Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #23 — Sarık-Haydariye Sünneti, Allâh’a Âşık Olmak ve Osmanlı Ümmet Bilinci

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #23 — Sarık-Haydariye Sünneti, Allâh’a Âşık Olmak…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Soru-Cevap: Sarık ve Haydariye Sünneti — Halaka-i Zikirde Kıyafet Âdâbı; Hz. Ali’nin Kıyafeti ve Müslümanın Alâmât-ı Fârikası

Birkaç soru var. Ondan sonra inşâallah bu akşamki dersimize başlayacağız. Halaka-i zikirde haydariyeli, sarıklı zikir yapmakla haydariyesiz, sarıksız zikir yapmak arasında nasıl bir fark olur? Sarık sünnet, bir kimse bir sarık sararsa, sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan 33 derece daha evlâdır. O yüzden bir Müslümanın alâmât-ı fârikalarından en önemlisi sarıktır. O yüzden biz derslerimizde sarık sarmayı kendimizce âdaptan sayırız. Sünnet-i Seniyye’ye. Haydârî de, bir rivâyet, Hazreti Ali Efendimiz’e kadar gider. Mâlûm Allâh Rasûlü’nün sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zikrullâh esnasında üzerinden cübbesi düşer. Cübbesi düşünce geriye almaz. Bunu oradan zikrullâh yapanlara dağıtın der.

Allah’ı Hakkında

Hazret-i Bekir Efendimiz sarının burasına takar, başıma tac ederim der. Hazret-i Ali Efendimiz’e de hem damat olmasından hem sahâbe olmasından iki parça verirler. O da normalde cübesinin sağ omuzlarına diker. Böylece Haydârî ismi de oradan kalır. O yüzden bu Haydârî giymek Hazreti Ali Efendimiz’e sünnetedir. Biz ehl-i tasavvûf olarak, sufiler olarak, cehri zikrullâh, hafî zikrullâh, hatta onlar da Haydârî giyerler. Bu yüzden biz de Haydârî ve sarı dervişin bu noktada üniforması gibi görürüz. Derviş bu noktada dervişler genel olarak Haydârî ve sarık edinirler. Dervişin üniforması gibi, çeyizi gibidir. Dervişin tesbî, Haydârî’si, sarığı onun böyle bu noktada üniforması hükmündedir. O yüzden de zikrullâh halakalarında Haydârî’li, sarıklı olanları en ön halakaya almaya gayret ederiz.

Allâh’a âşık olmayan Müslüman mıdır? لَا الَّهَ اِلَّ اللّٰهُ مُوَمَدَ رَسُولُّ اللّٰهُ Diyebilen herkes Müslümandır. Biz kalkıp da Allâh’a âşık olmayan bir kimseyi kâfir olarak görmeyiz. Kim kelime-i şahidet getirdi ise اَيَشَّدُ اَنَّا مُحَمَّدَ نَبْدِهُ وَرَسُولُهُ dediyse, biz onu Müslüman olarak görürüz. O yüzden onun normalde îmanından şüphe etmeyiz. Bir kimse küfre düştüyse, şirke düştüyse, bu bizim yanımızdaysa, o esnada biz ona nasihat ederiz. Bak sen burada küfre düştün, sen burada küfre düştün, kelime-i şahidet getir buradan geri dön. O kimse de kabul ederse mesele bitmiştir. Veyahut da bazı kimseler vardır, küfürlerini, şirklerini eşkâre söylerler. O esnada onu söylediği anda bizim yine onun üzerindeki duruşumuz, evet şu anda küfre düştü deriz.

Ama bazı kimseler normalde bunu açıktan söyledilerse, topluma yönelik söyledilerse, yine açıktan topluma yönelik o sözlerini geri almaları gerekir.


Allâh’a Âşık Olmak: Âl-i İmrân 3/31 «Habîbim De ki, Eğer Allâh’ı Seviyorsanız Bana Tâbi Olun» — Sevginin Şartı Sünnet’e İttibâ

Almamışlarsa, biz yine onları o hâlde görsek, o hâlde tanısak, bir suç olmaz. O yüzden âşık olmayan bir kimseye biz normalde Müslüman değil diyemeyiz. Allâh’a nasıl âşık olunur? «Ey Habîbim! Yol bellidir. Allâh’a âşık olmak isteyen bir kimse farzları harfiyen yerine getirir. نَعْفِلَ الَّلَّ اللّٰهَا يَقْلَشِرْ Allâh’ı sever, Allâh da onu sever. Âşıklık yolu budur. Âşıklık yolu budur. Eşim dışarıya karşı çok kibar, naif beyefendi, evde sinirli, öfkeli. Elinde sürekli telefon, her şeyden şikayetçi. Çok laf çarpmaları var. Evet, bunun gibi daha ileriye doğru gitmiş. Kadınların da erkeklerin de en büyük handikapları, en büyük problemleri şimdi cep telefonu. Önceden televizyondu. Televizyon yeni çıktığında kadınların da erkeklerin de handikapı, çocuklar da dahil buna televizyonlarda.

Şimdi televizyon eski popülaritesini kaybetti. Şimdi herkesin elinde cep telefonu. Kadınların kocası cep telefonu, adamların da karısı cep telefonu. Çocukların anne babası cep telefonu, anne babanın da çocuğu cep telefonu. Kimsenin bu konuda kimseye laf söyleyecek durumu yok. Cep telefonları kadın, erkek, çocuk, büyük, küçük, 60’ını 70’ine gelmiş o dahil. Çocuk 5 yaşından itibaren, 3 yaşından itibaren cep telefonu, herkesi şu anda herkesi hegemanyasının altına almış vaziyette. Bakın hegemanyasını almış vaziyette. Bunu böyle kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara, çocukların anne babaya, anne babanın babanın çocuklara söyleyecek zerrece lafı yok. Deccaliyet komple sarmış vaziyette. Aile merhumunu ortadan kaldırıyor.

Önceden televizyon kaldırıyordu. Şimdi televizyonun o kadar popüleritesi kalmadı. işte bir dizi olacak da o diziyi herkes izleyecek. Şimdi popüler dizi ne var bilmiyorum. Ondan sonra bir ara neydi? Kurtlar Vadisi’ydi. Adamların dizisiydi. Onu İstanbul’a derse gidiyordum. Millet diyordu ki dersin gününü değiştirelim mi? Bugün Kurtlar Vadisi var. Değil mi? Söylüyorlardı değil mi derse? Evet ilk zamanlar. bildiğiniz bunu söylüyorlardı. Diyorlardı ki Kurtlar Vadisi var dersin gününü değiştirelim. Şimdi popüler dizi ne var bilmiyorum da ondan sonra vardır muhakkak herkesin bir dizisi. Çünkü bizim gibi çok özür dilerim. Çok özür dilerim. Düşünmeyen, düşünmeyen, üretmeyen, akletmeyen, okumayan, irdelemeyen üçüncü, dördüncü sınıf toplumları bu tip şeylerle avutursunuz.

Bakın bu tip şeylerle avutursunuz. böyle devasa futbol türü şeyleri statları yaparsınız. sekiz ay futbol oynanır. Dört ay içeride, dört ay dışarıdadır. Dört göre dört on altı. Yılda on altı maç yapacaktır o şehrin, o bölgenin futbol takımı. Ülkeye kalkınmış kalkınmamış ülkenin ne derdi var bunları unutursunuz. Bir de fanatik bir taraftar kitlesi olursunuz. Gidersiniz bir de çok matah bir iş yapıyormuşsunuz gibi orada küfredersiniz, günaha girersiniz önemli değildir. Ama siz taraftarsınızdır. böyle bir fanatizm ortaya çıkar. O fanatizmin peşine düşer herkes. Ama oradaki milyon dolarları, milyar dolarları hiç kimse görmez. Ve bunlar böyle hovardaca paraları orta yerden yerler, içerler. Sonra devlet buddanın paralarını öder.

Hiç kimsenin sesi çıkmaz. Tabi devlet bazı şirketlerin de vergilerini affeder, bağışlar. Ona da sesiniz çıkmaz. Bizim gibi üçüncü sınıf kalmış ülkeleri böyle dizilerle yönetirsiniz. Avutursunuz, uyutursunuz. Böyle dizilerde yaşayamayacağınız bir hayat sizin önünüze koyarlar. Dekolete kıyafetler, yok villalar, yok lüks arabalar gelir gider. Siz o normalde oradaki bir karakterin, yok kolyesini, çakma kolyesini alacağım, yok çakma elbisesini alacağım, yok çakma bir şeyini alacağım diye bir de o bir furya, bir de öyle uğraşırsınız. Böylece uyumaya, uyutulmaya devam edersiniz. Asla uyanmanıza fırsat vermezler. Birileriniz içeriden uyanırsa da onun da başını başka bir şeylerle ezerler. Onun böyle daha da ileri giderse onun başına bir sürü iftiradan, oradan, buradan bir şeyler uydururlar.

O insanı insan içine çıkmaz hale getirirler. Normalde hiç kimse o uyumaya, uyutulmaya bakmaz. Sömürgeye bakmaz. Emperyalizme bakmaz. Dinsizliğe bakmaz. Huuşa bakmaz. Uyuşturucuya bakmaz. Normalde toplum bozuluyormuş. Ona bakmaz. Geri kafalı, geri zekalı, ham kafalı gelir bu koltukla uğraşır. Vay sen o altın kaplamalı koltukta oturuyorlar. Gördüğünü de bozuk görür. Sen istediğin kadar ne anlatırsan anlat. Toplum böyle uyuşturulur. Sonra bir satanistin birisi çıkar, iki tane kızı katleder. Ondan sonra bir alevlenir ortalık. Üç gün sonra her şey unutulur. On gün sonra her şey unutulur. Gene vur, patlasın, çal oynasın, çıplaklık. Ondan sonra fuhuş, uyuşturucu, içki her türlü kırla gider. Birisi, ben müslümanım deyip de namaz kılmaya başlarsa, siz Araplaştınız derler, bunlar da gavurlaşıyorlar.

Birisi örtünüyor kadın, Araplaştınız diye örtülü kadınlar da soyunmaya başladı. Onları da mântoya attılar. daracık elbiseler giyiyorlar şimdi. Daracık bilmem neler giyiyorlar. Onlar da bir tuhaflaştı.


Tesettür ve Sakal Sünneti — Müslümanın Kimliğinin Dış Alâmetleri ve Modern Çıplaklık Aldatması

Daracık bir pantolon, üzerinde daracık bir bluz, üzerine bir tane de örtü. Ne? Kızımız kapalı. Her tarafı meydanda. Bu. Ben bazılarını görüyorum diyorum. Örtülmesen daha iyi ya. Mesela bir sakal, o kimsenin kimliğidir. Bir kimse sünnet üzerine sakal bıraktı mı? Onun kimliğidir o. O yolda, belde, evde, çocuklarının olan hitabında her şeyinde dikkat edecek. O böyle sufilikte, sufi mantığında bir kimse sakalı dahi bırakırken rüyasında görerekten bırakır. Sufi mantıdır. Sen olgunlaştıkça sana gelir her şey çünkü. ben tuhaf görüyorum. Adamda sakal var, cigara elinde. Adamda sakal var, küfür elinde, dilinde. Adamda sakal var, karısı şikayetçi. Adamda sakal var, çocukları şikayetçi. Sakallı. Allâh muhâfaza eylesin.

Âmîn. Doğru değil. O yüzden bu şimdi telefonlara geldi. Herkesin elinde telefon. bir kadın veya bir erkek veya bir çocuk, telefonla ilgilendiği kadar eş ve çocuklarıyla, anne ve babalarıyla ilgilense cennetlik olacak. Çalışanlar, iş sahipleri, çalışanlar telefonla ilgilendikleri kadar işleriyle ilgilenseler, işleri düzelecek. İşleri düzelecek. Tam dükkana gireceğim bakıyorum. Dükkan sahibi telefonla ilgileniyor. Sen dükkan sahibisin. Ne işin var senin telefonla? Koy cebine telefonu. Yoldan geçen birisine bir selam ver. Bir şey mi lazımdı? Sor. Ben kapısının önünden geçiyorum. Tam kapının önüne duruyorum. Bakıyorum telefonla ilgileniyor. Yürüyorum ben. Yemin ediyorum girmiyor mu o dükkana? Diyorum ki yok.

Bu adamın işiyle ilgilenmiyor. Adam telefonu alıyor. Evden içeri giriyor. Selam aleyküm, aleyküm selâm. Elinde telefon. Bir eşine sor. Nasılsın, iyi misin? Günün nasıl geçti çocuklar? Nasılsınız, iyi misiniz? Bir muhabbet edin ya. İki kelime konuşun. Bu kadınların da erkeklerinde söyleyecek söz yok. Kadınlar da aynı. Onlar da bakıyorlar boyuna. Hatta ben böyle bakıyorum. İki arkadaş oturmuşlar. Cumartesi gün bir yerden geçiyorum. İki arkadaş oturmuşlar. Çay söylemişler. İkisinin elinde sohbetten çıktım yürüyorum. İkisinin elinde telefon. Telefonlara bakıyorlar. İki arkadaş çayı içiyorsunuz. Bırak telefonu ya. Bir konuş, sohbet et ya. Bir sohbet et ya. Yok. Ben kendi kendime diyorum o an diyorum.

Bu kadar telefona bakıyorlar. diyorum dergah mı yönetiyorlar bunlar? Ben ticaret yapıyorum. Ticaret mi yapıyorlar? Baksanız benim telefonuma günlük telefonda durduğum bir saat yoktur. Yazıyor ya orada telefonda durma. Bir saat yoktur. Olsun iki saat olsun ya. Benim ticaretim oradan dönüyor. Dergah oradan dönüyor. Bu millet nasıl bilmiyorum. O yüzden kadınlar, erkekler veya arkadaş olanlar. bir insanın hanımı adamın yanında telefona bakıyorsa boyuna kadın adamlığı ilgilenmiyor. Aslında ben daha fazla sararım. Ben siz sarmayın diye burada bırakıyorum. Aslında kadın adamı sevmiyor. Adamı saymıyor. Aynı şey erkek içinde geçerli. Sen ne yapıyorsun telefonda? Dergah mı yönetiyorsun? İş mi yönetiyorsun gece?

Eee? Ne telefonun elinde? Adam da kadını sevmiyor. Kadın da adamı sevmiyor. İkisi de sevgisiz. Bir de ikisi de derviştir Allâh bilir. Bir de o var yani. Hiç olmazsa bırak tevhid çek ya. Ben buradan bağırayım durayım. Kırk gün sabahları kalkın, beş bin tevhid çekin. Her sabah kalbiniz açacak değil mi? Hiçbir tanesi kırk gün ben beş bin tevhid çektim. Ben de hiçbir değişiklik olmadı diyen biri yok. Çünkü yapan yok. Yapan yok. Ama telefonlarını alacaksın, telefonlarına bakacaksın. Günlük kaç saat telefona girmiş? Üç saat, dört saat. Ya beş bin tevhid dediğin bir saat sürmüyor. Beş bin tevhid dediğin bir saat sürmüyor. Sen günlük Allâh’a bir saatini dahi vermiyorsun. Tamam. On saat telefonda geçiriyorsun.

On saat telefonda geçiriyorsun. Sıkıntı yok. Allâh bizi affetsin. Yirmi yedinci nasihat. Müzemmil Sûresi, âyet 8 ve 9. اَعْضُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْضَٰنِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ وَذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَدَّلْ إِلَيْهِ تَبْدِيلاً رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لا إِلَا إِلَّا هُوْ لا إِلَا إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذُ وَكِيلاً صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمِ Âmîn. Müzemmil, âyet 8 ve 9. Rabbinin adını zikret ve sadece O’na yönel. O doğunun da batının da Rabbidir. Ondan başka ilah yoktur. O hâlde sen sadece O’nu vekil edin. Bu Müzemmil Sûresinin 6. ve 7. ayeti. 6.sı şüphesiz gece ibadete kalkmak daha tesirli ve okumak daha elverişidir. 7. ayette, çünkü gündüz senin uzun bir mesuliyetin var.

Peygamberine söylüyor bunu. o Peygambere diyor ki gece ibadet etmek ve gece Allâh’ı zikretmek daha önemlidir. Ama diyor gündüz de senin işlerin var, mesuliyetin var. 8. ayette de Rabbinin adını zikret ve O’na yönel. Sonra da O doğunun da batının da Rabbidir. Ondan başka ilah yoktur. O hâlde sen sadece O’nu vekil edin. Gece ibadeti özel bir ibadettir. Bu âyet-i kerîme de zaten bu Sûre Mekkidir. Hazret-i Peygamber’in Sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke Devri de sadece gece teheccüh namazı kılardı. O günkü Müslümanlar da sadece gece namazı kılardı. Ama normalde tabi bu sadece Peygamber’e hastı, Sallâllâhu aleyhi ve sellem’e. Ama o günkü Müslümanlar da normalde gece namazı kılanlar vardı.

Sonra Medîne’ye münevvereye hicret edilince namaz Medîne’ye münevvere de beş vakit olarak orada farz kılındı. Ve gece namazı bu sefer nafiliyeye dönmüş oldu. Medîne sürecinde. Ve gündüz işinize bakın. Gündüz mesuliyetleriniz var. Gündüz işinize bakın. biz ehl-i sufi olarak gündüz sorumluluklarımızı yerine getiririz. Sorumluluklarımızı yerine getirirken biz bu noktada namazı terk etmek, zikri terk etmek böyle bir hâlimiz olmaz. Bu âyet-i kerîmi kendimize ölçe edilir. Böyle gündüz kenara çekil, Allâh’ı zikret. Ne bileyim git dağın başına bir mağaraya gir, orada Allâh’ı zikret. Veyahut da kendine git bir hücre yap, orada Allâh’ı zikret. Ne bileyim böyle dağlara çekilmek Hristiyanlar böyle bir şey yaparlardı ya Yahudilerin baskısından dolayı.

Çünkü Yahudiler Hristiyanları bunlar ehl-i şirk diye, bunlar normalde Midat ehli, şirk ehli, bunlar kâfir diye Hristiyanları yıllarca, yüz yıllarca zulm ettiler. Yüz yıllarca.


Hristiyanlık Tarihi: Putperest-Yahudî Zulmünden Roma’nın Resmî Din Kabulüne — Nevşehir Yer Altı Şehri ve İbadet Yerleri

Bu sefer Hristiyanlar dağların tepesine ibadethaneler yapmaya başladılar. Nevşehir’de yer altı şehri kurdular, oralara kilise yaptılar, yukarılara kilise yaptılar. Küçük ibadethaneler yaptılar görünmeyecek şekilde, Yahudilerin zulmünden kurtulmak için. Putperestlerin zulmünden kurtulmak için. Ne zaman Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı kendisine resmi din yapınca Hristiyanlar Yahudilerin zulmünden kurtuldular. Yoksa onlar Yahudilerin zulmü altında inim inim iniyorlardı. Bu Yahudiler zalimli, yeni değil. Bunlar peygamberleri katleden lanetli bir kavim. Lanetli bir kavim. normalde biz Muhammediyy-Sufiler. Bunun altını özellikle çiziyorum. Muhammediyy-Sufiler. Her Sufiyim diyen Muhammediy değildir çünkü.

Her tarikat Muhammediy değildir. Bakın her tarikat Muhammediy değildir. Tarikat, yol demek çünkü. Masonluk da bir tarikattır örneğin. Sebateistlik de bir tarikattır örneğin. Hristiyanların da 13-14 tane tarikatları var. Yahudilerin 13-14 tane, 15 tane tarikatları var. onların da dillerine baktığında aldanabilirsin. Veyahut da Müslümanların içerisinden Müslümanım deyip de Muhammediy olmayan tarikatlar var. insanlar şimdi cahil. Tarikat deyince Kaderî-Lir-Rufâî-Nakşibendî bunlar akıllarına geliyor. Tarikat denilince bizim toplanıp zikrettiğimiz geliyor onların aklına. Tarikat deyince hemen böyle bozuk fırkalar biz geliyoruz aklına. Bozuk fırka olarak görüyor. gelmiyor, görmüyor, bizi incelemiyor, araştırmıyor.

Oturduğu yerden siz böylesiniz diyor. Muhammedî tarikat dedim benim nokta o. Muhammedî mezhep, Muhammedî tarikat, Muhammedî yol. Neden? Mezheplerin hepsi de Muhammedî değil. Mezhepler de Muhammedî değil hepsi de. Harcısı var, dürcüsü var, her şeyi var. Siz yukarı Mazl-i Patamiyye’den aşağı doğru gidin, herkesi Müslüman zannedersiniz. Herkesi düzgün yolda zannedersiniz. Türkiye’de de var namazı kılınmış olanlar var, orucu tutulmuş olanlar var. Onlar da tarikat diyor kendilerine. Adam normalde ben namaza gidiyorum hadi gidin sizi çağırıyor diyor bana. Benim kulun yüzüme söylüyor benim. Bana ezan okunuyor sizi çağırıyor diyor git. o olgunlaşmış kemalermiş namaz ondan sakıt olmuş. Bunları da gördüm ben.

O yüzden Muhammedî dediğimde Kur’ân ve Sünnet’e tabi bir ehl-i tasavvuf, ehl-i tarikat. Bunların hiçbirisi de dağlara gidip de bir tekke yapıp orada izin ve âyet çekilmemiştir. Muhammedî tarikat dediğinizde dağlara çekilip orada bir tekke yapıp orada bir inziva yapıp orada inzivaya çekilmek yoktur. Muhammedî tarikat dediğinizde toplumdan kopmak yoktur. Hayattan kopmak yoktur. Öyle bazı çok böyle ağzın bozulacak zırtoboz cahiller gibi bu süfiler bu tarikatlar dünyayı terk ederler. Dağlara çekilirler. Dağlarda kendi kendilerine nefis terbiyesi yaparlar. Otur pis. Cahil pis. Sen bir tane Türkiye’nin içerisinde veya Osmanlı’nın içerisinde dağlara kurulmuş bir tane tekke gördün mü? Dağın zirvesine kurulmuş bir zaviye mi gördün?

Hangi Kadirî tarikatını gördün dağın zirvesine gidip tekke kurmuş, zaviye kurmuş, orada kendini kapatmış? Hangi Rufay tarikatını gördün dağın zirvesine tekke kurmuş, zaviye kurmuş da gitmiş orada tek başına yaşamış? Hangi Mevlevi tarikatını gördün dağın zirvesine gitmiş de oraya bir tane tekke kurmuş, zaviye kurmuş, orada normal bir tekke kurmuş, oraya bir tane tekke kurmuş, zaviye kurmuş orada normalde kendi kendine inzivaya çekmiş? Yalancı pis. Yalancı, iftiracı. Bu Selefi Vahabi takımı, yalancı iftiracı. Sen gel kardeş, Bursa’nın göbeğindeyiz biz. Bir çocuğun bulabileceği kadar göbeğindeyiz. kadar göbeğindeyiz. Sen bu fakirin iki bini dörtten beri sohbetlerini dinle bir günden bir güne dağa çekilelim.

Dağda inziva yapalım. Orada normalde sufilik yaşayalım. Böyle bir şey demişiz mi? Şiarımız ne? Halkın içinde durup halkın eziyetlerine katlanıp Allâh’a anlatmak. eziyetinize katlanıyoruz biz de. Her türlü yalanınıza, dolanınıza, iftiranıza her türlü üzerimize çamur atmanıza sabredip dayanıp yolumuzda muh kim duruyoruz? Evet. Halkın içindeyiz. Gündüz işimize bakıyoruz. Herkes ticaretine bakıyor. Çalışan çalışıyor. Iş yapan işine bakıyor. Arada soruyorum var mı boş gezen diye? Nerede görülmüş dağın tepesine çıkıp da orada dergahçılık yapmak, tek gecelik yapmak? Yok böyle bir şey İslam’da. Muhammediyye sufilikte yok. Muhammediyye sufilikte gizlilikte yok. Muhammediyye sufilikte art bir beyin arkasında farklı bir şey de yok.

Her şey apaçık, meydanda. internetten sohbetten herkes dinliyor. Bütün sohbetlerim internette var. Bütün sohbetlerim. Saklı, gizli, hiçbir şeyimiz yok. Farklı ajandamız hiç yok. Kur’ân ne diyorsa sünnet seni neyse imamların iştahı neyse buradayız kardeşim, meydandayız. Varsa Kur’ân’dan sünnetten yanlış bir şey aktardığımız koyun önümüze. Otuz beş yıldır aynı şeyi söylüyorum. Arkadaşlar bir şeyimizi tespit ederseniz ağzımızdan kaçmıştır, olmuştur, gaflete düşmüştür. Koyun önümüze. Biz bundan geri döneriz, tövbe ederiz. Böyle bir kibirliliğimiz yok. Biz iyyahken abdü ve iyyahken es-sayın demişiz. O ancak ona ibadet eder, ancak ondan yardım dileriz. Bizim ibadetimiz Allâh’a, hesabımız da Allâh’a koyun önümüze.

Yok oturduğu yerden iftira atacak. Siz dağlarda inzivaya çekilirsiniz. Otur pislik adam. Nereden iftira atıyorsun bize? Bizim dağda tekkemiz yok. Dağda dikili ağacımız yok. Buradayız her Perşembe. Her cumartesi buradayız, meydandayız. Gittiğimiz iller, ilçeler meydanda. Yayınlıyorum hepsinde. Nereye gideceğimizi de söylüyorum. Nereye gideceğimizi de söylüyorum. Dikin polislerinizi, bekçilerinizi yollara, o Mustafa’ya baba hoş geldin desin. Hoş bulduk kardeş. Saklımız, gizlimiz yok. Çıkacak cahilin teki, oturacak oraya bir tane kamera, bir tane video. Bunlar böyledir. Gel bakalım öyle miyiz? Gel bakalım. Öyle değil. Allâh bizi muhafaza eylesin. Âyet-i Kerîme ne diyor? Gündüz işiniz var. Peygamber ne söylüyor?

Gündüz işimize bakarız. İşimize bakarken haramlardan uzak durur, farzları yerine getiririz. Ve Rabbinin adını zikret. Her daim her halimizde onu zikretmeye. Evet namazla zikirdir. Beş vakit namazımızı kılarız.


Zikir, İlim ve Helâl-Harâm Bilinci — «Tefsîr Âlimi Olmak Şart Değil»; Müslümanın İlmî Yetkinliği

Oruç da zikirdir. Evet orucumuzu da tutarız. Evet ilim öğrenmek de zikirdir. âyet tefsir ediyoruz burada. Hadis konuşuyoruz. Evet dinimizi yaşayabilecek kadar ilim ehliyiz aynı zamanda. Hamdolsun. Cahil değiliz. Haramımızı biliyoruz, helalımızı biliyoruz. Haramı helal etmiyoruz, helala haram etmiyoruz. Bizden tefsir alimi herkes olacak diye bir kaide yok. Onu da otursunlar başkaları yapsın. Biz fıkıh alimi olacağız diye bir kaide yok. Onlar da otursunlar yapsınlar. Devlet her birine maaş veriyor. Tefsir alim olun, fıkıh alimi olun diye. Ha onlar olmuyorlarsa o bilemem. Ya da özel yetiştiriliyorlarsa farklı noktalarda ona da bir şey diyemem. Cenâb-ı Hak bize zikrullâh alakası nasip etmiş. Hamdolsun.

Allâh’ı zikir en büyük iş demiş, en büyük işi bize ihsan eylemiş. En büyük iş. Cenâb-ı Hak’ı hamdü sena ediyorum. O zaman diyor ki sen Allâh’ı çokça zikret. İşini bitirince kendini ona ibadete ver. Onu zikretmeye devam et. Her halinde. Çünkü Allâh’ı devamlı zikretmek ve Allâh’ı zikir bunun altını çiziyorum. Seçilmişlerin işidir. Özeldir. Allâh’ı zikredenler mukarrabin sınıfındandır. Allâh’ı zikredenler Cenâb-ı Hak’ın özel kendine seçtikleridir. Özel kendine seçmiştir onu. Çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir. O en büyük işi insanlar kendi iradelerle yapabilecek noktada değildir. Bunu kibirlenmek için söylemiyorum. Bunu lütfun karşısında ezikliğimi bildirmek için söylüyorum. Cenâb-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş.

Kendi emanını almış, özel dairesini almış, seni kendisini zikrettiriyor. Sana kendisini zikrettiriyor. Bu özel bir daire. Bu özel bir daire. Bu böyle milyon dolarlarla paha bitirecek bir şey değil. Bu milyar dolarlarla paha bitirecek bir şey değil. Senin halak-i zikrullâh’a oturman dünya ve içindekinlerden daha kıymetli. Halak-i zikrullâh’a oturman dünya ve içindekinlerden daha kıymetli. Çünkü en büyük işi oturuyorsun. En büyük işi yapıyorsun. Ve bu zikrullâh’ı ister dille yap. Küçümsemeyin bakın. böyle biz kendi içimizde konuşurken o zikrullâh kalbe oturmadı. böyle deriz ya sakın ha bu bizim kendi içimizde iç disiplinimizdir. Sen ister zikrullâh’ı dille yap. İster zikrullâh kalbe inmiş olsun.

İster zikrullâh senin sırrını ister zikrullâh ruhuna tecelli etsin. Yemin ediyorum muhakkak arasında fazilet farkı var ama sen Allâh’ı zikrettin. Dille de olsa zikrettin. O kadar büyük bir ibadet ki Cenâb-ı Hak ayeti kerimede diyor ki ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı daim zikredin. Bakın ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken de Allâh’ı zikredin. Çünkü öyle büyük bir ibadet ki bu ibadetten bu devamlı zikirden sakın geri durma. Yürüyorsun Allâh’ı zikret. Oturuyorsun Allâh’ı zikret. Yatıyorsun yattın ya. Yattığın yerde zikrullahla yat uyu. Yattığın yerde de zikret. Çünkü zikir kalbi temizleyen, kalbi berraklaştıran en önemli ibadettir. Çünkü zikir kalbi derinleştiren, kalbi ihya eden, kalbi ihya eden en önemli ibadettir.

Çünkü zikir insanın kalbindeki kararmış perdeleri aydınlatmaya, zikir kalbin karanlık bölgelerini aydınlatmaya, zikir kalbe Cenâb-ı Hak’ın sıfatsal tecelliyatlarının tecelliyatlarına mazhar olmaya sebeptir. Çünkü kalpler hadîs-i şerîfte ancak zikrullâh ile parlar, mutmain olur. Âyet-i Kerîme kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Ve kalpler ancak zikir ile parlar, zikir ile temizlenir. Başka bir şeyle değil. O yüzden Cenâb-ı Hak Peygamberine diyor ki Rabbini çokça zikret. Rabbini çokça zikret ve her şeyine ona yönel. Her şeyine. Allâh’ı zikredersen her şeyine ona yönelirsin. Allâh’ı zikretmezsen şeytan kalbine yuva yapar senin. Seni tamamiyetle Allâh’a yönelttirmez. Senin kalbine vesvese verir.

Seni içeriden başlar fokurdatmaya, heva ve hevesini ayaklandırır senin. Nefsaniyetini ayaklandırır senin. Haramı hoş görmeye başlarsın. Namaz kılmamayı hoş görmeye başlarsın. Artık namaz kılanlardan üşümeye, soğumaya başlarsın. Allâh’ı zikredenlerden soğumaya başlarsın. Bir Müslüman’ı gördüğünde sanki düşman görmüş gibi olursun ki senin kalbin iyice kararmış, kilitlenmiştir. Oradan seni kurtaracak olan Allâh’ı zikredir. Kim Allâh’ı zikri terk ederse, Allâh da onu terk eder. Kalbi mühürlenir gider onun. Rabbim muhafaza eylesin. Âmîn. Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Tirmizî’de geçen hadîs-i şerifte diyor ki, dillerinizi Allâh’ın zikriyle ıslak tutun. Sen dilini Allâh’ın zikriyle ıslak tut.

Devamlı onu zikredenlerden eyle. Ve bu Allâh’ı çokça zikrederekten Allâh’a tamamıyla yönelteceksin çünkü. Yarım yamalak değil. O yüzden kardeşler derslerimizi çekelim. Allâh’ı çokça zikredelim. Allâh’ı çokça zikredelim ki bu karanlık günlerde doğruyu, eğriyi görebilme ferasetine erişelim. Allâh’ı çokça zikredelim ki kalbimize Cenâb-ı Hak sıratı mustakimi ilka eylesin bize. Âmîn. Çünkü ahir zaman elametlerinden birisidir. Doğruyu eğri görmek, eğriyi doğru görmek. Ahir zaman elametidir. O yüzden Müslümanlar şu anda şaşkın vaziyetteler. Ne tarafa yöneleceklerini bilmiyorlar. Ne tarafa yöneleceğini bilmiyorlar. Ne tarafa tutunacaklarını bilmiyorlar. Neden? Çünkü gönüllerinde feraset nuru yok. Gönüllerinde zikrullâh nuru yok.

Bu batı ve batıcılar, ehli tarikatı, ehli sufi, velileri, mürşidleri, Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışanları kötüleye Ne yazık ki ümmet-i Muhammed’i yoldan çıkardılar. Ümmet-i Muhammed yoldan çıkmış vaziyette. Bu acı bir şey. Ve ümmet-i Muhammed ne doğru ne yanlış görmekten uzak. Bu ferasetten uzaklar. Burada kendimizi muhafaza etmemiz, kendimizi korumamız ancak zikrullahın nuruyla mümkün. O zikrullahın nuru bize yol gösterecek. Doğru düşünmemizi sağlayacak. Zikrullahın nuru aklımızı nurlandıracak. Biz feraset sahibi olacağız. O zikrullahın nuru kalbe oturmakla kalmayacak. Aklımızı da ne yapacak? Berraklaştıracak. Zannediyoruz ki biz ben bazen akılla olmaz diyorum ya benim dediğim akıl Kur’ân ve sünneti uymayan akıl.

Kendisini ilahlaştıran akıl. Değil. Biz aklı bu manada reddetmeyiz. Berrak aklı başta hacederiz. Berrak akıl nedir? Zikrullahın nuruyla nurlanmış akıldır.


Aydınlanmanın Mânâsı: Zikrullâh’ın Nûruyla Nûrlanmış Akıl — Fransız Devrimi Aldatması ve Asıl Aydınlanma

Zikrullahın nuruyla nurlanmış akıl. O yüzden zikrullaha devam ve nurlanmaya da devam. Önümüzdeki karanlık günleri göremeyiz yoksa. Bizi ne bekliyor göremeyiz. Bunu görebilmemiz için zikrullahın nuru lazım. Bu konuda aydınlanmak lazım. Asıl aydınlanmak budur. Aydınlanmak Fransız devrimini okumak değildir. Aydınlanmak batılılaşmak demek değildir. O körelleşmektir. O körlüktür o. Bizi aydınlanma diye batılılaşmayı bizim önümüze koydular. Anıdanüryan söylenince batıcı oluyorsun. Vur patlasın çal oynasın yapınca batıcı oluyorsun. Ringo Ringo şişeler batıcı oluyorsun. Oynat dan sözü hatunu batıcı oluyorsun. Oranı buranı açıp iki kelime söyle. O çarkıcı oldun batıcı oldun. Git her türlü Kur’ân ve sünnet dışındaki bir şey yap batıcı oldun.

Batıcı oldun. Ne kadar Kur’ân ve sünnetin dışında ne varsa yap sen batıcısın. Sen Kur’ân sünnet dersen, sufilik dersen, Allâh’ı zikir dersen sen bittin sen gerici yobasın tekisin. Oysa bilmiyorlar ki zikrullâh yapının kalbi çalıştır, zikrullâh yapının aklı berraklaşır. Asıl yenilikçi olan Allâh’ı zikredenler çünkü Cenâb-ı Hak onun kalbine devamlı ilham eder. Gerici olan nedir? Kalbi katılaşmış, görelmiş, kalbi perdelenmiş olan gericidir. Asıl gericidir. İslam öncesi inançlara gidiyorlar. Gerici asıl onlar. Mîlat’tan öncesinin inançlarına gidiyorlar. Ne bu? Siyonizm. Mîlat’tan öncesine gidiyorlar. Mîlat’tan öncesine, ya kardeş Muhammed’in Mustafa’ya geldi. Bak o Yahudi peygamberlerin sonuncusu İsa aleyhisselâm’dı.

Sen hâlâ daha neden gericilik yapıyorsun? Ta Yahudi Zekeriya’ya kadar gidiyorsun. İsa aleyhisselâm’dı, Beni İsrail peygamberi. Musa’dan sonra da o geldi. Sen ona baksana. Ona bakmıyor. Ondan da geriye gidiyor. Ondan sonra da Muhammed’in Mustafa’ya geldi. sallallâhu aleyhi ve sellem. Sen ne bu gericilik daha geriye doğru gidiyorsun? Siz bir Yahudi kimseye gerici diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Bir Müslümana gerici diyebiliyorsunuz. Bir Yahudiye şeriatçısın diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Aha İsrail Yahudi şeriatına göre yönetiliyor. Nesi demokrasi bunun? Hadi karşı çıkın. Şimdi yumurta kapıya dayandı. Şimdi İsrail’in gözü var bizde. Osmanlı’dan beri gözü vardı. Uyan sabah oldu. İş işten geçti.

Adamlar geldi kapıya dayandı. Her bakan hocaya vurulmadık yer bırakmadınız. Vurdunuz da Allâh’a vurdunuz. Vurdunuz da vurdunuz. Adam ha böyle siyonizmi anlattı. Hiç kimse ağzını alamıyordu. Ağzını alamıyordu siyonizmi. Adamı vurulmadık yer bırakmadınız. Aha adamın dedikleri de çıktı. Geldi İsrail komşumuz oldu. Zaten içimizdedi adamlar. İçimizdeler hâlâ. İçimizdeler. Benim sohbetleri dinliyorlar ya herkes bir şey bulacağım, araştıracağız, bir şey söyleyeceğiz diye. Ben şimdi bugün bombayı patlatayım. Eğer İsrail, Türkiye’ye karşı bir askeri harekâta geri girerse, ülkedeki Yahudilere, ülkedeki Masonlara, ülkedeki Sebahatistlere sesleniyorum. Bu ülkedeki Müslüman ve milliyetçileri tutamazsınız.

Sizi bu ülkeden kovarlar bilmiş olun. Bu topraklarda 500 yıldan beri bu toprakları sömürüyorsunuz. Bu topraklarının insanlarını sömürüyorsunuz. Bu topraklarda elinizi kolunuzu sallaya sallaya dolaşıyorsunuz. O İsrail’e söyleyin, bizim rahatımızı düşünüyorsanız Türklere dokunmayın deyin. Bugüne kadar ben hiç silahlanın demedim. Hiç demedim. Ama gün gelir, İsrail, bu topraklara saldırmaya kalkarsa, topyekûn savaşmak bize farz olur. Topyekûn. Topyekûn. Bu konuda tereddüt etmeyiz. Bu bedende, bu can sağ olduğu müddetçe, bütün dergah olarak, yaşlımızla, gencimizle, bu ülkeyi savunmak için her şeyimizi feda etmeye hazırız. Bu lafım da böyle, boş bir laf değil. Tanıyanlar tanır, boş sözü sevmem. Bilenler bilir.

Bir şeyi söylediysem de yerine getiririm. Yıllar öncesinden dediğiniz her türlü darbe teşebbüsüne, ilk önce biz ayağa kalkarız diye, 15 Temmuz’da da ilk önce biz ayağa kalktık. Öyle onun bunun sesine, onun bunun lafına bakmadık. Henüz daha Cumhurbaşkanı bir açıklama yapmadan, direniyoruz dedim, meydanlara çıktık. Öyle AK Parti’ye, B Parti’ye, C Parti’ye, yalakalık da bilmem. Herhangi bir partiye de, partiliye de, yalakalığı da sevmem. Hiçbir partiyle, hiçbir bağım yok. Hiçbir bağım yok. Bu ülkeye birisi zarar vermeye kalkarsa bu noktada, içeriden veya dışardan, işgal gibi, ve hatta böyle, ihtilal gibi, her ne olursa, bu canı vermeye hazırız. Âmîn. Bu konuda netim, inananlar, güvenenler, yola çıktığımızda bizi takip ederler.

İnanmayanlar, güvenmeyenler, evlerinde otursunlar, örgü örtsünler. Eşleriyle beraber. Âmîn. Bu noktada hiç şeyim yok. O yüzden, bu ara gündemde ya, İsrail, Türkiye’ye vurur mu, vurmaz mı filan, e gelsin bir vursun bakalım. E gelsin bir dokansın ya. Gelsin bir dokansın. Harekete geçmeseler dahi, harekete geçeriz. Hiç kimseden harekete geçin lafını da beklemeyiz. Baldırı çıplak gidecekse, baldırı çıplak gideriz. Nefesimizi vereceksek, atalarımız gibi, nefesimizi, vatanımızı koruma adına veririz. Bu konuda da tereddüdüm yok hiç elhamdülillah. Hiç yok. O yüzden Allâh’ı zikrede zikrede. Tekbirlerle, tevhidlerle nereye gidecekse gideriz. İster doğu, ister batı, ister güneydoğu. Hele bir Yunanistan’da böyle bir hareketlensin diye bakıyorum, dedemin ahadını yerine getireceğim.

Dedem dedi ağaç değil ya. Her yaz Türkiye’ye oraya girecek diye sayıklıyordu. Oraya gidecekti gene. Hiç olmazsa dedem gidemedi, ben giderim derim. O yüzden benim tavrım ve tarzım net. Bu ülkeye birisi bir şey yapmaya kalkarsa, biz hazırız. Her şeyimizde hazırız. Öyle bazı vahabilerin dediği gibi, dağın başında değiliz. Öyle bazı vahabilerin dediği gibi, böyle ülkemizi korumayacak değiliz. Bazı vahabilerin dediği gibi, ülkemize birisi höd derse, biz onun höd demesinin dilini, ensesinden koparmasını biliriz. Öyle kenara çekip de, çekilip de, dünya siyasetinden, ülke siyasetinden uzak değiliz elhamdülillah. Hırsızını da tanıyoruz, arsızını da tanıyoruz. Milliyetlisini de tanıyoruz, milliyetsizini de tanıyoruz.

Tanımıyoruz değiliz. Namussuzunu da biliyoruz, namussuzunu da biliyoruz. Bu ülkenin sırtından geçinen kan emicilerini de biliyoruz. Siyasetin sırtından geçinen kan emicilerini de biliyoruz. Hepsini de biliyoruz merak etmeyin. Bir siyasi partiye hangesi olmamamızın sebebi de bu. Onların kan emiciline basamak olmuyorum. Ben kendim bir partiye oy atmıyorum. Benim hiçbir siyasi partiyle işim yok. Ben ülkücüğüm, ama sizin bildiğiniz ülkücülerden değilim. Bugün ülkücülerden değilim mi? Benim ülkücülüm, Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet. Benim ülkücülüm, dini inancım Kur’ân, Sünnettir, siyasi inancım Vatan’ım ve milletimdir. Benim millet inancım sadece Türk lütfü ile alakalı değildir. Kimle alâhil ala muhammadan Resûlullâh diyorsa benim milletimdir.

Benim için Arabı da Türk’tür, Kürdü de Türk’tür, Lazı da Türk’tür, Çerkezi de Türk’tür. Evet. Bu benim Türk’tür dediğim, normalde ırkçılık yapmak, en üstünürk, Türk’ün ırkı böyle değil. Ben hepsini bir millet olarak görüyorum. Ben hepsini bir millet olarak görüyorum. Onun kendince Kürtüm der, doğrudur Kürtsün’dür. Öbürü lâzım der, doğrudur Lazsın’dır. Öbürü çerkezim der, doğrudur Çerkezsin der.


Irkçılık Reddi ve Osmanlı Ümmet Bilinci — Gelibolu Şehitleri (Boşnak, Arnavut, Yemenli, Kudüslü, Suriyeli, Iraklı) — Şemsi Efendi Okulu Mahkeme Menkıbesi

Benim bu noktada bir alıf veremedim, bir şey yok. Ben hepsi de onların, benim milletimdir. Biz lâ ilâhe illâhe illâhe muhammadan Resûlullâh dedik. Bizde ırkçılık yok. Ben ırkçı değilim. Herkesin anı dili neyse, konuşabilir. Herkes kendisini Kürt, Laz, Çerkez olarak tanımlar. Hiç sıkıntım yok benim. Problemim yok. Şimdi desem ki burada, Kürtler elini kaldırsın, %30-40 Kürttür. Kaldırın ellerinizi. Benim için büyük bir mutluluk bu. Kaldırın ellerinizi. Bitti. Burada Laz’ı da var, Çerkez’i de var, Arnavut’u da var. Arnavutlar, kaldırın ellerinizi bakayım. Saymıyoruz. Daha fazla daha eksik demiyoruz. İndirin. Lazlar, kaldırın ellerinizi. Bak. Hepsi var bizde elhamdülillah. Bizde üstün ırk diye bir şey yok.

İyidirli Fatih sen bakma, İyidirliler de var burada. Siz Osmanlı’dan kalmazsınız. Sıkıntı yok. Fatih de oradan bakıyor, biz buradayız diye. Buradasınız tamam, sıkıntı yok. Onlar ayrı bir şey ya. İyidirliler tabii özel. Adamlar hâlâ da dışarı bir karış yer satmıyorlar. Romanlar öz kardeşimiz bizim. Kaldırın ellerinizi. Evet. Hiç unutur muyuz seni ya? Allâh Allâh. Sünnete gelmedim mi ben? Elhamdülillah. Hamdolsun. Tabii gittik, ne o? Karacebe’ye. Senin dayığın benim en önemli dostum ya. Allâh rahmet eylesin. Oradan bir anı anlatayım mı size şimdi? Neyse gittim Karacebe’ye davet ettiler. Dayısının kahvesi var orada. Dayısının kahvesinde sohbet ediyorum ben. Polis geldi. Kapının önüne. Herkes eline belini atıyor, dışarı çıkıyor böyle polise bir gider yaptılar.

Ben içerideyim ama ben ateşli ateşli sohbet ediyorum kahvenin içinde. Valla polisi sürdüler çıkardılar. Ben duyuyorum ama ne olmuş bizim hocamız gelmiş bize sohbet etmiyor memur bey. memur bey derken dahi bir esas duruşa geç. Valla vermediler bizi polise orada. De konuştular son son. Ben ama içeride daha ateşli ateşli konuşuyorum hiç sıkıntı yok. Bitti sohbet. Geldi dayısı. Hocam dedi yanlışlık yapamazlar sana bu mahallede dedi. Dedim eyvallâh Allâh razı olsun dedim sıkıntı yok. Mahalle bizim dedi. O yüzden sizi unutur muyum ya Allâh iyileştirsin inşâallâh bakın ne kadar güzel öyle değil mi? Gül bahçesi gibi. Ayrım yok ayırıştırma yok. Ayrım yok ayırıştırma yok. Bu bizim ahlakımız. Bu bizim ahlakımız.

Bu bizim ahlakımız. Bu bizim ahlakımız. Bu bizim ahlakımız. Bu bizim inancımız. Bu bizim örfümüz. Biz buyuz. Biz bu toprakların çocuklarıyız. Bakın bu toprakların çocuklarıyız. Gidin Gelibolu’ya. Gelibolu’ya gidin bakın. Oradaki şehitli dolaşın. Oradaki şehitli dolaşın. Boştanı, Arnavutunu, Yemenlisini, evet Kudüsüsünü, Suriyelisini, Iraklısını görürsünüz. Gidin dolaşın oraya bakın. Gidin dolaşın komple. Osmanlı’nın her bölgesinden her beldesinden şehit görürsünüz. Her bölgesinden her beldesinden. Bir yerden göremezsiniz. Ben baktım, görememiş olabilirim. Belki de vardır şimdi şu zannedmeyeyim. Ben dolaştım oraya en alttan böyle yukarı doğru. Biliyorum. Gittiğinizde bir dolaşın. Mesela Kerkük’ten bulursunuz.

Bağdat’tan bulursunuz. Şam’dan bulursunuz. Musul’dan bulursunuz. Askeri kayıtlara bakın. Daha duruyor o askeri kayıtlar. Gidin her yerden bulursunuz. Bir yerden bulamazsınız. Ahmet, 5816’dan ceza yiyen benim. Oradan mırıldanma. Tamam. Ben Şemsi Efendi okulunda okudum. Dedim, Hâkim bakmadı gözümün yaşına. Hoş gözümün yaşı da yok mu? Deyip okudu da. Hâkim baktı. Dedi, bu söz senin mi? Şemsi Efendi okulunda okumuş. Evet, buraya Sabbâtaycılar’ın çocukları gidiyormuş demişsin. Öyle mi? Evet. Cezayı patlattı, geçti. Bu kadar sözüm. Oraya da zaten kırmızı renk yazmışlar. Başka bir şey bulamamışlar. O yüzden sen orada mırıldanıyor musun şimdi? Şimdi mırıldanmak yok. Sen burada oturup da söylediğin zaman 5816. Kaç 5816 mı o?

Koruma kanunu. Kaç? Hiç bilmiyor musun? Kaç? 5816. 5816. Oradan böyle ben. Şimdi bir şey daha tutturularsa tekerrürden bu sefer. Ne olur sen nâkâret etmişsin. Yürü. Tekrardan bir ceza da içerideyim ben. Neden? 5816’ya muhalefetten. Zaten bana olmayan bir şeyden ceza kesmek için can atıyorlar. Allâh bizi affetsin. Bakın bu koltuktan bile mahkemeye verecekler bana. Diyecekler ki koltuk altın kaplamaymış. Ulan düşünüyorum. Bu koltuk altın kaplamayorsa önce ben de koplamalarını sökerim bunun. Bu koltuğu burada tutar mı bu millet? Gece buraya girer, hırsızlık yaparlar, alırlar koltuğu. Onu düşünmüyorlar. Allâh bizi affetsin. Evet, bu gecelikte bu kadar yetsin, haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşâallâh.

Bu normalde bugün gidecek olduğum yerleri sıraladım. Allâh sağlık afiyet verirse inşâallâh. Onlara gitmeye gayret edeceğim. Ama bu hafta şuraya gideceğim diye öyle bir sıralama yok. böyle kendi kendimize arkadaşlar, bu hafta Polat diye gidiyor, bir dakika haftaya şuraya gelecek falan diye şey yapmasınlar. Ne o? Kendilerince. Benim yayınladıklarıma baksınlar. Bunlar gidecek olduğum yerler. Yaklaşık 11-12 hafta var içimde, önümde. 11-12 hafta içerisinde inşâallâh 3 ayları girince kadar bitirmeye gayret edeceğim. Bir de malum diş problemlerim var. Onların da artık ne kadar fırsat olursa, kasımın 15’inden sonra da o başlayacak. Yok bir daha ameliyattı, şuydu, buydu. O yüzden arkadaşlar böyle birkaç kişi de işte, yok Üsküdar’ı yazmadınız, incindim demiş bir kardeş.

Aman incinmeyin, ben ağzım böyle davul gibi şişse de gelirim. Ondan sonra şurayı unuttunuz, buraya unuttunuz, unuttuğum bir şey yok. Hadi siz sözlerinizi yerine getirin. 40 kişi olun, ben geleyim. Ölü olsam dahi geleyim. Biri de çok güzel, bir rahatsızım, hastayım dedim ben. Ondan sonra hatta dedim ki ölüm yakın herhalde. Efendim ne zaman öleceksiniz? Ölmezden önce bir gelseniz dedi. Yazdım ben de, ben ölüyorum dedim dedim. Ölüyorum diyorum. Sen ne zaman gelcen diyorsun bana dedim. Tabii benim hoşuma gidiyor. Bunları şikayet manasında söylemiyorum. Şikayetim yok. Derviş kardeşlerden şikayetim yok. Güzel replikler oluşuyor. Tabii bu çok güzeldi, çok hoşuma gitti. Bayağı oldu bu olalı. Dedim hastayım, rahatsızım.

Ondan sonra ölümü bekliyorum dedim ben. Ondan sonra öleceğim yani. O da dedi ki ne zaman öleceğim? Ölmezden önce bir gelin. öyle düşünüyorum. Ben öleceğim günü biliyorum. O yüzden öleceğim günü ben öleceğim. O yüzden öleceğim günü bildiğim için ölmezden önce muhakkak oraya gideyim diye. Öldüm gülmekten kendimi kendime. Yok daha ölmeye niyetim yok. Yaş 64 dişlerimi yaptırıyorsam hâlâ daha başınızda binekleyeceğim demektir. Ölmeye niyet olun, dişlerini yapın. Ölmeye niyet olun, dişlerini yapın. Ölmeye niyet olun, dişlerini yapın. Senin bildiğin var benim bildiğin ayrı. Allâh’ım iyi olsana. Allâh’ım iyi olsana. Allâh’ım iyi olsana. Ne yapalım? Ne yapalım? Allâh’ım iyisin inşâallâh. O yüzden merak etmeyin.

Hiçbir yerde unutmadım. Allâh’ın izniyle son nefesime kadar koşturacağım. Eğer hasta olursam da, diyeceğim ki gelin, Sedde ile götürün beni. Oraya muhakkak, ölmeden önce oraya gitmem lazım çünkü. Eğer öyle bir şey olursa, bak onun ismini de veririm. Şehri deneyin ismini de veririm.


Hak Yolda Sebât — Buğz Etmemek, Çoluk-Çocuğun Disiplini ve Ekonomik İhtiyâtla Allâh’a Tevekkül

Merak etmeyin beni götürürsünüz oraya inşâallâh. Haklarınızı helâl edin. Hâlâ hâlâ. Öyle söyleyenlere de sakın içinizden buğz etmeyin. Ben buğz etmiyorum. Ben diyorum ki böyle kardeşlerimiz de var elhamdülillah. Tabii bu, onların sevgisini gösteriyor, yola karşı olan hırsını gösteriyor. ölmeden önce buraya da gel muhakkak. Burada da kardeşler, arkadaşlar sizi görsünler. Böyle bir sohbet olsun, zikrullâh olsun diye öyle düşünüyorlar. Allâh hepsinden de razı olsun inşâallâh. Âmîn. Cenâb-ı Hak bizleri son nefesimize kadar Kur’ân ve Sünnet yoluna hizmet edenlerden eylesin. Âmîn. Zikrullâh’a devam edenlerden eylesin. Âmîn. Zikrullâh yoluna hizmet edenlerden eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle kardeşlerimizi son nefese kadar imân üzerine, İslâm üzerine, ihsan üzerine bir hayat nasip eylesin.

Âmîn. Son nefeslerimizde de buyrun. اَشَّدُ وَاللَّهَ إِلَٰهَ إِلَّ اللّٰهُ وَاَشَّدُ وَالنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ diyerek bizlerin ruhlarını teslim eden kullarından eylesin. Âmîn. Eftali zikir fali mendehu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh. Cemiyen Enbiyâ’yı ve Musaleen. Vel hamdülillahi Rabbil âlemîn. El Fâtiha. Ma salavat Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlemuhammed. Ağmin. Bir uyarım nasihatim olacak. Onu da unutmadan es geçmeyeyim. Önümüzdeki yıllarla alakalı borçlanmayın. Gereksiz harcamalar bulunmayın. Harcamalarda bulunmayın. Kesinlikle ve kesinlikle borç yapmayın. Mümkünse tasarruf edin. Işlerinize sahip çıkın. Bilhassa bu esnaflara bu sözüm. Esnaflar ayaklarını denk alsınlar.

Uzun soluklu asla ve asla borçlanmasınlar. Çalışanlar işlerine sahip çıksınlar. Bu uyarımı dikkate alın. Bunu tekrar söylüyorum. Esnaflık yapanlar. Böyle bahara işler açılır. Bahara yönelik borçlanma yapmayın. Yaza işler açılır. Yaza borçlanalım yapmayın. Maaşta çalışanlar, belli ücret karşılığında çalışanlar. Harcamayın. Gereksiz bir şey almayın. Bu kıyafet olabilir, bu eşya olabilir. Lüzumsuz israflara girmeyin. Lüzumsuz israflara girmeyin. Lüzumsuz harcamalar yapmayın. Ya burayı boyatıverelim. Boyatma kardeşim. Öyle kalsın. Sil kullan. yeni yazdık böyle kıyafet alalım. Alma kardeşim. Kullan. Frene bas. Kredi kartlarınızı boşaltın. ödeyin. Tasarruf edin. Kredi kartı borcunuz olmasın. Senetle sepetle bir şey almayın.

Borçlanmayın önümüzdeki yıllara. Normal ticaret yapanlar ticaretlerine frene basık bir şekilde devam etsinler. Uçmasınlar. Araba değiştireceksin. Değiştirme kardeşim. Değiştirme. Borçlanıp değiştirme. Kredi alıp da araba alacağım diye uğraşma. Kredi alıp da arabamı değiştireyim, yenileyim. Yapma kardeşim. Otur oturduğun yere. Ne kadar kazanıyorsun? On lira. Altı lirasını ye harca. Dört lirasını tasarruf et. Evet ciddi ciddi söylüyorum bunu. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Bunu hep böyle laf arası geldiğinde ayaklarınızı yorganınıza göre uzatın ayaklarınızı yorganınıza göre uzatın bunu hep söylüyorum. Bu sefer ciddi ciddi söylüyorum. Bu konuda herkes ayağını denk alsın. Mal satanlar satacak olduğunuz yerleri iyi inceleyin.

Vadeli mal satanlar dikkat edin. İyi inceleyin. Bildiğiniz devasa firmaların dahi içi boşalıyor. Yahudi kökenlilerle ticaret edenler dikkatli olun. Onlara uzun vadeli çekler, senetler, bağlantılar yapmayın. Bir anda adamın kaybolduğunu görürsünüz. Kaybolacaklar zaten. Türkiye’yi ekonomik olarak zora sokmak isteyenler her türlü melaneti işleyecekler. Her türlü melaneti işleyecekler. O yüzden herkes bu herkesi ilgilendiriyor. Senin halin vaktin yerindedir kardeşim. Sen de tasarruf et. Çünkü yarın öbür gün kardeşlerine tasadduk edersin. Huzili gereksiz masraflar zaten sufilerin yapmaması lazım ama daha da sıkı tutsun herkes. Herkes eşine, çoluğuna, çocuğunu muhafaza etsin. Herkes eşinin, çoluğunun, çocuğunu tasarrufa yönelsin.

Herkes kadın erkek. Kimse uçmasın. Kimse uçmasın. Bu konuda çok ciddi bir uyarı yapıyorum. Herkes bu konuda dengini alsın. Ya benim halin vaktim yerinde. Kardeş benimki de yerinde. Merak etme. Herkesin yerinde. Tasarruf edecek herkes. Borçlanmayacak. Uzun soluklu borçlanmak yok. Işinize sahip çıkın. Orada alacağım var. Al kardeşim alacağını. Alacağını al. Bir yıl sonra hiçbir şey alamayacaksın. Alacağını al. Otuz bin lira maaşın var. Kardeş tasarruf et. Yeme. Harcama. Ayağını ona göre denk uzat. Söyleyeceklerim bu kadar ekonomik olarak. Siyasi olarak da her türlü melaneti işleyebilirler ülkenin başında. Herkes uyanık olacak. Gaza gelmeyecek. Galayana gelmeyecek. Ferdi fevri hareket etmeyecek.

Nerede Kur’ân ve sünnete bağlı vatanına milletine bağlı topluluklar var. Onların üzerinde iftiralar, yalanlar, dolanlar, tezgahlar döndürülecek. Bak döndürülebilir demiyorum. Döndürülecek diyorum. Döndürülebilir demiyorum. Döndürülecek diyorum. O yüzden herkes Kur’ân ve sünnet noktasında sıkı sıkı bağlı kalacak. Kendine ve arkadaşlarına dikkat edecek. Disiplinli davranacak. Galayana gelmeyecek. Yalana dolana gelmeyecek. Kim bir şey öğrenmek istiyorsa gelsin bana sorsun. Hukuk ise mahkeme kararları ile önüne koyayım onu. Hukuk ise. Yok diniyse gelsin kardeşim buraya. Ben Kur’ân ve sünnet tarihinde bütün âyet ve hadîsleri ona aktarayım burada. Hiç problem değil. Verilmeyecek hesabım yok benim.

Hem şahıs bazında hem yol bazında hem de siyaset bazında. Benim verilmeyecek hesabım yok. Ortadayım meydandayım. O yüzden bütün herkese söylüyorum. Zakirler, çavuşlar, herkes kendi bulunduğu yerde ona göre disiplinli davransın. Nahoş hareketlere, fevri hareketlere müsaade etmesin. Çok derviş toplama derdim yok. Böyle bir derdimiz de yok. Rüyasında gören gelsin. Hâlinde gören gelsin. İnanan gelsin. Biz adam toplamaya çıkmadık. İnsan toplamaya çıkmadık. Ne kadar kalabalık isek o kadar güçlüyüz. Öyle bir derdimiz yok bizim. Biz Kur’ân ve sünnet vatan ve millet için yoldayız. Geri kelan laf-u gaf. Bizim derdimiz bu. Ben 36 yıldan beri sohbet ediyorum. Bir günden bir güne birisi şunu diyemez. Ben bizden sohbet için 1 lira istedim.

Bitti. Kimseyle böyle bir derdim yok. Millet laf üretebilir. Hiç kimseye de borcum yok. Dergahında borcu yok. Benim de borcum yok. Borcumuz yok hiç kimseye. Alacağım var ticareten. Borcum yok. Kim diyorsa alacağım var. Gelsin buradayım kardeşim ya. Yıllardan beri söylüyorum. Yalana dolanana iftiraya gerek yok. O yüzden dikkatli davranıyoruz bundan sonra. Dikkatli davranıyoruz. Önümüzde çok parlak günler görmüyorum. Çok parlak günler görmüyorum. Tekrar tekrar söyleyeyim bunu. Bazen arkadaşlar soruyorlar bahara işler açılır mı? Açılmaz diyorum. Bakın tekrar söylüyorum. Önümüzde ticareten, siyasete, ticareten ve siyasete çok parlak günler görmüyorum. Açık ve net. O yüzden herkes disiplinli bir şekilde kendini muhafaza etsin.

Herkes çoluğunu çocuğunu muhafaza etsin. Korusun kollasın. Gençtir, yaşlıdır. Tekrar tekrar söylüyorum. Herkes çoluğu çocuğu da fazla harcıyorsa ona da frene bassın. Desin ki yavrum dikkatli ol bundan sonra. Harcama fazla. Kadınlar ve erkekler birbirlerinin velileridir. Birbirlerine uyarsınlar. Birbirlerine uyarsınlar. Herkes disiplini bırakmasın. Cümlemizi Cenâb-ı Hak affetsin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Sarık (İmâme) Sünneti ve Sarıkla Kılınan Namazın Fazîleti: Hadîs-i şerîf «salâtün bi-imâmetin tefdulu sebîn salâten bi-gayri imâmetin» (Sarıklı kılınan namaz sarıksız namazdan 70 kat daha üstündür) — Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr 4/175; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 4/295; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/536; Hz. Peygamber’in sarığı (siyah, beyaz, kırmızı varyantları) — Müslim, Hac 451; Buhârî, Libâs 16; Ebû Dâvûd, Libâs 22 (4079); İbn Mâce, Libâs 14 (3584); Tirmizî, Libâs 9 (1786); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/363; sarığın «müslümanın alâmâtü’l-fârikası» olduğu — Aliyyü’l-Kârî, Mırkâtu’l-Mefâtîh 8/271; «el-imâmetü hicâbu’n-nâr» (sarık ateşten engeldir) — İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk 14/268.
  • Haydariye (Sûfî Cübbesi) ve Hz. Ali Efendimiz: Haydariye tâbiri «Haydar» (Hz. Ali’nin lakabı) sıfatından gelir — sûfîlerde miras gelen kıyafet — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Yûnus Emre, Dîvân («Aldım abdâl hırkasını»); Şâbân-ı Velî gelenğinde haydariye — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Hz. Ali’nin Hayber savaşındaki cesâreti — Buhârî, Cihâd 102; Müslim, Fedâil 32; «Lâ feta illâ Aliyy, lâ seyfe illâ Zülfikar» — İbn Hac er, el-İsâbe 4/265.
  • Allâh’a Âşık Olmak — Âl-i İmrân 3/31: «Kul in küntüm tuhibbûnellâhe fettebiûnî yuhbibküm-Allâh» (De ki: «Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin») — Âl-i İmrân 3/31; Taberî, Câmiu’l-Beyân 3/239; İbn Kesîr, Tefsîr 1/495; «mâ kâne sebebe muhabbeti’llâh-i illa’ttibâu’r-Resûl» (Allâh sevgisinin sebebi Resûlüne ittibâdan başkası değildir) — Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/15; «hubbu’llâh ve hubbu’l-Resûl» — Mâide 5/54; Hadîd 57/27 (mahabbet); İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 30. mektûb; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, bâbu’l-mahabbe.
  • Tesettür ve Sakal Sünneti: Tesettür hudûdu — Nûr 24/30-31; Ahzâb 33/59; «el-mer’etü avretün» — Tirmizî, Radâ 18 (1173); İbn Mâce, Fiten 19 (3920); modern tar-z-ı «kapalı ama dar elbise» eleştirisi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; sakal sünneti — Buhârî, Libâs 64; Müslim, Tahâret 53-56 (259-261); Tirmizî, Edeb 18; «vefeerû’l-lihâ» (sakalları uzatın) — Buhârî, Libâs 64; «kimliğin alâmeti» olarak sakal — Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ; sünnet kıyafetinin sosyal manası — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hristiyanlık Tarihi ve Nevşehir Yer Altı Şehirleri: İlk Hristiyanların Yahudî zulmüne mâruz kalışı (MS 30-313) — Eusebius, Ecclesiastical History; Roma İmparatoru Constantine ve Mîlân Fermânı (MS 313) — Henry Chadwick, The Early Church; Kapadokya yer altı şehirleri (Kaymaklı, Derinkuyu, Özkonak) ilk Hristiyanların sığınağı — Ömür Bakırer, Selçuklu Öncesi Mimarlığı; Spiros Vryonis, The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor; Erkan Yurdakurban, Kapadokya Yer Altı Şehirleri; Nevşehir’in (Muşkara) Cihâr Imrân Paşa tarafından kurulması (1727) — İdris Bostan, Osmanlı’da Nevşehir; Cumhuriyet Tarih Atlas Kurulu, Türkiye Tarihî Atlas.
  • Zikir İlim Bütünlüğü ve İlmin Mü’mine Yetkinliği: «hel yestevillezîne ya’lemûne ve’llezîne lâ ya’lemûn» (Zümer 39/9); «innemâ yahşa-llâhe min ibâdihi’l-ulemâ» (Fâtır 35/28); «utlubû’l-ilme» (İlim talep edin) — İbn Mâce, Mukaddime 17 (224); Tirmizî, İlim 17 (2647); Buhârî, İlim 10; «câhilden Müslümana selâm» — Furkân 25/63; tefsîr ehliyeti — Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/124; Süyûtî, el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân; Zerkeşî, el-Burhân; helâl-harâm bilinci — Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107.
  • Aydınlanmanın Tasavvufî Tefsîri vs. Modern Aydınlanma: «şerh-i sadr» (kalbin İslâm’a açılması) — Zümer 39/22; Tâhâ 20/25 («rabbi’şrah lî sadrî»); Şerh 94/1-3; «zikrullâhın nûru» — Nûr 24/35 (nûr âyeti); Hadîd 57/12-13 (mü’minlerin nûru); modern aydınlanma eleştirisi — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Cevdet Said, Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları; Roger Garaudy, İslâm ve İnsanlığın Geleceği; Fransız Devrimi (1789) eleştirisi — Edmund Burke, Reflections on the Revolution in France.
  • Irkçılık Reddi ve Osmanlı Ümmet Bilinci — Gelibolu Şehitleri: Vedâ Hutbesi’nde ırkçılık reddi («Arabın Acem’e, beyazın siyaha üstünlüğü takvâ iledir») — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/411; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/132; Hucurât 49/13; Çanakkale Savaşı (1915-1916) ve Gelibolu şehitleri — Türk Tarih Kurumu, Çanakkale Savaşları; Ahmet Tetik, Gelibolu Şehitliği Kayıtları; Osmanlı askerî kaytlarında çok-etnikli ümmet — Yücel Özkaya, Osmanlı Sosyal Yapısı; «el-müslimûne ihve» (Müslümanlar kardeştir) — Hücurât 49/10; Şemsi Efendi Okulu (Selânik) — Osmanlı Devleti’nde modern eğitim hareketi — Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlılar ve Bilim; Sabbatay Sevî hareketi (Selânik kökenli) — Marc David Baer, The Dönme; Cengiz Şişman, The Burden of Silence.
  • Buğz Etmemek ve İslâmî Sosyal Dışlamanın Sınırı: «yâ Eyyühe’llezîne âmenû ictenibû kesîran mine’z-zann» (Hücurât 49/12); «buğz fî Allâh» — Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme 60 (2521); Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 67 (43); «hubb fî Allâh» — Ebû Dâvûd, Sünnet 16 (4681); Tirmizî, Birr 53 (1965); duâ ile ilgilenmek vs. dışlamak — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Hayrettin Karaman, İslâm’da İnanç İbâdet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi.
  • Aile İdaresi ve Ekonomik İhtiyat: «Kâdîn ve erkek birbirlerinin velîsidir» — Tevbe 9/71 («ve’l-mü’minûne ve’l-mü’minâtu ba’duhüm evliyâü ba’d»); Nûr 24/32; «velâyetü’l-zevc-i ve’z-zevca» — İbn Kesîr, Tefsîr; Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; «infâk» dengeli olmalı — Furkân 25/67; İsrâ 17/26-27; ekonomik ihtiyat — Buhârî, Buyû’ 16; Müslim, Müsâkât 107; aile bütçesi — Hayrettin Karaman, Helâl ve Harâm.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Tevekkül, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı