Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #60 — Q&A: Mahalle Derslerinin Önemi, Dervişin Disiplini ve «Haddi Aşmamak»

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #60 — Q&A: Mahalle Derslerinin Önemi, Dervişin…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Mahalle Derslerinin Önemi — Dervişlik Disiplin İşidir; Mü’minin Vazîfesi

Âmîn. Mahalle derslerinin öneminden bahsedermisiniz? Bütün dersler önemlidir, mahalledeki dersler de önemlidir. Arkadaşlar, kardeşler, mümkün olduğunca kendi mahallerindeki derslere devam etmeye gayret edecekler. Dervişlik disiplin işidir. O yüzden disiplini bir şekilde herkes vazifelerini yerine getirecek. Şu çok önemli bu, az önemli değildir sufilikte. Bütün hepsi de önemlidir. Normalde buradaki ders de önemlidir. mahalledeki dersler de önemlidir. Şimdi mahalledeki derslere gitmek lazım ki oraya teşvik olsun, orada böyle bir gayret olsun, orada arkadaşlar çalışmak, bir şey yapmak, bir şey yapmak, bir şey yapmak… Orada arkadaşlar çalışmasında daha fazla titizlensinler, destek olmak lazım o mânâda.

Allah Hakkında

O yüzden bütün dersler önemli. Bir de arkadaşlar, kardeşler böyle mahalle derslerinde birbirleriyle tanışırlar. Arkadaşlıkları, dostlukları daha iyi olur, daha güzel olur inşâallâh. Allâh yardım etsin. Âmin! Hafta sonu gerçekleşecek olan üniversite sınavı için dualarınızı talibiz. Allâh yardımcınız olsun. Âmin! Cenâb-ı Hak katından yardım etsin. Âmin! Rabbim inşâallâh bütün kardeşleri zihin açıklaya versin. Âmin! Kocam derviş sigara kullanıyor. Bir dervişin sigara, nargile, puro içmesi ne kadar uygun? Hiçbirisi de uygun değil. Sigara içmesi, puro içmesi, nargile içmesi de uygun değil. Rabbim bıraktırsın inşâallâh. Âmin! böyle bir sahâbe vardı, biraz haylazlığı vardı onun. Onunla alakalı şey yaptılar, Hz.

Resûlullâh’a sallâllâhu aleyhi ve sellem’e şikayet ettiler. Bu böyle yapıyor falan diye. Allâh Resûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki o namaz kılıyor mu beş okeyd? Kılıyor mu beş okeyd? Dediler ki kılıyor. Onun sonunda namaz kötülüklerden alıkor insanı dedi. Sonra bir müddet sonra o sahâbe kötülüklerden o yapmış olduğu yanlışlıklardan vazgeçti. Sonra geldiler yine Hazret-i Peygamber’e de dediler sallâllâhu aleyhi ve sellem’e bu o kötülüklerden vazgeçti deyince Allâh Resûlü dedi ki demedim mi size namaz insanı kötülüklerden alıkoyar diye. Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Zaman içerisinde onları da bırakır. Veyahut da zikrullâh’a gelmek, bir üstada bağlanıp orada çalışmalara katılmak zaman zaman onu terbiye eder.

Zaman zaman onu eğitir zamanla ve zamanla o o tip kötü alışkanlıkları bırakır. Ama birisinin üzerine siz cahil insanların yaptığı gibi bir de namaz kılıyorsun böyle mi yapılır? Bir de dervişsin böyle mi söylenir? Yok bir de sen şuraya gidiyorsun böyle mi yapılır diye üzerine giderseniz o kimseyi bu sefer inadına yaptırırsınız. Dil önemli. O yüzden dilimizi muhafaza edelim. İnsanları eleştirerekten, eşlerimizi eleştirerekten, çocuklarımızı eleştirerekten konuşmayalım. Nasihat edelim tatlı tatlı söyleyelim. Tatlı tatlı biz onları söyleyerekten inşâallâh onlar da üzerlerindeki kötülükleri bırakır. Şimdi bu kardeş kocası derviş sigara içiyor diyor. O adam da ona dese ki hiç gıybet etme. Gıybet edenden eş mi olur, gıybet edenden derviş mi olur, gıybet edenden mümin mi olur dese ne diyeceksin?


Mü’minin Tanımı: «Dilinden Emîn Olunan İnsan» — Tasavvufî Edep ve Sosyal Bilinç

Çünkü mümin neydi? Dilinden emin olunan insandı. Gıybet ediyorsa, iftira ediyorsa o zaman sigara mı, gıybet mi? Gıybet daha büyük günahı kebaya. Zinadan daha şedet. Allâh muhâfaza eylesin. Eleştirer bir dille değil. İnşallah tatlı tatlı yumuşak yumuşak alır. Ebû Hüreyre Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Yüce Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığı zaman dünya semasına iner, şöyle der. bana dua eden, onun duasını kabul edeyim? benden bir şey isteyen, istediğini vereyim? benden af dileyen, onu affedeyim? benden bir şey isteyen, istediğini vereyim? benden af dileyen, onu affedeyim? Bir kimsenin üzerinde Kur’ân-ı Sünnet dışında bir hâl var. O kimseye Allâh için dua ettik.

Yukarıdaki hadîs-i şerîfe göre Allâh’ın vâdi, hak duaları kabul edecek. O, iks kimse kendi üzerindeki Kur’ân-ı Sünnet dışındaki hâl için cüz irade noktasına mücadele edip etmemesi önemli mi? Yoksa derviş kardeşi ona dua ettiği için Allâh o kimseyi cebri olarak günahtan çeker mi alır mı? Bu hadîsi kudsî, bu harideki her gece semaya iner. Bu insanların dualarının kabul olacağına dair. yok mu hastalığına şifâ isteyen, hastalığına şifâ vereyim. bazı rivayetlerde yok mu rızık isteyen rızkını genişleteyim. Yok mu bir derdi olan derdine derman olayım diye. Değişik rivayetlerde değişik şey var. Buradaki ana öz şu, bu imsak vaktinden önceki, imsak vaktinden önce. imsak 3.30 mu şu anda? 3.35 mi? Bursa’da 3.35. Kaç? 3.35 saat 3 gibi.

Diyelim ki Cenâb-ı Hak gecenin son üçte biri o. Buradaki hadîsi kudsîde tabi bir müteşâbihlik var. Dünya semasına iner. Dünya semasına inince diyor, yok mu dua eden, duasını kabul edeyim. Şu telefona bak. Ayarlıyor herhalde. Ayarlıyor kendi herhalde bağlantıyı kesti. Normalde yok mu dünya semasına iner, yok mu isteyen diye söyler. Bu bir Müslüman için müjdedir. Bir Müslüman her sabah namazından önce iman ettiği Allâh’ın adına bir şey söylemeye başlıyor. Bir Müslüman her sabah namazından önce iman ettiği Allâh’ın onun duasını kabul edeceği, onun duasını reddetmeyeceği, dertlerine derman olacağına, sıkıntılarını def edeceğine, her ne var ise duasını, duasını kabul edeceğine işaret. Şimdi, duayı kabul etmek, Cenâb-ı Hakk’ın yalvarışı kabul etmeyi ayrı bir meseledir.

Buna cevap vermesi, bunu tecelli ettirmesi ayrı meseledir. Cenâb-ı Hak bütün duaları kabul eder. Bunda bir şek, şüphe yok. Ama o duaların tecelliyatını ama anında verir. Ama tehir eder, sonra bırakır. Alırsa, tecelli ettirirse de haktır. Tehir ederse de haktır. Bakın tehir ederse de haktır. Ama Müslüman başka bir hadîs-i şerifte Müslüman acelecidir diyor. Hemen dua ettiğinde duasının kabul olmasını ister. Acelecidir. O yüzden acelecilik yapmayın. Duaya devam edin. Ve Cenâb-ı Hak onu ne zaman tecelli ettirecekse, o zaman tecelli ettirecek. Bir de bu konuda böyle bir dua ettik bir başkası için. Ondan sonra bu hemen tecelli eder mi? bazı şeylerin tecelliyatı sebeplere bağlıdır. Ama Allâh duayı kabul eden midir?

Evet. insanlar bir şey hemen olsun istiyor. Hemen olmayabilir, Cenâb-ı Hak tehir edebilir. Hemen olmuş olsaydı şu anda İslam dünyası, İsrail’e o kadar lanet ediyor. Öyle değil mi? O kadar dualar ediyor. İsrail diye bir ülkenin kalmaması lazımdı şimdiye. Veyahut da bazen zaman zaman telefon açıyorlar kadınlar, erkekler işte. Şikayetçi eşinden Allâh bunu neden helak etmiyor? Diyor mu sen böyle yapmakla Allâh’ı şikayet ediyorsun bana. Ben Allâh’ın üstünde bir kimse değilim ki.


«Allâh Bunu Neden Böyle Yapmıyor?» Suâli — Mü’minin Tevekkül ve Rıza Edebi

Allâh bunu neden böyle yapmıyor? Allâh bunu neden kahretmiyor? Allâh bunu neden batırmıyor? Söylediği kimse eşi. Veya söylediği çocuğu veya söylediği annesi babası. İnsanlar o kadar din konusunda sıkıntıya düştüler, o kadar sıkıntılılar ki. düşünün eşinin lanetliğini istiyor. Kar perişan olmasını istiyor. Bir de hızla Cenâb-ı Hak’ın onu öyle etmesini istiyor. Getir Onur, getir. Olmadı mı? Ha internetle alakalı tamam. Bir de onun böyle birden olmasını istiyor. Bunun gibi şimdi normalde dua, biz dua etmekle mükellefiz. Cenâb-ı Hak tecelli ettirir ettirmez, onu yapar yapmaz. O Allâh’ın keyfiyetiyle alakalı. Biz dua edeceğiz. Dua etmek bizim işimiz. Rabbim bizi dua edenlerden eylesin. Âmîn. Dua’ısını da kabul olanlardan eylesin.

Âmîn. Dua’ısını tecelli edenlerden eylesin. Âmîn. kusura bakmayın, bunu böyle hep söylüyorum. bu kadar soru olabilir mi? Soru dediğimiz şey bir cümledir veya bir hadîs-i şerîf yazmış kardeşimiz bu kadardır. Allâh iyi etsin inşâallâh. Allâh her insana vahye ediyorsa, bana vahye etse benim manevi konumum ne olur? Senin normalde sana vahye etmiş olsa vahye edilecek bir noktaya gelmişsindir. Senin manevi konumun ne olur? Hiçbir şey olmaz. Allâh sana bir şey vahye ederse sen de onu yerine getirirsin. Birisi çıksa Allâh bana vahye etti, ben de İbrahim gibi oğlumu kurban edeceğim dese veya ise buna nasıl bir cevap veremeliyiz? İbrahim olmuş demek ki kendi kafasından. Farazi şeyler bakın bunlar. Ateş İbrahim’i sevenleri yakmıyorsa biz sizi ve Peygamber Efendimiz’i seviyoruz, bizi demeyin.

Ateş cehennem yakmayacak. Normalde ateş İbrahim’i yakmadı. İbrahim’i seven sahre vardı, sahre de attı kendini ateşin içinde onu da yakmadı. Sen sevgine bu kadar çok inanıyorsan, sevginden bu kadar eminsen basit evde tüpü yak, tüpün üstüne elini dolaştırıver. Öyle ya. Ben şeyhimi seviyordum. Kaynar suyun içinde şeyh efendi bildiğiniz şeyde, Sivas’ta, Sıcak Çermik’te, o Sıcak Çermik’in ilk çıkış yeri var. Hiç kimse girmiyormuş oraya. O çıkış yerine hiç kimse girmiyormuş, oraya almışlar. Şeyh efendi mi istedi artık, Sivas’lılar mı istedi? Sivas’lılar da kenarda duruyor, girmiyorlar. Tabii ben hızla böyle hemen soyundum, hazırım şeyh efendiyle beraber gireceğim. Gir Mustafa efendi dedi bana. Ben Destûr bismillah attım kendimi, ben de ne olduğunu bilmiyorum.

Attım kendimi, böyle baktım normal değil, bir kımıldadım yandım. Kımıldandı kımıldamayınca hiçbir şey yok. Ben tabii Destûr dedim, attım kendimi. Ondan sonra kendisi de girdi. Biz ikimiz konuşuyoruz. Sivas’lılar da dışarıda hiçbirisi girmiyorlar. Onlar kenarda duruyorlar. Ondan sonra Mustafa efendi sıcak maşallah dedi, sıcak efendim dedim. Ondan sonra ben ama hiç kımıldamıyorum böyle. Onun tabiriyle dedi, depreşme dedi. Ondan sonra yanarsın dedim efendim. Ben bir dedim kımıldadım yandım zaten dedim. Kımıldamasan bir şey olmaz Mustafa efendi dedi. Kımıldamıyoruz öyle duruyoruz. Bir tane Sivas’lı girmiyor içeri. Biz konuşuyoruz bu ayın ama bir iki daha mevzu konuştuk orada. Ondan sonra neyse bitti çıktık biz.

Dedim Duran abi ne yapmağı gireniz? Burası çok sıcak dedi. Ne yapmağı buraya aldınız dedim sustu. Ondan sonra ama hiçbirisi girmediler içeri. Biz iki kişi. Demek ki onda da bir hikmet varmış konuştu. Dedim Duran abi bir şey merak ettim. Dedim konuştuklarımı duydunuz mu? Konuştunuz mu siz dedi. Ha tamam dedim ben ya. Bizim içeride orada konuşmamız lazımmış.


Tasavvufî Konumlama — «Sizin de Konumunuz Varsa Mes’ûliyetiniz Vardır»

Neyse dedim böyle bir konumdaysanız size de birisi at ateş ediyorsa kendinizi siz de kendinizi onun demesiyle emriyle ateşe atacağınıza inanıyorsanız eyvallâh yakmaz kardeş seni de. Ne olacak ki? Ama bu işler öyle lafta seviyorum demekle olmaz. Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. Allâh’ın kokusu var mıdır? Allâh’ın kokusuyla nasıl kokulanabiliriz? Siz Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın. Sımsıkı yapışın. bir hadisede Sünnet-i Seniyye belli mi belli. Sen o Sünnet-i Seniyye bildiğin halde yapmıyorsan Sünnet-i Seniyye’ye yapışmadın. Biliyorsun onu yapabilir vaziyettesin yapmadın. Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışanlardan olmadın. Kendi kendine ahkam kes. Başkasına kesme. Ayetle sabit bir şey yanlış mı yanlış.

Yapıyor musun? Yanlışı yapıyorsun. Kur’ân’a tam tabi olanlardan değilsin. Bakın Kur’ân’a tam tabi olanlardan değilsin. O zaman şöyle düşüneceğim. Ben bir vasat Müslümanım. Ben gücümün yettiğince Kur’ân ve Sünnet’i icra etmeye çalışıyorum. Gücümün yettiğince. Benim fazla bir iddiam yok. Ama yok. Sen böyle Allâh’ın kokusuyla kokulanacağım diyorsan bu güzel bir iddia. Güzel bir iddia. Siz telefonu getirin bana. Ben normalde kendi internetimi kullanayım. Yeter. Oldu mu? Tamam o zaman. Normalde o zaman Allâh’ın kokusuyla kokulanmak herkesi, istemek herkesin hakkı. Ama velakin Niyazi Mısır’ın dediği gibi karınca gibi küçük küçük adımlarla olacak bir şey değil bu. Herkes böyle sufilerin en büyük handikapı şudur.

Haddini bilmemektir. bir şeyi öğrenirler o Allâh’ın kokusuyla kokulanacak. İyi kardeş. Sen gecikmeyen namazın kalmasın. Sen bir konuda Sünnet-i Seniyye var mı? Var. En önemli nokta burası bakın. Sufilikte, İslami hayatta en önemli nokta şu. Bir konuda Hadîs-i Şerîf var mı? Var. Sen o Hadîs-i Şerîf’e uymuyorsan bile bile sen Sünnet-i Seniyye’yi kasten, kasten terk ettin. Kasten uymadın. Sen önce bunu hallet. Allâh’ın kokusuyla kokulanmayı göze aldıysan önce bunu hallet. Sen İbrahim gibi ateşte yanmak istemiyorsan bunu hallet. Sen Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapış. Zikrullâh sende otursun, yerleşsin. Sen Üstad’ının söz ve fiillerine sımsık yapış. Yap dediğini yap yapma dediğini yapma. Sufilik noktasında.

E o zaman neyin ne olduğunu göreceksin inşâallâh. Netflix’te Kübra adında bir dizi vardır. Ne işin var senin Netflix’te? Senin Üstad’ın Netflix’te değil. Senin Üstad’ın Netflix’i de izlemez de seyretmez de. Netflix ne? Yahudilerin, Siyonistlerin kanalı. Doğru mu? Doğru. Senin ne işin var sufi insanın Netflix’te ne işi var? Ben bilmiyorum ne dizisi var orada. Ne işi var sufinin bu Siyonistlerin dizilerinde, televizyonlarında, kanallarında? Ya, kendi kendine yakalanıyorsun kardeş. Bu dizide bir kişinin yaratmış olduğu yapay zeka yaratıcısıyla beraber oyun oynayıp bir kişiyi mehdi olduğunu inandırıyor. İnandırırken yapay zeka, öfkenin bileşim sistemine el etikleri kesiyor filan, fişman anlatıyor, ATM’lere sızıp bir yere bak.

Sen diziyi anlatmışsın burada bir de bana. Bir de bunu soru diye atmışsın bana. Ya yazmış da yazmış komple diziyi burada şey yapmış, özetlemiş. Sen önce şu Netflix’ten kurtar kendini. Ne yapayım şimdi? Netflix’teki diziyi mi yorumlayayım sana? Netflix’in bir şeyinde yaptığı olayı mı yorumlayayım? Ne yapayım şimdi? Sen şimdi bunu yazarak da Netflix’in burada reklamını yapmış olmadın mı? Netflix’i millete öğretmedin mi burada şimdi? Birisi de bunu görse vay dervişler de Netflix’te diziyi izliyorlar demek ki değil. Gitse şimdi evinde böyle davransa ne diyeceksin? Allâh bizi affetsin. Cenâb-ı Hak bizi haddi aşmaktan muhafaza eylesin. Dervişliğin en büyük handikablarından birisi odur.


«Haddi Aşmamak» Tehlikesi — Mü’minin Sınırları ve Dervişlik Yolunun Edebi

Haddi aşmaktır. Şimdi bu kardeşe desem ki günde 30 bin tevhid çekiyor musun susacak. Desem ki 20 bin tevhid çekiyor musun susacak. Desem ki 10 bin tevhid çekiyor musun susacak. Desem ki dersindeki tevhidleri çekiyor musun yine susacak. Bu kadar net. Bizim dilimiz zikrullâh ile ıslak olsun. Biz ondan sorumluyuz önce. Biz Kur’ân ve Sünnet seneyi yaşamaya çalışalım. Haramlardan kendimizi uzak tutalım. Sünnet seneye adım adım biz onu takip edelim, onu yaşayalım. Sufilik bu. Sufilik İbrahim gibi ateşte yanmamak değil. İbrahim gibi yola düşüp Kur’ân ve Sünnet’e hizmet etmektir. Sufilik İbrahim gibi yola düşüp Kur’ân ve Sünnet’e hizmet etmektir. Sufilik gözünün gördüğü, görmediği her şeyden fazla Allâh’ı sevmektir.

Resulünü sevmektir. Sufilik odur. Sen gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla Allâh’ı sever, Resulünü sever, Allâh’ı zikredersen ateş seni yaksan olacak, yakmasan olacak. Ateşin yakmaması sana bir şey mi kazandıracak? Sen Allâh’a dost ol da ateş seni kavursun, hatta yan da küllerini savursun senin etrafa. Sen öyle yanmayı düşün, yanacaksan eğer. Yok sen zahiri ateşle uğraşıyorsan, zahiri ateşle uğraşma. Zahiri ateşin de sahibi o, her şeyin sahibi o. Sen o sahibine, Ram’ul sahibine hizmet etmeye çalış. İnşallah. Bu soruyu soran kardeşle beraber herkese nasihatim. Kur’ân ve sünnete sımsık yapışın. Keramet peşine koşmayın. Kur’ân ve sünneti yaşayın. Bu zamanda Kur’ân ve sünneti yaşamak ve yaşatma mücadelesi vermek.

Yaşamak ve yaşatma mücadelesi vermek en büyük keramet senin üzerinde. Cenab-ı Hakk’ın senin üzerindeki lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır, hidayetidir, rahmetidir, berekededir. Eğer bir Müslüman Kur’ân ve sünneti kendi nefsinde yaşıyor da etrafındakilere de nasihat edip yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyorsa yemin ediyorum bakın, yeminle söylüyorum en büyük mücâhid odur. Allâh’a dost olan da odur. Allâh’a dost olan da odur. Allâh’a dostluk arıyorsanız Kur’ân ve sünneti senin yaşayacaksınız ve yaşatma mücadelesi vereceksiniz, tebliğ edeceksiniz, etrafı aktaracaksınız. Bunun olabilmesi için sizin de hayatınızın düzgün olması gerekir. Bugünün Müslümanları evdeki eşlerine, evdeki çocuklarına din anlatamıyor.

Çünkü evdeki eş ve çocukları o anlatacak olanın eksiğini gediğini biliyor. Anlatacağı zaman sen bunu böyle yapmıyor musun diyor. Sen bunu böyle söylemiyor musun, sen bunu böyle yapmıyor musun dediğinde sen susuyorsun. Susmak zorunda kalıyorsan, sen önce kendi nefsine nasihat et. Önce kendi nefsine nasihat et. Önce kendi nefsine nasihat et. Sen yaşayarak islam’ı tebliğ et. Yoksa benim gibi keyfine düştüysen, benim gibi gününü uykuyla ondan sonra ne bileyim layl-i ulamla geçiriyorsan Allâh muhâfaza eylesin. O dervişlik değil, herifimiz için geçerli. O yüzden ümmet-i Muhammed böyle birilerine ahkam kesmekten kendilerini kurtarıp Kur’ân ve sünnet seni önce kendi nefslerinde oturturup yerleştirmesi lazım.

Kendi nefsinde haramını engelleyemeyen, hiç kimseye haram engellemeye kalkmasın. Kendi nefsine söz geçiremeyen, başkalarına söz geçireceğim diye uğraşmasın. Rabb’im bizleri söylediklerini tutanlardan eylesin. Nasihat ettiklerimizi yapanlardan eylesin. Cenâb-ı Hak dinleyen kardeşlerimizle nasihatları yerine getiren, uygulayanlardan eylesin. Cenâb-ı Hak bizlerin dillerini zikrullahıyla ıslak eylesin. Gönüllerimizi kendi sevgisiyle donatsın. Gönüllerimizi Muhammed-i Mustafa’nın sevgisiyle coştursun.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mahalle Derslerinin Önemi ve Dervişlik Disiplini: Tasavvufî dersler ve mahallî zikir halkaları — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; modern Karabaş silsilesinde mahalle dersleri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «dervişlik disiplin işidir» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «vazîfeyi yerine getirme» — Buhârî, Ahkâm 43; Müslim, İmâra 41-43; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, bâbu’l-uhuvvet.
  • Mü’minin Tanımı: «Dilinden Emîn Olunan»: «el-müslimu men selime’l-müslimûne min lisânihî ve yedihî» (Müslim, dilinden ve elinden müslümanların emîn olduğu kimsedir) — Buhârî, Îmân 4 (10); Müslim, Îmân 64-65 (40-41); Tirmizî, Îmân 12 (2627); Ebû Dâvûd, Îmân 22 (2481); İbn Mâce, Fiten 2 (3934); Nesâî, Îmân 8; «el-mü’minu mir’âtu’l-mü’min» — Ebû Dâvûd, Edeb 49 (4918); Tirmizî, Birr 18 (1929); modern sosyal etik — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb (gıybet ve helâlleşme).
  • Mü’minin Tevekkül ve Rıza Edebi: Tevekkül — Tevbe 9/51; Mâ’ide 5/23; Âl-i İmrân 3/159; «Allâh dilediğini yapar» — Bakara 2/253; Yûnus 10/107; «mü’minin Allâh’a tam teslimiyeti» — İbn Atâullah, el-Hikem, hikem-i tevekkül; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’r-rızâ; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «niçin böyle?» suâlini sormama — Enbiyâ 21/23 («lâ yüs’eluhû ammâ ya’fal»); modern âhiret bilinci — Bediuzzaman, Sözler 23. Söz.
  • Tasavvufî Konumlama ve Sorumluluk: «külleküm râ’in ve külleküm mes’ûlün an raiyyetihî» — Buhârî, Cum’a 11 (893); Müslim, İmâra 20 (1829); «konumun mes’ûliyeti» — Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye; modern liderlik — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «mü’minin liderlik bilinci» — Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; «hizmet ve mes’ûliyet» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif.
  • «Haddi Aşmamak» — Mü’minin Sınırları: «lâ tetadev fî dîniküm gayrü’l-hak» (Nisâ 4/171; Mâ’ide 5/77); «hadd-i tevhîd» — Bakara 2/229; Talâk 65/1; «had aşma» — A’râf 7/55; «mü’min sınırlarını bilir» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; modern eleştiri — Bediuzzaman, Mektûbât 17. Mektûb; «haddi aşmama» — İbn Atâullah, el-Hikem; «dervişlik yolunun edebi» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «her şeyde haddi aşmamak» — Mevlânâ, Mesnevî.
  • Karabaş Silsilesinde Mahalle ve Halaka Disiplini: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; mahalle dersleri ve halaka tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; modern Karabaş tatbîki — İrşâd Dergisi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Silsile, Tevekkül, Rızâ. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı