz. Sen Şeyh Efendi’nin kendi şeyhinin bıraktığı yerde de değilsin.
Neden? Senin burnun koku almıyor. Senin burnun tıkalı. Senin maneviyatın yok. Senin maneviyatın olmuş olsaydı o zaman sen yeniden kimse o veli gider ona intisâb ederdin. Sen Yahudiler gibisin. Sen Beni İsrail’e benzedi huyun senin. Neden? Beni İsrail Yahudisi de kendilerinden gelen, kendilerinden sonra gelen peygamberleri kabul etmemişlerdi. İsa’yı kabul etmediler. Hazret-i Muhammed Mustafa’yı kabul etmediler. Çünkü burnları manevi koku almıyordu. Manevi koku almadıkları için İsa’nın peygamberliğini kabul etmediler. Sen aynı Beni İsrail’in huyuyla huylandın. Sen de İsa’nın peygamberliğini nasıl onlar kabul etmediyse sen de yeni bir mürşidin, mürşidliğini kabul etmiyorsun. Nasıl iyi sevgiler Yahudilerle beraber Hazret-i Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini kabul etmiyorsa sen de el veli ismi şerifinin tecelli edeceğinin o âyet-i kerimi inkar ediyorsun.
Son mürşid-i kâmildi, son veliydi. Biz mehdi bekliyoruz. Yok biz şunu bekliyoruz, bunu bekliyoruz diyerekten sen elinin altında duran dervişlerin de yolunu kesiyorsun. Mahşerde perişan olacaksın. Aynı Beni İsrail Yahudisi gibi helak olacaksın. Sebep? Çünkü sen Allâh’ın ayetini inkar ettin bu sözlerinle. Çünkü sen peygamberin hadîslerini inkar ettin. Oysa nasıl Hazret-i Muhammed Mustafa’ya kadar birçok peygamber geldiyse, Hazret-i Muhammed Mustafa’dan sonra o veliler hiç eksik olmadı. Hiç eksik değil. Sen bu zamanda veli yok dediğin anda hadîs-i şerîfin, sen ne yaptın? Sen ne yaptın? İnkar ettin. Sen bu zamanda veli yok dediğin anda âyet-i kerimi de inkar ettin. El veli ismi şerifi. Neydi? O veliler ki onlara dünyada da ahirette de korku yoktur.
Onlara müjdeler vardır. o zaman bu âyet-i kerîme kime tecelletti? Kime anlatıyor bize? peygamberlerden sonra muhakkak ki veliler dinin yaşanması ve yaşatılması için varlar. Varlar ama sen gözünde o göz yok görmüyorsun. Senin burnun koku almıyor. E şimdi kaçırdın bir öncekini. Sen Çorumla Cumusta Efendi’yi kaçırdın, duyduğun halde. Sen Abdullah Gürbüz Efendi’yi kaçırdın, duyduğun halde. E şimdi sen yenisini de kaçırıyorsun. Oysa o Yemen’den gelen Hakk’ın kokusu bitmez, dinmez. Başka bir koku daha erişti. Uyanık ol ey arkadaş, uyanık ol ki bundan da mahrum kalmayasın. Birinciyi kaçırdın, ikinciyi kaçırdın, üçüncüyü kaçırma. Sen o kokuyu duymaya çalış. Sen onu bulmaya çalış. Çünkü birinci veli kendisinden sonra gelecek olan veliyi de meşhur eder. veli veliyi meşhur eder.
Veli kendisinden sonra gelecek olan veliyi de ne yapar? Çıkar, ilan eder. Veli meşhur eden de bir önceki velidir. Veli kendi kendisine ben veliyim demez. Eğer o veliyse usta çırağıyla övünür. Usta çırağıyla övünür. Der ki ben yetiştirdim filanca üstadınızdır, şeyhinizdir. Veli veliyi ilan eder, veli veliyi meşhur eder. Ve o veli velilik kime nasipsi onu söyler. Heva hevesinden söylemez. Heva hevesinden söylemez. Velilik öyle dört beş kişinin toplanıp da ilan edeceği bir şey de değildir. Mürşidlik öyle ilan, birkaç kişinin toplanıp hangimiz mürşid olsun, kimi mürşid ilan edelim, filanca ilan edelim. Çıktık filanca şeyhimizdir, onu ilan ettik, onu uygun gördük. Böyle mürşidlik olmaz. Kul Allâh’ı sever, Allâh da kulunu sever.
Allâh kulunu severse Cebrâîl’ine nida eder. Ey Cebrâîl, filancayı sevdim. Sen de sev. Gök halkına nida et, onlar da sevsinler. Cebrâîl gök halkına nida eder. Ey gök halkı, Allâh filanca kulunu sevdi. Ben de sevdim, sizler de sevin. Melekler, burada hadîs-i kudüsü değişiyor ismi. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Der ki Allâh filancayı sevdi, siz de sevin. Birisinin ilan etmesine ihtiyacı yoktur. Birilerinin toplanıp da biz toplantık istişare ettik, ee şeyh olarak filanca görmek istedik. Böyle şeyhlik olmaz, mürşidlik olmaz. Şeyhlik olur da mürşidlik olmaz. Devletin atadığı mürşid-i kâmil, mürşid-i kâmil değildir. Kraliçenin atadığı mürşid-i kâmil, mürşid-i kâmil değildir. Masonların atadığı şeyhler mürşid-i kâmil değildir.
Kapalı kapılar ardında dolarların havada uçuştuğu bir mürşid-i kâmil olmaz. Çantayla para götürüp filancayı şeyh olarak ilan edilecek. Bunun susmayı al. Böyle mürşid-i kâmillik olmaz. Onlar eksilmez der. O yüzden o koku her dahin var. İbn-i Hanbel naklediyor hadîs-i şerîfi. Bu ümmete ebdâllar otuz tanedir. Kalpler Halil-i Rahman Hz. İbrahim aleyhisselamın kalbi üzeridir. Bunlardan biri ölünce Allâh onun yerine bir başkasını koyar. Bu hadîs-i şerîfi burada almamın sebebi şu. böyle bir terenlerini oluşturuyorlar ya. biz şeyhimizde kaldık. Öldü, rabutamızda onu yapacağız. Olmaz. Tasavvufun, sufilin kaidesi bu değil. Ölen şeyhe rabuta yapılmaz. Kabir halin var ise herhangi bir kabre gidip, rabuta edip kabirdekiyle görüşebilirsin.
Bu haktır. Ama müritlik noktasında siz bir ölen şeyhe rabuta edemezsiniz. Bizim şeyhimiz son mürşid-i kâmildi. Ondan sonra başka bir mürşid-i kâmil gelmeyecek. Ya sen yalancısın, haşa. Ya da hadîs-i şerîfler yalancı. Hadîs-i Şerîfler yalancı olmadığına göre sen yalancının dik alasısın. Sen yalancının en büyüsün hem. Bizim şeyhimizden sonra mürşid-i kâmil gelmeyecek diyen bir kimse hadîs inkar ediyor. Hadis inkar ediyor. Bu büyük bir yalan. Bu büyük bir yalan. Ve bunu insanlar haykıramıyorlar, söyleyemiyorlar, korkuyorlar. Ey sufilik yolunda gidecek olanlar! Bu sözümün altını çizin! Size birisi diyorsa ki son mürşid bizim şeyhimizdi, bizim mürşidimizdi. Ondan sonra bir mürşid gelmeyecek diyen kimse Hz.
Muhammed Mustafa’yı yalanlıyor. Hz. Muhammed Mustafa’yı yalanlıyor. Ayet-i kerimeyi yalanlıyor. El veli ismi şerifi kimin üzerinde tecelli edecek o zaman? Ne yazık ki ümmet âyet bilmiyor, hadîs bilmiyor. Koca koca insanlar bilmiyor. Ya da örtüyorlar, ilmi gizliyorlar. Hazret-i Ali efendimizin ivayeti, Kütüb-i Siddeden. Açın Kütüb-i Siddeden, ebdâllar diye yazın, ebdal diye yazın. Orada bulursunuz bu hadîsleri. Bu hadisler eserlerde yok değil, Tirmizî’de bulursunuz, Kütüb-i Sitte’de bulursunuz, İbni Hanbel’den bulursunuz. Hazret-i Ali efendimizin ivayeti, ebdâllar Şam’dadır, onlar 40 erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allâh yerine birini koyar, yağmur onlar sebebiyle sular, düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir.
Şam ehlinle azap onlar sebebiyle bertaraf edilir. Ebdâllar Şam’dadır, onlar 40 erkektir. Birisi öldüğünde yerine bir başkası getirilir. Bizim şeyhimiz son mürşidi Kamil’di, biz Mehdî’yi bekliyoruz, yalancılığı, yalan söylüyorsun, yalancının tekisin, ümmet-i Muhammed’i aldatıyorsunuz.
«Hz. Muhammed’i Aldatanlar» — Hadîs-i Şerîfin Yansıması; Modern Aldatma
Bu hadîs-i şerîfi nereye koyacaksınız? Bunları açık açık söylüyorum, sakın benden sonra da biz onda kaldık. İnan ola hakkım helal değil. Arkamdan sakın ha böyle bir batıl bir işe girişmeyin. Birini işaret ettiysek işaret ettiğimize bağlanın, bağlanmayın. Ama muhakkak bir üstada bağlanın. Muhakkak sebep yerine bir başkası atandı çünkü. Yerine birisi atandı. İlim ilimdir. Hiç kimse hevâ-hevesine uymayacak. Allâh muhafız eylesin. Hilyet-ül Evliya’da Ebu Muaym’dan, İbn Ömer’den rivayeti şöyle. Ebu Muaym bunu nakletmiş. Her nesilde, enteresan bakın hadîs-i şerîfler. Her nesilde ümmetimin hayırlıları 500 kişidir. Ebedallar da 40 kişidir. Ne 500ler için ne de 40lar için eksilme vardır. Bunlardan bir kimse ölünce Allâh yerine 50’den birini alır, 40’lara koyar.
Yanındakiler, ey Allâh’ın Resulü bize onların amellerini söyle dediler. Buyurdu ki onlar kendilerine zulmedenleri affederler. Kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allâh’ın kendilerine verdiği şeylerden başkalarına pek cömert davranırlar. Kardeş, sen sakın bizim şeyhimiz son mürşidi Kamil’di. Ondan sonra bir mürşid gelmeyecek dersen bu hadîsleri inkar etmiş olursun. O yüzden bu sohbetin altını çizerekten dinleyin hep. Bize üstadımızın vasiyeti deyin. Birini işaret ederse gider ona intisâb ederiz. İşaret etmezse istihara yapar, istiharamızda gördüğümüze gider, intisâb ederiz. Doğrusu bu şeyhimin bana vasiyeti de buydu. Mustafa Efendi, bütün dervişana tebliğ et oğlum ben öldükten sonra.
Herkes istihara yapsın, rüyasında kimi görüyorsa gitsin ona intisâb etsin. Bana vasiyeti buydu. Ben de onun vasiyetini yerine getirdim, her yere cd gönderdim bunu söyleyerekten. O yüzden sakın ha bu zamanda veli yok deme. Evet Hazret-i Pîr diyor ki o koku gitti. Uyanık ol yerine yeni bir koku geldi. Bundan mahrum kalma. Sen o kokudan mahrum kalma. Yapma. Sen birinci üstaddan istifade edememişsin. Edememişsin. Sen o hiç olmasa kendi zamanında yaşayanından istifade et. Evet. Çünkü velilerin silsilesi, mürşid-i kâmillerin silsilesi, silsile. Bir silsiliğe dayanır. O silsile devam eder. O silsile devam eder. O silsile devam ettiği müddetçe sen de o silsileyi takip et. Oradan kokulan. Burnun koku alsın.
Burnun koku almazsa o zaman ne yazık ki sen ne yaparsın? O meselede yolda kalırsın. Ve bu böyle çok benim dikkatimi celbeder. Peygamberi her gören İslam olmalı. Peygamberi gördüler müşrikler müşrikliklerine devam etti. En ilgi çekici de Ebu Cehildir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in amcası. Onun üzerinde mucizeleri görmesine rağmen onun peygamberliğini kabul etmedi. Mürşid-i kâmiller de aynıdır. o kimse onu görür, onu gördüğü halde ona biat etmez. Ben bazen böyle konuşurdum. Ya neyini eksik gördün? Şeyh Efendi’nin neyini eksik gördün? Öyle ya. Ses yok. İçimden derdim ki adamın nasibi yok. Nasıl peygamberi gördü, iman etmedi? Bu da tabiri caizse koca Abdullah Efendi’yi görüyor. İman etmiyor.
Kabul etmiyor. Çorumun acı Mustafa Efendi’ydi kabul etmemişler. O da görevi açıklandığında onun Şeyh Efendi’ye öyle diyordu. Şeyh Efendi öyle diyordu. Abdullah Efendi oğlum filanca filanca fişmanca fişmanca parmakla sayıyormuş böyle. Bunlar kaldı oğlum tek dergahda diyormuş. Geri kalan hepsi de kabullenmedi. Çektiler gittiler dergahtan diyormuş. onu açıklayan Hacal-i Ayder Efendi. Hacal-i Ayder Efendi’nin açıkladığı şeyhe ta intisâb etmiyorlar. Şimdi Şeyh Efendi de bu fakirin şeyhliğini ilan ettirdi. Sustum ben. Dedim ki içimden bunları ilk defa duygum açıklıyorum. İçimden dedim ki zaten adam düşmansı düşman dedim. Senin neyini açıklarlarsa açıklasınlar dedim. Kabul etmeyecek ki zaten dedim.
Öyle oldu. rüyasında gören oldu, görmeyen oldu. Ben yürüdüm gittim. Allâh affetsin. Geride kalanla uğraşacak zamanım yok. görür. Ben bazen öyle diyorum. Yıl 86, yıl kaç? 2024. Kaç, 38 yıl mı olmuş? 38 yıldır sohbet ediyorum ben. 38 yıldır sohbet ediyorum. 38 yıldır sohbet ettiklerim hepsi derviş olsaydı herhalde Türkiye’nin yanısı derviş olurdu. 38 yıldır görenler derviş olsaydı ohoo yıkılırdı ortalık. Demek ki öyle olmuyor. Görmekle de olmuyor. Nasıl peygamberi gördüler, sallâllâhu aleyhi ve sellem’i gördükleri halde iman etmediler. Nasıl Abdullah Efendi’yi gördüler, gördükleri halde iman etmediler, kabul etmediler onun şeyhbimi. Değişmiyor. Eğer burnun açılır da hakikat kokusu alırsan, o zaman o kokunun ilm-i ilâhî den geldiğini görürsün.
O kokunun ötelerden geldiğini, ilm-i ilâhî den geldiğini anlarsın. Ama yok, o kokuyu almadıysan, burnun hakikate açılmadıysa sen o kokuyu anlamazsın. Çok özür dilerim, böyle benzetmek istemezdim ama o koyunun kuzusu senden iyi. O hiç olmazsa emecek olduğu memenin kokusunu alıyor. O nasıl zahiren emecek olduğu memenin kokusunu alıyor, bin tane koyunun içerisinden emecek olduğu memeyi buluyor ama sen gözünün önündeki bir mürşid-i kâmil’in kokusunu alamıyorsun. Acı olan bu ve o kokuyu alamadığın için onu da kaçırıyorsun. Sonra diyorsun, vay be, Mustafa Efendi ne büyük saattir. Ben kendi dinlediğimi size aktarıyorum. Mustafa’cığım gittim, torunmacı Mustafa Efendi Hazretlerine ne vakar, ne vakar, ne müthiş bir kimse.
Devamlı mrakheba halinde, devamlı zikir halinde. Ben böyle gencim ya, heyecan duyuyorum şimdi. Abi, ders aldın mı? Nasip değilmiş Mustafa’cığım. Allâh Allâh. İyi, ardından başka bir şey Efendi anlatıyor bana. Filancaza at. Gittim diyor bilmem nerede, ziyaret ettim. Elinde tesbih, devamlı zikir halinde. Bana anlatırken de böyle kafasını sallıyor. Allâh Allâh. Bir anlatıyor onu böyle. Herhalde diyorum bundan ders aldı. Dedim abi, ders aldın mı? Yok Mustafa’cığım nasip değilmiş. Ama o da şöyle zahattı, böyle zahattı. Bana dört tane kendi zamanında yaşayan şeyhi anlattı. Mükemmel, dördünden de ders almamış ama. Abdullah Efendi ne zaman gelecek dedi? Eyvah dedim sıra Şeyh Efendi’ye geldi. Abi geldiğinde haber vereyim sana.
Muhakkak. Elini öpmek isterim, duasını almak isterim. Tabii abi dedim hiç sıkıntı yok. Ben çağıracağım seni. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi Bursa’ya gelecek. Geldi, ertişsün gittim. Abi dedim geldi. Bu akşam Filanca’ya erdiyiz bekliyorum seni. Mustafa’cığım ben kimseyi tanımıyorum ama beni karşılarım. Tamam abi sıkıntı yok. Ben seni karşılarım. Neyse geldi eyvallâh. Biz ağırladım, oturturdum onu. Çarşıda esnaf çünkü, kapalı çarşıda. Gayet güzel zikrullâh başlarken baktım yavaşça gidiyor bu. O dedim, problem çözüldü dedim. bir hadîs-i şerîf var ya Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri halakayı zikrullahda iken. Mescide üç kişi girdi. Birisi halakayı yardı, halakanın içine oturdu.
Birisi edeb etti halakanın dışına oturdu. Birisi de döndü gitti. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zikrullahdan beri olunca, zikrullahdan kesilince, ey ashabım bu üç kişiden size haber vereyim mi? Ver ya Resulallah. Bu dedi, halakayı yarıp içine oturanı Allâh zatında barındırdı. Ben Türkçesini söylüyorum. Dışında edeb edip de dışına oturanı Allâh dedi rahmet etti, onu affetti. Dönüp gidene dedi melekler lanet etti.
Halakada Lanet Hâdisesi — «Bu Hadîse Çarpıldım» Tasavvufî Tedbîr
Eyvah dedim içimden. Bu bu hadîs-i şerife çarpıldı şimdi dedim. Döndü gitti zikrullahdan dedim. Halbuki otursa bir sefer orada la ilâhe illallah dese zikrullahdan halakayı terk etmiş olmayacak yani. Dedim bu buradan çarpıldı içimden. Bu buradan dedim gitti. Bir kaç gün geçti. Mustafa’cım neydi be Abdullah Efendi dedi. Öyleydi dedim. Abi sen oturacaktın dedim. Bir de zikrullahda görecektin dedim. Bu böyle durdu. Dedim zikrullahda bir büyüdü, bir büyüdü dedim. Bir büyüdü. Bursa’da ne kadar mümin varsa hepsini içine aldı dedim. Ne kadar zikrullâh ehli varsa hepsini içine aldı dedim. Büyüdü dedim Marmara’daki zikrullâh ehlini aldı. Daha da büyüdü. Ben kendi kendime daha da büyüyecek mi diye soruyordum.
Daha da büyüdü. Komple dedim Türkiye’yi içine aldı. Daha da büyüdü dedim Irak, Suriye, Şam dedim Balkanlar içine aldı kocaman oldu dedim. Daha da büyüdü, daha da büyüdü dedim. Şiştikçe şişti. Büyüdükçe büyüdü, büyüdükçe büyüdü. Bütün hepsini dedim cübbesinin içine aldı havalandı dedim. Yükseldikçe yükseldi yükseldikçe dedim bir kısmı tapır tapır döküldü dedim. Valla dedim öyle yükselirken dedim kaldım ben dedim. Sen de zikrullâh da olsaydın dedim sen de o cübbenin içine girecektin dedim. Nasip dedim vallaha nasip dedim billaha nasip dedim. Sen nasip diyorsun ya dedim kesin yanınıyorum dedim. Herkes bir mürşid-i kâmile layık olamıyor abi dedim. Bu kaldı şimdi ben öyle deyince dedim herkese nasip değil dedim herkese nasip olsaydı dedim herkes derviş olacaktı zaten dedim.
Dedim. Mustafa’cığım bir daha geldiğinde beni dedi haberdar eder misin? Ederim abi ne demek dedim. Ederim. Ben bir daha haberdar ettim nasip olursa geliriz dedi. Bir daha haberdar ettim nasip olursa geliriz dedi nasip olmadı. Öylece öldü gitti. Burnun hakikat kokusu alırsa tanırsın. Bir sufiler Menkıbe’yi çok severler bir meseleyi Menkıbe ile anlatmayı daha uygun bulurlar. Âyet-i Kerîme’de de geçmiş peygamberlerden bahset onların hallerinden de bahset diyor ya. Bunu kendilerine ölçü alırlar. Ümreye gittik döneceğiz oradan. Bizim orada Hazret-iEbu Bekir Efendimiz’in torunu bir derviş var. Ciddedeyiz. O dedi ki burada bir Şeyh Efendi var. Onu ziyaret edelim mi dedi. Şeyh Efendi Hazretlerine. Şeyh Efendi edelim dedi.
Gittik o zatın evine. Ciddede girdik içeri. Selâmünaleyküm aleyküm selâm. Tanıştırdılar bir sarmaştı dolaştılar birbirlerine hep beraber bir sarmaştık dolaştık oturduk. Ben şimdi kendi kendime geldik ya buraya. Bir de şey var ya bakacağız bu Mürşid-i Kamil mi değil mi falan. İşimiz o. Böyle adamın elinde o şeye gidenler o bölgeye gidenler böyle şeyler var limonata veya su dağıtmak için böyle paslanmaz çelikten bardakları içine sıralıyorlar böyle. Ellerinde böyle bizdeki askıların daha değişi. Elinde askı gelene gidene şerbet çay bir şeyler getiriyor götürüyor. bayanlar geliyor bayanları orada hemen sohbet ediyor kısa. Böyle onlarla bayramlaşıyor. Birisi hasta hasta geldi bir tane ona geldi bir şeyler okudu bir böyle sırtına bir vurdu onun böyle bir şey çektirdi burnuna.
Adamdan böyle sanki nehir gibi böyle tabiri caizse cırağı taktı burnundan. Böyle şifa olsun ensesine vuruyor sırtına vuruyor kendisi hizmet ediyor. Böyle dervişleri de gelip gidiyor. Bana döndü İnce’den. Ağa ne diyorsun dedi. Allâh bizi affetsin sus değil mi? Sus işte. Biz dedim var ya konuştu sordu ya ağa ne diyorsun dedi bana. Efendim sizin gibi mürsidi kamil değildir dedi. Kafasını salladı. Ondan sonra o zat geldi biraz daha Şeyh Efendi’yle sohbet etti. Ona dedi ki Şeyh Efendi dedi ki haçta buradasınız dedi yine dedi. Dua edeceğiz inşâallâh dedi. Hacca inşâallâh gelirsiniz dedi. Şeyh Efendi böyle bir niyetimiz yok şu anda ama dedi nasip dedi. Şeyh Efendi de. Çıktık dışarı. Gene sordu bana.
Ağa ne diyorsun dedi. Ben gene aynı şekilde söyledim. Efendim sizin makamınızda değil o manada değil efendim. Allâh dostu oğlum dedi. Ama mürsidi kamil noktasında değil ama Allâh dostu. Ben Şeyh Efendi evet öyle diyecek noktada değilim sustum ben. Şimdi burnun kok alıyorsa onun ne olduğunu biliyorsun. Sonra Şeyh Efendi’ye Hollandalılar böyle canhıraş davet ediyorlar. Şeyh Efendi telefonda dedi oğlum Hollandalılar çok davet ediyorlar dedi. Ondan sonra bir Hollanda’ya gideceğim dedi. İnşallah efendim dedim mübarek olsun ondan sonra. Neyse onlar oradan ne o davetiye gönderdiler bilmem ne yaptılar. Şeyh Efendi Hollanda’ya gitti. Oradakiler demişler ki buradan hacca daha kolay gideriz. Sana da buradan haç vizesi alırız.
Telefon açtı bana dedi hacca gidiyoruz buradan. Hayırdır efendim dedim ben. Oğlum buradan dedi hallediyorlar hacca dedi. daha kolay gideriz diyorlar dedi. Ben duramıyorum ya. Efendim dedim o ciddedeki zatın keramete çıkıyor. Sus Mustafa Efendi evet dedi. Bir de sen dedi çok beğenmedin onu dedi. Sen onu çok beğenmedin. Ondan sonra evet efendim dedim. Ondan sonra neyse gerçekten hacca gitti Şeyh Efendi oradan. Bir de orada bir daha görüştüler sonra. Orada bir daha görüştüler. Ondan sonra orada oradan bana selam gönderdi o Şeyh Efendi falan. Ondan sonra şimdi baktığın zaman enteresan. Bir tane Suriyeli Şeyh Efendi vardı. Onu da Medîne’de hep böyle muhabbet ediyorduk. O da normalde Allâh affetsin.
Tabii şimdi bir biz bir Mürşid-i Kamil tanımışız. öbür tanıdığımızı da biz o seviyede bir kimse olsun istiyoruz. bizim için Mürşid-i Kamil demek o. Onu tanımışız. Cenâb-ı Hak bizi zirve ile tanıştırmış. Biz nereden bilelim? Bizim tanıştığımız normal değil. Allâh’ım Yarabbi Ya Resûlullâh neyse o Şeyh Efendi ile de tanışıyoruz şimdi. Görüşüyoruz konuşuyoruz. Onunla böyle sohbet ediyoruz. Onu da bana soruyor. Diyor mu efendim hakkınızı helal edin hani. Diyor mu sizinle eşdeğerde yan yana göremiyorum efendim onu diyor. Şimdi bu işin manevi sırrı var. Mesela o kimse Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine zamanında zamanın böyle kendince kırklarından ise Hazret-i Peygamber ile Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile yan yana görünür.
Sağında görünmesi ayrıdır, solunda görünmesi ayrıdır, arkasında görünmesi ayrıdır.
Halakada Görünmek ve Mü’minin Kıyâfeti — Mürşidin Yolculuk Mesâisi
Arada hiç kimse yok ama. Halakada görülmek ayrıdır, topluluğun içerisinde görülmek ayrıdır. Bunların hepsinde manevi işaretleri var. Şimdi Allâh affetsin. Böyle olunca şimdi bakıyorsun yanında değil. sonunda Şeyhin var solunda olsa veya Şeyhinin yanında olsa veya o halakada olsa. Diyecek ki bu daha aynı mürşidi Kamillardan. Benim de elimde delil o. Öyle olmayınca diyorsun ki yok o aynı eşdeğerde değil diyorsun. Ben de diyorum ki sizin gibi değil efendim. Benim de elimde delil o. Bana dese ki neden öyle dedi bana sorsa Şeyh Efendi neden öyle dedi. Mustafa Efendi. Benim de can basit efendim Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in yanında siz varsınız. O biraz daha öte de ileride birkaç kişinin ilersinde veya şöyle böyle. ona evladım mı diyor, ne diyor o Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ona, neyle hitap ediyor.
Bunlar dahi ince sırdır. O Şeyh’e ne olarak hitap etti? Kardeşim demesi ayrı, evladım demesi ayrı. Hepsi de ayrı ayrıdır maneviyatta. Böyle olunca biz de diyoruz ki kendi kendimize sizin gibi değil efendim. Allâh bizi affetsin. E aşığın gözü kör, kulağı sığır. Aşık maşuğundan başkasını görmez. Öyle olunca da bizim de gözümüz kör oluyor. Başka bir kimseyi aynı seviyede de görünmüyor. Görmüyoruz ya da körlük bizden olsun biz görmüyoruz olalım. Allâh bizi affetsin. Ve la asıl kelam, burun koku alırsa göz görür. Göz görürse burun koku alır. E senin burun koku almıyorsa bugün öyle yazdım. Senin burun koku almıyorsa baharın suçu ne, çiçeğin suçu ne? Senin burun koku alıyorsa binlerce kokunun içerisinde bu leylat dersin, bu karanfil dersin, bu gül kokuyor dersin.
Binlerce kokunun içerisinde. Binlerce çiçek var. Arı gider bal alacağı çiçeğe konar. Sinek gider necasete konar. Sözün meclis dışarı. Senin sinek huyun varsa gider necasete konarsın çiçek diye. Sende bal yapma istidatı var ise çiçeği bulur bal yaparsın. Yoksa çiçeğin suçu yok. Çiçek orada duruyor. O yüzden mürşid-i kâmiller eksik değil. 40’lar, 80’ler, 120’ler, 240’lar, 480’ler, 500’ler eksik değil. Senin burnun koku almıyorsa yapacak bir şey yok. Allâh bizi affetsin. 1955’ten devam edeceğiz. Ateş meşrepli olan can ondan ateş söndürme kabiliyetini kazandı. Hoş olmayan can onun lütfiyle hoş bir hale geldi. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Biraz burada sohbetlere az bir şey geç başlıyoruz. Bunun için de sizlerden özür diliyorum.
Helallık almak istiyorum ama ben buna artık böyle yaşlılığa mı uğrayayım, ihtiyarlığa mı uğrayayım, biraz böyle dışarıda oturup nefes alma ihtiyacı. Gerçekten böyle oturuyorum orada bir kahve çay içiyorum. Böyle biraz daha kendimi toparlıyorum öyle diyeyim. O yüzden buraya da böyle biraz geç kalıyoruz. Geç kaldığımdan dolayı da sizlerden ayrıca özür diliyorum. Bir şey daha söylemek istiyorum hem de internetten de herkes dinliyor. Artık benden böyle çok fazla dakiklik beklemeyin. Böyle bir dakik olamama gibi bir halle hallendik. Böyle biraz da tabiri caizse özür dilerim. Sanki böyle eşarilik yapıyormuşuz gibi oluyor. Ama böyle anca derleniyor, toparlanıyor bazı şeyler. O yüzden bütün kardeşlerden ayrı ayrı hepinizden de özür diliyorum.
Gerçekten bu konuda böyle bilinçli, kasıtlı bir durumum yok. bir sürü üzerimizde etkenlerden oluşan böyle bir şey var. O yüzden Bursa dışına gittiğim sohbet yerlerde de bazen böyle ufak tefek gecikmelerim oluyor. O yüzden kardeşler haklarını helal etsinler inşâallâh. Bizden yana da helal olsun. böyle verilmiş sözlerden geri dönmüş gibi algılanmasın. Yine inşâallâh kendimce gitmekle mükellef gördüğüm yerlere gitmeye yine gayret edeceğim.
Kaynakça ve Referanslar
- «Rabbinizin Güzel Kokuları» Hadîs-i Şerîfi: «inne li-Rabbiküm fî eyyâmi dehriküm nefehâtin» (Rabbinizin gündelik nefesleri vardır) — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 1/213; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 10/231; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr 4/293; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 4/443; «Allâh’ın güzel kokuları» — sufî mecâzı — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Niyet Hâlisliği ve Kalbin Saflığı: «innema’l-a’mâlü bi’n-niyyât» (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1; Müslim, İmâra 155); İhlâs ve niyet — İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-ihlâs; «kalbin saflığı» — Şu’arâ 26/89 (kalb-i selîm); modern psikoloji — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Bediuzzaman, Lemalar 17. Lema (riyâ).
- Veysel Karânî (Üveysî) ve Yemenli Velâyet: Hz. Üveysî (?-37H/657M, Karân-Yemen, Sıffîn’de şehîd) — Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 223-225 (2542-2544); Tirmizî, Menâkıb 60 (3784); «Yemen’den esen kokular» — Hadîs «inne aksâ ehlü’l-arzı dünüvven illa-llâhi ehlu’l-Yemen» (Yemen ehli Allâh’a en yakındır) — Buhârî, Menâkıb; Müslim, Îmân 11; «Yemenli velîler» — sufî mecâzı — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Ferîduddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; modern Üveysîlik tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Sütre Çekme» Mecâzı ve Manevî Cesâret: «sütre» (mü’minin önündeki manevî engel) — sufî mecâzı — Mevlânâ, Mesnevî; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «derya gibi büyük şeyleri görmek» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; manevî cesâret — Bediuzzaman, Sözler 17. Söz; «havf-recâ dengesi» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; sufî tasavvurda «derya»nın anlamı — İbn Atâullah, el-Hikem.
- «Hz. Muhammed’i Aldatanlar» Hadîs-i Şerîfi: «men ğaşşenâ feleyse minnâ» (Aldatan bizden değildir) — Müslim, Îmân 164 (102); Tirmizî, Buyû’ 72 (1315); Ebû Dâvûd, Buyû’ 50 (3452); İbn Mâce, Ticârât 36 (2224); Ahmed, Müsned 2/242; modern aldatma çeşitleri — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «mü’minin dürüstlüğü» — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb.
- Halakada Lanet Hâdisesi ve Tasavvufî Tedbîr: Halaka-i zikir âdâbı — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); «manevî halakada bozma» tehlikesi — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «edebsizliğin lâneti» — Hücurât 49/2-3; modern halaka tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Mürşidin Yolculuk Mesâisi (Kırşehir-Konya): Mürşidin tedrîs için yolculuk — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’l-seyâhat; «hizmet için yolculuk» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; modern Karabaş Mürşidlerinin Anadolu yolculukları — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Kırşehir-Konya tasavvufî mîrası — Mustafa Kara, Bursa’da Tarîkatlar ve Tekkeler; Hz. Mevlânâ Konya, Hacı Bektâş Kırşehir mîrâsı — Mehmet Niyâzî, Türk Tarih Felsefesi.
- Karabaş Silsilesinde Halaka ve Yolculuk: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Anadolu Karabaş hizmeti — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı