«Ey Bilâl, Gönlüne Nefh Edeyim O Nefhadan» — Mesnevî Devamı: Aşk ve Cân’ın Tasavvufî Yansıması
geçen hafta Ey Bilal gönlüne nefh edeyim o nefhadan, o feyizden dalga dalga coşan sesini yücel Burayı en son okumuştuk İnşallah sonraki beyitten devam ediyoruz Âdem’i bile kendinden geçiren, gök ehlinin bile akıllarını hayrete düşüren o nefha ile sesini yükselt buyurdu. Nefha, Arapça bir kelime Sözcüğün anlamı rüzgar, bazı yerlerde de nefes anlamına geliyor Sufilerin böyle Yunus Emre’den bir nefes okuyalım Ya Yunus Emre’den bir nefha okuyalım dedikleri şey Evliya-i Kibar’ın sözlerini nefes olarak nitelendirmişler eskiler Aslında o nefha, nefhadan nefese geçmiş mesela. O yüzden o bir nefes, bir rüzgar Bunun mecaz anlamı kula hayat veren, kula nefes veren manasında O normalde genelde bizim divan edebiyatımızda çokça kullanılan bir sözcük Genelde nefes ve nefes bu nefeslerden çoktan da sorunlu Çokça kullanılan bir sözcük Genelde aşk, sevgi, muhabbet deyince insanın sevdiğinden işte bir nefha, bir nebze de olsa bana göster ki Dediğinde bir nefha, ona bir nefes ver ki ben hayata tutunayım Bir nefes ver ki ben kendime geleyim Manamlarında divan şiirinde çokça kullanılır nefah kelimesi.
Sabah Hakkında
Tabii bunlar böyle bizim ne yazık ki dilimiz değişince bu nefah kelimesinin karşılığı bizde sadece bir nefes olarak geçmiş. Ama nefah aynı zamanda da koku manasına da gelir bir geçseydin gözümün önünden de bir nefhanı alsaydım Alsaydım da ciğerlerimi senin nefhanla doldursaydım Ve kenarına bir kendimce bir depo yapsaydım Ve her aklıma geleşinde o ciğerime depoladım Oradan bir nefha çekseydim Gibi ben attım tutmadı önemli değil Bunun gibi nefha burada koku hükmüne geçti ne yaptı o sevgili bir kez onun gözünün önünden geçince onun bütün kokusunu içine çekti Ve ciğerlerinin en hücre köşelerine kadar o kokuyu ne yaptı? Depoladı ve lazım oldukça döndü kendi ciğerinden sevgilinin kokusunu aldı Veyahut da gittim gül bahçesine her gülün yaprağında seni gördü gözlerim Ve dayanamadım kokladıkça kokladım Biz şimdi Türkçesine söyledik.
Ama öbür türlü ne yapacak? Dayandım gülün yaprağına bir nefha çektim ondan Bir nefha çektim ondan dediğinde onu kokladım demek. Şimdi nefha kullanıldığı yere göre koku güzel koku Kullanıldığı yere göre bir rüzgar Kullanıldığı yere göre ne? Bir nefes O zaman mesela kullanıldığı yere göre israfiliğin surru örneğin O da bir nefes çünkü israfilinin surru da nefes O zaman birinci sur ona da nefha denilebilir İkinci sur ona da nefha denilebilir. Çünkü israfil de üflücek nefes verecek bunu bu noktada tarif ederken elinde bir borazan gibi bir şey bütün üflecek bütün her şey birinci üflemede Birinci nefha da bütün varlıkların canları alınacak İkinci nefha da kendisinin de canı alınacak Üçüncü nefha Cenâb-ı Hak israfiliği yeniden yaratacak Üçüncü nefha da ne yapacak?
Yeniden her şey dirilecek Bu da nefha burada ne olmuş oldu? Burada normalde rüzgar hükmüne geçti. Ama yine nefha orada ne olarak da geçiyor?
Hicr 15/29 — Allâh’ın Rûhundan Üflemesi ve İnsanın Hakîkî Kıymeti
Mesela Hicr Sûresi 29. âyet Âdemin yaratılışı tamamlayıp ruhumdan ona üflediğim zaman Ruhumdan ona üflediğim zaman burada da o üfleme âyet-i keriminde nefha olarak geçiyor Enteresan bir şey O zaman Hazret-i Pîr Âdem’i bile kendinden geçiren gök ehlinin bile aklını hayrete düşüren o nefha ile sesini yükselt buyurdu. O zaman Âdem’i kendinden geçiren ne? Cenâb-ı Hak’ın ona kendi ruhundan ve nurundan üflemesi Âdem’i kendi ruhundan ve nurundan üfledi Ondan sonra da dedi ki meleklere ne soracaksanız Âdem’e sorun dedi. Ne soracaksanız Âdem’e sorun deyince gök halkının aklı gitti, hayret ettiler. Çünkü şeytan gelip Âdem’in topraktan olan pro tipini vuruyordu, tekmeliyordu, tın tın ses geliyordu Diyordu ki buna mı secde edeceğiz biz?
Çünkü ondan tın tın ses geliyordu Gök halkı ona Cenâb-ı Hak üfleyince kendi ruhundan ve nurundan gök halkı da ne yaptığı hayrete düştü Âdem de ne oldu? Kendinden geçti Âdem yaratılışın o tadını buldu böyle olunca Âdem, Âdem oldu Neyle? Cenâb-ı Hak’ın kendi ruhundan üflemesiyle. Demek ki öyle nefesler vardır ki insanı kendinden geçirir, öyle sözler vardır ki o sözler insanı kendinden geçirir cinni taifesi, âyet-i kerîme, Kur’ân-ı Kerim onları okununca kendilerinden geçtiler Veya hatta Hazret-i Ömer Efendimiz Kur’ân-ı Kerim’i normalde dışarıdan dinledi, dışarıdan dinleyince kendinden geçti. Bakın kendinden geçti ve o kendinden geçişiyle beraber sinirlendi, nefsine uydu Hz. Muhammed Mustafa’yı öldürmeye gitti ama onun cemalini görünce orada ikinci kendinden geçişi yaşadı ve Müslüman oldu O zaman öyle nefâ, öyle bir söz vardır ki öyle bir nefes vardır şifa olur, öyle bir nefes orada, söze işarettir O söz ona nasihat olur, veya hatta bir bakış, o nefâ rüzgar gibi, veya hatta bir nefes gibi gelir Bir bakış insanı kendinden geçirir, bir bakış baktın, kalbimi yaktın Bir bakış baktı, kalbini yaktı ve komple bir bakış bakması aynı zamanda müteşâbi, kalbini yakması da müteşâbi Kalp yanar mı?
Yanmaz. Ama bu noktada ne yaptık müteşâbi? Kalbi yandı o zaman nefâ dediğimizde bir bakış nefâ yerine geçer, bir söz nefâ yerine geçer Bir kelime, bir cümle nefâ yerine geçer, bir nefes, bildiğin hu demek nefâ yerine geçer O zaman nefâ dediğimizde kelimenin kullanıldığı yere göre anlamı değişecek Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem o güzel sesle kendinden geçti Târîs gecesinde namazı kaçtı Târîs yine Arap dilinde namazı kaçtı Bilhassa Müslümanlar gece yolculuğu yaparlar Hadîs-i şerîf Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gece yolculuğu yapınız, gece yollar dürülür der Gerçekten de gündüz 5 saatte gittiğin yere gece 2 saat 2.5 saatte gidebiliyorsun. Bu tabi biraz da o kimsenin performansına ve bineğine bağlı.
Ama velakin normalde gece yolculuğu bu konuda daha rahattır ya da ben rahat ediyorum Hadîs-i şerîfte de gece yolculuk yapınız, gece yolculuğu der, yollar dürülür der Târîs gecesi de bu birkaç zaman tecelli eden, seferlerde tecelli eden gece normalde serinlikten istifade ediyorlar genelde Araplar veya da sıcak ikrimde bulunanlar Serinlikten istifade ederler, akşamüstü saat 5-6 gibi yola çıkarlar, bütün gece yol yaparlar Seher vakti dinlenirler ondan sonra hatta bütün gündüz de dinlenirler Bu oranın mevsimsel bir hareketi, mevsimsel bir olgusu normalde bazen de böyle düşmanı gafil avlamak için, gece baskını yapmak için de gece yolculuk yapılır, gece baskınlar yapılır Mesela Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri oraya bir tabirci, aleyhisselâm gözcü gönderir O gözcü bakar orada minare var mı yok mu, sabah namazını beklerler, sabah ezanı burada okunacak mı diye böyle bir gazre esnasında Hz.
Ebû Hüreyre Hadîsi: «Bu Geceyi Sen Koru» — Mü’minin Korunma Niyâzı
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bütün gece yürüyorlar Bütün gece yürüdükleri zaman sabah karşı bir menzilde konaklıyorlar ve sabah namazını beklerken ne yazık ki bütün ahsap uyuyup kalıyor Tabi burada normalde Bilal-i Habeşiye rivayetlerde öyle çünkü sabah namazımız sana ait, sen bizi sabah namazına uyandır diye bir ibare var. Ama ne yazık ki Ebû Hüreyre naklediyor bu hadîs-i şerîfi bizim için bu geceyi sen koru buyuruyor çünkü herkesin uykusu var Bilal-i Habeşi de ezan okuyan müezzin öyle olunca o da kendi devesine yaslanıyor yatmıyor, devesine yaslanıyor ama yaslandığı yerde Bilal-i Habeşi de uyuyup kalıyor Bu sefer birinci fecir, ikinci fecir bunların hepsi de geçiyor, güneş biraz çıkıyor, güneşin onları ısıtmasıyla, güneşin onları yakmasıyla uyanıyorlar Tabi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sayha atıyor Bilal-i Habeşiye diye sesleniyor ondan sonra Ve lâsıl kelam o gün gazaya çıkan, gazcıya çıkan bütün sahâbe orada uyumuş oluyor Uyunca hepsi de uyandığında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onun hepsini kaldırıyor, bineklerin hiç kimse bineğine bilmiyor Herkes bineğin çilbirinden yularından tutuyor, bir müddet daha yürüyorlar, bir müddet daha yürüdükten sonra Bilal-i Habeşiye ezan okutuyor Bilal-i Habeşiye ezan okuttuktan sonra kâmet getirtiyor, ezan okutuyor, ben bunu kısa kısa kesiyorum, hadîs kitaplarında bunları bulabilirsiniz Ezan okutuyor, normalde sünnet namazı nafile sabah namazının sünnetini kılıyor Hazret-i Peygamber ve ilan ediyor.
Sünnetini kılanlar yine kılsınlar, namazın vakti gecikti diye sabah namazının sünnetini terk etmiyorlar. Bu yüzden hanefiler derler ki sabah namazının sünneti vacibe yakın, bazıları vacip der, kaçırdınız sabah namazın vaktini, saat sekiz oldu, dokuz oldu, on oldu neyse Kendi rahatsızlıklarınızı öne sürdünüz veyahut da tembelliğinizi öne sürdünüz, sabah namazın vaktinde kılınmadı, sabah namazının sünnetini kılacaksınız, ondan sonra da farzını kılacaksınız Ve sabah namazın normalde ezan okunmayan bir yerdeyseniz, ezanı kendiniz okacaksınız, sahraya çıktınız, sahradasınız, ezan duyulmayacak bir yerdesiniz, o zaman ezan okuyacaksınız Ardından sünneti kılıp kahmetleyip, öğle namazı, sabah namazını eda edeceksiniz veya evinizdesiniz, evinizde ezan duyuluyor, ezan duyuluyorsa ezan okumak zorunda değilsiniz.
Ama ezan okursanız evinizde nur hala nur olur, hatta bunu böyle canlı ev halkı da duyacak şekilde sabah namazını okuyabilirsiniz, ezanı, hatta apartman duyacak şekilde de okuyabilirsiniz En fazla sizi şikayet ederler polise, bu arkadaş burada gürültü yapıyor diye, ondan sonra hatta normalde minarelerden çıkan ezan seslerinden artık rahatsızlık duyuyor kafirler, rahatsızlık duyunca da şikayet ediyorlar Diyorlar ki bu ezanın sesinden rahatsızlık duyuyoruz biz ama siz bir hristiyan ibadetinin yapıldığı kilise çanından rahatsızlık duyduğunuza dair bir şikayette bulunamazsınız, bulunursanız zaten sizi çarmıha gererler İhsaniyetine normalde böyle ezan okunmayan, sabah namazı kılınmayan apartmanlarda ezan okumak da bir cihattır, evinizde ezan okumak cihattır ama bunu malum erkekler okuyacaklar.
Ama okuyacağınız zaman dikkatli olun kafanıza tencere tava bardak çarak gelmesin, olabilir ne rahatsız ediyorsun senin namazından ben rahatsız olmak zorunda mıyım deyip kafana dangada donguk bir tava veya hatta bir kepçe kafana gelebilir, olabilir, insanlık hali bu böyle bir şeyde yaşayabilirsiniz herkes Mehmet olmak zorunda değil, Mehmet’e böyle bir şey yaşanmaz herhalde, değil mi Mehmet? Ha? Öyle bir şey olabilir mi ya sen de mümkün mü ya? Yoksa sancağı alıp Allâh Allâh’ın idare olayına nerede duracağım öyle değil mi Mehmet’in? Bütün mahalletini dinler de oluruz. Bütün mahalletini dinler tamam Allâh iyiyesin inşâallâh. Ezan okutuyor Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem sünnetlerini kılıyor o sahâbe ardından kahmet getiriyor, bazı şeylerde, çevirlerde kaza kıldı diyor.
Hadîs-i Şerîfin metninde kaza yok, kaza ibaresi yok. Buranın altını çizmek istiyorum. Ha böyle bir ibare yok diye de sabah namazını taca atmayın. Ya yandığımda kılarım nasıl olsa Mustafa’yız böyle dedi kolaylaştırınız diye de hadîs-i şerîf var zaten dedi. E ne yapalım sabah namazı vaktinde kılmak için uğraşmıyorum. Böyle bir şey yok. Sabah namazını vaktinde kılmak gerçekten dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir diyor.
Sünnet’in Kıymeti ve Hz. Peygamber’in Tatbîki — Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Hâli
Sünnetiyle alakalı Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sabah namazını sünnetiyle. Artık farzını sizin düşünün. Sünneti dünya ve içindekilerden kıymetliyse sabah namazını sünneti farzını düşünemeyiz artık. Rabbim bizi namazı vaktinde kılanlardan eylesin. Âmîn. böyle namazı kıldıktan sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Taha Sûresi âyet 14 okuyor. Şüphesiz ki ben Allâh’ım benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et. Beni anmak için namaz kıl. Bakın burada namazın önüne beni anmak için namaz. Bu âyet-i kerimi tekrar tekrar başka yerlerden de baktım. Beni anmak için namaz kıl. Bak namazı ayırt etmiş burada. O zaman o kimse ne yapacak? Ben Allâh’ım benden başka hiçbir ilah yok.
O halde bana ibadet et. Namaz kıl. O zaman bu Davut-i İbn-i Macide ve Beyhakide geçiyor. Bu ayeti kerimeyi okuyor. Sabah namazıyla alakalı. yine Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki kim bir namazı unutursa onu hatırlayınca kılsın. Namazı unuttu. Hatırlayınca kılsın. Namazın bundan başka hiçbir kefareti yoktur buyurdu. Ve yine bu Ta-ha 14. ayeti kerimeyi okudu. Şimdi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri burada yattığında ve uyuduğunda normalde bazen buna beşeri hal tecelli etti. Onda da insani bir hal tecelli etti. namaza uyanamadı diye tabir ederler ya o tabiri Hazret-i Pîr o tabirin önüne geçiyor. bu namaza uyanamama beşeri bir halmiş gibi algılanmasın diye bize öyle söylüyorlar ya Hazret-i Peygamber de senin benim gibi insandı değil.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri senin benim gibi bir insan değil. O seçilmiş. Seçilmişlerin en üstü. Peygamberlerin evveli ve sonuncusu. Yaratılmışların evveli, Peygamberlerin sonuncusu. Senin benim gibi insan değil. Sen bir Peygamber misin? Sen seçilmiş misin ki? Senin benim gibi insan göreceksin. Haşa. Allâh muhâfaza eylesin. Bakın 1990. beyin o mübarek uykudan baş kaldırmadı. Sabah namazının vakti geçip kuşluk çağı geldi. Tarih gecesi dikkat edin buraya. O gelinin huzurunda tertemiz canları el öpme devletine erişti. Şimdi o zaman tarih gecesi o uyuyup kaldı diye gördüğümüz gece Hazret-i Peygamber için gafletten uyuma noktası değil. Ben ilk önce buradan anladığımı söyleyeyim.
Bu ümmet-i Muhammed’e kolaylık sağlayan, ümmet-i Muhammed’i ibadet noktasında kolaylaştıran bir ölçü. Olan ki sabah namazının vaktinde kalkamadınız, o zaman uyandığında kılınız. Bir sebep söz konusu oldu ya da uyuyakaldınız veyahut da hastalandınız veyahut da ne bileyim başka bir rahatsızlık oldu, başka bir şey oldu. Olan ki sabah namazının vaktini kaçırdınız, o zaman güneş bir miktar yükseldiğinde sen o namaz kıl. O namazı bırakma, o namazı terk etme. Çünkü Hazret-i Peygamber’in uyuması ile senin uyuman aynı değil. Onun uyumasını da bir beşer uyuması olarak görme. Sebep şu, o Hazreti Ayşe annemizle alakalı bir diyalog da geçiyor. Diyor ki benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz. O zaman kalbi uyumayan bir kimse uyuduğu hükmünde değildir.
Hazret-i Peygamber’in, ben üç miracı oldu derim. Üç miracı. En son bedenen ve ruhen oldu derim ya, normalde bu bir miraçtır. Bir kısım müfessirler bunu kabul ederler. Üç miracın olduğuna dair. Değişik zamanlarda üç mirac. Mesela biz bedeni ile olan miracı evinden olduğunu biliriz. Öyle değil mi? Hem bedenen hem ruhen evinden alıp götürdüler. Ama Hadîs-i Şerîflerde Kabe’de, Beytullah’dan da miraç olduğuna dair Hadîs-i Şerîfler var. O zaman Beytullah’ta iken olan Hadîs-i Şerîfler, miraç da evinde olan miraç da uyur ile uyanıklık arasında olan. Hatta uyurken olan miraç hadisesidir. O zaman Peygamber’in uyuyanlığı normal insanların uyuması değildir. Veya bir mürşid-i kâmil’in uyuması normal insanların uyuması gibi değildir.
Onlar çünkü anında yakazaya geçebilirler. Mürşid-i kâmil’ler için söylüyorum. İyi bir sufi, uyur uyanıklık arasında uyku su geçer. Yakazayla uyuma arasında. Kâh uyur, kâh yakazaya geçer. Yakazada değişik haller görür, değişik tecelliyatlar olur.
Manevî Tecellîlerin Çeşitleri ve Hâl Ehlinin Hâli — Sufînin İç Sürekliliği
O değişik haller tecelliyatlarla hemhal olurken bir bakmışsınız uyumuş, 10 dakika 15 dakika o yakaza veya hatta böyle film gibidir o. Ondan sonra o yakaza hali geçmiş, o ara 10 dakika 15 dakika hatırda yoktur. Hatırda yoktur orası. Ama ya yakaza kaldığı yerden devam eder ya da yeni bir yakaza perde saçları. Bunları açık açık konuşmazdım. Herhalde ben de artık kendimce ömrümün yettiğine inanmaya başladım. O yakazayı beklemez yalnız insan. O eğer ki normalde bir esması varsa veya tevhid çekiyorsa o yakaza esnasında mesela tevhidi çekerken birden o kimse böyle uyanıkken rüya görmek gibi bir rüya, bir hal tecelli eder. Değişik olaylar olur, değişik hadiseler olur. Senin işin içinden çıkamadığın, mana olarak böyle işin içinden çıkamadığın şey gösterilir.
Bunlar normalde uyur-uyanıklık arasında yakazada yaşanan şeylerdir. Dışarıdan gören bir kimse onu uyuyor zanneder. Hatta bazen ben şeyhimin horladığına bile şahidim. böyle değişik bir şey bu. Allâh affetsin. O kanalı açık tutardı. Bilmiyorum bana mı açık tutuyordu yoksa herkese mi açık. Ben onun hali gördüğünü yakazada bir şeyler yaşadığını üç aşağı beş yukarı biliyordum. Ama o esnada horladığını da duyuyorum. İnsanın maneviyatı yoksa, biraz böyle bunun işleri kafası basmıyorsa o şeyhin yanında dolaşmayacak bile. Sebep böyle bir şeyi görür de kafası bulanır çünkü. şeyh efendi böyle kendine gelip namaza durduğunu da biliyorum ben. Gidiyoruz arabada bir an böyle yakaza geçiyor. Bir horluyor. Sonra bakıyor etrafına.
Yok arabanın içinde ben anlıyorum onu. Allâh’a vekber namaza duruyor. Oturduğu yerde bir iki rekat namaz kılıyor. Sonra tespih elinde yine çat. Tespih turunda çat durdu tamam film başladı. senin aklın eriyorsa kalbin çalışıyorsa bağla kendini oraya. Cenâb-ı Hak gösterirsin ne gördüğüne bak. Eğer kaldırabileceksen, dayanabileceksen. O gene çat başlayınca yakaza bitti o esnada. o kendine geldi. o uyumaktan geçmiyor o. Şimdi başka bir sonu dışarıdan görse, uyudu horladı gene abdestim kaçmadı dediği namazı kılıyor. Halbuki hanefilere göre bir kimse oturduğu yerde uyusa horlasa, onun yaslandığı yastığı kolunun altından çeksen, kendine gelse onun abdesti abdestir. Hanefi’ye göre söylüyorum. Namaz normalde ben de seslenmedim bitti namaz geriye döndüm.
Selâmünaleyküm Hacı Efendiler. Aleykümselam. Aleykümselam. Neden dedim günaha girdiniz? Bu arkadaş maliki olabilir. Malikilere göre dedim iman maliki muvattaası çünkü Hicaz bölgesindeki Müslümanlara aittir. Şimdi muvattaayı bütün İslam dünyası okuyor, kolaylık var ya onda. Mesela kadınlar için kolaylık var. kadınlardan gelen normal akıntıya göre abdest bozulmadı. Ancak yellenirse abdesti bozan diğer haller oldu, o zaman abdest bozuldu. Ama öbür türlü kadınlardan normalde gelen akıntıya göre normalde abdest bozulmadı. İmam malik’in fetvası. Şimdi bazen Diyanet bunu veriyor fetva olarak. Diyor ki kadınların böyle muayyen günleri değil ise kendilerinden bir akıntı geliyorsa o akıntı burun akıntısı hükmüne katıp abdesti abdesttir diyor, abdesti bozulmamıştır diyor.
Malikilerde bu fetva var, Hanefîlerde yok. Ama Hicaz bölgesine gidenler için ben kardeşlere diyorum buna uyabilirsiniz bu fetvaya. Çünkü Beytullah’tan çık abdest almaya git içeri giremiyor bir daha insanlar. İçeri giremiyor. E kolaylaştırırız hükmüne bakaraktan malik’e uyabiliyorsunuz diyorum. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin bir miracı. Beytullah’ın orada hatimde ondan sonra Beytullah’ın içinde yatarken, hadîs-i şerîf enteresan. Beytullah da yatarken uyku ve uyanıklık arasındayken o miracı yaşadı. Şimdi miraç diyorum bakın, isra demiyorum. Isra ve miraç ayrı hadise. Miraç ayrı hadise. Isra ve miraç evinde oldu. Bu Beytullah’ın içinde böyle iki tane miraç var. toplam üç miracı var Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in.
Böyle olunca bir miracı var. Ne oldu? bu Beytullah da uyur uyanıklık arasında oldu. yakaza dediğimiz halde oldu.
Hâl-i Tedhîş: Mü’minin Uykuda da Uyanık Olması — «Aşk ve Cân Gizli ve Örtülüdür»
Sen onu dışarıdan uyur görürsün. Ama o uyumuyor. O esnada ne? Miraçla alakalı. Miraçta. Şimdi böyle deyince o zaman onun uykusu, beşerin uykusu gibi değil. Çünkü miraçla alakalı âyet-i kerimede, Necm Sûresi’nde, bak uyur uyanıklık arasında, uyur uyanıklık arasında Necm Sûresi. Ne diyor âyet 9, 10, 11? Ne diyor âyet 9, 10, 11? Derken araları iki yay aralığı kadar kısaldı veya daha az. Allâh kulu Muhammed’e vahye edeceğini vahyetti. Onun gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Necm Sûresi. O zaman demek ki o Peygamber, Hazret-i Pîr diyor ya, o gelinin huzurunda tertemiz canları diyor. O gelinin huzurunda. o zaman o kimse Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri uyur uyanık halindeyken ne yaptı?
Sevgiliyle görüştü ve o sevgili ona vahye edeceğini vahyetti. Ve onun gözünün gördüğünü de gönlü yalanlamadı. Uyur uyanıklık arasındayken Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri miraç etti. O zaman onun uyumasıyla normal bir insanın uyumasını aynı görüp ahmaklık yapmasın bazı kendisini ilim ehli sayan kimseler. Çünkü başka bir az önce Hazreti Ayşe annemizle olan diyalogla alakalı gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz. Hadîs-i Şerîfini de unutmayalım. O da Buhârî ve Müslüm’de geçiyor. O, özür dilerim, hadîs-i şerîf uzun, bugün benim nefesim kısa. Hadis uzun benim nefesim kısa o yüzden ben özünü söyleyerekten geçiyorum aslında içim de kabul etmiyor. içimin kabul etmeyi işinin sebebi de o ben çok sevmiyorum hadîs-i şerifleri kısaltmayı.
Ama nefesim bugün çok yetmediğinden dolayı kısaltmak zorunda kalıyorum. Rabbim cümlemizi affeylesin. O yüzden normalde Hazreti Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin tarih gecesinde uyuyup namazını normalde bu manada geciktirmesi normal insanların geciktirmesi gibi değildir. Çünkü Hazret-i Peygamber de âyet-i kerîme ile sabittir. Allâh’ı zikredenler için güzel örnekler vardır. Bu da sabah namazını vaktinde kılamayanlar için güzel bir örnektir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri vaktinde kılamadığı sabah namazını uyandığında biraz yürümüş biraz yürüdükten sonra cemaat olmuşlar ve namazlarını iade etmişler kılmışlar. Burada normalde bize bir örnektir. Bize bu noktada namazın vaktini kaçırsak dahi kılmamız gerektiğine bir örnektir.
Unutsak dahi aklımıza geldiği zaman kılmamızın gerektiğine dair bir örnektir. Bana bu gecelik hakkınızı helal edin. Malum benim biraz ne olmuştu doktor seslerim. Evet öyle değişik kelime söyledi. Falanjit (boğaz iltihâbı) dedi. Allâh razı olsun. Öyle bir geldi muayene etti Abdullah. Allâh razı olsun kendisine. Gerçekten hakkınızı helal edin. Utanıyorum böyle ama bu gecelik bu kadar yetiştir. İhtiyârlığın üzerinde demek ki de bir yaşlılık çöküyor artık.
Kaynakça ve Referanslar
- «Ey Bilâl, Gönlüne Nefh Edeyim» — Mesnevî Devamı: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî (Hz. Bilâl-i Habeşî yâd ve nefh-i ilâhî); Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Hz. Bilâl-i Habeşî (?-20H/641M, ilk müezzin) — İbn Sa’d, Tabakât 3/232-238; Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 38; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 53 (2458); «sufînin gönlünü Allâh’ın nefhâsı» — Hicr 15/29; Sa’d 38/72.
- Hicr 15/29 — Allâh’ın Rûhundan Üflemesi: «fe-izâ sevveytuhû ve nefahtu fîhi min rûhî fe-keû lehû sâcidîn» (Hicr 15/29; Sa’d 38/72) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 14/24; İbn Kesîr, Tefsîr 4/441; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 19/164; «rûh-i kuds» (rûh-ı a’zam) — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «insan = halîfe-i Allâh» — Bakara 2/30; Sa’d 38/26; «en şerefli yaratık» — Tîn 95/4; modern insan tasviri — Bediuzzaman, Sözler 23. Söz; «teşbih ve tenzîh» dengeli yaklaşım — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd.
- Ebû Hüreyre Hadîsi: «Bu Geceyi Sen Koru»: Hz. Ebû Hüreyre (?-58H/678M) muhaddis sahâbî — İbn Sa’d, Tabakât 4/325-345; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 2/586-628; Buhârî, Cihâd 78; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 159-161 (2492); «duâsında geceyi koruma» — Buhârî, Daavât 5; Müslim, Zikr 64; «ehlü’s-suffa» Hadîsi — Buhârî, Rikâk 17 (6452); İbn Mâce, Eşribe 36 (3370); modern hadîs çalışmaları — M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadîsler; M. Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet.
- Sünnet’in Kıymeti ve Hz. Peygamber Tatbîki: Sünnet-i Seniyye’nin kıymeti — Şâtıbî, el-İ’tisâm; Şâfiî, er-Risâle; «kullü ümmetî yedhulûne’l-cenneh illâ men ebâ» — Buhârî, İ’tisâm 2 (7280); «Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışmak» — Mâlik, Muvattâ, Kader 3 (Hz. Peygamber’in iki şey emâneti); Hz. Peygamber’in günlük tatbîkâtı — Buhârî, el-Edebü’l-Müfred; Tirmizî, eş-Şemâilü’l-Muhammediyye; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ; modern Sünnet okuması — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Manevî Tecellîler ve Sufînin Hâl Çeşitleri: Tasavvufî hâl çeşitleri (havf-recâ, kabz-bast, sekr-sahv, fenâ-bekâ) — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-ahvâl; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «hâl ve makâm» farkı — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb; «tecelliyât-ı zıllî ve aslî» — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31, 121; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; «hâl ehlinin sürekliliği» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif.
- Mü’minin Uykuda Uyanık Olması (Tedhîş): «innâ vela’mü kalbî ferah» (Mâ’ide 5/16); «leyse’l-mü’minu lez vâriyyu yâhmu fî gaflet» — sûfî tâbiri; Hz. Peygamber’in uyurken bile huzûrlu hâli — Buhârî, Tahaccüd 16 (1146); Müslim, Müsâfirîn 125 (738); «kalbim uyanıktır, gözlerim uyur» — Buhârî, Menâkıb 24; Tirmizî, Şemâil 33; «aşk ve cân gizliliği» — Mevlânâ, Mesnevî; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, bâbu’l-mahabbe; «mü’minin gizli ahlâkı» — İbn Atâullah, el-Hikem.
- Karabaş Silsilesinde Hz. Bilâl-i Habeşî Mecâzı: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Hz. Bilâl’in sufî gelenekteki yeri (Habeşistan’dan Medîne’ye, ilk müezzin olarak) — İbn Sa’d, Tabakât 3/232; sûfî mecâzlarında Bilâl — Mevlânâ, Mesnevî, kara cilt-beyâz cân; «kara dış-beyâz iç» mecâzı — sûfî estetiği; modern Karabaş hizmeti — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Fenâ, Bekā, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı